1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında


  • noimage


    Dedim ya saat belki de gecenin 01,00 ' i neden rahatsız ediyorsunuz, uyuyorum görmüyor musunuz? Rüyamda bana bir oyuncak verdiler adı da internet daldım oynuyorum işte hem de çok güzel yapmam gereken işleri unutturuyor bana. Birde elime mükemmel, kameralı bir telefon verdiler saatlerce konuşmada bedava, müzik bile çalıyor ne güzel değil mi? Beynimi uyuşturuyor belki de en kısa zamanda beyin tümörü yapacak bende inanamıyorum enteresan değil mi? Müzikleri o kadar güzel çalıyor ki, dinlerken kendimden geçiyorum yolda yürürken aynen bir hayalet gibi yanımdan babam geçse tanımam. Kimseye selam bile vermiyorum bambaşka bir dünya verdiler bana. Hayaller kuruyorum ne güzel yepyeni arkadaşlıklar, internet ne güzel bir şeymiş. Ne gerek var mahalledeki arkadaşlıklara açıyorsun sohbet kanallarını dünyanın bin bir yerinden. Zencimi, Arap mı, Amerikan mı ne olduğu belirsiz arkadaşlıklar ne güzelmiş. Hem de dinimi özür dilerim yanlış yazdım, dilimi geliştiriyorum.
    Kısın şu yabancının elinde olan Türk kanalının sesini rahatsız ediyorsunuz beni, şimdi adı Türk' le başlayan fakat yabancının olan telefonumla arayacağım polisi göreceksiniz, şuanda rüyamda yine yabancı bir ülkenin olan Kuşadası limanında geziyorum kendi Vatanımmış gibi. Yine yabancı bir ülkenin olan finans kurumundaki paralarımın faizini rüyalarımda yabancı bir ülkelinin elinde olan İzmir limanımızda, yok, yok resmen İngiliz köyü olan Fethiye' de yiyorum.
    Rahatsızlık veriyorsunuz bana, elimden gelse hiç uyanmayacağım, böyle iyi benim hayatım. Bana ne tarihten, eskiden atalarımız hata yaptıysa beni ne ilgilendirir. Eskileri okuyup kafamı ağrıtamayacağım. Başka milletler ağrıtıyor da ne oluyor, toprak sahibi oluyorlar, ya da bazı ülkeleri sömürüyorlar. Hani bir ülkenin atasözü var ya bizim atasözümüz gibi olmuş artık " bana dokunmayan yılan bin yaşasın". Ondan diyorum bana dokunmayın uyuyorum ben.
    Nasıl olsa her şey elimin altında, rüyadayım, istediğim karşıma geliyor benim, çiftçiliği de bıraktım artık, bedavaya teşvik pirimi veriyorlar. Erkenden kalkıp ürün kaldırıp pazarlamayla mı uğraşacağım. Var mı benim gibi rahat kimse de? uyandırmayın kardeşim beni, yarın işim yok nasılsa. Erkenden kalkıp bin bir çeşit kahvaltımı hazırlayacağım sanki. Ben hayat şeklimi değiştirdim artık, öyle kahvaltı hazırlamak yok; ısıtıyorum süt tozundan yapılmış GDO' su değiştirilmiş sütü atıyorum içine mama gibi şeyler var ya kıtır, kıtır tamam dakikalık iş. Öğleyin de ayaküstü şeyler hani çiğ etten yapılan bir şey var, parazit oluşmasını sağlıyor. Onlardan koyuyorum ekmeğimin arasına, birde açıyorum içine ne katıldığını bilmediğim mide rahatsızlığı yapıyor ya hani o içecekten deymeyin keyfime. Öf, öf rahatsız etmeyin kardeşim uyuyorum burada.
    Ne yapacağım okuyarak, uzaya mı çıkacağım sanki, millet çıktıda ne oldu. Veriyoruz parasını bizim uydularda çıkıyor oraya. Paramız çok baksanıza bize borcu olmayan bir Ülke var mı? Onlardan alacaklarımızı toplasak bir Osmanlı Devleti Kurulur ardından Selçukluları da kurarız. Onun için diyorum ya uyuyorum ben, sizde uyuyun bence, hiçbir şey duymuyorsunuz böyle. Uyumaya devam, iyi uykular herkese. Saygılarla.

