cr@ckman

cr@ckman

Üye
02.12.2004
Uzman Onbaşı
4.433
Hakkında

  • Konu: NİĞDE
    Niğde

    Niğde

    Coğrafi konumu itibariyle Niğde, Akdeniz bölgesini Orta Anadolu''ya ve Sivas başyaylasına dolayısıyla Doğu Anadolu''ya, Ereğli ve Ankara yolları ile de Batı ve Karadeniz bölgelerine bağlayan iki çok önemli boğazı kontrol altında tutmakta idi. Bunlardan birincisi Gülek Boğazı, ikincisi ise Zamantı-Yahyalı yolu idi.

    Çukurova bölgesi işgale başlanır başlanmaz Niğde’de bulunan 41 nci Tümen’in mevcut askerleri ve Niğde, Bor ve Pozantı gönüllülerinin oluşturdukları Kuvayı Milliye, Pozantı’nın olası bir işgale karşı muhafazası için bölgeye yerleşti. Stratejik noktaları kontrol altına aldı ve buradan gelecek herhangi bir düşman saldırısını bertaraf etmeye hazır bir konuma geldi. Bu iyi tahkimat ve konuşlanma sayesinde bu bölgeden düşman girememiştir.

    Pozantı’da alınan bu tedbirlerin diğer bir geçiş yolu olan Zamantı-Yahyalı yolu üzerinde de alınması gerekiyordu. Fransızların Kozan’ı ele geçirdikten sonra yukarıdaki yol ile Aladağlar’ı aşıp Orta Anadolu’ya girecekleri anlaşılınca, hemen bu bölgede faaliyetler başladı. Aladağlar’ın gerek güneyi, gerekse kuzeyinde hızlı bir harekete girişildi.

    1920 yılı Kasım ayı başlarında Yahyalı’da adı geçen yolu kontrol altında tutacak 50 kişilik bir birlik oluşturuldu. Bu birliğin komuta kademesi, askerinin bir kısmı ile silah ve mühimmatını Niğde ‘den temin ediyordu.

    Fransızların ilerleme ihtimalleri arttıkça bu yoldaki tahkimat ve alınan tedbirlerde artıyordu. Nitekim 20 nci Kolordu Komutanı A.Fuad Bey’in Çukurova Bölge Komutanı Kemal Bey’e verdiği emirde;

    “Niğde Bölgesinde tertip edilen müfrezeler, kararlaştırıldığı gibi Karaisalı bölgesine gideceklerdir. Yahyalı’da bir nizamiye bölüğü ile milli müfrezeler, Sis dolaylarına hareket edeceklerdir...”Alınan bu tedbirlere rağmen, bazı Ermenilerin öncülük ettiği bir grup Fransız öncü birliği Ulupınar Köyü yakınlarındaki bir mağraya kadar ulaşabildiler ve burayı karakol yaparak bir müddet burada kalmaya çalıştılar. Bunu haber alan 41 nci Tümen Komutanlığı, Şükrü Efendi komutasındaki bir taburu bölgeye gönderdi. Anılan birlik Yahyalı’ya ulaşınca Ulucami yanındaki medreseyi kendisine karargah yaptı, çevre köyler, aşiretler ve Yahyalı ahalisini teşkilatlandırarak bir strateji hazırlamaya başladı. 41 nci Tümen Komutan Yardımcısı Yarbay Mümtaz Bey’in bölgeye gelip komutayı ele almasından hemen sonra başlayan çatışma kısa sürede başarıya ulaştı, düşman askeri imha edilmişti. Fransızlara yardım eden Ermenilerin pek çoğu bu çatışmada Fransızlarla birlikte muamele gördüler, geriye kalanlar ise bölgeyi terk ettiler.

    Stratejik olarak bu askeri tedbirleri başarıyla uygulayan Niğde teşkilatı aynı zamanda bölgede meydana gelebilecek anarşik eşkıya hareketlerine karşı da icabeden tedbirleri aldı. Bu suretle Niğde ve civarında Türkiye geneli itibariyle yüksek bir ortalamada bulunan gayr-i müslimlerin olası taşkınlıkları ve iç isyanlarına karşı da gereken tedbirler alınmıştı.

    Bilindiği üzere bu dönemde cephede eksikliği hissedilen yeğane şey, mühimmat ve erzak idi. Bunların temini hususunda Büyük Millet Meclisi tarafından ilan edilen Tekalif-i Milliye Kanunu herkesin malumudur. Bu büyük ihtiyaç, bütün yurt çapında hamiyetperver insanlarımız tarafından karşılanmaya çalışıldı. Bu hususta da Niğde üzerine düşen vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Gıda maddeleri olarak özellikle buğday, arpa, baklagiller, soğan vs. gibi temel besin maddeleri ihtiyaç duyulan yerlere gönderildi. Niğde’den yapılan bu hayiti destek Mustafa Kemal tarafından yollanan takdirnamelerle ödüllendirilmiştir.

    Niğde’den yapılan lojistik destek sadece gıda maddeleriyle sınırlı kalmadı. Nakil Vasıtaları, araç-gereç ve giyecek maddeleriyle de devam etti. Niğde’nin yetiştirdiği emekli veya terhis olmuş subay, er vs. askerlerde gönüllü birlikler olarak Batı ve Adana cephelerinde vuruşmuşlardır. Niğde, gerek Heyet-i Temsiliye döneminde, gerekse Büyük Millet Meclisi döneminde Anadolu hareketini gönülden desteklemiş ve bu desteğini Sivas ve Ankara’ya gönderdiği delegelerle de ispatlamıştır.
    noimage
#09.02.2005 18:47 0 0 0
  • Konu: MANİSA
    Manisa

    Manisa

    Manisa ve çevresi, tarihi devirlerde Hititler, Akalar, Frikyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Bergamalılar, Romalılar tarafından yönetilmiştir. Saruhan bey, 1313 yılında Manisa’yı Bizanslılardan aldıktan sonra bu şehri beyliğine başkent yaptı. Bu tarihten sonra da bu yöreye Saruhan Beyliği adı verildi. 1410 yılında Osmanlı İmparatorluğunca alınmasına kadar beylikle yönetilen Manisa’da Saruhan Bey, Fahrettin İlyas Bey, İshak Çelebi ve Hızır Şah beylik yapmışlardır. Saruhan Beyliği 1410 yılında kesin olarak Osmanlı İmparatorluğu sınırları içine alındıktan sonra Manisa Şehri Şehzadeler Sancağı yapıldı. 1410-1595 tarihleri arasında Manisa ve yöresi Şehzadeler tarafından yönetildi. Ünlü padişahlardan Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman burada yöneticilik yapmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu yönetim bakımından iki eyalete bölünmüştür: 1) Rumeli Eyaleti, 2) Anadolu Eyaleti. Eyaletler Sancaklara, sancaklar kazalara ayrılmıştı. Manisa, bu yönetim içinde 1595-1811 tarihleri arasında merkezi Kütahya olan Anadolu Eyaletine bağlı Saruhan Sancağı idi. Şehzadelerin Sancak beyi olarak bulunduğu dönemde Saruhan Sancağı eğitim, İlim ve kültür merkezlerinden biri durumuna geldi.1923 yılında bütün mutasarrıflıkların Vilayet sayılması üzerine Saruhan Sancağı da Vilayet oldu. 24.10.1926 tarihli 4248 sayılı Kararname ile haberleşme ve işlemlerde kolaylık sağlanması bakımından Saruhan İlinin adı Manisa olarak değiştirilmiştir. I. Dünya Savaşından sonra 30 Ekim 1918’de Limni’nin Mondros Mütarekesinin 7. maddesine göre, İtilaf Devletleri kendi güvenliklerini tehikede gördükleri zaman, askeri bakımdan önemli olan Türk topraklarını işgal edebileceklerdi. Bu maddeye dayanarak İngiltere ve Fransa’nın onayını da alan Yunanlılar’ın I.Tümeni, 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıktı. Yunanlılar, 23 Mayıs 1919 da, işgali Gediz Vadisi boyunca genişletmeye başladı.Yunan toplu saldırısı, 22 Haziran 1920’de başladı. yunan birlikleri topçu ateşi desteğinde, Akhisar cephesinde; Kanboğazı ve Yayaköy, Soma cephesinde; Çaldağ yönünde saldırıya geçti.Yunanlılar aynı gün Akhisar’a girdiler. Türk Birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı. 23 Haziran da Salihli, 24 Haziran da Alaşehir ve Soma işgal edildi.
    28 Haziranda da Kula’ya girdiler. İşgal yıllarında, yerli Rumlar’ın da kışkırtmasıyla halk, çok büyük bir baskı altına girdi. Camiye gitmeyi, ezan okumayı uzun süre engellediler. Silah arama bahanesi ile evler basıldı, yağmalandı,dövülerek yaralananlar, hatta öldürülenler oldu. 30 Ağustos 1922 Dumlupınar Meydan Muharebesinin kesin zaferle sonuçlanmasından sonra, Fahrettin Paşa komutasındaki Süvari Kolordusu, hızla İzmir üzerine yürüdü. Yunan direnişi tamamen kırıldı. Yunan birlikleri dağıldı ve kaçmaya başladı. Ordumuz 4 Eylül’de Alaşehir ve Kula’ya girdi. 5 Eylül’de Salihli, 6 Eylül’de de Kırkağaç, Soma ve Akhisar, Yunan işgalinden kurtuldu. 7 Eylül’de Turgutlu, 8 Eylül’de de Manisa’ya askerimiz girdi. Böylelikle Manisa İl olarak işgalden kurtulmuş oldu.
    noimage
#09.02.2005 18:46 0 0 0
  • Konu: GİRESUN
    Giresun

