1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Makedonya'lı Arnavut bir ailenin kızıydı o. Babasının Atatürk'ün silâh arkadaşlarından olduğunu da duydum.

    Doğduğu yer olan İstanbul-Tuzla-Tepeören köyünde evlendiği ilk kocası, köyün hem öğretmeni, hem de muhtarı imiş. Bir süre felçli olarak yaşadıktan sonra, dünyadan göç ederek, iki kızı ve bir oğluyla dul bırakmış annemi.

    Otuz yaşlarında, bekâr babamla, yanaşması olduğu ağa baş göz etmiş . Bir ablam ve bir de ben dünyaya gelmişik bu ikinci evlilikten. Hiç huzurları olmamış, sürekli kavgalarla geçen bu evlilik sadece dört yıl sürmüş. Ben daha bir buçuk yaşındayken ayrılmışlar.

    Sekiz yaşıma kadar yanında kaldığım annem, yeniden evleneceği adam fazla çocuk istemediğinden olacak, beni babamın yanına gönderdi. Bu olay beni annemden uzaklaştırdı. Öyle ki ; senelerce, hatta ölünceye kadar, en az görüştüğü evlâdı ben oldum.

    Hatta ona sitem eden yazılar bile yazdım bu sayfalarda. Son zamanlarda İstanbul'u da terk ettiğim için, son günlerinde görüşemeyeceğim korkusuna kapılmıştım. Çok şükür ki, İstanbul'a yeniden döndüm ve annemle yeni bir sayfa açtım. Son günlerinde sık sık görmeye gittim. Yaklaşık iki hafta önce hastalandığında , daha sık ziyaretlerine gittim.

    Özellikle son iki gününde, doyasıya yanaklarından öperek ayrıldım yanından. Çok tatlı oluyormuş anne yanağı ! Ben bu tadı ancak ellibeş yaşında tadabildim !

    Yirmi dört ağustos ikibinon sabahında dünyaya veda etti benim Arnavut güzeli canım annem. Güzel bir veda nasip oldu ona. Allah, mekânını cennet eylesin. Ramazan gibi mübarek bir ayda toprağa girmek kısmet oldu. Tüm çocukları ,torunları ve diğer yakınlarıyla görüşmek, helâlleşmek kısmet oldu. Sonunda, doğduğu köyde, hem de annesinin yakınındaki bir mezarda sonsuz istirahatine çekildi.

    Hiç küskünlüğüm kalmadı anneme. Çok şükür ki, ölmeden önce bunu ona hissettirdim, hatta bizzat söyledim. Üstelik, onun böyle güzel vedası, bana adeta moral verdi. Bunalımdan çok, rahatlık, huzur var şu an içimde. Keşke bana da ölümün öylesine güzeli nasip olsa.

    Güle güle benim canım anneciğim ! Mekânın cennet olsun. Hiç bir çocuğun senden davacı falan da değil. Yeter ki sen bizden davacı olma.

    İzninle kulağına da bir şeyler söylemek istiyorum anne . Başkaları bu sözleri duymasın .

    - Yanakların çok tatlıymıştı be annem ! Keşke yıllarca öpüp koklamak nasip olsaydı.....

    Fikret TEZAL
#21.12.2010 07:07 0 0 0
  • ( Müebbetlik Hayatım'dan )

    Bizim sınıfa kadar gelip; bana Behice hanımı soran Bahar'a karşı davranışımdan pişmanlık duydum sonradan. Tamamen iyi niyetiyle, benimle tanışmak için geldiğine, ona olan ilgimin farkına varıp bana bir şans vermek istediğine inandım.

    Tekrar denedim teneffüslerde onu uzaktan seyretmeyi. Fakat öyle öfkeli baktığını gördüm ki ; ona görünmekten bile utanmaya başladım.

