1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • noimage


    KİMLER NELERDEN KORKUYOR?



    1. Çocuklar;

    1.1. anne, baba ya da öğretmen dayağından,

    1.2. ailesi olanlar kaybetmekten, olmayanlar sokağın tehlikelerinden,

    2. Gençler;

    2.1. bir okula girememekten,

    2.2. girenler bitirememekten,

    2.3. bitirenler iş bulamamaktan,

    2.4. iş bulanlar kaybetmekten,

    2.5. askerde Güneydoğu'ya gitmekten veya çatışmalarda sakat kalmak ya da ölmekten,

    3. Ana babalar, gençlerin korktuklarından,

    4. Kamu personeli;

    4.1. özelleştirme nedeniyle işsiz kalmaktan,

    4.2. işini tam yapabilmesi için sahip olması gereken eğitime sahip olmamaktan,

    4.3. işini tam yapanlar partizanlığa kurban gitmekten,

    4.4. mafyanın tekerine çomak sokmaktan,

    5. Kamu yöneticisi, siyasal nedenlerle itilip kakılmaktan,

    6. Savcı ve hakim;

    6.1. siyasal baskıdan,

    6.2. yansız kararlarına karşı güvenlikte olamamaktan,

    6.3. mafyadan,

    7. İşsizler iş bulamamaktan,

    8. İşi olanlar kaybetmekten,

    9. Geçici işçiler kadroya geçememekten,

    10. Sokaktaki insan;

    10.1. devlet dairesine bir işi düşüp hırpalanmaktan,

    10.2. medyanın, şiddeti övmesi ve cinsellik sömürüsü yapması nedeniyle değer ölçülerinin aşınmasından,

    10.3. suçu kanıtlanmadan suçlu muamelesi görmekten,

    10.4. ruh sağlığı bozuk insan sayısının çokluğundan,

    10.5. yargıda hakkının teslim edilmeyeceğinden,

    10.6. kent teröründen,

    10.7. rastgele dahi olsa içine dahil olacağı bir anlaşmazlıkta hakkını koruyamayacağından,

    10.8. mevcut yasaların yansız uygulanmayacağından,

    10.9. tüketici olarak kandırılmaktan,

    10.10. üretici olarak peşin hükümle ahlaksız olarak damgalanmaktan,

    10.11. medyanın yargısız infazlarına hedef olmaktan,

    10.12. askeri darbelerden,

    10.13. hastalanıp hastaneye alınmamaktan, alınırsa ehliyetsiz ellerde kalıp ölmekten, alınır ve iyileşirse bu defa da rehin alınıp çıkamamaktan,

    10.14. yaşlanınca ortada kalmaktan,

    10.15. polisten,

    11. Polisler;

    11.1. terörden,

    11.2. yapması istenen tehlikeli görev için eğitilmemiş olmaktan,

    11.3. amirlerinden,

    11.4. polisten,

    12. Milletvekili;

    12.1. doğruları söylediğinde parti lideri ve arkadaşlarının tepkisinden,

    12.2. doğruları yaptığında, seçmeninin beklentisine cevap vermemiş olmaktan,

    13. Bakanlar milletvekillerinden,

    14. Başbakan;

    14.1. bakanların itaatsizliğinden,

    14.2. cumhurbaşkanından

    15. Cumhurbaşkanı askeri darbelerden,

    16. Askerler;

    16.1. sivillerin işleri çıkmaza sürükleyip kendilerinden darbe beklemelerinden,

    16.2. işleri düzeltmek için darbe yapıp daha da berbat etmekten,

    16.3. sonra da hem başarısız hem de darbeci olarak aşağılanmaktan,

    17. Girişimci;

    17.1. bürokrasiden, rüşvet istenmesinden, şikayetlerini dinletememekten,

    17.2. fırsat eşitsizliğinden,

    17.3. devletin hergün kural değiştirip onu güç durumda bırakacağından,

    17.4. sermayesini enflasyona karşı koruyamamaktan,

    17.5. rekabet gücünün düşüklüğünden ve bu nedenle de Gümrük Birliği'nden,

    17.6. gümrüklere işinin düşebileceğinden,

    17.7. borçlarını ödeyememekten,

    17.8. yeni borç bulamayacağından,

    17.9. işçi sendikasının üretimini baltalayacağından,

    18. İşçi sendikası, patronun, işçi haklarını çiğneyeceğinden

    19. Para sahibi enflasyondan,

    20. Kiracı kirayı ödeyememekten ya da atılmaktan,

    21. Mal sahibi kirasını alamamaktan ya da gerektiğinde kiracısını çıkaramamaktan,

    22. Kadınlar;

    22.1. koca dayağından,

    23. Erkekler;

    23.1. ailelerini geçindirememekten,

    24. Kadın ve erkekler;

    24.1. ihanete uğramaktan,

    24.2. terkedilip ortada kalmaktan,

    24.3. çocuklarını iyi yetiştirememekten,

    25. Aydın, düşüncesini ifade etmekten,

    26. Devlet, aydının düşüncesini ifade edip düzeni sarsacağından,

    27. Öğrenciler;

    27.1. basmakalıp bilgileri yeterince ezberleyememekten,

    27.2. elemeyi hedef almış sınavlardan,

    28. Öğretmenler;

    28.1. basmakalıp bilgileri iyice ezberletememekten,

    28.2. maaşlarının ay sonuna kadar yetmemesinden,

    29. Aleviler sünnilerden,

    30. Kürtler Türk milliyetçiliğinden,

    31. Türkler Kürt milliyetçiliğinden,

    32. Milliyetçiler evrensellik akımlarından,

    33. Evrenselliği savunanlar milliyetçilikten,

    34. Laikler şeriatçılardan,

    35. Dindarlar yobaz sayılmaktan,

    36. Laikler dinsiz yerine koyulmaktan,

    37. Devlet, mozayiğimizi oluşturan tüm etnik ve dini kimliklerden,

    38. ve bunların tümü bizatihi korkularından korkmaktadırlar.



