1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında



  • noimage


    Şu kadarını söyleyeyim ki;göklerden ne tecelli ederse yeryüzü onunla nasiplenir.göklerin tecellisi ise yeryüzünden yükselen dualarla ,yapılan işlerledir.

    Bir cinayet, bir cinayeti,ilahi adalet gereği yeniden tecelli ettirir.Bir zulüm en az yapılan ölçekte bir cezayı tetikler.İnsanlar bilerek bimeyerek yaptıklarının tamamından sorumludur.Yalnız yaptıklarının değil söylediklerinin de karşılığını alacakları ilahi bir yapının,otomatik davranışıyla karşı karşıyadırlar.

    Bütün bunlar kur'an-ı kerimde anlatılır ve mutlu bir gelecek için nasıl davranmamız gerektiği öğretilir.Tövbenin taşıdığı önem ve anlam bildirilir.Akşam olduğunda uykuya dalmadan önce yapılacak bir iç muhasebe ve istiğfar önerilir.Kul hakkına tecavüz varsa helalleşmek,özür dilemek gerektiği tembihlenir.

    Bütün bunlar için insan,hayat bilgisi almış olmalı,ilmi hal denilen ,dünya ve ahiret için zaruri bilgilerle donatılmış olması gerekir.

    Halbuki bugünkü nesilin inançlarından koparılması için özel müfredatlar uygulanmakta,
    Türk milletini dininden,diyanetinden etmek için, özel parasal kaynaklarda dahil her yol neredeyse üçyüz yıldır seferber edilmiş durumdadır.Dışarıdan gelmelerine gerek kalmayacak kadar içimizden hain yetiştirmişlerdir.Bunlara her gün,ay ve yılda binlerce gafil eklenmiştir..

    Yıllar yılı iki cihanın bilgisiyle mücehhez ilahi kitap olan kuranı okuyanlar ,camide hocanın anlattığını teyplerle evlerine taşıyanlar,eşlerine çocuklarına dinletmek suretiyle aydınlanmak isteyenler hapislere atılmıştır.

    Milletin tarihinden,kültüründen koparılmasıyla,aslını unutturma çabaları iç ve dış kaynaklı olarak,içeride uzantılar oluşturularak devam edegelmiştir............
    Bozulan ahlak.İşlenen haramlar.Bugünkü toplumu oluşturan fertlerin cehaletleri nedeniyle işleyegeldikleri suçları,otomatik olarak ilahi adaleti bu günkü şekliyle bize Yaşatmaktadır.

    İlahi adalet.

    Çözüm :allaha ramen mutlu olunmadığını bileceğiz.Dinimize ,aslımıza döneceğiz.Allahsız yöneticilere iktidar vermeyeceğiz.Kuranı okuyup,öğrenip,önerildiği şekliyle amel edeceğiz.Çocuklarımızı ahiret inancıyla yatiştireceğiz.vs. vs.

    ''nasılsanız öyle yönetilirsiniz''hadisini tefekkür edeceğiz.

    Bazılarımız günahların bedelinin ahiret hayatında çekileceği gerçeğini yanlış değerlendiriyor.

    'Ahiret' gelecek,sonra anlamındadır.Yarın da bugüne göre ahirettir.Bu gün cinayet işleyenin yarın tutuklandığını görmüyor muyuz.Bu gün çaldıysan yarın çalacaklar demektir. Çaldıysan çalacaklar,senden de alacaklar..Bazılarının geç yakalanmasından dolayı cezasını çekmediğini zanneden yarım akıllılar var.
    Çektiğimizi burada çekecek,kalanını ise ahirette çekeceğiz,şeklinde anlamak gerekir.

    'Kısas kıyamete kalmaz'atalar sözünü iyi öğrenmeli,öğretmeliyiz.



    Hacı Ali Bayram
#12.09.2010 19:23 0 0 0
  • Konu: Tümceler
    noimage

    PASTA


    Hayatın özel yanı bir pasta,
    Süslemeleriyle göz boyadı aslında ..
    Gerçek mücevheri göremediği için insan
    Gereksiz süslere ihtiyaç duyar olmuş zamanında
    Süsün şekli, şemali aldatmış..
    Bilmemiş pastayı, pasta yapanın hamurundaki karışımı
    Ama öğrendikten sonra sadece tek bir pastayı rafa kaldırmış ..
    Diğerlerinin tadına bile gerek duymamış ..



    Karazambak
#12.09.2010 19:16 0 0 0
#12.09.2010 18:56 0 0 0
#12.09.2010 18:54 0 0 0
#12.09.2010 18:50 0 0 0


  • noimage

    "Ben gizli bir hazineydim Bilinmek istedim, aşkımdan Habîbim'i yarattım O'nun aşkından da bütün kainatı yarattım"

    Allah cellecelaluhu Habîbi'ni kendisini tanıması için yarattığı gibi, bütün mahlukatını da hem kendisini hem de Habîbi'ni tanımaları için yaratmıştır

    Tanımanın evvel emirde ilk basamağı, bilmekten geçmektedir Bildikçe sevgi, sevdikçe de yakınlık artacaktır Bu yakınlık öyle bir safhaya gelecektir ki, sevilende yok olma hâli tahakkuk edecektir Bundan sonra ise seven değil, sevilenden başka ortada bir şey kalmayacaktır

    Bir şeyi hakikatiyle bilmeden bildirmek, bildirmek istediğimiz şeyi eksik ve kemâlinden uzak bir hâlde bildirmemize neden olmaktadır Hele de son ve Hakk katında tek razı olunan din olan İslâm'ın önderi, Peygamberler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (sas)'yı kâmilen bilmeden, tanımadan, sevmeden O'nu ve dinini Allah'ın murat ettiği hâl üzere anlamak ve anlatmak imkansızdır Evet, bu durum çok daha nazik bir hâl arz etmektedir

    Dini, Peygamberler Setacı'nı (sas) anlatmaya talip olanlar, neye talip olduklarının bilincinde olmalılar En önemlisi de yaşayışlarını bu bilinç doğrultusunda düzenlemelidirler Onu anlatırken, O'ndan bahsederken süslü kelimeler kullanmaya özen göstermekle birlikte, O'nun yaşantısını hayatımıza geçirirken aynı özen ve hassasiyetten uzak bir hâl yaşamak bu uğurda gayret gösterenler için büyük bir gaflettir

    Kendi nefisine faydası olmayan bir bilginin başkaları üzerinde ne kadar tesiri olabilir ki? Bu uğurda gayret gösterenler, öncelikle Rasûlullah'ın hayatıyla kendi hayatlarını karşılaştırarak gözden geçirmeli, eksikleri telafi etmeli ve mutlaka kendi hevâ ve heveslerini terk edip Rasûlullah'ın istek ve arzularına, o güzel ahlâkına kayıtsız şartsız teslim olmalı, boyun bükmelidir Böyle olmazsa istikamet üzere bir sevgi, istikamet üzere bir hayat yakalamamız mümkün değildir Ortadan olan kuru bir iddiadan ve hesabı ağır bir ameliyeden başka bir şey değildir

    Rasûlullah (sas)'in arzu ve isteklerinde Allah'ın rızası ve dinin ihyası varken, bunun aksine kendi arzu ve isteklerimizle hareket etmemizde nefsimizin ihyası vardır Allah (cc), Habîbi'ne tabi olarak ve kendi yüce rızasını gözeterek yapılan işlere rahmet nazarıyla tecelli eder Onlarda bereket halk eder ki, ancak menşei, itaatı Rasûlullah ve ihyâ-ı sünnet olan işlerin dünya ve ahiret bereketi olacaktır
    Dinimizi aldığımız kişilere dikkat etmemiz gerekir Dini istikamet üzere olmayan bir kalpten din öğrenilmez Allah ve Rasûlü'nün yolundan gitmeyenden din öğrenilmez Hikmet sözünü kendisine kılıf, örtü yapmış, haramlarla iştigal edenden kişilerden din öğrenilmez Dünya ve ahretinizi mahvedecek değil, mamur edecek insanlarla oturup kalkmamız gerekir

    Gönlü peygamber aşkıyla dolu olan bir gönülden ancak peygamberî ahlâkın güzellikleri talim edilir Bu güzellik, o irfan ve ihlâs sahibi gönüldeki sevginin itaat olarak dışa yansımasıdır

    Rasûlullah'ın sünnetlerini hayatında canlı tutanlar, Sevgili Peygamberimizin sevgisini gönüllerinde canlı tutanlardır Rasûlullah'ın sünnetinden uzak bir hayat yaşayanlar, O'nun sevgisinden de uzaktırlar Dilleri ne söylerse söylesin, gönüllere bu sözleri tesir etmez

    Doğduğu günden itibaren ümmeti için göz yaşı döken Peygamber Efendimiz (sas) için, O'nun sevgisinden iki damla gözyaşı akıtabildik mi? Dilimizdeki samimiyet sözlerini acaba göz yaşlarımız doğruluyor mu? 'Yâ Rabbi! Habîbin'i bizlere nasip ettiğin için sana sonsuz hamdolsun' diyerek dua edip kirpiklerimizi ıslatabildik mi? Bu sevgilerle ıslatılan gözlerin cehenneme haram kılındığını hiç düşündük mü? Gelin bunları şu "Kutlu Doğum" gönlerinde hâlimizi yeniden gözden geçirelim, eksiklerimizi düşünelim ve onların telafisi için gayrette bulunalım

    Sanır ki benim sevdam dağlar kadar yücedir

    Hani sevgiliye uyan haller sen de nerdedir?

