BiR-DOST

BiR-DOST

Admin
13.01.2008
Genel Kurmay Başkanı
525.784
Hakkında

  • bakımsız dişler - diş sararmasının sebepleri - diş sararması nasıl önlenirSararmış dişler bakımsız ve rahatsız edici bir görünüm verdiği için kişide rahatsızlık hissi uyandırır. Düzenli olarak bakımı yapılmayan dişler ilerleyen zamanlarda kalp, mide ve böbrek hastalıklarına yol açabilir.

    Diş Sararmasının Nedenleri Nelerdir?

    Sararmış dişlerin en büyük nedenlerinden birisi yoğun sigara ve tütün kullanımıdır.
    Dişlere yeterli bakımın yapılmaması ve düzenli fırçalanmaması sonucu diş üzerinde oluşan plak tabakası diş renginin sararmasına neden olur.
    Kahve, kola gibi içeriğinde yüksek derecede şeker ve asit barındıran içeceklerin fazla tüketilmesi diş sararmalarına sebep olur.
    Travmalar (dişe çarpan bir bardak, dişin bir yere çarpılması) diş sararmalarına yol açar.
    Ağız yolu ile alınan florür takviyeler (içme suyu, diş macunu) diş rengini sarartabilir.
    Genetik nedenlerden dolayı diş sarılığı küçük yaştan itibaren görülebilir.
    İlerleyen yaşlarda mine tabakası aşınır ve dentin tabakasını sarı renge dönüştürür.
    Diş hekimliğinde kullanılan protez diş malzemeleri dişlere sarı bir renk verebilir.
    Kullanılan bazı ilaçlar özellikle gelişim çağındaki çocuklarda diş sarılığına yol açar.
    Diş minesine ve dentin tabakasına etki eden bazı hastalıklar dişlerin renginin değişmesine neden olabilir. Hamilelikte geçirilen bazı enfeksiyonlar bu tür hastalıklara örnek gösterilebilir.
    Çikolata, tatlı gibi içerisinde şeker barındıran yiyecekler diş rengini bozabilir.
    Diş sararmasına ve diş taşı oluşmasına neden olabilecek nedenlerden bir diğeri ise makarna, pilav gibi nişasta bakımından zengin yiyeceklerdir.

    Dişlerin Sararmasını Önlemek İçin Neler Yapılabilir?

    Dişlerin sararmasını önlemek ya da en aza indirmek için kahve, yüksek asitli içecekler, şeker oranı yüksek gıdaların tüketimi azaltılmalıdır.
    Günlük diş bakımına özen gösterilmeli ve düzenli aralıklar ile diş doktoruna gidilmelidir.
    Dişlerin sararmasına yol açabilecek yiyecek ya da içecekler tüketildikten sonra dişler en kısa sürede fırçalanmalı, fırçalanma imkânı yoksa ağız bol su ile çalkalanmalıdır.
    Dişler olabildiğince travmalardan korunmalıdır.
    Sigara tüketimini azaltmak ya da sonlandırmak hem diğer hastalıkların hem de diş sararmalarının önüne geçer.

    alıntı
#13.03.2016 18:32 1 0 0
#07.03.2016 16:29 1 0 0
  • runtime error hatası - runtime error çözümü0..Bilgisayarım-Özellikler-Sistem geri yükleme bütün diskleri kapat
    1...Bilgisayar açıkken c hariç bütün disklerinizi silin..
    2....Diskleri biçimlendirin
    3.Ağ bağı çıkarın..
    4..Biosa girin ve cdyi cdden boot edecek duruma getirin
    5..xp cdsini takın ve R YE basarak kurtarma konsolunu açın
    6..oraya önce 1 yazın sonra şifre isterse adminstör şifrenizi yazın
    7..Çıkan komuta fixmbr yazın entere basın
    8.EXİT YAZIN ÇIKIN
    9İşte can alıcı nokta burası şimdi standart mbr virüsü silme işlemi bu.. Ama sakın nasıl olsa boot yenilendi diyerek tekrar içinde bulunan xpyi kullanmayın ne kadar da diskleri silseniz bile..Eğer kullanırsanız herşey boşa gider.ONUN İÇİN EXİT YAZIP TEKRAR RESET ATTIĞI ANDA hemen masa üsütüne gelmeden xp kurulumuna geçin..KuRULUM aşamasında bütün bölümleri D ye ve sonra L ye basarak silin ve tekrar oluşturun...Sonra xp yi yükleyin bu kadar.

    ÖNEMLİ NOT:HİÇBİR DOSYANIZI YEDEKLEMEYİN FLASH BELLEE FİLAN ATIP HER ŞEY BİTTİKTEN SONRA TEKRAR YÜKLEMEYİN VİRÜS GERİ DÖNÜYOR


    alıntıdır
#31.12.2015 17:07 1 0 0
  • şeker bağımlılığı - tatlıya düşkünlük - çocuklarda şeker tüketimi - aşırı şekerin zararlarıBirçok bilim insanı, hayatta kalma mücadelesinde şekerin kilit bir role sahip olduğunu, bu nedenle şeker arzumuzun içgüdüsel olarak kamçılandığını iddia ediyor.

    Yemek yediğimizde basit şeker glikoz bağırsaklarımızdan emilerek kana karışır ve vücudumuzdaki bütün hücrelere dağıtılır.

    Nöron adı verilen yüz milyar adet sinir hücresi için tek besin kaynağını sağladığı için glikoz özellikle beyin açısından büyük önem taşır.

    Nöronlar glikoz depolayamadığı için kandan sürekli glikoz akışına ihtiyaç duyar.

    Diyabetlerin yakından bildiği gibi kan şekeri düşen biri kısa sürede komaya girer.

    Araştırmacıların yaptığı bir test ilginç bir sonuç verdi: Şekerin sadece tadı bile beynimizi canlandırabiliyor. Şekerle tatlandırılmış suyla ağzını çalkalayan deneklerin tatlandırıcı kullanılan karışımla ağzını çalkalayanlara oranla zeka testinde daha başarılı olduğu tespit edildi.

    Şekerle olan aşk-nefret ilişkimiz
    Şekerle olan ‘alengirli’ ilişkimiz doğuştan başlar, tatlıya karşı zaaflı doğarız.

    Washington Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma yeni doğan bebeklerin tatlıyı diğer tatlara tercih ettiğini ve çocukların yetişkinlerden daha fazla tatlıya düşkün olduğunu ortaya koydu.

    Birçok bilim insanı çocukların tatlı düşkünlüğünün evrimsel bir kalıntı olduğuna inanıyor. Gıdanın kıt olduğu dönemlerde, yüksek kalorili yiyecekleri tercih edenlerin yaşama şansı daha fazlaydı.

    Günümüzdeki sorun ise rafine şekerin fazlasıyla kullanılıyor olması. Çocuk obezlerin sayısının artmasının bir nedeni bu olabilir.

    Sağlık görevlileri erken yaşta tatlıya eğilimleri gelişmesin diye artık ebeveynlere bebeklerine tatlı şeyler vermekten sakınmalarını öneriyor.

    Bazıları neden aşırı tatlı yer?
    Aşırı şeker tüketimi sağlıksız beslenme alışkanlıklarına yol açabilir. Şeker, “mutluluk hormonu” olarak bilinen serotonin hormonunun salgılanmasını tetiklediği için keyif verici işlev de görür.

    Şekerin verdiği bu ani ‘keyif’ duygusu, kutlamalarda ya da kendimizi ödüllendirme ve rahatlatma anlarında tatlıya başvurmamızın nedenlerinden biridir.

    Fakat şeker insülin artışını tetikler. Çünkü vücudumuz kandaki glikoz seviyesini normale çekmeye çalışır. Bunun sonunda yaşanan ‘şeker çöküntüsü’ daha fazla tatlı yeme arzusunu kışkırtarak aşırı tatlı yeme döngüsünü doğurur.

    Nerede duracağını bilmek
    Buna ek olarak vücudumuz belli şekerlerden yeterince aldığımızı tespit edecek durumda değildir.

    Araştırmalar, fruktoz ile tatlandırılmış yiyecek ve içeceklerin aynı kaloriye sahip diğer yiyecekler kadar doluluk ve tatmin hissi yaratmadığını ortaya koydu.

    Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, glikozun beyinde yeme arzusunu tetikleyen bölümü bastırdığı, ancak fruktozun aynı işlevi görmediği tespit edildi.

    Ayrıca denekler, glikozun fruktoza kıyasla daha fazla tatmin duygusu yarattığını bildirdi.

    Bu iki faktör aşırı yeme riskini arttırıyor.

    İşlenmiş gıdaların çoğu sukroz katılarak aşırı tatlandırılıyor. Sukrozun %50 bileşeni ise fruktoz. Günlük tükettiğimiz gıdalar aşırı fruktoz yüklü olabiliyor.

    Doğru miktar ne?
    Vücudumuz meyve, bal ya da sütte bulunan doğal şeker ile şeker kamışı ve şeker pancarından çıkarılan işlenmiş şeker arasında ayrım yapamıyor.

    Aldığımız bütün şeker glikoz ve fruktoz olarak parçalanarak karaciğer tarafından işleniyor.