    Bunlar, toplumumuzu oluşturan kimi kesimlerin bir bölüm korkularıdır. Aransa daha niceleri bulunabilir. Ama yukarıdaki liste, bu kadarıyla dahi, toplumumuzun nasıl bir "korku iklimi" içinde yaşadığını göstermesi bakımından çarpıcıdır.



    Bu tür yoğun korkular içinde yaşayan insanların tüm davranışlarına, bu korkuları telafi etmek üzere akli ya da akıl dışı önlemlerin yansıyacağını tahmin etmek güç değildir. Örneğin, toplumumuzun süratle silahlanması, fiziki korkularına karşı bir telafi eğilimi değil midir?



    Buradan önemli bir yargıya varmak mümkündür: devlet, korkmama iklimi yaratmalı ve korumalı, bunun dışında hiçbir işe karışmamalıdır!



    Çıkarsanacak ikinci sonuç ise devletin başlıca işlevine ilişkindir: Türkiye'de tüm siyasi ve diğer sivil toplum çalışmaları, "korkmama iklimi" nin oluşumuna katkıda bulunacak şekilde misyonlarını yeniden tanımlamalıdır. Hatta denilebilir ki, sadece bu misyon çerçevesinde bir siyasal harekete ihtiyaç vardır. İster mevcutlardan birisi bunu benimsesin, isterse yeniden kurulsun!
#27.05.2009 13:58 0 0 0
#27.05.2009 13:42 0 0 0
#27.05.2009 13:40 0 0 0
  • noimage
    Kurbanlık Koyunun Günlüğü

    1. GÜN:
    Sevgili günlük, bugün bayramın ilk günü. 10 gündür elimden geleni yapıp bi şekilde satılmamayı başardım. Arkalara kaçtım, sürekli yüzüme hastalıklı bir hava verdim. Şans da yüzüme güldü, bugüne geldik. Ama bu iş boşlamaya gelmez. Her an biri gelebilir, orama burama bakıp, şu başımda dikilen herife kilomu sorabilir. O da zaten beni satamadı diye gıcık, en az 10 kilo fazla söyler. Adam inanıp alır beni evine götürür, evin küçük kızı gelip beni sever, oynar. 1 gün sonra o kızın babası gözlerimi bağlayıp besmele çekip bıçağı boğazıma dayar ve keser. O sırada hayatım gözlerimin önünden bir film gibi geçer. Film de film olsa. Hep aynı kare: Ot yiyorum, etrafa bakıyorum, ot yiyorum etrafa bakıyorum... Hayat mı bu be? Dünyaya gel, birkaç sene ot ye, sonra seni yesinler!

    2. GÜN:
    Sevgili günlük, ben eşeğim. Yani koyunum ama eşeğim. Sana dün ne dediysem oldu, iyi mi?! Saatine mi geldi nedir?! Şu an herifin birinin bahçesindeyim. Şu saate kadar bayramlaşmaydı, gelen giden falandı derken beni kesmediler ama en geç yarın bu iş biter! Kesecekler beni günlük duyuyon mu? Kıyacaklar kınalı kuzuna. Hayır boğa olsaydım, sahibimin elinden kaçar, sokaklarda terör estirirdim. Televizyonlardaki bütün haber bültenleri beni gösterir, en azından ölmeden meşhur olurdum. Ama tabiatım boğa kadar asabi değil ki! Koyun gelmişiz, koyun gideceğiz

    3. GÜN:
    Günlük, inanmayacaksın ama hâlâ hayattayım. Bunlar beni kesmeyecek galiba. Şaka yapıyorlar. Camdan bakıp bakıp gülüşüyorlar. Son gün de beni salacaklar. Haklısın! İyimserliğin de bu kadarına yuh artık. Yok yok bu defa işim zor, hem de çok zor. Yarın görüşemeyiz, hakkını helal et.

    4. GÜN:
    Günlük, benim ben. Hahahaha!! Yırttım oğlum. Bu sabah aslında tam gidiyordum, adam bıçakları, tülbenti hazırladı. Yanıma koydu. Tamam dedim, bu sefer ağzımla kuş tutsam yolcuyum. Sonra 'ne dedim lan ben' dedim kendi kendime. Ağzımla kuş tutmak! Tabii ya! Kuş gribi. Bunu bir becerirsem ağzımda kuşla beni hayatta kesmezler. Hemen dalda duran bir kuştan rica ettim. Gel iki dakika ağzımın içinde dur sonra uçarsın hesabı. Kuş gıcık çıktı. "Hay senin kafana" deyip tam kesilirken kafamın orta yerine hacetini bıraktı. Bunu gören sahibim panikleyip kuş gribi olmamak için beni saldı. Kafana kuş pislemesi uğurlu gelir derlerdi de inanmazdım. Bayram diye buna derim oğlum! Değmeyin keyfi -meeeee:)) noimage
#27.05.2009 13:33 0 0 0
  • noimage
    Öfkesini bastıran ve eşine içerleyip bunu ifade edemeyen çiftlerin daha sık kalp, tansiyon hastalıklarına yakalandığı belirlendi. Ayrıca kavga etmekten kaçınan eşin hayatını erken kaybetme olasılığı daha yüksek-miş.