    Çetin KORKMAZ

#20.09.2010 20:58 0 0 0

  • noimage


    Hepimiz hatırlarız böyle bir şarkı vardı, hemen nakaratı dilimize dolandı bile değil mi?
    Kafamız bozuldu depresyondayız, paramız yetişmedi depresyondayız, istediğimiz bir şey olmadı depresyondayız, sınava gireceğiz depresyondayız, iş stresi ona keza depresyondayız. Var mı bunun sonu her şeye için depresyondayız işte.
    Gerek görsel basın, gerekse yazılı basın onlar yetmedi şarkılar derken hafızamıza yerleştirildi bu kelime. Hani birine kırk kez deli dersen deli olurmuş ya aynen böyle işte. Depresyondayız derken hakikaten depresyona girdik hepimiz.
    Etrafınıza bir bakın anneniz, babanız sizin çocukluğunuzda hiç sıkıldık diyorlar mıydı, şimdi ise sıkıntıları çenelerine vurmuş. Eskiden diyerek başlıyorlar söze.
    Bu kez kendinize bakın, şu yaşınıza kadar çocukluk döneminde karpuz kabuklarıyla araba yaparken, lastik ayakkabıyla kum taşırken sıkılmıyordunuz. Elinize son model cep telefonu, Internet vermişler ve sıkıldık diyorsunuz.
    Bir de çocuklarınıza bakın, daha parmak kadar çocuk lunaparka gitmediği gün anne, baba ben sıkıldım yapacak bir şey yok diyor değil mi? Elinin altında Internet, kitap ve son model cep telefonu olduğu halde.
    Günümüzde yaşam sitilimiz değişti artık diyenlerini duyar gibi oluyorum. Tabii değişti uzay çağındayız artık, milletin kağnı ile yolculuk yaptığı devirler çoktan geçti bunu hepimiz biliyoruz.
    Lakin insanoğlu değişmedi, beynimiz değişmedi, düşüncelerimize engeller yok hala daha. Ve teknoloji ardından bunca kaynak, düşünce yapımızı geliştirdi bile. Olumlu bunca şey varken biz olumsuzlukları örnek alıyoruz. Önceden bu kadar okunabilecek kaynak mı vardı, her aklımıza geleni bu kadar rahat bulabiliyor muyduk. Ders alabileceğimiz onca kaynak var ki elimizin altında biz depresyona girmeyi tercih ediyoruz.
    Kısa bir hikaye ile son vereceğim köşeme:
    Ergenlik dönemine giren delikanlıya ailesi ergen eğitimi içerikli bir kitap hediye eder. Delikanlı kitabı okur ve o kadar etkilenir ki, kitabın içerisinde yazılı olan anne, babaya bağırmayı, agresif hareketler yapmayı benimser.
    --- Baba : Oğlum bu kitabı okudun ama sen çok kötü hareketler yapıyorsun.
    --- Oğul : Ama baba kitapta ergenliğe girenler bu hareketleri yapabilir diye yazıyor.
    --- Baba : Yapabilir yazıyor değil mi? Yapar demiyor. Oysaki bu kitapta yanlış hareket en fazla 10 (on) tane var sen bunların hepsini aldın ve uyguluyorsun. Bu kitapta belki 50 (Elli) tane olumlu hareket var hiç birini uygulamıyorsun. Der.
    Olaydan da anlaşılacağı üzere hep işimize geldiği gibi, en basit hareketleri ve düşünceleri sergiliyoruz hayatımızda. Mantıklı ve biraz yorucu olanlar uzak kalıyor nefsimize. İşte ondan sonra da hoş geldin Depresyon diyoruz.
    Saygılarımla.


    Çetin KORKMAZ

#20.09.2010 20:53 0 0 0
  • noimage



    İlimizin herkes tarafından bilinen ve herkes tarafından gezilen parkında geziyorum geçenlerde. Önümden bir çocuk bisikletiyle gidiyordu, güvenlik görevlisi çocuğu durdurup " yavrum park içerisinde bisikletle dolaşmak yasak" dedi.
    Bu cümle birden bana şunu hatırlattı.
    Bu şehirde bisiklet yolu var da o yüzden mi park içerisinde bisiklet sürmek yasak acaba dedim kendimce. Ama bakıyorum koskoca şehirde bisiklet yolu yok, zaten kaldırımları zor yapmışlar, bisiklet yolunu nasıl yapsınlar değil mi?
    Bisiklet kullanacak olan çocuklarımız ve bizler ancak kaldırımlarda bisiklet kullanabiliyoruz. El ele yürüyen iki kişinin zor sığdığı kaldırımlarda, köpek gezdiren insanların arasında yürümeye çalışıyoruz.
    Parkta bisikletinden indirilen çocuk aldı eline bisikleti ve yürüyerek bisikletini taşımaya başladı. Aradan iki dakika geçmeden önümde köpeğini tasmasıyla zor zapteden bir adam gördüm. Allah muhafaza köpek ipini bir koparsa başta ben olmak üzere etrafındaki insanları parçalayacak. İnsanoğlunun bisiklet bile süremediği parkta köpekler cirit atıyor. Abartmıyorum bizim oturduğumuz çimlere tuvaletlerini yapıyorlar ve bizlerde gezmeye gittiğimiz parkta köpeklerin tuvaletlerini yaptığı ağaçların altına oturup piknik yapıyoruz.
    Ne güzel değil mi, insan gezinme alanında, çocukların oyun sahalarında köpekler geziyor. Onların tüyleri, artıkları bizi sanırım sağlıklı toplum yapmakta.
    Yetkililere sesleniyorum: hijyen kurallarına dikkat edelim, bisiklet yolu yapalım, hayvan gezdirme alanları yapalım, ne kadar aşılasak ta başıboş köpekleri sokaklarda barındırmayalım, onlara barınma alanları yapalım.
    Size konu ile alakalı yaşanmış çarpıcı bir örnek vereyim: Yaşadığımız şehirde bir öğretmen sabah mesaisine, okuluna gitmekteyken, şehrin orta yerinde başıboş gezen bir köpeğin saldırısına uğradı. Hastanede gördüğüm öğretmenin baldırı paramparçaydı. Bu öğretmenin suçu işine yürüyerek gitmek miydi? Bir ilde şehrin orta yerinde yaşanacak bir olay mı bu? Aşılı aşısız ne fark eder, ne işi var caddelerde köpeklerin, kulağına küpe takılmış köpekler insanları korkutmuyor mu?
    Doğal yaşam isteyen arkadaşlara duyurumdur, illa doğal yaşam istiyorsanız şehir de yaşamayınız. Sözlük anlamına bakarsanız şehir yaşamının ne olduğunu anlayacaksınız. İnsan haklarını okursanız, kendi sevdiğiniz yaşam tarzını başkalarına benimsetmemeyi öğreneceksiniz. Siz seviyorsanız zürafayı evinizde besleyiniz mutlaka dışarı çıkaracaksanız doğal yaşam alanlarına götürünüz. Mesela ben de inek yetiştiriyorum oda evcil bir hayvan ve tasmasını takıp caddelerde gezdirmiyorum.
    Ben şehirde yaşıyorum, ailemle beraber korkusuzca, özgürce gezmek istiyorum ve bisiklet sürmek istiyorum dağda mı yaşamam lazım ya da köpek mi olmam lazım.