    Şeker glikojen ya da yağ olarak depolanıyor ya da glikoz olarak kan yoluyla hücrelerde kullanılmak üzere dağıtılıyor.

    Yani sağlık açısından belirleyici olan, alınan şekerin miktarı.

    Sağlık uzmanları, hangi türden olursa olsun beslenmemize katılan şeker miktarının toplam gıdadan aldığımız enerjinin %10’undan fazlasını oluşturmaması gerektiğini söylüyor.

    Yani yaşa, kiloya, aktiflik durumuna göre değişmekle beraber, aldığımız şekerin ortalama olarak erkekler için günde 70 gramı, kadınlar için ise 50 gramı aşmaması gerekiyor.

    50 gram şeker 13 tatlı kaşığı toz şekere, iki kutu meşrubata, sekiz çikolatalı bisküviye eşdeğer.

    Marketlerde alışveriş yaparken de şunu ölçü alabiliriz: 100 gramında 15 gram şeker barındıran bir işlenmiş gıda aşırı şekerli, 100 gramda 5 gram barındıranı ise düşük şekerli olarak sınıflandırılabilir.

    alıntı
#30.12.2015 19:22 1 0 0
  • kanserden korunmnın yolları - sağlıklı beslenmenin önemi - cep telefonlarına dikkat - elektromanyetik dalgaların zararlarıCEP TELEFONU İLE İLİŞKİNİZİ SINIRLAYIN (Prof. Dr. Selim Şeker – Elektrik ve Elektronik Mühendisi)

    ► Cep telefonu radyasyonu DNA’ya nasıl zarar veriyor?
    Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen REFLEX Projesi bu konuda yapılan araştırmaların en kapsamlısı. Bu proje, GSM cep telefonlarından yayılan radyasyonun insan ve hayvan kültür hücrelerinin DNA’sında hem tek hem de çift sarmalda kırılmalara yol açtığını gösterdi. Günde birkaç saatten uzun süre cep telefonuyla görüşen erkeklerin sperm sayısında, hareketliliğinde ve canlılığında bariz düşüşler olduğunu gösteren birkaç araştırma yapıldı. Günümüze kadar bu konuda baz istasyonlarını inceleyen bir araştırma yapılmadı. Sadece bizden biraz daha uzaktalar diye kesin güvenli olduklarını varsayacak da değiliz. Baz istasyonu bizden yüzlerce metre uzakta olsa dahi biyolojik etkilere sahip radyasyon yayarlar ve bunlardan birinin çok yakınında yaşamak bizi cep telefonuyla konuşmaktan çok daha fazla etkiler. Vücudumuz gündüzleri hareket etmeye, geceleri de dinlenmeye ve kendini onarmaya ayarlı. Mobil iletişiminde gece-gündüz aralıksız yayılan radyasyon, vücudun kendini iyileştirme ihtimalini etkiliyor; belki de bu ihtimali ortadan kaldırıyor. Uzun vadede kronik yorgunluğa ve bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla hastalıklara ve kansere karşı direncin azalmasına sebep oluyor. Hatta, baz istasyonlarına yakın yerlerde oturan insanlarda sık sık birtakım nörolojik sorunlar görülüyor.

    VÜCUDUNUZA SÜRDÜĞÜNÜZ ÜRÜNLERE DİKKAT! (Mennan Aysan Kuzanlı – Kimya Mühendisi)

    ► Özellikle kanserden korunmak için uzak durmamız gereken kimyasallar ve bunları içeren ürünler hangileridir?
    Uluslararası Çevre Çalışma Grubu’nun bir çalışmasında insan vücudunda 167 I değişik kimyasal toksik maddeye rastlandı. Bunlardan 76’sı kanserojen, 94’ü i beyin ve sinir sistemi için toksik, 79’u da sakat doğum ve anormal gelişime sebep olacak nitelikte kimyasal toksik maddeler.

    ► Kişisel bakım için kullandığımız malzemelerde hangi kimyasallar var? Bunlar bizi nasıl etkiliyor?
    Cilde ve deriye uygulanan preparatlar, cildin geçirgen özelliği nedeniyle direkt olarak vücudumuza giriyor ve kılcal damarlar vasıtasıyla kan dolaşım sistemine geçebiliyor. İçerdikleri maddeler toksik ve kanserojen ise bunları da bu nedenle vücudumuza almış oluyoruz. Eğer derimiz ve cildimiz geçirgen olmasaydı bu tehlike bu kadar önemli olmazdı. Ancak cildimizce emilen kimyasalların içinde beyin ve sinir sistemi için toksik, 79’u da sakat doğum ve anormal gelişime sebep olacak nitelikte kimyasal toksik maddeler.

    ► Kişisel bakım için kullandığımız malzemelerde hangi kimyasallar var? Bunlar bizi nasıl etkiliyor?
    Cilde ve deriye uygulanan preparatlar, cildin geçirgen özelliği nedeniyle direkt olarak vücudumuza giriyor ve kılcal damarlar vasıtasıyla kan dolaşım sistemine geçebiliyor. İçerdikleri maddeler toksik ve kanserojen ise bunları da bu nedenle vücudumuza almış oluyoruz. Eğer derimiz ve cildimiz geçirgen olmasaydı bu tehlike bu kadar önemli olmazdı. Ancak cildimizce emilen kimyasalların içinde kanserojen ve nörotoksik maddeler, özellikle koku amaçlı katkılarda metilen klorid, toluen, metil etil keton, etilen glikol, benzil klorid gibi değişik toksik kimyasallar bulunabiliyor. Bu binlerce kimyasaldan yüzde 84’ünün insan üzerindeki toksik etkileri test edilmedi. Ürünlerin üzerindeki ‘naturei’ veya ‘yüzde 100 doğal’ ifadeleri içindeki kokuların doğal olduğunu garanti etmiyor. Naturei veya doğal olarak pazarlanan kozmetik ürünlerinin çoğunda bulunan koku maddeleri sentetik oluyor. Günümüzde vücudumuzun en duyarlı, narin bölgelerinde kullandığımız ve uyguladığımız sabun, deodorant, parfüm, diş macunu, kolonya, krem gibi ürünlerin büyük çoğunluğu üreticileri dışında, tarafsız ve güvenli bir kontrol mekanizması tarafından test edilmiyor.

    ► Kimyasallar yüzünden şu anda risk altında olanlar ne yapmalı?

    Kimyasalları, detoks yöntemi ile vücudumuzdan atarak ve yeni toksik maddeleri de vücudumuza almayarak hem kanserden korunabilir hem de varolan hactahnın ilerlemesini engelleyebiliriz.
    Maruz kalınan kanser oluşumunu tetikleyebilecek toksik maddeleri, bol miktarda içilecek alkali yapıdaki suyun da yardımıyla vücudumuzdan süpürüp atabiliriz.
    A, C ve E vitaminlerinin, çinko ve selenyum gibi minerallerin kanser hücrelerini yok ettiği gibi yeni kanser oluşumlarını da engelleyebildiği; B ve D grubu vitaminlerin tümör oluşumunu engelleyen güçte olduğu; magnezyum ve omega-3 yağının kanser riskini ve metastaz (sıçrama) riskini azalttığı bilimsel birçok çalışmada vurgulanıyor.
    Doğal ve çiğ yiyecekler, likopen ve üzüm çekirdeği gibi anti-kanserojen doğal bitki özleri, egzersiz gibi rahatlama teknikleri ve diğer tamamlayıcı tıp uygulamaları günümüzde kanserin önlenmesinde kullanılıyor.

    ÇOCUĞUNUZU ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE UZUN SÜRE TUTMAYIN (Prof. Dr. M. Alp Özkan – Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı)

    ► Çocukları, kansere neden olan çevresel faktörlerden olan ‘radyasyon ve elektromanyetik alana maruz kalmak’tan nasıl koruruz?
    Tıbbi görüntüleme yöntemlerini çocuklarınıza mümkün olduğunca az uygulatın. Bilgisayarlı tomografi, PET-CT yöntemlerinin endikasyonlarını hekimlerinizle görüşün, gerekirse bir başka görüş daha alın. Ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntülemede çocuğunuz radyasyona maruz kalmaz. Bu konuda hekimlerimiz de artık daha duyarlı davranıyor. Cep telefonlarının radyasyonu çocuk beyni tarafından daha derin olarak emiliyor. Çocuklarımıza mümkünse cep telefonu kullandırmayalım. İhtiyaç hallerinde olabildiğince geç yaşta ve az süreli kullanmaları konusunda bilinçlendirelim. Evimizde mümkünse klasik kablolu telefonlardan bulundurup çocuklarımıza onları kullandıralım.

    Çocuklarımızı büyük alışveriş merkezlerinde uzun süreli gezdirmeyelim. Bu merkezler yüksek oranlarda elektromanyetik dalga içeren alan haline geliyor. Binlerce cep telefonu taşıyan kişi, mağazalardaki kredi kartı aletleri, cihazlar, telefonlar vb.

    Mümkün olduğunca mikrodalga fırın kullanmayalım. Eğer kullanıyorsak çalışma anında çocuğumuzu mutfakta bulundurmayalım ve karşısında durmayalım.

