BiR-DOST

BiR-DOST

Admin
13.01.2008
Genel Kurmay Başkanı
525.784
Hakkında

  • zayıflama önerileri - zayıflatan içecekler - yeşil çay ile zayıflamak - zayıflama diyetleriFazla kilolarıyla mücadele edenler için kilo vermeye yardımcı olan içeceklerin tüketimi de diyet sürecinde önemli bir yer kapsar. Ancak dengeleyici ve besleyici bir diyet ve egzersiz programı ile birleştirilerek tüketilebilecek yağ yakmayı hızlandıran içecekler metabolizmayı da harekete geçirici etkisi bulunduğu için dikkatli bir şekilde tüketilmelidir.

    Su: Vücut için temel gereksinimler arasında yer alan su, birçok faydası yanında kilo vermek konusunda da etkili içecekler arasındadır. Uyanır uyanmaz, sabah aç karnına içilecek bir bardak su, iç organları harekete geçirmesi yanında yemeklerden 15 dakika önce alınarak da tokluk hissi verir. Bu şekilde iştahın kesilmesine yardımcı olur. Ayrıca yağ yakımını en üst seviyelere taşıyan su, metabolizmayı da güçlendirici etkiye sahiptir. Özellikle buz gibi soğuk su tüketiminin kilo vermeye etkisi, yaklaşık bir saat boyunca sürecek şekilde normal sıcaklıkta tüketilen sulardan % 4.5 oranında daha fazladır. Günde en az 8-10 bardak soğuk su içilmesi 250-500 kalori yakılmasında yardımcı olur.

    Yeşil Çay: Sağlıklı bir içecek olarak yeşil çay, kilo verme konusunda da başlı başına etkili içeceklerden biridir. Sağlıklı bir diyet programı ile etkili kilo verme konusunda destekleyici bir güç olan yeşil çay metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımına yardımcı olur. Ayrıca, iştahı bastırmak konusunda faydası bulunan yeşil çay, bağırsakları çalıştıran ve kalori seviyesini dengeleyen bir içecektir. Aşırı tüketimi sağlık açısından uygun bulunmayan yeşil çay, kilo vermek amaçlı kullanıldığında her öğünden 15 dakika sonra olmak üzere günde 3 kere tüketilmelidir.

    Kahve: İçeriğinde bulunan kafein ile metabolizmayı hızlandıran kahve, kalori yakımına yardımcı olur ve geçici olarak iştahı bastırır. Ancak kahvenin tüketiminde dikkatli davranılmalı ve fazla tüketilmemelidir. Günde içilecek bir fincan kahve kilo verme açısında yeterlidir.

    Yağsız Süt: Sağlıklı bir beslenme planının bir parçası olarak uygulanabilecek olan yağsız süt, vücudun kalsiyum ihtiyacını karşılar ve aynı zamanda yağ hücrelerini daha hızlı parçalayarak kilo kaybını hızlandırmak konusunda yardımcı olur.

    Sebze Suları: Turpgiller familyasından lahana, brokoli ve karnabahar gibi yağ yakımını hızlandırıcı sebzelerin suları ayrıca vücudu toksinlerden arındırıcı etkiye sahiptir. Meyve sularının aksine çok fazla kalori barındırmayan sebze suları sindirim sistemine de faydalıdır.

    Meyve Suları: Vitamin ve protein kaynağı olan meyve suları arasında tüm meyve sularının yanında özellikle armut ve kızılcık suyu, vücudun yağ yakılmasında etkilidir. Özellikle ıspanak, brokoli, kereviz veya maydanoz gibi çiğ sebzelerle hazırlanan smoothieler sindirim sisteminin geliştirici ve yağ yakma enzimlerini arttırıcı yapıya sahiptir.

    alıntı
#30.11.2015 15:16 1 0 0
  • polikistik over sendromu nedir - polikistik over sendromunun nedenleri - polikistik over sendromunun belirtileri - polikistik over sendromunda beslenmePolikistik Over

    Kelime olarak ;

    Poli: Latince; çok sayıda anlamındadır.

    Kistik: Kist içeren

    Over: Yumurtalık dokusu anlamına gelmektedir.

    Polikistik over sendromu;

    Adet düzensizliği

    Şişmanlık

    Tüylenme

    Kısırlık gibi belirtileri de kapsayan hormonal bir bozukluktur.

    Polikistik Over Sendromu belirtileri;

    Testosteron (erkeklik hormonun) yüksekliği

    İnsülin yüksekliği

    Prolaktin yani süt hormonunda yüksekte belirtileri arasında yer almaktadır.

    Bu hormon bozuklukları uzun dönemde kadınların sağlığında olumsuz etkileri olmaktadır.

    Polikistik Over Sendromu ile yaşamak

    Polikistik Over Sendromu olan kadınlar bu hastalıkları ile ömür boyu yaşamak zorundadırlar. Bu nedenle yaşam tarzınızda yapacağınız ufak değişiklik ve kararlılıklar sayesinde aslında kendinizi iyileştirdiğinizi göreceksiniz.

    Düzenli egzersiz: Tek başına egzersiz kilo vermede faydalı olamayacağı gibi diyet ile beraber sürekliliği sağlanmalıdır. Kendinize fırsat yaratarak yapabileceğiniz 1 saatlik yürüyüşler sayesinde günlük egzersiz ihtiyacınızı karşılayabileceksiniz.

    Diyet: Polikistik Over Sendromu'lu kadınların dengeli beslenmek adeta yaşam tarzları haline gelmelidir.

    Dengeli beslenme ile ilgili küçük tüyolar;

    Sebze, meyve, kepekli tahıllar, baklagiller, süt, peynir, yoğurt ve yağsız et tüketilmelidir.

    Kepekli, yulaflı ekmeklerin, tam tahıllı kahvaltılık gevreklerin tercih edilmesi günlük posa tüketiminizi artırmanıza yardımcı olacaktır.

    Mevsimine göre de balık tüketilmesi oldukça sizlere fayda sağlayacaktır.

    Hazır gıdalar, işlenmiş etler, kızartmalar, şerbetli tatlılar, hamur işleri tüketmemeye özen gösterilmelidir.

    Kilo vermeyi de zorlaştıran ve gebelik şansını azaltan bu hastalığın maalesef ki kesin bir tedavisi olmamakla birlikte hastalığın en büyük düşmanı da sağlıklı beslenmemek ve günlük egzersizlerimizi yerine getirmemektir.

    Bu nedenle yapılan araştırma sonuçları, % 5-10'luk kilo kaybı ile bir şekilde yumurtlama ve gebelik şansımızın arttığını ortaya koymaktadır.

    Hayatınızda yapacağınız küçük değişiklikler ile birlikte biz kadınlar Polikistik Over ile de başa çıkabiliriz.

    alıntı
#30.11.2015 14:35 1 0 0
  • kış hastalıklarından korunmanın yolları - kışın sağlıklı beslenmek - kış meyveleri - kışta dengeli beslenmeKış geldi mi hastalık sezonu açılır. Bazen hafif bir şekilde atlatırız hastalığı, bazen de yatak döşek 40 derece ateşle günlerce yatarız. Kışın hasta olmamızda soğuk hava kadar doğru beslenmemek ya da mevsime göre giyinmemek gibi etkenler de büyük rol oynuyor. Peki kışın hasta olmamak için ne yapmalıyız, kendimizi nasıl korumalıyız?

