1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#24.05.2009 14:26 0 0 0
  • noimage

    Sigaranın, erkeklerde böbrek hastalığı riskini önemli ölçüde artırdığı kanıtlandı

    Avustralya nın Melbourne kentindeki Monash Üniversitesi nde yapılan araştırma erkeklerin sigaradan kadınalara oranla daha farklı etkilendiğini ortaya koydu.


    Üniversitenin Tıp Merkezi nde görevli Dr. Esther Briganti, böbrek hastalıklarına yakalanma riskinin sigara içen erkeklerde, içmeyenlere göre 3 kat daha yüksek olduğunu söyledi.


    4500 kişinin katıldığı araştırmada erkeklerin, böbrek hastalıklarının iki önemli nedeni olarak bilinen şeker ve yüksek tansiyon hastası olmadığının altını çizen Briganti, böbrekteki hasarın içilen sigara sayısıyla doğru orantılı olarak arttığının belirlendiğini açıkladı.


    Böbrekteki hasarı, idrardaki protein oranının önemli ölçüde artmasından anladıklarını belirten Briganti, sigara tiryakilerindeki böbrek hasarının böbrek içindeki kan basıncının artmasıyla ilgili olduğunu tahmin ettiklerini belirtti. Sigaranın, kan basıncını artıran noradrenalin ve vasopressin adlı iki hormonun daha fazla salgılanmasına neden olduğunu söyleyen Briganti, kan dolaşımını olumsuz etkileyen sigaranın ayrıca böbrekteki kan damarlarına zarar verebileceğini söyledi.


    Sigara içen kadınlarda böbrek hastalıkları riskinin artığını gözlemlemediklerini ifade eden Briganti, bunun nedenini henüz bilmediklerini sözlerine ekledi.
#24.05.2009 14:09 0 0 0
  • noimage
    Amfetamin Bağımlılığı :
    Bağımlılık potansiyeli kokainden biraz daha zayıftır. Hekimlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda ve narkolepside kullanılmaktadır. Amfetamin (ve amfetamin benzeri madde) düzenli kullanımının tipik sonuçları performans artışı duygusu, kilo kaybı ve paranoid (kuşkucu) düşüncelerdir. Yoksunluğunda bunaltı, titreme, halsizlik, kas krampları, gece kabusları, mide ağrıları, doymayan açlık, hoşnutsuz duygudurum belirtileri olur. En ciddi yoksunluk belirtisi çökkünlüktür (depresyon). Amfetamine bağlı olarak psikotik bozukluk, duygudurum bozukluğu, bunaltı, cinsel işlev ve uyum bozukluğu gelişebilir.
    Tedavisi kokain bağımlılığı tedavisine benzer. Psikoz varlığında antipsikotikler, bunun dışında bunaltı gidericiler kullanılır.

    Kafein Bağımlılığı:
    Kafein kahve dışında çay, özellikle migren ilaçlarında, kakao, çikolatada, hafif içkilerde bulunur. Bağımlılık yapıcı maddelerin hemen her özelliğini barındırır. Kafein yoksunluğunda baş ağrısı, yorgunluk ya da sersemlik, bunaltı veya çökkünlük, bulantı-kusma belirtileri görülür.
    Tedavide diyet ve alışkanlıklardan kafeinin çıkartılması veya ciddi ölçüde azaltılması gerekir. Hasta yakınlarından destek istenir. Su ya da kafeinsiz hafif içeceklerin gün içinde sık tüketimi yararlı olur. Ağrı kesiciler kullanılabilir.

    Esrar (Kannabis) Bağımlılığı:
    Esrar için kullanılan diğer isimler: marijuana, ot, çay, pot, yabani ot. Neşelendirici etkisi bin yıldır bilinir. Ağrı kesici, uyku verici etkileri de vardır. En sık yasadışı kullanılan maddedir. Esrara karşı tolerans gelişir, yani dozu arttırmadan aynı etkileri sağlamaz hale gelir, psikolojik bağımlılığı vardır, fiziksel bağımlılığı ise olasılıkla fazla güçlü değildir. Esrar yoksunluğunda huzursuzluk, uykusuzluk, iştahsızlık ve hafif bunaltı olur. Esrar içildiğinde neşelendirici etkisi dakikalar içinde başlar, 2-4 saat sürebilir. En sık görülen etki gözlerin kızarması, hafif kalp hızlanmasıdır. İştah artışı ve ağız kuruluğu olabilir. Esrara bağlı paranoid fikirlerle giden psikotik bozukluk, bunaltı bozukluğu, kalıcı algı bozukluğu ve amotivasyonel sendrom (hiçbir şey yapmadan yaşama) gelişebilir.
    Tedavisi ayık ve temiz kalma ve destekleme ilkesine dayanır.