    Uymadan Rasûl'e, sevgi iddia etmek bî edeptir

    Sahabe-yi Kiram, bizim için en güzel örnektir

    Gönlü sevgi ile dolan insanların pınarlarından sevgi akar O gönle mûtî olanlar, kana kana bu sevgiden tadar Sevmeyen sevdiremez, bilmeyen bildiremez, yanmayan yandıramaz sözü, böylece hakikat olarak ortaya çıkar

    Allah'ım! Gönüllerimizi, Sen'i ve Rasûlün'ü seven gönüllerle ünsiyet ettir Taklîdî olarak değil, tahkîkî olarak Sana ve Rasûlün'e uymayı nasip et bizlere

    Alıntı
#12.09.2010 17:08 0 0 0
  • Konu: Dünya

    noimage


    Her insan kendi değerini biçermiş şu dünyada. Hani şu dünya var ya, adına ne diyorsunuz bilmiyorum.

    Bazı zamanlarda cehaletin kol gezdiği, güçlünün zayıfı ezdiği, cehalete prim veren birçok insanın her şeyi bildiğini sanıp da, başka bir ayarda başka bir gözde olanları ezdiği

    Her neyse işte, insan en başta kendi hayatını, sonra ailesinin hayatını okumalıymış, sonrasında
    Okuma kitapları, ders notları, mecmualar, gazeteler eşlik etmeliymiş yaşamına.

    Ve sonrasında hayatına aldığı insanlar, nesilden nesile atılan iftiralar, çelmeler, yamuklar, yanlışlar okunmalıymış ki adı ders olsun.

    Her insan şikâyetini dile getirmeliymiş ki, kendisinden sonrakilere konuşma hakkı doğsun.

    Bu arada hak nedir? Alınan mı, çalınan mı?

    Hak alınır mı, çalınır mı?

    Hak; Adalettir, özgürlüktür bir de yüce yaratanımızın isimlerinden birisidir.

    Ama esasında şu bilinmelidir ki; hakkı tanımayan, hak alamaz, çalamaz.

    Ne özgür olabilir, ne satın alabilir, ne de yaşayabilir.

    Herkes yanlışı bilmeli bu dünyada. Sadece nefes almak için yaşamıyoruz ki biz!

    Nefeslerimizi hak etmemiz lazım Bakın yine hak dedim!

    Adilce yaşanmıyor bu olanlar, kimse ses çıkarmıyor yaşananlara. Herkes tutturmuş, birçok insan her şeyi doğru biliyorum ayağında.

    Ben bilmiyorum, ben bilmeyi bilmiyorum. Bilmek nedir?

    Neyi tam olarak bilir ki insan? Bugüne kadar bildiklerimizi kimler öğretti bize?

    Atalarımız, bizi kuytu köşelerden çıkarmaya çalışanlarımız mı?

    Kimimiz sözlükten yararlandık, kimimiz ders kitaplarından, kimimiz öğretmenlerimizden, annelerimizden, babalarımızdan, arkadaşlarımızdan, kimimiz haberlerden, kimimiz teknolojiyle perçinledi de işi 'Google' yetişti imdadımıza.
    Peki, başkalarına bağımlı olmadan, bağlı kalmadan öğrenebildik mi? Neyi bildik?

    Şu dünyanın tozunu yutmayı mı, bakın ben de buradayım demeyi, ya da susmayı mı?

    Evet, doğru yanıt burada, bizler yalnızca tek başımıza susmayı öğrendik.

    Hakkımızı hiçbir hukuka dayamadan kaygısızca bağışlamayı öğrendik.

    Adalet sistemine dayanan bütün her şeyi çiğneyip yargısız infaz yapmayı öğrendik.

    Bizler susmayı öğrendik.

    O susuştur ki; bir türlü bir adım bile yol kat edemedik
    Bizler, yaşamsal faaliyetlerimizi durdurmayı öğrendik.

    Ne bir ileri, ne de bir geri yalnızca durmayı bildik.

    Ben buradayım, sen buradasın, o burada, biz buradayız, aşk burada, sevgi, arkadaşlık, dostluk adalet burada. Ama hayır, bizler yalnızca fütursuzca boş boş bakabilmeyi öğrendik.

    Seviyorum cümlesi yok, o çok ama çok ayıp. Yaşıyorum denemez, nefes alıyorsan bitmiştir, yaşıyorum demek bile çok ayıp.

    Bilmiyorum diyemezsin, ayıp karşılanır, alaya alınır, cehalet tahtında sana da bir yer ayrılır.

    Bizler bu yüzden susmayı ve de direnmemeyi öğrendik, yanlış yapmaktan korktuğumuz, yalnızlığa mahkûm olmaktan korktuğumuz için susmayı bildik, susmayı öğrendik.

    Ve şimdi beni ikna edin, deyin ki yaşıyorum, deyin ki seviyorum, deyin ki rabbimden başka hiçbir şeyden korkmuyorum. Ama bana bir şeyler deyin;

    Eleştiriden çekinen yazarlar sudan çıkmış balık gibidirler. Onlar ki çıktıkları anda ölürler.
    Beni eleştirin bana deyin ki, "Seni eleştiriyorum ki yaşıyorum, seni eleştiriyorum ki biliyorum, seni eleştiriyorum ki daha iyi olmanı istiyorum, seni eleştiriyorum ki ben de buradayım görüyorum, görebiliyorum."

    Unuttuk biz bunları, unuttuk. Birkaç insan çamura batmaktan korktuğu için karşısındaki insanları yaraladı diye, tüm insanları aynı kategoriye koyduk.

    Unuttuk biz, sevmek nasıl olur? Nasıl severiz, aşk nedir, seviyorum nasıl denir? Düşüncelerimiz nasıl özgürce çatır çatır söylenir, biz bunları unuttuk.

    Ve bugün bunları unutan yarın kendi benliğini unutur. Haydi, bana yaşadığınızı söyleyin, bana beni anlatın, bana kendinizi, bana yaşamı ve de ölümü anlatın.

    Eğer ikisi de sizin için aynıysa bilmemeye, görmemeye, sevmemeye, susmaya devam edin.

    Çünkü yaşamla ölümü aynı perdede görenler daima susmaya mahkûmdurlar

    Dilara AKSOY
#12.09.2010 08:40 0 0 0
  • noimage



    noimagenoimage
    Ellerinin kuytusuna hapsettim kendimi Başka birinin elini tutarsam kahrolayım diye.
    Gözlerinin buğusuna hapsettim kendimi, başka bir göze bakarsam yüreğime kilit vurayım diye.

    Dünyadaki her şeyi unuttum yerine bir sen daha koymak zor olur diye

    Bu aşkın sessizliğine hapsettim kendimi, konuşursam bizi boğarım diye.

    Sen anlarsın, aslında biliyorum. Hem de kendin gibi beni anlarsın.

    Ama hayat yolu birleştirememiş bizi, kadere lanet edemem sensizliğin derin uçurumlarında
    Ağlayan yüreğim ne yapsın?
    noimagenoimage


    noimage

    noimagenoimage
    Hani desen ki bana, "Neden ben?" diye.

    Cevap veremem. Nedensiz yere sevmek değil midir aşk?

    Konuşamam isteme bunu benden.

    Yüreğinin şefkatine mahrum ettim kendimi. Başka biri tarafından sevilirsem kendimden utanayım diye.

    Aşkın insafsızlığına kilit vurdum yalvarırsam verdiğim sözleri hatırlayayım diye.

    Sen seni vurdun göz bebeğim Sen seni vurdun, ben ağır yaralı

    Aşka direnmek adına benliğime söz geçiremezken yüreğim depremlerde bedenim zayıf.