    Aşka kısa bir ara verip derslerime verdim kendimi. Sürgüne gönderilmeyi reddedip istifa eden müdürümüz Ahmet beyin yerine, Mustafa Kemal Tokuç müdür oldu. İTÜ'de Makina mühendisliği okuyan Matematik hocamız Saime Zeybek de bıraktı bizi. Yerine gelen Süavi bey sayesinde matematikte de başarılı olmaya başladım. Bir tek hocası dışarıdan sözleşmeli olan Fizik dersinden zorlandım.

    Tabii en başarılı olduğum ders, Behice annemin verdiği Bioloji idi. Onun beyin ve omurilik arasındaki farkı anlatırken söylediği sözler hiç aklımdan çıkmaz : ' Omurilikten yaşayan değil, beynini kullanan, düşünen insanlar olun !' demişti. Omurilik tembeldi. Duyulan sözler, sorulan sorular ve olaylar karşısında, duvar gibi yankı yapar, anında ve hazır cevaplar verir, bilnçsiz davranışlar yaptırır. Oysa beyin, düşünmemizi, bilgileri değerlendirmeyi, süzmeyi ve en doğru olanı bulmamızı sağlardı.

    Din derslerimiz isteğe bağlı idi. Bir kaç sınıf birden aynı sınıfta din dersine girerdik. Kulakları çınlasın ; Bahar asla girmezdi Din derslerine.

    Bir kaç sınıftan isteklilerle birlikte Din dersindeydik yine. Hoca biraz gecikmişti. Din dersi de olsa, Kur'an kursu da olsa, hatta İmam-Hatip okulu bile olsa, gençliğin ve iki cinsin olduğu yerde aşk daima vardır. Kızlar ve erkekler çapkınlık derdinde. Herkes asılacağı karşı cinsi seçiyordu. Hayatta yapmadığım bir kaç şeyden biridir benim çapkınlık. Fakat o gün istisna bir gündü herhalde benim için.

    Orta sıralarda oturuyordum. En ön sırada oturan kızlar dönmüş bize doğru bakıyorlardı. Yüzü güzel olan birini hedef seçtim kendime. Utanmadan gözlerine gözlerine baktım. Esmer, düz, kısa saçlı, masum bakışlı bir kızdı. Anında fark etti bakışlarımı. Ben tabii hemen ürktüm yine. Oldum olası çekinmişimdir kızlardan. Hemen kızıp bozuk atacaklar gibi gelmiştir.

    Teneffüste elinde bir defterle yanıma geldi. Gelirken bir ayağının engelli olduğunu fark ettim. Hem de çok zorlanıyordu yürürken. O an kendimden utandım ona çapkınlık amacıyla baktığım için. Elindekinin bir hatıra defteri olduğunu anladım. Elini uzattı ellerime.

    - Merhaba, ben Suna.

    Utanarak tuttum elini. Çabucak da bıraktım.

    - Ben de Fikret.

    - Şu defter sende kalsın bu gün. İçine bir şeyler karalarsan memnun olurum.

    - Peki..

    O gün hiç aklımdan çıkmadı. Yürümesine engel olan ayağı, yüzünün masumluğu ve benim ona karşı samimiyetsizliğim. Şimdi ne yapmalıydım ? Ona ilgi duyduğumu görmüş, bu ilgiye karşılık vermeye hazır olduğunu göstermişti. Şimdi kalkıp ta ' Ortada ciddî bir durum yok. Ben sana öylesine asılmıştım!' diyebilir miyim ? Her hangi biri olsa belki de diyebilirdim. Fakat o, engelli bir kız. Bu durumda, engelli olduğu için onu reddettiğim inancına kapılır ve çok sarsılırdı. Onu üzmeye hakkım olamazdı.

    Vicdanımın sesini dinledim ve onu kaderim olarak kabul edip, bu ilişkiyi, gerekirse sonuna kadar, evliliğe kadar vardırmaya karar verdim. Ona hitap eden, ona ilan-aşk eden bir şiir yazdım verdiği hatıra defterine. Hatırladığım son mısralarında şöyle dedim :

    ' Seninle aç değilim, benimle susuz değilsin,
    Yoldaşım, can yoldaşım !'

