1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#27.05.2009 22:29 0 0 0
#27.05.2009 22:27 0 0 0
#27.05.2009 22:26 0 0 0
#27.05.2009 22:22 0 0 0
  • Konu: Antikacı

    Tşkrler emeğinize sağlık...
#27.05.2009 22:20 0 0 0
  • noimage
    Sağlıklı bir nesil yetiştirmenin yolu, onlara örnek olacak ebevynlerin de sağlıklı bir yaşam sürmesinden geçiyor. Özellikle de "ailenin reisi" babalardan... Anadolu Sağlık Merkezi doktorları, Babalar Günü'ne özel olarak erkekleri en çok ilgilendiren sağlık sorunlarını anlattılar...

    Gizlice İlerleyen Hastalık: Hipertansiyon

    Dünyada yaklaşık bir milyar kişiyi etkileyen bir hastalık olan hipertansiyon, hedef organlar denilen kalp, böbrek ve beyinde hasar oluşturmadan uzun yıllar sinsice seyreden bir hastalıktır.
    Hipertansiyon hastalarının yaklaşık %30'u hastalıklarının farkında değildir. Nüfus yaşlandıkça hipertansiyon görülme sıklığı da artar. İskemik kalp hastaları, kalp yetmezliği olan hastalar, obezite ve metabolik sendromlu hastalar, şeker, kronik böbrek ve beyin damarı hastaları hipertansiyon için yüksek risk grubunu oluşturur. Bu hastalar, tansiyonları uygun şekilde kontrol edilmediği takdirde daha yüksek hastalık ve ölüm oranlarına sahiptirler. Hipertansiyon, nedeni bilinmeyen ancak genetik ve çevresel faktörlerin de etkilediği multifaktöryel bir hastalıktır.
    Birçok hastada hipertansiyon, bir şikayete yol açmamakla beraber yorgunluk, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, baygınlık hissi, bacaklarda şişlik, sık idrara çıkma ve gece idrara çıkma şikayetlerine neden olabilir.
    Günümüzde hipertansiyon tedavisi mümkün bir hastalıktır, ilaç kullanımı ve diğer önlemler ömür boyu devam etmelidir. Ancak bu sayede normale yakın bir yaşam sürmek mümkün olabilir. İlaçların görülen yan etkileri ise ilaç değiştirmekle giderilebilir.

    Hipertansiyonu olan bir kişinin dikkat etmesi gerekenler:
    • Kan basıncını düzenli olarak ölçtürmeli.
    • Düzenli olarak tansiyon ilaçları almalı.
    • Sigara içiyorsa bırakmalı.
    • Diyet ve ilaçlarına dikkat ederek tansiyonu 130/80 düzeyinde tutmalı.
    • İdrarda proteinürisini kontrol ettirmeli.
    • Hekimi ve diyetisyeni ile optimal kan basıncı kontrolü için iletişimde olmalı.

    Hipertansiyonda yapılacak testler:
    Tanısında rutin yapılan testler 9-12 saat açlığı izleyerek yapılan kan yağları (total kolestrol, LDL ve HDL kolestrol, trigliserid), açlık kan şekeri, böbrek fonksiyon testleri (üre veya BUN, kreatinin, sodyum, potasyum), EKG, idrar tahlili ve tam kan sayımı.


    Prostat Hastalıklarında Takip Önemli!

    Prostat, erkeklerde bulunan ve salgıları ile dölleyebilme yetisini kazandıran bir bez olarak tanımlanıyor. Erişkin erkeklerin, özellikle 60' lı yaşlardan sonra yaklaşık %70' inde "Benign Prostat Hiperplazisi" (BPH) yani "iyi huylu prostat büyümesi" görülüyor.
    Uzun dönem izlem çalışmalarından elde edilen bilgiler ışığında BPH'nin birçok erkekte ilerleyici bir süreç olduğu ortaya konuluyor. Artan yaşla birlikte prostat hacmi de artmakta ve tıkanıklık şiddetinde artış ile birlikte idrar akım hızında azalma, hastanın klinik yakınmalarında artış, ani idrar tıkanması (AİT) ve cerrahi girişim gerekliliği ortaya çıkabiliyor.
    Alt üriner sistem semptomları (AÜSS), özellikle de depolama/dolum semptomları, hastayı ciddi oranda rahatsız ediyor ve günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini etkiliyor. AÜSS olan hastalarda, tedavi edilmediği takdirde yıllık AİT gelişme olasılığı %1-1.5 olarak gözleniyor.
    Yakınmaları olan kişilerin üroloji uzmanına başvurarak tedavi alması yaşam kalitesini belirgin derecede artırıyor ve sıkıntılarının çözümünü sağlıyor. Bu yakınmaları olmasa da erkeklerin 45 yaşından itibaren yılda bir kez üroloji uzmanına başvurması ve özellikle de prostat kanseri yönünden muayene ve kan tetkiklerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Prostat kanseri, günümüzde erkek toplumunu etkileyen önemli sağlık problemlerinden biri. Bu hastalık erkeklerde görülen ve kansere bağlı ölümlerin yaklaşık %9'unu oluşturuyor.
    Bu konuda sevindirici olan ise prostat kanserinin tanısı erken dönemde konulabildiği takdirde, hastalığın tamamen tedavisinin mümkün olabilmesidir. Maalesef birçok hastada prostat kanseri genellikle ileri bir dönemde saptanıyor. Erken dönem prostat kanseri hiçbir belirti vermiyor ve tanısı ancak rutin kontroller sırasında yapılan tetkiklerle konulabiliyor. Ancak insanların birçoğu herhangi bir yakınması olmadığı için kontrol amacıyla doktora başvurmuyor. Oysa günümüzde parmakla rektal muayene ve serum prostat spesifik antijeni PSA'nın birlikte kullanımı ile birçok kişide prostat kanseri erken dönemde saptanabiliyor.
    Prostat kanseri erken yaşlarda da görülebiliyor ancak ilerleyen yaş ile paralel olarak kanser riski de artıyor. Ayrıca kişinin babası veya erkek kardeşi gibi birinci dereceden akrabalarında prostat kanserinin varlığı o kişide kanser görülme riskini artırıyor. Bunların yanı sıra bazı çalışmalar, yağ bakımından zengin beslenmenin de prostat kanseri riskini artırdığını gösteriyor. Bu nedenle tüm erkeklerin en geç 45 yaşından itibaren mutlaka prostat açısından takiplerini yaptırıyor olmaları büyük önem taşıyor.