    Sen seni vurdun gönül çiçeğim, sen seni vurdun. Beni senden alabilmen için yaralarını iyileştirip,
    Yüreğimin sorgusunda mutluluğa ulaşman gerek. Ellerini vermem başka bir ele, o eller ki ellerini tutarsa kahrolurum. Biliyor musun?
    noimagenoimage

    noimage

    noimagenoimage
    Bana "Aşk." Diyorlar. Bilmiyorlar ki "Aşk senin adın." Yüreğim için "Sevdalı bir yürek." Diyorlar.

    Bilmiyorlar ki o yürek senin yanında atıyor, o sana sevdalı.

    Sana hercai diyorlar, bilmiyorlar ki hercai bir kelebek'e tutulmak sonsuz bir aşkın kapılarını aralamak gibidir.

    Belki o hercai kelebek geçtiği her yerde bir iz bırakma peşindedir. Ama bir ömür sevebilen bir yüreğe konmuşsa adı aşk değil; "Aşkın asaletidir."

    Ben sende aşkın asaletini gördüm, sevmesen bile bir ömre bedel

    Ben sende yüreğimin hıçkırığını gördüm, anlamadığını söylesen bile yalan

    Kirpik uçlarının ıslaklığında yağmurları getireceğim sana

    Gözlerin o yağmurların ıslaklığında can buluyorsa beni ara

    Ben her zamanki sensizliğin gölgesinde seni bekliyor olacağım.
    noimagenoimage


    noimage


    noimagenoimage
    Eğer ki dersen bana, "Mucizeler ikimizle var olur."
    Mucizeni yaşatıp, mucizen olmaya devam edeceğim.

    Yok, eğer ki, bir başkasının gözlerinde masal olmaya alışmış savrulup gidiyorsan yolunu açacak,
    Dön bile demeyeceğim. Dön demek, ikinci bir hatayı daha doğurup bir daha git demektir çünkü.

    Sana dön dersem vur beni, yeni yetme sevdaların ömrü kısa olur.
    Sana dön dersem vur beni, vur ki yaşamak için nedenin olsun.
    Sen beni vurmazsan ben seni aşkımla öldüreceğim, aşkımın şiddetiyle yaşamak bir nimet ise senin için, sensizliğin kirli yollarında dolaşmakta bir şereftir benim için!
    noimagenoimage



    Dilara AKSOY









    [main-arkaplan-muzik]633[/main-arkaplan-muzik]
#12.09.2010 08:32 0 0 0
  • noimage



    Güvendiğiniz birinin size sırtını dönmesi ne kadar da kötü bir duygudur öyle değil mi? Ya da güvendiğiniz birinin, aslında güvenilmeyecek bir insan olduğunu anlamış olmanız.

    Aldatılmak, dünyanın en feci, en beter, en utanç verici duygularından birisidir.

    Hele ki yıllarınızı, saniyelerinizi, yüreğinizi verdiğiniz, "canım" dediğiniz insan, sizi bir anda, tek bir saniyede, hiç ummadığınız bir anınızda aldatıyorsa

    Fakat aldatan aldanır derler, aldatan yalnızca kendini aldatır

    Aşkı kaybeder, sevgiliyi kaybeder, benliğini kaybeder. Her şeyi kaybeden biri, kendini aldatmış olmaz mı?

    Sizi aldatan biri varsa, sevdiğiniz tarafından en beter sancıya yenik düşmüşseniz hiç üzülmeyin, sevinin hatta.

    Ben aldatıldığını düşünen insanlara üzülmüyorum, sadece seviniyorum.

    Neden mi? Çünkü kendilerini hak etmeyen bir insandan kurtulmuş oluyorlar, kurtuldukları için seviniyorum.

    Aldatmak, aldanmaktır. Aldattığını söyleyen insan, aldanandır.

    İçinizden gelenleri yutmamayı öğrenirsiniz, bir zaman gelir en acılı anlarınızda sevgiye küsersiniz. Hâlbuki küsmeniz gereken hiçbir şey olmamalıdır hayatta, aksine daha çok sarılmanız lazım gelir

    Aldatılan insan kendini suçlar hep, ihmal ettim de bunlar oldu yahut birtakım soru işaretleri uçuşur durur Kendinizi suçlamaktan da vazgeçin, seven insanın yapmış olduğu tek hata kendisinden ödün vermesidir.

    Dilediğiniz kadar güvenin insanlara, hayata; gidene kapının yolunu göstermek asil insanlara düşer. Gitmek istemiştir ki, aldatmıştır kendisini, aldanmıştır, yaraladığını sanıp onaracağına dair inançlar taşımıştır.

    Hayatta her bir adım, bir basamak. O basamakları çıkmadan, sükût-u hayale uğramayıp esas sevgiye kavuşmak, koşmaktan korkan, aciz insanların işidir.

    Bir gün aldatıldığınızı düşünürseniz, sadece gülümseyin. Unutmayın ki, en çok güvendiğiniz değil; hayat sınıyordur sizi.

    Aldatmak, aldanmaktır. Aldanan insanın gittiği her yol çıkmaz sokaktır.

    Bir gün aldatıldığınızı öğrenirseniz, sadece gülümseyin. Unutmayın, aldatan aldanandır ve aldattığını düşünen insan, aldatılanın gözlerinde bir damla yaş olmak için fırsat kollayandır

    Dilara AKSOY
#12.09.2010 08:03 0 0 0

  • noimage


    Etrafınızda sevildiği için acı çeken bir insan gördünüz mü? Sevilip de, sevemediği için acı çeken biri?

    Var mı öyle birileri? Sevip de sevilmeyen insanlar dünyanın en büyük acısını yaşayan insanlardır, bunun yanı sıra sevildiğini görüp karşılık veremeyen insanların da acı çektikleri söylenir.

    Ben buna inanmıyorum. İnanmadığım çoğu şeyler arasında, bunun da inançsızlığını taşıyorum.

    Her insan sevilmek ister, peki her insan sevilmek istiyorsa sevmediği hâlde sevilen biri neden üzülsün ki?

    Karşısındaki insana karşılık veremediği düşüncesiyle mi? Etrafınızda sevildiği için acı çekip, karşısındaki insanı göndermeye çalışan birilerine şahit oldunuz mu hiç?

    Böyle insanlar var, yok demiyorum. Sevildikleri hâlde, seven insanı göndermeye çalışanlar

    Ama isteyerek göndermediklerini kendileri de biliyorlar, "Seni sevmiyorum, hayatına devam et, beni unut, git!" diyen bir insan, aslında seven kişiye, "Gitme" diyordur.

    Nasıl yani soruları uçuşmaya başladı mı beyninizin içinde? Sevilen kişi, sevenin kendisini ne ölçüde, ne kadar sevdiğini görmek ister.

    Bu yüzden karşısındaki insanı pervasızca göndermeye çalışır, onun için üzülüyorum külliyen yalan! Bu dünyada kedisinden köpeğine kadar her canlı ilgi bekliyorsa, sevilen biri neden seveni sevmese bile göndermek istesin ki?

    Sadece ne kadar sevildiğini test etmek istiyordur. Etrafınızda bu tür insanlar olacaktır tabi ki, hatta belki aranızda karşılıksız sevenler, sevildiği insana karşılık veremeyenler, fütursuzca kaleme aldığım için eleştirenleriniz bile olacaktır.

    Fakat biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz. İnsan, sevgisiz yaşayamaz. Sevgiyi bulan her insan, onu kaybetmemek için elinden geleni yapar, yürekten yüreğini ortaya koyamasa bile. Sevilmesi bile yeter, üstelik sevenin acısı bile yüreğini titretmez.

    Çok şey bilmek, hayattan bezdirir insanı. Bilmek istemediğim çok şey var aslında, yalanların üstünü örtmeye çalıştığım hadiseler de oldu zamanında, fakat gördüm ki; yalanların üstünü örtmeye çalışıp, onları gerçek sandıkça, örtmeye çalıştığım yalanların ardında boğuluyorum.

    Siz, siz olun, ne kadar az- ne kadar çok bilirseniz bilin, ne biliyorsanız bilin fakat gerçeği yalan, yalanı da gerçek olarak görmeyin, bilmeyin.

    Öyle bilecekseniz, hiç bilmeyin


    Dilara AKSOY
#12.09.2010 08:00 0 0 0

  • noimage


    Geçmişe dönüp eski 'ben' e bakıyorum da... Meğer ne kadar çok şey değişmiş, ben ne kadar da değişmişim...

    Evet, 'Miş'li geçmiş zamanı kullanıyorum şimdi. Nasıl olsa devir değişti, zaman yenilendi, ben yeniledim her şeyi.

    Yıllar geçtikçe bakıyoruz da hiçbir şey aynı kalmıyor, aynı değil. Aynı olması beklenemez de zaten. Aynı olursa hiçbir şekilde yol kat etmemiş oluruz.