    Saygılarımla.

    Çetin Korkmaz
#20.09.2010 20:51 0 0 0
  • Konu: Tümceler

    noimage


    Bir merdiven çizdim düşümde, ilk basamağına hayatı, diğerlerine hayallerimi çizdim. İlkinden diğerlerine ne kadar kolay çıkış olsa da her seferinde başa döndüm. Neydi hayallerim? Sırılsıklam Aşık olmak mı? Ölesiye sevdalanmak mı? Yoksa sevdalı olmak mı?

    Her birine umutlarla saldırdım. Gördüm ki her defasında sonuç, İlk basamağa dönüş oluyordu.

    Aşk Bıçak Sırtı Gibidir Aslında, ne etsen kanar bir tarafın. Her seferinde tamam desende Yüreğin benliğine, Gurur mantığına yenik düşer.
    Aşk Bıçak Sırtı Gibidir Aslında, Avuçlarında hala sıcaklığı ve gözlerinden ayrılmayan gözleri kalsa da yüreğinde, sana düşen kendi yoluna dönmektir.

    Aşk bıçak sırtı Gibidir Aslında, Her gece mehtaba çıksan, dönülmez akşamların ufuklarında dolaşsan ve gönlün sarhoş olsada yıldızların altında, İlk basamak bekliyor olacak; Her defasında

    Çıkmaya çalıştığım her basamak yüreğimin gizli odalarını bir bir sahraya çevirdi, bunu anladığımda bir de baktım ki, Aşk Hala Bıçak Sırtında ve Kanadıkça Kanıyorum

    Nevin Korkmaz

    2008
#20.09.2010 20:47 0 0 0

  • noimage


    Ömrün ikindisinde bir ayrı çarparmış yüreğin, Güneşin doğuşu böylemiydi, her yeni güne şarkılar bestelerdi kuşlar, ömrün baharını kuş cıvıltıları karşılardı, hayatın girdabında geçerdi zaman, oysa şimdi vakit ikindi, gün ihtiyarladı.
    Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi, Güneş solgun, gül kokulu goncalara bırakıyor rengini, güneşin süzüldüğü gibi ikindiye gidiyor ömür, tenin soluyor kurumuş güller gibi, yokuşu tırmandığın zaman, döktüğün terler ömrün yarısında yokuş aşağı inerken ruhunu serinletiyor.

    Bir bahçe gördüm düşümde, küçük bir ırmağın çevrelediği, toprağı sevinç zerreleri dolu, boynu bükük papatyaların, hüzün kokulu lalelerin, gül kokulu goncaların, kuşların, gelecek bir damlaya hasret bekleştiği güzel bir bahçe, tıpkı cennet gibi Derken öyle bir yağmur yağmaya başlar ki, unutulmuşluğun her damlasında ayrı bir özlem ve nur damlacıkları düşer toprağa.. Bahçeye giren her insanın gözleri coşkuyla parlıyordu. Hiçbir çirkinliğin giremediği, akla gelen her güzelliğin var olduğu, sonsuzluğun habercisi muhteşem bir bahçe

    Ömrün baharında ektiğin çiçeklerin kokularını ikindi vakti koklamaya başlarmış insan, ve ardından sürüklediğin hayallerinin ipleri ile kesilmiş yüreğini, onarırmış zaman.

    Oysa şimdi ikindi vakti ömrünün, zamanın hükmü ağırlaşıyor dizlerinde, şimdi anlıyorsun yokuş aşağı indiğini, dalından kopmuş bir goncasın artık, hoyrat bir rüzgarın ellerinde, tutunacak bir dal arıyorsun, şimdi akşam, bilki ömrünün akşamı,ve ardında bıraktığın tek şey yaşadıkların. Güneşin saltanatı bitti, ışıkları tükendi ufukların, rengarenk çiçeklerin yerini kızıl gölgeler aldı, bir mezarın taşı hatırlayacak seni, belki o da unutacak.

    Tenin deydiğinde yere, ıslanmak mı yoksa toprağa karışmak mı anlamlı olan,

    Nevin Korkmaz

    19/09/2010
#20.09.2010 20:43 0 0 0
  • BaL Böcüğü___DİDEM__FeRDaa...

    Sevgili arkadaşlarım teşekkür ederim bu güzel kutlamarınız için,sizlerede sağlık ve huzur içerisinde bir ömür dilerim..

    cay_guzeli:

    Canım arkadaşım çok teşekkür ederim bu güzel kutlaman için.Sanada nice seneler dilerim..

    byHaktan:

    Haktan sevgili arkadaşım,dostum..Seninde bu güzel tebriğini görmek mutlu etti beni sağolasın...Bende seni tanımaktan mutluyum ve iyi ki tanımışım.Herşey o koca sevgi dolu yüreğince olsun .Teşekkür ederim sanada..


    Nerqish:

    Canısı Nergizim sanada çok teşekkür ederim bu güzel tebrik için..Allah senide sevdiklerinle bir ömür boyu mutlu kılsın canım..
#20.09.2010 15:26 0 0 0
  • NEHİR...