    ABD'de 192 çift üzerinde 17 yıldır yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, öfkelerini bastıran çiftlerin ölme oranı, öfkelerini saklamayan ve soruna çözüm bulan çiftlere nazaran 2 kat daha fazla çıkıyor-muş.

    Araştırmayı yapan Michigan Üniversitesi doktorlarından Ernest Harburg, "Çiftlerin görevlerinden birinin de anlaşmazlık konularında uzlaşma sağlamak olduğunu" belirtiyor.

    "Asıl mesele, anlaşmazlık çıktığı zaman bunu nasıl çözeceksiniz" diye soran Harburg, "Çözemediğiniz, öfkenizi bastırdığınız, eşinize içerlediğiniz ve sorunu çözmeye çalışmadığınız takdirde başınız dertte demektir" diyor.

    Daha önceki araştırmaların, öfkeyi bastırmanın kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi strese bağlı hastalıkları artırdığını ortaya koyduğunu kaydeden araştırmacılar, bu yeni araştırmada, bir evlilikte bastırılmış öfkenin genel ölüm oranını nasıl etkilediğine bakıldığını belirtti. Bu araştırmada, yaş, sigara kullanımı, kilo, tansiyon, üst solunum yolları sorunları ve kalp riskinin de göz önüne alındığı kaydedildi.

    Harburg ve meslektaşları araştırmalarında, çiftlerin adil olmayan bir davranışa nasıl tepki vereceklerini gösteren bir anket yöntemi kullandı. Ankete katılan 192 çiftten 26'sı öfkesini bastırırken, geriye kalan grupta en azından bir eş öfkesini ortaya koydu. Öfkesini bastıran gruptan 13 kişi hayatını kaybetti, öte yandan diğer grupta bu oran düşük kaldı.

    Harburg, araştırma sonuçlarının halen deneme aşamasında olduğu ve bir örnek oluşturmadığı uyarısında bulundu.

    Araştırmanın, Aile İletişimi dergisinin (Journal of Family Communication) ocak sayısında yayımlanacağı belirtildi.
#27.05.2009 13:27 0 0 0
  • noimageBunun, Çinliler'in anlattığı çok güzel ve inandırıcı bir açıklaması var

    Başparmak, anne-babanızı,
    İşaret parmağı, kardeşlerinizi,
    Orta parmak, sizi,
    Dördüncü parmak (yani yüzük parmağı), hayat arkadaşınızı,
    Ve serçe parmak, çocuklarınızı temsil eder.

    İlk önce avuçlarınızı birbirine bakacak şekilde açın. Orta parmakları bükün ve sırt sırta birleştirin.
    Şimdi, anne babanızı temsil eden başparmaklarınızı ayırmaya çalışın Açılacaktır, çünkü anne babanız sizinle birlikte ömür boyu yaşamayacaktır.


    Er ya da geç onlardan ayrılmak zorundasınız.

    Baş parmaklarınızı önceki gibi birleştirip, kardeşlerinizi temsil eden işaret parmaklarınızı ayırın.


    Onlar da ayrılacaktır, çünkü kardeşleriniz kendi ailelerini kurup, ayrı bir hayat seçer.

    İşaret parmaklarınızı birleştirip, çocuklarınızı temsil eden serçe parmaklarınızı ayırın. Onlar da ayrılıcak, çünkü çocuklar da evlenir ve bir gün kendi hayatlarını kurar.

    Son olarak serçe parmaklarınızı birleştirip, eşlerinizi temsil eden yüzük parmaklarınızı ayırmaya çalışın.


    Ayıramadığınızı görünce şaşıracaksınız.


    Çünkü karı-kocalar hayat boyu bir arada yaşarlarrrr İyi günde ve kötü günde
#27.05.2009 13:22 0 0 0
  • Konu: Eğer
    noimage
    ***EĞER***

    "Bütün etrafındakiler panik içine düştüğü

    ve bunun sebebini senden bildikleri zaman,

    Eğer sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

    Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir

    Ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

    Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan

    Veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,

    Ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,

    Bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

    Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

    Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

    Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır

    Ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

    Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından

    ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,

    Ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür

    Ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

    Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir

    Ve yazı -tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;

    Ve kaybedip yeniden başlayabilir

    Ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

    Eğer kalp, sinir ve kaslarını eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen

    Ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

    Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,

    Ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

    Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

    Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

    Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı, altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

    Yeryüzü ve üstündekiler senindir

    Ve dahası sen bir İNSAN olursun oğlum..."

    ******************
#27.05.2009 13:05 0 0 0
  • noimage
    (Egzersize hangi yönden başlarsanız aynı yönde sayı bir artar.

    Her hareket 25 defa yapılacaktır.)

    Ders sırasında iki elinize yarım litrelik pet şişelerden veya

    ağırlık alınırsa yapılan egzersiz daha etkili olacaktır.