    Birçok çocuk televizyonda bilgisayar oyunları oynuyor ve saatlerini bunların çok yakınında geçiriyor. Çocuğumuzu ileri teknoloji ürünü televizyonlarımızın yakınında uzun süreli oturtmayalım.

    alıntı

    https://www.main-board.com/saglik-genel/803037-kanseri-onleme-receteleri-1-a.html#post5197091
#30.12.2015 19:09 1 0 0
  • kanserden korunmanın yolları - beslenme önerileri - zararlı besinler - çocuklar için sağlıklı besinlerSİGARANIN ÖLDÜRMEME İHTİMALİ YOK! (Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta – Göğüs Hastalıkları Uzmanı)

    ► Neden her sigara içen kanser olmuyor?
    Sigara tiryakilerinin en büyük avuntuları çok ileri yaşlara geldiği halde hala sigara içen ama turp gibi olan dedeleri veya çevrelerindeki yaşlı bir tiryaki oluyor. Doğru, her sigara içen akciğer kanseri olmuyor çünkü bunların bir kısmı akciğer kanserinden önce ağız, yemek borusu, gırtlak, mesane, rahim ağzı kanserleri veya lösemiden, bir kısmı hipertansiyon, kalp krizi veya felçten, bir kısmı KOAH’tan ölüyor ve akciğer kanseri olmaya fırsat bulamıyorlar. Tabii bir de gerçekten 100 yaşına geldiği halde çakmağını sigarasını yanından ayırmayan dalyacılar var. Bunlar Allah’ın şanslı kulları olmalılar çünkü doğuştan sahip oldukları genetik özellikler onları kanserden koruyor ama sakın ola ki siz bu mutlu azınlığa özenip de sigara içmeyin, içilen yerlerde bile bulunmayın ve içiyorsanız da hemen bırakın.

    ABURCUBURLARA DİKKAT! (Prof. Dr. A. Murat Tuncer – Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı)

    ► Çocukların korunması adına bir önlem ve uyarı olarak cips paketlerinde kanserojen maddelerin belirtilmesi, “Sağlığı bozar” diye yazılması doğru olur mu?
    Cipslerde bulunan akrilamid, yağ ve şeker yanmasından ortaya çıkan bir kanserojen maddedir. Akrilamid kanserojendir. Sadece cipslerin değil, İçinde kanserojen olan tüm maddelerin ambalajlarının üzerine’… kanserojen maddeyi içerir’ diye yazılmalıdır. ‘Sağlıklı bir beslenme maddesi değildir’ diye de uyarı olmalı!

    ► Bu sağlıksız gıdalara hangilerini örnek gösterebiliriz?
    Hemen hemen bütün yanarak elde edilen fast food’lar, bazı hazır ve gazlı içecekler, şekerleme, çikolata, gofret gibi gıdaların üzerine “Çocuklar için sağlıksız madde içerir” diye ibare konulmalı.

    BİTKİLERİ KAFANIZA GÖRE KARIŞTIRMAYIN! (Doç. Dr. V. Canfeza Sezgin – İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı)

    ► Bitkileri birlikte kullanmak zararlı olabilir mi?
    Ne kadar çok ürün kullanılırsa o kadar çok yan etki ve bitki-ilaç olumsuz etkileşimleri oluyor. Fitoterapi yaklaşımı olarak az sayıda ve birbirinin etkisini artıracak ürünlerin tercih edilmesi gerekli. Ayrıca bitkisel ürünler, kullanılan ilaçların tedavi edici özelliklerini ve yan etkilerini olumsuz yönde etkilememeli. Bitkisel ürünler, yasaklanmış olmamasına, yan etkileri ile ilgili bilgi bulunmasına, kanser ilacının etkisini artırmasına, hastanın bağışıklık sisteminin uyarmasına göre seçilmeli.

    TRANS YAĞLARDAN UZAK DURUN! (Prof. Dr. Ahmet Aydın – Beslenme Uzmanı)

    ► Trans yağ kelimesini sık sık duyuyoruz ama tam olarak neyi ifade ettiğini bilemiyoruz. Nedir bu trans yağ?
    Hidrojenize yağlar (margarinler) sıvı yağların sıvı olmalarını sağlayan bağlarının hidrojenle doyurularak katı hale dönüştürülmüş hali. Yani, katılaştırmak için o çifte bağlar açılıyor ve onların yerlerine hidrojen konuluyor. Bu işleme hidrojenizasyon deniliyor ve yağlar nikel katalizörlerde hidrojenle doyuruluyor. İşte trans yağ asitleri bu işlem sırasında oluşuyor. Bu yolla elde edilen trans yağlar sentetik yani doğada bulunmuyorlar. Vücudumuz bu sentetik trans yağları tanımıyor. Yemeklik yağ olarak tükettiğimiz doğadaki yağların (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı, sızma zeytinyağı) neredeyse tümü trans formunda olmayan yağlar.

    O kadar çok yiyeceğin içinde aşikar ya da gizli (giydirilmiş) trans yağ var ki şaşarsınız. Bisküvi, kek, çikolata, kraker, gofret, cips, hazır salata sosu, kek, kurabiye, pasta, poğaça, çörek, börek, baklava vb. tatlılar ile patates kızartması, tavuk kızartması ve daha nele neler… Dikkat ederseniz bu gıdaların paketlenmişlerinin üzerinde “hidrojenize bitkisel yağ” şeklinde ifadeler bulunuyor. Sıradan bir vatandaş için bu fazla bir mana ifade etmiyor. “Devlet izin verdiğine göre herhalde sağlığa zararlı değildir” diye düşünüyorlar. Ama fena halde yanılıyorlar. Nitekim son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü trans yağların diyetten çıkartılması yönünde herkesi uyarıyor.

    GDO’LU ÜRÜNLERE KARŞİ TEDBİRLİ OLUN! (Uzm. Dr. Yavuz Dizdar – Radyasyon Onkolojisi Uzmanı)

    ► Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO) karşı nasıl bir önlem alabiliriz?
    GDO’dan uzak duracağız çünkü kanser yapma olasılığı çok yüksek. Kesin veri var mı? Hayır, yok ama bu kadar genetik anomaliye neden olan, düşük ve kısırlık yapan bir şeyin kanser yapmama olasılığı çok zayıf. Hangisi yapıyor bilinmiyor ama kanserler artıyor. GDO’ların dünyaya sunulması ile paralel bir artış var. Bunu da kimse reddedemez. Beslenmemize yetecek kadar hatta ihraç edecek ölçüde binlerce çeşit doğal gıdamız varken, cennet gibi verimli ülkemizde GDO’ya ihtiyaç yok. Hem kendimizi hem gelecek nesillerimizi hem de biyoçeşitliliğimizi korumak için GDO’lu tohumların Türkiye’ye ithalatı bir an önce yasaklanmalı.

    GÖBEK GENİŞLİĞİ HASTALIK BELİRTİSİ! (Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay – İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı)

    ► Şekere bağlı geliştiğini belirttiğiniz karaciğer yağlanması, hangi süreçte oluşuyor ve hangi kanserler açısından risk oluşturuyor?
    Göbek çevresi genişlemesi, aynı zamanda tüm vücut organlarının içinde ve dışında aşırı miktarda beyaz yağ hücrelerinin biriktiğinin de belirtisi. Beyaz yağ hücreleri artık bir endokrin organ olarak kabul ediliyor. Bu hücrelerden, yirmiye yakın (sağlığa zararlı ve kanser nedeni olan) hormon üretiliyor. Beyaz yağ hücreleri çoğaldıkça (kilo alma, obezite) bu hücrelerde leptin hormonu yapımı da artıyor ve organlarda (özellikle karaciğer ve pankreasta) yağlar depolanmaya başlıyor. Aşırı şeker ve karbonhidratla beslenme sonucu gelişen karaciğer yağlanması ile vücudun normal fonksiyonları yavaş yavaş bozulmaya başlıyor, örneğin hem kadınlarda hem de erkeklerde östrojen hormonu yükselmeye başlıyor. Bu durum ise hem erkekte hem kadında meme kanseri riskini artırıyor.

    ÇOCUĞUNUZU TEKNOLOJİK ALETLERDEN UZAK TUTUN (Prof. Dr. Süleyman Daşdağ – Biyofizik Uzmanı)

    ► Teknolojiyi sınırlayalım ama nasıl?
    Toplumun teknoloji harikası cihazlarla iç içe yaşaması, özellikle son 20 yılı kapsıyor. Bu araç gereçleri kullanan bizler, bunların nimetlerinden yararlanıyoruz ve yararlanmalıyız. Ancak olası yan etkileri olabileceğini dikkate almalıyız. Bu nedenle tüm elektromanyetik alan kaynaklarından korunmada önemli olan üç ana kuralı; süre, mesafe ve duruma göre koruyucu kıyafetler giymeyi veya kullanmayı dikkate almalıyız. Çünkü bebekler, çocuklar ve gelişme çağında olanların, elektromanyetik alanlarla etkileşimleri daha ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Bu nedenle bilim adamları son yıllarda çocukluk çağı kanserleri ile elektrik, manyetik ve elektromanyetik alanlar arasında bir ilişki olup olmadığı konusuna odaklanıyor. Erişkinlerde görülen kanser veya diğer hastalıklar ile elektrik veya elektromanyetik alanlarla etkileşim arasında bir ilişki olup olmadığına ilişkin görüşler, en azından bu fiziksel etkenlerle etkileşirken temkinli olmayı elden bırakmamayı gerektiriyor.

    alıntı

    https://www.main-board.com/saglik-genel/803038-kanseri-onleme-receteleri-2-a.html#post5197092
#30.12.2015 19:08 1 0 0
  • çocuk gözlükleri - mesleklere göre gözlük seçimi - gözlük çerçevesi - gözlük camı seçimi1- Gözlük çerçevesi ve camların seçimi, en az gözlüğün göz doktoru tarafından verilen reçeteye uygunluğu kadar önemli. Ağır, yüz genişliğine göre seçilmemiş, kalitesiz veya kullanım amacına uygun olmayan camlar sorunlara yol açabiliyor.