    Canım arkadaşım sanada çok teşekkür ederim herşey için.Tanıdığım günden bu yana hep bana yardımcı olup destek oldun yanımda oldun yüreğin ve yardımlarınla;sağolasın canım...

    Kuşları çok severim ve emin ol bugün her gördüğüm kuşta aklıma geliceksin...:)

    Herbiriniz sağolun harika insanlarsınız.Herşey gönlünce olsun Nehir'cim çok teşekkür ederim canım..

#20.09.2010 10:38 0 0 0
  • bugulu-gözler__NarCicegi__TerribLe-Türk___Ay Kız__HaSaN

    Sevgili, değerli arkadaşlarım bu güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim herbirinize...Herşey gönüllerinizce olsun..
#20.09.2010 10:12 0 0 0
  • ŞAYESTEM....

    Şuan hayatımda sayılı anlardan biri benim için...
    Ağlayarak yazıyorum.Hani boğazın düğümlenir nefesin durur...Çok çok duygulandım canısım..Okulların açıldığı bugün bana bu çok mutlu anı yaşattın ;Allah'da seni çok mutlu huzurlu kılsın Şayestem.

    Bugün çok duygulu olduğum bir gündü ve senin bu harika hiç beklemediğim anda ki hazırladığın muhteşem sayfa;kutlama ile beni çok çok mutlu ettin canım...

    Benim için eşi nadiri zor bulunan bir dost,kardeş,insansın.Allah'ım seni burda karşıma çıkardığı için şükrediyorum.İyi ki varsın canım bacım.Çok güzel yüreğini sevgini dökmüşşsün bu sayfaya.Tek kelime ile ''HARİKA'' Olmuş diyorum bacım...

    Güzel yüreğin,inceliğinve ruhunun aynası olmuş adeta sayfa.Canı gönülden tekrar çok teşekkür ederim canm..Allah senide ailen ve sevdiklerinle nice sağlık huzur dolu günler nasip etsin.

    Geriye baktığımızda ''KEŞKELERDEN'' Uzak ''İYİKİ''dediğimiz anlarla dolu bir ömür dileğiyle herkese canım...

    Seni çok seviyorum güzel bacım...

#20.09.2010 10:07 0 0 0
  • Konu: Hayatım
    Karamsarlık sarmaşıkları dolamış umutlarını, çıldırıyorsun. Nemli bir gecenin efkarında yapayalnız bir masanın hüznündesin. Ruhun daralmış, incinmiş, terk edilmiş, sokak köpeği gibi zavallı kalmışsın acıların kelepçesinde... Çıldırmak dolaşıyor damarlarında. Beynin efkar nikotiniyle zehirleniyor. Mutsuzsun, yalnızsın, kimsesizsin. Çok sevdiğini, çocuğunun annesini öldüren adam gibi çaresizsin. Bu ağır pişmanlıkla efkar mahpusluğunun nemli hücresindesin.