    Kokain Bağımlılığı:
    En fazla bağımlılık yapan, sıklıkla kötüye kullanılan ve en tehlikeli maddelerden biridir. Diğer isimleri: Snow, cake, lady, freebase, crack, rock. Tıpta ilk olarak yerel anestezide kullanılmıştır. Kokainin davranışsal etkileri hemen hissedilir ve 30-60 dakika sürer. Solunum yoluyla alınışı az tehlikeli, damardan ve sigara olarak alınması ise en tehlikeli yollardır. Ağızdan alımı beyin-damar hastalıkları, kalp anomalileri ve ölümle sonuçlanabilir. Kokain sarhoşluğunda (zehirlenme) görülebilecek belirtiler: aşırı neşe veya duygulanımda küntleşme, gerginlik veya öfke, kalp atım artışı, gözbebeği genişlemesi, terleme-titreme, bulantı-kusma, burun akıntısı, kilo kaybı, kas zayıflığı, göğüs ağrısı, kalpte ritm bozukluğu, şaşkınlık, kasılma nöbetleri, koma. Kokain yoksunluk belirtileri: yorgunluk, canlı ve hoşnutsuz rüyalar, uykusuzluk veya aşırı uyku, iştah artışı, aşırı hareketlenme veya durgunluk. Kokaine bağlı paranoid sanrılar ve varsanılarla giden psikotik bozukluk, duygudurum bozukluğu, bunaltı bozukluğu, cinsel işlev bozukluğu, uyku bozukluğu gelişebilir.
    Tedavisinde sosyal ortam değişimi, sık idrar tahlilleri, bireysel ve aileye yönelik psikolojik destek, kendine yardım grubu olan Adsız Narkotikler (AN) desteği, antidepresanlar yararlı olabilir.
    Halüsinojen Bağımlılığı:
    Psikodelik maddeler olarak da bilinir. Klasik olarak doğada bulunan halüsinojenler psilosibin ve meskalindir. Klasik yapay halüsinojen ise LSD'dir.(1938'de üretildi). Uzun dönem halüsinojen kullanımı sık görülmez. Fizik bağımlılığı yoktur. Halüsinojen sarhoşluğu belirtileri: bunaltı, çökkünlük, paranoid (kuşkucu) düşünce, yargılama bozukluğu, algıların keskinleşmesi, yabancılaşma, yanılsamalar, varsanılar, gözbebeği genişlemesi, kalp hızının artması, terleme, çarpıntı, görme bulanıklığı, titreme, dengesizlik. Halüsinojene bağlı kalıcı algı bozukluğunda geometrik varsanılar, renk parıltıları, renklerin belirginleşmesi, nesnelerin çevresinde ışık haleleri, nesneleri olduğundan çok büyük veya çok küçük görmeler olabilir. Halüsinojene bağlı psikotik bozukluk, duygudurum bozukluğu, bunaltı bozukluğu gelişebilir.
    Tedavisi halüsinojen sarhoşluğunda konuşma ve yatıştırma, kısa süreli ilaç kullanımı, var olan psikiyatrik durumun tedavisi biçimindedir.
    Uçucu (Bally, Tiner, vs) Bağımlılığı:
    Bu gruba çözücüler (solventler), yapıştırıcılar, uhular, aerosoller, propanlar, tiner ve benzin girer. Örnekleri: Bally, tiner, benzin, çakmak gazı, temizleme sıvısı, sprey boya, ayakkabı boyası, daktilo düzeltici sıvısı. Ucuz, kolay bulunan ve yasal maddelerdir. Bu nedenle yoksullar ve gençler tarafından sık kullanılır. Uçuculara tolerans gelişir (doz arttırma gereği) fakat yoksunluk belirtileri hafiftir. Etkileri alımdan 5 dakika sonra başlayıp 3 dakika-saatler sürebilir. Uçucu sarhoşluğu belirtileri: kavgacılık, aldırmazlık, yargılama bozukluğu, sersemlik, nistagmus (göz titremesi), geveleyerek konuşma, yürürken sendeleme, uykulu hal, tepki yavaşlaması, titremeler, kasların zayıflaması, görme bulanıklığı veya çift görme, aşırı neşe, komaya varabilecek bilinç kaybı. Uçuculara bağlı olarak deliryum, kalıcı bunama, psikotik bozukluk ve duygudurum veya bunaltı bozukluğu gelişebilir.
    Tedavisinde eğitim, alttaki kişilik bozukluğunun tedavisi, sosyal destekleme gerekebilir.
    Sigara (Nikotin) Bağımlılığı:
    Sigara bağımlılığında başlangıç giderek 14 yaşın altına inmektedir. Sigara kullanımının en önemli yan etkisi uzun vadede ölümdür. Sigaranın uyarıcı özellikleri dikkat artışına, öğrenme ve sorun çözme yetisinde gelişime yol açar. Ayrıca gerginlik ve çökkünlüğü azaltıcı etkileri vardır. Sigaraya başlayanların yarısından fazlası sürekli içici hale gelir. Sigarayı bıraktıktan sonra 24 saat içinde ortaya çıkan yoksunluk belirtileri; hoşnutsuz veya çökkün duygudurum, uykusuzluk, iştah artışı, kalp yavaşlaması, huzursuzluk, bunaltı, kolay sinirlenme.
    Sigara bırakmanın yararları: daha uzun yaşama, genel sağlıkta düzelme, akciğer kanseri, diğer kanserler, kalp krizi, beyin damar hastalığı ve süreğen akciğer hastalığı riskinin; düşük doğum riskinin azalması. Destek almadan kendi kendine sigara bırakma başarı oranı %10 gibiyken nikotin bantları kullanımı ve davranış terapisi desteğiyle başarı oranı %60'a kadar çıkabilmektedir. En önemli öğe yeme, araba kullanma, sosyal ortamlar gibi günlük etkinliklerin sigarasız nasıl sürdürüleceği, duygusal sorunlar ve kilo alımıyla nasıl başa çıkılacağını gözden geçiren desteği planlamaktır. Grup olarak (topluca) sigarayı bırakma, nikotinli sakızlar, antidepresan kullanımı, telefon görüşmeleriyle sıkı izleme bağımlılık tedavisinin diğer unsurları olabilir.
    Eroin (Opiyat) Bağımlılığı:
    Opiyatlar eroin, morfin, hidromorfin, metadon ve kodeindir. En sık kullanılan opiyat eroindir. Düzenli kullanımıyla eroine birkaç ayda bağımlılık ve tolerans gelişmektedir. Eroin kullanımıyla önce neşelenme, sonra apati (ilgisizlik), huzursuzluk, yargılama ve bellek bozukluğu, gözbebeklerinde daralma, sersemlik duygusu, sözleri geveleme, dikkat ve bellek bozukluğu olur; bunlar eroin sarhoşluğu belirtileridir. Eroin kullanımının azaltılması veya kesilmesiyle ortaya çıkabilecek yoksunluk belirtileri; hoşnutsuz duygudurum, bulantı-kusma, kas ağrıları, göz yaşı artışı, burun akıntısı, gözbebeği genişlemesi, terleme, ishal, esneme, ateş, uykusuzluk. Eroin aşırı dozda alındığında solunum durması ile ölüme neden olabilir. Eroin komasında gözbebekleri topluiğne başı gibi daralmıştır.
    Tedavisinde ayıklığın sağlanması, AİDS açısından bilgilendirme, denetimli metadon yerine koyma tedavisi, psikoterapi, adsız narkotikler (AN) gibi kendine yardım grupları sayılabilir.
    Fensiklidin Bağımlılığı:
    Öteki adları: Melek tozu, kristal, barış hapı, süpergrass, hap, roket yakıtı, at sakinleştirici. Veterinerlikte kullanılan bir anestetiktir. Ketamin de benzer bir maddedir. Fensiklidin sarhoşluğu (entoksikasyonu) belirtileri: kavgacılık, saldırganlık, dürtüsellik, yargılama bozukluğu, nistagmus (göz titremesi), hipertansiyon ve kalp hızının artması, uyuşma, ağrı duyumunda azalma, sarsak hareketler, konuşma peltekleşmesi, kas katılığı, kasılma veya koma, ses duyumunda artış. Fensiklidin alımından sonra 1-2 günde psikoz benzeri tablodan çıkılır. Bağımlılığında düşünce bozukluğu, reflekslerin azalması, bellek kaybı, dürtü denetimi kaybı, uykululuk, çökkünlük, yoğunlaşma bozukluğu olur. Fensiklidine bağlı psikotik bozukluk, duygudurum bozukluğu, bunaltı bozukluğu gelişebilir.
    Tedavisinde konuşarak rahatlatma yararlı değildir. Bilinç kapalıyken takip, belirtilere yönelik tedavi, sessiz ve karanlık oda sağlamak, antipsikotik ve bunaltı gidericiler sayılabilir.
    Sakinleştirici Uyku Verici (Sedatif Hipnotik ) Bağımlılığı:
    Sakinleştiriciler gerilim azaltıcıdır, genellikle bunaltı gidericilerle eşanlamlı kullanılır. Sakinleştirici ve bunaltı gidericiler de doza bağlı olarak uyku verebilir, uyku vericiler de gündüz sakinleşmesi yapabilirler. Bu grup içinde bulunan ilaçlar benzodiyazepinler (Diazem, Rohypnol, Xanax, Valium gibi) ve barbitüratlardır. Fizyolojik ve psikolojik bağımlılıkları vardır. Tolerans da gelişir. Çoğunlukla yeşil reçeteli ilaçlardır. Sarhoşluğunda (entoksikasyon) uygunsuz cinsel veya saldırgan davranış, oynak duygudurum, yargılama bozukluğu, sözleri geveleyerek konuşma, sarsak hareketler, sendeleyerek yürüme, nistagmus (göz oynaması), dikkat/bellek bozukluğu, uykululuk veya koma görülebilir. Yoksunluk belirtileri ise: terleme, nabız artışı, elde titreme, uykusuzluk, bulantı-kusma, gelip geçici varsanılar (görsel, işitsel, dokunsal), huzursuzluk, bunaltı, sara benzeri kasılma nöbetleri. Özellikle barbitürat yoksunluğu yaşamı tehdit edebilir. Sakinleştirici, uyku verici ve bunaltı gidericilerle ilgili kalıcı bunama, kalıcı bellek bozukluğu, psikotik bozukluk gelişebilir. Alkol ile alındıklarında zehirlenme olasılığı artmaktadır.
    Tedavisinde psikiyatrik yardım, çevre desteği, uyku vericiler sayılabilir. Bağımlılık maddesini yeni bir maddeyle değiştirmekten kaçınmalıdır.
#24.05.2009 14:04 0 0 0
  • Nasıl tutunabiliriz ki acılara?
    Yüreğimizi acıtan, sancıtan hergün.


    Nasıl tutunabiliriz?


    Sevebilir miyiz ya da?


    Dost olabilir mi insan acılarıyla, dertleriyle?


    Onlarla yaşıyorsak sevmek zorunda mıyız?



    Derdi vereni bilirsen


    Gelince neleri değiştirdiğini farkına varırsan


    Yüreğini arındırdığını tüm kötülüklerden.


    Ve sana neleri kazandırdığını anlayabilirsen (Sabrettiğini takdirde)


    Seversin o zaman derdi de, acıyı da, hüznü de.


    Çünkü anlarsın ki o zaman


    "O" seni sevmeseydi, seni düşünmeseydi.


    Göndermezdi sana, derdi kederi.


    Tarafından hatırlanmak istemezdi...


    Kıymetini bil derdinin


    Ve tadını çıkar sevgiliyle birlikteliğin...

    noimage
#24.05.2009 13:53 0 0 0
  • Hep düşünmüşümdür...
    Kolay söylenmiyor SENİ SEVİYORUM " olmuyor denmiyor yürekten bir çığlık gibi yükselmedikçe.
    Sevgi kolay değil ...
    Sabahları onu özleyerek uyanmak yanındayken bile özlemek o güldüğünde senin içinin gülmesi o üzüldüğünde senin için parçalanması o ağladığında senin kahrolman kolay değil...


