1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Deniz kıyılarında kurnaz ve ürkek gezinen kefalleri avlamak için kullanılan, bir olta takımıdır 40 ile 50 m arası olta olarak kullanılacak 30-35 numara misina ister makaraya, ister mantar plaka veya kasnak üzerine sarılır Oltanın sonuna 3-4 numara klipsli, kilitli, fırdöndü bağlanır Bundan sonraki bölüm biraz zahmetli olup emek ister Ancak doğru yapılırsa sonuç kesindir 12 ile 15 arası 4 veya 5 numara galvaniz çapari iğnesi, 30-35 numara misinadan 10 cm'lik köstekler kesilerek bağlanır Bedeni oluşturmak için 50 cm boyunda ve 30-35 numara misina kesilerek bir ucuna kasa ilmeği atılır İlmekten sonraki kısma iğne bağlanmış köstekler birbirlerinin arasında 15-2 cm'lik aralıklarla ve köstek boyu 3-4 cm kalacak şekilde kazık bağı ile bağlanır Köstekleri bedene bağlama işi sık aralıklı olması nedeniyle zordur, iğneler elinize batabilir Bedene bağlanan kösteklerin aynı yöne bakması av sırasında en iyi sonucu verir Beden üzerinde iğnelerden sonra boş kalan 30 cm'lik kısmın sonuna ise dikkat çekmeyecek, tabii renkte, cevizden az iri bir mantar bağlanır
    Bu oltada yem olarak taze ekmek kullanılır Ekmek el ayası büyüklükte kesilerek, kabuğu içte kalacak şekilde dolma gibi sarılır Kasa ilmeğine yakın ilk iğne, içte kalan ekmek kabuğuna kadar sıkıca saplanır Beden iğneler dışarıda kalacak şekilde ekmek üzerine sarılır (paketlenir) Son iğnede ekmeğe sıkıca saplanır Kasa ilmeği klipsli fırdöndüye takılır Kefal bulunduğu bilinen bölgeye atılan olta mantarında yardımı ile ekmeğin su üzerinde durmasını sağlayacaktır Su üstündeki ekmekten parçalar koparmaya gelen kefallerde koparma sırasında yaptıkları hareketlerden iğnelere yakalanacaktır
#25.05.2009 15:36 0 0 0
  • Emeğinize sağlık tşkrler arkadaşım paylaşım için..
#25.05.2009 15:28 0 0 0
  • _____Harika ,içten,duygu yüklü dizelerdi...Emeğinize yüreğinize sağlık arkadaşım...
#25.05.2009 15:26 0 0 0
  • Beslenme uzmanları arasında yıllardır sürmekte olan günde üç öğün mü, yoksa altı küçük öğün mü yemeli tartışması hala devam ederken, ABD'li sağlık yazarı Jorge Cruise'un yeni kitabı '3 saat rejimi' karmaşık diyetlerden bıkanlara yeni bir yaklaşım sunuyor
    ABD li sağlık yazarı Jorge Cruise kitabında dört noktalı bir düzenek sunarak bir alternatif oluşturuyor:


    Yataktan kalktıktan sonra bir saat içinde kahvaltı yapın

    Üç saat içerisinde yeniden yemek yiyin

    Daha sonra üç saatlik aralıklar ile gün boyunca öğün yapın

    Yatmadan üç saat önce yemek yemeyi bırakın

    ABD'li sağlık yazarı Cruise, ne yiyeceğinize ise sizin karar vermenizi istiyor Ancak kendi mantığınıza göre sağlıklı seçenekler yapmalı, kızartmalardan uzak durmalı, mümkün olduğu kadar un, şeker ve katı yağ içeren gıdalardan kaçınmalısınız Cruise göre, ne kadar doğala yakın işlenmemiş yiyecekler yerseniz o kadar sağlıklı olursunuz

    Cruise'un 3 saat felsefesi uyarınca üç saatte bir yemek yeme alışkanlığı BMR(Baz Metabolik Hız) değerlerini çok daha istikrarlı ve yüksek düzeylere taşıyor

    Bu sayede günün sonunda daha fazla toplam kalori yakılıyor Enerji düzeylerin de artış olduğu için iştahta da azalma oluyor

    Bu rejimi destekleyen bir diğer teori de, düzenli öğün ve sıkça yendiğinde, beynin vücuda yağ depolaması için sinyaller göndermeyeceği
#25.05.2009 14:06 0 0 0
  • 20 dakikada mucize diyet

    Sadece düşünce şeklinizi değiştirerek bir mucize gerçekleştirebilirsiniz
    Amanda Hamilton ve Sandy Newbigging yeni kitapları 'Life-Changing Weight Loss' kitaplarında hayatınızı değiştirerek nasıl zayıflayacağınızı anlatıyor

    Araştırmalara göre olumsuz düşünceler yüzde yüz yemeğe yönlendiriyor Bu nedenle ilk olarak her mutsuz olduğunuzda yememek için kendinize dışarıdan bakın Beliniz ya da kalçalarınız giderek kalınlaşıyor mu? Bu sizi daha da mutsuz etmiyor mu? Burada yiyerek rahatlamayı bırakmak için beyin detoksuna ihtiyacınız olacak

    1 Aklınızdaki ağırlıklardan kurtulun

    Ağırlıkları değiştirmek için gerçekten yapacak birşeyiniz yok mu? Kendi kendinize olmanız gereken kilonun çok üzerinde olduğunuzu söyleyin Araştırmalar insanın inandığı şeyi tekrarlamasının motivasyon için çok önemli olduğunu belirtiyor Yani kilolu olmanın kaderiniz olduğunu düşünüyorsanız kesinlikle öyle olacak

    Vücudunuzla ilgili aşağıdaki düşünceler defalarca aklınızdan geçebilir Bunları aklınızdan çıkarın ve tam tersini düşünmeye ve en az 10 kez söylemeye başlayın