    Geçmişteki duygularımızla şimdikiler birbirini tutmuyor. Geçmişte ölüp bittiğimiz insanlar için bir zaman geliyor hiçbir şey hissetmeyebiliyoruz.

    Bunun duygularla mı, olgunlaşmayla mı, mantıkla mı alakası var çözebilmiş değilim. Ya da belki de sevdiğimizi sandığımız için bir zaman geliyor sevmediğimizi fark edip vazgeçiyoruz.

    Dün, aşkın en yalın hâllerine bile inanırken adeta ölüp biterken bugün, aşkın 'sen' hâlinde bile olamıyorum. Nedir ki bu hayat?

    Bir karmaşadan ibaret mi? Nedir bizim gözümüzde güzeli çirkin, çirkini güzel yapan? Evet, yalnızlar da aşık olurlar doğru, hatta onlar daha çok aşık olurlar ki kendi mutsuzluklarını bir başkasının gözlerinde tamamlayıp mutluluğun doruklarına çıkabilmek için. Ama kavrayamadığım bir şey var ki,
    Sevgi aşktan daha güçlü bir bağla insanların yüreklerine adeta çörekleniyor.

    Sevgiyi atamıyorsunuz, satamıyorsunuz. O hep içinizde kalıyor, gidenler gitmiş olsalar bile. Ama aşk öyle değil, aynı insana aynı ölçüde, yıllar yılı aşık olmak yalnızca yüreği o ağırlığı taşıyabilenlerin sorumluluğunda oluyor ve bir de çok ama çok kör ise eğer...

    Etrafında başkaları dururken aynı aşkta kalacak kadar kör ve de derbeder ise...

    Şu zamanda ne yazık ki duygular bile aynı kalamıyor. Tabi ki çocukluğumuz gerilerde, gençliğin ilk sancılı günleri de dünlerde kalınca; duygular da değişiveriyor.

    Aynı kalan tek bir şey söyleyin bana... Hiç ama hiç değişmeyen... İsmimizin cismimizin ailemizin dışında değişmeyen tek şey...

    'Değişmeyen tek şey değişimdir' laflarını da kabul etmiyorum. Var mı aklınıza gelen tek bir şey?

    'Sevgi'nin dışında. Hoş, sevgi de bazen nefretle yer değiştiriyor ya.

    Aslında kimi çok seversek bir zaman sonra kızgınlığımız nefretle tanıştırıyor bizi.


    Dün aşıktık, bugün hayatın yüküyle bedeni kamburlaşmış bir hancı. Dün sancılıydık, bugün sapasağlam bir kader yoldaşı zamanı kovalayan demirbaş, öfkesi de sevgisi de değişmez gözüyle bakılan yarım akıllı. Garip bu dünyanın düzeni de kendisi de çok garip...

    'Ben sana aşığım' diyenlere inanmam... Gözlerdeki parıltı, sözlerdeki cazibe azalınca ne anlamı kalır aşkın? Zaman geçiyor evet, sözler de gözler de anlamını yitiriyor.

    Ruh bedenden yaşlı, bu hesaplar kime soruluyor? Bundan beş ya da altı sene önce kimdiniz, neydiniz, nerelerde kimlerin ellerini tutmaktaydınız, hatırlıyor musunuz?

    Belki de birçoğunuz unuttunuz ilk aşkınızın ismini. Geriye bir tek ufacık bir iz kalıyor, yüreğinize dokunun anlarsınız...

    Orada bir yerlerde adı bile unutulmuş cismi bile hatırlanmayan birileri hâlâ yaşıyor...

    Gerçek olan, değişmeyen tek şey bu mu? Dostlarınızı nerelerde kaybettiniz? Çocukluk arkadaşınız hâlâ yanı başınızda mı?

    Yoksa o da mı değişip çelmeyi takıverdi? Yeni dostlar, yeni arayışlar, yeni bir kimlik ve birden ayrılık.

    Dostun acısı da ayrılığı da fenadır. Sanmayın ki aşktan daha az yakar canı...

    Aslında aşktan daha çok yakar dostun kazığı, kazığından doğma ayrılığı...

    Çünkü sevgiliden daha çok bilir sizi, sevgiliden daha çok acır gözyaşlarınıza. Ardınıza dönüp bakın eğer hâlâ oralarda bir yerlerde görüyorsanız dostunuzu, yaşanmaya değer birtakım duygularınızı yitirmediğinizin göstergesidir.

    Büyümek zamanıdır şimdi, her an büyür insan. Büyükken bile büyür, ölene kadar. Gelişim süreci tamamlanmış, yaşı yolun yarısını yarılamış, dünyanın birçok yollarında yalınayak dolanmış biri bile büyür. Büyümek zamanıdır şimdi...

    Her an gerçekler çıkar karşımıza, her an doğruları yakalamak için fırsat verir hayat bize.

    Çocukken ne kadar güzeldi, bir oyundu hayat öyle değil mi? Çocuksu aşklar, hiç bitmeyen sırdaşlıklar, saatlerce koşup oynamalar...

    Sonra birden baktınız ki büyümüşsünüz, oyun bitti sanırsınız perde kapandı. Ama büyürken başlar esas oyun, odur oyunun aslı...

    Çelme takanlar, seviyorum deyip sevmeyenler, aşkla bağlanıp elinizi tuttuktan sonra başka bir göze, başka bir yüze aldananlar...

    Neler neler var bu hayatta, neler... Kaybetmekte var, kazanmakta. Önemli olan kaybettikten sonra kazanmak mı, yoksa sürekli kazanıp sonrasında kaybetmek mi?

    Sizin rolünüz nedir bu hayatta? Öksürüğünden bile korkan bir insanın hayattaki rolü ne olabilir sizce?

    Adımlarınızın sayıldığı, şaşkın gözlerin neler yapacağınıza dair sizleri seyre dalışıyla ne kadarlık ömrünüz vardır sizce?

    Büyümek zamanıdır, dün hissettikleriniz bugün size çok yabancı. Dün gülüp eğlendikleriniz bugün el olmuş, isimleri bile yabancı...

    O yüzden böyle bir dünyada kalıcı olmak için savaşamazsınız. Her şey faniyken, siz faniyken; durup da anlık duygularınızla yüreğinizi hoplatıp sonradan bozguna uğratamazsınız!

    Akıl vermek ne haddime, gerçeklerin görülebilmesi dileğiyle...

    Dilara AKSOY
#12.09.2010 07:57 0 0 0
  • Konu: Dal

    noimagenoimage


    * Tutunacak bir dal arayanlar, dal kırıldığında tepetaklak olurlar.



    * Tek bir insanın kalleşliğiyle yıkılanlar, nefrete mâhkum olurlar.



    * Kendini bilmeyen insanlar, bir başkasını tanıma fırsatını kaçırırlar.



    *Hayata bir renk, bir isim, bir cisim vermeyen insanlar 'Hayat' kelimesiyle sınırlı kalırlar.



    * Gerçekleri kabullenmekte zorlanan insanlar, geç olgunlaşırlar.



    * Acıyla başbaşa kalmaktan korkan insanlar, sahte gülücüklere kul köle olurlar.



    * Düşüncelerini net bir şekilde açıklamayan insanlar, düşünce özgürlüğünden yoksun kalırlar.



    * Tutunulan dalın kırılması durumunda hayata küsenler, hayata karşı yem olurlar.



    * İstedikleri gibi sevilmeye çalışan insanlar, farklı sevildiklerinde sevilmiyormuş havasıyla yaşayıp,



    sevildikleri insan tarafından sevilmenin hazzını duyamadan hayata gözlerini yumarlar.



    * Adından ve de soyadından başka bir gerçeğinin olmadığına inananlar, başka bir isimle



    çağrıldıklarında çağrılan kendileri değilmiş gibi, garip bir tutum içerisinde öylece bakakalırlar.



    *Hayatın sokaklarda olduğuna inananlar sokaktan; evde olduğuna inananlar evden; aşkta olduğuna



    inananlar aşktan; sevgiden olduğuna inananlar sevgiden; nefretten var olduğuna inananlar da



    nefretten ayrılmazlar.



    * Seçimlerin farklılığını gözetmeyen toplumlar yaralarını saracak bir merhem bile bulamazlar.



    * "Zaman geçiyor." deyip, geçen zamanla birlikte yerinde sayanlar yalnızca zamanın önsözünde



    ölümü bekleyen biçare kullar arasında yer alırlar.



    Bu gece hayatıma bir renk veriyorum: MorBu gece hayatımın özlü sözünü açıklıyorum: Üç noktadan ibaret çelişki dolu ilişkiler vasıtasıylabana gülümsüyor.



    Bugün hayata farklı bir isim takıyorum: Dal.



