1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#28.05.2009 07:54 0 0 0
  • Konu: Mevsimler
    noimageMevsimler doğuyor dünyaya nimete binaen bahşedilen, kurulmuş bir saatin son anı gibi can veriyor her murada. Sonra ömür biçiliyor insana, mevsimlerle isimlendirilip teslim ediliyor emanet. Can geliyor ve tabi cana geliyor gelesi ne varsa.
    Bir ağaca inince can, filiz veriyor dal uçları ser-a-pa pürneşe cennet teşbihli manzaralar oluşmuşken gece doğuyor. Sonra alıp koynuna bütün bu canlılığı uyutup dinlendiriyor.Adeta heybetiyle susturuyor yaramaz çocukları. İşte gecenin en karanlık anı, sabahın ilk ışıkları ve en ulvi doğum gerçekleşiyor güneş doğuyor bak! Dünyama dünyamıza mecazdan gerçeğe geçer gibi her şey. Tekrar mecaza; dolayısıyla bilinmeyene koşuyoruz yine! Doğum ne inanılmaz şey! Hiçbir doğum eli boş gelmiyor farkında mısın? Doğmanın kanunu belki budur:"eli boş gelmemek" Bebeklerle geliyor, kırışıklıklarla geliyor; dalla, yaprakla, toprakla geliyor, geliyor da geliyor... Ne çok şımartılıyor insan ilahi iradeyle. Yokluklar adeta varlıklarla örtülüyor. Donanıyor vücutlar . Her mevsimi yaşıyor ömrün. Tabiat bile bu akışa nasıl da itirazsız uyuyor. Çıplak yamaçları geçici olarak da olsa çimen bürüyor asıl yaşanacaklar gelmeden küçük yaşam öyküleri sahneleniyor. İlk kez dünyayı anladığını zannediyorsun çok sürmese de. Asıl yaşayacaklarına gelince sıra asi oluyorsun, kırılıyorsun, bağırıyorsun; çığlık çığlığasın. Filizlenen dal uçları kırbaç olup canını yakıyor; insafsız. Sonra su iniyor dallarına sükun buluyorsun. Yağmura uğrak mekan oluyor uçların tek tek damlatıyorsun acını toprağa; teslim ediyorsun bir melek nezaketine, üç kelimelik öz yaşam öykünü. Toprağın doğumuna şimdilik izin vermediği tek şey sensin. Bu arada ilahi emre uyacaksın mecbur. Bir kalıba dökülmüş hamur gibisin hareketsiz. Öyle ya can verdin, teslim ettin emaneti.Hep hüzün değil yaşadığın. Lakin "kelebek kanatlı gönlün. Bilmez misin üç günlük ömrün" tarzı bir gerçeği yaşamadın hakkıyla. Papatyalar şahidi olmadı sevdanın,. Uyku girmez gözlerinde ay'ı anlamlı bulmadın ya da ona takılıp düşmedin ki ucunda sallanan güzeli göresin. Sen yarı'nla yağmuru adımlamadın "şekerdir, erir endişesiyle"

    Bir ara bir daldan söz ederdik
    Hani unuturdun olur olmaz her yerde
    Sen ömrün baharındaydın nar çiçeğiydi dalların
    Sıcak sıcaktı, Rahmaniydi çiğ tanelerin
    Hatırlar mısın

    Bir ara bir daldan söz ederdik
    Unutulan, iki büklüm
    Ömrün son baharında
    Yere saygı duruşunda bir ihtiyardan
    Hatırlar mısın

    Dalından bal damlardı ılık ılıktın
    Şifaydı karanlığıma sözlerin
    Hani içine sokasın gelirdi beni
    Ucuna konardım,baharda yar.....
#28.05.2009 07:52 0 0 0
  • noimage
    Zamanın getirdiqi türlü türlü sıkıntılarla,

    dertlere, kederlere bürünüyor
    insan.
    Kırılıyor gönlü, tarumar oluyor avuç kadar yüreği.
    Nefis ile şeytan birlik oluyor, fırsat biliyorlar,
    adeta top gibi oynamak istiyorlar âdemi
    Sabretmeli aslında insan.
    Tadı çok acı ama, meyvesi tatlıdır onu düşünmeli.
    Yutmalı belkide İbrahim ateşlerini.
    Küfretmemeli karanlıga,
    hani demişler yabir mum da o yakmalı
    Bilmeli kaderdir,
    kazadır hepsi baş tacıdır.
    Bittİ dediqi zaman bitirmemeli,
    bitmemeli,
    bozulmamalı türlü düzeni!
    Bir B planı olmalı her zaman.
    Resimdeki gibi kırılsa da ışıgını veren kâdim cam,
    yedeginde kibriti bulunmalı
    En azından kibriti bulunan dostlarla olmalı.....