    1 Kolayca zayıflayamam
    2 Metabolizmam yavaş
    3 Kilo vermek için çok çalışmam gerek
    4 Benim için kilo vermek imkansız
    5 Bu benim doğal halim

    Belirtilenlerden en çok hangisi sizi anlatıyor?
    Unutmayın, bu tür negatif düşünceler sizi zayıflatmaz
#25.05.2009 14:04 0 0 0
  • noimageSUYUN KİLO KAYBETMEDE VE SAĞLIKTAKİ ÖNEMİ

    Su gerek vücut dengesi gerekse kilo kaybetmek için ideal bir içecektir Yaşantımızda oksijenden sonra en önemli öğedir İnsanoğlunun susuzluğa dayanma gücü sadece birkaç gündür Zira vücut suyunun % 10 kaybı hayati tehlike arz eder Çoğumuz suyun değerini önemsemesekte kilo kaybı için en pratik yol, doğadaki kalorisiz tek içecek olan sudur
    Yemekten önce içeceğiniz 1 veya 2 bardak su, iştahı bastırırken vücutta depolanan yağların metabolize olmasına yardımcı olacaktır Yapılan araştırmalarda su tüketiminin az olduğu kişilerde, yağ oranlarının yükseldiği saptanmıştır Çünkü böbrekler yeterli su almayınca iyi çalışamaz ve bu yükün bir bölümü karaciğere kalır Karaciğerin başlıca görevlerinden biri de depolanmış yağları bedenin kullanabileceği enerjiye çevirmektir Eğer karaciğer böbreklerin işini de yapmaya mecbur kalırsa, tam kapasite ile çalışamaz ve giderek daha az yağ metabolize eder Yağlar bedende depolanıp kalır ve kilo kaybı durur
    Bedende su toplanmasını önlemek için de en iyi tedbir yine bol su içimidir Beden az su alınca bunu tehlike sayarak her damlasını saklamaya çalışır ve su hücre dışı dokularda birikir Bunun neticesi el, ayak ve bacaklarda ödeme yol açar Alınan diürekitlerle depolanmış su atılırken bazı temel besin öğeleride yok edilir
    Su, cildin canlı ve güzel görünmesine yardımcı olur Kurumayı önler, kilo kaybından oluşan deri sarkmalarını önler Küçülen hücreler su ile şişer Temiz, sağlıklı, esnek hale gelir
    Su kasların dengesini sağlar Kasılma anındaki doğal foksiyonları düzenlemeye yardımcı olur
    Su, bedenin toksik maddelerden arınmasını sağlar
    Su, pekliği önler Beden yetersiz su alınca gereken suyu iç dokudan çeker Bunun için kalın bağırsak başlıca kaynaktır Neticede peklik oluşur Şişman bireylerin metabolik yükleri daha fazla olduğundan, suya ihtiyaçlarıda daha fazladır Her 12 Kg fazlası için bir bardak artı su içimi gerekir Ağır spor yapan, ağır işlerle uğraşan, sıcak ve kuru havalara maruz kalan kişiler için de aynı şey geçerlidir
    Normal kilosunda olan birey her gün en az 8 su bardağı su içmelidir
    Kronik hastalıklardan korunma ve sağlıklı bir yaşam sürmek için öneriler;
    » Sağlıklı ve akıllı bir diyet yapmak;
    Sağlıklı bir kiloya sahip olmanın yolu öncelikli olarak dengeli ve yeterli beslenmektir Bu konuda en iyi rehberdir Önemli olan ihtiyaçlarımızı karşılayacak miktar (porsiyon) ve besinler seçmek ve yüksek miktarda yağ içeriği olan yiyeceklerden özenle kaçınmaktır
    » Mümkün olduğunca çok sıvı tüketmek;
    Vücudumuz daha çok sudan ibarettir Bu suyun bir kısmı terleme, kalan diğer kısmı ise idrar olarak atılır Bu nedenle kaybedilen suyun tekrar kazanılması gerekmektedir Günde 8-10 bardak su ve diğer içecekler tüketilerek sıvı alınması önerilen bir yoldur
    » Egzersiz yapmak;
    Günde en az 30 dakika yürüyüş, jogging, yüzme, merdiven çıkma veya diğer aktiviteleri yapmak önerilir Bu aktiviteler kalp ve damar sisteminin iyi ve düzenli çalışmasını temin eder En önemlisi aktif olmaktır
    » Sigara içmemek;
    Akciğer kanserinin oluşması büyük ölçüde sigaradan kaynaklanmaktadır Her geçen yıl araştırmalar daha fazla sayıda insanın sigaradan kaynaklanan akciğer kanserine yakalanıp öldüğünü ortaya koymaktadır Yapılan son bir araştırmaya göre sigara içen insanların içmeyenlere oranla daha az miktarda meyve ve sebze buna karşın daha fazla yağlı ve şekerli yiyecekler tükettiğini orataya koymuştur
    » Alkol alımını minimuma indirmek;
    Olağan dışı durumlar hariç günlük 30 ml kadar alkol almak önerilmektedir Bu verilen değer saf alkol için verilmektedir Kadınlarda bu oran, ileriki yaşamlarında siroza yakalanma riski daha yüksek olduğundan yukarıdaki değerin yarısı olarak belirlenmiştir
    » Yeterince uyumak;
    Günde en az 7-8 saat uyku önerilmektedir Eğer uyuma zorluğu çekiliyorsa bunun sebebini ortaya çıkarmak gerekir Stresli ortamlarda bulunmak, kafeinli ürünleri çok tüketmek, hiç egzersiz yapmamak ve geç saatlerde yemek yemek uykuyu olumsuz etkileyen faktörlerdir
    » Stresten uzak durmak;
    Zamanımızı iyi kullanmak, rahatlamak, müzik dinlemek, masaj yaptırmak ve egzersiz yapmak stresi azaltan faktörlerdir Hoşlandığınız şeyleri yapmalısınız
    » Düzenli olarak doktora gitmek ve check-up yaptırmak;
    Erken tanı birçok hastalığın tedavisinde çok önemlidir Optimum düzeyde sağlıklı olmanın anahtarı kişinin fiziksel, ruhsal, psikolojik ve sosyal durumunu en iyi şekilde düzenlemesinden geçer Bu ideale ulaşmanın hiç bir genel formülü yoktur Uzun bir yaşam sürmek ve sağlıklı bir şekilde yaşamak her zaman kişinin elinde olan bir faktör değildir Çünkü diğer bazı dış etkenler de kişinin hayatını etkiler Sorumluluklar yüklenmek uzun dönem sağlıklı yaşamayı başarmanın esasıdır Kişinin sağlığını iyi yönde geliştirebilmesi için yapabileceği bir çok şey vardır Ancak, kendi dışında cereyan eden (örneğin ailevi etmenler, kazalar ve diğerleri gibi) etkenler yaşamı olumsuz yönde etkileyebilir
#25.05.2009 14:02 0 0 0
#25.05.2009 13:32 0 0 0
#25.05.2009 13:14 0 0 0
#25.05.2009 13:03 0 0 0
#25.05.2009 12:53 0 0 0
  • Siz gerçek Müslüman gördünüz mü?
    noimage