    İyi huylu prostat büyümesinde tedavi yöntemleri
    • TURP (Prostat dokusunun tıraşlanarak çıkarılması)
    • İntraprostatik stentler
    • TUNA (Transüretral iğne ablasyonu)
    • TUMT (Transüretral mikrodalga ısı tedavisi)
    • Lazerler
    • TUVP (Transüretral prostatik dokunun buharlaştırılması)
    • TUIP (Transüretral prostat insizyonu)
    • Prostatik enjeksiyon tedavileri
    • HIFU (Yüksek yoğunlukta odaklanmış ultrasonografi)
    Erken dönemde tanı konulan ve uygun tedavi yapılan prostat kanserli
    hastalarda yaşam süresi, kanser olmayan hastalardan farksızdır.


    Prostat kanseri tedavi yöntemleri
    • Cerrahi tedavi
    • Radyoterapi (Işın tedavisi)
    • Brakiterapi
    • CyberKnife*


    CyberKnife* ile güvenli tedavi

    Yakın coğrafyada sadece ASM'de uygulanan CyberKnife*, radyoterapi yöntemleri içerisinde en gelişmiş olanı. Beyin, omurilik ve pankreas tümörlerinde kullanılan CyberKnife*, prostat kanserlerinde de, kendinden önceki radyoterapi yöntemlerine göre tümörün temizlenmesinde başarıyı artırıyor ve hastanın yaşam kalitesini yükseltiyor.
    Radyoterapi'de yaklaşık 2 ay süren tedavi, CyberKnife*'ın kullanımında 4-5 günde tamamlanıyor. Bundan daha önemli olan bir başka avantaj CyberKnife*'la ulaşılan radyoterapi dozlarının hem IMRT hem de konformal radyoterapiden daha fazla olması. CyberKnife*'ta yan etkiler çok az olduğu için dozu artırılabiliyor. Prostat kanseri, radyasyon dozu ile orantılı şekilde cevap veren bir kanser türü. Ne kadar yüksek dozlara çıkarsanız, radyoterapinin başarılı olma şansı da o kadar yüksek.

    Yaşlanan Erkek ve Cinsellik

    Yaşlılık, yaşam tarzına, beslenme alışkanlıklarına, genetik faktörlere ve daha bir çok etkene bağlı olarak meydana gelen sosyal, fiziksel, bilişsel ve psikolojik fonksiyonlarda ilerleyici bozulma halidir. Sıklıkla kabul gören yaşlılık sınır yaşı 65 yaş ve üstüdür. 65 yaş üstü toplumda, tüm teknolojik ve bilimsel gelişmelere rağmen yaklaşık %25 oranında çeşitli sağlık problemleri ortaya çıkmaktadır. Cinsel fonksiyonlardaki azalma da yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak veya yaşlılık döneminde ortaya çıkan hastalıklara ve/veya bu hastalıkların tedavilerine bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir.
    Yaşlanmayla birlikte cinsel ilgide dereceli bir azalma izlenir ancak bu ilginin tamamen kaybolmadığı ve pek çok yaşlı erkekte hafif-orta derecede cinsel ilginin devam ettiği görülür. Buna rağmen cinsel ilişki sıklığı yaşla birlikte belirgin derecede azalma gösterir. Buna ek olarak da 65 yaş üstü erkeklerde yaklaşık dörtte bir oranında sertleşme problemleri görülür. Kültürel, etnik, sosyo ekonomik ve benzeri faktörler de yaşlanan erkekte cinsel istek ve davranışları etkileyebilir. Ayrıca kişinin vücut şeklindeki ve kendisini algılamasındaki değişimler de cinsel yaşamı etkiler. Cinsel performans ile ilgili endişeler ve cinsel becerideki azalmanın yanında huzursuzluk, kızgınlık, içe kapanma, boşanma, eşin ölümü, sağlık problemleri ve diğer birçok nedenler de sertleşme güçlüğüne yol açabilir.
    Yaşlanmaya bağlı olarak erkeklik hormonu olarak da tarif edilen testosteronun kandaki seviyesinin azalmasına erkek menopozu ve daha sıklıkla andropoz adı verilmiştir. Cinsel fonksiyonlardaki azalma erkeklerde kademeli, yavaş, ilerleyici ve kısmi olarak oluşur. Bu durum erkekler arası farklılıklar da gösterir ve kadınların aksine bu dönemde erkeklerde dölleyebilme yeteneği azalmış da olsa devam edebilir.


