1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında



  • noimage

    noimage
    Geri dönüşü olmayan bir trene binmişim

    Ne çare ki alın yazısı bu! sineme çekmişim

    İsmi ağır cismi ağır diyarda sararıp solduğumu

    Söylemedim anne! kaç yol ağlamaklı olduğumu

    "Hüzün ve gurbet iyi arkadaştır" sabret paşam! derdin

    Çok güzel dost olmuşlar, hallerini bir görseydin
    noimage

    noimage

    noimage
    Gece olunca; gurbetin tacizine daha çok uğruyorum

    Yüreğimdeki yaraya daha fazla izmarit vuruyorum

    Yorgun savaşçı edasıyla Her Sabah uyandığımda

    Geceki Yağmanın izlerini görüyorum yanağımda

    Biliyorsun anne, Önceleri nasıl ağlanırdı bilmezdim

    Gurbetin işi bu! Sağ olsun! bende öğrendim
    noimage

    noimage

    noimage
    Gerçi hiç eksik olmadı ya gözlerimin nemi!

    Elden bir şey gelmiyor, üzülme anne emi!

    Gün ağardığında çok arkadaşımın saçları da ağardı

    Bazen bir araya geliriz hani bir çocuk şarkısı vardı

    "Orda bir köy var uzakta O köy bizim köyümüzdür

    Gitmesek de, görmesek de, O köy, bizim köyümüzdür "
    noimage

    noimage

    noimage
    Şarkısını çalar tekrar tekrar dinleriz

    Topluca ağlama seansları yapar gözlerimizi sileriz

    Buralarda hayat ya geniş gelir ya da dar

    İklimlerinde bile mayhoşumsu bir tat var

    Sadece Lügatlerde kalmış mutluluğun izleri

    İyi yetiştirdi dertlerde, usta yaptı bizleri
    noimage

    noimage

    noimage
    Nasıl bir alışveriş! Bu işte kazancım ne?

    Bu hasretin ödülü var mı bilemiyorum anne?

    Dışarıda Karla karışık bir hüzün yağar

    Sorma mevsimleri anne! Her mevsim sonbahar

    Nice kişilerin alın çizgileri vadesinden önce kırıştı

    Nice hayatlar telef oldu, gurbetin seline karıştı
    noimage

    noimage

    noimage

    Alışamadım anne! Tükenmedi yüreğimin hıçkırıkları!

    Gurbetten bana kalan (sana kalan) sadece CAN kırıkları!

    noimage








    MEHMET ORHAN DURDU














    [main-arkaplan-muzik]693[/main-arkaplan-muzik]

#18.09.2010 23:37 0 0 0
  • Konu: Vazgeçtim
    Elveda aşkım elveda sana


    seninle birlikte tüm anılara
    Ben onurlu yaşamı seçiyorum


    Canım güzel dizelere güzel bir sunumla renk ve şekil vermişsin emeğine,yüreğine sağlık diyorum...
#17.09.2010 23:20 0 0 0
  • Konu: Gün Gelir

    noimage


    Gün gelir, ufak bir rüzgârda bir ağaca çarparız, gün gelir, koca bir fırtına bile ayağımızı yerden kesemez.

    Bu günün güzelliğini yarına taşımak için, dünün güzel geçmiş olması gerekmez, dünü yarına nasıl taşımak istediğimizdir önemli olan.

    Ayaklara yolları gözler gösterir, ama nereye gideceğini akıl söyler.

    Hep başkalarının yanlışı düzeltmeye çalışmaktansa, insan, arada bir kendi doğrusunu da gözden geçirmeli

    Kız çocuklarımızı güvende olsunlar diye, belli bir saatten sonra eve kapatırız, çünkü o saatten sonra dışarı güvenli olmayan erkek çocuklarımızı bırakırız.

    İnsan kazandıklarına kaybettiklerini ekleyince bir varlığa sahip olmamışsa, hiçbir şey başaramamış demektir.

    Meyvenin olgunluğa erişmesi için bir mevsim gerekiyorsa, insan için ne gerekir?

    İçeriden bakılınca dışarıdaki, dışardan bakılınca içerdeki farklı görünür. Bazen içerisi
    dışardan daha soğuktur.

    Suya yol açmazsak, akmak için yolunu kendi bulur.

    Yağmurla, ne beden ,ne de ruh yıkanmaz. Yağmur, sadece yerdeki izleri, kirleri temizler.

    Ne' isek o'yuz, ayna farklı göstermez.

    Arayan ne aradığını bilirse, aranan oradadır.

    İnsan giydiğine yakışmazsa ne giydiğinin önemi yoktur.

    İnsan, diğerine, onu idare ettiği için saygılıdır, çünkü idare etmek için sevmek gerekmez.

    Söyleyerek tüy bitse de dillerde,
    Oyuncak olmamalı değer bilmeyenlere.

    Ah şimdi elimde sihirli bir değneğim olsaydı keşke

    NAZCA

#17.09.2010 21:54 0 0 0
  • Konu: Fark
    Fark, istemeden söylenende değil, isteyip söylemediğindedir.

    Deli, deli konuşmaktansa, akıllı susmak yeğdir, çünkü konuşmak söyleyebilmek değildir. Susmaksa bazen en iyi cevap bazen de en büyük derttir.

    Vazgeçmeli artık ' kim ne der' diye çabalamaktan. Aslında, kime ne, kimin ne yaptığından?

    Dikkat çekmek, herhangi bir şekilde yapılır. Dikkatli olmaksa, bütün varsayımları göze alıp ona göre davranmaktır. İkisi de risk almaktır.

    Aşk, tanışıksızlıkla birlikte çok tanıdık bir duygudur, çünkü herkes, en az bir kere âşık olmuştur.

    Görme engelliler, yollarını mutlaka bulur. Gönül gözü kör olanlar ise, kör kaldıkları yerde durur.

    Yetersiz olduğunu bilen kişi, yeterli olanlardan acısını çıkarıp, yeterli olabileceğine inanır, büyük olmak adına gözde küçülür.

    Ayrılık, bir düşünceden, bir kalpten, bir duygudan gitmektir. Bedenen ayrılık, ayrılık değil, terk etmektir.

    Temiz insanla birlikte olmak zordur, kirletmemek için çaba gerekir.

    İstemeyerek bir şey yapmaktansa, isteyerek hiç bir şey yapmamak daha iyidir, hiç olmazsa zarar vermez.

    Tüm insanlar, aynı anda, aynı şeyi istese, meydana çıkacak enerjiden dünyanın hali ne olurdu?

    Tanrı, kim bilir, beklide bunun için insanları farklı, farklı yarattı.



    Kaybetmemek için bir daha,
    Hep kazanmanın bir yolu varsa.

    Ah keşke şimdi, elimde sihirli bir değneğim olsa

    NAZCA

#17.09.2010 21:47 0 0 0

  • noimage


    Bir damla ışık ile aydınlatmak ne kadar mümkündür koca bir kalbi. Aslen o kalbin ışığını söndüren neydi?