    MÜSLÜMAN olmak bir nimettir Bir ayrıcalıktır Ama aynı zamanda bir külfettir

    Sorumluluktur Görev yüklenmektir Örnek olmaktır Son vahyi temsil etmektir Muhammedi bir ahlakla ahlaklanmaktır Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmaktır

    Toleranslı olmaktır Başkasının hatasını çok görmemektir Çok olan hatasını abartmamaktır Öz çocuğuna gösterdiği toleransı başkasının evladına da göstermektir

    Beyefendi olmaktır Kaba, haşin, sert ve incitici olmamaktır Gerektiğinde bir gül kadar narin ve nazik ve yine gerektiğinde bir cam vazo kadar kırılgan olmaktır

    Bencil olmamaktır Her şeyi kendisine yontanın ahlakı, Makyavelist, egoist ve çıkarcı bir çizgi çizer Bu çizgi Müslüman'la aynı karede buluşamaz Nefsin bencil arzularına gem vuramayan Müslüman, Kuran'ın deyimiyle "şeytanına kelepçelenmiştir"

    Anlayışlı olmaktır En basit örneğiyle, otobüste seyahat ederken, uçakta yolculuk yaparken kahkahayla gülmemeli, bağırmamalı, başkasını rahatsız etmemeli, etrafa nefret hissi vermemeli, başkasını tiksindirecek hiçbir tavır içinde olmamalıdır

    Adil olmaktır Müslüman kendisi için istediğini başkasına da istemelidir Kendisine uygun görmediğini başkasına reva görmemelidir Hz Ömer adaletini gözetmektir Yanlış yapan, dolandırıcılık yapan kendi öz evladı bile olsa özel muamele gösterilmemelidir Ayrıcalık tanınmamalıdır

    Düşmanın da hukukunu gözetmektir Sevmediğini, tutmadığını, düşman gördüğünü meşru-gayri meşru her yolla sindirmemelidir Düşmanı kendisinden emin olmayan Müslüman, El-Emin olan peygamberi temsil edemez Müslüman, düşmanına karşı da adil olmalıdır Onun hukukunu korumalıdır

    Haram kazanmamaktır Helal düşünmek, helal kazanmak, helal harcamak ticarette kuşanılması gereken İslam ahlakıdır Müslüman, kamuya, devlete veya garibana ait malı hile ve hurda yolla ucuza mal edemez Ederse bu haram kazanç olur Herhangi bir ihalede, mal alışverişinde, daha iyi ve temiz iş yapan insanların önünü kesmek için plan ve program yapamaz

    Sorumluluktur Makamın hakkını vermektir Makam, mevki ve sorumluluğu başkasının haksız kazancına merdiven yapmamaktır Belki din, idarecilerin miras bırakmasına engel olmuyor ama bunu sınırlayacak işaretler verip işi vicdana bırakıyor Hz Peygamber miras bırakmamıştır "Peygamberler miras bırakamazlar" diyerek idareciler ile sermaye ve mal biriktirme arasına (mücbir olmayan-şart olmayan) perde germiştir

    Temizliktir İlk emirlerden biri "elbiseni temizle" olan bir dinin mensupları dışlarını, içlerini, kafalarını, hınçlarını, bencilliklerini, niyetlerini temizlemeliler Şehirlerini, köylerini, evlerini, bahçelerini temizlemeliler Bu kadar basit şeyler önemli mi? Evet hem de çok önemli Çünkü dış görüntümüz, iç görüntümüzü ele veriyor Şehirleşmemizde, altyapımızda ileri ülkeleri geçebiliyor muyuz? Hayır, çok gerideyiz Peki niye, eksikliğimiz nerede! Onlardan daha az zeki değiliz herhalde

    Halkla eşit şartları paylaşmaktır Halkı yoksul olan Müslüman idareciler lüks, şatafat ve debdebe içinde yaşamaz Yaşarsa zalim bir idareci olmuş olur Hz Ömer, Mısır'a vali yaptığı Hz Amr bin As'ın yaptırdığı görkemli köşkü yıktırmıştır Bir adama tokat atan eski kabile reisi Cebele'ye kısas uygulamak istemiş ve gariban köylünün Cebele'ye tokat atmasını emretmiştir

    Medine halkının maddi yönden darboğazda olduğu kıtlık yıllarında halk yemek bulamıyor diye kuru ekmeğe talim etmiştir Bir gün sofrasında zeytinyağı bulunduran Hz Ömer, bir vatandaşın biz bu yağı da bulamıyoruz sözü üzerine zeytinyağını kendisine yasaklamıştır