    Karanlık yollarda yürüyorsun. Korkuyorsun. Bu yalnız yol nereye çıkar ?Bu karanlık sokaklara güneş doğar mı? Kimse sana cevap vermiyor değil mi?
    Bu felaket sevdaları, muştularla bitmez mi? Bu yürekte ıhlamur sevdalar kokmaz mı? Bu ekmek korkusu tükenmez mi? Ah ulan efkar, şişe değilsin ki seni duvara patlatayım! İçimde, umudumda, annelik hayat mücadelemde havai fişek gibi renk renk patlarsın. Annemin hayat mücadelesi takılır, bu küflenmiş, bir hiç hayatımın pişmanlığına. O hırçın zamanın hırpaladığı, ama yenemediği o güçlü kadının oğlu, bu yalnız, sefil, onursuz hayata yenildi. Yüzüne tüküreyim!
    Biliyorum ki, her yalnız batan güneş, bir adım daha beni kimsesiz ölüme yaklaştırıyor. Bu bana koyuyor işte. Turuncu akşamları bundan sevmem. Ağlarım dağların turuncu aşkına. Biliyorum ki bu vicdansız günahlar, ekmeğimi, gülüşümü, can bildiğim sevdamı çaldı. Ah ulan günah, can değilsin ki alnına bir şarjör boşaltayım!
    Hayat, seni böyle perişan ve korkak yaşamak istemezdim. Seni hayat, yeni doğan bir bebeğin yaşam sevinciyle kucaklamak isterdim. İç Anadolu Mavi Treni gibi, hüzünleri, kavuşulamayan sevdaları, bölüşülemeyen ekmekleri, katilleri, pişmanlıkları, şehitleri taşımaktan yoruldum. Bu yürek mezar taşı olmaktan bıktı. Ya adsız Kasabası'nda, Ya Akşehir Garı'nda, ya da musallada bitmeli bu efkar yalnızlığının yolculuğu...
    Yıllar nasıl da öyle bir hiçlikle bitiverdiniz. Ah sevdalar ,nasıl da beni bir savaş şehri gibi darmadağınık bırakıp, mutlu şehirlere gittiniz. Evlendiniz, eşinizle kavga ettiniz. Çocuklar büyüttünüz. Bir efkar cigarasında, sizi hayatsız kalacak kadar seven bu yalnız adamı hiç düşünmezsiniz, bilirim.
    Sırtımda onca yılın kimsesizliğinin, pişmanlığının, ekmek kavgasının, günahla boğuşmanın o ağır vebali vardır. Ben bu vebali taşımaktan yoruldum. Her gece yalnızlık bıçağı ile kendimi öldürmekten usandım. Ama biliyorum hayat beni sevmeyeceksin.Bir annenin hasta çocuğunu öpmesi gibi, yalnızlık müptelası bu adamı öpmeyeceksin.
    Ayaklarım bu kimsesiz cenazeyi taşıyamıyor.Etini satan bir kadın gibi düşersen hayatın yüzsüzlüğüne, biliyorum elimden kimse tutmaz. Çöp parçası gibi ayaklar altında ezilirsin. Sonra bir şehir çöplüğünde unutulur gidersin. Adam gibi bu memlekette yaşanmaz. Şerefli ile şerefsizi karıştırsın.
    Gidenler, bir cenaze gibi ağlatarak, yaralayarak gitmiştir. Bekleme boşuna, ıhlamur kokulu kadınlarını, kapının ziline basmayacak hiçbiri yalnızlığında. Pişmanlık bir kurt gibi kemirir seni, heba ettiğin ömrün bir kere daha ölür. Zaman gelir ki, yaşam suyu çekilmiş Afrika topraklarında kuruyan ağaç gibi olursun. Dallarında pişmanlıkların çaputlarını taşırsın. Leş kartalları konar dallarına...
    İçine kurt girmiş bir çınar gibi bitirdin kendini, hiç acımadın çocukluğunun nar çiçeğine. Böyle sefil, kimsesiz bir adam mı olacaktın? Bu sefil adamın çocukluğu böyle bir yaşamı hiç hayal etmemişti. Sen hayallerine de ihanet ettin.
    Tövbe ettin günahlara, yüreklerde umut haccına çıktın. Yalnızlığı taşladın. Sevdalara hacı oldun. Ama, sevda kuşu konmadı yüreğinin kuruyan dalına... Sen hep günahkar kaldın. Neden yaptın, yaşamayı neden öldürdün, demeyeceğim. İnsan bile bile kendini, sevgisini öldürür mü?
    Kim bilir kaç yıl yalnızlıktan zehir yedin?
    Kim bilir kaç bahar sevgisiz yas tuttun?
    Kim bilir, sevdiğin kadının başka şehirlerde sevişmesi ne acıdır?
    Kim bilir güz efkarlarında kaç cenaze yıkadın?
    Bu acıları, çıkmaz cinnetleri kimse bilmez işte!
    Yalnızlığı yaşayan, acıyı çeken bilir..
    Yakamozların yıkadığı sahillerdeki balıkçı tekneleri gibi, kimsesizliğe çilingir sofrası olursun. Zaman gelir, cinnet geçirircesine giden kadınlarına ağlarsın. Zaman gelir, ne olacak bu hayat sorusuyla ekmek -soğan tükettiğin gecelere yanarsın. Gün gelir, içine ölümün tohumu düşer. Kalmak için bir el bulamazsın.
    Tutunacak nedenlerinden yoksun günlerinde, kaderinle, gidenlerinle, sevmeyenlerinle hırpalandın. O zor günler geride kalmış gibi sevinmiyorum.

    Zor günlerdeyim. Hüzünden, ekmek kavgasından hastayım. Bir tas çorba kaynatacak insansızlıktayım. Hayat korkuları sarmaşığı sokağında çocuk yüreği ile yürüyorum. Felaket yıldırımı ne zaman üzerime düşecek diye bekliyorum. Ansız korkulardan, kaybedilen sevdalardan yoruldum. Artık sevmek istemiyorum.
    Asılsız ihbar tadı beklentimde,gece ağladığımda anladım içimdeki beni,
    Sanmayınki hayatla kavgam yeni.
    Bir iplik kadar yaşamım var. Biliyorum.
    Vasiyetimdir aynı zamanda savunmam işte yazıyorum..
    Aşkın,hayatın,sevginin,saygının,sadakatin,ve bir insana yakışan tüm vasıfların,
    TELİF HAKLARINI DEVREDİYORUM SİZE,
    ASLI GÖRÜLMÜŞ VE BİZZAT TARAFIMDAN YAŞANMIŞTIR,
    YÜREĞİMDEKİ ACIYLA,ŞAKAKLARIMDAKİ AKLA, SABİTTİR..
    EYVALLAHHHHHHHHH