    Egzersiz yapmadan önce mutlaka doktorunuza başvurunuz.
#27.05.2009 12:59 0 0 0
  • Ülkemizde her Gün yaklaşık 600 ve her Saat 27 trafik kazası oluyor Bu kazalarda Günde 5-20 kişi ölüyor, 200 kadar kişi de yaralanıyor Ortalama her yıl 5-6 bin kişi ölmekte ve 100-200 bin kişi de yaralanmaktadır
    Trafik kazalarının oluşmasının en önemli etmeni insandır Bu oran ortalama %94'lere kadar ulaşmaktadır

    İnsan Faktörü %66
    Sürücü %27
    Yolcu %1
    Araç Faktörü %5
    Yol Faktörleri %1


    Trafik Kazalarının Başlıca Nedenleri

    Trafik kazalarının sebepleri aşağıda verilen Maddeler halinde gruplandırılabilir :
    1 İnsan
    a) Sürücü
    b) Yaya
    c) Yolcu
    2 Yol
    3 Taşıt
    4 Çevre
    5 Trafik yönetim,denetim ve uygulaması

    İnsan Faktörüne Bağlı Trafik Kazalarının Nedenleri
    a) Acemilik,
    b) Dikkatsizlik,
    c) Uzun süre uykusuzluk,
    d) Hatalı sollama,
    e) Aşırı hız,
    f) Fazla yük taşımak,
    g) Alkollü araç kullanmak,
    h) Bazı ilaçları kullandıktan sonra araç kullanmak,
    i) Trafik kurallarını dikkate almamak,
    j) Rutin araç bakımlarını yaptırmamak

    Trafik Kazalarından Korunma Yolları

    a) Alkollü araç kullanmayınız,
    b) Emniyet kemerinizi mutlaka takınız,
    c) Araç kullanırken dikkatinizi dağıtmayınız,
    d) Hız limitlerine uyunuz,
    e) Far ayarlarınızı kontrol ediniz,
    f) Tehlikeli sürüş ve yakın takipten kaçınınız,
    g) Bisiklet ve motosiklet kullanırken kaskınızı takınız,
    h) Karşıdan karşıya geçerken geçiş kurallarına ve ışıklara riayet ediniz,
    i) Kavşaklarda durunuz, tehlikeli yerlerde sollama yapmayınız,
    j) Acelelikten kaçınınız,
    k) Trafikte dikkatli ve hoşgörülü olunuz

    Emniyet Kemeri

    Neden Emniyet Kemeri?
    Emniyet kemeri kullanmıyorsanız, vücudunuz aracın hızıyla yol almaya devam eder Ta ki direksiyon, ön Cam veya torpido sizi durduruncaya kadar İşte benzer durumlarda ikinci bir çarpışmadan korunmak istiyorsanız bunun tek yolu emniyet kemeri kullanmaktır

    Emniyet Kemeri ve Önlenen Riskler
    Trafik literatüründe 30 km/s hızla meydana gelen çarpışmalarda oluşan hasar 1 birim olarak tanımlanırken, 50 km/s hızla meydana gelen çarpışmalarda bu hasarın 9 kat arttığı bilinmektedir
    Emniyet kemeri; araç içinde meydana gelen ölümleri %45, ağır yaralanmaları %50 oranında azaltmaktadır
    Ölümle olan yaralanmalar incelendiğinde baş boyun yaralanmalarının %37, omurga, göğüs yaralanmalarının %8 oranında olduğu görülmektedir

    Sürücü ile Yolcuların Ölüm ve Yaralanmalarında Hızın Etkisi
    Araştırmalar 30 km/s hızla çarpmanın araç içerisinde bulunanların vücuduna etkisi 1kattan düşmeye, 90 km/s hızla çarpmanın ise 10kattan düşmeye eşdeğer olduğunu göstermektedir
    Yine araştırmalar bırakın yüksek hızları, 80 km/s hızla giden bir araçta yolculuk yapanların olası bir kazada ölme ihtimalleri, 30 km/s hızla giden araçtakilere oranla 20 kat daha fazla olduğunu göstermektedir

    Sürücünün Görme Yeteneği ile Hız Arasındaki İlişki
    Hız arttıkça sürücünün trafik çevresini algılama düzeyi yavaşlar Göz 190 ile 200 derecelik bir alanı algılar Ancak araç kullanırken görme Açısı hız ile ters orantılıdır Örneğin 35 km/s hızla görme açısı 104 derece iken, hızı 130 km/s'te çıkardığımızda bu Açı 30 dereceye düşer

    Hız Körlüğü
    Artan hız sonucunda sürücünün yol ve çevresine yönelik görsel verileri, yani eşya ve olayları tam olarak algılayamamasıdır Bunun en önemli ve riskli sonucu, sürücünün aracın hızını olduğundan daha az hissetmesidir

    Tünel Görüşü
    Hızlı araç kullanırken görme alanının daralması sonucu ortaya çıkan bir durumdur Aracın hızı ne kadar artarsa sürücünün bakışları da o oranda uzağa odaklanır ve sürücü çevresindeki olayları zamanında algılayamaz

    Alkol ve Kaza İlişkisi
    Grafikte görüldüğü gibi 0,5 promil değerinden sonra kaza ihtimali yüksek bir eğilim göstermektedir Bunun sonucunda kanında 1,00 promil Alkol
    1,00 Kandaki alkol miktarı (Promil)

    Alkolün Uyuşturucu Etkileri
    Kandaki alkol miktarı arttıkça kişinin denge, görme ve işitme gibi beyinsel fonksiyonlarında azalmalar ortaya çıkar Kas kontrolü gibi çok önemli duyu ve kontrol kabiliyetleri azalır