    Müslümanlık hakkaniyet, adalet, temiz ahlak ve Kurani teraziye uymaksa bunları uygulamadan kámil Müslümanlık olamaz Çünkü Müslümanlık başkasına vaaz ederken kendi kulağına pamuk tıkamak değildir Kulaklar nasihat dinlemek için yaratıldı, iyi şeyler duymak için, dil iyi şeyler konuşmak için, göz iyi ve doğruyu görmek için Ayak iyi ve temiz yola gitmek için ve nihayet eller temiz ve şaibesiz sermayeye, mazlum olan düşküne, mağdura uzanmak için yaratıldı Hani bu organları bu amaçla kullanan, hani kulaklarının, gözünün, dilinin, ayak ve ellerinin hakkını verenler

    * * *

    Hani Ya Rabbi, bu hayattan beni harama bulaştırmadan al diyen Müslüman, hani arkasını döndüğünde, en inatçı düşmanının-rakibinin arkasından gözyaşı döktüğü Müslüman Hani eliyle, diliyle, kalbiyle, başkasına buğz-nefret etmeyen Müslüman Ya Rabbi, bir göz açıp kapatacak bir süre zarfında bile nefsimin kucağına atma beni diyen Müslüman

    Hani Hz Ebu Bekir sadakati, hani Hz Ömer adaleti, hani Hz Osman edebi, hani Hz Ali cesareti, hani Hz Bilal sevgisi, hani Ebu Zerr zarafeti, Hz Aişe zekásı, hani Hz Zeynep masumluğu Hani nerede! O Müslüman'ı gösterin de arkasından koşayım Peygamberimiz çağından mı geldin diyeyim de, başımı omzuna yaslayıp kokusunu içime çekeyim

    Nihat HATİPOĞLU
#25.05.2009 11:17 0 0 0
  • Çocuk, tırnak yeme sorunundan nasıl kurtulur?


    Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof Dr Faruk Yorulmaz, yetişkinlerde iş stresi ve eşle ilişkilerden kaynaklanan stresin, tırnak yemeyi artırdığını söyledi
    Prof Dr Yorulmaz, yaptığı açıklamada, tırnak yeme alışkanlığının çocuklarda daha sık olmakla birlikte büyüklerde de rastlanan ciddi bir sorun olduğunu bildirdi
    Bu alışkanlığın çoğunlukla 3 yaş civarında başladığını ifade eden Yorulmaz, ''Tırnak yeme alışkanlığı küçük çocukların üçte birinde görülürken, ergenlik çağındaki çocukların yarısında görülür ve yaş ilerledikçe azalmakla birlikte yetişkinlikte de sürebilmektedir
    Çocukluk döneminde kardeş kıskançlığı, ailede yaşanan sorunlar ve şiddet gibi pek çok olay tırnak yemeyi başlatabilir ve artırabilir'' dedi Yetişkinlerde iş stresi ve eşle ilişkilerden kaynaklanan stresin tırnak yemeyi artırdığını vurgulayan Yorulmaz, şunları kaydetti: ''Tırnak yiyen kişi genellikle içinde bir huzursuzluk, gerginlik, kıskançlık duygusu taşımakta ve duygularını tırnak yiyerek dışa vurmaktadır Aşırı baskıcı ana-baba veya sert bir öğretmenin etkisinde kalan çocuklarda daha sıktır Sorunların daha fazla olduğu zamanlarda tırnak yeme de artar, sorunlar azaldıkça azalır Tırnak yiyenlerde uyku bozukluğuna da daha sık rastlanmaktadır
    Bu durum pek çok sıkıntıya yol açar Örneğin, okul veya iş hayatında, tırnağını yediğini gizlemeye çalışan, ancak vazgeçemediği için gerginlik yaşayan pek çok insan vardır Bu durum kişide gerilim, suçluluk ve öfke duygularına yol açabilir Bu durum kötü bir görüntü yaratmasının yanı sıra pek çok sağlık problemine de neden olabilir''

    TIRNAK YEMENİN NEDEN OLDUĞU HASTALIKLAR

    Yorulmaz, kişinin tırnağı son kısma kadar yiyebildiğini ve böylece tırnak etinin şiş ve iltihaplı bir görünüm alabildiğini belirterek, şöyle dedi:
    ''Özellikle el temizliği iyi olmayan kişilerde tuvalet sonrası el yıkama yeterli olmadığından tırnak yeme ile parazitler de ağza bulaştırılabilir Parazit bulaştığında genellikle evdeki diğer kişilere de geçtiğinden tüm aile tedavi almak zorunda kalabilir'' Tırnak yiyenlerde kalp kapakçıklarını tutan mikrobik hastalıklar, ağız, boğaz, bademcik enfeksiyonları, diş eti, sindirim yolu enfeksiyonları da görülebildiğini bildiren Yorulmaz, araştırmaların tırnak yiyen çocukların diğer çocuklara göre daha çok hastalandığını, okul devamsızlığı yaptığını gösterdiğini söyledi

    ÇÖZÜM

    Prof Dr Yorulmaz, ailelerin bu sorun için başvurduğu yanlış yöntemlerin davranışın daha fazla pekişmesine yol açabildiğini bildirdi Çözümün zaman alacağını, bu nedenle anne babaların sabırlı ve anlayışlı olması gerektiğini vurgulayan Prof Dr Yorulmaz, cezalandırmak, bağırmak, sert davranmak ya da alay etmenin sorunu çözemeyeceğini belirtti
    Çocuğun ne zaman tırnağını yediği, gerginlik ve uyumsuzluk nedenlerinin araştırılması ve bunları çözümlenmeye çalışılması gerektiğini ifade eden Yorulmaz, ''Çocukların kaygı, korku verici televizyon filmleri izlemeleri, bu tür bilgisayar oyunları oynamaları yasaklanmalıdır Tırnak yiyen çocuklara gece yatarken hafif eldivenler giydirmek yararlı olabilir'' diye konuştu
    Yorulmaz, yanlış uygulamaların çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesini sağlamadığı gibi bazen alışkanlığın daha da kökleşmesine neden olabileceğini belirterek, tüm bunlara rağmen sorun devam ediyorsa mutlaka bir hekime başvurmak gerektiğini kaydetti
#25.05.2009 11:04 0 0 0
  • Çocuklarda Dışkı Kaçırma Sorunu