    21-09-2006

    Mehmet Melih Taycan
#19.09.2010 23:52 0 0 0

  • noimage



    Sevmek kabiliyet ister,yetenek ister,yürek ister be usta,kolaymı içinde taşıdığın koskocaman bir yüreğin ağırlığına aldırış etmeden,üzerine başka bir yüreği oturtmak.Gönül sarayının krallığından feragat edip,oraya bir sultanı yerleştirmek.Sevmek onu geçmişini kabullenerek,acılarına ortak olarak,yaralarını iğrenmeden,gücenmeden en derinine kadar inip temizlemek ve sarmak,asla yapmayacağın yalnışları yapmış olmasına rağmen yalnışları geçmişte bırakıp doğrularınla dolu yepyeni bir yaşam başlatmak.Geçmişini,aşkını unutamadığını söylesede,güç toplaması için gün olurda o aşkın karşısına dikildiğinde dimdik ayakta durabilmesi için ona akıl vemek,başkası için dökülen gözyaşlarını ellerinle silmek hemde kendi yaşlarını belli etmeden.Onu mutlu etmek için çırpınmak,çabalamak hemde takdir görmeden,hayatında yaşamadığı şeyleri ona yaşattığını onun ağzından bilmek ama o dudaklardan bir seni seviyorum sözünü duyamamak,onu kaybetmemek uğruna hayatın boyunca kabullenemeyeceğin şeylere eyvallah demek,kıskanmak ama bunu belli etmekten çekinmek,başka insanların varlığından rahatsız olmak,bu rahatsızlığı belli etmek ve yinede susmak.Anlatayımmı daha usta,varmı dinlemeye sabrın,ben beni kaybettim,gözümün gördüğünü yüreğim,beynim kabullenmedi.Bir karanlığın içinde kendi yüreğimin ışığıyla aydınlanmaya çalışıyordum,günden güne içerdeki hava azalıyordu ve mum yavaş yavaş sönüyordu,hayat anlamsız yaşamaksa tatsız geliyordu,severken acı çekmek acıların en büyüğüydü.Sonra derler ya 'kul sıkışmadıkca,hızır gelmezmiş' birgün ansızın sevgili senin görüpte kabul etmediğin,gönlünde hep bir melek gibi canlandırdığın oysa şeytan olan o gerçek yüzüyle gelip kendini gösterdi,ihanetin çirkinliği yüzündeki bütün gülleri soldurmuş,karanlığın iğrençliğine bürünmüştü.Gördüm,duydum ve anladım.....Sözü fazla uzatmaya gerek yok,sevmek yürek ister,dürüstlük ister,fedakarlık ister,saygı ister,ben seviyorum demekle olmaz bu iş koyacaksın yüreğini ortaya,sileceksin geçmişi ve yepyeni bir sevdaya yelken açacaksın,hatalar insan içindir ama hatalarından ders almayıp onları yinelersen,karşınında seveninde yüreğini incitirsen bu sevmek deil düpedüz kullanmaktır.Kirletmeden sevin sevgiyi...




    Mehmet Melih Taycan
#19.09.2010 23:46 0 0 0

  • noimage


    Bir kelebeğin ömrüne sığsada sevdamız,saadetin sükutuyla gözlerine bakabildiğim,O bir gün bir ömür değil mi sevgili ?
    Yüreğini kanatan acıların vardı,sevmelerin sınırlarında,irdeliyordun karanlığı ürkek geleceğine...Eksikti bir yanın hep yarım kalmışların vardı,hep buruk bir acı dilinde...Yüreğin bir kadir bilmeze rehindi ıssız gecelerinde,isteyipte yapamadıklarının,pişmanlıklarının hüznü vardı yüzünde,gecelerinde yanarken yasaklı ateşlerin,kirpiklerin ayazda takılı kalmıştı,kimbilir kaç bitkin ayak izi vardı sana gelen yollarda bilmiyorum...O ayak izlerini unutturmaktı sana dileğim...

    Yıldızları gökyüzüne çoktan serpmiştim,sevmeleri yaşamış yüreğinin tıkanmışlığına çare arıyorduk.Verilmiş sadakanmı vardı bilmiyorum,ama akıyordum usulca yüreğine,gönlüne.Bir güneş gibi sana çevirmiştim bakışlarımı,nasiplenmeliydin ışığımdan,nasiplenmeliydin gözlerimden...Savaşamazdın korkularınla içinde kaybolan cesaretinle,cesaretindim senin.Ben umutla bakardım yıldızlara,seninse gözlerinde geçmişin acılarından kalan bir umutsuzluk..Sana gelmiştim sevgili,kirletilmiş hecelerini yüreğimin berrak suyuyla temizlemek,yumruklarla noktaladığın satırlarını düzeltmek için.Yaşadığın acılarla didik didik ettiğin yüreğini bırak ellerime hadi,sil yaşları akmasın gözlerinden,ben o gözlerine nöbetci bıraktım hayat ışıklarımı..Aynaya her baktığında umudum yansıyacak artık yüzüne,gözlerine...
    Yanan her gecenin,buğulanmış camına adımı yazıyorsan nefesinle,her gün doğumunada adımı yaz sabahlarında,üşümüş yüreğini ısıt içimdeki ateşinle,kelebek kanatlarından kuruyup gitsin yağmur dolu kara bulutlar,güneşin kıymetini bir ben bilirim ateşten biçilmiş gömleğimle,beni yaşamak için ölmek gerekmez sevgili...
    Bırak yaralarında ben kanayayım,ezerken karanlıklar yüreğini nur yüzlü yoldaşın olayım,akıp giden hayatın içinde...Gözlerimizde ışıklı bir cennetin aydınlığı,dilimizde en güzel sevda şarkıları,bilinmezliğin büyüsüyle güle oynaya gidelim kimsenin bulamıyacağı bir yere...

    Her sabah bana açılsın gözlerin,içine dolan sevgimle ölümsüzlüğü yaşamalı mecnun yüreğin,beni sevdiğin için açmalı gönlünde leyla çiçeklerin.İçimizde yaşattık diye sevdayı,sırf biz olduk diye kopmalı kıyamet,binlerce kez sönsekte yine yüzbinlerce kez bırakmalıyız kendimizi sevda ateşlerine..Öncesinde olamadım belki hayatının,sırf buna inat öncesiz,hesapsız,sorgusuz,korkusuzca sev beni ebediyete kadar.Kapıl rüzgarlarıma,vuslatına işaret olsun baharda ıslandığın yağmurlarım,uğurla sonsuzluğa bensiz geçen yıllarını göm yalnızlığını geçmişin topraklarına,dolarken damarlarına bana ait sevgim,yeniden doğ yepyeni umutlarınla gülüşlerine armağanım olsun yanağımdaki gamzeler.Ömrünün kaçıncı sayfasındayım bilemiyorum,yırt at benden önceki sayfalarını,yitip bitenlerden mazinin karanlık hatıralarından,uykularının karanlık rüyalarından kurtul..Ben varken gayrı ölüm bile ilişemez sana,canım siperdir canının yaşam savaşında,adını hece hece yazdım dört mevsime nefesimle,hece hece yaşatacağım seni korkma..Yüreğinde bir gurbet kuşu sakla sen,en güzel şarkılarını söyle sevdaya dair,unuttuğun yerde korkma ben tamamlarım nakaratlarını..Yeminim olsun ALLAH a..