    2- Yüz şekline uygun seçilmeyen bir gözlük estetik açıdan da sıkıntı yaratır. Örneğin yuvarlak hatlı bir yüzde köşeli çerçevelerin, köşeli hatlara sahip bir yüzde yuvarlak ya da oval çerçevelerin seçilmesi gözlüğün bir aksesuar olarak daha estetik durmasını sağlar.

    3- Kaşların alt sınırı ile çerçevenin üst sınırı arasında en fazla 2 cm açıklık olması hem gözlüğün odağını daha verimli kullanmaya hem de görme alanını genişletmeye yarar.

    4- Daha çok dış ortamlarda çalışanlarda geniş gözlük çerçevelerini tercih ediyoruz. Çerçevenin yüze göre dar olması şakaklarda baskıya neden olur ve gözlük göze tam oturmaz. Uzun kullanımlarda baş ağrısı oluşabilir. Çerçevenin sapının kulağa tam oturmaması ve önde kalması odak kaymalarına ve görüntünün bozulmasına sebep olabilir.

    5- Çerçevelerin ağırlıkları ve yapıldıkları maddeler özellikle çeşitli meslekler için önem taşır. Örneğin polis, asker, sporcu gibi darbeye maruz kalma ihtimali olan veya mesleğini yaparken terleyen çiftçi, işçi ya da çeşitli kimyasal maddelerle çalışan kaynakçı, oto tamircisi, el sanatları gibi mesleklerde hafif ve kırılmaya dayanıklı, aynı zamanda kimyasallardan etkilenmeyen alüminyum, titanyum gibi hafif alaşım metal çerçeveler ya da kemik çerçeveler kullanılması gerekir. Metal çerçevelerde tere bağlı oksitlenme, paslanma ve kimyasallara bağlı deformasyon görülebilir.

    6- Cam seçiminde polis, asker, sporcu gibi darbeli işlerde çalışanlar mutlaka kırılmaz organik camlar kullanmalı. Eğer güneş altında çalışılıyorsa (çiftçi, şoför) kolormatik camlar ya da numaralandırılmış polarize, UV A/B/C filtreli gözlükler tercih edilmeli.

    7- Ofis ortamında ve bilgisayar başında çalışanların antirefle kaplamalı gözlükler kullanması gerekiyor.

    8- Öncelikle çocuklarınıza gözlüğü sevdirmek için gözlük seçiminde onların da fikrini alın ve canlı renklerde çerçeveler tercih edin. Özellikle 2-6 yaş arasında ve ilk gözlüklerde daha ekonomik gözlükler seçebilirsiniz çünkü bu gözlüklerin kırılma dolayısıyla maddi külfet doğurma riski yüksektir. Tabii ki elastik çerçeve ve kırılmaz organik camlar çocuklarımıza bir zarar gelmemesi için ilk tercihimiz olabilir.

    9- Çocuklarda gözlük numaralarının daha hızlı değişmesi nedeniyle her 6 ayda bir kontrol uygundur.

    10- Bütçenizi zorlayarak aldığınız çerçeve ve gözlük camlarının mutlaka garanti belgelerini ve CE sertifikalarını gözlükçünüzden isteyin. Çünkü piyasada değişik ülkelerden fason üretim olarak getirilmiş dayanıksız ve optik olarak zayıf özellikli camlar mevcut.

    alıntı
#30.12.2015 19:01 1 0 0
  • zencefil - ıhlamur - adaçayı - bağışıklığı kuvvetlendiren bitkilerVücut direncini artırmak için bitkileri işaret eden Fitoterapist Prof. Dr. Erdem Yeşilada, “Üst solunum yolu hastalıklarının en büyük savaşçıları olan ekinezya, ıhlamur, adaçayı ve zencefil ile bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz” dedi.

    Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, mevsim geçişlerinde artan hastalıklardan korunmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek gerektiğini söyledi. Yeşilada, vücudun hastalıklara karşı direncini artırmak için en doğal koruyucu olan bitkileri önerdi.

    Üst solunum yolu hastalıkları denince akla ilk gelen bitkilerden birinin ekinezya olduğunu vurgulayan Yeşilada, “Bilimsel nitelikteki deneysel ve klinik çalışmalar bu bitkinin soğuk algınlığı etkenlerine karşı bağışıklık sistemini desteklediğini ortaya koymaktadır. Yayımlanan çalışmalarda ekinezya ürünlerinin soğuk algınlığına yol açan virüsler üzerinde öldürücü etkisi bulunduğu gözlenmiş. Bu çalışmalarda, ekinezyanın hem bu virüsleri öldürdüğü hem de virüslerin yol açtığı iltihap etkenlerinin miktarını kontrol ederek üst solunum yollarındaki iltihabın yol açacağı hasarı engellediği gözlemlenmiş” dedi.

    Bağışıklığı artıran bir diğer bitkinin ıhlamur olduğunu söyleyen Prof. Yeşilada, yürüttükleri çalışmanın sonucunda ıhlamur içerisindeki bileşenlerden bazılarının (flavonoit) iltihap giderici ve ağrı kesici etki gösterirken, bazı bileşenlerin (müsilaj) de boğazı yumuşatarak tahrişi önlediğinin ve soğuk algınlığı şikayetlerini hafiflettiğinin görüldüğünü belirtti. Yeşilada ayrıca, üzerine taze kaynatılmış sıcak su ilave edilerek çay şeklinde demlendiğinde bazı uçucu bileşenlerinin (linalool) yatıştırıcı etkisi deneysel olarak gösterildiğinden, bilhassa inatçı öksürüklerde ıhlamurun rahatlatıcı olabileceğini söyledi.

    Ağız ve boğaz iltihaplarında etkili olduğu bilinen bir başka bitkinin ise adaçayı olduğunu vurgulayan Prof. Yeşilada, özellikle bitkinin içerdiği uçucu bileşenlerin ağız ve boğaz iltihaplarında (farenjit, jinjivit gibi) yararlı olduğunu vurguladı ve araştırma sonuçlarının bu durumu kanıtladığını anlattı:

    ADAÇAYINI KAYNATMAYIN!
    “Çay şeklinde hazırlanan (kesinlikle kaynatılmadan) adaçayı ile hazırlanan gargaranın bu amaçla kullanılması önerilmektedir. Yeni yayımlanan bir klinik çalışmada, adaçayı ile ekinezyanın birlikte uygulandığında dezenfektan gargaradan daha etkili olduğu gösterilmiş. İsviçre’de boğaz ağrısı şikayeti ile hastaneye başvuran 155 gönüllü üzerinde yürütülen bu çalışmada, bileşiminde ekinezya ve adaçayı içeren gargaranın, 5 gün süre ile günde 10 defa kullanılması ile üçüncü günden başlayarak etkili olduğu gözlenmiş. Bir başka grup hastada yürütülen çalışmada 2 saat ara ile ağza sıkılan bir dezenfektan çözeltisinden daha yüksek etki bulunmuştur.”

    Soğuk algınlığının önlenmesi ve tedavisinde yararlı olacak bu üç bitkinin yanı sıra zencefil rizomlarının da beklenen etkinin desteklenmesi bakımından önemli olduğunu söyleyen Yeşilada, “Bilimsel çalışmalar, zencefil içerisindeki gingerol, şogaol gibi bileşenlerin, kuvvetli iltihap giderici etkisi bulunduğunu ortaya koymaktadır” şeklinde konuştu.

    Bitkilerin olumlu etkilerinden yararlanmak ve istenmeyen sonuçlardan korunmak için uzman önerisiyle kullanılması önem taşıyor.

    alıntı
#30.12.2015 18:56 1 0 0
  • bulaşık makinesi temizliği - bulaşık makinesi temizleyicileri - ankastre bulaşık makineleriMutfakların en büyük temizlik yardımcılarından biri olan bulaşık makineleri de zaman içinde kirlenir ve temizlenmeleri gerekir. Düzenli olarak temizlenmeyen makinelerde yıkanan eşyalarda, özellikle cam bardaklarda lekeler meydana gelir. Ticari bulaşık makinesi temizleyici ürünlerin yanı sıra doğal malzemelerle de hijyen sağlanabilir. Kullanım sıklığına göre değişmekle birlikte bulaşık makinesini ayda bir kez derinlemesine temizlemek yeterlidir.