    Sevgi kolay değil ..

    Yemek yemesine sevinmek.. üşümesine dayanamamak.. terlemesinden korkmak..hem bir seven yürek gibi hem bir aile şevkati ile sarıp sarmalamak istemek kolay değil...

    O' nu içten düşünmek sen O olmaktır sevgi...
    Sevgi kolay değil ..Göz göze geldiğinde yüreğine bir kor düşmesine engel olamamak..

    O' nu ne kadar çok sevdiğini düşünmek ve hissetmek avuç içlerinin ter kokusunu bile özlemek yokluğunda kolay değil... Sımsıcaklıktır sevgi...
    Sevgi kolay değil ...

    Gece yatağına girdiğinde O' nu düşünmek dualarına O' nu da dahil etmek kendinden çok O' nun için yalvarmak dua etmek kolay değil...

    Dualarında O' na da yer vermektir sevgi...
    Sevgi kolay değil... kolay değil... Hayatını ona verebilmeyi istemektir sevgi...
    Bütün bunlar kolay değil. Bir anda düşünemez isteyemez insan.

    Tabii ki kolay değil. Kolay şeyler yakışmaz sevebilen insanlara zaten.

    noimage
#24.05.2009 13:50 0 0 0
#24.05.2009 12:46 0 0 0
#24.05.2009 11:46 0 0 0
  • Rica ederim beğendiğinize sevindim arkadaşım tşkr.ederim AYIŞIĞI :)
#24.05.2009 11:42 0 0 0
#24.05.2009 01:07 0 0 0
  • 1. GÜNDE EN AZ 6-7 SAAT KARANLIK ODADA UYUMAK GEREKİR.

    2. HAFTADA EN AZ 6 GÜN ERKEN YAT ERKEN KALK

    3. ELEKTRONİK ARAÇLARDAN UZAK DUR KULANMADIĞINIZ ZAMAN AÇIK VE YANINIZDA
    TUTMAYINIZ.

    4. BİLGİSAYARINI AÇIK TUTMA

    5. TELEFONDA KISA KONUŞ

    6. CEP TELEFONU İLE KONUŞMAN 30 SANİYEYİ GEÇMESİN

    7. ŞAMPUANLAR VE DUŞ JELLERİ KANSEROJEN. VÜCUDUNUZU SABUNLA TEMİZLEYİN VE BOL BOL DURULANIN

    8. ZAMAN ZAMAN YALIN AYAK TOPRAKTA YÜRÜYÜN

    9. GİYDİĞİNİZ TERLİĞİN LASTİK- PLASTİK OLMAMASINA DİKKAT EDİN

    10. GECE UYURKEN ODADAKİ TELEVİZYONU BİLGİSAYARI VS FİŞTEN ÇEKİN VEYA ANA DÜĞMESİNDEN KAPATIN

    11. CEP TELEFONUNUZU GECE UYURKEN YATTIGINIZ ODADA BULUNDURMAYIN

    12. HAFTADA 4 KEZ BALIK YE VE BALIK ÇORBASI İÇ BALIĞIN KILÇIĞI KANSER
    ÖNLEYİCİDİR. MÜMKÜNSE BALIĞI KILÇIĞI İLE YE

    13. ZERDAÇAL (KÖRİ) Yİ BOL BOL KULLAN SALATALARINA EK, ÇORBANA KÖFTENE KOY


    14. GÜNDE İKİ BARDAK DOMATES SUYU İÇ

    15. KEPEK EKMEĞİ VE EKMEĞİN KABUĞUNU YE BELEDİYE EKMEĞİ GENÇLER İÇİN İYİ

    16. TUZ KULANMAK İSTİYORSAN KAYA TUZU KULLAN

    17. ZEYTİNYAĞI FAYDALI SABAH KAHVALTISINDA BİR ÇORBA KAŞIĞI ZEYTİNYAĞININ İÇİNE KEKİK, NANE, KÖRİ, KOYUP YE

    18. ESMER PİRİNÇ TÜKET

    19. ZEYTİN ÇOK YARARLI BOL BOL TÜKET

    20. YAĞSIZ PEYNİR VE KEÇİ PEYNİRİ YE

    21. HAFTADA EN ÇOK İKİ KEZ KIRMIZI ET YE

    22. ÇAY ÖNERİSİ-YEŞİL ÇAY+BÖĞÜRTLEN+ISIRGAN+ LİMON KABUĞU NU KARIŞTIR
    KAYNAT GÜNDE İKİ KUPA İÇ DİKKAT BUNU İLAÇ ALMAYAN İNSANLAR İÇEBİLİR

    23. EĞER HİÇ BİR İLAÇ İÇMİYORSANIZ VEYA İLAÇTAN 6 SAAT SONRA BİR SU BARDAĞI GREYFURT SUYU İÇİN

    24. BİTKİSEL OTLARI ALIRKEN İNTERNETTEN ALIŞVERİŞ YAPMAYIN-TARIM BAKANLIĞI
    ONAYI OLANLARI ECZANELERDEN ALIN

    25. SENTETİK YASTIK YORGAN KULLANMAYIN PAMUIK YORGAN YASTIK DAHA SAĞLIKLI

    26. ÖZELLİKLE BEYAZ İÇ ÇAMAŞIRLARINIZI KAYNATMADAN GİYMEYİN ÇÜNKÜ
    BEYAZLATICI MADDE KANSEROJEN BİR MADDEDİR

    27. MUTFAKTA TEFLON BULUNDURMAYIN CAM-ÇELİK-PORSELEN KAPLARDA PİŞİRİN

    28. SENTETİK MALZEME İÇEREN HALI KULANMAYIN

    29. AYAKKABI İLE EVDE DOLAŞMAYIN

    30. ORGANIK ÜRÜNLER TÜKETİN EN AZINDA SEBZE MEYVEYİ MEVSİMİNDE TÜKETİN

    31. FASTFOOD KANSEROJENDİR

    32. ACI BİBER KANSERE ÇAREDİR

    33. HAFTADA EN AZ BİR KÖY YUMURTASI TÜKETİN VE ÖZELLİKLEDE BEYAZINI DAHA ÇOK TÜKETİN

    34. ELMA SİRKESİ MERTABOLİZMAYI HIZLANDIRIR GÜNDE BİR TATLI KAŞIĞI İÇİN
    ( kadınlarda kemik erimesine sebep oluyor. dikkat edin)

    35. HER SABAH AÇ KARINA BARDAK ILIK SU TÜKETİN

    36. KURU ERİK, BÖĞÜRTLEN, ÇİLEK TÜKETİN

    37. HAVUZLARDA KULLANILAN KLOR KANSEROJENDİR EĞER GİRERSENİZ DE HEMEN DUŞ ALIN

    38. İÇME SUYU-İSTANBULDA ŞU ANDA BELEDİYENİN SUYU İÇİLEBİLİR EĞER SATIN
    ALIYORSANIZ 3 AYDA BİR MARKASINI DEĞİŞTİRİN

    39. KIZARTMA YEMEYİN HAŞLAMA BUĞULAMA YENMELİDİR

    40. MİKRO DALGADA FAZLA ISITMA

    41. YANMIŞ YİYECEKLER KANSEROJENDİR. MANGAL KEYFİNDEN HEMEN VAZGEÇ

    42. DİŞ FIRÇALARKEN KURU FIRÇAYA MACUNU KOY FIRÇALA SONRA DURULA

    43. KURU TEMİZLEME KANSEROJENDİR

    44. DOMATES ORGANİKSE VEYA MEVSİMİNDE YENİRSE KANSER ÖNLEYİCİDİR. KABUĞUNU SOYMADAN YE

    45. ELMAYI KABUĞU İLE YE. KİBARLIK YAPIP KABUĞUNU SOYMA

    46. SEBZEYİ MEYVEYİ ÖNCE ELMA SİRKELİ SUDA 20 DAKİKA BEKLET SONRA DURULA YE VEYA KULLAN

    47. BROKOLİ, KARNIBAHAR, ISPANAK, LAHANA. KIRMIZI TURP, KARA TURP, HAVUÇ, MAYDANOZ, REZENE, TERE TÜKET

    48. EN YEŞİL, EN KIRMIZI, EN SARI OLAN YİYECEKLERİ YE

    49. YEŞİL ÇAYI GÜNDÜZ TÜKET

    50. KARA ÜZÜM, KARADUT, BÖGÜRTLEN ŞURUBU, ANANAS TÜKET

    51. ÇİN ÜRETİMİ HİÇ BİR ŞEY KULLANMA ŞU ANDA MADE İN CHİNA YERİNE PRC
    (PEOPLE REPUBLİC OF CHİNA) YAZIYORLAR DİKKATLI OL.