    Onun engelli olduğu gibi, kendimi de noksan biri, yaralı biri olarak görüyor ve bir birimizi tamamlayan bir ikili olacağımızı ima etmeye çalışıyordum.

    Bir hatıra defteri de ben aldım. Daha önceden yazdığımı ima eden bir iki şiir karaladım yapraklarına. Ona verdim, benim için bir şeyler yazması için. Eski sayfaları yerinden söküp öylece bırakmış deftere. Tüm geçmişimi unutup yeni bir sayfa açmamı ister gibi. Bir de şiir yazmış benim için. Oldukça güzel şeyler yazmıştı üstelik.

    Kısa sürede sevgili olduk. Birlikte gezdik okul bahçesinde ve okul yolunda. Pek aşktan bahsedecek kadar cesur olamadık belki ama birlikteydik işte. Gerçekten çok zorlanıyordu yürürken. Öyle ki kötü havalarda babasının onu sırtında okula kadar getirdiğini bile görmüştüm.

    Her şeyimle yemin ediyorum ki ; tüm hayatımı onunla geçirmeye razı olmuştum. Asla ondan vaz geçmek gibi bir düşüncem olamazdı.

    Bir kız arkadaşı vardı. Yanıma geldi bir gün.

    - Ne olacak sizin sonunuz ? diye sordu birden bire.

    - Ne olacak ; günü gelince evleneceğiz ! diye tereddütsüz cevap verdim.

    - Suna'nın babasının Ankara'ya tayini çıktı. Yakında gidecekler, dedi.

    Şaşırdım birden. Sonra toparladım kendimi.

    - Olsun,mektuplaşırız.

    - Suna öyle düşünmüyor ama. Sonunuzun olmadığını düşünüyor. Bitirmek istiyor.

    Demek ki kaderle sınavım sona ermişti. Kader beni engelli bir eşle yaşamaya mahkûm etmekten azletmişti.

    - Eğer gerçekten böyle düşünüyorsa, bitirmek istiyorsa, canı sağolsun. Söyle kendisine, bundan sonra bacım- kardeşim olsun benim , deyip uzaklaştım oradan.

    Ertesi gün sınıfa geldi yine aynı kız.

    - Suna çok üzüldü.' Ben onun kardeşi olamam, seviyorum onu. O beni bırakmadıkça, ben de onu bırakmam ' diyor, dedi.

    Yeniden buluştuk Suna'yla. Yaşadığım Kurtköy'den söz ettim ona. Orada akrabalarının olduğunu, onları bahane edip gelmek istediğini söyledi.

    Hafta sonunda köyde gördüm onu. Akraba kızlarıyla birlikte geziyorlardı. Selamlaşıp tokalaşıp ayrıldım yanından.

    Ertesi gün yüz çevirmeye başladı benden. Ne bir soru sordu, ne de bir söz söyledi. Hiç bir açıklama yapma gereği bile duymadan bitirdi ilişkimizi.

    Bir darbe daha yemiştim hayattan. Sefaletim mi onu vaz geçirdi benden, akrabalarının kötülemesi mi, babama annem tarafından atılan iftiranın ona iletilmesi mi; bilmiyorum.

    Darbesi miydi kaderin, yoksa hakkımda verilen hayırlı bir hüküm mü ? Onu da bilmiyorum.



    Fikret TEZAL

#20.12.2010 21:47 0 0 0
  • ( Müebbetlik Hayatım'dan )

    Pendik Lisesi'ndeki, O'nlu günler, hayatımın en güzel günleri olarak geçmeye devam ediyordu. Okulun en tanınmış ,örnek ikilisi olmuştuk. Hem çalışkanlığımız, hem de saygılı ve dürüst oluşumuz, herkes tarafından takdir ediliyordu.

    Çok da samimiydik artık. Ders harici sohbetlerimiz ve hatta şakalarımız bile oluyordu. Her derste mutlaka ikimizin parmakları havada oluyor, işlediğimiz dersi ilk anlatan mutlaka ikimizden biri oluyordu.