    Bulaşık makinesi temizlemek için kullanılabilecek malzemeler

    Ticari bulaşık makinesi temizleyicileri
    Karbonat
    Beyaz sirke
    Bulaşık deterjanı
    Diş fırçası
    Tüy bırakmayan bezler

    Uygulama

    Bulaşık makinesinde eşya varsa çıkarılır.
    3 su bardağı sıcak su ile 3 su bardağı beyaz sirke karıştırılarak solüsyon hazırlanır.
    Kağıt havlu yardımıyla makinenin iç kısmı ve zemini kabaca silinir.
    Zeminde ve gider borusu kısmındaki artıklar ve kirler temizlenir.
    Su akışını sağlayan döner kolların etrafı silinir. Su çıkışını sağlayan deliklerin temiz olup olmadığı kontrol edilir. Deliklerin tıkalı ya da kirli olması durumunda bir kürdan yardımıyla kirler uzaklaştırılır.
    Bulaşık makinesinin kapağı, deterjan gözü ve su temasının az olduğu yan ve alt bölümleri güzelce silinir.
    Kirler ve atıklar temizlendikten sonra sirkeli su ile detaylı temizliğe geçilir.
    Tüy bırakmayan bir bez sirkeli suya batırılıp sıkılır. Makinenin lastikler hariç tüm metal aksamı sirkeli su ile silinerek temizlenir.
    Bulaşık makinesinin içindeki lastikleri temizlemek diş fırçası karbonata batırılır. Karbonatlı fırça ile lastiklerin her bir yüzü ve araları iyice fırçalanır. Leke boyutuna bağlı olarak gerekirse aynı işlem birkaç kez tekrar edilir.
    Makinenin çatal-kaşık sepeti vb. çıkarılabilir aksamları çıkarılıp tezgaha alınır.
    2 litre su ile yarım su bardağı karbonat kaynatılır ve sepet bu karışımın içine bırakılır. Sepette kireçlenme varsa karbonatlı suya 1 su bardağı beyaz sirke ilave edilebilir.
    Makinenin içi temizlendikten sonra son adım olarak 2 su bardağı beyaz sirke makinenin zeminine dökülür. Bulaşık makinesi boş olarak kısa programda çalıştırılır ve içinin tamamen temizlenmesi sağlanır.
    Bu adımda isteğe bağlı olarak ticari bulaşık makinesi temizleyicileri kullanılabilir. Temizleyicinin ambalajı kullanma talimatında belirtildiği şekilde açılır ve dikey olarak çatal-kaşık sepetine yerleştirilir. Bulaşık makinesi boş olarak kısa programda çalıştırılır.
    Bulaşık makinesinin dışını temizlemek için kaplama malzemesine göre temizlik yapılır. Ankastre eşyalarda ve inox kaplamalarda partiküllü, asitli maddeler ya da ağır kimyasallar kalıcı hasara neden olabilir. Bulaşık makinesinin dışını temizlemek için en etkili ve en zararsız temizlik malzemesi bulaşık deterjanıdır.


    alıntı
#23.12.2015 19:59 1 0 0
  • kilo almak için öneriler - kilo alamamak - nasıl kilo alınır - zayıflık nasıl giderilirZayıf kişilerin sağlıklı bir şekilde kilo alması, bilinenin aksine kolay değildir. Özellikle iştahsızlık sorunu yaşayan kişilerin kilo alabilmesi için düzenli ve sağlıklı bir beslenme programına sahip olması gerekir. Tıpkı kilo vermek isteyenlerin uyguladığı gibi bir diyet programı hazırlanır.

    Kilo almak isteyen kişilerin bu durumdan sağlıksız besinler tüketmek gerektiğini anlamaması gerekir. Çikolata, fast food, hazır gıdalar ve hamur işleri tüketmek kilo alınmasının aksine sağlığın kaybedilmesine neden olur. Kilosu ile ilgili sorun yaşayan ve aşırı zayıf olan kişilerin ilk olarak bir endokrinoloji uzmanına danışması gerekir. Bu sayede kilo almamanın nedeni ortaya çıkmış olur. Bunun dışında sağlıklı bir beslenme ve kilo alma düzeni için şu tavsiyelere uyulabilir:

    Kuru Meyveler Tüketmek

    Kuru üzüm, kayısı, incir gibi ürünler kalori bakımından çok zengindir. Bu besinler aynı zamanda enerji de verir. Gün içerisinde düzenli olarak bu gıdalardan atıştırmak mineral ve vitamin desteği sağladığı gibi kalorili ürünler olduğu için kilo alınmasına yardımcı olur.

    Sütlü Tatlılar Yemek

    Sütlü tatlılar protein ve kalsiyum içerdikleri için günlük alınması gereken minerallerin kazanılmasını sağlar. Bununla birlikte besin değeri yüksek olduğu için kilo alınmasını da sağlar. Sütlü tatlıların üzerine fındık, ceviz, fıstık gibi yağ içeren ve kalorisi yüksek kuruyemişlerden ilave etmek besin değeri yüksek bir tatlı tüketeilmesini sağlar.

    Meyve Suyu ve Süt Tüketmek

    Kahvaltılarda çay yerine meyve suyu veya süt tüketmek sağlıklı bir şekilde kilo alınmasını sağlar. Çay ve kahve gibi içecekler sindirim sistemi üzerinde söktürücü bir etki yarattığı için sıvı kaybedilmesine neden olur. Çay ve meyve suyu gibi içecekler kalori ve besin değeri bakımından yüksektir. Bu sayede kilo alınmasında sağlıklı bir adım atılmış olur.

    Zengin Salatalar Tüketmek

    Salatalar besin değeri ve yağ bakımından oldukça zengin öğünlerdir. Salatanın içerisinde ceviz, zeytinyağı ve peynir gibi ürünler eklemek ve bunları yemekle birlikte tüketmek verimli bir öğün geçirilmesini sağlar.

    Sık Yemek

    Öğünler arasındaki süreyi azaltarak daha sık yemek yemek kilo alınmasında oldukça önemlidir. Böylece aşırı yemek tüketmek ve bölgesel olarak kilo almak engellenmiş olur.

    alıntı
#23.12.2015 19:11 1 0 0
  • alerji için şifalı bitkiler - alerji nasıl geçer - bitkisel alerji tedavisiBeslenme alışkanlığı ve tüketilen gıdalar, vücut direncini etkilediği için alerji üzerinde de oldukça önemli bir role sahiptir. Buna ek olarak genetik ve çevresel etkilerden dolayı bazı insanlarda aşırı duyarlılık ve çeşitli reaksiyonlar görülebilir.

    Alerji yapan maddeler, bağışıklık sistemi ile temas etmesi durumunda vücut tarafından aşırı koruyucu maddeler ile karşılaşır. Buna antikor denilir. Alerjik astım, göz nezlesi ve gıda alerjisi gibi durumlar aşırı antikor üretiminden dolayı ortaya çıkar. Belirli alerjik tepkilere karşı vitamin ve mineral bakımından zengin yiyecekler tüketerek alerjinin etkileri azaltılabilir.

    Kızarıklık ve kaşıntı şeklinde görülen alerjik durumlarda elma tüketmek gerekir. Kimyasal olarak pigment içeren elma, histamin salınımını engeller. Bu da kızarıklık, kaşıntı ve şişme gibi rahatsızlıkları yok eder veya azaltır. Günde 1 adet elma tüketmek alerjinin yan etkilerini engellemeye yardımcı olur.
    Patates de alerji üzerinde etkili olan bir besin maddesidir. İçeriğindeki antioksidan sayesinde vücuttaki zararlı organizmaların atılmasını sağlar. Ayrıca C vitamini içerdiği için alerji durumlarında rahatsızlıkların giderilmesini sağlar.
    Karabuğday, alerjisi olan kişilerin kullanması gereken besin maddelerinin başında gelir. İntolerans durumlarına karşı etkili olan karabuğday, buğday ve tahıldan rahatsız olan kişilerin kullanması gereken bir üründür. Yüksek oranda lif ve protein içeren bu besin maddesi uzun süreli tokluk hissi de verir.
    Kuşburnu, özellikle bahar aylarında göz nezlesi sorunu yaşayan kişilerin rahatsızlıklarını azaltır. Antialerjik özellikteki bu besin, C vitamini bakımından çok zengindir. Çorbalarda ve bitki çaylarında kullanılabilir. Ayrıca marmelat ve tatlı yapımında da tercih edilebilir.
    Keten tohumu, cilt üzerinde alerjiye sahip olanlar için çok önemli bir besin maddesidir. Alerjik reaksiyonları hafifletir ve engeller. Omega-3 içerdiği için de sağlıklı bir besindir. Bunların dışında şifa kaynağı olarak bilinen sarımsak da alerjiye karşı oldukça etkilidir. Kalp sağlığına da faydalı olan sarımsak, astım nedeniyle ortaya çıkan alerjik reaksiyonların kontrol altına alınmasını sağlar.
    Biberiye de alerji tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir yiyecektir. Domates sosu ile birlikte tüketilebilir. Asit içeren bir bitkidir ve içeriğindeki polyfenol sayesinde alerjinin etkilerini hafifletir.

    alıntı
#23.12.2015 19:05 1 0 0
  • lens kullanımı - hangi hastalıklarda lens takılmaz - lens kullanımı kimlere önerilmezGünümüzde yaygın problemlerden bir tanesi de görme yetisindeki yetersizliklerdir. Bunun için de birçok kimse gözlük kullanarak bu açığı kapatmaya çalışmaktadır. Fakat gözlük kullanmak yerine bazı kişiler de tercihini lensten yana kullanmaktadır.