    Bir küçük tebessüm ile mutlu olmak daha çok doyururcu koca bir kahkahadan belki.

    Dünyaya mutlu olmak için gelinmez mi?

    Aradığını bulamayan kalp karanlıktadır, ne aradığını bilmeyen insan ise MUTSUZ.
    .
    Yürümekle yollar nasıl aşınmıyorsa, sevmekle de kalpler yorulmaz, her derdin ilacıdır sevgi.

    Kapılarımız açıksa kimin geleceği değil, gelenden ne beklediğimiz ne istediğimizdir önemli

    çünkü:

    Gelen, ya her şeyi ile ya da, hiç bir şeyi ile gelir.

    EĞER,
    Limitsizseniz, limit SİZSİNİZ,
    Değersizseniz, değer SİZSİNİZ,
    Sevgisizseniz, sevgi SİZSİNİZ,
    Ümitsizseniz, ümit SİZSİNİZ,
    Keyifsizseniz, keyif SİZSİNİZ,

    Ben olsaydım eğer sorardım kendime, sorun diğerlerinde mi yoksa bende mi?
    Kim kime verebilir ki kaybettiği zamanı, emeği, sevgiyi.
    Kişi kimden çalıp kime ne verdiğini, herkesin geri gelmeyebileceğini bilmeli.
    Ben olsaydım eğer, seçebilirdim sevebileceklerimi.

    Ah keşke elimde sihirli bir değneğim olsaydı şimdi

    NAZCA

#17.09.2010 21:37 0 0 0
  • Her gün ayaklarımıza ezberlettiğimiz yollardan, gözlerimize ezberlettiğimiz reklâm panoları, marketler, mağazalar, kafe (cafe)ler, ağaçlar arasından geçip gidiyoruz işimize gücümüze, dönüp tekrar sağımıza solumuza bakma ihtiyacı duymadan.

    O yolları ve tüm doğayı öyle kanıksamışız ki ufacık bir değişikliği, kocaman değişiklik olana kadar fark edemiyor olmuşuz. Çünkü zaman yok yeniliklere, çok meşgulüz hep ve hep çok yorgun, nasılsa ezberlemiş gözler ve ayaklarımız var bizim için çalışan.

    Her gün itiraz etmeden hep itaat ediyoruz yanlışları görürken.

    Her gün canımızı sıkan sıkmayan, mutlu eden etmeyen insanlarla çalışıyoruz zaman öyle su gibi akıp giderken.

    Her gün ezberlenmiş yoldan, ezberlenmiş geri dönüşler yapıyoruz ama bu sefer ' bu günü de bitirdik' derken. Her gün o tanıdık, ezberlenmiş sohbetler, bildiğimiz yemekler, bir o kadar katlanıp çözemediğimiz dertler, sorunlar, problemler.

    Ve nihayet günün akşamını bitiriyoruz T.V. karşısında anlamsız boş vakitler geçirirken.

    Günün gecesine varıyoruz, uzun, zahmetsiz uykuyu beklerken.
    Gelmiyor gelemiyor göz kapaklarımıza o olması gereken ağırlık, bitmiyor bitiremiyoruz içimizde hep o ezberlenmiş pişmanlık, zaman yok düşünmeye diyoruz ezberlenmiş yeni bir güne hazırlanırken.
    Yer yok, kalmamış ezberlenmiş şeylerden başka hayallere ve acımasız buz gibi sırtımızı dönmüşüz sevgiye, sevmeye, sevgiliye.

    Daha çok hırs, daha çok para, daha çok her şeyden istemişiz de daha çok sevgiye yer kalmamış içimizde

    Ah keşke diyeceğim ne kaldıysa ezberimde,
    Ah işte şimdi elimde bir sihirli değneğim olsaydı keşke

    NAZCA

#17.09.2010 21:34 0 0 0
  • Doğada bize sunulan her şey ilk verildiğinde temizdir. Biz canlılar sadece kirletiriz.
    Temizleme işini tekrar havaya, güneşe, yağmura, toprağa bırakırız. Bu arada elimizden geldiği kadar da dünyanın ne kadar kötü ve pis bir yer olduğunu haykırırız, kirleten olduğumuzu bile, bile, olmadığımızı bildirmek için.

    Her durumda (eğer bir engel yoksa) anlamayan değil, anlatan hatalıdır. Çünkü ya anlatanda ne anlattığını bilmiyor, ya da kendide anlattığına inanmıyordur.

    Ne kadar çok kelime kullanarak konuşursak o kadar çok anlatamaz ve anlaşılamaz oluruz.

    Her şey dışardan göründüğü gibi olsaydı, bütün insanlar eşit olurdu.

    Şöyle bir bakıp geçtiklerimizde kim bilir ne cevherler gizlidir.

    Uzun, uzun yaşanan bıkkınlıklar, kısa ve öz yaşanan özlemler, hep akılda kalır, unutulmaz. Özlemle anılan güzeldir, özlemek güzeldir.

    Evliler sonuçta evine gider, evsizler misafirdir.

    İnsan kendini bir şekilde bilir, bilinmeyen karşımızdakinin niyetidir.

    İnsanlar ruhlarını, ruhları insanları terk etmeden önce terk ederler, bu yüzden ruhsuz bir dolu insan vardır.

    İnsanlar kat, kat giyiniktir, kabuklar kalktıkça ya güzel, ya da kötü kokarlar, her ikisinin sebebi köktedir.

    Ne kadar çekiştirsek de, kısa boy, kısa saç, kısa etek, (kısa olan ne varsa) uzamaz.

    Duygularını en çok dışa vuran göz rengi gri'dir,
    Kızdığında buz gibi,
    Mutluluğunda gökyüzü,
    Coşkunluğunda deniz olur,
    Karanlıkta yeşile dönüşür.

    Her şeyin gizemi tek bir bakışta değimli?
    Ah keşke elimde sihirli bir değneğim olsaydı şimdi

    NAZCA

#17.09.2010 21:30 0 0 0
  • Zaman zaman, yaşamımız süresince neler yaptığımızı, neler öğrendiğimizi, geride neler bıraktığımızı gözden geçiririz. Yaşama bakış açımızı değerlendiririz. Çevremize yararlı olup olmadığımızı, zamanımızı iyi kullanıp kullanmadığımızı düşünürüz. Sürekli yeni atılımlar, yeni umutlar, kısaca yenilikler içinde olmak isteriz. Yaşanan her süreç yeni başarılar, yeni buluşlar, her alanda yeni ilerlemelerle zenginleşir.