    Giresun

    Giresun, Anadolu''nun
    kuzey doğusunda , yeşille mavinin kucaklaştığı
    Karadeniz''in inci kentlerinden birisidir.Şehir denize
    doğru uzanan yarımadanın üzerinde yer
    almaktadır.Yarımadanın karşısında Karadeniz''in tek
    adası olan Giresun Adası(aratias),kentin bir
    kolyesi gibi durmaktadır.Giresun ismi şehrin eski adı
    olan Kerasus kelimesine dayanmaktadır.
    İsmin kaynağı hakkında iki rivayet vardır. Bu
    rivayetlerden birincisi Kerasus''da bol miktarda yetişen kirazdan geldiği, ikincisi de
    yarınadanın denize doğru bir boynuz gibi uzaması
    sebebiyle eski Yunanca''da boynuz anlamına gelen
    Kerastan''dan üretildlğidir. Şehir Türk hakimiyeti
    döneminde bugünkü söylenilişiyle anılmaya
    başlanılmıştır. Sehrin nerede kulduğu ve
    kimler tarafından iskan edildiği konusu
    tartışmalıdır. Zira Ksenofos''un (M.Ö. 350) ifadeleri
    daha XIX. yüzyılda şehrin nerde kurulduğu konusunda
    terettütlere sebep olmuştur..Onun Trabzon''dan üç
    günde Kerasus''a vardıklarını belirmesi Vakfıkebir
    Körfezindeki Kireşon/kirazlık olarak bilinen yeri
    işaret etmiş olabileceğini göstermektedir.Çoğrafi
    Strabon Farnakia dediği şehrin bugünkü Giresun
    kentinin olduğu yerde kurulduğu üzerinde
    durmuştur.Roma''lı idareci Arrien Farnakia''nın eski
    adının Kerasus olduğunu belirtmiştir. Buranın Sinoplu''lar
    tarafından kurulduğunu yazmıştır.Böylece
    araştırmacıların M.Ö. 183''de Sinop''u alan Pontus
    Kralı Farnakies''in Giresun''un bugün bulunduğu
    yarımadada Farnakia adlı bir kale inşa ettiği
    bilahare buraya Kerasus dediğini ileri sürmelerine yol
    açmıştır.Fakat topoğrafik çalışmalar yapan bazı
    araştırmacılar Farnakia''nın bugünkü Yason Burnunda
    bulunabileceği belirtilmiştir.Şehrin hakkında Roma,
    Bizans ve Rum Pontus İmparatorluğu dönemine ait
    tatminkar bilgiler yoktur.
#09.02.2005 18:45 0 0 0
  • Konu: KONYA
    Konya

    Konya

    Konya''da ve çevresinde yerleşik düzen Prehistorik (Tarih öncesi) çağdan başlar. Bu çağ içinde Neolitik - KaIkolitik - Erken Bronz Çağ kültürlerini görürüz.

    Bu çağın iskan yeri olan höyükler, Konya il sınırları içindedir. (Çeşmelisebil''in ortasında da bir adet höyük vardır.) Neolitik Devre (MÖ. 7000-5500) ait buluntular, Çatalhöyük''teki arkeolojik kazılarda meydana çıkmıştır.

    Bugün Konya''nın bir semtinin içinde kalan Karahöyük''te Hitit iskanı görülmektedir. Senelerdir sürdürülen arkeolojik kazılar bu çağı anlatan buluntular vermektedir.

    Anadolu''da Hitit egemenliğine son veren Friygler Trakya''dan Anadolu''ya göç etmiş kavimlerdir. Alaaddin Tepesi ve Karapınar, Gıcıkışla, Sızma''dan elde edilen buluntular MÖ VII. yüzyıla aittir. Frygyalılardan sonra Konya (KAVANİA) Lidyalılar ve İskender''in istilasına uğramıştır. Daha sonraları Anadolu''da Roma hakimiyeti sağlanınca Konya İkonium olarak varlığını korumuştur. (MÖ 25) Antalya''dan Anadolu''ya çıkan Hıristiyan azizlerden St. Paul Antiochia (Yalvac''a) sonra İkonium''a (Konya''ya) gelmiştir. Bu devirde Hatunsaray Lystra-Derbe ve Laodica (Ladik; Halıcı) ve Sille önemli Bizans yerleşim yeridir.

    İslamiyetin Anadolu''da yayılması ile Bizans''a (Yani İstanbul''a) Arap akınları başlamıştır. Emeviler, Abbasiler, Konya üzerinden akınlar yapmışlardır.

    1071 tarihindeki Malazgirt Meydan Savaşı''ndan sonra Anadolu''nun büyük bir kısmı ile beraber Konya''da Selçuklular tarafından Bizanslıların elinden alınmıştır.

    Anadolu Selçuklu Sultanı Süleyman Şah 1076 tarihinde Konya yı başşehir yapmıştır.1080 tarihinde başkent İznik''e nakledilmiştir. Kılıç Aslan I. 1097 tarihinde başşehri Konya''ya taşımıştır. Konya 1097 tarihinden 1277 tarihine kadar aralıksız Anadolu Selçuklularının başşehri olmuştur.

    Konya 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından ele geçirilmiştir. Karamanoğulları devletinin egemenliğine geçmiştir. Osmanlı Padişahlarından Murat II. 1442 tarihinde de Karamanoğulları hakimiyetine son vermiştir.

    Konya Osmanlı Devleti zamanında şöhret ve itibarını devam ettirmiştir. Osmanlı sultanlarından Yavuz Sultan Selim, Mısır ve İran seferleri sırasında Konya''da konaklamıştır. Kanuni Sultan Süleyman İran, Murat IV ise Bağdat seferi sırasında Konya''da kalmışlardır.

    Cumhuriyet Devrinde hızla büyüyen ve gelişen Konya, tarihi eserleri ile bugün açık hava müzesi görünümünde bir şehirdir.
    noimage
#09.02.2005 18:43 0 0 0
  • Konu: BİLECİK
    Bilecik

    Bilecik

    Böylece Bilecik Kurtuluş Savaşından çok büyük yaralar alarak çıkmış, savaşın getirdiği sosyal ve ekonomik çöküntü nedeniyle Cumhuriyet dönemine çok güçsüz başlamıştır.

    Bilecik Halkı Kurtuluş Savaşına tüm varlığı ile katılmış, gerek milis kuvvetleri ve gerekse düzenli ordularımıza onbinlerce evladını vermiştir. Bilecik, Kurtuluş Savaşından yanmış-yıkılmış, tam bir enkaz halinde çıkmıştır. 1920’lerde 12.000 olduğu tahmin edilen şehir nüfusu, savaştan sonra 4.000’e inmiştir.

    Savaştan önce Bilecik bölgenin en önemli ipek endüstrisi merkeziydi. Şehirde çok sayıda ipekçilik tesisi ve ipek kadife üreten fabrika bulunuyordu. Ancak, Yunanlıların çıkardığı intikam yangınlarında bu fabrika ve tesislerin tümü yandı. Bu arada diğer fabrika ve işyerlerinin de yanmış olması il ekonomisini çökertmiştir.
    noimage
#09.02.2005 18:42 0 0 0
  • Konu: ÇANKIRI
    Çankırı

    Çankırı



    Çoğrafi konum


    Orta Anadolu''nun kuzeyinde, Kızılırmak ile Batı Karadeniz ana havzaları arasında yer alan Çankırı, 40° 30'' ve 41º kuzey enlemleri ile 32° 30'' ve 34º doğu boylamları arasında yer almaktadır. İlin komşuları batıda Bolu, kuzeybatıda Karabük, kuzeyde Kastamonu, doğuda Çorum ve güneyde Ankara ile Kırıkkale''dir. Denizden yüksekliği 723 metre olup, ülke topraklarının %o 94''lük bölümünü oluşturan toplam 7 388 Km²''lik bir alana sahiptir.