    Bir tek eksiğim vardı benim : Aslında o da benim için en önemli olan şeydi. Bir türlü ona aşkımdan söz edemiyordum. Oysa o, sürekli ağzımı arıyor, benden o konuda bir açıklama, bir itiraf bekliyordu. Bense ona sadece, adının geçtiği şarkılardan söz edebiliyordum. (Ben gamlı hazan, Bir bahar akşamı vb.)

    Okul ve sınıf gezileri, mutluluğun doruk noktasını yaşadığım günler oluyordu. Özellikle Emirgan ve Beşiktaş Yıldız Parkı'na gittiğimiz gün, mutluluk sarhoşu olmuştum. Arkadaşlarıyla birlikte boy boy resimlerini çekmiştim. Ne de güzel gülümsüyordu poz verirken, canım sevdiğim benim ! Eğer teklif edebilseydim, belki tek başına da poz verebilirdi ama bir türlü teklif edecek cesareti kendimde bulamadım.

    Çok beğendiğini söylediği resimleri verirken, aynı resimlerden birer tane de kendime sakladığımı, hatta bir tanesini fotoğrafçıya onun daha fazla görünecek şekilde yaptırdığımı elbette söyleyemezdim.

    Geceleri ders çalıştığım masamı, onun bu resimleri süslemeye başlamıştı artık. Sürekli benimleydi, sabahlara kadar ders çalıştığım , masa arkadaşımdı.

    Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği, Liseler Arası Ses Yarışması'na da birlikte gittik. Sezen Aksu, Erol Evgin, Nükhet Duru Ve Bülent Ersoy'un ( erkek hali ile ) konuk sanatçı ve jüri üyesi olarak katıldığı günde, herkes çok eğlendi. O da, müzik eşliğinde durduğu yerde, sağa sola dönerek eğleniyordu. Ben az arkasında onu seyrediyor, yanına yaklaşmaya cesaret edemiyordum. Yanındaki, yabancı bir öğrencinin, bu sağa sola dönüşlerde, ona değdiğini fark ettiğimde kıskançlık krizim tuttu. Çocuğa çatmamak için kendimi çok zor tuttum. ' Sana ne , sen kim oluyorsun ?' demesinden korktum. Fakat suratımın o korkunç halini çoktan fark etmiş olacak ki , giderken otobüste ;

    - Herkes eğleniyorken sen ne diye somurtup durdun ? diye sordu.

    Onu çok sevdiğimi, sevdiğim için de kıskandığımı yüzüne karşı itiraf etmeyi ne kadar istesem de, tabii ki yapamadım.

    - Hiiiç, bir şey yok. Başım biraz ağrıyor da , demekle geçiştirdim.

    Asıl bomba ertesi gün okulda patlayacaktı. Teneffüste kızlar sınıfta toplanmış, ellerindeki bir resme hayran hayran bakıyorlardı. Bir ara o resmi öptüklerini de fark ettim. Bülent Ersoy'a ait o resmi, O'nun da öptüğü izlenimi beni adeta delirtti.

    Hayatımın en kaba sözünü o anda ve en çok sevdiğim insanın olduğu yerde yapma şanssızlığım oldu benim.

    - O,karı be !

    Bu söz, benim hayatımın o andan sonrasının kaatili olmuştu. O günden sonrası asla bir önceki gün gibi olmayacaktı artık. Kendimi öylesine kaybetmişim ki, sinemacılık mesleğimden dolayı, çantamda bulunan bir sinema afişindeki Cüneyt Arkın'ın resmini açıp,

    - Erkek dediğin işte böyle olur ! gibi abes bir sözle kabalığıma devam ettim.

    Öyle bir bakışı vardı ki ; gözleriye dövdü hatta öldürdü beni. Fakat, bal gibi haklıydı.

    Ertesi gün, boş geçen Beden dersinde, spor salonunda ders çalışırken, o günü unutmuş gibi lâf atmaya kalktım. Çok kızıp, tersledi beni.