    52. SÜT YERİNE AYRAN VE YOĞURT TÜKET ÇÜNKÜ SÜTE HAYVANIN GÜBRELİ YEDİĞİ
    OTLARIN KALINTILARI KARIŞABİLİYOR

    53. FINDIK, FISTIK, CEVİZ KABUKLU AL KIR ÖYLE GÜNLÜK BİRAZ TÜKET

    54. MEVSİMİNDE ÇEKİRDEKLİ KARPUZ ÇOK FAYDALI

    55. ŞARABA BÖCEK İLACI KARIŞIYOR O NEDENLE KANSEROJEN, BİRA KOLON KANSERİNİ ARTIRIYOR, BUNLAR YERİNE KARA ÜZÜM YE

    56. MEYVE SUYU YERİNE TAZE MEYVE TÜKET MEYVE SUYU ŞİŞMANLATIYOR

    57. HAREKETLİ HAYATI TERCİH ET

    58. OKSİJENLİ ORTAMDA GÜNDE EN AZ YARIM SAAT 45 DAKİKA YÜRÜ

    59. SİGARA İÇİYORSANIZ YÜZDE 85 VEYA 90 AKCİGER KANSERİ OLACAKSINIZ VE KALP KRİZİ GEÇİRECEKSİNİZ DEMEKTİR.
    SIGARAYI BIRAKINCA VÜCÜT 10 YILDA YENİLENEBİLİYOR. HEMEN SİGARAYI BIRAKIN.
    BIRAKINCA KIRMIZI OLAN ÜRÜNLERİ TÜKETİN MEYAN KÖKÜ VE KARA MEŞENİN KABUĞUNU EZİP TOZ OLARAK ALIN BU VÜCÜDUN DAHA KOLAY TEMİZLENMESİNİ SAĞLIYOR . 2015 YILINDA 9 MİLYON KİŞİ AKCİĞER KANSERİ OLACAK. YİRMİ SANİYEDE BİR KİŞİ
    AKCİĞER KANSERİ OLUYOR.

    60. AKCİGER KANSERİ BELİRTİLERİ OMUZ AĞRILARI, YÜKSEK ATEŞ, ÖKSÜRÜK VE
    KANLI BALGAMDAN ANLAŞILIR.

    61. STRESTEN UZAK DURUN KANSERİ TETİKLİYOR: YOĞA, MEDİTASYON, NAMAZ STRESE IYI GELİYOR

    62. TANRIYA INAN, DOKTORA INAN, AİLE SEVGİSİNE BAĞLILIK GÖSTER Kİ STRESİN ETKİLERİNİ MEN ET

    63. ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ VE KETEN TOHUMU GÜNDE BİR TATLI KAŞIĞI TÜKET

    64. GÜNDE BİR SU BARDAĞI AKŞAMLARI KEFİR TÜKET GÜNDE BİR KEZ BÜYÜK APDESTE ÇIKILMASI GEREKİR EĞER OLMUYORSA İLERDE KOLON KANSERİ OLMA OLASILIĞI YÜKSEKTİR. BUNA DİKKAT ET

    65. MENAPOZDAKİ KADINLARIN VÜCUDUNDA ÖDEM OLUR BUNU ATMAK İÇİN KİRAZIN
    SAPI+MISIR PÜSKÜLÜ+MAYDONEZ SAPI KÖKÜ+DEFNE YAPRAĞINI 5 DAKİKA SICAK SUDA BEKLET İÇ GÜNDE EN ÇOK İKİ KUPA OLARAK BU BİRİKEN ÖDEMİ ATIYOR

    66. BEYAZ UN BEYAZ ŞEKER VE TUZDAN UZAK DUR

    67.HALSİZ HİSSEDİYORSANIZ GÜNDE BİRER ADET B VE C VİTAMİNİ AL

    68. KANSER HASTALARI DOKTORUNA DANIŞMADAN HİÇ BİR BİTKİSEL OT
    KULLANMAMALIDIR. İLAÇ İÇİYORSA ASLA OT KULANMAMALIDIR.

    69. BÜTÜN PETROL ÜRÜNLERİ KANSEROJEN. ŞEYTANIN DIŞKISI OLARAKADLANDIRILIYOR. KULANDIĞINIZ HER ŞEYİN PETROL ÜRÜNÜNDEN YAPILIP YAPILMADIĞINI SORGULAYIN
#24.05.2009 00:48 0 0 0
  • Çayı çok sıcak içmenin yemek borusu kanseri riskini artırdığı bildirildi.

    Siyah çayın çok tüketildiği ve dünyadaki yemek borusu kanserinin en fazla görüldüğü ülkelerden İran'da bilim adamları, alkol ve sigaranın az içilmesine rağmen yemek borusu kanseri vakalarının kadın ve erkeklerde aşırı olduğu Gülistan vilayetinde bu hastalığa yakalanan 300 kişi ile sağlıklı 571 kişinin alışkanlıklarını kıyasladı.

    Bu vilayette yaşayanların düzenli olarak günde ortalama bir litreden fazla siyah çay tükettiği, bu kişilerin yüzde 39'unun çayı 60 dereceden az, yüzde 39'unun 60-64 derecede, yüzde 22'sinin 65 derecenin üzerinde içtiği görüldü.

    Araştırma sonucunda, çok sıcak olarak tarif edilen 65-69 derecede çay içmenin yemek borusu kanserini iki kat, 70 ve üzeri derecede ise 8 kat artırdığı belirlendi. Tahran Üniversitesi'nden bilim adamları, kaynar çayın bu etkisinin, epitelyumu (damarları ve bazı küçük boşlukları kaplayan vücudun dış ve iç yüzeyini örten doku tabakası) kanserojen etkilere daha hassas hale getirebilecek, tekrarlanan yanmayla açıklanabileceğini vurguladı.

    "British Medical Journal" dergisinde yayımlanan araştırmayı yorumlayan Avustralya'daki Queensland Enstitüsünden David Whiteman ise paniğe kapılmaya ve çay zevkinden vazgeçmeye gerek olmadığını, çayı koyduktan sonra 5-10 dakika beklenmesinin yeterli olacağını ifade etti.

    Dünyada her yıl 500 binden fazla kişi yemek borusu kanseri nedeniyle yaşamını yitiriyor. Avrupa ve Kuzey Amerika'da özellikle tütün ve alkol kullanımı bu kanseri tetikliyor. Yemek borusu kanserine yakalanan erkeklerin sayısı kadınlardan daha fazla.
#24.05.2009 00:33 0 0 0
  • Burası özel bir yer... Özel bir anlam... Evet, burası "Asker Ocağı"... Zor mu, kolay mı?.. Asker ocağının zoru - kolayı olmaz. Vatan borcudur; görevdir. Hem de çok kutsal bir görevdir...

    .....Aslında, benim daha vaktim vardı... Öğrenciydim... Sınavlarım.... Derslerim... Neden uçup geldim ki?.. Biliyorsun; yüreğim, sen biliyorsun... Kor alevden kaçıp koşmaktı bu... Asker ocağına sığınmaktı... Uykusuz gecelerden, çok zor aydınlanan sabahlardan sorarsanız, vurgun yemekti... Bıçak kesiği yüreğe tuz basmaktı... Ve "Ağlamayacaksın... Sakın ha, ağlamayacaksın..." dersin de, ısırır, kanatırsın dudaklarını... Ve yürekteki yara hep, ama hep kanar...

    Önündeki kağıt bomboş duruyordu... Mektup yazmak istiyordu ağasına... Nasıl seslensin?.. Ne desin?.. Yalnızca "Sevdiğim, saydığım Ağabeyim" dese, eksik kalacak... Hem de çok eksik... Gözünün önünde hep "Gelin Abla"sı... Gül-Pembe... Tanyeri gibi... Nasıl olur da hem soluk, suskun... Hem de bastırılmış yanardağlar misali... (Yüreğinin gümbürtüsünü duyardım... Kuşkusuz o da benimkisini..." Ya başkaları duyarsa?... diye de ödümüz kopardı... Zaptedemezsin... Gönlüne, kanına, bedenine söz geçiremezsin... Kanar yaraların. Tüm bedenin, yüreğin kanar...)