    Kurtarma Ekiplerinin Trafik Kazalarına Müdahalesi Güvenlik Önlemleri
    1- Olay yerine varıldığında, kurtarma aracı başka kazalara sebebiyet vermeyecek şekilde uygun yere park edilir
    2- Olay yerine emniyet şeridi çekilir, olay yerinin ön ve arkasına 50-150 m reflektör konulur
    3- Gereksiz kişiler şerit dışına çıkarılır
    4- Kaza yapan aracın kontak anahtarı kapatılır, mümkünse akü kutup başları sökülür
    5- Yangına karşı gerekli önlemler alınır
    6- Gaz kaçaklarına karşı gerekli önlemler alınır
    7- Diğer tehlikelere karşı (toprak kayması, kaya düşmesi vb) gerekli önlemler alınır

    1 Durum Değerlendirmesi
    a)Yaralının bilinç durumu,
    b) Solunum yolları,
    c) Dolaşım yolları,
    d) Baş,
    e) Boyun,
    f) Göğüs,
    g) Karın,
    h) Kollar ve bacaklar kontrol edilir
    2 İlk Müdahale
    a) Yaralıya bilinç kontrolü yapılması,
    b) Solunumun sağlanması,
    c) Dolaşımın sağlanması,
    d) Kanamalara müdahale,
    e) Kırıkların tespit edilmesi
    f) Yaralar,
    g) Yanıklar,
    h) Şok,
    i) Bayılma

    3 Kurtarma
    a) Gereksiz malzemelerin (cam,parça vb) temizlenmesi,
    b) Sıkışma noktalarının belirlenmesi,
    c) Kurtarma malzemelerini kullanarak yaralının kurtarılması,
    d) Yaralıların araçtan nakli,
    e) Yaralıların ambulansla Sağlık kuruluşuna sevk edilmesi
#27.05.2009 10:56 0 0 0
#27.05.2009 10:52 0 0 0
  • Konu: Baba uyan
    noimage
    Her sabah annemin sessiz iç çekişleriyle uyanmaya başlamıştım
    Annemin gündüzleri yüzü gülmüyor
    Her gece ağlıyordu
    Saçlarımı okşuyor, gözlerime bakıyor
    Kadersizim diyordu
    Kadersizim kızım
    Bahtı karalım benim
    Ama ne kadar sorsam da niye ağladığını söylemiyordu
    Daha küçüksün yavrum
    Büyüyünce anlayacaksın
    Babama koşuyordum,
    Babam mutfakta sigara içiyor,
    Hadi salona git kızım duman seni hasta eder diyordu
    Sen niye içiyorsun o zaman baba
    Sigara senin sağlığına da zararlı deyimli yani
    Yorgun gözleriyle
    Öyle ya doğru söylüyorsun kızım deyip gülümsüyordu
    Dudak kıvrımlarında kaybolan sanki yaralı bir gülümsemeydi
    Acı bir gülümseme
    Oysa benim babam böyle gülümsemezdi
    Gözlerime acı acı bakıp
    Hadi sen salona geç demezdi
    Hem nedense son zamanlarda babam çok öksürüyor
    Annemde çok ağlıyordu
    Annemin sessiz iç çekişleriyle uyanmaya başlamıştım
    Ne çizgi filmleri seviyordum artık ne barbi bebekleri
    Babamın yüzü gülmüyor, annem hep ağlıyordu
    Beş buçuk yaşındaydım
    Üstelik günler hiç geçmiyordu
    Herkes daha küçüksün derken altı yaşım bir türlü gelmiyordu
    Sabahları erken kalkıyorduk
    Annem beni komşuya bırakıyor
    Babamla yan yana yürüyüp kayboluyorlardı sokağın öbür başında
    Oysa annem çalışmıyordu
    Babamda erkenden niye nereye gider söylemiyordu
    Pencerenin önünde dönüşlerini bekliyor,
    Geldiklerini uzaktan taa uzaktan görünce
    Dünyalar benim oluyordu
    Sonra yaz geldi
    Doğum günüme iki gün kalmıştı
    Herkes ne istersin diyordu
    Ben susuyordum
    İçimden hiçbir şey istemek gelmiyordu
    Sonra sonra ne olduysa o gece oldu
    O gece annemin sessiz hıçkırıkları depreme dönüştü sanki
    Ben odamdan çıkarken içerden sesler geliyordu
    Hem ev ne çok kalabalıktı
    Halamlar ağlıyor, büyük annem ağıt yakıyordu
    Dedem kuran okuyor
    Komşular beni tutuyordu
    Nedense bir an gözlerim babamı aradı
    Ama ev evimiz çok kalabalıktı
    Sanki babam bu kalabalıkta kayıptı
    Ben baba dedim baba babam
    Annem yavrum dedi sarıldı boynuma
    Sanki yıllardır görmemiş gibi
    Haykırdı sonra kızım iki gözüm
    Babama ne oldu dedim
    Yine cevap vermek yerine kadersizim bahtı karalım benim
    Anne babam dedim babam babam
    Bende ağlamaya başladım