    Öncelikle yapmamız gereken şey, havaya göre giyinmektir. Her kıyafetin bir mevsimi var. Örneğin, bir gömlekle üstüne ince bir hırka giyip de dışarı çıkarsak hasta olmak kaçınılmazdır. Kışın soğuklarda sıcak tutacak yünlü kumaşları tercih etmek daha mantıklı olacaktır.
    Su içmenin aslında mevsimi olmaz; ama kışın da yeterli derecede su içmemiz gerekmektedir. Su içmenin yanı sıra meyve suyu ve bitki çayları gibi başka sıvılar da tüketilebilir; ancak en iyisi su içmek olacaktır. Çünkü su, vücudumuzu temizlememize yardımcı olan bir içecektir.
    Kışın bizi hastalıklardan koruyacak en önemli etken ise dengeli beslenmektir. Özellikle çok sık meyve ve sebze tüketmek gerekmektedir. Örneğin, portakal ve mandalina gibi C vitamini deposu olarak bilinen meyveler bol bol yendiği takdirde mikropların vücudumuzu ele geçirmesi çok zor olacaktır. Portakal ve mandalina dışında kivinin de bolca C vitamini barındırdırdığı söylenmektedir. Bu nedenle kivi tüketmek de vücudumuzu mikroplardan koruyacaktır. Sebze olarak da ıspanak, pırasa gibi kış sebzelerini yemekte fayda var.
    Kış hastalıklarından korunmanın bir yolu da havasız ve kuru ortamlarda fazla kalmamaktır. Ofisinizi ve gündüz evinizdeki pencereleri açarak odalarınızı havalandırmanız iyi olacaktır. Bunun yanı sıra, gece uyurken evinizde buhar makinesi varsa makineyi çalıştırmanız da ortamın nemlenmesi açısından yararlı olacaktır. Ayrıca hasta olan biriyle zorunlu kalmadıkça yakın temasta bulunmamak gerekir. Hasta olan kişinin de öksürürken ya da hapşırırken ağzını ve burnunu kapatmak konusunda hassasiyet göstermesi gerekmektedir.
    Yukarıda bahsedilenler dışında bir de grip aşısı yaptırmayı deneyebilirsiniz. Ancak bazen ne yazık ki aşının da faydası olmayabiliyor. Çünkü birkaç kez yaptırıldıktan sonra vücudun aşıya karşı da bağışıklık kazandığı ve aşı yaptırılsa bile bunun bir faydasının olmayacağı söylenmektedir.

    alıntı
#30.11.2015 14:29 1 0 0
  • şişkinlik sebepleri - mide şişkinliği - midede gaz - şişkinlik yapan yiyecekler - şişkinlik nasıl azaltılırŞişkinlik hissi pek çok insanı gündelik hayatta etkileyen bir sorun. Gazlı içeceklerden tuzlu yiyeceklere, gün içerisinde tükettiğimiz pek çok gıda ürünü bu sorunun başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Peki, şişkinlik problemi yaşayanların beslenirken nelere dikkat etmesi gerekiyor?

    Günlük beslenme rutinimizde bilinçsizce tükettiğimiz bazı yiyecekler midede hazımsızlık, vücutta su toplanması gibi olumsuz etkiler yaratarak şişkinlik problemi yaşanmasına neden olabiliyor. Şişkinlik problemiyle sık karşılaşanların beslenme içeriklerine dikkat edebilmeleri açısından hangi gıdaların vücut üzerinde nasıl etkileri olduğu konusunda bilgi sahibi olmaları yararlı olabilir.

    Gıdaların şişkinlik problemiyle ilişkisi açısından fikir edinmek için aşağıdaki bilgilere göz atabilirsiniz.

    Şişkinliği Tetikleyen Olası Besinler:

    Süt ürünleri: Uzmanlar süt ya da peynir, yoğurt, dondurma gibi süt ürünlerini tüketmenin şişkinlik problemine neden olabileceğini belirtiyorlar. Laktoz duyarlılığı olanların, badem, hindistan cevizi ve pirinç sütü gibi bitkisel içerikleri tüketmelerinin daha yararlı olabileceği biliniyor.

    Meyve ve sebzeler: Elma, armut, muz, kuru üzüm, kuşkonmaz, brüksel lahanası, lahana, brokoli gibi bazı sebzelerin, sindirim sırasında parçalanması zor olan kompleks nişasta ve şeker içerdikleri biliniyor. Aslında bunlar günlük diyet için oldukça önemli ve listeden çıkarılması zor olan besinler. Dolayısıyla şişkinlik sorunuyla karşılaşmamak için bu sebzeleri kolayca sindirmenize yardımcı olacak şekilde, pişirerek tüketmeye çalışın. Meyveleri de küçük porsiyonlara bölerek yiyebilirsiniz.

    Fasulye türleri: Vücudumuz tarafından normalde sindirilemeyen bir şeker türü olan oligosakkarit içerdikleri için fasulye türleri, tüketildikten sonra kalın bağırsağa ulaştığında, burada bulunan bakteriler tarafından tüketilerek şişkinliğe sebep olabilirler. Pişirilmeden önce kuru fasulyenin suda bekletilmesinin nedeni de bu aslında. Fasulyenin suda beklediği zaman besin değerini kaybetmediği; ama şişkinliğe neden olan oligosakkaritlerin miktarında azalma olduğu biliniyor.

    Sakız: Şişkinlik sorunu yaşamaya neden olan şeylerden biri de sakız çiğnerken yuttuğumuz bir miktar havadır. Uzmanlar, şekersiz sakızların içeriğinde bulunan sorbitol ve ksilitol gibi bazı maddelerin bağırsaktaki bakteriler tarafından fermente edildiğini ve daha fazla şişkinliğe sebep olabileceğini belirtiyorlar.

    Yağlı besinler: Yağlı besinlerin sindirimi yavaşlattığı ve bu nedenle şişkinliğe neden olabildiği biliniyor.

    Yapay Tatlandırıcılar: Gazlı içecekler, sakızlar ve şekerlerin yanı sıra pek çok hazır gıda ürününde ve düşük kalorili diyet ürünlerde de bulunan yapay tatlandırıcıların vücut tarafından sindirilemediği biliniyor.

    Baharatlı besinler: Bu tür besinler de mide asidini tetiklediği için şişkinlik sorununa yol açabiliyor.

    Şişkinliği Azaltmaya Yardımcı Olan Besinler:

    Yabanmersini: Doğal idrar söktürücü özelliği olduğu ve fazla sıvıyı dışarı atmaya yardımcı olduğu biliniyor.
    Zencefil: Ödem giderici özelliğiyle biliniyor.
    Yeşil çay: Metabolizmayı hızlandırıcı ve ödem giderici etkisi bulunuyor.
    Salatalık: Midedeki şişkinliği azaltmada yardımcı olduğu biliniyor.
    Tam tahıllar: Gluten duyarlılığı yaratmalarını bir tarafa bırakırsak yüksek oranda lif içerdikleri için sindirim açısından yardımcıdırlar.
    Su: bağırsaktaki besinlerin hareket etmesini sağlayarak sindirim sürecine yardımcı olur.
    Elma sirkesi: mineraller ve potasyum açısından zengin olduğu için besinlerin sindirilmesine yardımcı olur.
    Ananas: ‘Bromelain’ adı verilen bir enzim içerdiği için sindirim sürecine yardımcı olduğu biliniyor.

    alıntı
#30.11.2015 14:25 1 0 0
  • şeker hastalığı - diyabet nedir - diyabet nasıl oluşur - insülin hormonunu üretmemesi - pre diyabetPankreasın beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonunu üretmemesi ya da yetersiz üretmesi, ürettiği insülin hormonunu etkili bir şekilde kullanamaması sonucu ortaya çıkan diyabet ciddi bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla kalıtımsal olmakla birlikte çevresel faktörlerin etkili olduğu hastalık, kontrol altına alınmaması durumunda kandaki glukoz seviyesinin yükselmesine neden olur. Ömür boyu süren diyabet, uzun dönemde doku ve organların hasarına yol açması nedeniyle önemli rahatsızlıklar arasındadır.

    Diyabetin belirgin olarak iki tipi mevcuttur. İnsülinin pankreasta hiç üretilmediği ya da çok yetersiz bir şekilde üretildiği diyabet rahatsızlığı tip 1 diyabet olarak belirtilir. Herhangi bir yaşta ortaya çıkması söz konusu olan tip 1 diyabeti, daha çok çocukluk ve gençlik dönemlerinde görülür. Tip 1 diyabetinde tedavi amaçlı kandaki glukozu kontrol etmek için mutlaka insülin enjeksiyonu ya da pompası kullanılmak zorundadır.