    Bizim de bu hızlı gidişe ayak uydurmamız, zamanı iyi kullanıp daha çok çalışarak, daha başarılar edinip, geriye kalıcı izler bırakmamız gerekir diye düşünüyorum, ancak zaman zaman özveri ve coşku ile çalışanlarımızdan da ne yazık ki rahatsız olanlarda vardır. Aramızda kendine olan özgüvenini kaybeden, başkalarının başarılarına tahammülü olmayan, yüreklendirmek yerine rahatsız olan, kıskanç yapısı ile bir adım ileri gidemeyenlerde vardır. İşte bu kişiler ne yazık ki yaşamları boyunca yalnız kalmaya mahkûmdur. Sevgiyi tanıyamaz, özümseyemez, dost edinemez ve kendi kabuklarına çekilerek yaşamdan zevk alamazlar. Üstelik hem kendisi hem de çevresi mutsuzdur. Gözlerini hırs bürümüştür, çıkarları uğruna en yakın dostunu kaybetmeyi göze alacak kadar aciz ve zavallıdırlar. Başaramayacaklarını bildikleri halde sadece kıskançlık uğruna zor işlere talip olmaya kalkarlar. İşte böyle olunca da hem kendilerine hem de çevreye yararlı olamazlar.

    Oysa yüreğimizde kin, nefret ve kıskançlık duyguları barındırmayıp, yaşama olumlu ve gülen yüzlerle, sevgi ile bakarsak eğer, önümüzde geçen her süreç, soluk aldığımız her dakika, yaşamımız çok daha başarılı ve mutluluklarla dolu geçer diyorum. Hayatın fani olduğunu da düşünürsek eğer geride gülümseyen yüzlere el sallayarak şu yalan dünyadan göç etmek kadar güzel daha ne olabilir ki. İşte geldik ve bir gün aniden gideceğiz. Geride sevgi dolu yürekler bırakmayı başaranlara ne mutlu. Ne mutludur sevgi dolu anılar bırakıp sevgi ile ve hatırlanmak. İşte o zaman bu dünyada bedeniniz solsa da, sizi seven yüreklerde her zaman tomurcuk açan çiçekler taze kalacak ve sizler yok olduğunuzda, adınız anıldığında buğulu gözlerde sevgi dolu çiy taneleri bırakacaksınız.

    Hayatımız derin izler bırakan acı ve tatlı anılarla gelip geçer. Öyle ki bazen aradan yıllar geçse bile o anılar asla hayalimizden silinemez. Öyle anılar vardır ki "iyi ki o anı yaşamışım, iyi ki o güzelliği paylaşmışım" diye düşünürüz; ya da " keşke o anı yaşamasaydım, keşke şunu yapmasaydım" deriz. Çünkü bence yaşanan o güzelliklerin asla tekrarı olmadığı gibi keşke dediğimiz pişmanlıklarında dönüşü zordur. O nedenle yaşamımız boyunca çevremize güzel bakarsak, güzel görürüz her şeyi. Tüm sevdiklerimize ve çevremize karşı pozitif bakıp görülmeyen güzellikleri keşfetmeliyiz diyorum.

    Yaşama bakış açımızdan başka ayrıca zaman zaman gelecek çizgisi, kaygısı da yaşarız. Bence geleceğimizin çizgisi de kendi elimizdedir. Bunun için ise zamanı iyi değerlendirip boş işlerle zaman öldürmek yerine ilkeli ve kararlı olup hedeflerimize ulaşmak için çok çalışmak, inadına çalışmak gerekir. Her ne kadar Ülkemizde başarı sadece erkeklerden beklense de kadın başarısını halen toplum olarak kimse kabullenmese de pes etmeyip cinsiyet ayırımı olmaksızın her işte, her alanda her konuda Ülkemiz ve toplumumuz için özveri ve coşku ile çalışıp kalıcı eserler bırakıp başarılarımızla anılmalıyız diyorum ve ,

    Yaşama bakışınızın her zaman güzel olmasını, gelecek çizginizin ise bir güneş ışığı gibi aydınlık olmasını temenni ediyorum