    Andropoz belirtileri nelerdir?

    Andropozda, psikolojik olarak, zihinsel yorgunluk, huzursuzluk, sinirlilik, dikkati toplamada güçlük, genel iyilik halinde bozulma, depresif ruh hali gözlenebilir. Fiziksel olarak ise genel kırgınlık, güçsüzlük, adale hacminde ve gücünde azalma, memelerde büyüme, kıllanmada azalma, karın bölgesinde yağlanma artışı görülür. Ayrıca kişide aşırı terleme, ateş basması hissi, uyku düzeninde bozulma ve uykusuzluk hali, çarpıntı hissi olabilir. Andropozda ayrıca cinsel yönden istekte azalma, sertleşebilme yetisinde azalma, ikinci sertleşme için gerekli olan zamanın uzaması, meni atım gücünde azalma ve meni miktarında azalma da gözlenir.
    Yaşlanan erkekteki sertleşme probleminin tedavisi
    Sertleşme problemi olan kişilerde tedavi olarak ağızdan ilaç uygulaması, vakum cihazı kullanımı, seks terapisi, penise iğne yapılarak ilaç uygulanması, damar cerrahileri ve mutluluk çubuğu olarak da bilinen penil protezlerin takılması gibi seçenekler uygulanabilir. Tek başına yaşlanma ile ortaya çıkan sertleşme problemlerinde temel neden erkeklik hormonlarının azlığı olduğundan öncelikle "eksik olanı yerine koyma" tedavisi uygulanmaktadır. Bu amaçla değişik yollarla kullanılabilen çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu grup ilaçların kullanımında yağ metabolizması bozukluğu olanlarda, karaciğer veya kalp işlevlerinde bozukluğu olanlarda ve prostat kanseri riski taşıyanlarda çok dikkat edilmelidir. Bu grup ilaçların prostat kanseri gelişimine neden olmadığı, ancak mevcut kanser varlığında kanserin hızlı gelişimine neden olduğu şüphesi vardır.
    Bunun haricinde günümüzde sertleşme problemi olan kişilerde istenmeyen etkileri düşük, oldukça etkili başka ilaçlar da bulunmaktadır.

    Horlama, Ciddi Bir Problem Olabilir!

    Erkeklerin en önemli sorunlarından birisi de horlamadır. Normal erişkinlerin %45'i bazen, %25'i ise sürekli horlar. Gürültülü horlama ağız ve burnun arkasındaki serbest hava yolunda bir tıkanıklık olduğunda ortaya çıkar. Bu bölge dil, yumuşak damak veya küçük dilin birleştiği, hava yolunun en kolay daraldığı bölümdür. Horlama, solunum esnasında bu yapıların birbirine çarpıp titreşimi ile meydana gelir. Sorunlu horlama erkeklerde ve kilolu kişilerde daha sık görülür ve genellikle yaş ilerledikçe artar. Horlama uyku düzenini bozar ve horlayanın uykuda dinlenememesine neden olur. Horlama şiddetli olduğunda obstrüktif (tıkayıcı) uyku apnesi gibi ciddi, uzun süreli sağlık problemlerine yol açabilir. Uyku apnesi, nefes almak için solunum yolunu açık tutan kaslardaki gerginliğin azaldığı uyku evresinde ortaya çıkar. Bu sebeple derin uykuya geçilmesine engel olur ve hastada sık sık, kandaki oksijen seviyesi düştüğünden, uyanmalara yol açar. Bu durumda horlayan kişi iyi dinlenemez, gün boyunca uykulu olur. Uyku apnesi tedavi edilmediği takdirde yüksek tansiyon, kalp ve solunum sistemi hastalıkları, sinirlilik ve kronik uyku eksikliğine yol açar.


    Horlamanın sebepleri nelerdir?

    • Üst solunum yollarındaki zayıflık: Kaslar, uykuya neden olan ilaç ya da alkol ile fazla gevşediğinde, dil arkaya hava yoluna düşer veya boğaz kasları her iki taraftan hava yolunu kapatır. Bu durum derin uyku esnasında da olabilir.
    • Boğaz dokularının normalden fazla şiş olması: Büyük bademcik ya da geniz eti olan çocuklar sıklıkla horlar. Kilolu kişilerde de kalın boyun problem yaratır.
    • Uzun ve gevşek yumuşak damak ya da küçük dil: Uzun ve gevşek bir yumuşak damak, burundan boğaza geçişi daraltır. Solunum esnasında da aşağı sarkıp, horlamaya yol açar. Uzun bir küçük dil durumu daha da kötüleştirir.
    • Burun tıkanıklığı: Burunda tıkanıklık olduğunda hava geçişi için daha fazla efor gerekir. Bu, boğazda vakum etkisi yaratır ve boğazdaki gevşek dokuların birbirine çarpmasına yol açar. Sonuç olarak da horlamaya neden olur. Dolayısıyla horlama sıklıkla alerjik nezle mevsiminde veya nezle ya da sinüs enfeksiyonu sırasında olur.