    Baban artık yok dedi baban artık yok
    Baban öldü baban öldü yavrum
    Baban artık hiç öksürmiyecek
    Anne öldü ne demek
    Ölüm ne demek
    Ölüm nasıl bişey
    Bende deli gibi ağlıyordum
    Bir kıyametin ucundaydım anlıyordum
    Yani artık baban geceleri rahat uyacak dedi
    Sonra bayıldı
    Ben öleydim yavrum dedi büyük annem, ben öleydim
    Ölmüş babamın yorganına sarıldı
    Babamın yüzünü zorla gösterdiler
    Koştum sarıldım boynuna
    Baba uyan dedim
    Baba ne olur uyan
    Uyan baba ben sensiz ne yaparım
    Uyanda gülme istersen bana
    Hem, kime sokulurum akşam olunca
    Baba uyan yarın doğum günüm benim
    Baba, baba altı yaşıma giriyorum uyan
    Hiçbir şey istemem sözz
    Gürültü yapmam, seni hiç üzmem
    Söz baba, Baba söz
    Hadi bir gün daha dayan
    Baba aç gözlerini hadi uyan
    Uyan baba, baba uyan
    Babamı doğum günümde toprağa verdik
    Doğum günümü öyle kutladı babam,
    Sigarasıyla çakmağı hala bende durur
    O beni babamdan, babamı bende ayıran
    Her doğum günümde beni hala hıçkırıklara boğan,
    Küçücük dünyama kıyamet olup yağan
    Baba, baba nerdesin
    Nerdesiniz babalar
    Babalar uyanın uyanın babalar
    Bu sigara dumanında yetim büyümesin arık
    Başka şehirlerde başka çocuklar.....
#27.05.2009 10:46 0 0 0
  • noimageArtık zamanı geldi hayatından çıkmanın, ikimiz de seviyoruz birbirimizi ama bu böyle gitmez gidemez diyordu genç kız veda ederken Seni bir daha görmemem, doyasıya öpmemem ve sana sıkıca sarılmamam gerekiyor Yapma, ağlama sakın şimdi Hem unutma erkekler ağlamaz diye saçma sapan bir laf var, en azından ona uymaya çalış diyordu

    Yüreğinde kopan fırtınalara ve şu ilişki döneminde yaşadığı bütün olaylara rağmen dimdik ayakta duruyordu genç kız Artık nefes almaya bile gücü kalmadığı gözbebeğinin derinliklerinden anlaşılıyordu aslında ama çok güzel güçlü rolü yapabiliyordu Zaten bunun için değil miydi herkesin üzerine üzerine gelmesi, hep güçlü göründüğünden Son gücünü de bu veda buluşmasına harcamıştı Sevdiğinin gözlerinin içine bakamıyordu, korkuyordu çünkü gücünü kaybetmekten

    Artık gidiyorum buralardan dedi, bir daha dönmemek üzere Erkeğin tüm yalvarmaları işe yaramayacaktı artık, çünkü dayanacak gücü kalmamıştı genç kızın

    Erkek sadece "neden?" diyebildi Ağlamaktan başka bir şey gelmiyordu elinden "Ben her şeyi göze alırım seninle olmak için" dedi ama kızın artık risk alacak hali kalmamıştı Bütün bu gizli gizli buluşmalar, sevdasını sadece kendi içinde yaşamalar, bütün insanlardan kaçmalar onu içten içe kemiriyordu ve bu genç yaşta yaşlanmasına sebep oluyordu

    Ayrılmadan önce son bir istekte bulundu erkek, kızın buna karşı koymaya hali yoktu hiç Kızın kalbi deli gibi çarpıyordu erkeğin dudağındaki sıcaklığı hissettiğinde Gitmeliydi hemen, eğer şimdi gitmezse bir daha gidemezdi asla Kendini bir anda geri çekti ve koşarak uzaklaştı oradan Arkasına dönmemesi gerektiğini çok iyi biliyordu genç kız, deli gibi sevdiği insanın yere çöküp arkasından bakışını görmeye dayanamazdı çünkü

    Kız gitti, erkek kaldı sonuçta Ama bunu tam tersi de olabilirdi Şimdi filmi başa saralım Kız oğlanı seviyor, oğlan kızı seviyor, ayrılıyorlar, acı çekiyorlar Karışık öyle değil mi Ne kadar karışık da olsa aslında günümüzde çok yaşanıyor böyle durumlar Kimse bilmiyor onları, ilişkilerini gizli yaşadıkları gibi ayrılıklarını da gizli yaşıyorlar çünkü

    Aşkın kanunu bu ve uymak lazım, demekten başka bir şey gelmiyor elimizden Aşkın kanunu olur mu peki? Evet oluyor Özgürüz dediğimiz şu 21 yüzyılda aşklarımızı bile özgürce yaşayamıyoruz Aşkın çeşitleri, çeşitlerin de kanunları var Bütün duygularını bu kanunlara göre yaşamalısın yoksa bu toplumda yaşamaya hakkın yok Seçim yapmalısın Hayat bir seçim ve her seçim bir vazgeçimdir

    Hangisi daha zor dersiniz? Karşılıksız aşk mı, imkânsız aşk mı, yoksa yasak aşk mı? Aşk bu !!! Yer, zaman, kişi dinlemiyor Hadi bakalım cesareti olan varsa aşkını doya doya ve açık açık yaşasın İtiraf ediyorum ben yaşayamadım, korktum Belki bana da cesaret verirsiniz

    Hepinize aşk dolu günler diliyorum ve Sezen AKSU 'nun o müthiş şarksından bir alıntı sunmak istiyorum


