1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

#29.05.2009 12:35 0 0 0
#29.05.2009 12:27 0 0 0
#29.05.2009 10:59 0 0 0
  • Baştan fikrimi belirtmek isterim ki çok itici ve rahatsız kullanışsız modeller...Yinede zevkler ve renkler tartışılmazmış...:)
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
#29.05.2009 10:45 0 0 0
  • noimage

    Hayatın Ortağı Olmak...

    Günümüzün ''ergen dünyası'' nı, bu dünyada geçerli olan ''ergen kültürü'' nü anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak ''günümüz ergenleri'' ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.

    Yeni ''ergen kültürü'' nün özellikleri içindeki ''hedef seçememe'', ''geleceğini planlayamama'', ''sorumluluk almak istememe'', ''kendini hiçbir şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma'', ''çaba harcamadan elde etmek isteme'' gibi özellikleri nasıl açıklamalıyız?

    En önemli etkenler arasında ''sahip olma, elde etme ve kullanma'' ile bunları yapabilmek için ''çalışmak ve kazanmak gereği'' arasındaki bağı kopartan ''tüketim toplumu ideolojisi'' dir. Bu ideoloji, henüz çalışmayan ve kazanmayan gençlere ''kredi kartı'' vermekte, ''cep telefonları olması'' nın normal olduğunu söylemekte, ''otomobil kullanarak özgürleşme'' yi önermektedir. Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine, bütün bunları sağlamanın anne babalarının görevi olduğunu düşünmekte, bunların ''kendi hakları olduğunu'' öne sürmektedirler.

    Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de ''tüketim toplumunun ideolojisi'' ile buluşmaktadır. ''Çocukların aşırı korunmasının ailenin görevi olduğu'' na ilişkin yaygın tutum ile ''çocuklarla gurur duyma isteği'' . Bu iki özellik de çocukların ''yaşam standartları'' na ailelerin -kimi zaman- ekonomilerinin üstüne de çıksa destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.

    Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:

    * Biz (ya da ben) çocuklarımız için yaşıyoruz.

    * Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.

    * Biz çok sıkıntı çektik, onlar bu sıkıntıları çekmesin istiyoruz.

    * İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar.

    * Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.

    * Biz gençliğimizi yaşamadık, onlar doya doya yaşasınlar.

    * Bizim yapamadıklarımızı onların yapması bizi memnun ediyor.

    * Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.

    * Hiç sıkıntıya gelemiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.

    * Her istediğini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.

    * Çok iyi çocuktur, ama arkadaşlarına uyuyor.

    * Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.

    * Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.

    Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin oluşturduğu merdiven basamak basamak çıkılmaktadır. Sonuçta erişilen yer de hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer olmaktadır.

    Neden?

    ***

    Çocuklarımızı hayatımızın ortağı değil, refahımızın ortağı yapıyoruz da ondan.

    Neden ''hayatlarınızı çocuklarınıza adıyorsunuz?''

    Neden ''çocuklarınız için yaşıyorsunuz?''

    Neden çocuklarınıza ''istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba harcıyorsunuz?''

    Neden çocuklarınıza ''hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri'' için yükümlülük duyuyorsunuz?

    Neden çocuklarınıza ''sorumluluk vermiyorsunuz?'' Şimdi almıyorlar, çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız.

    Neden çocuklarınızı, ''yaptıkları yanlışlıkların sonuçlarıyla karşılaştırmıyorsunuz?''

    Bu durumda, çocuklar ve gençler ''ailelerin onları her koşulda koruyacağını'' biliyor.

    Çocuklar ve gençler, kendileri hiçbir şey yapmasa da, ailelerin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyor.

    Çocuklar ve gençler, geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına güveniyor.

    Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereğini duymuyor.

    Yapılması gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı?