    Bugün kendime de farklı bir anlam yüklemeye çalışıyorum: Depresif takılmakla meşgul, aslında



    hayatın özünden de sözünden de çıkan şımarık küçük bir çocuk!



    Evet, bugün böyleyim.



    * Büyümek için çırpınanların küçülmekten başka bir işe yaramadıklarının bilincinde olan,



    *Ukala insanların, 'U' denildiğinde bile yüzlerini buruşturan,



    *Etiket düşkünü insanların kendi fiyatlarını biçemediklerine inanan biriyim.



    Ben böyleyim, kabul ettim kendimi haykırıyorum cümle aleme!



    Bugün özgür bir ruh giydim de geldim, hiçbir şeyden çekinmiyorum, küfür haricinde sövme hakkımı



    kullanmak istiyorum.



    * Zaten küfretmeyi de beceremem.



    *Hayattan ne istersek bize onu verir, kaygıysa kaygı; aşksa aşk; paraysa para.



    *Bugün ne istediğimi fazlasıyla biliyorum.



    Hayatın rengini, hayattan istiyorum. Hayatın morluğuyla pembelerden uzak yaşarken, utancımdan



    da kıpkırmızı kesileyim de müthiş bir düello başlasın istiyorum.



    *Anlaşılmamak için uğraşıyorum,



    * Sevilmemek için seviyorum.



    *Çok seversem, az sevileceğim kanaatindeyim.



    Hayata bir renk verin, o renk sizin renginiz olsun.



    Bugüne kadar hayatı hep pembe hayal ettim, sevgilimle veyahut ileride eşimle el ele göz göze



    kırlarda, bayırlarda pembeler içinde dolaşacakmışız da türküler söyleyecekmişiz gibi.



    *Sonra baktım ki ne sevgili var, ne de yâr. Yârin, gözlerinde sonsöz, yüreğinde de tertemiz bir



    aşk olursa aşk, odur işte.



    *Bugün mor bir hayatım var, pembeler uzak mesafelerde.



    *Çocukluğumu öldürdüm, gençliğimin zifiri karanlığında dilediğim kadar kördüğümüm.



    *Birini ne kadar çok severseniz, o kadar az alırsınız karşılığını.



    Çünkü insanlar sevildikleri kadar sevemezler, tartının kefesine koyun yüreğinizi de bir tartın bakalım.



    *Dalıma tutunma şeklim farklı; ben sevgiyim, o hancı. Ama o hancı, bildiğiniz aşk ateşiyle yandığım



    hancı da değil, adı hayat ama hancı.



    *Bir gün ona karışacağım.



    *Hayatın sokaklarda olduğuna inananlar, sokaktaki köpeğin bile farkına varamıyorlar bazen



    bunu biliyor muydunuz?



    *Adı sokak sadece, oksijen al ver bitti, tamam.



    *Gördüklerimle gördükleriniz bir değil, ikinci bir ihtimal olsaydı görebilirdim sizi, siz de beni.



    *Saçmalamanın da pahalıya kaçtığı dönemler vardır, saçmalamak için içinizden ne geliyorsa



    haykırırsınız, duyurup da bakın saçmalıyorum diyebilmek için, şu anım gibi.



    *Yüreğime bir mermi isabet etmiş de zor bela nefes alıyor gibiyim ama bu morluk beni kendime



    getirecek, bir şeyler zoruma gitti diye mor değilim canım yanlış anlamayın.



    *Hayatın rengi beni rahata erdirecek.



    *Gece vakti çok düşünenler, gündüz düşünebilecek bir şey bulamazlar. Mayın tarlasında gibi



    beynim.



    *Düşündüm de düşünebildiklerimi düşünebilir misiniz?



    *Dalım kırılsa da tutunmayı bilmediğimdendir, aldırmayın gitsin.



    *Bugün susma hakkımı kullanmıyorum, susacak biri varsa o da hayatın kendisidir.



    *Rengi, ismi, cismi değiştiği için.



    *Hor görmeyin hiç kimseyi, hor görülmemek için.



    *Ona da selam söyleyin, sevginin kardeşi aşka, ikimiz de birbirimize adapte olmaktan vazgeçmiş



    gibiyiz, ne o bana geliyor ne de ben ona gidiyorum.



    *Sevgi kutsal bir hazine sanki.



    *Hayat kurallar bütünüdür, belki de 1000 sayfalık liste çıkar.



    *Siz kafa yormayın, ben yordum beynim kazan gibi.



    *Siz hayatın akışına bırakın kendinizi, bazılarında var olmak, bazılarında hiç olmamış gibi olmak,



    bazılarında da varken birden bire yok olur gibi.



    *Sakın anlamayın beni, utanırım.



    *Sözlerim belli belirsiz bir kurşun gibi, hedef neresi belli bile değil!



    *Sitem değil bunlar, hayatın morluğuna sahip çıkmak tek isteğim.



    *Son kuralımı da ekliyorum: Kelebeğin ömrünün kısa olduğuna inananlar, yaşaması için fırsat vermeyenlerdir.



    *Aslında kelebek aşka gelmiş, yaşama isteğiyle çırpınmayı bilmektir.



    *Kelebeğe de kafa yormayın gitsin, ben kafamı yordum beynim kazan gibi.

    noimagenoimage


    Dilara AKSOY
#12.09.2010 07:50 0 0 0
  • Kampın çok yoğun günlerindeyiz. Nato'ya bağlı ülkelerden birinin hava kuvvetleri komutanı onuruna yemek verilecek. Tüm protokol davetli. Hepsi yüksek rütbeli.
    Yemekte eşler yok. Elli dört kişi, mönü deniz ürünleri ana yemek çipura ızgara
    Sihirbaz Ökkeş'le VİP salonunu hazırlıyoruz. Her yer pırıl, pırıl garsonlarım, çok şık jilet gibiler. Eksiğimiz yok, yemeği verecek olan komutanımız erkenden geldi.
    ''Bir aksilik var mı? Tacettin
    ''Biz hazırız komutanım.
    Konuklar geliyor komutanımız karşılıyordu. U şekli sıralanmış masalarda ismini bulan oturuyordu. Herkes tamam. Yemekte sessizce başlamıştı. Müzik hafif, hafif çalıyor. Sihirbaz Ökkeş serviste yine döktürüyor. Ben her tarafı izliyor. Bir aksilik olmasın diye, sürekli etrafı kolaçan ediyordum.
    Arada bir, komutanımızla bakışıyoruz. İkimizde çok rahatız.

    Ökkeş hizmette kusursuz, yemektekiler kısık sesle birbirleriyle konuşurken, salonda çatal bıçak sesleri duyuluyordu.
    Ordövrler yenmiş ara sıcak serviside bitmek üzereydi.
    ''İhsan mutfağa in ızgaraya başlasınlar.
    İhsan nefes, nefese geri döndü.
    ''Komutanım mutfaktan sizi istiyorlar.
    Acele indim.
    ''Hayrola ne var Belo
    ''Komutanım balıklar eksik ikisi yok elli iki tane
    ''Ne!!!!!!!! İyice baktınız mı?
    ''Baktık komutanım yok.
    Allah, Allah patlamanın uç noktasındayım. Gerildim. Izgarada pişen balıkları tek, tek bir kaç defa sayıyorum. İki tane eksik.
    Mutfakta çıt yok. Herkes şaşkın, herkes üzgün. Çaresizlik içindeyim. O an iki çipura için neler vermezdim'ki.
    Bulma imkânı yok. Şehre uzaklık seksen kilometre,
    Sigaramdan derin bir nefes çektim. Kızmak, sövmek, dövmek tarzım değildi.
    Hiçbiri işe yaramaz vaziyeti daha'da kötüleştirirdi. Çok emindim. O, balıkları yiyen bile şu an çok üzgün ve pişmandı. Çıkmaza girmiştim. Bu durumu muhakkak kurtarmam lazım. Bir şeyler yapmalıyım. İş başa düşmüştü. Bu tatsız olaydan bir çıkış noktası bulmam gerekti. Kendi etrafımda topaç gibi dönüyorum. Askerlerime emredip her işi yaptırdığım gibi onları,
    Korumakta görevimdi. Acizleşmeyi suçu ona buna atmayı ne yapayım bak yemişler deyip, bu tatsız olaydan sıyrılmak bana yakışmazdı.