    Tarihçiler, İ.Ö. 2000’lerde Mezopotamya’dan Anadolu’ya
    mal satmak üzere gelen Asur tüccarlarının Mısır ve Mezopotamya’da, İ.Ö. 3200’lerden beri bilinen “yazı”yı getirdiklerini, bu tarihin aynı zamanda Anadolu için yazılı tarihin başlangıcı olduğunu kabul etmektedirler.
    Özellikle Kültepe ve Kayseri’de bulunan bazı kil tabletlerinden bu dönemde, Anadolu’da yaşayan halklarla ilgili önemli veriler elde etmek mümkündür. Kiltepe tabletleri ya da Kapadokya tabletleri olarak bilinen bu tabletler üzerinde yapılan dil çözümleme çalışmalarında, Orta Anadolu’daki bazı yer ve kişi adlarına rastlanmıştır. Örneğin, bu tabletlerde, sonradan Protohatti olarak adlandırılan, Hatti dili ile konuşan ve bu bölgede yaşayan bir etnik grup olduğu kaydedilmektedir. Hattiler’in nereden ve ne zaman geldikleri kesin olarak bilinmemekle beraber, eldeki verilerden, bu dönemde ve bu yörelerde yaşadıkları ortaya çıkmaktadır. Aynı tabletten, Hattiler’in Orta Anadolu’da Kızılırmak yöresinde (Marassantiya), bir başka topluluk olan Hurriler’in, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Luviler’in ise, Güney ve Güneybatı Anadolu yöresine yerleştikleri anlaşılmaktadır.
    noimage
#09.02.2005 18:41 0 0 0
  • Konu: BİTLİS
    Bitlis

    Bitlis

    Tarihçiler Bitlis tarihini değişik zamanlardan başlatmaktadırlar. 5000 yıllık, 7000 yıllık tarih gibi. Gerçekte Bitlis tarihi Neolotik Çağ dediğimiz Yenitaş dönemine kadar uzanmaktadır. Neolitik Çağ, Yenitaş veya Cilalı Taş Devri denilen bu dönem, Ortataş Devri ile Tunç Devri arasındaki arkeolojik dönemdir. Bu dönem M.Ö. 3000 yıllarıyla 9000 yılları arasını kapsamaktadır.

    Bitlis ve yöresinin yazılı tarih öncesi oldukça karanlıktır. En önemli nedenleri yüzeydeki buluntuların az olması ve bugüne kadar gerçekçi bir arkeolojik çalışma yapılmamasıdır.

    Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Süphan ve Nemrut dağlarındaki obsidyen (doğal cam yatakları), doğrudan olmasa bile dolaylı olarak bu yöre tarihinin Neolitik dönemine kadar çıktığını göstermektedir. Obsidyen yataklarından elde edilen doğal camın yontucu, kesici, kazıyıcı olarak çevredeki yerleşim yerlerinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.

    Yine yapılan çalışmalar sonucunda o döneme ait ticaret yolu Van Gölünün doğusundan güneye (bugün ki Van ili sınırları içerisinde bulunan Kalkolitik – Maden Dönemi – yerleşme alanı olan Tilkitepe), batıda ise Diyarbakır il sınırlarına (Ergani yakınındaki çanak-çömleksiz bir Neolitik yerleşme yeri olan Çayönü) dek uzanmaktadır.1 Bitlis ilinin Van ve Diyarbakır arasında yerleşmiş olması, Van’dan Diyarbakır’a yapılacak ticaretin o dönemlerde ancak Bitlis üzerinden yapılacağı dikkate alındığında, Bitlis’in Neolitik dönemden beri yerleşme yeri olduğu bir gerçektir.

    Neolitik Çağ, M.Ö. 3000 yıllarında sona ermiştir. Bu tarihi baz aldığımızda Bitlis’in 5000 yıllık bir tarihe ve geçmişe sahip olduğunu görmekteyiz. Büyük bir ihtimalle Bitlis’in tarihi bundan daha da eskidir. Güneybatı Asya ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 9000-5000, Avrupa ülkelerindeki Neolitik Çağ M.Ö. 6500, Tuna kıyılarında M.Ö. 5500 olduğuna göre Bitlis’in tarihinin 5000 yıldan fazla olması, 5000 - 7000 yıllık olması çok kuvvetle muhtemeldir.
    noimage
#09.02.2005 18:40 0 0 0
  • Konu: SİNOP
    Bitki Örtüsü

    Doğa manzarası

    Sinop yöresi, Karadeniz ikliminin bir özelliği olarak her zaman yağış aldığından orman ve bitki örtüsüyle kaplıdır. Ormanlar hem zengin hem de çeşitlidir. Çam, köknar, meşe, gürgen, kayın, dişbudak, karaağaç ve kavak başlıca türlerdir. Ağaç denizi olarak nitelendirilen Çangal Ormanları, Ayancık, Türkeli ve Boyabat yörelerini kaplar. Dıranaz, Göktepe, Soğuksu ve Elekdağı Ormanları da hem önemli doğal güzellikleri oluşturur, hem de ekonomik yönden büyük değer taşır.

    Ormanların altında yaban menekşesi, çuha çiçeği, mayıs karanfili, küçük kırlangıç otu, ciğer otu gibi bitkilere de rastlanır.

    Sinop yöresindeki bitki örtüsü, çok çeşitli ağaç türlerinden oluşmuştur. Kıyı şeridinde Akdeniz bitkileri de görülür. Meşe, defne, karaağaç, çınar, fın­dık, kızılcık, kayın, gürgen, karaçam ve sarıçamdan oluşan bu bitki örtüsü, yükseltinin 1.800 m.ye ulaş­tığı kesime kadar yayılır.

    İlin güneyine doğru gidildikçe iklim kuraklaşmaya başlar. Bu kesimde kuzeydeki gür bitki örtüsünün yerini bozkır bitkileri alır.

    İklim Verileri

    Sinop, Doğu ve Batı Karadeniz iklim özellikleri­nin içiçe geçtiği bir yöredir, ilde mevsimler arası sıcaklık farkları pek büyük değildir, ilin kuzey kesiminde Karadeniz iklim tipi görülür, güney kesimlerinde ise Karadeniz ikliminin etkisi giderek azalır. Burada yağışlar azalır, sıcaklık düşer ve bozkır ikliminin etkileri görülür.

    Sıcaklık

    Sinop İl Merkezinde yıllık sıcaklık ortalaması 14 derece, en yüksek sıcaklık 29.4 derece, en dü­şük sıcaklık -2 derecedir. Yıllık nispi nem ortalaması % 78''dir.

    Kaynak: Sinop İl Yıllığı, 1993

    Sinop''ta Gezilecek Yerler

    Sinop Kalesi

    SİNOP KALESİ:

    M.Ö. 7. y.y. da şehri korumak amacıyla yarımadanın üzerine kurulmuştur. Roma, Bizans ve Selçuklular döneminde onarılarak kullanılmıştır. Günümüzde hâlâ özelliğini koruyan kalenin 2050 m. uzunluğu, 25 m. yüksekliği, 3 m. genişliği olup, iki ana giriş kapısı bulunmaktadır. Kale duvarı şehri çevrelemektedir.

    Cezaevi surları

    SİNOP CEZAEVİ:

    Tersane alanında iç kalenin ortasında etrafı yüksek kale bedenleriyle çevrili alandır. Bu özelliğinden dolayı mahkumların kaçışını imkansız kılmıştır. Cezaevi Osmanlılar döneminde 1877 yılında kullanılmaya başlanmıştır.

    Paşa Tabyası

    PAŞA TABYASI:

    Yarım adanın güney doğusunda 19. y.y. da Osmanlı Rus savaşları sırasında denizden gelen tehlikeleri önlemek amacıyla yapılmıştır. Yarım ay şeklindedir. 11 top yatağı bulunan cephanelik ve mahzenlerden oluşmaktadır.

    Çömlek Örneği - Sinop Müzesi

    SİNOP MÜZESİ:

    Şehir merkezinde bulunmaktadır. Sinop kazılarında ve çevresinde bulunan eserler sergilenmektedir. Müze bünyesinde Prehistorik, Helenistik, Roma, Bizans, Etnoğrafik eserler ile, Sinop çevresinden toplanmış ikonalar bulunmaktadır.

    İkona Detayı - Sinop Müzesi

    İKONALAR:

    Sinop Müzesi''nde teşhir edilen eserler arasında ayrı bir yeri ve önemi bulunan, sanat tarihi bakımından seçkin bir örnek teşkil eden ikona koleksiyonudur. Koleksiyonda yer alan ikonalar; İkona Aziz Minas, Melek Mihail, İkona İsa, İkona Meleklerin Düşmanlarla Savaşı, İkona İsa ve Meryem, İkona Büyük Ruh, İsa ve Azizler yer almaktadır.