    - Fikret ! Sen biraz fazla oldun galiba ! Görmüyor musun ; ders çalışıyorum burada !

    O, hep böyleydi. her fırsatta ders çalışırdı. Yanımda, arkadaşım kerim vardı. Onu hiç sevmez, bana da ona olan ilgimden dolayı kızardı.

    - Yürü oğlum gidelim şuradan ! Ne buluyorsun şu kendini beğenmiş kızda ?

    - Seviyorum be Kerim, seviyorum !

    - Hay senin sevgine !

    Aynı gün , bizim sınıfta yapılan kol toplantısında O'nun sırasına oturdum. Sıradaki adını karalayıp ,' Yoksun artık !' yazdım. Kazınıyordum bas bayağı.

    Sonraki derste, o yazıyı görünce küplere bindi. Benim yaptığımı bal gibi anladığı halde, sıra arkadaşım Kemâl'in ağzını aramaya başladı. Ben, itiraf etmek zorunda kaldım. Sudan bahanelerle geçiştirmeye çalıştım ama nafile.

    Artık, bas bayağı dargındık. Onunla değil, sadece resimleriye konuşmaya başladım. Çalıştığım derslerden hiç bir şey anlayamaz hale geldim. Sınıftaki yerimi değiştirip arka sıralardan birine taşındım. Sınıfın en tembel, en ilgisiz öğrencisi haline düştüm. Notlarım da düşmeye başladı.

    Sonunda, sabahları votkalı bira içerek okula gelecek kadar sapıttım. Sınıfta uyuklamaya başladım. Geçmiş güzel günlerimin hatırına, öğretmenlerim o kötü halime bile göz yumdular.

    Geceleri O'na şiirler yazmaya başladım. O şiirlerden bir kaç tanesini bendeki resimlerinin arkasına yazıp, getirip ona verdim. Bir tanesini İngilizce'ye çevirip öyle yazdım 'Elveda Çiçeğim ,Yoksun Artık, Öğret bana sevdiğim..) Bunlardan biri intiharı çağrıştırıyordu ve ben bir gün sınıfta intiharı denedim.

    Evde bulduğum ilaçların bir şişesini sınıfta içtim. Ne biçim şanstır ki; etkisiz olanını seçmişim herhalde, kızardım, bozardım ama başka da bir şey olmadı.

    Bir gün yine içkil halimle uyukluyordum teneffüste,sınıfta. O, öğretmenin masasının üzerine oturmuş, belli etmeden beni seyrediyordu. Bu sırada, sınıfın en gıcık kaptığım öğrencisi Sadi'nin, O'nun bacaklarına pis pis baktığını fark edince deliye döndüm. O anda saldırıp boğmak geldi içimden. Fakat yine aynı korku engel oldu bana : ' Sen kim oluyorsun, sana ne ! ' derse korkusu.

    O da fark edip, aslında hiç de açık olmayan eteğini biraz daha çekiştirip masadan indi. Yerimden fırlayıp, çantamı da kaptığım gibi, tahtaya bir yumruk atıp ,

    - Lânet olsun ! Alın sizin olsun okulunuz ! deyip çıkıp gittim. Bir süre de okula gelmedim.

    Seviyordum O'nu. O, benim hayatımın en temiz, en güzel sayfasıydı. Kendimi, O'na lâyık göremedim. O yüzden açılamadım ve arkadaşlığımı bile sürdüremedim. Arkadaş olarak bile O'na lâyık olamadım. Her zman kıskandım. Sevdiğim için kıskandım. Seven kıskanır bence, kıskanmalı da...

    Tam otuz iki yıl önce, o en kaba sözümle, aslında çok önemli bir gerçeği dile getirdiğimi kim bilebilirdi ki ? Bülent Ersoy , kendisi biliyor muydu acaba ?

    Fikret TEZAL

#20.12.2010 21:34 0 0 0
  • ' Zamanında çok güzel bir genç kızdım ben. Aslında çocukluğumda bile çok güzeldim. Herkes beni sevmek, kucağına almak, öpmek için can atardı. Yanaklarımı insanlardan sakınacağım diye canım çıkardı.