    Diğer bir diyabet tipi insülin direnciyle karakterize edilen tip 2 diyabetidir. Dünyada en çok görülen ve diyabet rahatsızlığında yaklaşık %90’lık bir bölümü oluşturan bu tip diyabette insülinin yeterli bir şekilde salgılanmasına rağmen vücut insülin hormonunu tam olarak kullanamaz. Daha çok ilaç yanında egzersiz ve diyet yöntemi ile tedavi yolunan gidilen tip 2 diyabetinde vücudun insülin salgılaması sebebiyle enjeksiyona ya da pompaya çok fazla gereksinim duyulmaz. Yaygın olarak 45 yaş üstünde görülen tip 2 diyabeti, yanlış beslenmenin sonucu olarak daha erken yaşlarda da ortaya çıkabilir.

    Ayrıca hamilelik döneminde geçici olarak yaşanan ve ileriki dönemlerde tip 2 diyabet riskini ortaya koyan “Gestasyonel Diyabet” ile, kimi çocuklarda tip 1 ve tip 2 diyabetinin bir arada görüldüğü “Hybrit” diyabet tipleri söz konusudur.

    Hastalığın en çok görülen belirtileri arasında ağız kuruluğu ve anormal derecede susama ile sık idrara çıkma yer alır. Diğer belirtileri ise, özellikle kol ve bacaklarda belirgin yorgunluk ve enerji kaybı, sürekli açlık duygusu, zor kapanan yaralar, ani kilo kaybı, görmede bulanıklık ile yinelenen enfeksiyon rahatsızlıklarıdır. Her iki tip diyabette hastalık belirtileri aynı şekildeyken tip 2 diyabetinde belirtilerin belirgin bir şekilde ortaya çıkması daha düşüktür. Bu nedenle genellikle tip 2 diyabetlerinde ilk dönemlerde hastalığın teşhisini koymak zordur.

    Ayrıca kan şekeri yüksek olmasına rağmen şeker hastalığı konamayan durumlarda gizli şeker olarak bilinen pre-diyabet durumu söz konusu olabilir. Gizli şeker, glukoz toleranslarının bozulması sebebiyle glukoz yüklemesini takip eden süreçte ortaya çıkan değerler sonucunda belirlenir. Diyabet hastalığında teşhis daha çok açlık kan şekerinin ölçümü ve oral glikoz tolerans testi (OGTT) ile konur. OGGT özellikle gizli şeker rahatsızlığının belirlemekte etkilidir.

    Diyabet kronik bir rahatsızlık olarak ömür boyu süren ve sürekli kontrol altında tutulması gereken bir hastalıktır. Hastalıkta gerek diyet ve egzersiz gerek ilaç kullanımında gerekli özen gösterilmesi durumunda kardiyovasküler hastalıklara, böbrek yetmezliğine, sinir hastalığına ve körlüğe sebep olabilir.

    alıntı
#30.11.2015 14:20 1 0 0
  • diş ipi kullanımı - diş ipi nasıl kullanılır - mumlu diş ipleri - ortodontik diş ipleriAğız bakımı için en sık kullanılan malzemeler diş fırçası ve diş macunudur. Ancak etkili bir ağız bakımı için bu malzemeler tek başlarına yeterli değildir. Tam bir bakım için diş fırçası ve diş macununun yanında diş ara yüz fırçası, ağız gargarası ve diş ipi gibi malzemelere de ağız ve diş temizliğinde yer verilmelidir. Bunlar içerisinde özellikle diş ve dişeti arasında kalan artık maddeleri ve bakteri plağını en etkili şekilde temizleyenin ise diş ipi olduğu söylenebilir. Naylon, mumlu, mumsuz, ortodontik ve çatal gibi çeşitleri bulunan diş iplerinin doğru kullanımı için bazı noktalara dikkat edilmelidir.


    Genel Diş İpleri: Naylon, mumlu ve mumsuz gibi diş ipi çeşitlerinin kullanımları aynı şekilde olup bu diş iplerinin sadece içeriklerinde farklılık vardır. Bu tür diş iplerinin kullanımında öncelikle 45-50 cm kadar diş ipi kopartılır. Kopartılan diş ipinin büyük bölümü her iki elin orta parmaklarına dolanır. Üst çenedeki dişler temizlenirken başparmaklardan, alt çenedeki dişler temizlenirken de işaret parmaklarından destek alınır. Orta parmaklara dolanan diş ipinin 2,5-5 cm’lik bölümü destek parmakları arasında bırakılır ve temizleme işlemine başlanır.

    Temizlik esnasında diş ipi, diş kenarında yukarı-aşağı hareket ettirilir. Bu hareket sırasında diş ipinin dişeti çizgisini geçmesine dikkat edilmeli, ipin ilerlemesinin durduğu yerde de diş ipi aynı şekilde aşağıya doğru hareket ettirilmelidir. Diş ipi bu şekilde yavaş ve nazik hareketlerle, zigzaglar yaparak tüm dişlerin her iki kenarında yukarı-aşağı doğru hareket ettirilmeli ve dişlerin yan yüzeyleri ile diş ve dişeti aralarında kalan kısımlar iyice temizlenmelidir. Yeni dişin temizliğine geçildiğinde ise parmağa dolanan diş ipinin temiz bölümleri kullanılmalıdır. Bu şekilde son dişlerin arka kenarları dahil olma üzere tüm dişlerin temizliği yapılmalıdır.

    Çatal Tip Diş İpleri: Son dönemlerde kullanımı yaygınlaşan çatal tip diş ipleri kürdana benzeyen ve ucunda yaklaşık 1 cm boyunda diş ipi bulunan plastik araçlardır. Tek kullanımlık bu araçlar daha çok parmaklarına diş ipi dolamak istemeyenler tarafından tercih edilir. Bu araçlar parmağa dolama hariç normal diş ipleri gibi kullanılır. Ancak bu tip diş ipleri kullanılırken her yeni dişte yeni bir çatal kullanılmalıdır.

    Ortodontik Diş İpleri: Dişlerinde diş teli gibi diş aparatları bulunanların normal diş iplerini kullanmaları mümkün olmayabilir. Bu durumda ortodontik olarak adlandırılan ve bir uçları sertleştirilmiş olan diş ipleri kullanılabilir. Bu tip diş ipleri sertleştirilmiş uçları sayesinde diş teli ile dişeti çizgisi arasındaki bölümden olacak şekilde dişler arasından geçirilir. Bu aşamadan sonra ortodontik diş ipi, diş aparatlarına zarar vermeyecek şekilde normal diş ipleri gibi kullanılır.

    Diş aparatları ile birlikte diş ipi kullanımının diğer bir yöntemi de diş ipi iğnesi kullanmaktır. Bu yöntemde diş ipi, özel bir iğne yardımıyla dişlerin arasından geçirilir. Diş ipi iğne yardımıyla uygun şekilde dişler arasından geçirildikten sonra da normal şekilde diş temizliği yapılır. Bu uygulama ortodontik diş iplerinin kullanımına oldukça benzer.

    alıntı
#30.11.2015 14:15 1 0 0
  • yüzde oluşan kistler - yüzdeki kistlerin sebepleri - kist tedavisi - yüz kistiSıkça görülebilen bir hastalık türü olan yüz kisti, kapalı doku hücresinde meydana gelen sıvı veya sarımsı irinlerle dolu kanserojen olmayan doku rahatsızlıklarıdır. Bu kist türü, yüz dokusunda nohut büyüklüğünde birçok hücrenin bir araya gelmesiyle oluşabilir. Salgı bezlerinin tıkanması nedeniyle deride oluşan yağ enfeksiyonlarından dolayı meydana gelir.

    Yüzde oluşan kistin başka bir insana bulaşması gibi bir durum söz konusu değildir. Kistin uzun süre geçmemesi durumunda doktora gidilmeli ve tedaviye başlanmalıdır. Yüz kisti, bir ağrıya neden olmasa da dokunulduğunda acı verebilir. Yüzdeki kistin sıkılması ve içerisindeki irinin etrafa yayılması durumunda kist diğer bölgelere bulaşabilir.