    AKLİMAN:

    Şehre 9 km. uzaklıktadır. Kilometrelerce uzanan ince beyaz kumu, ormanla denizin adeta kucaklaştığı orman içi piknik ve mesire yerleriyle ünlüdür. Kumsal boyunca plajlar, kamp-çadır yerleriyle moteller bulunmaktadır.

    Hamsilos Koyu

    HAMSİLOS:

    Akliman piknik alanına 1 km. uzaklıktadır. Denizin kara içine bir ırmak gibi girdiği, çevresi çam ağaçlarıyla kaplı, güzelliğine doyum olmayan Hamsilos Fiyordu, Türkiye''nin tek fiyordudur.

    Erfelek Şelaleleri

    ERFELEK TATLICA ŞELALELERİ:

    İl merkezine 42 km. uzaklıkta, Erfelek ilçesi Tatlıca köyü sınırları içerisindedir. Aynı vadi içinde ardarda sıralanmış 28 irili ufaklı şelaladen oluşmuştur. Bu özelliği ile dünyada benzeri yoktur. Dar ve 2 km. uzunlukta bir vadi içinde, şelaleler kenarında, kayın ormanları içinde yapılacak iki saatlik yürüyüş oldukça zevkli ve heyecanlıdır. Doğal sit alanı olan bölgede trekking, piknik, gezi ve av turizmi olanakları sağlanmaktadır. Bölgede yeme içme, haberleşme ve kamp çalışmaları ile ilgili iyileştirme çalışmaları devam etmektedir.

    İnaltı Mağarası

    İNALTI MAĞARASI VE AKGÖL:

    Her ikisi de Ayancık ilçesi sınırları içerisindedir. İnaltı mağarası köknar ormanlarının ortasında 1070 m. yükseklikteki bir yaylada yer almaktadır. Ayancık ilçesinden 50 km. ve İnaltı köyü yakınlarındaki Akgöl''den 6 km. uzaklıktadır. Mağaranın gerçek derinliği bugüne kadar ortaya çıkarılamamıştır. Bugüne kadar sadece 2200 m. derinliğe kadar olan bölge keşfedilebilmiştir. Ortalama 15 m. yüksekliğe ve 12 m. genişliğe sahiptir. Muhteşem sarkıtları ve dikitleri hala oluşma safhasında bulunmaktadır. İnaltı mağarası jeolojik olarak kireçtaşı katmanlarında oluşmuştur. İnaltı mağarasına giderken yolda muhteşem ormanların ve derin vadilerin güzelliğinin tadını çıkarabilirsiniz.
    Ayancık ilçesinin güneyinde bulunan Akgöl, Ayancık-Boyabat karayolunun 31. km''sinden 4 km. kadar içeride yer almaktadır. Çam ormanları ve Çangal ormanı ile çevrilidir. Elektrik üretimi için 1926''da inşa edilen bu baraj gölünün çevresinde çok güzel piknik yerleri bulunmaktadır.

    Akgöl manzarası

    KARAKUM YÖRESİ:

    Kente 2 km. uzaklıktadır. Sinop yarım adasını çevreleyen yol üzerindedir. Mevcut plajları harika simsiyah kuma sahiptir. Kamu ve özel kişilere ait oteller, tatil köyü, kafe, restoran, bungalov tipi evler, kamp, çadır yerleri bulunmaktadır. Sinop halkının yürüyüş parkurudur.
    Karakum Plajı
    BAHÇELER MEVKİİ:

    Şehrin girişinde iç limana bakan kısımda ağaçlarla kaplı kumsalı ve plajı bulunan mesire, piknik, kamp ve çadır alanıdır. Yanında kamu kuruluşlarının sosyal tesisleri bulunmaktadır.

    MOBİL MEVKİİ:

    Gelincik mahallesinin devamıdır. Plajları, otel, motel ve restaurantlarıyla güzel bir tatil yeridir.

    noimage
#09.02.2005 18:39 0 0 0
  • Konu: SİNOP
    Sinop

    Sinop Coğrafyası

    Kuruçeşme Sokağı

    Sinop, Karadeniz kıyı şeridinin kuzeye doğru sivrilerek uzanmış bulunan Boztepe yarımadası üzerinde kurulmuştur. Batı ve Doğu Karadeniz Bölgeleri arasında bir geçiş bölgesinde yer alan il toprakları 41, 2-43, 5 paralelleri ve 34, 5-35, 5 meridyenleri arasında bulunmaktadır.

    Sinop 5.862 Km2''lik yüzölçümüyle Türkiye topraklarının % 8''ini kaplar. İl doğudan Samsun''un Alaçam, güneyden Samsun''un Vezirköprü, Çorum''un Osmancık, Kargı, Kastamonu''nun Taşköprü, batıdan Kastamonu''nun Taşköprü ve Çatalzeytin ilçeleriyle çevrilidir. 475 Km. uzunluğundaki sınırlarının 300 Km.si kara, 175 km.si denizdir.

    İl olarak 8 ilçesi (Merkez ilçe hariç), 2 beldesi, 11 belediyesi ve 465 köyü bulunmaktadır.

    İlin nüfusu 2000 sayımına göre 225.574 olup, aynı sayıma göre İl Merkezinin nüfusu 30.502''dir. İlçeleri, Merkez, Ayancık, Boyabat, Dikmen, Durağan, Erfelek, Gerze, Saraydüzü, Türkeli''dir.

    Şehrin kuzeybatısında Akliman, güneydoğusunda bulunan Hamsilos koyu, eski devirlerin barınak yerlerindendir.

    Dağlar

    Sinop ormanlık dağları

    İl''deki yeryüzü şekillerinin ağırlık bölümü (%74,3) oluşturan dağların yükseltileri pek fazla değildir. Sinop genel olarak engebelidir. Karadeniz kıyılarından iç kısımlara doğru görülür derecede yükselme vardır. Yüksek dağlar, daha çok doğuda ve kuzeybatıdadır. İl''in doğu tarafını Kuzey Anadolu dağlarının kolları çevreler. Bu dağlar, Karadeniz kıyısına paralel uzanırlar. Bölgedeki dağlar sık, dik ve sert değildir. En yüksek dağın 2000 m.yi aştığı görülmez.

    AYANCIK''ta: Çangal Dağı 1.065 m., Zindan Dağı 1.750 m .dir.
    DİKMEN''de: Göktepe Dağı 1.200m .
    GERZE''de : Elma ve Köse Dağları 900 m.dir. Dıranaz 1.345 m. dir.
    BOYABAT''ta: Elekdağı 1.400 m .dir.

    Bu dağlar ormanlarla kaplıdır. Güneye inildikçe, iç Anadolu''ya yaklaştıkça orman azalır.

    Yaylalar

    Kurugöl Yaylası

    Sinop yakınlarında yayla yoktur. Boyabat ve Gerze ilçeleri yayla bakımından oldukça zengindir. Durağan ve Boyabat''ta Mehmetli, Aluç, Marif, Gün­düzlü, Darıözü, Doğaçam, Yaylacık, Uzunöz, Sakızlı, Bayat, Yassıalan, Gökalan, Buzluk yaylaları vardır. Gerze''de Altmışdört, Güdek oğlu, Avlağısökü, Kuzfındık, Çam Altınyayla bulunmaktadır. Türkeli ilçesinde de Kurugöl yaylası bulunmaktadır.

    Ovalar

    Sinop ovaları

    Sinop''ta ovalar genellikle kıyı ya da ırmak ovalaridır. Daha ziyade büyük düzlükler halindedir. En önemlisi Boyabat Ovasıdır. Bu ovayı Gökırmak, Arım, Gazidere, Asarcık ovaları meydana getirir. Yüksek dağlar arasında uzanan bu ovalar çok verimli ve sulaktır. Gavur ovası da denilen Karasu Ovası ile Akliman yöresindeki Aksaz ve Sarıkum ovaları kıyı ovalarıdır. Bu ovalar, yer yer bataklık durumundadır.

    Vadiler

    Arap Yaylası - Çatak köyü

    Sinop''ta Boyabat ve Durağan ilçeleri çevresinde yer alan ve Kızılırmak''sın kollarından olan Gökırmak Vadisi dışında büyük vadi yoktur. Bununla birlikte küçük akar sularca açılmış çok sayıda küçük vadi vardır. Bunlar il topraklarını engebeli hale getirmiş oluşumlardır. Gökırmak Vadisinden başka Ayancık Vadisi, Kabusu Vadisi, Kanlıdere Vadisi sayılabilir.

    Akarsular

    Sinop akarsuları

    Sinop, yağışlı bir bölge olduğundan her tarafta çay ve derelere rastlanır. Bu akarsular, yağmur ve kar sularıyla beslenir. Sular yağmur mevsiminde çoğalır, dereler kabarır. Yaz aylarında azalır ya da kurur.

    Çay ve nehirler ulaşıma elverişli değildir. Yatakları taşlı, akışları hızlıdır. Sulamada ve orman ürünlerinin taşınmasında yararlanılır. Hepsi Karadeniz''e dökülür.