    Özellikle okulda, her zaman popüler oldum. Erkek arkadaşlar ne kadar nazik davranırlardı bana. Benimle konuşmak, şakalaşmak için sıraya girerlerdi. Kimi saçlarımın kıvrımlarını, kimi gözlerimin rengini, kimisi de bacaklarımın kusursuz olduğunu öve öve bitiremezlerdi.

    Daha lise sıralarında, kaç kişiden arkadaşlık teklifi aldığımı sayamıyorum bile. Tatillerde, iş yerlerinde çalıştığım insanların bana yakın davranışları , hiç biri aklımdan çıkmıyor.

    Terk ettiğim erkeklerden kimi hayatına küstü, kimisi de intihara kalkıştı.

    Sokağa çıktığımda beni görüp de dönüp bakmayan, hayranlığını gizleyemeyen, arkalarına dönüp dönüp öyle bakan, hatta lâf atan insanlara gülüp geçtim hep. Hatta ilk gördüğü günde evlenme teklifi edenler bile oldu. Kimisi nişanlısını, kimisi de eşini bırakmaya kalkıştı benim için.

    Ben bir türlü seçim yapamadım, hayranlarım ve taliplilerimin arasından. Nasıl olsa, zamanı geldiğinde birini seçerim deyip, okumayı ve kariyer yapmayı seçtim.

    İyi bir üniversitede tıp eğitimi görüp doktor oldum. Daha da ileri gidip mesleğimde uzmanlaştım. Nice insanların tedavilerine katkıda bulundum. Çok dualar aldım .

    Uzmanlıktı, kariyerdi derken evlenmeyi falan unutmuşum. Geçenlerde emekli oldum. Evde tek başıma oturmaya başlayınca bir eksiklik hissetmeye başladım. Bir hayat arkadaşı mutlaka olmalıymış insanın.

    Şimdi sık sık sokağa çıkıp, insanların yine bana hayran hayran bakmalarını bekliyorum. Doğrusunu isterseniz ; bana lâf atmalarını bile özlemişim. Oysa, hiç kimse ilgilenmiyor artık benimle. Ne saçımın kıvrımları, gözlerimin rengi, ne de bacaklarım ; artık kimsenin umurunda değil galiba.

    Ey insanlar ; ben size ne kötülük ettim ? Niçin beni artık görmezden geliyorsunuz ? Saçlarım beyazlamışsa, gözlerimin rengi solmuşsa, bacaklarım buruşmuşsa ; suç benim mi ?

    Eskiden gençtim ama hiç bir şey değildim. Sadece göz zevkinize hitap ediyordum. Oysa doktor olduktan sonra, nicelerinizin dertlerine çare oldum. Ne kadar faydam oldu sizlere. Kiminizin çocuğunu, kiminizin annesini-babasını,eşini, yakınını tedavi ettim.

    Asıl şimdi övmelisiniz beni. Gördüğünüzde şimdi hayranlığınızı açığa vurmalısınız. Şimdi lâf atmalısınız bana. Varlığımı şimdi fark etmelisiniz.

    Ve asıl şimdi, benimle arkadaş olmak, evlenmek için can atmalısınız.

    Ey, insana insan olduğu için değer veren insanlar ; neredesiniz ? Şimdi size öyle çok ihtiyacım var ki ! '

    ( Uz.Dr.Ayşe'ler..)

    Fikret Tezal
#20.12.2010 21:29 0 0 0
  • -Ne olursun vazgeç yavrum ! Geri dön, gelme, doğma bu dünyaya..

    - Ama anne ; beni sen çağırmadın mı ? Dünyaya gelmemi sen istemedin mi ?

    - İstem dışı bir davranıştı o. Affet beni yavrum. Ne olursun dön, doğma bu dünyaya.