    Hafif horlayanlar neler yapabilir?

    • Sağlıklı ve sporla iç içe bir hayat tarzı geliştirin.
    • Yatmadan önce uyku hapı, sakinleştirici ilaçlar ve uyku veren antihistaminiklerden kaçının.
    • Uyumadan en az 4 saat önce alkol almayın, 3 saat önce de ağır yemek ve abur cubur yemeyin.
    • Yatış ve kalkış saatlerinizin düzenli olmasına dikkat edin.
    • Sırtüstü yerine yan yatın.
    • Yüksek yastıkta uyuyun.


    Sağlıklı Yaşamın Vazgeçilmezi Spor...

    Sporun sağlıklı yaşam için gerekliliği artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Ancak bazı hastalıkların tedavisi için de egzersize gereksinim duyulur.
    Genç ve orta yaşlı, daha önce spor yapmamış kişiler egzersize düşük tekrar, süre ve şiddet ile başlayıp yavaş yavaş artırmalıdırlar. Yapılan spora, zemin ve hava koşullarına uygun ayakkabı ve kıyafet seçimi sakatlık riskini azaltacaktır.
    Çalışan erkeklerin basketbol, futbol, voleybol gibi takım sporlarını hem bir sosyal aktivite hem de spor amaçlı tercih ettiklerini biliyoruz. Ancak düzensiz yapılan bu tip spor aktivitelerinde sakatlık riski fazladır. Bu tip takım sporlarının öncesinde ve sonrasında ısınma ve soğuma egzersizlerinin yapılması, ayrıca uygun zemin seçimi sakatlık riskini azaltır. Futbol için toprak veya çim gibi doğal zeminler, basketbol ve voleybol için ise parke zeminler önerilir. Karşılaşmaların yapıldığı ortamda sakatlıklara erken müdahale için buz veya soğutucu sprey bulundurulması ve kaza anında uygulanması sağlık merkezine gidene kadar yapılacak en basit ve etkili uygulamadır.
    Tenis ve golf gibi sporların tercih edilmesi, solunum, dolaşım ve kas iskelet sistemlerini olumlu etkilemesinin yanı sıra sosyal ilişkileri de geliştirir. Açık havada yapılan sportif aktivitelerin ağrı eşiğini yükselttiği ve stres kontrolünde olumlu etkileri olduğu da bilinmektedir. Antrenmansız ve doğru teknik kullanılmadan yapılan sporlarda kas iskelet sistemi sakatlıklarına sıklıkla rastlanır.
    Kalp hastalıkları, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, epilepsi, depresyon, bel, boyun ağrıları, osteoporoz gibi hastalıkların tedavisinde spor ve egzersiz, tedavinin bir parçasıdır. Spor, kan basıncı ve şekerinin düzenlenmesi, kan yağları ve kolesterol seviyesinin düzenlenmesi, kemik tendon ve kas dayanıklılığının artmasında rol oynar. Dokulara oksijen ulaşmasını ve dokuların oksijen kullanımını düzenleyerek, oksijen kullanım kapasitesini maksimuma çıkartır.
    Kronik hastalığı olan kişilerde egzersiz programlanırken kişinin yaşı, fonksiyonel durumu, kardiyovasküler, respiratuvar fonksiyonu, nörolojik kontrol ve kapasitesi göz önünde bulundurulmalıdır. Birden çok kronik rahatsızlığı olan kişilerde ise egzersiz programı uzmanlar tarafından oluşturulmalıdır. Gerekli durumlarda egzersiz programına başlamadan önce kardiyopulmoner egzersiz testi adı verilen kapsamlı test ile akciğerler, kalp, damar, kas ve metabolik sistemin efora yanıtı ölçülerek, kişiye özel bir egzersiz reçetesi çıkarılabilir. Bu yolla egzersizin olası yan etkileri tamamen önlenebilir.
    Yürüyüş, yüzme, bisiklet ve aerobik sıklıkla önerilen aktivitelerdir. Verilen egzersizler kuvvet, dayanıklılık, esneklik ve mobilite, gevşeme ve koordinasyonu geliştirmeye yönelik olmalıdır.
#27.05.2009 18:35 0 0 0
  • Geçtiğimiz yıllarda en ideal vücut ölçülerinin 90-60-90 olduğunu biliyorsunuz. Kilo vermek, estetik operasyonlar ve bölgesel zayıflamalar ideal kadın ölçüsüne ulaşmak için yapılıyordu ki sıfır beden tanımı ortaya atıldı!

