Uzmanlardan cildiniz için yaz tavsiyeleri
Yaklaşan yaz mevsimi, yetişkinler ve çocuklar için bir çok cilt bakımı sıkıntısını da beraberinde getiriyor
Güneş altında en yaygın problemlerin başında güneşte fazla kalıp yanmalar, bronzlaşma ve akne olduğunu söyleyen Kaya Cilt Kliniği uzmanları, yaz sıcağında cildinizi koruyacak önlemleri şu şekilde sıralıyorlar
- Sabah 8'den akşam 6'ya kadar mutlaka güneş kremi kullanın Ayrıca, güneş kreminizin UVA ve UVB özellikli olmasına dikkat ediniz
- Dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce güneş kreminizi sürün Güneşe maruz kalan tüm noktalara krem sürdüğünüzden emin olun Kremi her 4 saatte bir yenileyin Eğer gününüzü deniz ya da havuzda geçirecekseniz, güneş kreminizi saat başı tekrar sürünüz
- Gözlerinizi korumak için UV özelliğine sahip güneş gözlükleri takın Güneşin altında şemsiye kullanmayı tercih edin Şemsiye cildinizi ve saçınızı koruyacaktır
- Yaz sıcaklarında beslenmenizde antioksidan gıdalar olan havuç, nar, kırmızı pancar ve karpuzu eksik etmeyin Her gün en az 2 litre su içmeyi de unutmayın
- Alnınızı ve ağzınızın çevresinin lekelenme olup olmadığını saptamak için sık sık kontrol edin
- Cilt parlatma ve peeling gibi işlemler güneşte hızlı bir şekilde esmerleşmize yardım ediyor, güneş altındayken bu işlemlere dikkat edin
- Dudaklarınız kararmaya daha yatkın olduğu için, güneş koruyucu etkisi olan dudak kremi sürün
- Pamuklu kumaştan yapılan giysileri tercih edin, vücudu saran giysilerden ve ayakkabıdan uzak durun Serinlemek için günde 2 kez duş almaya çalışın
Hazret-i Ali'nin bildirdiğine göre; ilk Gazâ'da (savaşda) Nevfel, gerçekten şehid oldu
Gazadan sonra Allahın Resulü ve arkadaşları Medine'ye dönüyorlardı
Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar, karşılamaya çıktılar Hepsi sevinç içindeydiler
Nevfel'in hanımı, çocukları ve ihtiyar annesi karşılacılar arasındaydı
- Gazanız mübarek olsun Yâ Resûlallah Nevfel'in hali nicedir? diye sordular
Merhametli "Efendimizin" gözleri nemlendi Şehidlik haberini vermeğe mübarek kalbleri dayanamadı Elleriyle arka tarafı işaret buyurup, geçtiler
Arkadan Hazret-i Ali geliyordu Nevfel'in yakınları, O'na sordular "Allahın Arslanı" yanında yürüyen Hazret-i Ammar'a:
- Şehidlik haberini ben de veremiyeceğim Yürü gidelim dedi
Eliyle arka tarafı işaret etti
Sonra Hazret-i Ömer geliyordu "Büyük" Ömer de, aynı şekilde hareket etmek zorunda kaldı
Daha sonraki Hazret-i Osman da başka türlü yapamadı Eliyle, arka tarafı işaret edip, geçti
En sonra gelen Ebu Bekir hazretleriydi Yanında "Muaz bin Cebel" bulunuyordu Geride Hazreti Zübeyr' den başka kimse kalmamıştı
Nevfel'in yakınları son ümitle, Sevgili Peygamberimizin en aziz arkadaşına yaklaştılar Aynı şeyleri sordular