    Dinle can kulağınla şimdi beni,yüreğinin çeyiz sandığında sakladığın şiirlerini savur sevdamın duruluğuna,fethetsin gönlünü gözlerimden yola çıkardığım sevda neferleri,gitmelerin acılarını biriktirdiğin yüreğini,gelmelerinin sevinciyle yıka kalmasın tek bir yıkanmamış zerresi,sen galibi ol yaşam savaşının,yüreklerimiz virane olsada mutluluklar uzak olsada aklımızda,umutlarımız aynı olmalı yarına dair..Umudun teknesinde yol alırken yarınlara,sabır taşlarını sök at yüreğinden şimdi.Sevda denizlerinin dalgasıyım ben bırak kendini enginlerime,tek şahidim martılar olurken,günahlarının teklifsiz kefilidir yüreğim..

    Bitirdim sözlerimi,tek bir kelime kalmadı içimde söylenecek,yinede seni anlatamadı aciz sözcüklerim,hangi söze,hangi kelimeye,hangi satıra sığarsınki sen yüreğimin yeminli sevdası..Anlatamasamda ben,sen anla veya anlamaya çalış beni,yokla bir içini,benimkisi sadece bir hatırlatma...Sırtladım seni,mutsuzluklarını,umutsuzluklarını yarına götürmek istedim seni ellerinden,yüreğinden tutarak...

    AMA OLMADI........


    Gidiyorum şimdi başı dik sevdamla,guruluyum taşısamda bir kara hançer sırtımda...
    Gidiyorum anla işte her gidişim sana,canımı canına sundum,ödedim kefaretimi günahlarınla..
    Gidiyorum her nefesine kurban olduğum,ben hakkımı helal ettim,sende helal et bana...


    MELİH 26-09-2007

#19.09.2010 23:41 0 0 0
  • Konu: Tümceler

    noimage



    Uzak bir şehri düşünürsün, hemde onun da senin gibi düşünmesini beklerken

    bu düşünce boğar seni ve aynanın derinliklerine götürür

    tüm kalabalıklar anlamsız gelir

    nerede duracağı belli olmayan bir otobüstesin sanki

    sıra sıra ter ve acı kokan insanlar dizilmiştir önüne

    bilmiyorsundur da artık düşlerini

    sadece o ve sen...

    ve de hayalde olsa şehrin donmuş görüntüleri...

    bilmiyorsundur, bildiğin tek şey o ve sen...

    Fatih Koseoglu
#19.09.2010 23:35 0 0 0
  • Bütün olumsuzluklara rağmen her zaman pozitif düşünmeyi yeğledi. Hayattan kopmadı. Yaşamak için kimseye boyun eğmedi. Yasal presüdürleri sonuna kadar zorlayarak, her zaman ileriye çıkmayı yeğledi.Böylece hakkını arayamayan, hakkına razı suskun,puskun zavallı kadın tiplemelerine inat,bu objeyi yok edercesine özveriyle didinip durdu.

    Kadının güç koşullarda bile çok şeyler başardığını;Kurtuluş Savaşındaki Şerife bacı,Nene Hatun ve sayısız kahraman kadınlarımızın olduğunu okumuş öğrenmişti.
    Şimdi her imkan varken neden onların yaptıklarının onda birini başarmasındı.

    Yattığı yatakta geceleri uyku girmiyordu gözlerine. Okula gönderilmemiş, "kız kısmı ne yapacak okuyup da;sevgilisine giz gizli aşk mektupları mı yazacak yosa ?" şüpheleriyle okulun yüzü bile gösterilmemişti. Gitsin köyün imamına ;eski yazıyı bari söksün, heç olmazsa ölülerimizin arkasından Fatiha bari okur" diye diğer kız çocukları ile birlikte köyün kadrosuz imamına gönderilmişti. Yaşıtlarına göre göze batan, göğüsleri kıpır kıpır eden alımlı bir genç kız olduğu için imam tarafından elle sarkıntılık yapılınca isyan edip babasının emirlerine karşı geldi.Baskıya boyun eğmedi.İçindekini gizlemedi. İmamın yüzsüzlüğünü açıkça anlattı. Ailesi, utanma belasıyla susup konuyu kapatmaya çalıştı. İşin içinde "namus " vardı.Böyle davranmak zorundaydı.Köy halkı duyarsa namusu kirlenecekti genç kızın.Babasının bu pısırıklığına; öfke duydu ,gizliden gizliye kin besledi.

    Köyden ilk gelen talipliye babası verimkar oldu, köyün sığırcısı topal Haydar'a.Direndi.Babasına isyan etti.İlk isyanıydı.Dayak yedi.Kanlar içinde kaldı.Yine de inadından taviz vermedi.Kararından dönmedi.Baskıcı kurallara karşı gelmeye başladığı için kendi ailesi tarafından şüpheyle izlenmeye başlandı.Babası;kızından için :

    Deli Ayşe! Diye çağrınca çok geçmeden köyde bu imaj yayıldı.

    -Deli Ayşe, aşağıda; deli Ayşe tarlada.Deli Ayşe eşeğiyle dağda.