    Önce dünyada ardından Türkiye'de yayılan sıfır beden modası kadınların aklında soru işareti yaratmaya başladı. Acaba sıfır beden olmak gerçekten güzellik getiriyor mu? 34 beden kıyafetler giyebilmek ayrıcalık hissi yaratıyor muydu?
    Geçmişe baktığımızda sıfır bedenin olumlu etkiler bıraktığını söylemek pek mümkün değil. Kilo vermeye başladıkça daha çok kilo verme isteği, aynaya bakıldığında kendini şişman görmek ve daha yemeye başlamak ve sağlıksız beslenmenin temelleri atmak ve ne yazık ki ölümler sıfır beden denildiğinde akla gelenler arasında.
    Zayıf olmak sağlıksız olmak değildir. Önemli olan nasıl zayıfladığınız ve ideal kilonuzda kalabilmenizdir. Haftada 3 gün spor yapıyor, günde 3 öğün yemek yiyor, ara öğünlerinizi sebze ve meyve yiyerek değerlendiriyor ve 36 beden kıyafetler giyiyorsanız bu harika bir durumdur.
    Kilo vermek ve sıfır beden olmak uğruna günde tek öğün besleniyorsanız, öğünlerde kalorisinin düşük olduğunu düşündüğünüz yiyecekler yiyorsanız, su içmiyorsanız, kilo almamak için yediklerinizi kusarak zayıf kalmaya çalışıyorsanız tehlike çanları çalmaya başlamalıdır! Tek gıda ile beslenmek enerjinizin düşmesine, kas kaybı yaşamanıza, yüzünüzün solmasına neden olur. Erken yaşlarda görülmeye başlanan kalp krizi düzensiz beslenen insanları da etkisi altına alır.
    Sıfır beden olmanın oldukça fazla sayıda sakıncası vardır. Kaslar erime olduğu için yürüyüş yapmakta, sandalyeye oturmakta hatta yatmakta bile zorlanırlar çünkü kemikleri batar. Yüzmek, badminton oynamak gibi eğlenceli ve kalp sağlığını koruyan sporları yapmak için yeterli enerjileri olmaz. Yedikleri kusarak sıfır bedene düşmüş insanların ten rengi ve saçları matlaşır. Gözleri ve yanakları içe doğru çöker ki örneklerini magazin dünyasında canlı olarak görebiliyoruz.
    Şimdi bir kez daha düşünün. Sıfır beden olmak mı yoksa olmamak mı? 38 ya da 40 beden olmak kötü değildir. Mağazalardaki kıyafetlerin bedenlerine baktığınızda en çok 38 ve 40 beden görürsünüz. Aslında gerçek dünya standartları bunlardır. Önemli olan sizin sağlığınızdır. Kan değerlerinizin normal düzeyde olması, kas ve yağ oranının standart değerlere uyması, yüzünüzde ışıltı olması zayıflamaktan çok daha önemlidir.
    Kilo vermek ve zayıf olmak isteyebilirsiniz. Bu konuda mutlaka bir beslenme uzmanından yardım alın. Aç kalmadan ve mantığınızın kabullenebileceği yöntemlerle kilo vermeye çalışın ve kendinize inanın. Siz istediğiniz ve inandığınız sürece ideal kilonuza kolayca ulaşabilirsiniz. Hem sağlıklı hem de zayıf olmak düzenli beslenme ve spor yaparak mümkündür aç kalarak değil!
#27.05.2009 18:27 0 0 0
  • noimageFuat, arkadaşı Selim'i de ara sıra Sevgi Kitabevi'ne götürüyordu. Fuat diğer kitaplarla ilgilenirken Selim'se sadece gizemli ansiklopediyi düşünüyordu. Doğrusunu isterseniz her ikisi de bu ansiklopediyi görmemişti. Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorlardı. Diğer insanlar gelip alırlar korkusuyla Arif Amca'dan gizemli ansiklopediyi göstermesini de isteyememişlerdi bir türlü.
    Nihayet bir yıl geçti. İkisinin de kumbaraları dolmuştu. Üstelik bir lira yetmiş iki kuruş da artacaktı. Salıncakta sallanırlarken ikisi de C planını düşünüyordu. Plana göre Fuat, Arif Amca'dan gizemli ansiklopediyi göstermesini isteyecek, Selim de o esnada cebinden paraları çıkarıp "Arif Amca biz bu ansiklopedi almak istiyoruz, bir yıldır bunun için para biriktiriyoruz" diyecekti.
    Öyle de oldu. Fuat, müşterilerin olmadığı bir sırada, biraz çekinerek de olsa Arif Amca'dan gizemli ansiklopediyi göstermesini istedi. Arif Amca, Fuat'ı kıramazdı hiç. "Gelin bakalım çocuklar" diyerek onları dükkanın arkasına götürdü. Köşede tozlu bir sandık duruyordu. Sandığı alıp cebindeki anahtarla kapağını açtı. İçinden biraz tozlanmış ve eskimiş olan ama ışıl ışıl parlayan bir kitap çıkardı. Rengarenk bir kapağı vardı. Hepsinin gözleri kamaşmıştı. Evet, gizemli ansiklopedi buydu işte. Üzerinde karmakarışık bir şeyler yazıyordu. Fuat, Arif Amca'ya kitabın üzerinde ne yazdığını sordu.
    - Bir bilmece dedi, Arif Amca. Yıllarca araştırdıktan sonra okuyabildim onu. Cevabını bir türlü bulamadım.
    - Kitabı alıp okuyabilmek için bu bilmeceyi cevaplamak mı gerekiyor?, diye sordu Fuat.
    Arif Amca gülümsedi.
    - Evet, neden olmasın?, dedi. Siz bilirseniz size verebilirim kitabı.
    Fuat ve Selim göz göze geldiler.
    - Yani, diye kekeledi Selim. Yani biz bir yıl boyunca kitabı satın almak için harçlıklarımızı boşuna mı biriktirdik şimdi?
    Arif Amca kahkahayla gülmeye başlamıştı. Gülerken bütün vücudu gülüyordu sanki.
    - İlahi çocuklar, dedi. Neden daha önce söylemediniz bunu bana?
    Fuat ve Selim'in suratları asılmıştı. Fuat üzgün üzgün:
    - Sana sormuştum ve sen de alabileceğimizi söylemiştin, dedi.
    - Ben sizin gibi akıllı çocukların bilmecenin cevabını bulabileceğini düşündüğüm için böyle söyledim, dedi Arif Amca.
    - O zaman bilmeceyi okur musun?, diye atıldı Selim. Bilirsek ansiklopediyi açabiliriz belki.
    Arif Amca gözlüklerini takıp ansiklopediyi eline aldı. Sonra Fuat ve Selim'e dönerek bilmeceyi okudu:
    Al sana bilmece,
    Sadece tek hece,
    Açılır çekmece,
    Alı al, moru mor,
    Bu nedir, bana sor.
    - İşte bilmece bu çocuklar, dedi Arif Amca. Yıllardır ne söylediysem kitaba, kapağını bir türlü açtıramadım.
    Fuat mini mini gözlüğünü şöyle bir düzeltti. Işıl ışıldı gözleri.
#27.05.2009 18:14 0 0 0
  • Devenİn Gölgesİ ...