    "Talimler olmasa, askerlik olmaz... Kim bilir kaç kez yatıp kalkmak... Güneşin altında... Ya da karlar üzerinde... Hiç farketmez... Hepsi de ilaçtı benim için... Çok yorulunca, baygın düşüp uyumakta belki... Ve zaman zaman eski bir şarkıyı dinliyordu, baygın düşüp uyumakta belki... Ve zaman zaman eski bir şarkıyı dinliyordu, derinden derine... Fısıltı gibi...

    "Razıyım rüyada görsem, gelmesen... / Neyleyim, tedbire takdir uymuyor / Uykusuz gözlerde rüya olmuyor..."

    "Nöbetçi olduğum geceler yıldızlara bakıyorum... "Kuzey Yıldızı'na o da bakar mı ola?.." Ya da Ay'ın yepyeni hilalini görünce beni düşünür de niyet tutar mı?.."

    "Hangi niyet?.. Nasıl gerçekleşecek ki?.. Bu hastalığın şifası olmaz..."
    Askerliğin kuralları zor da olsa, seviyordu... Çok düşünmeyip aynen uygulayacaksın. "Niçin?..",

    "Neden?.." demeyeceksin; çünkü kurallar böyle.. Ve böyle düşünmek rahatlatır insanı... Yüreğine su serper... Aklın, bedenin ve duyguların nerede olursa olsun, sen burada olacak ve görevini eksiksiz yapacaksın. İyi asker çoktan aklına yazmıştır bu kuralı... Aklına ve yüreğine yıldız yıldız
    çakmıştır...

    * **
    Gün gün sayılır askerlik dönemi; nöbet nöbet hesaplanır... Solgun sabahlar, uzayıp yorulan günler ve alıp başını giden güneşin ışılamadığı küskün aksamlar... işte o zaman yıldızlar vardır... Gökyüzüne çakılıp kalmış yıldızlara bakarken hem ürperir, hem de yanarsınız... Sıtma tutmuş gibi birbirine vurur dişleriniz... Nöbetteki güçlü asker, gökyüzünde tek başına bir çocuktur şimdi... Çoktandır şartlamadığı anasının ılık kucağını özler... (Köydeki o tümsek... Üstünde dikenler, kır çiçekleri açan... Bazen de kelebekler uçuşan... Sanki annesi dışarı çıkmış da uçup gezer gibi... Oysa?..

    "O şimdi yıldız oldu" diyorlar,., Bunun için mi yıldızlara bakarken zangır zangır titrer?.. Anasının kokusunu, ılıklığını özler?.. Kocaman gökyüzünde tek başına.., Vak ki vay vay...)

    Sıcak Yaz akşamlan ya da soğuk Kış geceleri... Gündüzlerden bir başkadır yine de... Yüreğinin sesini duyar, insan... ("Bir ,şiir okumuştum hani... Ne diyordu?.." Günler neler getirir derlerse, inanma... / Günler... Bir daha günler... / Dünler getirdi bana çünkü... / Acılarımı geceler sakladılar. / Günlere inanamadım bir türlü... / Günler neler getirir / Derlerse, inanma...")

    Bir sigara yaktı... Derin derin içine çekti... Isınmıştı... Titremesi geçmişti... Gözlerini dikti Kuzey Yıldızı'na... "Gelin Abla'm" dedi, "Gelinim, canım... Sen de bakar mısın yıldızlara?.. Sen de beni düşler misin?.. Sabah erkenden kalkıp hangimiz çayı demleyeceğiz?.. Geçende öyle bir çay kokusu getirdi ki rüzgar, sabah çayıydın, sabah yeliydin sen... Genzime, gönlüme, yüreğime dolan.., Sendin... Sen..."

    "...Evet... Burası özel bir yer.., Özel bir anlam... "Asker Ocağı" burası... Kolay mı, zor mu?.. Asker; ocağının zoru - kolayı olmaz. Vatan borcudur. Kutsal görevdir... Erkek adam, askerde büyür...

    ...Biliyorsunuz... Aslında benim daha vaktim vardı... Öğrenciydim üstelik... Sınavlarım..,; Derslerim... Yine de uçup geldim işte...

    ...Yüreğim biliyor... Bir desen biliyorsun... Kor alevden koşup: kaçmaktı bu... Ve sığınmaktı Asker Ocağı'na... Bıçak kesiği yüreğe tuz basmaktı...

    ...Yine de bu yürekteki yara hep, ama hep kanar...
#24.05.2009 00:26 0 0 0
  • Küçük çocuklar da stres yaşar.
    Peki çocuk hangi durumlarda, hangi şartlarda depresyona
    girer.


    Çocuğu bu duruma bazen fiziksel şartlar, bazen de anne-babanın boşanması, yeni bir kardeşin doğması gibi olaylar da neden olur.

    Evet, küçük çocuklar da stres yaşar. Bazen fiziksel nedenler (açlık, aşırı yorgunluk gibi...), bazen de sosyal nedenler (anne - babadan ayrılma, boşanma, yeni bir kardeşin doğması, ailedeki düzensizlikler vb...) strese yol açar. Yapılan araştırmalar çocukların üzerinde stres faktörlerinin yetişkinlere göre daha olumsuz sonuçlara neden olduğunu ortaya çıkarmıştır. Yine yapılan stres odaklı çalışmalarda geçici stresin genelde çok zararlı etkilere yol açmadığı, ama uzun süreli stresin çocuklarda çok derin etkiler yarattığını kanıtlamıştır. Bu nedenle çocuğunuzun hayatında stresi kronikleştirecek her etkeni ortadan kaldırmalı ve ona stresle baş edebilmesi için yardımcı olmalısınız.




    Çocuk bu belirtileri veriyorsa streslidir

    Bu belirtileri ne kadar erken fark ederseniz, çocuğunuzun stres faktöründen olumsuz etkilenmesini o kadar çabuk önlersiniz. İşte olası durumda çocuğunuzda gözlemleyebileceğiniz bazı stres kaynaklı belirtiler:

    Uyku düzeninde değişiklik, uykuya geçişte ve uykuda kalmada zorluk çekme, aşırı uyuma.

    Yemek yeme ve tuvalet alışkanlıklarındaki değişiklikler.

    Sinir bozucu alışkanlıklar (tırnak yemek, saçını bükme, burun karıştırma vs).

    İçedönüklük.

    Normal olmayan ve çok sayıda korku.

    Aşırı endişeli olma hali.

    Aşırı sinirli olma, şiddet eğilimli olma.

    Sürekli ebeveyne sarılma ihtiyacı.

    Önceki davranışlarına dönüş (parmak emme, alt ıslatma vs).

    Aşırı derecede gözlemlene ayrılık korkusu.

    Aşırı ağlama.

    Stres yaratan durumun çocuğu nasıl etkilediği, onun yaşına, gelişim düzeyine, karakterine ve baş etme becerilerine göre değişiklik gösterir.

    Çocuğunuzu strese itmediğinizden emin olun!

    Bazen aşırı koruma güdüsüyle hareket eden anne ve babalar farkında olmadan çocuklarını strese iter ve onlar için yeni bir stres nedeni oluşturabilirler. Bunu engellemek için gerçekçi olun, çocuğunuzdan beklentileriniz de gerçekçi ve anlamlı olsun. Çocuğunuzun daha küçük olduğunu unutmayın, ona yeterince oyun oynayabilmesi için gerekli zamanı yaratın ve imkânı oluşturun. Çocuğunuza bir şeyleri yapması için emretmeyin, ona bazı seçenekler sunun ve bu seçeneklerden birine karar vermesi için ona fırsat tanıyın. Kendi iradesi ile seçim yapabilmek muhtemel stres faktörlerini ortadan kaldıracaktır.

    TV seyrederken şiddet ve dram içeren programlar gördüyseniz çocuğunuzun bunları izlemesini engelleyin. Çocuğunuzun izleyeceği programları bilinçli seçin.

    Anne babalar çocuğu stresten nasıl korur?