    Başlıcaları şunlardır:

    Gökırmak: Kastamonu''dan çıkar. Daday''da Ballıdağ eteklerinden inen sular, Daday Çayı''nı oluşturur. Bu çay Taşköprü''nün Gölveren kesimin­de Kastamonu''nun içinden geçen bir suyla birleşerek Gökırmak adını alır. Gökırmak Boyabat Ovası''nı sular ve doğuda Kızılırmak''a karışır.

    Kızılırmak: İlin güneydoğu sınırlarını çizer. Yurdumuzun en uzun nehri olan Kızılırmak, büyük kollarından Gökırmak''ı Sinop''tan alır.

    Tepeçay: Sinop''un Türkeli ilçesi ile Kastamonu''nun Çatalzeytin ilçesi arasında sınır oluşturur. Denize döküldüğü yerde hayli genişler.

    Ayardın Deresi: 1.000 m yükseltide Çatakgeriş Köyü yakınlarından doğar. Türkeli ilçe merkezinin hemen doğusundan denize dökülür. Uzunluğu 240 km. kadardır.

    Ayancık Çayı: Küre Dağları''ndan kaynaklanan çok sayıda küçük derenin birleşmesinden oluşmuştur. Uzunluğu 90 km. kadardır, ilçe merkezin­den denize dökülür.

    Karasu Çayı: Küre Dağları''nda, Gündüzlü Ormanları''ndan doğar. Uzunluğu 80 km.dir. Sinop''un 8 km. batısından denize dökülür.

    Çakıroğlu Çayı: Dıranaz Dağları''ndan doğar. Gerze-Sinop arasında Çakıroğlu yöresinde denize dökülür. Denize döküldüğü yerde küçük bir delta oluşturur.

    Kanlı Çay: Uzunöz Dağları''nın eteklerinden doğar. Çok sayıda küçük kolu vardır. Çayağzı denilen yerde denize dökülür.

    Göller

    Sarıkum gölü

    Sinop''ta çok sayıda doğal göl vardır. Bunların tamamı çeşitli jeolojik zamanlarda oluşmuştur. Başlıcaları şunlardır:

    Sarıkum Gölü: Sinop yarımadasının batısında yer alan Sarıkum Gölü, il merkezine 21 km. uzaklıktadır. Gölün uzunluğu 2 Km., genişliği 750 m. ve alanı 400 hektardır. Deniz düzeyinde olan gölün sulari kışın çoğalır, yazın azalır. Küçük akarsularla beslenen gölün fazla suları denize dökülmektedir.

    Aksaz Gölü: Karagöl''ün kuzeydoğusunda yer alan Aksaz Gölü, denizle hemen hemen aynı düzeydedir. Yılın büyük bir bölümünde saz ve kamışlarla kaplı olan gölün yüzölçümü 200 hektardır. Yağışlı dönemlerde ise gölün suları denize ulaşır.

    Karagöl: Akliman''a yakın bir bölgede Aksaz ve Sankum Gölleri yakınında yer alan, deniz düzeyindedir. Yüzölçümü 80 hektar dolayındadır. Denize uzaklığı 40-50 m. kadar olan gölün suları kışın artar, yazın ise göl kurur.

    Sülük Gölü: Sinop yarımadasının üzerindedir. Yükseltisi 210 m. dolayında olan Sülük Gölü, eski bir yanardağ krateridir. Derinliği 1-2 m.dir Yaz mevsiminde kurur.

    Akgöl: Ayancık İlçesi''nin güneyinde Ayancık Boyabat yolunun 31. Km.de, 4 Km. içeride yer alan Akgöl, çevresinde sık çanı ormanlarının oluşturduğu çangal ve Akgöl ormanlan içinde bulunmaktadır.
#09.02.2005 18:37 0 0 0
  • Konu: NEVŞEHİR
    Nevşehir

    Nevşehir

    Nevşehir Mondros Mütarekesi günlerinde 12. Kolordu'' ya bağlı 11. tümenin denetim alanı içindeydi. Karargâhı Niğde''de bulunan tümenin önemli silah ve cephane depolarından biri de Nevşehir''de idi.

    Orta Anadolu, Mütareke''nin belirlediği paylaşım alanlarının dışında kaldığı için Nevşehir, Milli Mücadele yıllarında önemli bir siyasi olaya tanık olmadı. Bununla birlikte 4 Eylül 1919''da toplanan Sivas Kongresi''ne, Nevşehir adına bir delege katıldı: Dellalzade Hacı Osman Efendi. Hacı Osman Efendi, kongrede alınan bütün vilayet ve kazalarda Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Şubeleri oluşturulmasını öngören kararın Nevşehir''de uygulanmasına öncülük etti. Bu cemiyetin önde gelenleri Eyüp Bey, Müftü Süleyman Hakkı Efendi, Belediye Başkanı Ahmet Efendi idi. Bugün Nevşehir''e bağlı olan Avanos''ta da cemiyetin bir şubesi kurulmuştu.Bu cemiyetin çalışmalarında en etkin kişi Belediye Başkanı Nuri Bey''dir.

    Milli Mücadele yıllarında Nevşehir''e ilişkin olarak anılması gereken bir başka gelişme de Mustafa Kemal'' in 22 Aralık 1919'' da Hacı Bektaş''a gelmesidir. Bektaşileri Milli Mücadeleye kazanmak amacını güden Mustafa Kemal Hacı Bektaşı Veli Tekkesi Çelebisi Cemalettin Efendi ve tekke şeyhi Salih Niyazi Baba ile görüştü. Ülkenin içinde bulunduğu durum uzun uzadıya ele alındı. Her iki Bektaşi önderi de Mustafa Kemal ile aynı düşüncede olduklarını ve Milli Mücadele saflarına katıldıklarını açıkladılar. Bu Mustafa Kemal''in Sivas Kongresi sonrasında kazandığı en önemli başarılarından biriydi. Bu görüşmeden sonra Anadolu''nun her yanındaki Bektaşi Tekkeleri birer Kuvay-i Milliye karargahı işlevi gördü.

    Nevşehir Osmanlıların son dönemlerinde Niğde Sancağı''na bağlı bir kaza idi. Cumhuriyetimizin ilanından sonra 1924'' te Niğde yeni idari yapılanmada bir il olarak ortaya çıkarken Nevşehir de ilçelerinden biri oldu.

    6429 sayılı yasa ile Nevşehir 20 Temmuz 1954 tarihinde il haline getirildi. Kırşehir ve Kırşehir'' e bağlı Mucur, Avanos, Hacıbektaş ( 1945'' ..te ilçe oldu.), Kayseri''ye bağlı Ürgüp ( 1935'' te ilçe oldu.), Niğde'' ye bağlı Arapsun (1948'' de Gülşehir adını aldı.) Nevşehir'' in ilçeleri haline getirildi. Kozaklı ve Hamamorta köyleri Avanos'' a bağlı birer köy iken birleştirilerek 1954'' te Kozaklı adıyla ilçe olarak Nevşehir''e bağlandı. Kırşehir 1957''de tekrar il yapıldı. Mucur ilçesi ile beraber Nevşehir''den ayrıldı.Daha önceleri Melegübü ismi ile anılan bir bucak merkezi olan Derinkuyu 1 Nisan 1960'' ta ilçe durumuna getirildi. Acıgöl kasabası ise 4 Temmuz 1987'' de ilçe olmuştur.
    noimage
#09.02.2005 18:35 0 0 0
  • Konu: TEKİRDAĞ
    Tekirdağ

    Tekirdağ

    ÜÇ KEMALLER DİYARI TEKİRDAĞ

    Tekirdağ ve topraklarını Üç Kemaller Diyarı olarak nitelemek yanlış olmaz. Atatürkün hürriyet aşkının ilk kıvılcımlarını aldığı vatan ve özgürlük şairi Namık Kemal Tekirdağlıdır. İkinci Kemal, Mustafa Kemal Atatürktür. Topraklarını önemli tarihsel olaylarla ilgili olarak beş kez şereflendirdiği Tekirdağda; 23 Ağustos 1928 tarihinde harf devrimi ile ilgili olarak Tekirdağ ve Tekirdağlılardan memnunluğunu şu içten sözlerle ifade ediyordu; &az zaman sonra ve Türk harfleriyle, göz kamaştırıcı Türk manevi inkişafının vasıl olabileceği kudret ve itibarın beynelmilel seviyesini gözlerimi kapayarak şimdiden o kadar parlak görüyorum ki, bu manzara beni gayşediyor (Kendimden geçiriyor). Ben yalnız bu gün Tekirdağlılarda sezdiğim ruh ve hissihalete, yalnız buna dahi istinaden kati olarak beyan edebilirim ki, bütün Türk Milleti bu mesele de benim gördüğümü, benim hissettiğimi aynen görmekte ve hissetmektedir...

    Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ derken, üçüncü Kemal, gene Balkanlarda (Üsküp) doğmuş büyük şair Yahya Kemal Beyatlıdır. Kendisi; Atatürk döneminde 1 Mart 1935te V.Dönem ve 3 Nisan 1939da VI.Dönem Tekirdağ Milletvekilliğini yapmış, Tekirdağa olan bağlılığını ve ilgisini şiirinde Fetihler Ufku Tekirdağ sözleriyle ifade etmiştir. İşte bu nedenle Tekirdağdan Üç Kemaller Diyarı Tekirdağ diye söz etmek yanlış ve anlamsız sayılmamalıdır

    noimage
#09.02.2005 18:33 0 0 0
  • Konu: SİVAS
    Sivas

    Sivas

    Sivas Bölgesinin M.O. 7000 - 5000'li yıllardan itibaren (Neolitik Dönem) iskan edildiği anlaşılmaktadır. Bölge coğrafi yapısı gereği arkeoloji literatüründe Doğu Kapodokya'diyede adlandırılır.
    Anadoluda M.d. 1800 lü yıllarda ilk siyasi birliği kurarak imparatorluğa geçen Hititler'in yerleşim alanları içerisinde bulunan Sivas, Firigyalıların, Lidyalıların, Romalıların ve Bizanslıların egemenliğinde, Diapolls ve Sebastgibi isimler de almıştır.
    Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın komutanlarından Emir Danişment 1071 de Sivas'ı fethederek Danişrnent Beyliğini kurmuştur.
    Sultan İzzettin Keykavus Sivas'ı 1220 yılında Selçuklu Devletinin başkenti yapmış, 1343 8217 te Eratna Devleti, de Kadıburhanettin Devleti Sivas'ta kurulmuş....
    1413 yılında Sivas Osmanhılar'ın egemenliğine girdikten sonra Eyalet-i Rum adı altında Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir şehirlerini kapsayan geniş bir bölgenin eyalet merkezi olmuştur.
    Milli mücadelenin en önemli tarihlerinden biri olan 4 Eylül da Büyük Atatürk'ün BaşkanIığında Sivas Kongresi Sivasımızda toplanmış ve yeni Türkiye Curnhuriyeti'nin temelleri Sivasta atılmıştir.
    Kısa Genel Bilgiler:
    Sivas Adı!...
    Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara "Sipas Suyu" denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve "Sipas" ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden"Sibasipler"den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre "Ogüst şehri" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır.
    Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde "üç değirmen" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir.
    noimage
#09.02.2005 18:32 0 0 0
  • Konu: HATAY
    Hatay

    Hatay

    Dünyanın en eski yerleşim birimlerinden olan Antakya, bütün dinleri, kültürleri bir arada barındıran bir şehirdir.

    Birçok çağa, savaşa, olaya karşı dimdik ayakta kalarak direnen Antakya, bu kültür mozaiği içinde bugünlere kadar gelerek kendini kanıtlamıştır.
    Eski çağlarda dünyanın ikinci büyük şehri unvanına sahip olan Antakya, şu anda da kendi çapında gelişmiş bir şehir konumundadır.
    Eski tarihlerden günümüze kadar gelen tarihi eserler, Asi Nehri, sokaklar ve caddeler dile gelse, o eski Antakya''yı harika bir şekilde dillendirirdi. Müslümanların, Hıristiyanların, Yahudilerin ve başka dinlere, mezheplere mensup insanların bir arada yaşayarak, hiçbir prokovasyona yenik düşmeden bugünlere kadar barış, kardeşlik ve huzur içinde gelmesi, dünyada verilecek en güzel örneklerden birisidir. Çağlar içinde korunan bu çizgiyle Antakya, tarihteki en güzel yerini almıştır
    noimage
#09.02.2005 18:31 0 0 0
  • Konu: TUNCELİ
    Tunceli

    Tunceli

    Cumhuriyetin İlanına kadar
    Tarihte İlk Anadolu Birliğini kuran Hititler Tunceliye kadar ulaşmışlar, fakat çevreye tam hakim olamamışlardır. Tuncelide Huriler, Babil ve Asur İmparatorluklarının da etkileri görülmektedir. Med ler zamanında kısmen ve Persler zamanında (M.Ö.VI. Yy) Büyük İskender burasını Makedonya Devletine katmıştır.

    M.S. 395 te Roma nın ikiye bölünmesi ile bütün Anadolu gibi Tunceli de Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun payına düşmüştür. VII. yüz yıl ortalarından itibaren Araplar bu çevreye erişmiş, VIII. Yy Tunceli bir süre İslam İmparatorluğuna katılmıştır. Tabiat yapısı nedeni ile o dönemde yalnız Çemişgezek İlçesi önem kazanmıştır.

    Tunceli 1071 tarihinden 1252 tarihine kadar Erzincanda hüküm süren Mengüçlerin idaresi altında idi. Selçuklu ve Moğolların dağlık mıntıkadan Kızılırmak a doğru yaptıkları akınlardan sonra Dersim mıntıkasında bir çok Türk kabileleri yerleşmiş ve buralarda kalmışlardır.

    Doğu Anadoluda Akkoyunlu, Karakoyunlu, Türkmenlerin mücadeleleri zamanında Çemişgezek beyi (Mengüç ailesinden ) Emir Şah Hasan dan söz edilmektedir. Bunun torunu Hacı Rüstem Bey zamanında Şah İsmail Çemişgezek  e Nur Ali isminde birisini Halife olarak göndermiş, Hacı Rüstem Bey de İran a muhalefet etmeden Çemişgezek i Nur Ali ye teslim etmiştir.

    Tam bu sırada Yavuz Sultan Selim in Çaldıran Savaşını kazanması ile tüm Doğu Anadolu Osmanlılara bağlandı. Ruslar I. Dünya Savaşında Tunceli ye girdiler ise de hakim olamadılar. Bundan başka Tunceli Osmanlı imparatorluğu döneminde hiç istila görmedi.


    .............................................................................................................................................
    Cumhuriyet in İlanından Günümüze

    Bugün Tunceli İline bağlı Hozat İlçesi Cumhuriyet öncesi mutasarrıflık iken, Cumhuriyet in ilanı ile Dersim Vilayeti haline getirilmiş, 30 Mayıs 1926 tarih ve 887 sayılı kanunla bazı Vilayetlerle birlikte İlçe İdari kuruluşuna dönüştürülmüştür.

    Dersim kelimesi, Gümüşkapı anlamına gelmekte olup, kök itibari ile Farsçadır. 25 Aralık 1935 tarih ve 2885 sayılı kanunla geçici merkezi Elazığ İlinin Nazimiye, Hozat, Mazgirt, Ovacık ve Çemişgezek İlçelerinin bağlandığı Tunceli İli teşkil edilmiştir. Aynı tarih ve 2884 sayılı kanunla Tunceli İlinin İdaresi için özel hükümler konarak Korgeneral rütbesinde Vali ve Kumandan yetkisinde bırakılmıştır.

    Tunceli İline bağlı 8 ilçesi (Kalan Dahil) özel kanuna göre 01.01.1947 tarihine kadar geçici merkezi bulunan Elazığdan idare edilmiş, 30 Aralık 1946 tarih ve 4993 sayılı kanuna göre halen il merkezi olan Kalan Kasabasına nakledilmiştir.
    noimage
#09.02.2005 18:30 0 0 0
  • Konu: ŞANLIURFA
    Şanlıurfa

    PEYGAMBERLER ŞEHRİ ŞANLIURFA

    :Güneydoğu Anadolu Bölgesi''nin Orta Fırat Bölümü''nde bulunan Şanlıurfa, doğuda Mardin, kuzeydoğuda Diyarbakır, kuzey batıda Adıyaman, batıda Gaziantep ve güneyde Suriye toprakları ile çevrelenmiş bir sınır şehridir.Şanlıurfa, coğrafi özelliği nedeniyle üzerinde birçok bağımsız devlet ve beyliğin kurulmuş olduğu, değişik kültürel oluşumların kaynaştığı bir yerleşim olmuştur. Gerek tarihinin başladığı ilkçağlarda ve gerekse diğer devirlerde Şanlıurfa, hemen her zaman Doğu ile Batı kültürleri arasında bir köprü olmuştur. Doğu'' ya Batı'' ya bağlayan ticari ve askeri yolların buradan geçmesi Şanlıurfa''ya geçmiş dönemlerde büyük önem kazandırmıştır.