    Bir zamanlar deve hükümdar imiş,
    Hayvanların hükümdarı elbette.
    Ama kimse ondan memnun değilmiş,
    Çünkü hakkı görüyormuş kuvvette.

    Böyle olmasına rağmen bu deve,
    Yalan söyleyeni asla sevmezmiş.
    "Bir hayvan ne kadar da acı çekse,
    Asla yalan söylememeli!" dermiş.

    Ama buna rağmen nice dalkavuk,
    Bu zorbaya yağ çekermiş bitevi.
    Çevresinde sallarlarmış hep kuyruk,
    Yalancılar onu sarmış bir nevi.

    Bir gün deve kurtulmak için bundan,
    Bir toplantı düzenlemiş yaz günü.
    Her yer ışıl ışıl, güllük gülistan,
    Duyulmuş çok yerde o günün ünü.

    Millet gelmiş diz kırıp boyun bükmüş,
    Toplanmışlar büyükçe bir meydanda.
    Devenin boyu hepsinden büyükmüş,
    Herkesi görürmüş baktığı anda.

    Demiş: "Bugün bir sınav yapacağım,
    Sonunda mükafat ve ceza vardır.
    Yalancıyı bu yurttan atacağım,
    Bizden göreceği sade zarardır."

    Doğru sözlü olan ödül alacak,
    En güzel şeyler de onundur artık.
    Çevresi hizmetçilerle dolacak,
    Yalan yok sözümüz kanundur artık."
    Böylece söylemiş deve kuralı,
    Bütün hayvanlar kabul etmiş bunu.
    Hepsi bekliyormuş o zor suali,
    Neymiş acaba bu zor olan soru?

    Deve şöyle ortaya çıkmış ve de,
    İşaret etmiş uzun gölgesini.
    Demiş: "Ne görüyorsunuz gölgemde,
    Söyleyin doğrusunu, eğrisini?"

    Dalkavuklar başlamış konuşmaya,
    Demişler: "Ah ne eğrisi efendim.
    Bakın ne kadar düzgün olduğuna,
    Cetvelle ölçülür bu santim santim."

    Ama doğrular gerçeği söylemiş:
    "Eğri büğrü bir şekildir gölgeniz."
    Diyerek hepsi de boynunu eğmiş,
    "Doğru budur ceza verseniz de siz."

    Deve dönmüş dalkavuklara ve de,
    Demiş: "Hepiniz bu vatandan gidin,
    Görünmeyin bir daha bu ülkede,
    Kalbinizde doğruluk yoktur sizin!"

    Dalkavuklardan biri öne çıkmış,
    Demiş ki: "Ey kralımız suçumuz ne?"
    Deve ona dönüp sertçe bir bakmış,
    Üç cümleyle nokta koymuş sözüne.

    Demiş: "Bire ahmak, suçunuz yalan,
    Sahte bir söz kalpte değer bulur mu?
    Vücudunda birçok eğrisi olan,
    Birinin gölgesi doğru olur mu?"
    noimage

    MEHMET ERDOĞAN
#27.05.2009 18:08 0 0 0
  • noimage
    Masal ya da öykü anlatmanın doğal yolla sözel dili öğretme tekniği olduğuna dikkati çeken uzmanlar, öykü ya da masal dinleyen çocukların iletişim becerilerinin daha hızlı gelişeceğini, soyut kavramları daha iyi öğreneceğini ifade ederler. İletişim becerileri dinlemeyi, anlamayı ve konuşmayı içerir "Masal ya da öykü dinleme yoluyla çocuklar dinlemeyi, anlamayı ve konuşmayı iyi öğrenirler. Sözcükler, söz dizimi kuralları, vurgu ve konuşma hızı, sözlü iletişimin vazgeçilmez unsurlarıdır. Öykü ve masal anlatımında sözcüklerin doğru telaffuzuna, söz dizimi kurallarına, vurgulara, çocuğun yaşına bağlı dil gelişimi özelliklerine, jest ve mimikleri uygun kullanmaya, uygun konuşma hızı ile anlatmaya özen gösterilmeli. Bu yapıldığında çocukların konuşma gelişiminde çocukların konuşma gelişiminde önemli ilerlemeler görülür. 4-6 yaşları kapsayan çocukluk döneminde masal ya da öykü anlatımı, sözel dilin gelişimindeki ilerlemelerin yanı sıra iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış, suç ceza ve başarı ödül, dürüstlük hakkaniyet gibi kişilik gelişiminin parçası olan soyut kavramları öğrenmelerini de sağlar."