    Yüz kistinin meydana gelmeden önce bir ağrı yapması genelde en fazla görülen belirtidir. Küçük kızarıklıklarla görülen bu hastalık zaman içerisinde bu bölgenin daha fazla kızarması ve büyümesi ile devam eder. Kistlerin içerisindeki yağ bezesi elle birlikte dışarıya çıkarılamaz. Yağ tabakasını andıran yapısı ile birlikte genel olarak kendiliğinden geçmesi mümkündür. Ancak büyük kistlerin ve uzun süreli görülen yağ tabakalarının uzmanlar tarafından tedavi edilmesi gerekir.

    Yapılan ilk kontroller sonucunda yüz bölgesinde meydana gelen kistte nasıl bir yaklaşım uygulanacağına karar verilir. Doktorlar genel olarak yüzdeki kistin içerisinde bulunulan yağ tabakasının dışarıya çıkarılması yöntemini seçer. Bu işlemde tıbbi bir cihaz yardımıyla kistin olduğu bölge uyuşturulur ve kist delinir. Bu işlem esnasında hastanın ağrı yaşaması söz konusu olabilir. Yüzde görülen kistin çok büyük olması durumunda bu bölgeye kortizon ilacının enjekte edilmesi yöntemi uygulanır. Enjeksiyon yapılan kistin tedaviye cevap verebilmesi için bir süre beklemek gerekir. Daha sonraki aşamada bu bölge kist ilacı ile temizlenir ve hastanın tedavisi tamamlanmış olur.

    Dışarıya çıkartılan yağ tabakasına rağmen kistin kendisini yenilediği durumlar da görülmüştür. Bu durum nadir olarak yaşanır. Böyle vakalarda ilaç ve krem tedavisine başlanabilir. Enjeksiyon yapılan kistlerin kendisini tekrar etmesi durumunda da aynı yöntem tekrar uygulanabilir. Kendisini sürekli olan tekrar eden kistlerin cilt kanseri oluşturma tehlikesi vardır. Bu gibi durumlarda farklı tetkiklerin ve tedavilerin uygulanması gerekir.

    alıntı
#30.11.2015 14:06 1 0 0
  • dijital ortam bağımlılığı,dijital ortamın zararları - bilgisayar bağımlılığıBirmingham Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre arama motoru ve dijital ortamlara bağımlılık hafızayı zayıflatıyor.

    Bilgisayar kullanımına ve arama motorlarına aşırı bağımlılığın, hafızayı zayıflattığı bildirildi.

    Birmingham Üniversitesinden Maria Wimber ve ekibinin yaptığı araştırma çerçevesinde İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Lüksemburg'da yaşayan 6 bin yetişkinin hafızayla ilgili alışkanlıkları incelendi.

    Araştırma, çok sayıda kişinin, bilgiyi anımsamak için bilgisayarlara başvurduğunu, çocukken kullanılan telefon numaralarını hatırlarken, iş yerlerinin ya da aile üyelerinin telefon numaralarını hatırlayamadığını ortaya koydu.

    alıntı
#22.11.2015 17:53 1 0 0
  • çorapla yatmanın zararları - çorapla uyumak - çorapla yatağa girmek - çorapla uyumanın tehlikeleriÇorapla yatmak, çorap lastiklerinin uzun süre baskısı sonucu 'periferik' dolaşımı olumsuz etkiler, yani o bölgedeki kan dolaşımını bozar.

    Çorapla yatmak, çorap lastiklerinin uzun süre baskısı sonucu periferik dolaşımı olumsuz etkilediği gibi deride mantar enfeksiyonlarına da sebep olabiliyor.

    Kan dolaşımının bozulması ayakta morarmalara, derinin kurumasına ve uzun vadede tırnaklarda şekil bozukluklarına bile neden olabilir.

    Çorapla yatağa girmek ayrıca terlemeye ve ayakların havasız kalmasına yol açacağından ayakta mantar enfeksiyonlarına sebep olabilir.Çorapla yatmanın ortaya çıkaracağı bir diğer sorun da ayakta çıkabilecek egzamalardır.

    Çorapta kalan deterjan artıkları uzun temas sonucu irritan dermatitlere ya da alerjik dermatitlere neden olup ayakta kaşıntı, kızarma, kepeklenme gibi şikayetler yaratabilir, ayrıca deride kurumayla birlikte kaşıntılara neden olabilir. Bu yüzden gece yatarken çorapların çıkartılmasını deri ve ayak sağlığı açısından son derece önemlidir. Ayakkabılar, ayağı terletmeyen, pamuklu çoraplarla giyilmeli, çoraplar sık değiştirilmeli ve yıkandıktan sonra iyi durulanmalıdır.

    Çorapta deterjan artıkları kaldığı taktirde kaşıntı yapabilir.Tırnaklar ete batmayacak şekilde düz olarak kesilmeli, hijyenik olmayan aletlerle pedikür yapılmamalı, ayaklar yıkandıktan sonra parmak araları iyice kurulanmalı ve uygun bir kremle ayak kremlenmelidir. Bu faktörlere dikkat edilmezse, ayakta çeşitli ortopedik bozuklukların yanı sıra mantar oluşabilir.Ayak mantarının yanı sıra nasır, egzama, tırnak batması da olası rahatsızlıklardandır.

    Daha ileri giderse tırnak enfeksiyonları gibi birçok dermatolojik sorunla karşılaşmak da mümkündür.

    alıntı
#22.11.2015 17:28 1 0 0
  • diş beyazlatma nasıl yapılır - yanlış diş beyazlatma yöntemleri - beyaz dişler için ipuçları - kalsiyumun dişlere yararlarıDt. Recep Eşkar, diş beyazlatma işleminin mutlaka hekim kontrolünde yapılması gerektiğinin altını çizdi.

    Dişlerin yapısındaki renklenmelerin veya koyu renkli dişlerin daha estetik bir görüntü vermek amacıyla beyazlatılması işleminin ‘Bleaching’ olarak adlandırıldığını ve daimi dişlerin ağız içinde konumlanmasıyla birlikte (genellikle 12-13 yaş) her yaştan hastaya uygulanabilir bir yöntem olduğunu söyleyen Dt. Recep EŞKAR; beyazlatma işlemi isteniyorsa aşınma-kırık-çatlak ve çürük olan dişlerin mutlaka tedavi edildikten sonra ‘Bleaching’ yapılması gerektiğinin altını çizdi.

    Antibiyotik kullanımına bağlı olan renkleşmelerde, beyazlatma işleminin etkisinin sınırlı olduğunu ifade eden Dt. Recep Eşkar; “Bu gibi durumlarda işlem 2-3 seans sürdürülebilir. Beyazlatma işlemi bittikten sonra, dişlerin tekrar eski haline dönmemesi için 1 hafta boyunca sigara, çay ve renkli içecekler tüketilmemeli. Bunlara dikkat edilirse ve sonrasında da azaltmaya gidilirse beyazlatma işlemi 2-3 yıl kalıcılık sağlayacaktır” diye konuştu.

    Beyazlatma işleminde "hidrojen peroksit"in kullanıldığını bu maddenin hekim kontrolünde, belirli dozlarda yapıldığında beyazlatma işleminin bir zararı olmadığını söyleyen Hospitadent'ten Dt. Recep Eşkar; “Kullanılan ürünün içeriği ve dozunun ayarlanması çok önemli olduğundan dolayı beyazlatma işleminin kesinlikle hekim kontrolü ve gözetiminde yapılması gerekir. Ancak hekim kontrolünde olmayan, eczaneden alınan ürünlerle bilinçsizce yapılan beyazlatmalar dişlerde kalıcı zararlara (diş çekilmeleri, kalıcı diş hassasiyetleri, dişin dış yüzeyinin bozulması ve mine çatlakları gibi) neden olabilir” dedi.