    Bu durum idrar kaçırmaya göre biraz daha sorunlu bir durumdur En az 3 ay süre ile görülen ve en az ayda bir kez var olan dışkı kaçırma durumudur Bu teşhisin konulabilmesi için çocuk 4 yaşından büyük olmalı, başka bir ilacın yan etkisine ya da başka bir hastalığa bağlı olmamalıdır

    Hastalık iki şekilde kendini gösterebilir İlkinde kabızlık ve sonrasında buna eşlik eden aşırı miktarda dışkının boşalmasına bağlı tip ve diğeri bu durumun olmadığı tiptir Kabızlıkla birlikte olan tip gündüz ya da gece olabilmektedir Normalde tuvalet yapma esnasında çok az miktarda dışkı çıkışı gözlenir Dışarıya çıkan dışkı şekilsizdir ve kabızlığın tedavisi ile büyük ölçüde düzelir Diğer tipte dışkı şekillenmiştir Dışkı barsakta belli bir yerde depolanır

    Bu durum barsak kontrolünün sağlandığı dönemde istemli olarak, uygunsuz yerlerde psikolojik nedenlerle dışkı depolanması ile kendini göstermektedir İstemsiz olan şekilde barsağın son bölümündeki anüs çıkışını denetleyen kas dokusu halkasının yeterince kontrol edilememesi ile ilişkili bulunmuştur Ayrıca kaygı ya da aşırı birikime bağlı olarak istemsiz dışkılama da görülebilmektedir

    Yapılan araştırmalara göre erkeklerde daha çok olmak üzere, 5 yaşındaki çocuklarda % 1 oranında görülebilmektedir

    Psikiyatrik kökeni açısından rahatsızlığın oluş sebepleri arasında nevrotik yapıdaki anne ve uzak duran kendini göstermeyen babanın varlığı ; tuvalet terbiyesinin aşırı zorlayıp, cezalandırıcı bir şekilde çok erken yaşta gerçekleşmesi;nörolojik gecikme varlığı ile ilişkili bulunmuştur

    Bu teşhisin öncesinde barsaklara ait olabilecek diğer sorunların (Hirschsprung hastalığı gibi) varlığı araştırılmalıdır

    Tedavi:

    İlaç tedavisi ve yaşanılan ya da hissedilen sorunlara yönelik psikoterapi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir
#25.05.2009 11:03 0 0 0
  • noimage
    Büyüme Ağrısı Nedir?

    Büyüme ağrısı, 3-12 yaş arası çocuklarda genellikle bacaklarda (dizin arkası, uyluk ve baldırlarda), akşam ve geceleri ortaya çıkan ve uykudan uyandıran, birkaç dakikadan birkaç saate dek sürebilen, nedeni bilinmeyen ağrılardır Eklem veya kemikte değil, kasta ağrı söz konusudur Genelde, artmış fiziksel aktivite sonrası görülür Bazen günlerce ağrı olmazken, bazen de tekrar başlayabilir

    Ne Zaman Hemen Doktora Gitmeli?
    Eğer,
    - Ağrıyla birlikte ateşte varsa
    - Yürürken topallıyorsa
    - Eklemlerde şişlik, kızarıklık varsa
    - Günlük normal aktivitelere engel olan bir ağrı varsa Doktora gidilmeli

    Büyüme Ağrısısı Tanısı İçin Neler Gerekir?
    Genelde, doktor öyküden büyüme ağrısından şüphelenir Fizik muayenede bulgular normaldir Şüpheli bir durum varsa, kan testleri, filmler gerekebilir

    Büyüme Ağrısısı Tedavisinde Ne Yapılır?
    - Çocuğa ve aileye olayın masum olduğu açıklanıp bilgi verilir
    - Ağrı sırasında masajdan yarar görecektir
    - Gerekirse ağrı kesiciler kullanılabilir
    - Kas germe egzersizlerinin yararı olabilir
#25.05.2009 11:02 0 0 0
  • noimage
    Özellikle 5 yaşın altındaki çocuklarda döküntü ve ateşle giden ve koroner arterler dahil orta büyüklükte arterlerde vaskulite neden olabilen bir hastalıktır Bulaşıcı değildir, ancak bazı bakteri toksinlerinin patogenezde superantijen rolü oynadığı sanılmaktadır Otoimmünite üzerinde de durulmaktadır, ancak kesin bilgi yoktur Prognoz koroner anevrizma gelişmemişse iyidir, hastalık kendiliğinden düzelir

    Klinik : En az beş gün süreli ateşle birlikte aşağıdaki beş bulgudan en az dördü varsa ve klinik tablo başka bilinen bir hastalıkla açıklanamıyorsa tanı için yeterli kabul edilir:

    1 Bilateral, nonpürülan konjunktival hiperemi,

    2 Orofaringeal mukoza değişiklikleri: Farinkste hiperemi; dudaklarda kuruma, fissür ve/veya enfeksiyon; kırmızı çilek dili,

    3 Periferik ekstremite değişiklikleri: El ve ayaklarda ödem ve/veya eritem, genellikle periungual başlayan deskuamasyon,

    4 Özellikle gövdede görülen, polimorf, non-veziküler döküntü,

    5 Servikal lenfadenopati ( en az 15 cm büyüklüğünde)

    Hastalığın dört evresi vardır:

    1 Akut dönem: Yaklaşık 10 gün süren; ateş, konjjunktivit, oral mukoza ve ekstremite değişiklikleri, irritabilite, döküntü, servikal lenfadepoti, eritrosit sedimentasyon hızı yüksekliği, aseptik menenjit, miyokardit ve perikarditin görülebildiği dönemdir