    İstanbul'da işçi olarak çalışan gönül verdiği Seyit' e bayramın son günü bohçasını toparlayıp kaçtı. Kaçış o kaçış! Bir daha da köyüne dönmedi.

    Kocası Seyit, fabrikaya işçi olarak gidip gelmeye devam ederken, kendisi de boş durmadı.Memur ailelerin çocuklarına baktı.Dadılık,evlere gidip hizmetçilik yaptı.

    İlk çocuğuna hamile ve karnı burnunda olduğu halde; mahallede yapılan okuma seferberliğine katıldı. Bir yılda okuma yazmayı söktüğü gibi romanlar da okumaya başladı. Televizyondan izlediği Yaprak Dökümü filminin kitabını, zorla kocası Seyit'e aldırdı.Kocasının efelenmelerine boyun eğmedi.Ona hem karılığın alasını yaptı,hem de erkek gibi kadın olmanın ne demek olduğunu gösterdi.

    Siyasi çalışmalara ilgi duydu. Bir partinin kadın kollarında ilk kez yer aldı. Bölge sakinleri tarafından, çok kısa zamanda kadın delege olarak seçildi. Şansa asla inanmazdı."Çalışmak, çalışmak ve çalışmak" derdi.

    Yerel seçimlerde mahalle halkının da teşvikiyle muhtarlığa adaylığını koydu.İlk önceleri yadırgayanlar olsa da umursamadı.Kendisiyle birlikte beş kişi daha muhtar adayı vardı.Diğerlerinin reklamları,bastırdıkları afişlerle,kitapçıklarla kıyasıya yapılmış olsa da ,aşırı bir doğa tutkunu ve yeşili koruma sevdalısı olduğu için evleri tek tek dolaşarak yapacaklarını bizzat anlattı:

    1- Mahallemize kültür merkezi gelecek

    2- Bilgisayarlı kütüphane kurulması için kiralık yer bakacağım, internetten ülkenin her tarafından kitap bağışının yapılması için çalışacağım.

    3- Mahalleye sağlık ocağı getirtip, sağlık ihtiyaçlarınız için büyük hastanenin kuyruklarında kaybolmanızı önleyeceğim.

    4- Kadınlarımızın kocalarına güzel gözükmeleri için güzellik merkezi kurduracağım. Böylece kocalarımızın gözleri dışarıda olmayacak!

    5- Her şeyden önemlisi muhtarın mühür basma haracını yarıya indireceğim. Bir dahaki seçilmem de ise tamamını kaldırmış olacağım!

    Seçimlerde ezici bir çoğunlukla muhtarlığı kazandı.

    Bundan sonra onun adı:

    Kezban Muhtar oldu.

    İki dönemdir de mahalle muhtarlığını yürütmektedir. Vaatlerinin hepsini de yerine getirdi.Bu arada liseye kadar bütün diplomaları, dışarıdan imtihanlara girerek bileğinin hakkıyla almayı başardı.

    İdealinde; yabancı dil öğrenip önümüzdeki seçimlerde milletvekilliğine aday olmak, sonunda üyesi olduğu Kadınlar Partisi iktidara geldiğinde Sağlık Bakanı olarak koltuğa oturmak gibi emellerini sürdürmektedir.

    SEDA SU
#19.09.2010 23:28 0 0 0
  • Konu: Yanılgı

    noimage



    Düşünce yükünün ağırlığı bedeni ne kadar ezerse ve ayaklar bedeni taşıyamaz hale geldiğinde zihin doluyken,insanın kendi doğru bildiklerinin yanlış olduğunu görünce düştüğü ruh hali nedir bilir misin?
    Okuduğum dostluk hikayeleri,aşk romanları, şiirler yada o hüzünlü parçalar nasıl yazılır diye düşünürdüm.Oysa çıkmazlardayken yüreği insanın ve anlatamazken derdini kimseye,kendi eli bile el gibiyken satırlar dost olurmuş insana.
    Beni bu denli yıkan,efkarını sigaramın dumanına yüklediğim,yer yer solduğum ve hatta kuru yaprak misali kuruduğum.Her sabah bir hüzünle uyandıran,dimağımda adı yankılanan,sonsuzluğum derken sonum olanKimmiş kimin nesi bu bana ayrılık şarkıları dinleten,efkarlı şiirler söyleten.Bir şeyler yanlışmış yada eksikVe yine bir şeyler yalanmış,verilen sözler gibi.Hep benim aynım gibi yada bir diğer yanım gibi tanımaya çalıştığım insanlar yalancıymış,yüreğimdeki her kesiğin failini tanıdığımda anladım.

    İşte mutluluk,huzur,işte ve işte aşk dediğimHer yalnızlığımda açarak kollarımı delice sardığım,aslında kollarımın bir tek beni sarıdığını farkettiğimde başladı yaşam yenilgilerim.

    Çocukluk yıllarını süsleyen oyunlarından başka yetişkinlerin oynadığı aşk oyunlarını öğrendim her ne kadar ben oynayamasamda.Kocaman bir yanlılgıymış doğru dediğim şeyler.Ve ben hep buzdağının görünen yüzüne bakmışım,asıl yanılgıda buymuş zaten.Her görünen yüzün altında yüzlerce surat yatıyormuş,oysa insanlar her insana farklı maskeyle yaklaşırmış.Tüm bu yanılgıları uyandığımda kavradım
    Ne büyük bir yanılgıymış(!)
    Ve ben ne kadar inanmışım




    Ufuk Közleme
#19.09.2010 23:23 0 0 0
#19.09.2010 23:04 0 0 0