    2010 yılı tüm dünyaya sevgi, sağlık, mutluluk, barış ve başarı getirsin

    SABİHA SERİN

#17.09.2010 21:17 0 0 0
  • Sivas ve yöresinde eskiden beri sürüp gelen nişanlı kıza kurban gönderme geleneği artık pek devam etmiyorsa da yine de bu anlamlı ve nostalji dolu geleneğimizin hatırlanıp gelecek kuşaklara tanıtmak amacıyla hatırladığım kadarıyla sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Unuttuğum bir ayrıntı olursa da şimdiden hoşgörünüze sığınıyor, saygılarımı sunuyorum.
    Sivas'ta nişanlanmış kıza gelinlik kız, ailesine ise kızevi , nişanlı gence damatlık, ailesine ise oğlanevi derler. Sivas'ta Kurban Bayramından bir gün önceki güne arefe, arefeden bir gün önceki güne ise şerefe denir. Eski yıllarda Kurban Bayramı yaklaşınca nişanlı çocuğu olan oğlan evi ve kız evini tatlı bir telaş kaplardı. Çünkü arefe veya şerefe günü oğlan evi çarşıdan satın aldığı kurbanlık koçu kız evine göndermek zorundaydı. Zaten kız evi de çoktan gerekli hazırlığını yapmış oğlan evinden gelecek kurbanı beklerdi
    İlk iş olarak oğlan evi çarşıya gidip besili bir koç alırdı. Alınan bu koç'un üzerine giydirilmek üzere o yıllarda çarşıda sürekli satılan kalın kartondan yapılmış üzerinde hediye konmak için cepleri olan bu kartondan alınırdı. Kartonun üzerinde özel olarak hazırlanmış ceplerin içinde geometrik şekillerde aynalar, renkli grafon kağıtları, kedi merdiveni dediğimiz süsler, parlak şekilli kağıtlar bulunurdu. Bu karton alınan koçun üzerine giydirilirdi. Kartonun üzerindeki ceplere ise çeşitli hediyeler herkesin görebileceği bir şekilde dizilirdi. Bu hediyeler ayakkabı, terlik, elbiselik kumaş, iç çamaşırı, v.s olurdu. Koçun vücudundaki tüyler ise farklı parlak renklerle boyanırdı. En sonunda kırmızı bir kurdeleye 90. lık dediğimiz altın (gramüse) yada altın bir bilezik dizildikten sonra koçun iki boynuzundan kurdele bağlanırdı. Altın veya bilezik koçun tam anlının ortasına denk getirilirdi.
    Koç alınıp gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra sıra gelir hediyelerle donatılmış süslü püslü koçu kız evine göndermeye. Oğlan evi aynı okuyucu gezme geleneğinde olduğu gibi kendi çevresinde maddi durumu pek iyi olmayan bir bayan ve yanında bir erkek çocuk ile koçu kız evine gönderirdi. Kız evi tarafından da koçu getiren bayana yenge derler ve ve çocuğa kendi güçlerine uygun bir bahşiş verilir, gönderilirdi. Bazen de içeri alınıp farklı ikramlarda bulunulurdu.
    Koç şerefe günü gelmişse arefe günü, arefe günü gelmişse aynı gün kız evinin maddi durumu iyi ise bir fayton tutardı. Eğer fayton tutamamışsa aileden bir genç delikanlı koçun boynundaki ipi tutar nişanlı kız ve ailesiyle birlikte ara sokaklardan geçerek herkesin imrenerek bakışları arasında kabristan ziyaretine gidilirdi. Kabristana gittiklerinde ise oraya ziyarete gelen kişiler tarafından da yine koça merakla bakılırdı
    Kurban Bayramı sabahı kız evindeki erkekler bayram namazından geldikten sonra şenliklice dualar eşliğinde kurbanı keserlerdi. Parçalanan etlerden bir kısmı kız evine ayrılır, bir kısmı ise ' kızımızın kurban eti' denilerek eşe dosta dağıtılırdı. Onlarda "Vah eylemi canım Allah gabul etsin, hayırlı uğurlu olsun Allah başa gadar mesut etsin anam bir yastıkta gocasınlar hemi" derlerdi. En önemli unutulmaması gereken ayrıntı ise koçun kuyruk yağı özel olarak ayrılırdı. Çünkü kız annesi daha sonra bu kuyruk yağından bir tepsi tatlı yapıp oğlan evine göndermesi gerekiyordu.
    Kurban kesme işi bittikten sonra kız annesi kuyruk yağından bir tepsi tatlıyı yapar ve ayrıca damat için alınan gömlek, elbise, terlik, damadın baş harfinin de işlendiği ipek bir mendil birtakım çeşitli hediyeler ile birlikte oğlan evine yine aynı şekilde bir bayan ve çocukla gönderilirdi. Bu kez de oğlan evi gelen bayana harçlık verir gönderirdi. Hem kız evi hem de oğlan evi üzerlerine düşen bu asli görevi tamamlamanın mutluluğu ve tatlı yorgunluğu ile bayramlarını geçirirlerdi.
    Sivas'ta eski yıllarda uygulanan bu geleneğimiz titiz bir şekilde uygulanmaya çalışılırdı. Aksi halde halk arasında birtakım söylentilere neden olurdu. Şöyle ki: Kız evi eğer kuyruk yağından tatlı yapıp hediyeler ile birlikte oğlan evine göndermez ise oğlan evi çevresindeki kişiler damadın annesine ' Vah anam görüyonmu bak sen onlara dolu dolu hediyelerle beraber aslan gibi goçu gönderdin de onlar size bir tepsi datlıyı layık gormediler bak hele' derlerdi. Aynı şekilde bu kez eğer damadın annesi kız evine koç ve hediyeleri göndermez ise bu kezde kız evinin çevresindeki kişiler gelin adayının annesine" Bacı gı vah bu nasıl iştiki, sen onlara melekler aslanlar gibi gız veriyonda onlar size bir goçu layık görmediler mi" diye aralarında böyle her iki tarafı üzecek dedikodular yaparlardı.
    Günümüzde artık Sivas'ta nişanlı kıza kurban gönderme geleneği yavaş yavaş unutulmak üzeredir. Bazı yörelerimizde halen devam ediyorsa da artık azalmıştır. Yeni evlenecek yuva kuracak gençlerimize kurbanlık koç yerine yeni yuvalarında her zaman kullanabilecekleri herhangi bir eşya alınması tercih edilmektedir..
    Belki o yıllarda bu gelenek bir nostalji ve gurur kaynağı olarak görülüyordu ama halen yaşadığımız günümüz koşullarında bu geleneğin devam etmesi zorlaşmıştır. Her ne kadar bu tür geleneklerimiz geçmişte uygulanmış ise de artık devam etmesi ekonomik bakımından güçleşmiştir. Nişanlanmış bir genç kıza kurbanlık koyun değil de evinde sürekli kullanabileceği büyük bir eşyanın alınarak ona daha yararlı bir katkının olacağının daha olumlu bir hizmet olacağını ve yeni gençlerin o zaman daha da mutlu olabileceğini düşünüyorum.

    Saygılarımla...

    SABİHA SERİN

#17.09.2010 21:12 0 0 0
  • Kasım 2002 de yaşadığım gerçek bir anımı sizlerle paylaşmak istedim. Amacım ne yazık ki yaşadığımız şu dünyada insanlığın yavaş yavaş yok olduğunu mağdur durumda olan ve özürlü bir insana dahi iyilikten uzak olunduğunu, yardımlaşma ve paylaşma gibi anlamlı değerlerimizin azaldığını kahrolarak gözlemliyor ve üzülüyorum.Unutmayalım ki yarınların bize ne getireceğini , ne götüreceğini, ne olacağımızı, kimse bilemez. Ne ekersek onu biçeriz. Bu yaşadığım anımı yazdığım yazım, biraz daha geliştirilmiş olarak halen üyesi olduğum Sivas Ortapedik Engelliler Derneğinin yayınladığı SEVGİ ÇİÇEĞİ Dergisinin 2002 yılı Şubat, Mart ayı Yıl:3 Sayı:16 Sayfa:14 de yayınlanmıştır. Ben burada sizleri fazla yormamak için bu anımı biraz daha kısaltarak anlatmaya çalışacağım. Umarım sabırla okursunuz, Lütfen okumaya çalışınız.

    Bir Sonbahar ayında kuru yapraklar arasında ayaklarımızın altındaki yaprakların çı-kardığı hoş hışırtılarla Sivas'ta Atatürk Caddesinde eşim, ben ve kızım çok yakınımız bir yolcuyu otobüs yazıhanesinden karşılamak üzere yürüyorduk. O sırada kaldırımın kenarında bir kalabalık gördük. Tamda tesadüfen oradan geçiyorduk. Bir baktık orta yaşlı bir erkek caddenin kenarında boylu boyunca yatıyor, yüzünü tam göremedik. Başındaki bir sürü kalabalıkta ona baston yutmuş gibi şaşkın şaşkın bakıyor. Hiç bir şey yaptıkları yok, sadece seyrediyorlardı. Eşim oradakilerden birisine sordu." Hayrola ne oldu bu kişiye neden bir ambulans, doktor çağırmıyorsunuz" dedi. Onlardan aldığı cevap aynı şöyle oldu, halen kulaklarımdan o ses gitmez. "Ne olacak abi adam içip içip babalanmış, şimdide geberik gibi yerde yatıyor, böylelerine acımıyacan gardaş" demesine kalmadı ki tam o an yerde yatan kişi kendi kendine ayağa kalktı yürümeye çalıştı ama sendeliyordu. Fakat kalabalıktan yüzünü göremedik bir türlü. Hemen eşime "Koş koş peşinden gidelim acaba bunlar doğrumu söylüyorlar yardım-cı olalım" dedim.Yolcumuzu falan unuttuk artık.