    Bu tarihi şehrin, ilk kuruluşu hakkında kesin bilgiler yoktur. Meşhur Arap tarihçisi Ebul Faraç''a göre Şanlıurfa, Nuh Tufanı''ndan sonra yeryüzünde kurulan ilk yedi yerleşim merkezinin ilki ve en önemlisidir. Hz. Adem (A.S.)''ın çiftçilik yaptığı, Hz. İbrahim Halil, Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı bu bölge bugün "Peygamberler Şehri" diye anılmaktadır. Hatta Hıristiyanlar, Hz. İsa''nın mendilinin Şanlıurfa''da bulunmuş olmasından dolayı buraya Dir-Mesih adını vermişlerdir. Şanlıurfa''nın yüzyıllar boyu ayakta durmuş olması, manevi bir himayenin eseri olsa gerektir.


    noimage
#09.02.2005 18:29 0 0 0
  • Konu: GAZİANTEP
    Gaziantep

    Gaziantep

    GAZİANTEP ADININ KÖKENİ

    İlk Arap Coğraafyacılarının eserlerinde Dülük adı sık geçerse de Antep (Ayıntap) adının Araplarca buraya verildiği söylenebilir. XIII.yy Müelliflerinden Yakut-el Hamevi''nin ifadesine göre “Aynütap” sağlam kale olup Dülük adıyla anılmaktaydı. Bu ad muhtemelen Haçlı seferleri öncesinde yaygınlık kazanmıştır. Haçlı seferleriyle ilgili Vekayi namelerde Hamtap, Ermeni kaynaklarında Anthoph, diğer bazı kaynaklarda ise Hantap, Entap, Hatap gibi adlandırmalara rastlanır.

    GAZİANTEP TARİHİ

    I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık Bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu. Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921 e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı. Böylece Fransızlar 9 Şubat 1921 de şehre hakim oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 10 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep''e 6 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı. Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş oldu.
    noimage
#09.02.2005 18:28 0 0 0
  • Konu: UŞAK
    Uşak

    Uşak

    Uşak ili milattan önce 5000 yıllarından itibaren bir yerleşim bölgesidir.

    M.Ö. 2500 yıllarına kadar Hitit hakimiyeti altında olan bölge bu tarihte Luvi istilasına ugramıştır. Hitit krallığı dağıldıktan sonra burasını Ege göçleri sırasında boğazlardan gelen Frigyalılar mesken edinmiştir.

    M.Ö. 7. yüzyılda bu bölge Frigyalılar ve Lidyalılar arasında paylaştırılmıştır. Lidyalılar Uşak''ın batısında yaşamışlardır. Lidyalılar tarafından yapılan ve Ege ile Yakındoğu''yu birbirine bağlayan Kral Yolu Uşak''tan geçiyordu.

    M.Ö. 6. yüzyılda bütün Anadolu Pers İmparatorluğunun egemenliği altında idi.

    Yine M.Ö. 4. yüzyılda Büyük İskender Pers İmparatorluğunu yıkar ve Anadolu''nun yeni hakimi olur. Bölgemizin hakimiyetini Makedonya devletinden sonra Bergama Krallığı daha sonra da M.Ö. 2 yüzyılı civarlarında Roma imparatorluğu devralır.

    Bölgemiz M.S. 395 yılına kadar Roma İmparatorluğu hakimyeti altinda iken imparatorluğun ikiye ayrılması sonucu 700 yil boyunca Bizans hakimiyetinde kalır.

    1071 Malazgirt Zaferinden sonra Anadolu''nun fethi ile görevlendirilen 1. Süleyman Sah, Uşak''ı Selçuklu devletine katmıştı. Selçukluların dağılmasından sonraki beylikler döneminde Germiyanoğulları bölgede hakimiyet sürmüş, 1391 yılında yılında Yıldırım Beyazit tarafından Osmanoğullarına katılmıştır. Fetret Devri boyunca Karamanlılar elinde kalmiş, 1414 yılında tekrar Germiyanoğullarına geçmiş.

    1429 yılında Osmanlı Devletine katılmıştır. Uşak''ın Istiklal savaşımızda önemli bir yeri vardır. Yunan Orduları Komutanı General Trikopis Merkez Göğem Köyünde esir alınmıştır. 1 Eylül 1922''de Uşak isgalden kurtulmuş, 2 Eylül 1922''de Atatürk ve Inönü şehre gelerek karargah kurmuşlar, Trikopolis''in kılıcını bugün Atatürk ve Etnoğrafya Müzesi olan evde teslim almışlardır.

    Kütahya iline bağli bir ilçeyken 15 Temmuz 1953 yilinda çikarilan 6129 sayili kanunla il olmuştur.

    Osmanlı döneminde ''aşıklar diyarı'' anlamına gelen UŞŞAK sonraları ''oğul, evlat'' anlamına gelen UŞŞAK olarak anılmaya baslanmıs, söylenis kolaylıgı olarak S’nin biri düsmüstür. Il Kurulus yasasında da ilin adı UŞŞAK olarak geçmistir.
    noimage
#09.02.2005 18:26 0 0 0
  • Konu: SİİRT
    AKARSULAR

    Siirt İli, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğu ucunda yeralır. Bölge, G.doğu Anadolu Düzlükleri’nden sonra birden yükselmekte, doğu ve kuzey kesimleri bol yağış almaktadır. Bu nedenle, kuzeyden Muş Güneyi Dağları, doğudan Siirt Doğusu Dağları’yla çevrili olan il alanı, Dicle Irmağı’nın önemli su toplama alanlarından birini oluşturmaktadır. İl topraklarının tümü Dicle Havzası’na girmektedir. Havza, Fırat, Kızılırmak ve Sakarya Havzaları’ndan sonra ülkenin dördüncü büyük su toplama alanıdır.

    BOTAN (ULUÇAY)

    Nordüz Platosu’nu batıdan kuşatan Siirt-Hakkari ve Siirt-Van sınırlarını oluşturan yüksek dağlardan kaynağını alan bu akarsu,önce batıya,sonra kuzey batıya doğru akar. Suyu iyice bollaşan Botan Suyu dar ve derin bir vadi oymuştur. Vadi tabanıyla dağ'' ların dorukları arasındaki yükselti farkı 1.000 m.’ye ulaşır. Akarsu, Pervari yöresinin sularını toplayan Çatak Çayı ve Bitlis’in doğusundaki dağlık yöre ile Doğruyol, Kapılı ve Kuran Dağları sularını toplayan Büyükdere’yle Çukurca da birleşir. Burada Botan Suyu adını alır. Batı yönünde akan Botan Suyu (Uluçay), Aydınlar İlçesi ve İl Merkezi’nin doğusun dan geçer. Bostancık yöresine ulaşır. Burada, doğudan Eruh yöresinin sularını toplayan Zorava Çayı’nı, kuzeyden Muş Güneyi Dağları’nın sularını toplayan Bitlis Çayı’nı alır. Bitlis Çayı, Botan Suyu’na karışmadan önce, Kavuşşahap Dağları’nın sularını toplayıp gelen Pınarca Çayı ile birleşir. Botan Suyu bu iki önemli akarsuyla birleştikten sonra, Çat Tepe’de Dicle Irmağı’na katılır. Yüksek dağlardaki kaynaklarla, kar örtülerinin ağır ağır erimesi ile ve yağmurlarla beslenen bu büyük çay her mevsimde bol su taşır. İlkbahardan yaz ortalarına kadar geçirdiği su, saniyede ortalama 100-300 m3’tür. Nisan ve Haziranda bu miktar 400-600 m3, Mayıs’ta 700-1000 m3’ü bulur, hatta arasıra bunu geçtiği de olur. Böyle zamanlarında Dicle’den de büyük bir ırmak görünümündedir. En çekilmiş olduğu yaz sonu ve güzün bile derinliği yine 1 m.’den çoktur ve yatağındaki su miktarı 60 -80 m3’ten aşağı düşmez. Bu ırmağın birçok yerinde hidroelektrik santrali kurma incelemeleri yapılmıştır. Kıyıdan kıyıya ancak kayıkla geçilebilir. Botan Irmağı çok yerinde dar ve derin dik inişli vadiler den geçer. Yolu boyunca alçak düzlükler azdır ve sulama da yararlı olamamıştır. Botan Irmağı’ nın Dicle’ye karıştığı yer yakınında Dicle Nehri keskin bir dirsekle güneye döner.

    REŞİNAN

    Bu su Pervari’nin Çemikari Yaylası’ndan çıkarak, Şırnak İli’nde oldukça geniş vadileri sular ve Dergül Köyü önünden geçerek Kasrik Boğazı’ndan sonra Dicle Irmağı ile birleşir.

    GARZAN ÇAYI

    Sason Dağları’nın güney yamaçlarından inen kollardan oluşur. Kozluk İlçesi yakınlarından (Pisyar) geçer. Kurtalan İlçesi’nde bir kısım araziyi suladıktan sonra Kaşüstü (Hendük) Köyü yakınlarında Dicle Irmağı’yla birleşir. Çay üzerinde, Pisyar ve Aviski adını taşıyan iki köprü bulunur. .