    - Ama anne ; biz diğer tarafta, cennet diye vaadedilen bu dünyaya gelebilmek için, ömrümüzce ibadet ettik. Bu dünya bize cennet olarak vaadedildi. Diğer tarafta herkes can atıyor buraya gelebilmek için. Yemelerden, içmelerden, yaşamaktan fedakârlıklar yapılıyor, nefislerle mücadele ediliyor, vaadedilen bu cennete gelebilmek için. Ben de hak ettiğim için gönderildim, cenneti kazandığım için !

    - Doğru olamaz bunlar. Bu dünya cennet falan değil. İnsanlar sürekli kavga, hatta savaş ediyorlar. Birbirlerini eziyor, sömürüyor hatta öldürüyorlar. Bu dünyada yaşamaktan memnun olan insan çok az.

    - Ama anne ; masmavi denizler yok mu, tatlı sular akan ırmaklar yok mu, yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler yok mu ? Acılı,tatlı, ekşili ,türlü türlü meyveler, yiyecekler yok mu, değişik renkte,uçan, öten kuşlar yok mu ? Yeryüzünde, su altında yaşayan çeşitli hayvanlar yok mu ? Hele hepsinden değerlisi, akıllısı, yeteneklisi insanlar yok mu bu dünyada ? Değişik mevsimler, yağmurlar, karlar, güneş yok mu ? Sıcak, serin, soğuk mevsimler yok mu ?

    - Evet yavrum, hepsi var, ama !

    - Aması ne anne ? Böyle bir yer cennet değil de nedir öyleyse ? Lütfen izin ver anne, engel olma doğmama. Bırak da kavuşayım, hak ettiğim, bana vaadedilen cennet dünyama !

    Engel olmayı yine de istedi ama elinden daha fazlası gelmedi annemin. İnatla geldim bana vaadedilen, ömrümce ibadet ederek, nefsimle mücadele ederek kazandığım, hak ettiğim cennet diye sunulan dünyaya..

    Allah, gerçekten cennet olarak sunmuş insanlığa dünyayı. Böyle bir dünyaya ,hele de insan olarak ve de Müslüman bir Türk olarak gelmek de ayrı bir şans aslında.

    Fakat insanlar çoktan cehenneme çevirmişler kendilerine sunulan bu güzelim cenneti. Şimdi başka dünyalarda başka cennetler ararlar. Bu dünyadan elini eteğini çekip, ömrünü ibadetle geçirip başka cennetler umuyor insanlar.

    Oysa sormamız gerekiyor kendimize ; bize sunulan bu cennet dünyanın değerini bildik mi ? Burasının değerini bilseydik, savaşlar için harcanan emekleri barış için, dünyadaki yaşam için harcasaydık, cennetten farklı mı olurdu bu dünya ?

    Haklıymışsın anneciğim. Keşke seni dinlemem mümkün olsaydı da gelmeseydim, değeri bilinmeyen, cehenneme çevrilen, aslı cennet olan bu dünyaya.

    Sen gittin artık. Lütfen beni de al yanına anne. Ben razıyım geldiğim yaşantıma dönmeye. Söz veriyorum, bir daha asla bana cennet vaadedilmesini istemeyeceğim. Tüm ibadetlerimi karşılık beklemeden yapacağım. Yaradan'a bağlı kalmak için, ille de ödül beklentisi içinde olmayacağım. Hangi hayatta isem, o hayatın değerini bilip, yaşadığım her yerin cennet olması için çaba sarf edeceğim.

    Hadi artık anne. Çağır beni yanına...

    Fikret TEZAL
#20.12.2010 21:27 0 0 0
  • Canım emeğine sağlık bu güzel sunum için.Seni tebrik eder yarışmada başarılar dilerim...
#16.12.2010 19:07 0 0 0
#16.12.2010 19:05 0 0 0
#16.12.2010 19:03 0 0 0
#16.12.2010 18:57 0 0 0
  • Sen benim gökkuşağımken hayatımda;ben ise yalnızlığa saplı bir ağacım...