    Hemen ona yetişip tamda o kişi cad-deyi geçmek için asfalta adım attığı anda neyse ki zamanında yetiştik. Eşim arkadan kazağını tutup engelledi. Eğer o yoğun trafikte geçmeye çalışsaydı kesin arabaların altında kalırdı çünkü çok sendeliyordu, bilinçli olmadığı belliydi. Adam yüzünü döndü ki ne görelim.Eski mahalledeki komşumuz değil mi ? Şok olduk. Başımızdan kaynar sular döküldü. Bu kişiyi çok iyi tanıyorduk. Beyinden bir rahatsızlığı vardı ve zaman zaman bayılması oluyordu. Meğer sarhoş falan değilmiş. O an sokakta yürürken ani-den bayılmış. Fakat zaten tam olarak derdini anlatacak derecede konuşamıyordu, hastalığının bayağı ilerlemiş olduğunu görmek bizi iki üç kat daha yıktı. Çantamda bulunan ıslak kağıt mendille alnını yüzünü sildik. 'Niçin sen bu halde tek başına dışarı çıktın' dedik. O da bize " Canım helva istedi onu alacaktım dedi."Hemen eşim ko-lundan tuttu helvacıya gittik. Helvayı aldık, çok sevindi. Ne yapıp yapıp evlerinin tele-fonuna ulaşıp, eşi ile görüştüm durumu anlattım. Meğerse evden eşine haber vermeden çıkmış, şaşırdılar tabii. Bizim yanımızda olduğunu söyleyince çok sevindiler. Sonunda hastayı evine, eşine ulaştırdık. Aradan birkaç ay geçmişti bu kişiyi kaybettiğimizi öğrendik. Çok ama çok üzüldük. Allah mekanını cennet etsin. İyi ki bize rastladı diye Allaha şükrettik. Altı yıldır bu anımı asla unutamam.

    Oysa bir insan eğer o anda yardıma ihtiyacı varsa, kim olursa olsun yardım etmek gerekmez mi .İNSANLIK YOK OLMUŞ demek ki.Yerde yatan birisini sarhoş sanıp kin ve nefretle izlemek asla insanlık olamaz. Oysa bir çiçeği dalından koparmadan bile düşünen bir Türk halkı, insancıl ve yardımsever,konuksever bir halkı olan güzel Sivas'ımızda böyle insanlarda varmış dedim içimden ve çok üzüldüm.
    Ülkemizde son günlerde her yerde insanlık, sevgi, saygı, şefkat, dayanışma, paylaşma, birlik ve beraberlik, dostluk, akraba ilişkileri ne yazık ki azalmıştır. Oysa çevremize kin ve nefretle değil sevgi ve saygı ile bakmalıyız. İşte o zaman her şeyin daha yolunda gittiğini göreceğiz. Bence engelli insanlarımıza yardım etmeyip, yada acıyarak, zavallı gibi göz ucuyla bakan onları önemsemeyen, kişilerimiz benim gözümde asıl onlar engellidir. Her zaman haykırarak söylüyorum ki bedensel engelli diye bir şey tanımıyorum. Asla ve asla bedensel engelli kişiler engelli değildir. Asıl engelli kişiler onlara farklı gözle bakan kişilerdir .Fiziksel engelliliğe ben engelli demiyorum. Asıl engelli insan işte bu acımasız, ne oldum ne olacağım demeyen düşünsel, fikirsel, zihinsel kişiler engellidir.

    Bu vesile ile ben tüm engelli kardeşlerime ve büyüklerime diyorum ki: . Asla ve asla yalnız değilsiniz. Her zaman yanınızdayız ve olacağız. Sizler başımızın tacısınız. Sizler çok sağlıklı görünen insanları cebinizden çıkartırsınız. Ve diyorum ki lütfen her zaman olduğu gibi şimdide ve sonrasında da hayata bakış açınız değişmesin. İstediğiniz her başarıyı her zaman elde edebilirsiniz. Yeter ki yaşama sevinciniz devam etsin. Başarının tek sırrı unutmayalım ki azim, irade, inatçılık, ilkeli olabilme ve her şeyi güzel görüp güzel bakmaktır.

    Ben her zaman şunu söylerim.' Yağan karın üzerinde buz olsa da gökyüzünde yağmur dolu bulutların arkasında gizlenen güneş onu mutlaka eritecektir .Yaşamda böyledir bence. Canlarım yeryüzünde mutluluk bulacağımız o kadar çok şey vardır ki, engelliyiz, hastayız diye asla üzülmeyiniz. Hayat her zaman sürprizlerle doludur. Her an hiç beklemediğimiz, hayalini dahi kurmadığımız bir sevinç ve mutluluğu yaşayabiliriz. En zor anımızda bile yaşamdaki güzellikleri görmeye çalışalım. Yeter ki sabır, sabır ve sabırlı olalım.
    Ayrıca bu vesile ile buradan bütün yetkililerimize diyorumki:

    BÜTÜN ÖZÜRLÜ VE ENGELLİLERİMİZE İŞ VE AŞ VERİNİZ.Gerek özel ve gerek tüm kamu kuruluşlarımızda onlara ayrılan kadrolar çok komik ve yetersizdir.Lütfen ben bir vatandaş olarak Özürlü ve Engelliler için ayrılan kadroların dahada artmasını arz ediyorum.Her özürlü ve engelli vatandaşımıza göre ülkemizde mutlaka yapabilece-ği,başarabileceği bir iş vardır.Yeterki onlara güvenip, iş imkanı sağlayalım.Özel ve resmi heryerde herişi sağlıklı kişilerden dahada sağlıklı ve düzenli başaracaklarına ne zaman inanacaksınız. Nasılki sağlıklı insanlarla çalışılıyorsa bu değerli insanlarımızla da daha üretken ve sağlıklı iş verimi alınabilir..Sağlıklı insanlarla herkes çalışır.Ama asıl azda olsa sağlığını kaybetmiş,yarinlerden ümit bekleyen vatandaşımızın elinden tutup ,onları topluma kazandırmak ve yaşama bağlamak büyüklüktür ve en önemli vazifede bence budur diyorum. İşte o zaman Ülkemizde birlik ve beraberlik ,eşitlik ve dayanışma örneği sergilemiş oluruz.

    Buraya kadar sabırla okuduğunuz için çok teşekkür eder, herkese insaflı , vicdanlı, sağlıklı ve mutluluk dolu günler dilerim.
    ,
    Herkese sonsuz Sevgi Saygılarımla

    Not: Sivas Kent Konseyinin Engelliler ve Sosyal Yardımlaşma ,Dayanışma Grubunda
    Yönetim Kurulunda Genel Kurul Temsilcisiyim.Ayrıca Sivas Ortapedik Engelliler Derneğinde üyeyim.Büyük şevk,heyecan ve özveri ile engellilerimize hizmet için çalışıyorum.Türk Ulusu olarak hepimiz el ele verirsek engellilerimizin yüzünde her zaman güller açacaktır.