    2 Subakut dönem: Hastalığın 11-21 Günleri arasında genellikle ateş düşer, irritabilite devam eder ve klinik bulguların çoğu normale dönmeye başlar Bu dönemde palpe edilebilen anevrizmalar gelişebilir

    3 Konvalesan dönem: Hastalığın 21-60 günleri arasında klinik bulguların çoğu düzelmiştir, periferik damarlarda anevrizmal dilatasyonlar, konjunktivit, miyokardial infarkt ve anevrizma rüptürleri görülebilir

    4 Kronik dönem: Hastalığın 60 gününden sonra anjina pektoris, koroner stenoz veya miyokard yetmezliği görülebilir

    Komplikasyonlar : En önemli komplikasyonu koroner arter yetmezliği ve anevrizma kanamalarıdır

    Tanı : Genellikle yukarıda belirtilen klinik kriterlerle konur Spesifik bir laboratuvar bulgusu yoktur Lökositoz, trombositoz (2-3 haftada) ve anemi sıktır Eritrosit sedimentasyon hızı ve CRP genellikle yüksektir Hepatik transaminazlarda ve bilirubin düzeyinde hafif yükselme olabilir Ekokardiografi akut dönemde ve 2 hafta sonra her hastada yapılmalı ve miyokard fonksiyonları değerlendirilmelidir

    Ayırıcı tanı : Kızıl, toksik şok sendromu, leptospirozis, EBV enfeksiyonu, juvenil romatoid artrit, kızamık, riketsiyal ve enteroviral enfeksiyonlar, ilaç reaksiyonları, Stevens-Johnson sendromu ve vaskulit sendromları

    Tedavi : Akut dönemde uygulanan IVIG ve salisilata cevap son derece iyidir Tedavinin etkili olması için, ilk 10 gün içerisinde başlanılması gerekir IVIG 2 gr/kg dozunda, 10-12 saat süreyle uygulandığında ateş ve diğer sistemik semptomlar 24 saat içerisinde kontrole alınır ve koroner anevrizma gelişme riski önemli oranda azalır Salisilat ateşli dönemde 80-100 mg/kg/gün, 4 dozda (20-30 mg/kg serum düzeyi sağlayacak şekilde) verilir Ateş kontrol altına alınınca antitrombotik dozda (5 mg/kg/gün), 6-8 hafta devam edilir Düşük dozda aspirin, yalnız olarak veya dipiridamol ile birlikte, koroner tutulum varsa, bu lezyonlar düzelinceye kadar verilmelidir Kortikosteroidlerin ve trombolitik ajanların yararı gösterilememiştir Ağır koroner tıkanıklıklarda bypass cerrahisi uygulanabilir
#25.05.2009 11:00 0 0 0
#25.05.2009 08:34 0 0 0
  • noimageYapıştırıcılar Nasıl Yapıştırıyor?

    Yapıştırıcıların sağladığı yapıştırma olayı aslında kimyasal reaksiyondan başka birşey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapıştırma olayında benzer yada iki malzemeden iki madde, birde yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcı moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekir
#25.05.2009 07:39 0 0 0
  • dünya atasözleri ve anlamları - dünyadaki atasözleri - dünya atasözleri

    noimage
    Malezya Atasözü
    Yaşını söyleyen kadın ya genç olduğu için kaybedecek bir şeyi yoktur ya da yaşlı olduğundan kazanacak bir şeyi yoktur.
    Macar Atasözleri
    Evlenme uzun bir pazarlıktır.
    Tutkunun bittiği yerde mutluluk başlar.
    Kore Atasözü

    Bıçak kendi sapını kesmez.
    Kanada Atasözü
    Nisan yağmuru Mayıs çiçeği getirir.
    Sudan Atasözü

    Hiç bir mutfak iki kadını alacak kadar zengin değildir
    İskandinav Atasözü
    Az kork, çok umut et; az ye, çok çiğne; az homurdan, çok nefes al; az konuş, çok anlat; az nefret et, çok sev ve en güzel şeyler seninle olsun.
    Jamaica Atasözleri
    Bekârken iki gözünü aç, evlendikten sonra birini kapat.
    Küçük kazançlar servet getirir.
    Danimarka Atasözleri
    Vaatler memleketinde insan açlıktan ölür.
    Sağır bir kocayla,kör bir kadın mutlu bir çifttir.
    Tayland Atasözleri
    Evlilik bir kale gibidir. Dışarıdakiler oraya girmek için, içindekiler de dışarı çıkmak için uğraşır dururlar
    Moğol Atasözü İnsan dışı ile karşılanır, içi ile uğurlanır.
    Kolombiya Atasözü
    Eski aşklar yanmış, sönmüş kömür gibi gayet kolay alev alır.
    Venezuela Atasözleri
    Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar.
    Mutluluk herkesin hayatından bir kere geçer.
    Uganda Atasözü
    Biri öteki kadar zengin olunca, kardeşler birbirlerini severler.
    Romen Atasözü
    Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur. İki kez aldatırsa suç sizindir.
    Polonya Atasözü
    Kadın evlenmeden önce, erkek evlendikten sonra ağlar.
    Peru Atasözü
    Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır
    Bulgar Atasözleri
    Mandayı nalladıklarını gören kurbağa da ayağını kaldırmış.