    Lütfen, biraz düşünür müsünüz?
#29.05.2009 09:11 0 0 0
  • noimage

    BEYNİMİZİ DURDURAN 10 FREN

    Vücudumuzu yöneten beynin, bazı baskılarla görevini yapamaz hale geldiği biliniyor. Yapılan bir
    araştırmada beynin düşünce ve tasarım yeteneğini en çok korku ve stresin engellediği belirlenmiş.
    Beynin pırıltısını önleyen 10 unsur ise şöyle sıralanıyor:


    Korku:Düşünceleri felce uğratıyor ve sağlıklı düşünmeyi engelliyor. Bu durumda kesin olarak korkunuzun
    kaynağını bulmanız gerekiyor.

    Stres: Beyni en fazla durduran stres, fazla yüklenme anlamına geliyor. Çözüm: Görev dağılımı yapın, reddetmeyi
    öğrenin ve çok vaatte bulunmayı terkedin. En önemlisi de kalbinizi takviye edip, huzura kavuşturun. Bunu nasıl yapacağınızı biliyorsunuz.

    Telaş: Yeteri kadar zaman olmadığını düşünüyorsanız, birinci derece önemli ile ikinci derece önemli ayırımı yapın.

    Kurallar:Düşünmenizi engelleyen ilkelerinizi gözden geçirin ve kontrol edin.

    Rutin olmak: Tek düze giden haya-tınızda değişik uğraşılar bulun. Yeni şeyler keşfetmeye açık olun. Malum, rutin
    dışına çıkmak moda.

    Dikkat: Yeni şeyler keşfetmek ve tasarlamak için dikkat şart. Ancak çokça dikkatinizi çeken ve sizi rahatsız eden şeyi
    ortadan kaldırın. (Amman yanlış anlaşılmasın; yok edin değil, gözünüzden uzak tutun.)

    Zaman baskısı: Yapacaklarınızı planlayın ancak ertelemeyin. Planınızı şartlara göre güncelleştirin.

    Şüphe:Beyninizi kemiren bu hastalıktan kendinize güven duymakla sıyrılabilirsiniz. Kendinize güveninizi bir şeyi başarmak ve
    sonuca erdirmekle kazanabilirsiniz.

    İsteksizlik: Yaptığınız şeyden hoşlanmıyorsanız, sevebileceğiniz yeni hedefler arayın. Hedef sözünü de çekip
    uzatmayın. Yani yeni işler, yeni amaçlar.

    Kararsızlık: Kararsızlığın ilacı; bilgisine ve tecrübesine güvendiğiniz insanlarla danışarak alacağınız kararlardır
#29.05.2009 08:55 0 0 0
  • Konu: Bey
    Tşkr.ederim yaptığınız düzenleme için...Gayet güzel olmuş arkadaşım..Ben nasıl yapıldığını bilmediğim için olduğu gibi sunuyorumm...Yardımcı olursanız sevinirim arkadaşım...
#29.05.2009 08:21 0 0 0
  • ALLAH memlekete hırsızın bile hayırlısını versin kardeşim.
    Bir hanımteyze... Evde yalnız.

    Sabah sabah kapısı çalınır, tak tak tak...

    - Kim o?

    - Doktor!

    Açar kapıyı teyzem... 1'i kadın, 3 kişi.

    Derler ki, "hanımefendi, biliyorsunuz AB'ye giriyoruz, bundan böyle vatandaşın hastaneye gitmesine gerek yok, doktorlar eve gelecek, buyrun uzanın kanepeye, muayene edelim."

    Teyzemin zaten beli ağrıyor...

    Hani, "iyi olacak hastanın doktor ayağına gelir" derler ya... O hesap.

    "Allah razı olsun" der, uzanır.

    Biri tansiyonu ölçer, biri steteskopla dinler, biri de masaj aleti gibi bir cihazı, yüzükoyun yatan teyzemin beline bağlar.

    Teyzem gevşer...

    O sırada, "mutfaktan su alıp geleyim", "balkondan otomobile bakayım, çalmasınlar" diyerek, evin içinde gezmelerinden huylanmaz.

    Masaj biter...

    Teyzem uğurlar, doktorlar gider.

    Yarım saat sonra...

    Teyzem bir de anlar ki, oğlunun düğünü için sakladığı 6 bilezik, buhar!