    Beyaz dişler için ipuçları:

    Kalsiyumun dişlere faydası yıllardır bilinen bir gerçek. Yemeklerden sonra ufak bir parça peynir yemenin diş minerallerini güçlendirdiğini ortaya koyan araştırmalar var. Peynirden hoşlanmıyorsanız bir miktar süt ve yoğurt da yemeklerden sonra tercih edebilirsiniz.

    Elma, havuç, ayva gibi sert meyveleri doğramadan, kabuğuyla yiyin. Bu sert meyveler doğal diş fırçası gibidir. Dişe hiçbir zarar vermeden beyazlamasına yardımcı olur.

    Kullanmanız gerekenler kadar kullanmamanız gerekenler de önemli. Limon ve sirkenin dişleri beyazlatmada kullanılması son derece yanlış. Asitli olduklarından ikisi de dişlere büyük zarar verebilir.

    Halk arasında yaygın olarak bilinen bir diş temizleyicisi: Karbonat. Uzun vadede ideal diş beyazlatıcısı olmasa da kısa vadeli olarak tercih edilebilecek bir beyazlatıcıdır.

    alıntı
#22.11.2015 16:57 1 0 0
  • antidepresan ilaçlarına dikkat - antidepresan ilaç kullanımı - antidepresan ilaçların yan etkileriAntidepresan ilaçlar, etkileri ve yan etkileri hakkında bilgi veren Psikiyatrist, Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Halk arasında tüm psikiyatri ilaçlarına antidepresan denir. Antidepresan ilaçlar ilk olarak depresyon tedavisinde kullanılan ilaç olarak kullanılmaya başlandı. Bugün pek çok psikiyatrik bozuklukta bu ilaçlar kullanılmaktadır. Depresyon, kaygı bozukluğu, takıntı hastalığı, panik bozukluk, sosyal fobi, uyku sorunları ve bunlar gibi birçok psikiyatrik durumda psikiyatri hekimlerince hastalara önerilmektedir" dedi.

    Rıdvan Üney, bu ilaçların tansiyon ve şeker ilaçlarından pek de farklı olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Bu ilaçlarla ilgili en önemli bilgi, arkadaş önerisiyle kullanılmaması gerekliliğidir. Bazı kişiler arada sırada bir tane içerek iyileştiklerini düşünmektedir. Bu tamamen yanılgıdır. Antidepresan ilaçlar oldukça yaygın kullanılmaktadır. Bu günümüzde pek çok ülkede benzer şekildedir.

    Antidepresan ilaçlar diğer ilaçlar gibi yan etki yapabilmektedir. Yan etki oluştuğunda kişiler, kendilerine ilaç yazan hekime başvurarak ondan yardım istemelidir. Psikiyatrik tedavilerin en önemli kısmı işbirliğidir. Dolayısıyla sorun olduğunda hekimle işbirliği yapmak gerekir.

    Antidepresan ilaç kullananlar belki diğerlerine göre biraz daha hassas olduklarından dolayı, ilaç prospektüsünü okumaktadırlar. Buradaki bir sürü olası yan etkiyi görüp kullanmaktan vazgeçebilirler. Böyle kaygı yaşayanlar, bu konuda bilgilenmek için mutlaka hekimleriyle görüşmelidir. Bu korkuyla ilaç kullanmamak, kişinin sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir.”

    Psikiyatrist Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, antidepresan ilaçların olası en sık yan etkisinin; kilo alımı, iştahsızlık, mide bulantısı, uyku hali, sersemlik, cinsel isteksizlik, kabızlık ve ishal olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Bunun yanı sıra aşırı bir neşe hali olmuşsa yine hekiminizle görüşünüz. Bu gibi durumlarda hekime başvurarak ilaç değişimi sağlanabilir.

    Rıdvan Üney'in antidepresanla ilgili uyarıları şöyle:

    1. Antidepresan ilaçları ancak hekim yazdığında kullanmak gerekir.

    2. Antidepresanlar ilk kullanımda etki etmez çoğu zaman en erken 2-3 hafta sonra etkisi başlar.

    3. Antidepresanlar çoğu zaman tedavilerde en az altı ay kullanılmak durumundadır.

    4. İlaca başladıktan sonra mutlaka belirli aralıklarla psikiyatri kontrolüne gidilmeldir.

    5. İlaca başlarken de ilacı bırakırken de psikiyatriste danışarak hareket etmek gerekir.

    6. Diğer ilaçlarla birlikte kullanıldığında öncesinde mutlaka hekime sorulmalıdır.

    7. Uykusuzluk durumlarında yakınlarımızın önerileriyle antidepresan kullanmak işe yaramaz.

    8. Çoğu antidepresan sabah tok karnına alınır.

    9. Her psikiyatrik soruna, her antidepresan iyi gelmez.

    10. Antidepresan ilaçların çok az bir kısmının bağımlılık yapma riski vardır. Bağımlılık yapan psikiyatri ilaçları, ancak özel yeşil reçeteyle satılabilir.

    11. Antidepresan ilaçların çok az bir kısmı uyku yapar.

    12. Antidepresan ilaçlar “kafa yapma hapları” değildir.

    13. Antidepresan ilaçlar psikiyatrik bir sağlık sorunu olanlarda dünyanın her yerinde kullanılmaktadır.

    14. Antidepresan ilaçlar insanların kişiliklerini değiştirmez.

    15. Antidepresan ilaç insanları robotlaştırmaz. Birçok kişinin antidepresan kullandığını fark edemezsiniz.

    16. Antidepresan kullanan kişiler tehlikeli değildir.

    17. Antidepresan ilaçlar tedavi edici ilaçlardır. Sorunları geçiştiren ilaçlar değildir.

    18. Antidepresan ilaçlar işe yaramayan ilaç değildir.”


    alıntı
#22.11.2015 16:00 1 0 0
  • deri kanseri sebepleri - kanser türleri - deri kanserinden korunmak - deri kanseri tedavisiYaşlı nüfusta görülen çoğalmayla birlikte güneş ışınlarına maruz kalma süresinin artmasının deri kanserlerindeki artışı körüklediğini belirten Patoloji Anabilim Dalı Adana Araştırma ve Uygulama Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebil Bal, son yıllarda bu kanser türünde yaklaşık yüzde 5 oranında artış görüldüğünü bildirdi.

    Zararlı etkenlere maruz kalmak riskli

    Prof.Dr. Bal, “Deri kanseri türlerinin başlıca tiplerinin; derinin yüzey epitel hücrelerinden köken alanlar ile deriye rengini veren melanositlerden kaynaklanan türler olduğunu ifade etti. Bal, bunların dışında deri eklerinden (kıl ve ter bezleri), derininin destek bağ dokusundan (kas, sinir, yağ doku, kan ve lenf damarları v.b.) ve yine deride bulunan bağışıklık sistemi hücrelerinden gelişen kanser tiplerinin de görüldüğünü vurguladı.

    Deri tümörlerinin türlerine göre 65 ve daha yaşlı hastaların yanı sıra çocukluk çağından başlayıp geniş bir yayılma alanı gösterebildiğini kaydeden Bal,

    “En sık görülen kanser türlerinde başlıca risk faktörleri arasında; doğal veya yapay güneş ışığına maruz kalmak, açık tenli, mavi- yeşil gözlü veya çilli olmak gelir. Ayrıca deride yanık veya yara izi bulunması, arseniğe maruz kalmak, uzun süreli deri enfeksiyonları, deri ülserleri, radyoterapi veya fototerapi uygulanması, organ nakli veya başka bir nedenle bağışıklık sisteminde oluşan baskılanma, aktinik keratoz gibi öncül lezyonların varlığı da risk faktörleri arasındadır. Diğer risk faktörleri ise yaş, erkek cinsiyet, kimyasallar, bazı genetik hastalıklar ve mikrobiyolojik ajanlar ve özellikle de virüslerdir."diye konuştu.