    "Tamam, arkadaşlar olan olmuş panik yapmayalım.
    "Belo iki adet kuzu şiş çıkar iyice pişir tabağı süsle servise devam.
    Acele salona çıktım. Yüzüm asık Ökkeş anladı.
    "Ne, oldu komutanım
    "Balıklar eksik son iki kişiye servisi ben yapacağım. Telaş etme

    Çipura ızgaralar gelmeğe başladı. Nar gibi kızarmışlar. Gövdesindeki çizikler açılmış, beyaz kısmı gözüküyor.
    Çipuralar tabakta yan yatmış. İki dilim kırmızı soğan daire şeklinde kesilmiş. Yanında birkaç adet roka yaprakları,
    Tül içinde yarımşar limon, tabağın etrafında havuç dilimleri, domates ve bir tutam maydanoz, çok süslüler karnı tok olana bile göz kırpıyorlar. Muhteşem bir görüntü, tabağını önüne koyduğumuz kişi göz ucuyla bakarken memnuniyeti yüzünden okunuyor. Yanındaki ise benimki ne zaman gelecek diye sabırsızlanıyordu. Gelen ızgaralar dağıtılırken bende saymaya başlamıştım. Otuz iki, otuz üç heyecanım git, gide artıyordu. Kıp kırmızı kesilmişim. Çipura tabakları sırasıyla geliyordu. Kırk yedi, kırk sekiz nabız yüz kırk göğsüm daraldı. Kalbim küt, küt atıyor. Doruktayım. Üflesen düşeceğim. Elli bir, elli iki zaman durdu. Ökkeş' in elinde iki adet kuzu şiş tabağı ben önde Ökkeş arkamda son iki kişiye vermeye gidiyorum. Duyularım iflas. Birde üşüme aldı' ki sorma, yürek Selanik. Ben, bende değilim.
    Ökkeş' ten tabakları aldım. Önlerine koydum. Onlar şaşkın yanındakiler şaşkın, bana sertçe baktılar. Artık gözler konuşuyor. Bu ne der gibiler eğildim. Kısık bir sesle
    "Komutanım ben balıkları size layık görmedim. Kuzu şiş sevdiğinizde biliyorum'' Şişler önlerinde,
    Çok hoşuna gitmiş olmalı' ki gülümsedi.
    "Teşekkür ederim, Tacettin dedi. Derinden bir oh!!!! Çektim.
    Çok kısa süren bu kargaşa, yemeği veren komutanımız'ında dikkatini çekmiş olmalı' ki orada neler oluyor? Der gibi bana baktı. Acele masaların arkasından yanına gittim. Eğilerek yalnız kendisinin duyabileceği çok yavaş bir sesle,
    "Komutanım balık istemediler. Kuzu şiş istediler bende verdim.
    "İyi kendileri bilir dedi. Yeniden doğmuş gibiydim. Kimyam düzeldi. Bile, bile yalan söylemiş durumu kurtarıp, çıkış yolunu bulmuştum.
    Birkaç saniye içinde cereyan eden bu olay eminim ömrümün en az birkaç yılını yemiştir. Benim için bu tatsız gecenin tek getirisi bu tür yemeklerde yedeklemem fazla olacaktı.
    Askerliğini kısa dönem olarak bitiren mutfak çavuşu İhsan vedalaşmak için odama gelmişti. Sivillerini giymiş gayet şık ve yakışıklıydı. Ben onu çok sever bir arkadaş gibi davranırdım. Karşılıklı konuşur dertleşirdik. Biraz sohbet ettik. Elimi öpmek istedi, müsaade etmedim. Tokalaşıp sarıldık. Giderken
    "Komutanım sizden çok şeyler öğrendim. Sizi hiç unutmayacağım. Hakkınızı helal edin birde,
    "Evet, İhsan ne var
    "Ziyafette kaybolan iki balık vardıya, Yusuf çavuşla ben yedim. Deyince, yüzümdeki gülümsemem kayboldu. Biraz şaşırdım.
    "Afiyet olsun, o olayı ben unutmuştum. Ama şu an bende senden çok şey öğrendim. Dedim. Dedim'ya güven duygularımında artçı ve öncü depremler gibi sarsıldığını hissettim.

    TACETTİN YILDIRIM
#12.09.2010 07:38 0 0 0

  • noimage


    Adem'le Havva'dan kalan ayrılık mıdır,yoksa kaybolan bir yalnızlık mıdır bana senden kalan?Tamamlanmadan dudaklarda kalan bir sözcük müdür bana söylemeye çalıştığın?

    Geceyi vagonlara sığdırmak,tüm uykularımı sollamaksa niyetin,başardın solladın uykularımı.Yastığımın altında,baş ucumda biriktirdiğim çocukluktan kalma hayallerimi de götürdün giderken.

    Senden sonra dinleyen olmadı okuduğum şiirleri,kimseye dostumla başlayan bir cümle kuramadım.Seni anladığım kadar anlamadım bir insanı ve onlarda beniAlışkanlıklarım ölmedi,sen öldüğün halde.Olmadığını bildiğim halde varmışsın gibi davranmak ve bir an duraksayıp öldüğünü düşünmek,ne kadar zor bir bilsen yada hiç bilme,sen.

    Boğazıma dizilen demir lokmalar oluyorsun.Son günlerde adını duymak bile yakıyor içimi.Dışa yansımayan,içime akan göz yaşlarım oluyorsun.

    Faturalarda kalan ismin ve bende kalan vesikalık resminle seni yaşatmaya çalışmak,mezarındaki gülleri soldurmamak için verilen çaba,sık sık kabrine gelip sana hal hatır sormaSürekli uğraşlarımı oluşturmaya başladı senden sonra.

    Galiba her geçen gün biraz daha yaklaştırıyor beni sana ya da seni bana.Ruhum çıkmadı henüz bedenimden.Yaşadığı belli olmayan bir can taşıyorum,emanet.Bana senden arta kalan taşınması güç bir acı,kabusa benzer bir yaşam ve senin sıcaklığına hasret bir yürek

    Perdeleri iniyor hayallerin,gerçekler çıkıyor ortaya,öldüğünü haykıran yüzler kesiyor yollarımıSana geldiğim limanlarda hep fırtınalar var.Karlar yağıyor baharlarıma.Sensiz çıktığım her yolculuk,kendimden kaçmaya yetmiyor.Bazen bir şiir oluyorsun dudaklarımda,devamı gelmeyen sözlerim oluyorsun,yutkunuyorum.Bir boşlukta haykırışım oluyorsun,"nerdesin?" diye başlayan haykırışımı bir ben duyuyorum,sen duymuyorsun.Zaman zaman kapım çalınıyor,koşar adım açıyorum.Herkes geliyor bir sen gelmiyorsun.Bu kaçıncı mektup sana yazdığım,cevabı gelmeyen,cevapsız kalanNe kadar sürecek bu sensizlikle dolu günler.Ben ne zamana kadar bir dosta hasret sokaklara bakacağım."Bekleme o gelmez "diyenlere inat gelemez misin? Yoksa bir yol göster bana sana varmam için.Ben çıkayım yola,sana kavuşmak,dosta kavuşmak uğruna.Tüketeyim ya yol beni ya ben yolu


    UFUK KÖZLEME
#12.09.2010 07:35 0 0 0

  • noimage



    Ben sana çocukluğumdan vurgunum.Seni büyüttüm içimde,ben büyürken sen olgunlaştın,sen büyürken içimde ben küçüldüm.Hüzün akşamlarında senin hayaline sarılıp uyudum.Tüm çıkmaz sokakları sensiz yürüdüm.

    Kalbimin her atışında,senli musikilerin tınısı titretirdi içimi.Öksüz bir sevgiydi tatlı acısıyla benliğimi saranSustum,suskunluğun hükümdar olduğu kalp senin için çarptı hep gizlice.Susarak,gizleyerek geçirdiğim yılların ardından patlamaya hazır duygularım sende yankısız kaldı Ben sana çocukluğumdan vurgunum!

    Kalbe hüküm veremiyor akıl.Kendi başına bir saltanat kurmuş bu yürek.Yastığımın altına sakladığım hayallerim kayboldu zamanla.Sen vardın ben yoktum yada ben yoktum sen hep vardın.Hatırı sayılır bir mecnun olamadım.Hiç bir sabah benim olmadı lakin her karanlık gece benimdi.Sanırım sensiz nefes alabilmem için,hayati damarlarımdan birini dişlerimle koparmalıyım.

    Ben sana çocukluğumdan vurgunum!

    Okuduğum hiç bir şiir,yaşadığım aşkı tarif etmiyor.Hiç bir film gerçekçi değil gönül dünyamda.Tüm şiddetiyle kavuruyor sevdan,çiziklerle dolu kalbimi.

    Bilirsin seni çocukluğumdan beri severim,hatırı sayılır saf bir aşkla.Lakin korkarım,söyleyemem. Kimi sevdiysem öldü,
    kimsevdiyse öldüm.
    Bari sen ölme!