    *

    "Hayırlı hırsız"dan kastım işte bu.

    Teşekkür borçluyuz o arkadaşlara.

    Çünkü, "Türkiye-AB ilişkisi" hakkında, yüzbinlerce haber yazıldı ama, bu kadar iyi anlatanını hiç görmemiştim!

    *

    Kanepeye bi uzanıyoruz...

    Kıbrıs yok!

    Enseye masaj yapıyor...

    Bankalar gitmiş!

    Aspirin veriyor...

    Cep telefonunu araklıyor!

    Tahlil yapıyor sanıyorsun...

    Kalçadan terör virüsü enjekte ediyor!

    Sen keyifle "oooooh, kulunçlarım açıldı valla" diye esnerken...

    O çoktan cüzdana dalmış, dünyanın en yüksek faizini götürüyor!

    *

    "AB doktoru" evin içinde, yükte hafif pahada ağır ne varsa indirdi bagaja... Hálá "Allah razı olsun" diye dua ediyoruz.

    *

    Teyzem uyandı, polise gitti.

    Bizimkiler hálá kanepede!

    Bak orda sehpanın üstünde THY var, Ziraat banyoda havluların arasında, Halk Bankası yatak odasındaki dolapta duruyor.

    "Elin değmişken, bi de ateşimi ölçüver sevabına!"
#29.05.2009 08:18 0 0 0
  • noimage

    NEFRETTİ AŞMANIN YOLU AFFETMEKTİR

    Başkalarını Affettiğimizde Biz Özgürleşiriz

    Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller.
    Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir.
    Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.
    Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır.
    Affetmek insanı derinleştirir....

    Affetmek için,insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.
    Çünkü affetmek bir seçimdir.
    Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir.
    Affetmek bir süreçtir.
    Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür...

    Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır.
    Yani koşullu affetme yoktur.
    Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.
    Affetmek bir seçimdir.
    Amacı sizin rahatlamanızdır, Sizin özgürleşmenizdir.
    Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır.
    O acılar sizin acılarınız...

    Affetmek kolay değildir.
    Fakat özgürleşmek için gereklidir.
    Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.
    Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir...

    AFFETMEK;O kişiyi sevmek değil.
    O kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
    O kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
    O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
    O kişiyi kucaklamak değil.
    O kişiyi suçsuz bulmak değil.
    O kişiyi haklı bulmak değil.
    O kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil...



    Affetmek; kırgınlığın,
    küskünlüğün,
    nefretin
    Hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
    Affetmek artık acıyı hissetmemektir.
    Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.
    "Duygusal unutma affetmenin diğer adıdır...
#29.05.2009 08:08 0 0 0
  • noimage

    BAKIŞ AÇISI

    Bakis acinizi ne kadar genis tutarsaniz, dogruya ulasmaniz o kadar hizli olur.
    Amerikada unlu bir avukatin kaybettigi tek dava....
    Unlu bir futbolcu karisini oldurmekle suclaniyordu. Futbolcu yakalanmisti. Ama karisinin cesedi ortada yoktu. Durusma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanik sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttugu avukati juriyi ikna etmeye ugrasiyordu:
    'Sayin juri uyeleri, muvekkilimin sucsuz olduguna yurekten inaniyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksiniz. Neden mi? Bakin, simdi 1' den 10' a kadar sayacagim ve muvekkilimin oldurdugu iddia edilen karisi bu kapidan iceri girecek... 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10...'
    Butun juri kapiya dondu. Kimse girmedi iceri. Avukat bir savunma dahisiydi, oldurucu hamlesini yapti :
    'Bakin, siz de kadinin oldugune inanmiyorsunuz. Cunku hepiniz iceri girecek diye kapiya baktiniz. Iste karari buna gore vermenizi talep ediyorum.'
    Ancak juri unlu futbolcuyu suclu buldugunu bildirdi ve dava bu sekilde sonuclandi. Mahkeme cikisinda avukat, bayan juri baskanina yaklasti :
    '10' a kadar saydigimda siz de diger uyeler gibi kapiya bakmistiniz. Neden boyle bir karara imza attiniz?'
    'Dogru' dedi juri baskani; 'Ben de kapiya baktim, ama muvekkiliniz kapiya bakmiyordu!..'