    Parlayan her şey altın değildir.
    Eti tadan çoban köpeğinden hayır gelmez.
    Kış güneşine, kadın gülüşüne inan olmaz.
    Torbada ne varsa, çorbada da o vardır.
    Aç köpekle sürü beklenmez.
    Norveç Atasözü
    Yalan dörtnala gider, gerçek adım adım yürür, fakat gene de vaktinde yetişir.
    Şili Atasözü
    Güzellik, tabiatın kadınlara verdiği ilk hediye, aynı zamanda geri aldığı ilk şeydir
    İbrani Atasözü
    Fakir olmak utanılacak bir şey değildir, ama gururlanılacak bir şey de değildir.
    Hollanda Atasözleri
    Kitaplar, sağırlara seslenen dilsiz dostlardır.
    Yatağa yattığım zaman, problemlerimi elbiselerimde bırakırım.
    Bir kere evlenmek ödev, iki kere evlenmek eğlence, üç kere evlenmek çılgınlıktır.
    Ömrümün sonuna kadar eşeğe binmektense, bir yıl ata binmek yeğdir.
    İrlanda Atasözü
    Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever.
    İran Atasözü Şans, verimli çalışmaya bağlıdır.
    Kafkas Atasözü Güzel; iyi olandır.
    Gönlün beğendiği kendine güzeldir.
    Gönül yaşlanmaz.
    Ümit yok olunca at koşmaz.
    Kalp ağlamazsa göz ağlamaz.
    Topluma girmesini bilen, çıkmasını da bilir.
    Duyurulmayan(duyurmazsan bir şeyi)şey duyulmaz.
    Tibet Atasözleri
    Bir kere alıştıktan sonra, hiçbir şey zor gelmez.
    Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin.
    Nijerya Atasözleri
    Evinde huzurlu olmak istiyorsan, eşinin bütün istediklerini yap.
    Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir.
    Gerçek dostu iki elinizle birden tutun.
    Musevi Atasözleri
    Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma.
    Mert düşman, kötü huylu bir dosttan daha iyidir.
    Büyük adamın hatası da büyük olur.
    Mısır Atasözü
    Aşkın tokadı üzüm gibi tatlıdır.
    Kazakistan Atasözleri
    Açın karnı doyar, gözü doymaz.
    Emanete hıyanet olmaz.
    Yiğit meydanda belli olur.
    Ucuz etin yahnisi yavan olur.
    Ergen gözüyle kız, gece gözüyle bez alma.
    Bir baba dokuz evladı besler, dokuz evlat bir babayı beslemez.
    Demir tavında dövülür
    Portekiz Atasözleri
    Sen değiştiğinde, talihin de değişir.
    Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın. Evlendikten sonra yarı yarıya kapayın.
    Tanrı eğri çizgilerle, doğru yazar.
    Türkmenistan Atasözleri
    Yola çıkarsan yoldaşını hazırla.
    Emeğin olduğu yerde daima bereket vardır.
    Rüzgarlı gün yürü, yağışlı gün yat.
    Sahtekarın yedi millete zararı dokunur.
    Yenilen güreşe doymaz.
    Yiğide savaş bayramdır.
    Uyuyan yılanın kuyruğuna basma.
    Bolivya Atasözü
    Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çıkarır.
    İsveç Atasözleri
    Gençliğin güzel bir yüzü,ihtiyarlığın güzel bir ruhu vardır.
    Eski sevgi paslanmaz.
    Çek Atasözleri
    Büyük öküz tarlayı eğri sürer.
    Asılan hırsız değil, yakalanandır.
    Yugoslav Atasözü
    Bir şekilde doğar, fakat bin bir şekilde ölürüz.
    Avusturya Atasözleri
    İyi şarap, kendini satar.
    Kral çalarsa, tebaa oynar.
    Neşeli yol arkadaşı yolu kısaltır.
    Zaman ve sel kimseyi beklemez.
#25.05.2009 07:34 0 0 0
  • Evliliğin en güzel tariflerinden birini de, Başkasının Günahına Ağlayan Adam yapmıştır:

    noimage

    KALBİNE MUKABİL BİR KALP BULMAK



    Kalbine karşılık bir kalp bulmak; manevi frekansları bütünüyle tutan,

    gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak demektir.

    Evliliğin mutluluğa dönüşmesi için, kalplerin uyuşması,anlaşması,kaynaşması gerekir.

    Kalpsiz mutluluk olmaz.

    Kalp kalbe karşı olmalı

    Kalp kalbe kalb olmalı

    Kalpler bir olmalı,iri olmalı,diri olmalı

    Ölmüş kalpler taşıyan kalıplar,mutlu olabilir mi?

    Evet ,mesele kalıp değil,kalp meselesidir.

    Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını,bedene,kaşa,göze bağlayanlar,mutluluğu yanlış adreste arayanlardır.

    Bulmak için,önce böyle birini aramak gerek

    Gerçi her arayan bulamaz ama,bulanlar hep arayanlardır.Aramadan bulmak mümkün mü?

    Bir de arıyormuş gibi yapanlar vardır.Bunlar,her ne kadar evliliğin bir gönül işi ve manevi frekansların uyumu manasına geldiğini kabul etseler de,seçimlerini,hep maddeden,görüntüden yana yaparlar.Yani inandıkları ve düşündükleri gibi davranmazlar.

    Bulamayacağı yerde arayanlar da bunlardan sayılmalıdır.Hani Nasreddin Hoca gibiEvin bodrumunda,kömürlükte kaybettiği yüksüğünü,dışarıda,evin önünde arıyormuşSebebini sormuşlar"Aşağısı çok karanlık" demiş

    Bazı gençler de kalbine karşılık kalbi böyle arıyorlar.Kalp,duygular,sevgi,

    şefkat,merhamet tamam ama,görüntü,en boy,kaş göz diyorlarHatta oralara takılıp kalıyorlar.Gönle değil,gövdeye itibar ediyorlar. Hatta bu insan sana göre değil,diyenlere de "Ben onu değiştiririm" derler.Ya da , "O gördüğünüz gibi değil,aslında çok iyi biri" iddiasında bulunurlar.

    Sonra da,iletişimimiz neden kötüleşti,niçin kavga çıktı,geçimsizlik nereden geldi diye şaşırıyorlar.