    Artık hayatımdan çıksan diyorum
    Bu ikili delilik sona erse
    İkimiz için de en hayırlısını diliyorum
    Hiç olmamış gibi davranabilmeyi
    Bu yok ediciliği anlayabilmeyi
    Bir bilsen ne kadar yürekten istiyorum

    Lütfen
    Görmeyeyim seni
    Bir yerlerde karşıma çıkma
    Konuşmayalım, bakışmayalım
    Ne olursun

    Daha fazla tükenmeye takatim yok
#27.05.2009 10:24 0 0 0
  • Sag gözünüzü elinizle kapatin ve siyah yildiza bakarak monitore yavas yavas yaklasin, kör noktaniza geldiginde kirmizi yildiz kaybolacak
    noimage
#27.05.2009 10:02 0 0 0
  • biz ne kadar da


    özel(LEŞTİRİLmişiz







    Türk Telekom, Arap'ın


    Telsim İngiliz'in


    Kuşadası Limanı İsrailli'nin


    İzmir Limanı Hong Konglu'nun


    Araç muayene işi Alman'ın


    Başak Sigorta Fransız'ın


    Adabank Kuveytli'nin


    İETT Garajı Dubaili'nin


    Avea Lübnanlı'nın



    Petkim? Ermeni'nin (Kazak'a sattık, dediler Kazağı bi çıkardık


    Ermeni)


    Rakı , Amerikalı'nın


    Finansbank Yunanlı'nın


    Oyakbank Hollandalı'nın


    Denizbank Belçikalı'nın


    Türkiye Finans Kuveytli'nin


    TEB Fransız'ın


    Cbank İsrailli'nin


    MNG Bank Lübnanlı'nın


    Alternatif Bank Yunanlı'nın


    Dışbank Hollandalı'nın


    Şekerbank Kazak'ın


    Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın


    Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un


    Beymen'in yarısı Amerikalı'nın


    Enerjisa'nın yar ısı Avusturyalı'nı n


    Garanti'nin yarısı Amerikalı'nın


    Eczacıbaşı İlaç, Çek'in


    İzocam, Fransız'ın


    TGRT(Fox) Amerikalı'nın


    Demirdöküm Alman'ın


    Döktaş Fransız'ın


    Süper FM Kanadalı'nın


    Hepsi TÜRKtü


    Sadece 45 yıl önce


    Çok önemli


    ASIL DEGERİ 9 (DOKUZ) TRiLYON DOLAR DiKKAT 9 MiLYAR VEYA


    9 MiLYON DEGiL 9 TRiLYON DOLAR




    ABD SADECE 40 KIRK MiLYON DOLARA KAPATACAK




    YAZIKLAR OLSUN




    KAPTIRANA, VERENE SUSUP SEYREDENE




    ALTI USTU BIR MAIL GONDERMEKLE


    BU İŞ OLMAZ DİYE DÜŞÜNMEYİN LÜTFEN




    VATANINI SEVEN
    HERKESE GÖNDERELİM, HEPİNİZİN BİLDİĞİ GİBİ ETİBANK öZELLESTİRİLECEK




    (VE ALICISI AMERIKA VE BOR İŞLETMELERİ ETIBANK




    BÜNYESİNDE KONULAN FİYAT




    40 MİLYON $




    LÜTFEN BİR DAHA OKUYUN VE LÜTFEN HERKESE İLETİN YASADIĞIN
    DÜNYAYI SORGULAYAMIYORSAN, BARI ÜLKENİ SORGULA


    Önemli! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !


    Borla çalışan araba üretil di, Türkiye kiskacta Arabayi bor madeniyle


    calistiracak patentli 600 proje oldugu ortaya ciktiTurkiye, dünya


    rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararasi teroristler Türkiye
    uyanmadan