    Uzmanlar lens verilecek hastaların düzgün olarak seçilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Hastalara lens verilmeden önce hastanın kişisel durumu, kişisel bakımı, yaşı, çevresel faktörler gibi birçok konunun değerlendirilmesi gerektiği söylenmektedir. Bunların sonucunda detaylı bir muayeneden sonra lens verilmesi gerektiği savunulmaktadır. Çünkü gözlük gibi herkesin lens kullanabilmesi gibi bir durum söz konusu değildir.

    Kimlerin lens kullanmalarına izin verilmemektedir?

    Genel olarak doktorlar lens kullanımı için yetişkin olma şartı aramaktadır. Çünkü çocuk yaştaki kimseler gerekli temizlik ve dikkati veremeyeceği için lens kullanımlarına izin verilmemektedir. Buna ek olarak yaşı ilerlemiş ve yatalak olan kişilere de lens verilmemektedir. Çünkü bu durumlarda enfeksiyon riski daha fazladır.
    Ayrıca lens verilmeden önce ciddi bir muayene şarttır. Bunun sonucunda gözde herhangi bir hastalık olmadığına karar verilmelidir. Eğer böyle bir durum varsa bu hastalıklar lens ile temas ettiğinde ciddi problemlere neden olabilmektedir. Böyle durumların sonucunda çeşitli enfeksiyonlar, kornea iltihabı, hatta görme yetisindeki kayıplara dayanan problemler yaşanabilmektedir. Bu duruma özellikle dikkat edilmelidir.
    Özellikle sportif faaliyet yapacak kişilerin gözlük yerine lens kullanılması tavsiye edilmektedir. Fakat bu durum yüzme sporu için geçerli değildir. Çünkü yüzerken lensler mikroorganizmalar ile etkileşime girip problemler meydana getirebilmektedir.
    Buna ek olarak alerjik problemi olan kişilerin de lens kullanmaları tavsiye edilmemektedir. Astım, saman nezlesi ya da çeşitli gıdalara karşı alerjisi bulunan kişilerin lenslere karşı da alerji bulundurma riskleri oldukça fazladır.
    Kuru göze sahip olan insanların da lens kullanmaları önerilmemektedir. Romatizmal artriti olan ya da menopoza giren kişilerde kuru göz problemi sık bir şekilde gözlendiğinden kontakt lens kullanımı tavsiye edilmemektedir.
    Bunlara ek olarak doğum kontrol hapı kullanan kadınların, hamilelerin, emzirenlerin lens kullanmaları tavsiye edilmemektedir.
    Klimalı ortamlarda uzun süre çalışmak durumunda olan ve göz kırpma refkleksleri düzgün olmayan kişilerin de lens kullanımlarına izin verilmemektedir.

    alıntı
#11.12.2015 14:28 1 0 0
  • kalp yetmezliği nasıl anlaşılır - kalp yetmezliği testleri - kalp yetmezliği tetkikleriVücutta kan dolaşımını sağlayan kalp, kuşkusuz hayati bir öneme sahiptir. Vücuttan kalbe dönen oksijenden yoksun kalbin dört bölmesinden biri olan kan sağ karıncıktan akciğere yollanır. Akciğerde oksijenlenen kan buradan kalbin sol karıncığına gelir ve tüm vücuda buradan dağılır. Kalbin sağ, sol ya da her iki karıncığının da çeşitli nedenlerle görevini yapamadığı hallerde ise kalp yetmezliği denen tablo oluşur.

    Bu durum, genellikle kalp kasının zayıflığına bağlı olarak ortaya çıkar. Kalp yetmezliğindeki iki temel belirtiden birincisi vücutta su birikmesine bağlı şişme ve ikincisi ise nefes darlığıdır. Halsizlik ve çeşitli seviyelerde bilinç bozuklukları da kalp yetmezliği tablosuna eşlik edebilir.

    Kalp yetmezliği tanısı için önce tıbbi özgeçmiş sorgulanır. Hastalık tablosuna neden olabilecek durumlar (kalp damar hastalıkları, diyabet, kapakçık hastalıkları, hipertansiyon gibi) ile sigara alışkanlığı, kullanılan ilaçlar, alkol alışkanlıkları sorgulanır.

    Bunların yanı sıra, belli başlı kan tetkikleri yapılır. Bu tetkikler böbrek, karaciğer ile tiroid bezi fonksiyonlarını incelemek, kolesterol seviyeleri, damar hastalıklarına yatkınlıkların araştırılması için incelenir. Ayrıca anemi (kansızlık) varlığı da sorgulanmalıdır. Elektrokardiyografi (EKG) denilen test ise kalp kasının elektriksel aktivitesini görmeye yarar. Bu sayede ritm bozuklukları ya da kalp krizi gibi ölümcül durumlar da görüntülenir. EKG’si normal bir kişide kalp yetmezliği için diğer yöntemlere başvurulur. Akciğer filmi ise kalp gölgesini görmek için iyi bir araçtır ve akciğerde sıvı birikimini de görmeyi sağlar.

    Ekokardiyografi (EKO) ise kalp yetersizliği tanısındaki en değerli testtir. Yüksek frekanslı ses dalgalarının göğüs kafesine uygulanan bir dönüştürücü yardımıyla kalbe gönderilmesi ve o bölgeden yansıyarak geri gelen dalgaların hareketli kalp görüntüleri şeklinde kaydedilmesi prensibine göre çalışır. EKO ile kalp boşlukları, kalp kapakları ve kalp kası fonksiyonları geniş oranda tanılanmış olur. Tanıda kullanılan bir başka yöntem ise kalp anjiyografisidir. Kalp damar hastalıklarına bağlı olarak gelişen goğüs ağrısı yakınmasıyla kalp yetersizliği bulguları olan olgularda uygulanması elzem bir yöntemdir. Kasık veya koldaki atardamardan kontrast bir madde verilerek filme alınır. Böylece kalbin kasılması, kapakçıkların açılması ve kapanması detaylı olarak incelenmiş olur.

    alıntı
#11.12.2015 14:23 1 0 0
  • kalp yetmezliğinin sebepleri - kalp yetmezliği nasıl oluşur - kalp yetmezliği belirtileri - kalp kriziBir pompa gibi çalışan kalp kan içindeki oksijeni vücudun bütün damar, doku ve organına taşır. Kalp yetmezliğinde ise kalp eskisi gibi, aynı verimle çalışamaz ve kanı her dokuya ulaştıramaz. Böylece hem kanın tam olarak dolaşmadığı dokularda çeşitli hasarlar oluşur hem de kan akımının azalması nedeniyle kalp kendini besleyemez hale gelir.

    Dokulara yeterli kan ulaşmadığı için oksijen de ulaştırılamaz. Kan akımındaki yetersizlik sonucu kan damarlarda birikmeye başlar. Kalp kası zayıflar, böbrek su ve tuz tutmaya başlar. Böylece ekstremitelerde (kol, bacak) ve karaciğer, akciğer gibi organlarda sıvı birikimi görülür.

    Kalp yetmezliğinin çeşitli nedenleri vardır ancak başlıca neden kalbin kendini besleyememesi sonucu zayıf düşmesidir. Bu damarsal anomaliler çeşitli genetik hastalıklardan yüzünden olabildiği gibi hiperlipidemi (kan yağlarının yükselmesi) ya da diyabet gibi tüm doku ve organlara çeşitli hasarlar veren metabolik hastalıklar yüzünden de olabilir.

    İskelet kaslarını etkileyen çeşitli kas hastalıkları da (müsküler distrofiler gibi) kalp yetmezliğine neden olabilir. Bir diğer önemli etken ise hipertansiyon (tansiyonun aniden yükselmesi) durumudur. Kalp kapakçıklarındaki herhangi bir sorun da ileriki dönemde kalp yetmezliğine neden olabilir.

    Damar sertleşmesi (ateroskleroz) sonucu damarların esnekliklerini kaybetmeleri bir diğer nedendir. Sertleşmiş bir damara kan pompalamak zordur kalp kanı yeterince pompalayamaz hale gelir ve dokularda ödem oluşur.

    Enfeksiyöz durumlar, kalp zarındaki iltihap (perikardit) ya da Streptokok bakterilerinin kalp kapakçıklarına yerleşerek oluşturduğu iltihabi tablo da kalp yetmezliğine neden olabilir. Hormonal etmenler arasında ise tiroid bezinden fazla miktarda hormon salgılanması sayılabilir. Bunun sonucunda kardiyomiyopati görülebilir.

    Kalp krizlerinin olası nedenlerinden biri kalp damarlarındaki tıkanıklıktır. Bu tıkanıklık zamanla o damarın beslediği kalp dokusunun belirli noktalarının ölmesine neden olur. Alkol, sigara gibi damarları ve dokuları tahrip eden, damar geçirgenliğini bozan maddelerin kullanımlarının da bu tablonun oluşmasında etkisi büyüktür.