    Masal ya da öykü anlatmakla çocukla kurulan sözel iletişimin sonucu sevgi ve güven gibi çocuğun temel gereksinimlerinin karşılanmasına olanak sağlar, gecikmiş konuşma telaffuz bozukluğu ve kekemelik gibi konuşma bozuklarının düzeltilmesi amacıyla da masal ya da öykü anlatma çalışmalarından yararlanılabileceğine dikkat çekilir.masal ya da öykünün korku ve şiddet unsurlarından mutlaka arındırılması gerekir.
#27.05.2009 18:05 0 0 0
  • noimageYağmur sonrası hissedilen güzel kokuların bir kaynağı, toprakta yaşayan Actinomycetes grubu içinde yer alan bazı bakterilerdir. Toprakta yaşayan en küçük canlılardan olan bu bakteriler, en çok nemli ve karanlık ortamlarda gelişirler.

    Çevre koşullarının gelişmeleri için uygun olmadığı kurak dönemlerdeyse "spor" adı verilen özel yapılar üretirler. Sporlanma, bazı bakterilerin kendilerini olumsuz koşullarda korumalarını sağlayan bir özelliğidir. Yağmurdan sonra duyduğumuz kokunun nedeni de bu sporlardır. Daha önce oluşmuş bu sporların kokusunu hava kuruyken duyamayız; ancak yağmur yağdığında duyabiliriz. Çünkü yağmur damlaları yere düştüğünde, toprakta önceden birikmiş bir miktar yağmur suyunun da yardımıyla sporların havaya fırlamasına neden olur.

    Yağmur nedeniyle havada çoğalan nem, bu sporların kokusunun burnumuza kadar ulaşmasına neden olur. Yani aslında kokunun kaynağı toprak değil, toprakta yaşayan bu bakterilerdir.
#27.05.2009 18:00 0 0 0
  • İspanyollar neden Türk bayrağı asıyor?



    İspanyol futbol takımı Deportivo'nun "Türkler" lakabı almasının ve taraftarlarının maçlara Türk Bayraklarıyla katılmalarının sebebini biliyor musunuz?

    Barboros Hayreddin Paşa Akdeniz'e hükmettiği sıralarda Avrupa'nın yarısına sahip, dünyanın en büyük Hristiyan devleti olan İspanya'yı yaptığı baskın ve savaşlarla sarsmakta, binlerce İspanyol'u esir almakta ve İspanyol işkenceleriyle öldürülen Endülüslüler'in binlercesini de katliamlardan kurtararak gemileriyle Mağrip'e taşımaktaydı.

    İşte bu sıralarda İspanya'nın yiğitliği ile ünlü Galicia bölgesinin delikanlıları Barboros'a ve Türkler'e çeşitli konularda destek vermişler. Bu desteği içlerine sindiremeyen rakip kent Vigo Halkı ise ihanet saydıkları bu durum karşısında La Coruna'lılara "Türkler" adını takmışlar. Buna karşılık, La Coruna Halkı da Celta Vigo'lulara Portekizliler'e yakınlıkları sebebiyle "Hain" manasına "Portekizli" yakıştırması yapmışlar. İki komşu şehir arasında yüzyıllardan beri süregelen bu rekabet günümüzde ise özellikle futbolda kendini göstermektedir. Celta Vigo'lular, Deportivo'lulara Türkler'e verdikleri destek nedeniyle; Deportivo'lular da Celta Vigo'lulara Portekiz'lilere yakınlıkları sebebiyle, "Hain" yakıştırması yapmaya ve rakiplerince takılmış bu adları inadına ve zevkle sahiplenmeye devam etmektedirler.

    Vigo şehrinin takımı Celta'da çok sayıda Portekiz taraftar derneği kurulmasına karşılık La Coruna takımı Deportivo'da da ateşli Türk dernekleri kurulmuş. İşte bu sebeple Deportivo La Coruna'nın her oynadığı maçta sahaya asılmış çok sayıda Türk bayrağı görebilirsiniz. Celta'lı futbolseverler derbi maçlarda "Türkler dışarı" diye tezahürat yaparken, Deportivo'lular da "En büyük Türkiye" diyerek gururla takımlarını desteklemektedirler.
#27.05.2009 17:56 0 0 0
  • noimage
    İlişkilerde önemli olan sadece adınızın sevgili ya da eş olması değildir. Yalnız yaşayan ama çift olmaya devam eden insanlar sonunda mutlaka kırılıp, parçalanırlar.