    Güneşten korunulmalı

    Deri kanserlerinin oluşumundan korunmanın başlıca yolunun güneşten korunmaktan geçtiğini bildiren Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Adana Araştırma ve Uygulama Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebil Bal," Korunma şapka, tişört gibi fiziksel yollarla olabileceği gibi, güneş koruyucu kremler ile de olabilir. Özellikle güneş ışınlarının en etkili olduğu saatlerde korunma tedbirlerinin en üst düzeyde olması gerekmektedir" dedi.

    Bal, deri kanserlerinin başlıca belirtilerini de şöyle tanımladı:

    “Vücudun özellikle güneş gören bölgelerinde daha önce var olmayan, yüzeyi pürüzlü veya düzgün lezyonların ortaya çıkması bu lezyonlar veya önceden bulunan lezyonlarda büyüme, renklerinde koyulaşma, yüzeylerinde kanama veya açık yaraların (Ülserleşme) oluşması, iyileşmeyen yaraların varlığı…"

    Türe göre tedavi planı yapılıyor

    Bu ve benzeri bulgular ile doktora başvuran hastalarda tanısal basamaklar normal muayene, dermatoskopik muayene ve biyopsi alınması ile beraber patolojik inceleme şeklinde sıralandığını kaydeden Prof. Dr. Bal,

    “Normal dermatolojik muayene ve dermatoskopik muayene sonrası eğer ki hastada kanser şüphesi oluşur ise veya ayırıcı tanı amacı ile lezyondan biyopsi alınır. Alınan biyopsi örneğine yapılan patolojik inceleme sonrası verilen nihai sonuca göre tedavi planlaması yapılır" ifadelerini kullandı.

    Prof.Dr. Bal, deri kanserlerinde başlıca tedavi yöntemlerinin ise cerrahi tedavi, lazer cerrahisi, kriyoterapi, elektroterapi, radyoterapi, fototerapi ve kemoterapi olduğunu söyledi. Bal, “ Tedavi yönteminin belirlenmesi hastalığın yerine, tanısına ve lokal veya sistemik yaygınlık derecesine göre klinik doktoru tarafından belirlenir.

    Tedavi sonrasında hastaların mevcut tümörlerinin niteliği doğrultusunda farklı sıklıkta periyodik olarak deri muayenelerinin yapılması gereklidir."açıklamasında bulundu.


    alıntı
#22.11.2015 15:21 1 0 0
  • çovuklarda teknoloji bağımlılığı - internet ve çocuk - çocuklarda bilgisayar bağımlılığıTeknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmanın mümkün olmadığını belirten Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, teknoloji bağımlılığının günümüzde yetişkinler kadar çocukları da etkilediğine dikkat çekti. Alınacak bazı önlemlerle teknolojinin olumsuz etkileri en aza indirilebilir. İşte ailelerin çocuklarını teknoloji bağımlılığından korumaları için 7 öneri.

    TEKNOLOJİK BAĞIMLILIKLA MÜCADELEDE EBEVEYNLERİN YAPMASI GEREKENLER

    1-İLETİŞİM KURUN

    Koşullu mesajlar vermeden çocuklarınıza saygı ve sevgi gösterin. Çocuklarınızla aile, akraba ve arkadaş ziyaretlerine gidin. Ziyaretlere giderken teknolojik cihazları yanınızda götürmeyin.

    2-KALİTELİ ZAMAN GEÇİRİN

    Küçük çocuklarla parklara ve spor merkezlerine, gençlerle sinema, tiyatroya ve maçlara gidilebilir. Birlikte kitap, gazete ve dergi okuma saatleri planlayın.

    3-OYUN OYNAYIN

    Çocuklarla birlikte halıda, yerde ya da masada karşılıklı ya da eşli oyunlar oynayın.

    4-İYİ MODEL OLUN

    Ebeveynler diğer aile üyelerine davranışlarıyla örnek olmalıdır. Evde bilgisayar üzerinden yapacağınız işleri ve teknolojiyi “çok acil” bir durum varsa bile belirli zaman aralıklarında ya da kısa süreli kullanmaya özen gösterin.

    5-SORUMLULUK VERİN

    Çocuklarınıza yaşına uygun, ev içerisinde yapabileceği sorumluluklar verin.

    6-SINIR KOYUN

    7 yaşından önce çocuklarınızı bilgisayar, laptop, İ-pad ve akıllı telefon ile tanıştırmayın. 7 yaşından sonra ise günde 1 saat olacak şekilde, sizin eşliğinizde eğitsel oyunlar ile zaman geçirmesini sağlayın.

    7-TAKİP EDİN

    Çocuğunuzun güvenli internet bağlantısı kullanmasını sağlayın, arkadaşlarını tanıyın ve internet kullanımını takip edin.

    alıntı
#22.11.2015 14:09 1 0 0
  • beyin sağlığı - beyni geliştirmenin yolları - beyin egzersizleri - beyin gücü nasıl artırılırGüçlü bir beyin, sağlıklı bir yaşam ve sağlıklı bir ruh demektir. Beyin sağlığını birçok kişi önemsemez oysa beyin, sizi ayakta tutan en önemli organdır, ona iyi bakmanız gerekir.

    Beyin gücünü artıran bu 10 önemli taktiği yaşam biçiminiz haline getirin.
    İşte beyin gücünü artıran taktikler

    Mizah yapın: Beyne en güzel yaklaşımlar arasında mizah vardır. Mizahi yazılar, kitaplar okumak, karikatürleri okumak, size büyük fayda sağlar. Mizahın içinde bulunan zeka öğeleri, detayları yakalamanızı ve beyni işlek tutmanızı sağlar.

    Oyun oynayın: El ve göz koordinasyonu gerektiren oyunlar ve zeka soruları, beyin gücünü arttırır. Yaşınızı düşünmeden oynayın. Oyun sadece çocuklar için değildir. Satranç, dama, internette oynanan düşünme alt temelli oyunlar, en iyi seçenekler olarak karşınıza çıkacaktır.

    Önce inanın: Zeki olduğunuza ve zeka gücünüzü yükseltebileceğinize inanın. Buna inanamaya başladığınızda yolun yarısını geçtiniz demektir. Yaratıcı düşünceler yakaladığınızda mutlaka not alın. Kendinize bunun için şans tanıyın ve zaman verin.

    Egzersiz yapın: Beyninizin de vücudunuz gibi egzersize ihtiyacı olduğunu unutmayın. Mutlaka beyin egzersizleri yapın. Çengel bulmaca, mantık soruları, zeka testleri, yeni yerler keşfetmek, zihninizde çarpma, toplama gibi işlemler yapmak önemlidir.

    Yürüyüş yapın: Yürümek bedeniniz kadar beyniniz için de çok gereklidir. Mutlaka yürüyüş yapın. Her gün ortalama 1 saat yürümek sağlığınıza iyi gelir. Yürürken klasik müzik dinlerseniz, beyninizin bu egzersizden daha fazla yararlanmasını sağlarsınız.

    Örnek alın: Zeki olduğunu düşündüğünüz ve yaratıcı kişilerle tanışın. Onların yaşama bakışlarını, alışkanlıklarını kendinize örnek alın.

    Balık yiyin: Balık yemek, beyin dalgalarının aktivasyonunu arttırır ve depresyonu azaltır.

    Negatifleri hayatınızdan çıkarın: Negatif insanlardan ve olaylardan mümkün olduğunca uzak durun. Tartışmalara dahil olmak yerine, farklı görüşleri bir araya getirip, en iyi olanı bulmayı deneyin.

    Gülün: Stresi azaltan en önemli hormon endorfindir. Bunun için de dünyanın en ucuz şeyine sahipsiniz; kahkaha atın.

    alıntı
#22.11.2015 13:59 1 0 0
  • bayılma nedir - bayılmaya neler sebep olur - ani bayılmalar - bayılma nasıl gerçekleşirBeyne giden kan basıncının yok olması veya çok azalması durumunda yaşanan geçici bilinç kaybına bayılma denir. Bilincin açık kalmasını sağlayan nöronlar, geçici olarak işlevini yerine getiremediği durumlarda bayılma görülür. Hasta, ayakta iken ani bayılma gerçekleştiğinde, hızlı bir şekilde yere düşer. Böylece kalple aynı seviyeye ulaşan beyinde kan basıncı normal seviyeye ulaşınca, hastanın bilinci açılır. Ani bayılmalar sonucu hasta başını veya başka bir uzvunu bir yerlere çarpıp yaralanabilir. Bunun dışında bayılmadan sonra hastada kalıcı bir hasar oluşmaz.