    UFUK KÖZLEME
#12.09.2010 07:31 0 0 0
  • Sonbaharın gelmesiyle ölü yapraklar yol üzerinde düzensiz savruluyordu.Ayaklarım beni gitmeye alışkın oldukları yaşlı çınarın yanına götürüyordu.Ilık esen rüzgar dışarıda son demini yaşayan yaprakları hareketine katıyordu.Yürüyordum,yağmurun ıslattığı toprak,kokusuyla beni büyülüyordu.Ne zaman canım sıkılsa,kendimi yalnız hissetsem,bu yalnız çınarın yanında olurum.Son günlerde yalnız değildi. çınar,bir başka misafiri ağırlıyordu.

    Orta boylu,buğday tenli başka bir tabirle kılıksız bir adam oturuyordu çınarın dibinde.Ak sakalında oldukça seyrek siyah teller vardı.Hareketten yoksun,cansız gözleri boş boş uzaklara bakıyordu.Bakışlarında ki karanlıkla uzaklara bakan,bir balıkçıyı andırıyordu.Üzerinde uyumsuz kıyafetler vardı.Yanına yaklaştığımda fotoğraf olduğuna inandığım kağıt parçasını yırtık ceketinin iç cebine koydu.Yanına oturdum,o hareketsiz boş gözlerle uzaklara bakıyordu.Bir süre onu izledim.Hırıltılı nefes alışını duyabiliyordum.Saçı sakalı bir birine karışmış bu adam bende anlamsız bir merak uyandırıyordu.Kırk-kırk beş yaşlarında olmalıydı.

    'Hayatının büyük bir bölümü acılarla,yalnızlıkla geçmiş olmalı ki yaşadığı bu ızdıraplar yüzüne derin çizgiler halinde yayılmış'diye düşündüm.

    İkimizde susuyorduk.Ben bu düşüncelerle haşır neşir olurken belki de oda benim kim olduğumu merak ediyordu.Onunla konuşmak için uygun bir an yakalamaya çalışıyordum.Bir vakit öylece oturduk,savrulan yaprakların hışırtısı da olmasa bu anın bir resim karesinden ibaret olduğunu düşünürdüm.Usulca yanına oturdum

    Askılı siyah çantamdan sigaramı çıkardım,uzattım.Önce anlamsız anlamsız baktı .Uzatmış olduğum paketten bir sigara aldı,yaktı.Derin bir nefes çekti ciğerlerine.Havaya savurduğu sigara dumanı başının üzerinde beyaz bir bulut oluşturdu.Sessizce doğruldu,hiç bir şey demeden ,kaçar gibi uzaklaştı yanımdan.Oturduğu yerde taşralı olduğunu düşündüğüm bir genç kızın siyah beyaz fotoğrafını gördüm.Belki kavuşamadığı sevdiği...Belki de seni seviyorum dahi diyemeden kaybettiği...Belki karşılıksız sevda denen durumun resme girmiş hali...

    Her türlü yoruma açık siyah beyaz bir fotoğraf ama belli ki her baktığında kalbine saplanan bir bıçak.Ben bunları düşünürken o,adımlarıyla aramıza mesafeler koyuyordu.Adını bilmediğim bu gizemli adamın arkasından:

    -'Hey siz!Bir fotoğraf düşürdünüz' diye seslendim.

    Yavaşça arkasını döndü.Sonra koşar adımlarla yanıma geldi.Bir elimdeki fotoğrafa,bir bana ve daha sonrada çınara baktı.Henüz elimdeki fotoğrafı ona uzatmamışken o,kaparcasına taşralı kızın fotoğrafını elimden aldı.Nemli gözleriyle manalı manalı bana baktı:

    -'Sağ olasın beyim' dedi.

    Bu sessiz adamın dudaklarından çıkan iki kelime,tüm ezilmişliğinin sese dönüştüğü bu iki kelime,içimde tarifsiz bir acıma duygusu uyandırdı.Farkında olmadan söylenen bir cevap misali:

    -'Bir şey değil'dedim.

    Dilsiz olduğunu düşündüğüm bu insanlık ayıbı adamın konuştuğunu görmem,bir nebze olsun beni ferahlattı.Demek ki dilsiz değil konuşabiliyor artık tüm meraklarımdan kurtulabilirim,devamı gelmeli konuşmalıyım.Adını sordum:

    -Adım Bahtiyar ama ne yazık ki hayatta hiç Bahtiyar olamadım dedi ,öksürdü.Elinde sımsıkı tuttuğu fotoğrafa yaşlı gözlerle baktı.Yıllardır kendi benliğiyle konuşan bu adam,yüzünden okuduğum tüm acıları,pişmanlıkları,iç çekişleri bana anlatmak istiyordu.Bende dinlemek için sabırsızlanıyordum.Bu pejmürde adamın yalnızlığına şahit olan çınar yine onu dinliyordu..Oturduk.Bir kaç el hareketiyle sigara içmek istediğini söyledi.Ona uzattığım sigara paketinden bir sigarada ben yaktım.

    Bir söze başlamak sözün devamını getirmekten zordu.Bahtiyarda nasıl başlasam dercesine ,konuşmakla konuşmamak arasında gidip geliyordu.Söze ben başladım:

    -Bu Fotoğraftaki kız dedim,sözümü tamamlamama fırsat vermeden:

    -Gül dedi ve Gülün fotoğrafına iki damla göz yaşı döküldü.Göz yaşlarıyla ıslanan taşralı Gül'ü kirli ceketinin astarıyla sildi.Bir müddet fotoğrafa baktı.Sonra ağlamaklı bir ses tonuyla:

    -Adı Gül'dü.Ne ben Bahtiyar olabildim ne de o güle bildi dedi.Elini yanına koyduğum sigara paketine uzattı,bir sigara daha alıp yaktı.İçinde kopan fırtınalar bütün benliğini sarmıştı ve onu sarsan bu fırtına beni de akışına katmıştı.Sigarasından derin bir nefes aldı

    -Beyim hiç sevdiğin birini öldürdün mü? dedi ve cevabını beklemeden:

    -Ben öldürdüm kendi kız kardeşimi,bu kanlı ellerimle,acımadan....

    Başını nasırlı ellerinin,onun tabiriyle kanlı ellerinin,arasına aldı.

    -Ben Vanlıyam beyim,bizde kanun töredir sorgulayamazsın büyükler söyler sen yaparsın.

    İzmariti hışımla fırlattı,bağırdı:

    -Onlar söyler sen yaparsın,bende yaptım,öldürdüm bu ellerimle öldürdüm Gül'ü.

    Bir katilin yanında oturmuş onu dinliyordum.Bu gizemli adam nasıl olurda bir cana kıyabilir.Duyduklarımın şaşkınlığıyla ellerim titriyordu.O ise yıllarca süren suskunluğunu bozmuştu ve içinde ki gizemi tüm çıplaklığıyla bana anlatıyordu:

    -Henüz on beş yaşıma doldurmamış,büyümeye çalışıyordum.Ailemin sekiz çocuğundan en küçüğü ve erkek olanı da bendim.Benim bir büyüğüm Gül'dü,taze bir Gül.

    Babam dediğim dedik bir adamdı.Varlıklı ,yaşlıca bir adama kız kardeşimi verdi.Babamın bu kararı ablamın hiç hoşuna gitmemişti.Öyle ki ablamın geceleri ağladığını duyardım.Bizim oralarda söz hakkın büyüklerindir beyim.Onlar ne derse biz sorgusuz kabul eder,uygularız.İşte böyle beyim taze bir Gül ve ihtiyar bir eş,Töreler ve kurbanlar...

    O zamanlar sorgulayamadığım törelere şimdi isyan ediyorum.Nasıl isyan etmeyeyim,hiç çocuktan anne olur mu?

    Bahtiyar konuşuyor ben ise düşünüyordum.Şimdiye kadar filimler de izlediğim,bana göre sadece filimlere konu olan gerçekte hiç bulunmayan töreler şimdi gözümde canlanıyordu.Bahtiyar:

    -O ihtiyar,o varlıklı ihtiyar,bir yaz akşamı şanına layık olduğu söylenen bir düğünle aldı Gül'ümüzü bizden.İşte beyim ablamın kötü yazgısının başlangıcı böyle oldu.Yaşlı bir ihtiyar ve körpecik bir Gül.Tıpkı siyahla beyaz,iyiyle kötü,güzelle çirkin misali gibi zıt bir durum Genç bir kız ve yaşlı bir adam.Kız kardeşim ara sıra bize gelirdi.Canlı canlı bakan gözleri,her geldiğinde bana daha bir sönük gelirdi.Daha çocuk denecek yaştaydım fakat ablamın mutsuz olduğunu anlamak için kör olmamak yeterliydi.Haftada bir gün bize gelir,annemle iki odalı evimizin küçük mutfağında uzun uzun konuşurlar ve sonra giderdi.Her gelişinde geri dönmek istemeyen gözlerle bahçe kapısından anneme bakardı.Annem bir türlü saklamayı beceremediği göz yaşlarını,başörtüsünün kenarıyla silerdi.Ablamın arkasından uzun süre ağlardı.Bir şeyler yolunda gitmiyordu beyim.Taze bir Gül her geçen gün soluyor bizler ise sadece üzülüyorduk.