    Ebeveynler, çocukların stresini birçok yolla önleyebilir ya da azaltabilir:

    Çocuğunuza stresle baş edebilmesi için yardım edin. Onu beklenen durumlar için hazırlayabilirsiniz. Çocuğunuzla konuşarak onu rahatlatabilir, onun nasıl hissettiğini daha yakından anlayabilirsiniz. Örneğin bir kardeşin doğumu ya da ilk saç kesimi farklı düzeylerde stres yaratan olaylardır. Ancak bazen olayı abartmak, konu hakkında sürekli konuşmak da çocuğu yeniden stres sokabilir. Bu nedenle dikkatli olmalı, iki uç nokta arasında dengeyi kurmalısınız.

    Bazen kendinizi ağır stres için bulabilir ve onunla yeterince ilgilenemeyebilirsiniz. Böyle durumlarda çocuğunuzu emanet edebileceğiniz ya da sizin stresinizi azaltmaya yardımcı olabilecek kişiler yakın çevrenizde bulanabilmeli.

    Ona stresle baş edebilme ve problem çözebilme becerileri edindirin. Bu beceriler ona hayat boyu gerekecek, bu yüzden karalı olun ve çocuğunuza bunları öğretin.

    Çocuğunuza destek olun ve ona duygularını yaşayabileceği fırsatlar sunun. Çok stresli bir anında oyun oynaması veya resim yapabilmesi için çocuğunuza imkan tanıyın.
#24.05.2009 00:21 0 0 0
  • Üzerinde en iyi giysisi bulunduğu halde yemek odasına hızla girdi. O gece bir toplantısı vardı ve hazırlanmaya çalışıyordu. Hazırlıklarını süratle sürdürürken gözü dört yaşındaki kızına ilişti. Kızı, radyodaki müziğin ritmine ayak uydurmuş dans ediyordu.

    Geç kaldığı için acele ediyordu. Fakat içinden gelen bir sese uyarak kızını seyretmeye başladı. Sonra ona eşlik etmeye başladı. Kızının elinden tutmuş onunla birlikte dans ediyordu. Yedi yaşındaki kızının gruba katılmasıyla büyük bir coşku başladı. Üçü birden yemek odasında başlayıp, salonda biten çılgın bir dans sergilediler. Radyodaki şarkı bir anda bitiverdi; tabii dans da İkisinin de yanaklarından küçük bir öpücük alarak onları banyoya yolladı.

    Küçük kızlar merdivenleri nefes nefese çıktılar. Anneleri seslerini duyabiliyordu. Eğilmiş, iş çantasına dosyalarını yerleştirirken, küçük kızın ablasına, "En iyi anne bizim annemiz, değil mi?" dediğini işitti.

    Kadın birden dondu kaldı Kendini yaşamın koşturmacasına kaptırıp, o güzel anı kaçırmak üzere olduğu için suçladı. Ofisinin duvarlarını süsleyen ödülleri, diplomaları geldi aklıma. Elde ettiği hiçbir başarı, hiçbir ödül bunun yerini tutamazdı: "En iyi anne bizim annemiz, değil mi?"
#24.05.2009 00:08 0 0 0
  • İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? "
    (Ankebut Suresi, 2)

    İmani olgunluğa sahip müminler; Allah'a ve müminlere olan sevgileri, derin imanları, samimiyetleri ve sadakatleri gibi özellikleriyle insanlar arasında öne çıkarlar. Bu imani olgunluk da, Kuran ahlakının, tüm insanlara örnek olabilecek en güzel şekliyle yaşanmasına vesile olur.

    Yüce Allah'ın Kuran'da bildirdiği üstün ahlak modelini hiçbir taviz vermeden, ölene dek kararlılıkla uygulayan müminler, bu vasıflarıyla insanlar arasında öne çıkarlar. Kuran'da bu ahlaka sahip müminler, Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla "yarışıp öne geçenler" (Fatır Suresi, 32) olarak haber verilir ve iman etmeyen ve Allah'tan korkmayan insanların aksine, Kuran'ı hayatlarının her anında kendileri için vazgeçilmez bir rehber edinirler. Yüce Allah'a olan inançlarında ve sadakatlerinde kararlılık gösterirler. Bu imani olgunluk da Yüce Allah'ın beğendiği ve razı olduğu Kuran ahlakının örnek olabilecek en güzel şekilde yaşanmasına vesile olur.


    Yüce Allah'a Olan Coşku Dolu Sevgileri
    Müminlerin Yüce Allah'a olan sevgileri dünyada hiçbir varlığa duyulamayacak kadar coşku dolu, neşe veren ve kalpleri heyecanla dolduran çok güçlü bir duygudur. Çünkü müminler, Yüce Allah'ın bahşettiği nimetleri, O'nun her şeye güç yetirdiğini ve tüm evrenin tek hakimi olduğunu, her şeyi en güzel ve hayırlı şekliyle yarattığını bilirler. Bu düşünce ve Allah'la olan manevi bağlantıları, onların Allah'a olan sevgilerini güçlendirir. Bu güçlü sevgi, Rabbimiz'in kendilerinden hoşnut olması için samimi bir gayrete dönüşür ve sonuçta müminleri, Allah'ın yarattıklarını da seven, onlara karşı şefkat ve merhamet duyan, onları korumak, onlara hayır ve güzellik getirmek isteyen dünyanın en güzel ahlaklı ve en hayırlı insanları haline getirir.
    Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlar, sevginin asıl kaynağı olan Yüce Allah'ı sevmek yerine (Allah'ı tenzih ederiz.), bu sevgilerini doğrudan O'nun birer tecellisi olan varlıklara yöneltirler. Oysa bu, Yüce Allah'ın asla affetmeyeceğini haber verdiği (Nisa Suresi, 48) ve Kuran'da şirk koşmak olarak bildirilen çok yanlış bir sevgi anlayışıdır. İmani olgunluğa sahip müminlerin kalplerindeki sevginin asıl kaynağı ise Yüce Allah'a olan derin sevgileridir. Rabbimiz müminler ve iman etmeyenler arasındaki bu sevgi anlayışının farklılığını bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

    "İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar bunları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi." (Bakara Suresi, 165)

    Daima Allah'ı Anmaları
    " Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir." (Ankebut Suresi, 45) ayetinde bildirildiği gibi müminler için Allah'ı anmak önemli bir ibadettir. Bu nedenle imani olgunluğa sahip müminlerin en önemli özelliği, günlük hayatın karmaşası içinde Allah'ı asla akıllarından çıkarmamalarıdır. Müminin hayatının her anında Allah'ı anıp düşünmesi, onun Yüce Allah'la olan manevi bağlantısını bir an bile koparmamasının doğal bir sonucudur. Allah'ı her an aklında tutan, O'nun ayetlerini tefekkür eden müminlerin akılları ve bilinçleri ise sürekli açıktır. Bu bilinç açıklığı vesilesi ile daima Kuran'ın emirlerine ve yasaklarına uymada büyük titizlik gösterirler.

    Allah'ı sürekli zikreden müminler, kendi acizliklerini daha iyi idrak eder, hiçbir konuda kendilerine ait bir güce ve iradeye sahip olmadıklarını daha iyi fark ederler. Bunun sonucu olarak, Allah'a sürekli dua ederek yalnızca O'ndan yardım ister, her konuda Allah'a başvurur ve kendilerini tamamen Allah'a teslim ederler. Hiçbir konuda kendilerine müstakil ve bağımsız bir kişilik vermez, asla büyüklenmezler. Hareketleri, davranışları, konuşmaları Allah'ın koruması altındadır. Böylece Allah onlara her an nasıl, ne şekilde davranmaları gerektiğini, en doğru hareketi, en güzel sözü ilham eder, " Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın" (Hadid Suresi, 28) ayetinde buyrulduğu gibi, onların, Zatı'nın beğeneceği örnek güzel ahlaka kavuşmalarını sağlar.

    Müminlere Olan Sevgileri
    Gerçek dostluk ve tesanüd bağı sadece 'iman' ile kurulabilir. Bu nedenle güçlü bir imana sahip olan müminler dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir dostluğun ve sevginin temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah'ın rızasına dayandığı için müminler arasında hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilaf olmaz. Çünkü daima Kuran ayetlerine kayıtsız şartsız uydukları ve her zaman Allah'ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettikleri için, büyük bir uyum ve düzen içinde hareket ederler. Böylece tüm işleri akıcı bir düzen içinde kolaylıkla hallolur. Kendi menfaatleriyle çatışan konularda bile daima Kuran ahlakının ve müminlerin menfaatlerinden yana tavır koydukları, kardeşlerinin ihtiyaçlarını kendilerinkinden üstün tuttukları için güçlü bir dayanışma içindedirler..