    UNUTMAYALIM Kİ HEPİMİZ BİRER ENGELLİ ADAYIYIZ....


    SABİHA SERİN
    Araştırmacı Yazar Şair
    SİVAS
#17.09.2010 21:08 0 0 0
  • İlk Öğretmenimiz Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk " Dünyanın her yanında Öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve saygıdeğer kişileridir" demiştir.

    Eski öğretmenlerimizi neden özlüyoruz?
    Bu sorumun cevabını hepiniz biliyorsunuz, hatta şu an içinizden bir of çekip; " Hey gidi o güzel günler" dediğinizi duyar gibiyim. Belki yeni kuşak öğretmenlerimiz bana gücenecekler ama hiç gücenmesinler sakın, yeni kuşak öğretmenlerimizi bu konuda çok iyi anlıyorum, onlarda haklı. Çünkü eski öğretmenlerimizi özlememizin nedeni yine bizleriz, biz velileriz.
    Bundan 10 yıl önce bir İlköğretim Okulunda iki yıl üst üste Okul Aile Birliği Başkanlığı yaptım. O yıllarda Öğretmen-Öğrenci-Veli üçgeni içinde bulundum. Bence öğrencinin başarısı işte bu üçgendir diyorum. Bu üçgenden birisi olmaz ise o öğrenci başarılı olamaz. İşte o yıllarda ve yaşamım boyunca eğitim ve öğretimde gözlemlediğim şu oldu. Velilerimiz okul idaresi ve öğretmenlerin her yaptığı çalışmalarda anlasın veya anlamasın müdahale edip, öğrenciye fiske dahi vurdurmuyorlar. Herkesin çocuğu kendine göre elbette değerli ama bence yeri geldiğinde bir öğrenci disiplin ve kuralları da öğrenmeli. Yeni kuşak öğretmenler ne yapsınlar. Öğrenciye "Şuradan kalk şuraya otur" dese ertesi gün veli hemen şikâyet için okula gelir. O zaman o öğrencide kendine güven duygusu gelişir mi soruyorum? Biliyor ki en ufak sorun karşısın da veli çözümleyecek. İşte o zamanda o öğrencide ne kişilik kalır nede kendine güven ve cesaret duygusu gelişir. Oysa kendi sorununu kendisi çözmeli ki yaşam boyunca ileride karşılaşacağı sorunların üstesinden kendisi gelmeyi de öğrensin diye düşünüyorum.
    İşte eğer veli en ufak sorunda öğretmenle yüzleşip anladığı veya anlamadığı her konuda öğretmenin işine karışırsa yeni kuşak öğretmenler ne yapsın. Sonrada durmadan eski Öğretmenlerimizi özlüyoruz diyoruz.
    Bundan 30-40 yıl hatta daha da eskiden eğitim öğretim daha iyiydi. Bir veli öğrenciyi okula getirdiğinde Öğretmene" Eti sana kemiği bana" diyerek Öğretmene güvenip çocuğunu teslim ediyordu. Öğretmende yeri geldiğinde bir tokat atıyordu belki ama işte o zaman o öğrenci o hatayı tekrarlamıyordu. İşte o zaman öğrenci bir daha hata yapmamaya özen gösteriyordu. Korku ve disiplin elbette yeri geldiğinde olmalı. Bir çocuk el bebek gül bebek yetişirse işte görüyoruz ne saygı kaldı nede büyüğe hürmet. Elbette dayaktan yana değilim ama çevremde benim yanımda eski kuşak olup çok iyi yerlere gelen birileri Öğretmenlerini gördükleri zaman"
    İyi ki yıllar önce o tokatı atmışsın, yoksa bu saygın görevde olamazdım, ellerine sağlık öğretmenim" dediklerini çok duydum.
    Evlatlarımızın okumaları, iyi yerlere gelmeleri için bence onların arkasında gölge olmayı bırakıp, kendi sorunlarını kendilerinin çözmelerini beklemeliyiz. Onları uzaktan takip edelim, ancak eğer çözmeyi başaramazlarsa işte o zaman destek olmalıyız diye düşünüyorum. İnanın o zaman eski öğretmenlerimizi özletmeyecek bir eğitim öğretime kavuşuruz. Hepimiz veli olarak elbette çocuğumuzla, okulu ile ilgilenelim, sevgi ve şefkatimi gösterelim ama öğretmenlerimize çocuğumuzu güvenle teslim edip, çocuğumuzun en ufak sorununda öğretmenin karşısına gidip bıktırmayalım. Öğretmenlerimize güvenelim ki çocuklarımıza da güven duygusu aşılayalım diyorum. Unutmayalım ki bir yaşam boyu çocuklarımızın gölgesi olamayacağız. Bırakınız çocuklarımız zaman zamanda zorluklarla mücadele etsinler ki, bir ömür boyu ayaklar üzerinde kalmayı öğrensinler diye düşünüyorum. Takdir sizlerindir.


    " ÖĞRETMEN" ADLI ŞİİRİM ÖĞRETMENLERİMİZE ARMAĞANIM OLSUN.


    ÖĞRETMEN

    Engel tanımadan göreve koşan,
    Dereler içinde seldir Öğretmen
    İlim irfan ile bilgece coşan,
    Öğrenciye kanat, koldur Öğretmen.

    Büyük önder Ata'm ilk öğretmendi,
    Türk Ulusu ondan çok şey öğrendi,
    Sınıfta andımız her gün söylendi.
    Öğrenciye ışık yoldur Öğretmen.

    Ağlayanla ağlar dert ortağıdır,
    Gülen yüzler için, can otağıdır,
    Okul ortamında gönül bağıdır,
    Barış sahnesinde güldür Öğretmen.

    Atamın izidir yolunuz, diyen;
    Kitaplar içinde kalınız, diyen;
    Hayırlı evlatlar olunuz, diyen;
    Cennet çiçeğinde baldır Öğretmen.

    Emeğin hakkını nasıl öderiz?
    Bir yaşam boyunca minnet ederiz,
    Öğretmen sevgisi çok farklı deriz.
    Saygıyla öpülen eldir Öğretmen.

    Ana baba gibi davranır candan
    Sevgisi akıyor damardan kandan
    Paylaşır bilgiyi özü derinden.
    Öz Türkçe içinde dildir Öğretmen.

    Canları öğretmen sevdası almış,
    Muhteşem dostluğun en hası olmuş,
    Kutlu bir mesleğin özünde kalmış,
    Başların tacında yeldir Öğretmen.


    SABİHA SERİN


#17.09.2010 21:06 0 0 0

  • noimage


    Ülkemiz insanı son günlerde kültür karmaşasındadır. Güzel Türkçemize verilen zararlar, Türk Kültürümüzün ve öz değerlerimizin, manevi değerlerimizin azaldığı, gelenek ve göreneklerimizin unutulduğu, sevgi ve saygı gibi önemli unsurun yaşatılmadığı bu süreçte bunlara olumsuz etki yapan faktörleri ne denli değerlendirip çözüm arayışı bulacağız.