    bu kaynagi ele gecirmeyi planliyor......
#27.05.2009 09:34 0 0 0
#27.05.2009 08:49 0 0 0
  • noimageUZMANLARDAN YANLIŞ KLİMA KULLANMA UYARISI
    - GÖĞÜS HASTALIKLARI UZMANI DR DEVRİM EMEL ALICI:
    - "KLİMALARIN YANLIŞ KULLANIMI SONUCU, BAZI HASTALIKLARDA ALEVLENME VEYA TAMAMEN SAĞLIKLI KİŞİLERDE İSE YENİ HASTALIKLARIN ORTAYA ÇIKMASINA SEBEP OLABİLİR
    MARDİN (İHA) - Mardin Devlet Hastanesi'nde görevli olan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr Devrim Emel Alıcı, klimaların yanlış kullanımı sonucu bazı hastalıklar alevlenme veya tamamen sağlıklı kişilerde ise yeni hastalıkların ortaya çımasına sebep olabileceğini söyledi
    Uzmanlar, küresel Isınma ile birlikte aşırı sıcaklarda, serinlemek uğruna aşırı ve bilinçsizce ev ve işyerlerinde kullanılan soğutucu klimaların insanda kalıcı hastalıklara sebep olabileceği için vatandaşları uyarılarda bulundular Mardin Devlet Hastanesin'de görevli Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr Devrim Emel Alıcı, klimaların yanlış kullanımı sonucu bazı hastalıklar alevlenme veya tamamen sağlıklı kişilerde ise yeni hastalıkların ortaya çımasına sebep olabileceğini belirterek, "Klimanın bulunduğu
    mekandaki konumunun hatalı olması durumunda, boyun, göğüs ve omuza gelen klima akımlarının hastalıklara neden olabilir Aşırı sıcaklarla vatandaşların rağbet ettiği klimaların yanlış kullanımı sonucu, bazı hastalıklarda alevlenme veya tamamen sağlıklı kişilerde ise yeni hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilir Düzenli bakımı yapılmayan klimalar, soğutma sistemlerindeki küf mantarlarının, bakterilerin ve tozların birikmesine bağlı olarak, ani ve müzmin alerjik hastalıklar ortaya çıkarabilir Örneğin
    alerjik nezle, astım, ve nadir de olsa ani veya sinsi alerjik zatürree görülebilir Bu uygun olmayan havanın solunmasından kaynaklanan hastalıklar, karşımıza gribal enfeksiyon benzeri ateş, baş ve kas ağrıları ile halsizlik gibi yakınmalarla çıkabilir Sonrasında nefes darlığı, öksürük ve balgam yakınmalarına kadar ilerleyebilir Alerjik hastalıklar dışında, bazı viral ve bakteriyel hastalıklar da, özellikle uygun bakımı yapılmayan veya eskiyen klimalar ile merkezi soğutma sistemlerinden bulaşabilir Klimalı
    mekanlardan güneşli havaya çıkma ya da güneşli havadan birden klimayla soğutulmuş bir alana girmenin insan vücuduna çok büyük zarar vermektedir Klimanın neden olduğu rahatsızlıkları önlemek için havayı yavaş yavaş soğutmak gerekir Klimaların ortamı belirli zaman aralıklarında soğutmak için kullanılması gerekir Çok sıcaktan ve çok terliyken klimalı ortama geçmenin vücut ısısını birden bire düşürdüğü için kas ve iskelet ağrılarına neden oluyor Bilinçsiz kullanım özellikle kas romatizması ve kireçlenmesi
    olanları büyük ölçüde etkiliyor Özellikle iş yerlerinde çalışanların klima akımına karşı oturmaları halinde sık sık hastalanabiliyor Vücuda gelen klima akımlarının zatürreeye neden olabilir Bakım yapılmamış klimalarda çeşitli mikroplar ürüyor Klimaların ortamdaki nemi kurutarak burun ve solunum yollarını koruyan mekanizmayı bozuyor Bu da çeşitli enfeksiyonlara zemin hazırlıyor Mümkün olduğu kadar klimalardan uzak yerde oturmak, ayrıca hafta da bir kez dahi olsa klima temizliğini yapmamız gerekir"
#27.05.2009 08:08 0 0 0
  • noimage
    Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd Doç Dr Serdar Akın, sıcak yaz günlerinde tüketimi artan dondurma türü yiyeceklere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi

    Güvenilir olmayan yerlerden, açıkta satılan ve sokak satıcılarından dondurma alınmamasını tavsiye eden Akın, dondurma yerken uyulması gereken kuralları açıkladı Akın, "Dondurma yemenin en iyi yöntemi yalayarak tüketilmesidir Dişlerle kesilerek ağza alınan dondurmalar, ağızda eritilinceye kadar çevrilmesi gerekiyor Bu kurallara dikkat edilmese bademcik hastası olma riski çok yüksektir" dedi En iyi dondurmanın keçi sütünden yapıldığını belirten Akın şöyle devam etti:

    "Sağlıksız ortamlarda üretilen ve sokak satıcılarından satılan dondurmaların tüketilmesi insan sağlığını tehdit ettiği için dondurmanın güvenilir olmayan yerler ve sokak satıcılarından alınmaması gerekir Sıcakların başlamasıyla tüketimi artan sağlıksız koşullarda üretilen dondurmalarda bakteriler kolaylıkla üreyebiliyor Dondurmanın, süt, mikroorganizmaların üremesi için çok uygun bir ortam olduğu için, dondurmanın pastörize sütten yapılması ve hijyenik koşullarda üretilmesi çok önemlidir Dikkat
    edilmesi gereken en önemli husus; sağlıklı ve hijyenik şartlarda hazırlanmış dondurmaların tüketilmesidir Dikkat etmezsek, çocuklarımızın zevkle yediği dondurma sağlıklarını bozabilir Dondurma yapımında kullanılan süt, şeker, glikoz şurubu, salep, bitkisel yağ veya süt yağı, vanilya, meyve püresi, çeşitli kuruyemişler, çikolata, kakao nedeniyle besleyici değeri yüksek olduğu için, özellikle çocuklar tarafından çok sevilen bir tatlıdır"

    "Sağlık sorunu olmayan her çocuk dondurma yiyebilir" diyen Akın, "Ancak 1 yaşına kadar bütün besinlerle yeni tanışan, alerji riski yüksek olan çocuklara dondurma vermek doğru değildir 1 yaşından büyük çocuklarda ise aşırıya kaçmadan, günde 1-2 top dondurma tüketimi yararlıdır Paketlenmiş dondurmalarda paket üzerindeki etiket okunmalı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı üretim-ithalat izninin olup olmadığına, son kullanma tarihine dikkat edilmelidir İzinsiz veya son kullanma tarihi geçmiş ürünler asla satın alınmamalıdır Ayrıca bu tür gıdaların servis edildiği soğutucunun eksi 18 derecenin altında olmaması gerekiyor" dedi
#27.05.2009 08:05 0 0 0