    Bayılmanın nedenleri

    Çok sıcak havalarda ağır işler yapılması
    Uzun süre aç veya susuz kalınması
    Aşırı üzülme durumu
    Yüksek tansiyon ilaçları kullanıldığında
    Nadiren idrar yapma, gerinme ve öksürme esnasında
    Alkol ve kokain kullanılması da bayılmaya neden olabilir.

    Boyun sağ veya sola çevrildiğinde bayılma oluyorsa boyundaki kemikler beyne giden damarlara baskı yapıyor olabilir. Bu durumda bir hekime başvurulmalıdır.

    Bazı hastalar, sara nöbeti veya kalp rahatsızlıkları nedeniyle de bayılabilir. Bu durum, ciddi rahatsızlıkların habercisi olabilir.

    Bayılma gerçekleşmeden önce bazı belirtiler oluşabilir. Bunlar, baş dönmesi, çarpıntı, soğukluk, terleme ve şaşkınlık gibi durumlar olabilir. Hasta bu belirtileri yaşadığında ayakta ise hemen yere uzanmalıdır. Eğer bu mümkün değilse oturup başını dizlerinin arasına almalıdır. Böylece beyne kan ulaşması sağlanabilir. Hasta kendini iyi hissetmeden ayağa kalkmamalıdır.

    Herkes hayatında en az bir kere bayılabilir. Bayılma sonrası hasta eski haline dönmüşse ve sürekli tekrarlayan bir durum değilse doktora başvurmaya gerek yoktur. Ama bayılma zaman zaman tekrarlıyorsa ve beraberinde başka rahatsızlıklar yaşanıyorsa ciddi bir rahatsızlığın göstergesi olabilir. Bu durumda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır. Tekrarlayan bayılmalar yaşanıyorsa muhakkak, kalp-damar ve nörolojik muayene yapılmalıdır. Ayrıca kan değerleri, kan şeker düzeyi ve EKG incelemeleri yapılması faydalı olur.

    Bayılmanın yanında, göğüs ağrısı, nefes almakta zorluk, kalp atışında düzensizlik, belirti olmadan ani bayılmalar, konuşma güçlüğü, görme bozukluğu, düşünme bozukluğu yaşanıyorsa mutlaka doktor kontrolünden geçilmelidir.

    Bayılmayla birlikte, baş ağrısı, peltek konuşma, baş dönmesi varsa problem büyük ihtimalle beyinden kaynaklanıyordur. Bayılmadan sonra göğüs ağrısı ve çarpıntı varsa bayılma nedeni büyük ihtimalle, kalple ilgili bir problemdir.

    alıntı
#19.11.2015 22:35 1 0 0
  • diş eti iltihaplarının sebepleri - diş eti iltihabı belirtileri - diş eti iltihaplarının tedavisiDiş rahatsızlıklarında en yaygın olarak karşılaşılan rahatsızlıklardan biri olan diş eti iltihabı, diş hastalıklarının basit basamağını oluşturur. Diş eti iltihabının oluşum nedeni genellikle diş plağında üreyen bakterilerdir.

    Plak; ağız salyası, yemek atıkları ve mukusta yaşayan bakterilerin üremesi sonucu oluşur. Ağız bakımı düzenli olarak ve doğru şekilde yapılmazsa ağız içi bakterileri hızlı şekilde çoğalır. Püremsi bir görünüm oluşturan plak, bu ihmalin örneğidir. Plakta yaşayan bakteriler zaman içinde bünyelerinde kimyasallar oluşturur. Kimyasallar ise diş çürükleri, diş eti iltihabı gibi hastalıkların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

    Bakteri plağına yerleşmiş olan mikroorganizmalar, şeker ve şeker içeren yiyecekler tüketildiğinde şekeri parçalayarak asit üretmeye başlar. Asitler de dişi küçük ve zayıf noktasından yakalayıp büyük çürükler oluşmasına neden olur.

    Diş eti iltihaplarının nedenleri:

    Dişlerin bakımını ihmal etme, diş eti iltihabının en belirgin bulgusudur.
    Yanlış diş fırçalama teknikleri dişlere zarar vererek iltihapların oluşmasına neden olur.
    Diş ipi kullanımı, diş temizliği açısından kesin bir çözüm gibi görünse de diş ipinin sert kullanımı diş etine zarar vererek diş dokusunda yaralar olşturabilir.
    Hamilelik, vücut dengelerinin değiştiği bir dönem olmasıyla bilinir. Bu dönemde ağız sağlığı sekteye uğrayabilir.
    Herhangi başka bir hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar diş eti iltihabına yol açabilir.
    C Vitamini eksikliği, ağız sağlığı açısından oldukça önemlidir ve yokluğu diş eti iltihabına neden olur.

    Diş eti iltihaplanmasının belirtileri

    İltihaplı diş etleri kolay kanar ve oldukça hassastır. Bu, diş eti iltihabının en bilinen bulgusudur.
    Sağlıklı diş etleri pembe bir görünüme sahiptir. Oysa iltihaplı diş etleri morumsu bir renge sahiptir. Bu renge sahip diş etleri, herhangi başka bir belirtiye sahip değilse bile yol yakınken önlem alınmalıdır. Çünkü bu görüntü hastalığın başlangıcıdır.
    Sağlıklı ağızlarda herhangi bir koku olmaz. Oysa hasta ve iltihaplı dişler, kötü ağız kokusuna neden olurlar.
    Diş eti iltihabının başka bir belirtisi de yiyeceklerden alınan tatların farklılığıdır. İltihaplı dişler, lezzet konusunda sıkıntı yaşarlar. Hasta, her şeyin tatsız geldiğinden şikayet eder.


    alıntı
#19.11.2015 22:26 1 0 0
  • sinüzit şikayeti - sinüzit nasıl geçer - sinüzite iyi gelen bitkiler - bitkisel sinüzit tedavileriSinüsler burun içerisinden yüz ve kafatası kemikleri boyunca ilerleyen içi hava dolu boşluklardır. Bu hava boşluklarının içerisinde mukoza adı verilen koruyucu bir tabaka bulunur. Hava yoluyla alınan zararlı maddeler bu tabaka sayesinde süzülür. Görevini tamamlayan mukoza tabakası boğaza doğru ilerleyerek yutulur. Bu işlem sürekli tekrarlayarak devam eder. Mukozanın aşırı salgılanması ya da iltihap ile dolması sonucunda sinüs çıkışlarının kapanması üst solunum fonksiyonlarında azalmalar ve çeşitli şikayetlerin oluşmasına neden olur. Bu duruma sinizüt adı verilir.

    Burundan nefes almada zorluk, şiddetli baş ağrısı, hareket etme sonucunda kafada basınç ve zonklama sinüzitin en sık görülen belirtileri arasında yer alır. Günümüzde birçok tedavi yöntemi etkin olarak kullanılmakla birlikte, sinüzitin erken dönemlerinde koruyucu önlemler almak ve alternatif tedaviler ile hastalığın ilerlemesini sağlamak şikayetleri önemli ölçüde azaltmaktadır.

    Sinüzite bağlı şikayetlerinizi azaltmak için ev ortamında hazırlayacağınız doğal ve pratik bitki kürlerinden faydalanabilirsiniz

    Papatyalı Buhar Banyosu

    Bir litre suya 2 yemek kaşığı kurutulmuş papatya ilave edin. Kısık ateşte kaynamaya başlayınca ocaktan indirin. Kafa ve göğüs bölgesini büyükçe bir havlu yardımıyla örterek papatya suyu ile buğu yapın. Papatya buharını 10- 15 dakika soluduktan sonra havluyu çıkartın ve istirahat edin. Uygulamadan hemen sonra açık havaya çıkmamaya dikkat edin.