Hazret-i Ebu Bekir kendi kendine düşündü:
"- Yâ Rabbim Ne kadar zor durumdayım Eğer doğru söylersem, mahzun kalbleri, daha fazla üzmüş olacağım Bunu yapmaktan, Sevgili Peygamberimiz bile çekindiler O'na nasıl, aykırı davranabilirim Fakat yalan da söyleyemem
Sen bana öyle bir şey ilham et ki, bu gariblerin yüreği, daha fazla yanmasın Allahım"
Peygamber Efendimizin doğru sözlü dostu "Sıddîk," bütün kalbiyle,
- Yâ Allah! Ya Nevfel! diye "Ah" çekerek inledi
İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi "bir atlı" yıldırım hızıyla yanlarına yetişti
- Buyur Yâ "Sıddîk" Beni mi çağırdın Ey Allah Resulünün sevgilisi? diye sordu Bu atlı Nevfel'den başkası değildi
Bütün Eshâb-ı kiram, hayrette kaldılar
Sonra Cebrail aleyhisselâm isimli melek göründü Peygamber Efendimize şunları söyledi
-Yâ Resûlallah Hak teâlânın selamı var
(Eğer "Peygamberin Mağara Arkadaşı" Sıddîk, bir kere daha "ALLAH" deseydi; "Yüceliğim" hakkı için, bütün şehidleri diriltirdim Çünkü, Ebu Bekir adlı kulum; cahiliye devrinde "İslâmiyetten önce bile, hiç yalan söylememiştir" buyurdu
Ebu Bekir'in yalancı çıkarılmaması için, Nevfel'i Cenâb-ı Hak diriltti Nevfel bundan sonra, nice yıllar daha yaşadı
Nihayet duası kabul olundu "Yemame" çenginde şehidlik şerbetini içti...
Bir Gün ;
Hz Musa İbadetini Bitirdikten Sonra Bir Ağacın Altına Oturur
Hemen Yakınındaki Çeşmeyi Seyrederken , Atlı Bir Savaşçının Çeşmeye Geldiğini Görür
Savaşçı Su İçmek İçin Eğildiğinde Boynundaki Altın Kesesini Islanmasın Diye Çıkarır Çeşme Başına Bırakır
Suyunu İçtikten Sonra Altın Kesesini Unutur Ve Yoluna Devam Eder
Hemen Arkasından Hoplaya Zıplaya Bir Çocuk Gelir
Tam Su İçecekken Altın Kesesin Farkeder Ve Hiç Düşünmeden Alır ve Uzaklaşır
Çocuğun Arkasından Çok Yaşlı Bir İhtiyar inleyerek Su İçmeye Gelir
Bu Arada Altın Kesesini Su Başında Unutan Savaşçı Keseyi Almak İçin Çeşmeye Doğru Yaklaşır
Fakat Çeşme Başında Hiç Bir Şey Bulamaz
Hemen Yanındaki Yaşlı Adamın Boğazına Sarılır Ve Altın Kesesini Vermesini İster
İhtiyar Ne Kadar "Ben Almadım" Dese de Savaşçıyı İkna Edemez
İyice Sinirlenen Savaşçı Kılıcını Çeker Ve Yaşlı Adamı Oracıkta Öldürür
Olan Biteni Gören Musa ''Ey Rabbim Bu Nasıl Bir Adalettir'' der
"Ben Hiç Bir Şey Bilmiyorum Senin İşine sual olmaz ama ben anlamadım" Der
Bu isyana benzer açıklıktaki sözlere karşılık Rab şöyle seslenir :
''Ey Musa ;
Ben Sana Benim İşlerimi Anlayacak Kadar Akıl Vermedim ki , sen Benim hakkımda yorum Yapıyorsun?
Ama Kalbinin Yatışması İçin gerçek Şudur :
Savaşçı O Küçük Çocuğun Babasının Malını Yağmalamıştı
Ölen İhtiyar İse Gençliğinde Çok Güçlü Bir Adamdı
Ama Bir Hiç Uğruna Bir Köylüyü Öldürmüştü
O İhtiyarı Öldüren Savaşçı İşte O Köylünün Oğludur
Ey Benim Gafil Kulum Şimdi Tövbe Et
Çünkü Benim Adaletim İşte Bu Kadar Açıktır"