    Yavrularımızı gelecekte nasıl temiz bir toplum bekliyor. Mutlu olmak için iletişim ve paylaşımın önemi var ama neden bunlarda azaldı. Türk halkımıza neler oluyor ben çok üzülüyorum. Teknoloji olarak her şey var ama insan iletişiminde de kopukluk var. Sevgi ve saygı, paylaşım, dostluk ve akrabalık iletişimi, iyi ve kötü günlerimizdeki birbirimize olan destek, paylaşım, yardımlaşma, tutkunluk, aileler arası muhabbet neden eskisi gibi değil? Acaba halen var olan kuşaklar bunların düzelmesi için çözüm arayışı içindeler mi. Doğrusu yarın artık çok geç olabilir diye düşünüyorum.

    Her şeyi ekonomiye bağlıyoruz, neden? İnsanlık, dostluk iletişimi, selam sabah her şey ama her şey artık maddiyatla ölçülüyor. Ne oldu manevi duygularımıza? Neden artık duygularımız köreldi, neden taşlaştık neden? Her şeyin para ile elde edileceği düşüncesi hakim artık, kesinlikle katılmıyorum İnsanı mutlu eden şey sadece para mıdır? Asla!.. Para gelip geçicidir ama ya duygularımız, ya o kalıcı dostluklar işte onlar kalıcıdır. Çocuğumuzun bir dediğini yapmadığımızda nasılda isyankâr olabiliyor. Anne ve babanın verdiği, emekleri bir, anda kayboluyor gözlerinin önünden, nasılda acı ama gerçek. Artık aileler çocuklarının yanında sadece ekonomi konuşuyor. Çocuklarının iç dünyası umurlarında bile değil. Evet, hayat pahalı olabilir ama ayaklarımızı yorganımıza göre uzatırsak bununda üstesinden gelmeyi başarabiliriz. Bir yerde ucuzluk var diye kucakla alıp eve getirmek zorunda değiliz, Demek ki iyi bir tüketici olmaktan da sınıfta kaldık.

    Çocuklarımız ve torunlarımız yeni kuşak gençlerimiz yürekten gelen bir sevgiyi tanımadan büyüyorlar. Onlara sevgi yumağını nasıl özümsetebileceğiz, sevginin gerçek anlamını nasıl öğrenecekler. Saygıyı tam olarak biliyorlar mı, yeterlimi? Sizce bu değerlerimizi yaşatmak için neler yapılabilir.? Zararın neresinden dönersek kardır. Daha temiz bir toplum, daha kültürlü bir nesil, daha mutlu bir gelecek için, Türk Kültürümüz, manevi değerlerimiz, gelenek ve göreneklerimiz en önemlisi Sevgi ve Saygı mutlaka korunmalı ve yaşatılmalıdır diye düşünüyorum.

    Sizce batı kültürümü, yoksa kendi Türk Kültürümüz mü yaşatılmalı. Bazı görsel ve yazılı basındaki magazin haberleri yeni kuşaklara hiç iyi örnek olmuyorlar. O halde evlatlarımıza zaman ayırıp onlara olumlu ve olumsuz değerleri anlatmamız gerekmez mi? Bana sorarsanız batı özentisini bırakıp kendi özümüzü yaşatalım diyorum, siz ne dersiniz Çünkü ben alış veriş merkezlerinde, marketlerde dahi batı müziği dinlemekten bıktım, kendi Türk müziğimiz hani nerede, kaç kişi, dinliyor. Mağazaların ismi dahi Türkçe değil, çocuklarımız bile birbirine evet değil okey diyor ne oldu bize nereye gidiyoruz.

    Sizleri bilmem ama bana kalırsa hiç de iyiye doğru gitmiyoruz. Çünkü modernlik adı altında Türk kültürümüz, manevi değerlerimiz, sevgi ve saygı unutturulmaya çalışılıyor. Buna asla izin vermemeliyiz. Yeni kuşak bu önemli ve anlamlı değerlerimizi öğrenmeden kendi evlatlarına nasıl örnek olacaklar

    Medeniyet batıyı taklit etmekse eğer o zaman ben o medeniyeti istemiyorum.

    Ya siz?

    Saygılarımla...


    SABİHA SERİN
#17.09.2010 20:50 0 0 0


  • noimage


    Özel ve toplumsal yaşamımızda her şeye karşı ne kadar duyarlıyız?

    Son yıllarda öyle bir süreç yaşıyoruz ki bazen çevremizde olup biten, yaşanan birçok olumsuzluklara karşı sorumsuz, suskun ve kaderci olup haklı olduğumuzu savunmaktan aciz kalıp duyarlı olmayı unutup karşılaştığımız her türlü sorunlara katlanıyoruz.

    Toplum olarak öyle bir hale geldik ki yolda yürürken dahi yanı başımızda birisi hastalanıp yere düşse: " Boş ver zaten işim çok, neme lazım elbet birisi yardımına gelir". Hatta bir kavgaya şahit olduğumuzda: "Aman boş ver elbet az sonra birisi bir polis çağırır", veya bir yangın görsek "Nasıl olsa itfaiyeye bir telefon açan olmuştur" diyebilecek kadar duyarsız olabiliyoruz. Oysa bu tür konularda başkalarını beklemeden vatandaş olarak insani duygularımızı yok etmeyip daha yardımsever ve duyarlı vatandaş olmamız gerekir diye düşünüyorum.

    Ülkemizde bizlere sunulan her türlü hizmetler arasında zaman zamanda hoşnut olmadığımız konular hakkında yetkililere olumlu önerimizi sunma cesaretimiz var mı? Bu olumlu önerimizi ilettiğimizde eğer yetkililer tarafından önemsenmeyip çözüm bulunmayıp ihmal edildiğimiz takdirde ilkeli ve kararlı olup, talebimizden cevap alıncaya kadar ısrarla ve pes etmeden mücadele ediyor muyuz?

    İşte bu ve bunlara benzer her konuda acaba ne kadar duyarlıyız dersiniz. Hangimiz bozuk bir mal aldığımızda çöpe atmayıp onu satan, üreten firma ve fabrika ile iletişim kurup sorunumuzu iletiyoruz. Kısacası; yaşanan olumlu ve olumsuz konularda yüreğimizde her zaman çiçek açan sevgi tomurcuklarını donatıp her zaman her şeye karşı duyarlı olmayı cesurca ve gönül kırmadan başarabilsek keşke diyorum.

    Güncel yaşantımızda sevgi ve saygı ilkelerimize sadık kalarak yaşadığımız her konuda duyarlı olup karşılaştığımız tüm sorunlarımıza katlanmak yerine çözüm arayışını tercih edip mücadeleci ve cesur olursak çözülmesi imkânsız hiçbir sorun kalmayacağına inanıyorum.