    NOT: En iyi analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yonelen bakislari izleyen kisidir...
#29.05.2009 07:54 0 0 0
  • Konu: Bey
    noimage


    BEY

    Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde,
    Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
    Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da
    Duymuyorum ne söylediğini
    Ama yine de hissediyorum bey;
    Beni bu evde galiba istemiyor artık
    Hey gidi günler heeey.
    Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı
    İki ara bir derede ne yapsın ana bu Atsa atılmaz, satsa satılmaz.
    Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
    Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
    Nasıl ağırıma gitti nasıl
    Artık akide şekeri de getirmiyor.
    Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
    Çocuklar iğreniyormuş benden.
    Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey?
    Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
    Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
    Olsun,
    koynumdaki resminden haberi bile yok!
    Yine de beddua edemem bey,
    Oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
    Geçenlerde üst komşular geldi,
    Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
    Duymadım, duymadım, lakin hissettim.
    Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
    Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey,
    Ha, sen ne diyorsun bey?
    Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın,
    Seni dinler.
    Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam.
    Akide şekeri de istemem.
    Masal da anlatmam artık çocuklara
    Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
    Yaşayamam nefes bile alamam
    Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
    Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin.
    Bastonun hâlâ duvarda asılı.
    İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı.
    Hey gidi günler hey
    Hani diyorum bir çağırsan
    Yoksa, yoksa sendemi unuttun beni bey
    Sendemi unuttun beni bey?
#29.05.2009 07:47 0 0 0
  • noimage
    Arada kalanlar...

    Bizim kusaklar arada kaldilar.
    Bizler "bilgisayarlar" ile "daktilolar" arasinda kaldik.
    "Tel dolaplar" ile "buzdolaplari" arasindaki kusagiz biz.
    "Nihansin dideden" ile "Love story" arasindaydik.
    Vitrindeki "Renkli ti-vi" ile evdeki "siyah-beyaz" arasinda ne
    kadar gidip geldik, bilemezsiniz.

    "Hamburger" ile "kofte" arasindaki kusaktir bizim kusak.
    "Mahalle bakkali" ile "supermarketlerin" arasinda...
    "Veresiye defterleri" ile "kredi kartlari"nin tam ortasindaydik.
    "Milliyetcilik" ile "yabanci sermaye" arasinda bir yerde...
    "G-string" ile "dantel don" arasinda...
    "Yerli mali" ile "marka" arasinda...
    "Ask" ile "flort" arasinda...
    "Ucu parfumlu mektuplar" ile "e-mail'ler" arasinda...
    "Alin teri" ile "kolay para" arasinda...
    "Meyhane" ile "Reina" arasinda kaldik...
    Arada kalan kusagiz biz.
    "Tel cember" ile "ates eden pilli robot" oyuncaklarinin arasinda
    kala kala buyuduk.
    "Arnavut tasi" ile "asfalt" sokaklarin kesistigi koseydi yerimiz.

    Iste bakin;
    "Cumhuriyet" ile "demokrasi" arasinda sIkistik,

    birisine kossak oburunu yitiriyoruz.
    "Namus" ile "para" arasindayiz.

    Hangisi?..

    "Havuc maskesi" ile "botoks" arasinda...
    "Berber Mahmut" ile "Erkek kuaforu Lemi" arasinda kalmakti bizimkisi.