    noimage
    DOSTLUK

    Serüvendir yaşamak;
    Ne getirir, ne götürür belli olmaz ,
    Birgün aglar, birgün gülersin .
    En umutsuz anında;
    Yaşlar süzülürken yanaklarından,
    Birden donuverir hatırladıgında,
    Işıgın olur, karanlıkları delersin.
    Ya da katılırken kahkahalarla,
    Yüzünde açan gülleri göstermek istedigin,
    Belki yanıbaşında belki çok uzaklarda,
    Ama bir yürek atışı kadar yakındır sana.
    Kasvetli bir sabaha merhaba dedi inde gülerek,
    Ya da düz yolda tökezledi inde,
    Ellerini avuçlarında hissedersin.
    Çogu zaman yalnızsındır kalabalıklarda;
    Sahte gülücüklere sahte gülücüklerle karşılık verirsin İlişkiler vıcık vıcık,
    Menfaat, ihanet, riya vardır hep etrafında,
    Tiksinirsin Hani bazen manasızdır yaşamak;
    Ot gibiyim der dalar gidersin,
    Bir film şeridi gibi geçerken yaşadıkların,
    Bir iki kareye takılır gözlerin,
    O karelerden sevgi akar damarlarına, Birden canlanır, dirilir, güçlenirsin.
    Dört elle sarılırsın sonra hayata,
    Meydan okursun, kafa tutarsın,
    Dünyayı sırtlayıp gidesin gelir,
    Ben de buradayım dersin Bir kucak açarsın
    Kolların dünyayı sarar,
    Bir gülümser, içinde çiçekler açar,
    Yüre inde mevsim ilkbahar olur.
    Yanında yüksek sesle düşünür,
    En mahrem sırlarına ortak edersin.
    Kimi zaman kalbini kırdıgın,
    Kimi zaman gönlünü aldıgı olur,
    Almadan veren, ça ırmadan gelen, vedasız gidendir
    Gün olur araya yollar, yıllar
    Ama hep taze sımsıcaktır anılar,
    Hatırlayınca gülümsersin.
    Korkmazsın...
    Buz üzerine yazılı degildir yitip gitmez,
    Onunla alıp verdiklerin,
    Bilirsin,
    O benim "CAN DOSTUM" dersin...
#28.05.2009 07:38 0 0 0
  • noimage
    40 Yaş Erkeği - Can Dündar



    Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim: Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor. "Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi... Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor.


    Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından "Taşfırın"ına kadar böyle bu. Hele 40'ımızı geçmişsek...Hele cüzdanımızı şişirmişsek...Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...

    * * *



    Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına, "televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor.


    Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır "çıtırlar" fink atıyor. O ise pijaması içinde "evi bekliyor". Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor.



    Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini... Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla...Hâlâ beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına karışıyor. Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne iş ne ev görüyor.


    Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz ilişkiler alıyor. Her dişlenen "taze et", yenileri davet ediyor. Ev zulaları, günahların çetelesini tutuyor. İhanet kol geziyor.

    * * *



    Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte unutulmuş bir mektup ya da ansızın gelen bir telefon mesajı yüzünden kan ter içinde hesap verdi, çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi, öfkeyle terk etti, terk edildi bugünlerde...



    Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri döndü eşine, döndürdü eşini...


    Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri...


    Kaçı, haber verenleri suçladı, yakalandığında...


    Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda...


    Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin sınır boylarını bekledi, kızarak, ağlayarak, utanarak, yine de diş bilediği kale reisini savunarak; ...ve göz yumarak... bazen sevgiden, çoğu kez çaresizlikten... aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken...

    * * *



    Yanlış anlaşılmasın:



    Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi değil; sevmemesi.... Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet ettiği hayatı aynen sürdürmesi... Yaşadığının bedelini ödemeye cesaret edememesi... Harcına yalan kattığı kaleyi terk edememesi... "Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim tevekkülle karşılayabilirim" diyememesi...


    Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her daim secde etmesi... Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına karşı dürüst olabilmesi... 40'ında hala para karşılığı çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini banyoda gizlice çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası gibi gizlemeyi kendine yedirebilmesi...

    * * *



    Kabul edelim:


    Evlilik bitti!


    Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin) kolunda yürüyebiliyor. Yalan, bir mecburiyetler rejimi sayılan evliliğin temellerini oyuyor. Ve herkes her şeyi bilerek, gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor.


    Çare, eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı, sahibinin nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir.


    Sevgi varsa, aile ilelebet sürecektir.


    Yoksa, böyle sürdürmek rezilliktir.


    Yalansız yaşamayı özlemediniz mi?



    CAN DÜNDAR
#28.05.2009 07:22 0 0 0
  • Tşkrler bu çok anlamlı hikayeyi paylaştığınız içinn..emeğinize sağlık...
#27.05.2009 23:11 0 0 0
#27.05.2009 23:04 0 0 0
#27.05.2009 23:04 0 0 0
#27.05.2009 22:56 0 0 0
#27.05.2009 22:49 0 0 0
  • Konu: Anne
    Yüreğinize,emeğinize sağlık arkadaşım...Çok güzel anlamlı bir paylaşım sağolunn...
#27.05.2009 22:48 0 0 0
  • Emeğinize sağlık arkadaşım ...Güzel bir paylaşım olmuş sağolun...
#27.05.2009 22:45 0 0 0
  • Tşkrler arkadaşlar gözlerinize sağlık...
#27.05.2009 22:43 0 0 0
  • Emeğinize sağlık...Allah'ın bizlere verdiği herşey için şükürler olsunn...emeğinize sağlık...
#27.05.2009 22:39 0 0 0
#27.05.2009 22:36 0 0 0
  • Bence kesinn bunlar toplu beşik salladılar önceki geceemeğinize sağlık
#27.05.2009 22:35 0 0 0
#27.05.2009 22:33 0 0 0
#27.05.2009 22:32 0 0 0
#27.05.2009 22:31 0 0 0
#27.05.2009 22:30 0 0 0