    Samimi Olmaları
    Müminlerin samimiyeti, Yüce Allah'ın güzel gördüğü ahlakı yaşama konusundaki çabalarıyla ölçülür. Samimiyetsiz kişilerin imanları belirli şartlara bağlı iken, kamil iman sahipleri kayıtsız şartsız iman ederler. Şartlı iman eden kişiler, ancak nimet içerisinde olduklarında ve tüm olaylar kendi istedikleri gibi geliştiğinde din ahlakına sadık kalır ve güzel ahlakı taklit edebilirler. Ancak nimetlerde bir eksilme olduğunda ya da herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında kolaylıkla din ahlakından taviz verebilir ve sadakatlerini bozabilirler. İmani olgunluğa sahip müminler ise karşılarına çıkan hiçbir olayı ayırt etmeden hepsinin birer deneme olduğunu bilirler. Bir zorlukla karşılaşırlarsa, kesinlikle içlerinde bir sıkıntı duymaz, tevekkül edip Yüce Allah'tan yardım dilerler. İşte Rabbimiz'e olan sevgilerinden, saygılarından, korkularından ve O'na olan teslimiyetlerinden gelen bu tavırları nedeniyle her zaman Yüce Allah'ın beğendiği üstün ahlakı yaşarlar. Nitekim "Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler" (Rad Suresi, 22) ayeti ile müminlerin sahip olduğu bu içten samimiyet haber verilir.


    Derin İmana Sahip Olmayı İstemeleri
    Müminler imanlarının derinliği konusunda kendilerini hiçbir zaman yeterli görmezler. Çünkü muhakkak iyinin daha iyisi olduğu gibi imanın da daha derini ve fazlası olduğunu bilirler. Bu nedenle Yüce Allah'ın kendilerine dünyada belirlediği süre boyunca "yalvara yalvara ve için için dua ederek" (Araf Suresi, 55) akıllarının ve bilinçlerinin daha da açılması, daha derin bir imana sahip olmaları için dua ederler. Çünkü imanda derinlik kazandıkça Yüce Allah'a daha çok yakınlaşacaklarını ve O'nun daha çok hoşnut olacağı umulan tavırları göstereceklerini bilirler. İşte imani olgunluğa sahip müminleri, inkar edenlerden ayıran en önemli özellik de budur. Onlar inkarcıların aksine sadece çaresiz kaldıkları zor anlarda değil bu zor anların dışında da her zaman ve her durumda Allah'a yönelirler.

    İmani olgunluğa sahip müminler "kesin bir bilgiyle" iman ederler. "Kesin bir bilgiyle iman etmek", kişinin, Allah'ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getirmiş olmasıdır. Kuran'da "Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar" (Bakara Suresi, 4) ayetiyle de, iman edenlerin bu özelliği haber verilir.


    Sonuç : Allah, Kendisi'ne Katıksızca Yönelenlerin Dostudur.
    İmani olgunluğa sahip müminlerin en temel vasıfları, Yüce Allah'ın yoluna sımsıkı sarılmaları, Allah'tan başka bir İlah olmadığını bilmeleri, hayatlarını yalnızca O'nu razı etmeye adamaları ve her ne olursa olsun Allah'a olan sadakatlerinden vazgeçmemeleridir. Yüce Allah'ın, Kuran'da " Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir." (Al-i İmran Suresi, 101) ayetinde buyurduğu gibi sadece bu örnek ahlaka sahip olan müminler, O'nun dosdoğru yolu üzerindedir. "Dini katıksızca Allah'a halis kılan" bu insanlar din ahlakını yaşarken başka hiçbir çıkar ya da menfaat gözetmeksizin sadece Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu hedeflerler. Yüce Allah'ın rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmak için -güçlerinin ve imkanlarının el verdiği ölçüde- sürekli bir çaba içinde olurlar. Asla taklit edilemeyen bu vasıflara sahip olmak için Yüce Allah insanların önüne herhangi bir sınır koymamıştır. Yüce Allah'a gönülden iman eden, O'na samimiyetle yakınlaşmaya çalışan her insan bu ahlakı kazanabilir ve "imani olgunluğa" erişebilir. Yüce Allah müminlerin bu çabalarının karşılığını muhakkak vereceğini ise şöyle müjdelemektedir:

    "Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır." (İsra Suresi, 19)
#24.05.2009 00:05 0 0 0
  • Yüce Allah'ın "pek büyük bir ahlak üzerinde" (Kalem Suresi, 4) olduğunu bildirdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), tüm müminlere her konuda en güzel örneği teşkil etmektedir. Peygamberimiz (sav) müminlere yaşamı boyunca hem ahlakıyla örnek olmuş hem de güzel ahlakı öğütlemiştir. Bu öğütlerden biri de "öfkeyi yenmek" konusundadır.

    Öfkelenmek, insanın olayları sağlıklı ve gerçekçi değerlendirmesine, doğru ve adil karar vermesine engel olan bir kötü ahlak özelliğidir. Bir olay karşısında öfkenin devreye girmesi, o olayın kaderde olduğunu hatırlamaktan, kişiyi Allah'ın bildirdiği ahlakı göstermekten, hoşgörülü ve merhametli olmaktan alıkoyar. İnsanın şuurunu perdeleyerek olayları sağlıklı değerlendirip doğru karar verebilmesini engeller. Bu da insanın Allah'ın sınırlarını gereği gibi koruyamamasına neden olabilir.

    Öfkenin en önemli zararlarından biri de kişinin o süre boyunca adaletten uzaklaşabilmesidir. Zira öfkenin aklı örtmesiyle, yapılan teşhisler, verilen kararlar duygusal olmakta, bu da adil olmayan bir sonuç doğurabilmektedir. Bu nedenle mümine yakışan tavır, her koşulda ve ortamda öfkesini yenmesidir. Böylece mümin, kızgınlık ve hiddet hislerinin neden olabileceği hatalı davranışlar ve çeşitli zararlardan da korunmuş olur.

    Nitekim öfkeyi yenmek, Allah'ın Kuran'da hoşnut olduğunu bildirdiği güzel bir tavırdır. Müminin öfkesini yenmesi, öfkenin sebep olabileceği çeşitli hatalardan ve zararlardan korunması açısından güzel bir ahlak özelliği olarak bir ayette şöyle bildirilmiştir:

    "Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever." (Al-i İmran Suresi, 134)

    Bu konuda en hikmetli örneği kuşkusuz Peygamberimiz (sav) teşkil etmektedir. Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği bilgiler ile Peygamber Efendimiz (sav)'in çevresindekilere karşı tutumunu şöyle özetlemiştir:

    "Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi. İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi"

    Peygamber Efendimiz (sav)'in vurgulanan bu ahlakına, Yüce Allah'ın kendisine nasip ettiği şerefli tebliğ görevi süresince çevresinde bulunan herkes şahit olmuştur. Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca çevresindeki kişilerin her biri ile tek tek ilgilenmiş, onlara her konuda en doğru yolu göstermiştir. Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı, sabırlı ve öfkeden uzak ahlakı, birçok insanın kalbinin din ahlakına ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e büyük bir içtenlik ve sevgi ile bağlanmasına vesile olmuştur. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'in çevresindekilerin kalplerini Kuran ahlakına yaklaştıran; hiçbir koşulda öfkelenmeyen tavrı, insan sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati, tüm Müslümanların önemle üzerinde durmaları ve örnek almaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
#24.05.2009 00:03 0 0 0
  • Bir gün Avrupanın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür. Tablo belliki oldukça pahalıdır.

    Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o magazaya gider. Sanşlıdır tablo hala satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve 'Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum' tüm paramda bu kadar der. Ressam bir süre düşündükten sonra. Resmi paketler ve resmi satar.

    Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.

    Mağazada adamın arkadaşlarıda vardır ve saşkın saşkın sorarlar

    - Sen ne yaptın o resmin değeri milyonlar ederdi. Neden bu kadar cüzi bir rakama sattın?