    Atalarımız, İKİ GÖNÜL BİR OLURSA, SAMANLIK SEYRAN OLUR demişler.Ne güzel söylemişler.İki gönül bir olmazsa,yani kalbine karşılık bir kalp yoksa,saraylar zindan olur ve tabii ki eşler hayal kırıklığına uğrarlar.Zaten,sadece iki gövdenin bir olması insani bir hal de değildir.

    Evliliği maddileştirenler,yalnız ten ve beden isteklerinin tatmini manasına alanlar, çok ayaklılarla aralarındaki farkı ortadan kaldıranlardır.

    Bir insanın evlilik anlayışı ve bu husustaki beklentileri onun seviyesini ortaya koyar.

    Evlenmeyi düşünen gençlerimiz,kalplerine karşılık bir kalp mi arıyorlar,yoksa,kalıplarına karşılık bir kalıp mı arıyorlar?

    İnsan,aradığını bulur.

    Kalıp arayan kalp bulabilir mi?

    Bulsa bile ,bulduğunun ne olduğunu idrak edebilir mi?

    Evlenecek gençler,önce niyetlerini düzeltmelidir.Kalbe karşı kalp mi arıyorlar,kalıba karşı kalıp mı?

    Madde arayanın ruh bulması,gövde arayanın gönül bulması mümkün müdür?

    Doğru ölçülerle arayışa geçtikten sonra da, "Rabbim, karşıma iyi olanı ;

    sevebileni,merhamet edebileni çıkar" diye ciddi ve samimi dualarda bulunmalıdır.

    .

    Bazen,evlenmek üzere olan kızlarımıza , oğullarımıza soruyorum:

    "-Nasıl,evliliğe hazır mısın?"

    Bir çoğunun cevabı,aşağı yukarı hep şöyle oluyor:

    "-Hocam,hazırlıklar tamamEv tuttuk,döşedik,beyaz eşya filan her şey tamam"

    Sizce bu cevapta tamam olmayan bir taraf yok mu?

    Bana göre,en önemli bir taraf eksik kalmış oluyor.Bu sebeple o gençlere şu soruyu sormaktan kendimi alamam:

    "-Peki gönlünüz hazır mı evliliğe?"

    Sorum,bir çok genci şaşırtır,durup düşünürler,genellikle de bir soruyla karşılık verirler:

    "-O nasıl oluyor?"

    İşte onun nasıl olduğunu bilmeyenler,Üsküdar vapurunda tanışıp evleniyor,üç gün sonra da,Kadıköy vapurunda da boşanıveriyorlar.

    Evliliği, böylesine gönül dışı bir gövde işi zannedenler,Nasreddin Hoca'mızdan almışlar cevabı

    "-Bu sizinki " demiş, "Evlilik değildir.

    "-Peki evlilik değilse nedir bu yaptığımız?" diye sormuşlar.

    " -Gündüz çifte hırlama,gece çifte horlamadır"demiş.



    Evlilik,sağlam bir iletişim temeline oturmalıBu olmazsa olmaz mutluluk kuralını da tersinden ve hoş bir nükte ile anlatır Hocamız.Eşiyle sağlıklı bir iletişim kuramayanları bakın nasıl uyarır:

    "-Evliliğiniz nasıl geçiyor?" demişler.

    Hocamız da anlatmış:

    "-Evliliğimizin ilk senesi çok güzel geçtiBen söyledim,hanım dinledi,ben söyledim hanım dinlediİkinci sene, bizim hanım işi anladıO söylemeye başladıO söyledi ben dinledim,o söyledi ben dinledim"

    "-Peki hocam, sonra nasıl oldu" diyenlere de, "Hiç sormayın" demiş, "Sonraki yıllarda da,ikimiz birlikte söyledik, komşular dinledi"

    Şimdi eşlerin birlikte söylediklerini,sadece komşuları değil,bütün dünya dinliyor.Aile mahremiyeti içinde kalması gereken her şey,ekran pazarlarına dökülüyor.Sadece kirli çamaşırlar değil;edepsizlikler,iffetsizlikler,kısacası ahlaksızlığın her çeşidi,basın yoluyla toplumun tepesine yağdırılıyor.

    İyi ki adına evlilik demiyorlar.Seviyesiz birliktelikler,evlilik olamaz çünkü

    ..

    Evliliği,Allah'ın emri,Peygamber Efendimiz'in (s.a.) sünneti bilenler,örnek aileler kurmak mecburiyetindedirler.Zira,başkalarını da saadetlerine imrendiren sağlam ve tutarlı aile yapısı,günümüz dünyasının en çok hasretini çektiği bir güzelliktir.

    İnsanlık alemi,kaybettiği aile hayatını çamla çırayla,yana yakıla aramaktadır.

    Aile,dünyevileşmenin getirdiği benlik,bencillik ve maddecilik yüzünden yıkılmaktadır.Bu sebeple,aileyi yeniden diriltmenin yolu,maneviyattan,imandan geçmektedir.Sağlam bir ve ahiret inancı olmaksızın,sağlam bir aile kurmak imkansızdır.

    Aile,daha çok almayı düşünenlerin değil;paylaşmayı,bölüşmeyi,fedakarlığı bilenlerin kurabileceği kutsal bir müessesedir.Ailede mutluluk,almayı hayaline bile getirmeden verebilenlerle sağlanır.Aile mutluluğunun kahramanları,almayı hiç düşünmezler Ancak verdikleri döner onlara,katlana,çoğalaBir verip bin alırlar.

    Böyle bir mutluluk,ancak iki gönlün bir olmasından doğar.

    Çocuklarımız ,gençlerimiz gönül ehli mi?

    Daha doğrusu gönülden haberdar mı?

    Gönülsüz mutluluk olmazNe tek başımıza,ne de evlilik hayatımızda

    Zira aile,iki gönlün tekleşmesiyle kurulur.




    Vehbi VAKKASOĞLU
#25.05.2009 07:20 0 0 0