    Hem ailemizde, hem de toplum içerisinde daha mutlu ve daha başarılı olmak istiyorsak ilkönce her konuda, her şeye ve herkese karşı duyarlı olmayı ilke edinmeliyiz. Çünkü: Toplum olarak her şeye karşı her zaman ne kadar duyarlı olup ne kadar acı ve sevinçlerimizi paylaşmayı başarabilirsek daha başarılı, temiz, sevgi ve saygı dolu, daha mutlu yeni kuşaklar oluşacaktır. Ayrıca sorumluluk sahibi ve duyarlı olan bir insanın hem kendisi hem de çevresi fiziksel ve ruhsal olarak daha sağlıklı ve mutlu olur diye düşünüyorum.


    SABİHA SERİN
    Şair Araştırmacı Yazar
    SİVAS

#17.09.2010 20:46 0 0 0

  • noimage



    Her sabah aynı sayıda merdivenleri inerek sokağa çıkıyoruz.Her sabah değil aslında.Cuma ,Cumartesi,Pazar sabahı hariç .Bizden başka kimse olmuyor sokakta.Biz.Yani eşimle ben.Genellike elele yürüyoruz.Geride kalan 26 yıl,bizi herşeyden önce biribirine yakın iki insan yaptı.Geçinmeye gönlü olan iki insan olmayı başardık .Çocuklarımız büyüdü.Biz zor günleri,güzel günleri yaşadık.Yaşıyoruz.Her sabah aynı değil aslında.Biz de her sabah aynı değiliz.-Yıllar...yıllar...-Örneğin bir ay öncesine kadar her yan karanlıktı...Gecenin ortasında yola koyuluyorduk neredeyse.Ben akşamın beşinde dönüş yaptığım sokakları tanıyordum.Aynı sokakta 40 yıl.Aynı semtte 50 yıl.Sokaklarda bize benzer mi?
    Sonra eşim caddenin karşısına geiyor,ben servisi bekliyorum.Aynı yollardan geçiyoruz her sabah.Serviste çok ender olarak gözlerimi kapatıyorum.Gözlerimi kapatınca aracın nerede olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum.Virajarı,yokuşları,inişleri...İlginçtir çok kolaylıkla bulamıyorum.Motorun sesine kulak vererek tahmin yürütmeye çalışıyorum.Gözleri göremeyen insanlarda diğer duyuların gözlerin yerini alması bu yüklenmenin sonucu olabilir mi?
    Her sabah radyo çalıyor serviste.Bazen güzel bir müzik. "Sesini biraz açar mısınız?"diyorum.Şarkı içimden geçiyor.
    Her sabah ikinci köprüden geçiyoruz.Mavi her sabah değişiyor.Güzelim kıyılar,güzelim yalılar aşağılarda.Bir süre sonra kıyıyı sağ yanımıza alıp sürdürüyoruz yolcululuğumuzu.İllede o sandal.EMİRGAN iskelesinde bütün kış bağlıydı.Beni bekledi diye düşünüyorum.Bir halatla iskeleye bağlanmıştı.Nereye gitmeli?Kuzeye değil sanırım.Güneye..sonra uzaklara...Neden yorgun muyum?Neden bu illede gitmek?Ne çok korkuyorum denizden ve ne çok seviyorum denizi.
    Her sabah merdivenleri çıkıyorum.Okulumun merdivenlerini."Günaydın"Karşılaştığım genç yüzler,güzel aydınlık,mutlu yüzler,sesler,canlılık beni katıyor içine.Ne Emirgan'daki sandal,ne sabahın karanlığı hiç bir şey kalmıyor.Sadece "cancağzım,tatlım,bitanem"seslenişlerimle bilgi dokumaya koyuluyoruz.
    Her sabah umutla yola koyuluyorum.Umut bitmesin.




    Sonbaharımsın
#17.09.2010 19:00 0 0 0
  • Konu: Kaybetmek

    noimage


    Rengini kaybetti günler.İlk rengi görür görmez yeniden boyayacağım umutlarımı.Derinliksiz sevgileri köklensin diye şiirlere salacağım..Bahar böyledir. Kimi dallar sever salınıdığı yeri kökleşir.Kimi önce canlılığını yitirir.Gözler de ışıklar söner.Uzak,yarım gülüşler..Sararır...Yiter gider .
    Oysa biliyordum şiirlerden başka kalıcı olan bir şeyin olmadığını."Olsa olsa türküler...Onlar da şiirin bir başka söylenişi değil mi?Şiirin içinde bile yaşayamayan sevgiler...
    Yıllar önceydi.Bir şiir kitabı hediye edilmişti bana.Şiirler öyle güzeldi ki.Defalarca okuyor okuyordum.Sonra o kitaptan ayrılmak zorunda kaldım.
    Bir zaman sonra bu ayrılığın onu unutmama yetmediğini gördüm.Kitapçılarda yoktu.Artık basılmıyordu.Şairi ölmüştü.
    Bir arakadaşıma söz ettim kitaptan,şiirlerden.
    Bir sabah bir paketle geldi arkadaşım.Kitap yeniden basılmış,benim için TÜYAP'tan almıştı.Kitaba sarıldım.Çok özlemiştim.Sonra o kitaptan alarak değerini bileceğine inandığım arkadaşlarıma hediye ettim.
    Bir bahar günü rengini kaybetmesi günlerin.
    Yeniden bakayım çayımı yudumlarken penceremden.
    Yoksa rengini kaybeden duygularım mı?



    Sonbaharımsın
#17.09.2010 18:55 0 0 0


  • noimage

    dışarda
    ürkek bir kumru gibi
    güneş
    buluta karşı

    noimage

    içerde
    kıyamet kopuyor
    zincirler geriliyor
    sözcükler kırılıyor hecelerinden
    baş harfi neydi?
    d' galiba.
    dost
    düşman

    noimage


    bütün heceleri dizdim karşıma
    dışarda yalandan güneş
    gidin benden
    sonsuza dek

    noimage

    nedense birden aklıma geldi.
    seni görüpte tanıyamamak var ya
    ne komik olurdu
    saatlerce gülebilirim
    kendime.

    noimage


    ölenlerle iyi geçinirmiş insan
    çünkü ölenler sessizdir.
    yetiyorsa yüreğin
    yaşayanlarla geçin
    bu olsun senin de marifetin,dedim kendime.

    noimage

    yokluğun ölümündü
    yokluğunda özlememden belli seni.

    dışarda topu topu bir kaç saatlik aydınlık
    içerde sıcak çatışma
    kelimeler bir yanda heceler bir yanda..

    noimage


    biliyor musun
    kış güneşi olsa bile
    iyi geldi
    harflerime..







    Sonbaharımsın



    [main-arkaplan-muzik]294[/main-arkaplan-muzik]



#17.09.2010 18:30 0 0 0
#17.09.2010 13:55 0 0 0