    Risk grubundaki kişilerin yaşam tarzlarını düzenlemeleri sigara ve alkolden uzak durmaları, tuz kullanımını azaltmaları, uykularına ve kilolarına dikkat etmeleri, spor yapmaları, stres yönetimini öğrenmeleri ve herhangi bir belirti durumunda bir uzmana başvurmaları gerekir.

    alıntı
#11.12.2015 14:21 1 0 0
  • ayak burkulmaları - ayak burkulmasına ne yapılır - evde ayak burkulması tedavisi - ayak burkulması tedavisiAyak burkulması kolay kolay geçen bir kas problemi değildir. Ayağın hassas yapısı sebebiyle burkulan kas bölgesinin bakıma ihtiyacı vardır. Burkulmanın iyileşme sürecini hızlandırmak ve ağrıyı azaltmak için bir kaç püf noktası bulunmaktadır.

    Burkulan bölgeyi sürekli sabit tutunuz. Bunun için herhangi ( gazlı ya da gazsız ) bir sargı bezini; ayağı sağlam bir şeklide sarana kadar ayağın etrafında sarınız. Ucunu bir çengelli iğne ya da yara bandı yardımıyla tutturarak sabitleyiniz. Bu işlem tek başına burkulmanın ağrısını hafifletmek için yeterli olacaktır; çünkü burkulan bölgenin hareket etmemesi, sabit durması gerekir. Fakat, doktorunuz burkulma için merhem ya da sürülebilen herhangi bir ilaç verdi ise sargı bezi ile burkulan bölgeyi sarmadan önce bu ilacı uygulamanız gerekir. İlacı burkulan bölgeye uyguladıktan sonra aynı şeklide sargı bezi ile ayağınızı sarma işlemine devam edebilirsiniz.

    Ayak burkulmalarına iyi gelen başka bir yöntem ise sıcak su tedavisidir. Bir sıcak su torbasını kaynamış ve dinlendirilmiş su ile doldurup burkulan bölgenizle temas halinde tutabilirsiniz. Burkulma ciddi seviyelerde ve ağrısı normal burkulmalara göre daha fazla ise bir leğen içerisine kaynamış ve bir süre bekletilerek ayağı yakmayacak sıcaklığa ulaşmış suyu koyup ayağınızı bu leğenin içerisinde en az 15 - 20 dakika bekletiniz. Bu işlemi günde en az 2 sefer yaparsanız burkulma kısa zamanda iyileşir ve ağrısı büyük ölçüde azalır. Sıcak su ile temas ettiği sırada dış etkenlere karşı bir ağrı oluşmuyorsa bir kalıp sabun ile burkulan bölgeyi ovalayarak içeriden yumuşatıp ayak burkulmasının çok hızlı bir şekilde düzelmesini sağlayabilirsiniz. Fakat; ayak burkulması akalarında dışarıdan doktor harici müdahale kalıcı hasarlara yol açabilir dolayısı ile de risklidir. Bu nedenle sabunla ovalama için önceden doktorunuza görünerek onay almanız gerekir.

    Ayağınıza yüzde yüz pamuklu, çok sıkı olmayan fakat ayağı saracak şeklide bir çorap giymeniz önerilir. Ayakkabılarınız içerisinden daha geniş kalıba sahip olanları giymelisiniz. Burkulma geçmediği sürece fazla ağır yük taşımamalı; uzun yürüyüşler yapmamalısınız.

    alıntı
#11.12.2015 14:18 1 0 0
  • mide bulantısı neden olur - mide bulantısına ne yapılır - mide bulantısı sebepleri - mide bulantısı nasıl geçer - mide bulantısına bitkisel çözümlerHer şeyden önce mide bulantısı tek başına bir hastalık olmadığını bilmelisiniz. Fakat mide bulantısı deyip geçmemek lazım; çünkü birçok hastalığın belirtilerinden biri olması mümkün. Uzun süren ve tekrar eden mide bulantıları bir hastalığın belirtisi olabilmekle birlikte tedavisi ve tanısı için doktora gitmek gereklidir. Ancak mide bulantısı karşılaşılan kötü bir görüntü, pis bir koku veya bizi rahatsız edebilecek bir durum (heyecan, korku, panik gibi)sonucunda da oluşabilir.

    Mide bulantısı neden olur?
    Mide bulantısının başlıca nedenleri, migren, gebelik, stres, kaygı, vertigo gibi rahatsızlıklardır. Geçici, altında bir rahatsızlık yatmayan mide bulantısını hafif yiyecekler yiyerek veya evde kaynatıp içebileceğimiz bir takım bitkilerle önleyebilirsiniz.

    Mide bulantısının nedenleri:

    Gıda zehirlenmesi
    Gebelik
    Ateşli bir hastalıkla birlikte bulanma
    Migren
    Fazla, ağır, ve yağlı yiyecek tüketimi
    Stres, heyecan, korku
    Bir rahatsızlık yüzünden kullanılan ilaçların yan etkisi

    Mide bulantısına iyi gelen yiyecekler:

    Kuru veya taze zencefil
    Nane
    Papatya
    Protein barındıran kuruyemişler

    Papatya
    Papatya

    Kuruyemiş
    Kuruyemiş

    Nane
    Nane

    Zencefil
    Zencefil


    Mide bulantısını geçirmede bitkisel yöntemler:
    *Nane limon çayı: herkes tarafından bilinen anneanne babaannelerimizden kalma bir yöntemdir nane limon çayı. Birkaç yaprak nane ve limonun bir arada 3-5 dakika kaynatılıp süzülmesi sonucu oluşan çayın içilmesimide bulantısına en iyi gelen yöntemlerden biridir bunun yanı sıra sadece nane yaprağı birkaç dakika çiğnenerek de mide bulantısı önlenebilir.
    *Su: mide bulantısı ve kusma sırasında mide de ki sıvı biteceği için mide bulantısı yaşanan dönem de sıvı tüketimi oldukça bol olmalıdır.
    *Zencefil: mide bulantısı sırasında midemize iyi gelebilecek otlardan biri de zencefildir. Yine nane limon çayı gibi taze zencefili kaynatarak oluşturduğumuz çay mide bulantısının başlıca düşmanıdır.
    *Papatya : taze toplanmış papatya çiçeğinin kokusu mide bulantısına iyi gelebileceği gibi kurutulmuş veya taze papatya yapraklarının kaynatılıp elde edildiği papatya çayı da mide bulantısına birebirdir.

    Bu çayların birini veya birkaçını uygulamanıza rağmen mide bulantınız hala geçmediyse mutlaka doktorunuza başvurmalısınız.

    Unutmayın!

    Uzun süren, sık sık tekrar eden, sabah tekrarlayan mide bulantıları gebeliğin, zaman zaman nedensiz ortaya çıkan mide bulantısı tansiyonun, yenen bir yiyecek sonrası ortaya çıkan bulantı ise gıda zehirlenmesinin habercisi olabilir.

    Hamilelikte mide bulantısına ne iyi gelir?

    Mideyi boş bırakmayın
    Bol bol sıvı tüketin
    Serin ve temiz hava olduğundan emin olduğumuz ferah bir odada dinlenin
    Yağlı ve kızartılmış yiyecekler yerine haşlanmış yiyeceklerle açlık hissini bastırın
    Protein barındıran ceviz, fındık, fıstık gibi kuruyemişler tüketin
    Bol su tüketin
    Taze meyve veya meyve suyu yemeyi tercih edin

    Alkol sonrası mide bulantısına ne iyi gelir?

    Bal
    Süt
    Beyaz ekmek

    Tekila lahmacun ikilisini bir arada tükettiyseniz, kaçınılmaz hazin sondur mide bulantısı. Bu muhteşem 3’lünün de fayda etmeyeceğini düşünüyorum. Hemen uyumak lazım .

    Olmadı, soda-limon-tuz karışımını içerek de alkol sonrası mide bulantısını geçirebilirsiniz.

    alıntı
#11.12.2015 12:34 1 0 0
  • göz yorgunluğu sebebpleri - göz yorgunluğu belirtileri - göz yorgunluğu etkenleri - bilgisar ve göz - göz egsersizleri - göz yorgunluğuna ne iyi gelirGöz Yorgunluğunun Belirtileri

    Yorgunluk
    Göz ağrısı
    Göz çevresinde ağrıma
    Bulanık görme
    Çift görme
    Baş ağrıları
    Yanma hissi
    Göz sulanması
    Göz kuruması
    Boyun ağrısı
    Işığa karşı hassasiyet artışı
    Kâğıda veya bilgisayar ekranına bakarken konsantrasyon bozukluğu
    Görüntüler arası ardışık görüntülerin belirmesi

    Göz yorgunluğuna ne iyi gelir

    Salatalık dilimlerini 15-20 dakika gözlerinizde bekletin. Daha sonra gözlerinize soğuk kompres yapın ve tekrar 10 dakika salatalık dilimlerini bekletin.

    2 adet çay poşetini demleyin ya da çay suyunu makyaj temizleme pamuğuna batırıp ılık sıcaklıkta gözlerinizde 20 dakika bekletin. Papatya çayı ve yeşil çayı da kullanabilirsiniz.

    1 damla lavanta yağı ile yarım litre damıtılmış suyu karıştırıp makyaj temizleme pamuğuna batırıp gözlerinizde yarım saat bekletin.

    Makyaj temizleme pamuğuna gül suyuna batırıp 20 dakika bekletin.