    Elma Sirkesi

    2 yemek kaşığı elma sirkesini 1 yemek kaşığı bal ile karıştırıp bir hafta boyunca günde bir defa tüketin. Elma sirkesi enfeksiyonlara karşı doğal bir antiseptik ve antibiyotiktir. Burun içerisindeki aşırı mukozanın çözülüp yumuşamasına yardımcı olur

    Limon Suyu

    Bir limon suyunu sıkın. İçerisine limon suyu miktarınca su ilave edin. Hazırladığınız limonlu su karışımını üç günde bir burnunuzdan olabildiğince derine çekmeye çalışın. Bir ay boyunca üç günde bir olmak üzere, ara vermeden bu işlemi tekrarlayın.

    Okaliptüs Yağı

    Okaliptüs yağını taşıyıcı bir bitkisel yağ yardımıyla seyrelttikten sonra alın ve baş bölgenize nazik hareketlerle masaj yaparak uygulayın. Okaliptüsün içerisindeki sineol adı verilen etken madde antiseptik etkiye sahiptir.

    Kekik Yağı

    Yarım su bardağı suya 1 çay kaşığı kekik yağı ekleyin. Günde 2-3 defa birkaç damla halinde burun deliklerine damlatın.

    alıntı
#19.11.2015 22:22 1 0 0
  • süt hormonu - prolaktin hormonu - prolaktin nedir - prolaktin yüksekliği sebepleri - prolaktin yüksekliği belirtileriSüt hormonu olarak da bilinen prolaktinin hem kadınlar hem de erkekler üzerinde çeşitli görevleri ve etkileri vardır. Kadınlarda süt üretimi üzerinde, erkeklerde ise sperm üretim sürecinde etkileri vardır. Bulunan ortam şartlarına veya bu hormonun salgılanmasında görev alan birimlerde oluşabilecek problemlere bağlı olarak prolaktin salgılanması yüksek seviyelerde olabilir. Hiperprolaktinemi adı verilen prolaktin yüksekliği durumunun insanlar üzerinde birtakım etkileri vardır.

    Prolaktin Yüksekliği Belirtileri Nelerdir?

    Hamile olmayan veya bebek emzirmeyen kadınlarda galaktore adı verilen göğüslerden süt gelmesi durumuna neden olabilir.
    Prolaktin yüksekliği adet düzensizliğine neden olur. Çok uzun süreli adet görmemeye neden olabilir. Yumurtlama sürecinde düzensizliklere yol açar.
    Prolaktin seviyesinin yüksekliği kadınlarda cinsel isteksizliğe sebep olabilir.
    Kişiyi sıcak basması, ya da menapoz dönemine benzer şikayetler belirtilerdendir.
    Prolaktin seviyesindeki yükseklik östrojen ve testosteron hormonlarının daha az seviyede salgılanmasına neden olur. Bu durumda osteoporoz adı verilen kemik erimesine neden olur.
    Hem kadınlar için hem de erkekler için prolaktin seviyesindeki yüksekliğin nedeni hipofiz bezinde meydana gelen bir adenom ise, bu durum optik siniler üzerinde olumsuz etkiler yapar. Bu durumun sonucu olarak görme ile ilgili problemler ortaya çıkar.
    Erkekler prolaktin seviyesindeki yükseklik jinekomasti adı verilen göğüslerde büyüme durumuna neden olur. Aynı zamanda cinsel isteksizliğe de yol açar.

    Prolaktin Yüksekliğinin Nedenleri Nelerdir?

    Prolaktin seviyesindeki yükseliğe fizyolojik nedenler, ilaçlar ve hastalıklar yol açabilir.

    Prolaktin Yükselmesine Yol Açan Fizyolojik Nedenler

    Hamilelik durumu, emzirme, göğüs uçlarına dokunulması, uyku veya stres fizyolojik açıdan prolaktin seviyesinin yükselmesine neden olabilir.

    Prolaktin Yükselmesine Yol Açan İlaçlar

    Östrojen içeren ilaçlar, epilepsi tedavisi için kullanılan ilaçlar, antihistaminik veya antihipertansif özellikteki ilaçlar, içerisinde uyuşturucu etki bulunduran ilaçlar prolaktin seviyesinin yükselmesine neden olabilir.

    Prolaktin Yükselmesine Yol Açan Hastalıklar

    Hipofizde meydana gelebilecek adenomlar, akromegali, göğüs bölgesinde meydana gelebilecek rahatsızlıklar, tümör veya travma gibi hipofiz bezi bölgesini etkileyebilecek rahatsızlıklar, kronik hastalıklar, böbrek yetmezliği problemi, sarkaoidoz gibi hastalıklar prolaktin seviyesinin yükselmesine neden olabilir.

    alıntı
#19.11.2015 22:17 1 0 0
  • mamogafi nedir - mamografi nasıl çekilir - mamografi ne zaman çekilirKadınlarda ölümle sonuçlanan kanser türleri arasında akciğer kanserinden sonra meme kanseri gelir. Erken teşhisin çok önemli olduğu meme kanseri vakalarında, mamografi hayat kurtaran bir görüntüleme ve tanı yöntemidir. Memesinde sorun tespit edilmiş her yaştan kadının ve herhangi bir şikayeti bulunmayan 40 yaş ve üzerindeki her kadının düzenli aralıklarla mamografi çektirmesi uzmanlar tarafından önerilir.

    Mamografi nedir?

    Özel bir röntgen makinesi ile düşük dozda X ışını kullanarak memenin filminin çekilmesine mamografi adı verilir. Standart ve dijital mamografi cihazları bulunmakla birlikte günümüzde en yaygın kullanılan cihazlar dijital mamografilerdir.

    Mamografi nasıl çekilir?

    Meme filmi alınırken memeler iki plaka arasını sıkıştırılır ve çok kısa bir süre içerisinde film çekilir. Sıkıştırma ile dokuların açılması ve doku kalınlığının azaltılması amaçlanır. Sıkıştırma işlemi herhangi bir ağrı ya da acıya neden olmamakla birlikte, uygulanan basınç adet dönemindeki kadınlarda hassasiyete neden olabilir.

    Mamografi çektirmenin zararı var mı?

    Mamografi tekniğinde, standart röntgenlere göre daha az miktarda X ışını kullanılır. Gelişen teknolojiye paralel olarak kişilerin maruz kaldığı doz gittikçe azalmaktadır. Mamografi için yaklaşık 30 KVP doz kullanılır. Mamografi nedeniyle kansere yakalanmış hasta vakasına ise rastlanılmamıştır.

    Mamografinin faydası nedir?

    Doktor ya da hastanın elle muayenesi sonucunda 2 cm’nin üzerindeki kitleler tespit edilebilir. Mamografi teknolojisi ile 0,5 cm altındaki kitleler bile tespit edilebilmektedir. Elle yapılan muayenelerde tespit edilen kitleler ise ortalama 8 yıllıktır. Mamografi ile erken dönemde tespit edilen kitleler tanı ve tedavi bakımından zaman kazandırır. Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarır.

    Mamografi ne zaman çekilir?

    Mamografi çektirmek için en uygun zaman regl döneminin bitişini takip eden haftadır. Bu dönemde meme hassasiyeti ve şişlikleri azalır.

    Mamografi çekimine giderken nasıl hazırlanılır?

    Mamografi çekiminde vücudun üst kısmı çıplak kalır. Uygulama kolaylığı sağlaması için çekime giderken iki parçalı, kolay çıkarılabilir kıyafetlerin giyilmesi önerilir. Çekim kalitesini etkilememesi açısından koltuk altlarında deodorant, krem, pudra, losyon gibi kozmetiklerin kullanılmaması gerekir. Cilt üzerine uygulanan kozmetikler, mamogram filminde kalsiyum birikmesi olarak yanlış tanıya neden olabilir.

    alıntı
#19.11.2015 21:27 1 0 0