    Adam cevap verir:

    Evet ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim.
    Ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim
#23.05.2009 23:36 0 0 0
  • Sevgi güzeldir
    Sevgi sıcaktır
    Sevgi her şeydir
    Sevmekten korkmayın
    Sevin! Yüreğinizin yeteceği kadar sevin!
    Sevdikçe sevilirsin
    Sevilmek güzeldir
    Sevildiğini bilmek tarifi imkânsız bir duygudur
    Güç verir, Güvende hisseder insan kendini

    Sevin;
    Tüm tabiatı; ağaçları, çiçekleri, böcekleri, kelebekleri sevin
    Eşinizi, annenizi, babanızı çocuklarınızı,
    İnsanları ve yaratılmış tüm canlıları sevin
    Gökyüzünü, yağmuru, soğuğu, sıcağı sevin
    Derdinizi sevin, Okumayı sevin, Hayatı sevin
    Affetmeyi, tebessüm etmeyi, teşekkür etmeyi sevin
    Sizlere verdiği nimetlerden dolayı Yaratıcıyı sevin
    Göz doygunluğu için değil, gönül doygunluğu için sevin
    Niyesiz ve amasız sevin

    Sevgi;
    En çıkarsız alışveriştir; Karşılık beklemeden
    Fedakârlıktır, Paylaşmaktır, bölüşmektir,
    Affetmektir, sabırdır
    Güvendir, değer vermektir
    İki yüreği tek'e indirmektir
    Satılmaz, satın alınmaz
    Hiçbir şey onun yerini tutamaz. Ötesi yok!
    Dağıtabilecek en güzel armağandır
    Yanı başımızda bitmez tükenmez bir kaynaktır.
    Kar kadar temiz, en masum duygudur
    Aşktan ötedir; aşk yolcu, sevgi ise hancıdır

    Sevgiyle;
    Hazan yaşayan yürekler gülistana döner
    Yarım kalmış sevdaların ateşi söner
    Hayat daha bir güzelleşir, yaşanılır olur
    Çiçekler bir başka büyür, sular bir başka akar
    Açılmaz denen nice gönül kapıları açılır
    Yürekler arasında köprüler kurulur
    Çevreye huzur ezgileri yayılır
    Yaratılan her nesne onunla gözlerde anlamlaşır
    Seven ve sevilen yürekte her mevsim bahar olur

    Ve Sevgi;
    Yanaklara konan minicik bir buse
    Tatlı bir bakış, sıcak bir dokunuş
    Şefkatle uzana bir el
    Menekşelerin kulağına fısıldanan güzel bir sözdür
    Bir çiçeği bağrına basmak
    Bir serçeye şefkatle bakmak
    Bir bebeğin yumuk ellerine sıcacık dokunmaktır
    Bir telefon, kısa bir mesaj, bir günaydın, bir selamdır
    Hayat arada bir İncitse de, umudu kaybetmemektir
    Sabah güneş ışıklarının günaydın öpücüğüne karşılık vermektir
    Seherlerde kuşların aşk şarkılarını dinlemektir
    Bir anneni bebeğine bakarken yüreğinde oluşan resimdir
    Bir babanın akşam eve dönmeyi bir an önce istemesi,
    Evdekilerin de gözünün pencerede kalmasıdır sevgi


    Başkaları için ne anlam ifade ettiğini merak ediyorsan, dağıtığın sevginin miktarına bak!
    Hüzünlerini ve sevinçlerini paylaşacak birileri etrafında yoksa
    Sevgi kapıları sana açılmıyorsa, sevilmediğini hissediyorsan kendini bir yokla
    Gözlerin çok mu kırıcı bakıyor?
    Sözlerin zehirli bir ok mu?
    En son söylenecek kelimeyi ilk mi söylüyorsun?
    Kendini çok mu beğeniyorsun?
    Davranışların çok mu itici?
    Kaç kuruşluk sevgi dağıtmışsan o kadarını bekleyeceksin
    Vermediğin bir şeyi tonla istemenin anlamı olmaz
    Bu durumda Kendini sorgula eksiklerini tamamla
    Sevdiğin ve sevenlerin olmadığı sürece ne servetin ne makamın seni mutlu etmeyecektir
    Bazen çevrende az da olsa sevgiyi hak etmeyen kişiler de çıkabilir
    Onları umursama mümkünse ilişkini kes, es geç onları
    Bu tipler; İçindeki sevgi coşkusunu azaltmasın
    Bir pire için yorganı yakma
    Hayata sevgi ile bakmana hiç bir şey engel olmasın



    Sevgiyi ihmal etme
    Sevgiye sahip çık, emek harca, yüreğini ortaya koy
    Besle, solmasına, eksilmesine müsaade etme
    Her yüreğin derinliklerinde saklı sevgi incileri muhakkak vardır
    Bu incileri derinlerden çıkartıp; dudaklarından dökmedikçe, gözlerinden yansıtmadıkça Ne faydası olabilir ki?
    Tüm canlılar sevgiye muhtaçtır; çünkü o bir ihtiyaçtır
    Sev! Sevdiğini söyle!
    Gurur yapma, İçinde saklama, şımart karşındakini
    Şimdiye kadar belki de hiç kimse tarafından şımartılmadı
    Seviyorum kelimesini söylemek için geç kalma
    Sevgi dağıtmada cömert ol ki; Sevgi fakiri kalmayasın
    Vakit hayata ve insanlara ait kırgınlıkların üstüne çizgi çekme vaktidir
    Vakit Sevgiyi yüreğin zifiri karanlılıklarından çıkarma vaktidir
    Muhtaç yüreklere sağanak sağanak sevgi yağmuru olup yağma vaktidir
    Unutma!
    Sevmekle insan hiç bir şey kaybetmez
    Sevmekten korkma! Sev!
    Sevdikçe ruhun bir kelebek gibi kanatlanacaktır
    Mutluluk sürekli sende konaklayacaktır
    Sev! Yüreğinin yeteceği kadar sev!
    Ve unutma!
    Bir gün ama bir gün sevgi de seni sobeleyecektir
    Bakışlarındaki sevgiye teslim olacak yürekler elbette olacaktır
    Dağıtığın sevgi muhakkak dönecektir
#23.05.2009 23:29 0 0 0
  • Bazen sevinçten ağlayacaksın,

    Bazen üzüntüden

    Nadiren de olsa mutluluktan akan gözyaşlarında olacak.

    Aslında ağlayan gözün değil yüreğindir. Gözyaşı namlunun ucunda bekler, tetiği çeken yürektir. Ayrılıklara çilelere yitirilişlere dayanmayan odur

    Bazen sebepsizde ağlayacaksın inceden ve derinden Tenhaları tercih ederek Aslında sebepsizliğin ardında gizli sebeplerde vardır. Olsun, içine akıtmayacaksın Kıvrım kıvrım iz bırakıp yüzünde akacak gözyaşın,

    Gözyaşına bakanlar;

    Yüzün de bıraktığı iz ile duyguların arzuhalini görmeli

    Hasıraltı ettiğin sevdalarının sesini duymalı

    Yüreğinin konuşması dinlemeli

    Kilitlenen dilin damlalarda hayat bulduğuna şahitlik etmeli

    Ruhunun dua ettiğini, yaratan karşısında acizliğini görmeli

    Yemen türküsünün mısralarını görmeli

    Duygularını göze emanet ettiğini görmeli



    İçinden geliyorsa ağlayacaksın duygularını bastırmayacaksın, bırakacaksın ağlamamak için dudak ısırmaları

    İçine akıtmayacaksın

    Ruhundaki fazlalıkları gözünle attığın için rahatlayacaksın ve mutlu olacaksın Damlaları yüreğinin üstüne düşürüp yüreğine Çin işkencesi yaptırmayacaksın Erkeği kadını yok bu işin

    İstatistikler gösteriyor ki bayanlar erkeklerden daha uzun yaşıyor

    Kim bilir belki de erkekler gözyaşlarını içine daha çok attığı için ömrü kısa Toplum ona demiş ki "erkekler ağlamaz" o da ağlamıyor toplumun ona biçtiği rolü çok iyi oynuyor Keşke bu sahte rolü hiç oynamasa

    Hep kahkahalarla mutlu olmayı beklemeyeceksin artık Gözyaşı dökerek de mutluluğu bir kere deneyeceksin, çünkü tıbben kanıtlanmış



    Eğer göz pınarların kurumuşsa tehlike çanlarının asıl o zaman çalacağını unutmayacaksın


    --------------------------------------------------------------------------------
#23.05.2009 23:26 0 0 0