    Göz Yorgunluğu Tedavisi

    1. Göz Damlaları Kullanmak : Göz damlaları yorulan gözlerin nemlenmesini sağlar. Göz yorgunluğunuz varsa kitap okurken ve yoğun iş ortamlarında bu damlaları sık sık kullanabilirsiniz. Uzun süre odaklanmış bir şekilde kitap okunduğunda ya da bilgisayar ekranına bakıldığında gözler kurur bu nedenle göz damlalarının kullanımı önemlidir.

    2. Hayat Tarzında Değişiklikler : Orta derecede göz yorgunlukları her iki gözü bir süreliğine kapatıp dinlendirilerek geçirilebilir. Fakat gözleriniz gün boyu yorgun kalmışsa genel alışkanlıklarda bir takım değişiklikler yapmak gerekir:

    Odanın ışığı ve ekran kontrastı ayarlanmalı. Oda çok karanlık olursa kitap okurken ve ekrana bakarken gözler yorulur. Ekran kontrastı orta parlaklıkta bir oda ışığına göre ayarlanmalıdır.
    Gözlerle kitap veya ekran arasındaki uzaklık bir kol uzunluğunda olmalıdır.
    Ekrana uzun süre bakmak boyun ağrısına neden olur. Monitörün tam karşınızda olmasına özen gösterin.
    Kitap okuduktan ve bilgisayar kullandıktan sonra bulut ya da bir dağ gibi uzaktaki bir şeye bakın. Eğer odanızda pencere yoksa en azından odadaki en uzak objeye bakın. Gün içinde işiniz çok yoğun ise en azından ara ara boynunuzu esnetin ve bulunduğunuz yerdeki en uzak noktaya bakın. Bu hareketler göz kaslarınızın yorulmasını önemli ölçüde engelleyecektir.

    3. Göz Egzersizleri : Göz egzersizleri yorgun gözlerin rahatlamasını ve göz kaslarına daha fazla oksijen toplanmasını sağlar. Gözlerinizi gün içinde çok fazla odaklanmış halde kullanıyorsanız bu egzersizleri günde 2-5 kez yapın.

    Gözlerinizi geniş bir şekilde açarak sağa sola, aşağı yukarı oynatın ve bunu her defasında 10 kez tekrarlayın.
    Başparmağınızı gözünüzün karşısına 30 cm mesafede tutun. Parmağa 5 sn boyunca bakın ve daha sonra uzak bir objeye bakın. Bunu her defasında 5 kez tekrarlayın.
    Parmaklarınızı göz etrafında tutarak bu bölgeye yumuşak masaj yapın. Bu egzersizi de 5 kez tekrarlayın.
    Avuç içlerinizi birbirine sürtüp ısıttıktan sonra kapattığınız gözlerinizin üzerine koyun. Bu işlem göz etrafında kan akışını hızlandırarak göz kaslarının rahatlamasını sağlar.


    4. Bitkisel İlaçlar

    Sibirya ginsengi: Bu bitki mental fonksiyonları artırır ve viral enfeksiyonlara karşı etkilidir. Sibirya ginsengi özellikle günlük alınarak uzun süreli kullanımlarda etkilidir. Kapsül formu kullanılmalıdır.

    Yaban mersini: Günde 3 kez yaban mersini kapsülü alınarak göz yorgunluğunu tedavi etmek ve görüntüyü zenginleştirmek için etkilidir.

    Meyan kökü: Anti-enflamatuar özelliğiyle göz yorgunluğuna iyi gelir. Çay olarak içilmeli ve 6 haftadan fazla kullanılmamalıdır.

    Astragalus: Astragalusun bağışıklık güçlendirici, enerji verici ve yorulan kasları dinlendirici özelliği vardır.

    alıntı
#11.12.2015 12:29 1 0 0
  • duygusal çöküş nedir - duygusal çöküşle başetmenin yolları - üzüntülerle başedebilmekBazen sizi üzen duygularla; rahatlıkla, üzüntünün veya kızgınlığın üstesinden gelerek başa çıkarken; bazen de bu duyguları o kadar derin yaşarsınız ki, çöküşü kimse engelleyemez.

    Kendinizi size üzüntü veren durumdan soyutlayın. Onlar, sizin çöküşünüz için adeta katalizör gibidirler. Sizi üzen ve çöküşünüze neden olan duyguyu sürekli hissetmediğinizden emin olabilmek için; o katalizörden fiziksel olarak uzaklaşın ya da beyninizden tümüyle atmaya çalışın. Örneğin; eğer bir arkadaşınızla kavga ettiyseniz, bu arkadaşınızın bulunduğu yeri hemen terk edin.

    Oturun ve kendinizi rahatlatmaya çalışın. Üzüntünün bir sonucu olarak; hızlı hareket etmekten, sürekli fiziksel bir aktivite yapmaya çalışmaktan kaçının. Bunun yerine, kendinizi oturmaya ve derin nefesler almaya zorlayın. Dilerseniz 10’dan geriye doğru sayın ya da sadece beyninizi boşaltın.

    Güvenebileceğiniz birine gidin ve yardım isteyin. Bir arkadaşınızı veya ailenden birini arayın ve desteğine ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Neyin sizi üzdüğünü ve şu an nasıl hissettiğinizi bu kişiye anlatın. Bu kişi, sizi rahatlatmaya çalışabilir, size her şeyin iyi olacağını hatırlatabilir ya da belki sizin zaten bildiğiniz ama bu hassas döneminizde sizi yatıştıracak şeyler söyleyebilir.

    Eğer bu üzüntülü haliniz geçmiyor gibiyse, tıbbi bir yardım alabilirsiniz. Eğer atlatabilirseniz kendiniz atlatmaya çalışın ama mümkün değilse ve bir türlü sakinleşemiyor ya da normal mutluluk düzeyinize dönemiyorsanız; bir ruh sağlığı pratisyeninden ya da kendi hekiminizden yardım alın. Eğer duygusal çöküşünüz ağırsa, sizin kendi kendinize atlatamayacağınız bir durum söz konusu olabilir.


    alıntı
#09.12.2015 16:42 1 0 0
  • zayıflatan kürler - zayıflama diyetleri - kilo verdiren kürlerFazla kilolar günümüzde birçok insanın başlıca problemleri arasındadır. Sağlıklı ve yeterli beslenmeye ek olarak düzenli spor yapılmaya başlanmasıyla zayıflamak için de bir adım atılmış olur. Bunların yanı sıra herkesin kolaylıkla bulabileceği malzemelerle evde kürler hazırlanarak yağ yakımına destek olunabilir.

    Limonlu Yoğurt Kürü

    Kür hazırlanırken yarım yağlı yoğurt tercih edilmelidir. Yarım limonun suyu, 3 yemek kaşığı yarım yağlı yoğurt, 1 çay kaşığı pul biber (Biber sevmeyenler zencefil ya da zerdeçal tercih edebilir) bir kabın içerisinde karıştırılarak kür hazırlanır. Her gece yatmadan yarım saat önce tüketilir. Bu karışımı yedikten sonra başka bir şey tüketilmemelidir. Kür 2 hafta boyunca düzenli olarak yapıldıktan sonra fark görülecektir. Ödem söktürücüdür. Tatlı isteğini karşılar.

    Susam Yağı Kürü

    300 gram susam yağı, 2 su bardağı kil, 3 yemek kaşığı bal, 1 çorba kaşığı biberiye yağı bir kapta karıştırılır. Karın ve basen bölgesine masaj yaparak sürülür ve streç filmle bölge sarılır. 30 dakika bekletildikten sonra çıkartılır. Haftada 3-4 kez uygulamak daha hızlı sonuç almaya yardımcı olacaktır.

    Lahana Kürü

    Kısık ateşte kaynamakta olan suya 6-7 adet lahana atılarak kapağı kapalı şekilde 10 dakika kaynatılır. Sabah, akşam olmak üzere 5 gün devam edilir, 5 gün ara verilir. 3 haftanın sonunda selülitlerin giderilmesi, kan dolaşımının hızlanması ve toksinlerin atılmasının kolaylaştığı görülebilir.

    Maydanoz Kürü

    Maydanoz kürü etkili bir ödem attırıcıdır. Saplarıyla birlikte 20-25 adet maydanoz havanda ezilir. Üzerine yarım limon sıkılır ve iyice karıştırılır. Sabah kahvaltısından yarım saat önce tüketilmelidir ve üzerine bir bardak su içilmelidir. 15 gün ara vermeden içildikten sonra bir hafta ara verilmelidir. Aradan sonra tekrar devam edilmelidir.

    Hurmalı Yoğurt Kürü

    Bir kase yoğurdun içerisine 3 adet küçük küçük doğranmış hurma ilave edilir. Bir çay kaşığı toz tarçın eklenerek iyice karıştırılır. Sabah kahvaltısından bir kaç saat sonra azar azar yenilir.

    Soğan Suyu Kürü

    6 adet orta boy soğanın yanına alternatif yarımşar kilo iki farklı sebze türü yağsız et suyu ile kaynatılır. Çorba kıvamında olmasına özen gösterilmelidir. Günde 3 öğüne ek olarak tüketilmelidir. Soğan suyu vücuttaki yağlanmayı azaltır.

    alıntı
#30.11.2015 15:18 1 0 0