    Yalnız doğduk, yalnız öleceğiz cümlesi elbette doğrudur. Ancak bu yalnız yaşamamızı gerektirmez. Aşk, hayatın önemli parçalarından biri, nasıl ki bedenin gıdaya ihtiyacı varsa, ruhun da sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı var. Paylaşmak, birlikte olmak, beslenmek gerekli, yani çift gibi durmak değil, gerçekten çift olmak değerlidir.
    Televizyon kumandasına, sevgilisinden fazla dokunan birisi ile birlikte olmak, sizi bir ilişki sahibi yapmaz. Sessiz geçen uzun geceler, sohbetsiz yenen akşam yemekleri gibi örnekler, ilişkide ne kadar yalnız olduğunuzun göstergelerinden sadece birkaçıdır.
    Özellikle evliliklerin geldiği son nokta olan yalnızlık, dışarıdan bakıldığında maalesef ki görünmez. İşin daha tehlikeli boyutu ise, çocukların gördükleri yaşamı beyinlerine kaydedip, büyüdüklerinde doğru olarak seçtikleri ilişki biçiminin de bu olmasıdır. Yani, yalnız ilişkilerde zarar görenler sadece çiftler değildir.
    Aşk grafiği zaman içinde inip çıkar, bu doğaldır. Heyecanın yerini alışkanlığa, ihtirasın yerini sıradanlığa bıraktığı süreçler tüm ilişkilerde olur. Ancak grafiğin hep aynı kaldığını veya sadece aşağı doğru gittiğini fark ederseniz, müdahale etmek yerinde olur.
    Birini sevdiğiniz zaman paylaşmak istersiniz. Yanında olmak, birlikte yaşamak, zaman geçirmek, ortak zevkleri yakalamak gereksinimi duyarsınız. Bununla beraber elbette her insanın yalnız kalmaya, ayrı vakitler geçirmeye de ihtiyacı vardır. İşte, tam bu ayrımda çok önemli bir nokta vardır: Denge!
    Terazinin sürekli bir tarafı ağır gelmemeli, hep yan yana durmak ile uzun ayrı kalışlar aynı derecede tehlikelidir. Dünyanın bile hassas bir dengede durduğunu düşünürsek, ilişkilerde aynı ahengi yakalamamız gerektiğini fark ederiz.
    İnsan kendi ailesiyle bile çatışıyor, yabancı biriyle hayatı paylaşmak elbette kolay olmayacaktır. Bir ilişkinin olmazsa olmazları vardır: Sevgi, saygı, vicdan, anlayış, emek, fedakarlık ve güven! İçinde bu duyguları barındırmayan beraberlikler, zaman içinde önce yalnız ilişkiler sınıfına, oradan da parçalanmaya doğru yol alırlar.
    İlişkiler, "biz" olabilmekle devamlılık sağlar. Bencillik, beraberlikleri kayaya vuran dalgalar gibi aşındırır. Sevginizin sürekli büyümesi, beslenmesi, hayatın yükü değil, keyfi olabilmesi için; ilişkinize sahip çıkın. Vakit ayırın, değer verin, önemseyin, dokunun, okşayın, dengenizi koruyun. Yoksa, adınız sevgili olmuş, eş olmuş, ne fark eder? Aşk, yalnızlıkla beslenmez. "Biz" olmanın keyfini tadın!
    Nazım Hikmet'in şu şiirini duvarınıza asın. Aklınıza geldikçe okuyun:
    Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
    Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte
    Yani yürekte.
#27.05.2009 17:51 0 0 0
#27.05.2009 16:41 0 0 0
#27.05.2009 16:31 0 0 0
  • Emeğinize sağlık...Tşkrler bu güzel örnekler içinn:)
#27.05.2009 16:28 0 0 0
#27.05.2009 14:21 0 0 0
#27.05.2009 14:13 0 0 0
  • GÖRME ENGELLİLER İÇİN İNTERNET SİTESİ
    Sorgun İlçesi'ndeki Anadolu Ticaret ve Ticaret Meslek Lisesi öğrencileri ise İngilizce öğretmeni Mustafa Güneş ve bilgisayar öğretmeni Serkan Sağlam da görme engellilerin internete girmelerine olanak sağlayan projeye imza attı.
    Proje hakkında bilgi veren bilgisayar öğretmeni Serkan Sağlam, görme engellilerin wwwxxxxxxx.com adlı siteye girerek fareyi sayfa üzerinde gezdirerek girmek istedikleri sitenin adını sesli olarak, iletebildiklerini söyledi. Sağlam, "Sitede haber, sanat, kültür, spor ve görme engellilerle ilgili bilgiler yer almaktadır. Bu tasarımla görme engellilerin de çağın teknolojisinden yararlanmalarını amaçladık" dedi.
    Öğretmen ve öğrenciler tarafından hazırlanan 'çok amaçlı portatif piknik ocağı' ve 'görme engeliler için sesli internet web sitesi' tasarımları, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yurt genelinde düzenlenen yarışmada da derece aldı. Kayseri'de yapılan bölge yarışmasında 'çok amaçlı portatif piknik ocağı' birincilik ödülüne, 'görme engeliler için sesli internet web sitesi' ikincilik ödülüne layık görüldü.
#27.05.2009 14:01 0 0 0