    Yine saskiniz bu gunlerde.
    El opulen, seker ikram edilen ziyaretler mi, yoksa Antalya'ya
    gitmek mi bayram?..
    Aradayiz yine dostlar.
    Boyle gunler gelip cattiginda benim canim sIkilir.
    Ucuk aklim eski ile yeni arasinda sIkisip kalir.
    Tek ayagimin uzerinde ziplaya ziplaya donerim.
    Sonunda...
    Gulmek ile aglamak arasinda...
    Bukerim boynumu.
    Bir yanimda sevinc, bir yanimda huzun...
#29.05.2009 07:44 0 0 0
  • > >> Eğer bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından
    >para>>çekmeye>> zorlanırsanız,>>>> PIN kodunuzu ters girmeniz
    >halinde (Örn. 1234 yerine 4321..>>gibi).>> Makine parayı veriyor ancak
    >bu arada polis de çağırıyor:))>>>>>>>> Bu konuyu çok nadir kişinin
    >bildiği için, mümkün olduğunca çok>>kişiye bildirelim
#29.05.2009 07:40 0 0 0
#29.05.2009 07:02 0 0 0
#29.05.2009 07:00 0 0 0
#29.05.2009 06:57 0 0 0
#28.05.2009 20:38 0 0 0
  • CANIM VATANIMIN... CAN YİĞİTLERİ YÜREĞİMİZDESİNİZ

    Kim bilir ne sözlerle veda ettiler sevdiklerine

    Analarını babalarına

    Sevdiklerini dost bildiklerine emanet ettiler giderlerken

    O son bakışlarını yürüdükleri evlerinin tozlu kaldırımlarında

    Son yürüyüşleriymiş

    Kim bilebilirdi ki





    Eser bugün deli rüzgâr

    Kıyamet gibi

    İşte kopuyor kıyamet yok olan her cana

    Şimdi bize düşen yeşertmektir içimizin yüreğimizin

    En güzel yerinde unutmamaktır

    Unutmayalım

    Dünümüzden bu güne uzanan tüm yiğitlerimizi

    Ekmeğe suya hasret gibi analım her nefes alışlarımızda

    Binlerce duayla uzaktan da olsa ıslatalım topraklarını

    Mekânlarına nehir misali aksın canlarını yakmadan





    Ve hala bizi koruyanlara edelim canı yürekten dualarımızı

    Yanmasın hiçbir ananın yüreği

    Yanmasın sevda yollarında bekleyen yarların yüreği

    Elleri büyümemiş hiçbir bebek büyümesin babasız

    Bizler edelim dostlar esirgemeyelim

    Dualarımızı

    Unutmayalım onlar olmayınca

    Kurur bu topraklar

    Yastıklarda uyumayı unutur bedenler





    Dualarımız hep sizlerle bu vatanın yiğitleri

    Ellerimiz her semaya kalkışında sizler içindir

    Yüreğimizden akan dudaklarımızdan süzülen

    Bütün dualar

    Yürek ister Türk evladıyla yüz yüze savaşmak

    Cesaret ister hain kahpe PKK

    Ne vicdanın var nede yarınlar için bir geleceğin

    Bu millet bu vatan bırakmaz yanına

    Yaptıklarını





    TEK BİR BEDEN TÜRKÜYEM

    NE YIKABİLİRSİNİZ NE YILDIRABİLİRSİNİZ

    DÜNÜMÜZDEN BU GÜNÜMÜZE EMANETİMİZ ALNI ŞANLI

    BAYRAĞIMIZ ALTINDA

    NE MUTLU BU VATANIN EVLADI OLAN HER YÜREĞE

    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
    noimage
#28.05.2009 18:27 0 0 0
  • Konu: Kepek
    noimage
    Kepek:
    -----------------

    Bir kişinin tüm vücut yüzeyi devamlı olarak ölü hücrelerini atar. Cilt her yirmi dört günde bir yüzeyini yeniler. Kepek, kafa derisindeki ölü deri hücrelerin anormal oranlarda kuruyarak atılması durumudur. Bu durum kaşındırıcı, sıkıntı verici ve çoğunlukla dönemseldir. Yaz aylarında azalır, kış aylarında azar.

    Normal bir saç derisinde ölü cilt hücrelerinin atılması ve yenilerinin oluşması süreci normal ve orantılıdır. Kepek sorunu olan bir kişide ise bu oran bozulur, çoğunlukla dökülen hücrelerin tamamı ölmemiştir. Asıl ortaya çıkarılamayan da bu durumun nedenidir.