    Ozan yine harika bir şiirle bizi mest ettinn..O engin yüreğine sağlık dostum ...Allah hep yüreğinde kileri nasip etsin sana..Okurken duygulanıp bir o kadar etkilendim..Kalemin hiç mi hiç susmasın..Sen hep varol ki bizde bu keyiften mahrum kalmıyalım..Emeğine sağlık diyor;başarılar diliyorum bu yarışmada...


#13.12.2010 14:59 0 0 0
  • Canım maviş maviş bir sunum olmuş ve umudun rengidir mavi..Sanada başarılar diliyorum bu yarışmada arzu ettiğin gibi olur inş..Sevgiler canım...

#10.12.2010 16:11 0 0 0
  • Hayatta sahip olduğumuz değerli varlığımız ANAMIZIN çok güzel işlendiği harika bir sunum olmuş.Kaybedilen anneye duyulan özlem ,sevgi başarı ile şiire dökülmüş.Bunun için Leyla arkadaşimin yüreğine sağlık diyorum.Allah sabrını artırsın mekanını cennet eylesin anacığının...

    Sevgili Haktan'ın da en hassas olduğu bu konu üzerine seçim yapıp başarı ile bu şiire sunumuyla can vermesi ayrı anlam ve duygusallık katmış..Allah sanada sabır versin ve anacığının mekanı cennet olsun diyorum dostumm...

    Her ikinizide tebrik ederim ve yarışmada başarılar dilerimm..
#09.12.2010 00:13 0 0 0


  • noimage


    Sevgili Arkadaşım Su Perisi...

    Eminim ki en az bu güzel nickteki anlam kadar peri gibi bir yüreğe sahipsin.Seni seven ailen ve dostlarınla birlikte daha nice sağlk,huzur,bereket ve umutların dolu olduğu seneler dilerim.Refik Ağabeyiminde ellerine yüreğine sağlık bu güzel kutlama için kendisini tebrik ediyorum.Allah ağzınızın tadını bozmasın ,herşey gönüllerinizce olsun dileklerimle.

    Sevgi ve saygılar...

    @1Sidelya
#06.12.2010 11:10 0 0 0
  • Canım Doğum Günün Kutlu Olsun...

    Sevenlerin;sevdiklerin ve ailenle daha nice sağlık,sıhhat,huzur ve bereket dolu seneler dilerim canım...

    Her sene ardında bıraktığın zamana baktıkça "İYİKİ"lerin çok olduğu bir ömür diliyorum canım...

    @1Sidelya
#26.11.2010 20:41 0 0 0
  • Doğum gününüz kutlu olsun..

    Herşey arzu ettiğiniz şekilde gönüllerinizce olması dileğimle.Daha nice yaşlar dilerim Ferda...
#19.11.2010 10:40 0 0 0
  • Leyl-i Lal Arkadaşım...

    Bu güzel dostlarınız ve sizi seven ailenizle daha nice seneler diliyorum.Gönlünüzce ve umutların hep var olduğu birbirinden güzel nice seneler yaşlar arkadaşım...

    Sağlık,huzur ve mutlluk sizinle olsun...

    ....Doğum Gününüz Kutlu Olsun....
#18.11.2010 00:47 0 0 0
  • MARDINLI1986 Arkadaşım...

    Doğum Gününüzü kutladığınız her sene, geride bıraktığınız senelere bakarak " İyi ki ve harikaydı" diyebileceğiniz " Keşkelerden ve kederden uzak " seneleri ardınızda bırakmanız dileğiyle...

    Sevip ve sayıldığınız hep sizle var olacak eş,dost ve de ailenizle daha nice güzel,başarılı seneler diliyorum...

    ....DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN....



    @1Sidelya
#18.11.2010 00:42 0 0 0
  • Varsın aç kalayım,
    ve yüreğim kavrulsun susuzluktan,
    ve ölüp yok olayım;
    yeter ki senin doldurmadığın bir bardağa
    veya senin kutsamadığın bir kaseye uzanmasın elim.



    Emeğine sağlık Haktan...

#13.11.2010 11:58 0 0 0