    Hiç unutmam beyim.Yine böyle bir sonbahardı.Güneş çoktan evine çekilmiş,karanlık tüm köyü kaplamış,gök yüzü hıçkırıklara boğulmuş ağlıyordu kapı çalındı.Kapıyı açtığımda sırılsıklam olmuş,yüzü ve elleri yer yer çamurla kirlenmiş,kaşı ve burnu kanayan bir Gül, yarı baygın halde karşımda duruyordu.Kolundan tuttum,kucağıma aldığımda,göz yaşlarım içimi yakıyordu.Annem feryat ederek sarıldı ablama.Babam tepkisiz bizi izliyordu.Ne olduğunu anlamamıştık ki kapı tekrar;fakat kırılırcasına çalındı.Açtığımda Gül'ün kocası olan o ihtiyar karşımdaydı.Eli ile yana itti beni ve hızla içeri girdi.Ben dona kalmış açık kapının önünde öylece,bekliyordum.İçerde olanları görmüyor sadece duyuyordum.Sakallarında hala yağmur damlaları asılı duran ihtiyar,ablamı kolundan tuttu,sürükleyerek aldı ve gitti.Açık kapıdan bir ablama birde arkamda duygusuz gözlerle bakan babama baktım.Babam ise tepkisiz 'kapıyı kapa,geç içeri' dedi.

    Bahtiyar tekrar ağlamaya başladı.Kulaklarım duyduklarını inanmakta güçlük çekiyordu.Kızının arkasından sadece bakan,konuşmayan bir baba!

    Bir insanı töreye bu kadar tutsak eden ne olabilir ki diye düşündüm.Bahtiyar koluyla göz yaşlarını sildi ve devam etti:

    -Uzun süre ablam bize gelmedi ondan bir haber alamadık fakat bir gün aldığımız o haber,bir Gül'ün açmadan solmasına,ölüm fermanının yazılmasına neden oldu.İhtiyarın aşağılamalarına,işkencelerine dayanamayan ablam kaçmıştı.Töreler böyle bir durumda ölümü emrediyor,cellat 'sen olacaksın' diyordu çocuk denilecek yaştaydım beyim.Büyüklerimin sözü kanundu ve ben ise zoraki uygulayısı...Babam,babasından kalma altı patları belime soktu,cebimde bir miktar para...

    Sonra iki eliyle omuzlarım dan tutarak 'haydi aslanım.Ablan namusumuzu kirletti,sen temizleyeceksin 'dedi,alnımdan öptü ve gitti.

    Bir yandan namus diğer yandan töre en acısı taze bir Gül,belimde soğukluğuyla içimi ürperten bir silah,kulağımda 'namusumuz kirlendi,sen temizleyeceksin' diye yankılanan o illet cümle.Karma karışık bir ruh haliyle kimliksiz ben ,verilen emiri yerine getirmek için şehre doğru yola çıktım.

    Ablam sığınak olarak şehirde oturan onunda benimde ebeliğimi yapan 'Hafize' adlı kadını seçmişti.

    Hafize kadının kocası törelerine bağlı bir ihtiyardı. Çok geçmedi,şehirde kalışımın ikinci günü beni buldu.

    'Namusun bizim evde oğul,durma görevini yap bizleri utandırma'dedi.Elime sigara kağıdına yazılı bir adres verip yanımdan uzaklaştı.Verilen adresi buldum.Kendimden emin kararlı adımlarla yaklaştım bahçe kapısına.Küçük bir bahçe içine kurulmuş müstakil bir ev.Bahçenin bir kenarında ilk baharla açmış güller...

    Kapıyı çaldım.Hafize kadın kocaman açtığı gözleriyle karşıladı beni.Kapıdan içeri hızla girdiğimde sedirin bir kenarında oturmuş,gelen celladını,beni karşılayan,solmasına ramak kalan Gül'ü,ablamı gördüm.Gözünü kan bürüyen ben,kolundan çektiğim gibi ablamı sürükleye sürükleye evden çıkardım.Ne arkamdan feryat eden Hafize kadını nede avuçlarımın içinde çırpınan ablamı duymuyordum.Uzun süre sürükledim ablamı.Ayaklarım beni bir yerlere sürüklüyordu.Ne kadar öylece yürüdük bilmiyorum.Şu anda oturduğumuz bu ihtiyar çınar.Yıllar boyunca unutamayacağım o dehşet anının şahididir.İşte tam burada bir çiçek kurudu burada.sanki hala izlerini görüyor gibi olduğum ablamın kanı.

    Ayağa kalktı.Gövdesini bütünüyle saramadığı çınara sarıldı.Başını yasladı ve kısık sesle,anlayamadığım şeyler söyledi.Bir müddet öylece sessiz kaldı.Yıllar önce,yirmi yirmi beş yıl önce,bu çınarın önünde yaşanan bu korkunç olayı gözlerimde canlandırmaya çalıştım.Bahtiyar olamayan Bahtiyar,gülemeyen Gül,İnsan kanıyla beslenmiş bir çınar,duygusuz bir baba,Hafize kadın ve kocası,soğuk demirli altı patlar silah,töreler,törelerin açmadan soldurduğu Gül'ler.On beş yaşında bir kardeş katili...

    Bu düşüncelerden Bahtiyar'ın sesiyle sıyrıldım:

    -Beyim yaklaşık yirmi beş yıl önce,bir ilk bahar öğleden sonrası,doğanın canlandığı,taze güllerin açtığı bir günde ben katil oldum.Bir Gül toprağa karıştı.Yıllardır kaçtım bu şehirden,bu çınardan.Her gün öldüm.Yalvaran gözlerle bakan ablam her gece rüyamda ağlar.Yaşamak değil benimkisi beyim,gün doldurmak.

    Ablamın kanıyla beslenen bu çınarı ablamın yerine koydum.Son zamanlarda sık sık gelir,af dilerim,konuşur,dertleşir,ağlarım beyim.

    Bahtiyar yaşayan bir ölü,dünyada varlıkla yokluk arasında bir yerde.Yıllardır Azrail'ini bekleyen bu adamın belli ki sabrı tükenmiş.

    Ben oturduğum yerden usulca kalktım.Hala ayakta kalan, yaşlı gözleriyle ağlayan Bahtiyar sustu.Bu asırlık çınara uzun uzun baktım.Çınar taşralı Gül oldu.Hüzünlü hüzünlü baktı bana.Kimliksiz karmakarışık duygularla uzaklaştım çınardan,Bahtiyardan.Bir patlama sesi sıyırdı beni bu karma karışık ruh halinden.Kalbimin hızlı atışını kulaklarımla duyabiliyordum.

    -'Yoksa! Yoksa Bahtiyar!'

    gözlerimi kapadım düşündüğüm,görmeyi istemediğim şeyin olmaması için dua ederek arkamı döndüm.Gözlerimi yavaşça açtığımda tahmin ettiğim o üzücü manzarayla karşılaştım.

    Çınar ve çınarın hemen yanı başında boylu boyuna uzanmış yatan bahtiyar...

    Koşarak yanına yaklaştığımda;sıcak alnından sakallarına doğru akan koyu kırmızı kan,çınarın dibine ulaşıyordu.Taşralı Gül'ün siyah beyaz fotoğrafı yerde duruyor Bahtiyar yarı açık gözleriyle Gül'e bakıyordu.Soğuk insan celladı altı patlar elindeydi.Eğildim,toprağa karışan kanın fotoğrafa ulaşmaması için fotoğrafı elime aldım.Bir türlü gelmeyen Azrail'e inat,Bahtiyar kendi canının celladı olmuştu.

    Bahtiyarın yarı açık gözlerine baktığımda;

    Açmadan solan bir Gül,dünyada varlıkla yokluk arasında ki yaşamlar,henüz hikayesini dinlediğim gün ölümüne şahit olduğum Bahtiyar,yaşamla ölüm arasında ki o ince çizgi,bir kurşun çekirdeğiyle gelen ölüm ve tüm töre kurbanı insanlar bütün masumiyetiyle bana bakıyordular.

    Şimdi mezarının başında dua ediyorum.Bahtiyarın vasiyetini bilmiyorum fakat kimsesiz Bahtiyar eminim çınarın dibinde uyumak isterdi.İstediği gibi de oldu.Mütevazı bir mezarda,çınarda hemen yanı başında...

    UFUK KÖZLEME
#12.09.2010 07:27 0 0 0