    Nedenleri:
    -------------------
    Kepek probleminin iki ana nedeni vardır:

    İçsel nedenler:
    Hormonal dengesizlikler
    Sağlık sorunları
    Fazla terleme
    Yetersiz temizlik/hijyen
    Alerjik hassasiyetler
    Yorgunluk
    Duygusal stres
    Fazla oranda şeker, yağ, nişasta tüketimi
    Dengesiz/yanlış beslenme

    Dışsal nedenler:
    Abartılı saç spreyi, saç jölesi veya saç jeli kullanmak
    Saç boya maddelerinin yanlış kullanımı
    Elektrikli bigudilerinin yanlış kullanımı
    Soğuk hava ve kuru mekan sıcaklıkları
    Sıkı şapka veya eşarplar
    Saçın seyrek yıkanması veya iyi durulanmaması
    Stres, panik, tansiyon..





    Oluşumu:

    -------------------------




    Kepek problemi genellikle kafa derisinin kuruluğu olarak bilinmesine rağmen bu problemi yaşayanların çoğu yağlı deriye sahiptir. Bu arada genel kanını aksine seyreden diğer bir husus da kepeğin kellikle hiç bir bilinen bağının olmamasıdır.





    Tedavisi:
    -------------------------
    Kepek probleminin en yaygın tedavisi aşağıdaki maddeleri içeren şampuanlardır:

    Kömür-katran
    Pyrithione-çinko
    Salisilik asit
    Selenyum sülfit
    Kükürt..





    Kepek doğal bir süreç olduğundan ortadan kaldırılamaz; ancak kontrol edilebilir. Yoğun problem yaşanmayan durumlarda kepeği düzenli kullanılan kepek şampuanıyla kontrol altında tutmak mümkündür. Bu mümkün olmadığı taktirde doktor tavsiyesiyle
    alınabilecek ilaçlı şampuanlar kullanılabilir.

    Her iki durumda da şampuan sonrası saçın çok iyi durulanması gerekir. Saç yıkama sıklığının yani hijyenin kepek ile doğrudan ilişkisi olduğundan sık ve iyi yıkanmanın önemi unutulmamalıdır.

    Kepek problemi olan kişide saç derisi dışında kaş, şakak, alın gibi bölgelerde kızarıklıkla birlikte oluşan kepeğimsi döküntüler varsa, bu kişinin kepekten ayrı bir problemi olabileceğinden doktora başvurması doğru olur.





    Sonuç Olarak:
    --------------------------
    Kepek probleminin ortadan kaldırılması mümkün olmasa da bazı önlemlerle kontrol altına alınması mümkün:

    Beslenme: Beslenmenin kepek üzerinde büyük etkisi var. Kepeğin oluşmasına imkan sağlayacak yararsız karbonhidrat ve yağ asitlerine karşı bol B vitamini tüketin.
    Şampuan: Piyasada bulunan iyi kepek şampuanlarından kullanın. Saçınızı sık yıkayarak iyi durulayın.
    Alternatif uygulamalar: Kafa derisinin pH değerlerini dengelemesi açısından yıkanırken iki şampuan arası elma sirkesi kullanımı faydalı sonuçlar vermiştir.
    Sarımsak ve kekik de kepeğe karşı iki iyi silah sayılır. Bunların tablet veya doğal yollarla tüketimi kepek probleminde yardımcı olacaktır.
    Soğanlar yüksek oranda kükürt içerir. Ara sıra bir soğanın ezilerek kafa derisine masajla sürülmesi etkili olabilir. Haftada bir de saçınızı mutlaka kükürtlü bir şampuanla yıkamalısınız.
    Alternatif tedaviler: Kepeğin bazı homeopatik tedaviye, akupunktura, bazı özel masajlara cevap verdiği de kanıtlanmıştır.
    Hangi tedavi veya uygulama yöntemini seçerseniz seçin; etraflı bilgi edinin ve çözümlerin şahsa özel olduğunu unutmayın.
#28.05.2009 17:46 0 0 0