    KEZER ÇAYI

    Bitlis’in doğusunda Güzeldere denilen yerden çıkar ve Kırkçeşme Suları’nın birleşmesinden oluşur. Bu sular en son Şeyh Cuma Deresi’yle birleşip, İskambo Dağları’nı yararak Siirt’in batısında bir kavis çizer. Mağaralı (Hümriyan) Mezrası önünde Başur Çayı ile birleştikten sonra, Botan Çayı’na karışır. Çayın oluşturduğu vadilerde sebze yetiştirilir.

    BAŞUR ÇAYI

    Bitlis’in kuzeyinden çıkan bu suyun il hudutları içindeki uzunluğu 45 Km’dir. Siirt-Kurtalan asfaltı üzerindeki Başur Köprüsü’nün 2 Km. güneyinde Kezer Çayı ile birleşir.

    JEOLOJİK YAPI

    Petrol arama amacıyla, Siirt topraklarında bugüne kadar çok sayıda araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçlarına göre, il alanı değişik jeolojik yaşta kütlelerden oluşmaktadır. Bu kütlelerin en eskisi Siirt-Bitlis arasında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan başkala şım kayaları serisidir. III. Zaman kratase ve III. Zaman palojen ve neojen yaşlı olan bu seriler doğudan il alanına sokulmaktadır. Tebeşirli kalker taşları, yontulmaları ve işlenmeleri kolay olduğu için genellikle yapı taşı olarak kullanılmaktadır. İlimiz de geniş alanlar kaplayan, dağ ve tepelerde bolca rastlanan bu oluşumlara “Midyat Kal kerleri” denilmektedir. İçlerinde orta eosen yaşlı fosillere de rastlanan “Midyat Kalker leri” Merkez İlçe’nin güneyinde, Siirt-İdil arasında ve Midyat dolaylarında göze çarpar.

    İl alanında sert kalkerlerin üzerine, kil, marn, silt ve kum taşlarından oluşan neojen yaşlı göl serileri yığılmıştır. Bu hafif eğimli yumuşak göl serileri geniş düzlükleri ve ovaları oluşturmak tadır. Genç oluşumlar arasında yer yer jipsli tabakalar yüzeye çıkmaktadır. Bu jipslere İlimizde “Cas Taşı” denir. Bu taşlar eskiden yakılıp ufalandıktan sonra yapılar da harç olarak kullanılma kta idi. Siirt il alanı, ülkenin başlıca kırık çizgilerinin dışında kalmakta, sarsıntıların zararsız geçtiği tehlikesiz bölgeler kapsamına girmektedir. Şehrin çevresi ve özellikle Botan Vadisi sert ve sarp kayalıklardan meydana gelmektedir.

    YERALTI ZENGİNLİKLERİ

    Siirt''in en önemli yeraltı zenginliği petrol ürünüdür.Petrol Siirt''in Kurtalan ilçesinde çıkarılmakta dır. Siirt''te Krom ve Bakır yatakaları da vardır. Baykan ve Şirvan yörelerinde ince damarlar halinde bulunan bakır yataklarının uzunluğu 70 m.genişliğin de 80 Cm''dir. Rezerv çalışmaları henüz tamamlanabilmiş değildir. Baykan''da zaman zaman üretime açılan Krom yatakları vardır. Etüt ve arama çalışmaları devam etmektedir.

    İKLİM

    siirt''te karasal iklim hüküm sürmekte ve dört mevsim en belirgin özellikleriyle yaşanmakta, Yazları sıcak ve kuraktır. En az yağış Kurtalan''da En fazla yağış Baykan''da görülür. GAP''ın devreye girmesiyle iklimde belirgin bir değişme gözlenmiş, İlkbaharda daha fazla yağış olmuş ve %40''ın altında olan nem oranı yükselmiştir.Gece ve gündüz arası sıcaklık farkı fazladır. Tespit edilen en yüksek ısı 43.3 Co,en düşük ısı ise -19.5 Co''dir

    BİTKİ ÖRTÜSÜ ve ORMANLAR

    Siirt il alanı Doğu Anadolu yapraklı orman kuşağı ile G.doğu Anadolu bozkır kuşağı arasındadır.Toros dağları ''nın G.doğu toroslar adıyla anılan bölümleriyle, buradan kuzeye doğru uzanan plato ve dağlarda önemli ölçüde azalmış meşe ağaçları vardır.


    NÜFUS

    Siirt ili''nin 1985 yılı il nüfusu 524.741 kişi iken 1990 yılında Batman ve Şırnak ilçelerinin il olmasıyla ilçe sayısında bir azalma olmuş ve ilçe sayısı merkez ilçe dahil olmak üzere 11'' den 7''ye düşmüş, nüfus ise 263.258 kişiye inmiştir. 1998''de Siirt''te Km²''ye 42 kişi düşerken, ülke ortalaması Km²''ye 78 kişidir. Siirt, doğurganlık oranı yüksek olan bir ildir. Bu nedenle il nüfusunun gelişimi ülke genelinin üzerinde olmuştur. Son yapılan nüfus sayımı na göre nüfusun %60''ı şehirlerde, %40''ı kırsal alanda yaşamaktadır.
    noimage
#09.02.2005 18:25 0 0 0
  • Konu: SİİRT
    Siirt

    Siirt

    GENEL KONUM

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 41° 57'' doğu boylamı ve 37° -55'' kuzey enlemi üzerinde yer alan Siirt doğudan Şırnak ve Van, kuzeyden Batman ve Bitlis, batıdan Batman, güneyden Mardin ve Şırnak İlleri ile çevrilidir. İl topraklarının büyük bölümü dağlarla kaplıdır. Kuzeyde Muş Güneyi Dağları, doğuda Siirt Doğusu Dağları İl’in doğal sınırlarını oluşturan sıra dağlardır. 1990 yılında değişen sınırlardan sonra Siirt İli ’nin yüzölçümü 6.186 Km²’ye inmiş Km² ’ ye ise 42 kişi düşmüştür. 1997 yılı nüfus sayımına göre 263.258 kişilik nüfusuyla Türkiye toplam nüfusunun %4’ünü barındırmaktadır.

    YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

    İl toprakları asıl görünümünü III. Zaman’da kazanmıştır. Şiddetli kıvrılma ve kırılmalara uğrayan il alanı, üst-eosen ve oligosen boyunca deniz dışında kalarak aşınmış ve bir yarı ova (peneplen) niteliği kazanmıştır. Üst-miyosende Doğu Anadolu genel olarak yükselirken, il alanı da blok halinde yükselmiş ve Güneydoğu Torosları oluşmuştur. Bu yükselme hareketleri sırasında il alanının güneybatısını da içine alan güçlü çöküntü alanları ortaya çıkmıştır.G.doğu Torosları esnekliğini yitirmiş ve sertleşmiş kesimlerinde ortaya çıkan çöküntü olukları, akarsularca aşın dırılarak batı, güneybatı ve güney yönünde uzanan vadilere dönüştürülmüştür. Bir yandan vadi ler oluşurken, bir yandan da özellikle çöküntü alanlarında hızla genişleyen vadi tabanlarında IV. Zaman boyunca çeşitli taşınma maddelerden oluşan düzlükler ortaya çıkmıştır..

    DAĞLAR

    İlimizde yeryüzü şekilleri daha çok yüksek dağ ile platolardan oluşmaktadır. Siirt’ in kuzeyi ve doğusu yüksek ve sarp kesimlerdir.Genel olarak Güneydoğu Toroslar adıyla anılan bu dağ sırası, doğudan güneydoğuya genişçe bir yay çizerek Hakkari Dağları’yla birleşmektedir. Dicle Vadisi'' ne eğimli olan bu yüksek ve sarp kesimde yer alan önemli dağlar ve bunların özellikleri şöyle sıralanabilir.

    SİİRT DOĞUSU DAĞLARI

    Muş Güneyi Dağları’ ndan sonra,Bitlis Çayı Vadisi’nin doğusunda, dağlar güneye doğru açılarak Siirt’in doğusunu kaplar. Yükseltisi hızla azalarak Güneydoğu düzlükleri’ne doğru sokulan bu dağlar, bir yandan da Hakkari Dağları’yla birleşir. Siirt doğusu dağları genellikle tek tek kütleler halinde yükselmektedir. Bu kütleler, Dicle Irmağı’na karışan küçük akarsuların açtığı vadilerle parçalanmış durumdadır. Siirt Doğusu Dağları’nın ana gövdesini, Pervari, Siirt Merkez, Eruh ve Şırnak’ı da kapsayan Yazlıca Dağı (Herekul Dağı) oluşturmaktadır. Doğuda çok geniş bir kütle oluşturan Yazlıca Dağı 2.838 m.’lik yükseltisiyle İl’in en yüksek noktasıdır. Bu doruğu kuzeyden 2.444 m. yükseltili Meydanı Süleyman Tepesi ile daha düşük yükseltili Körkandil Dağı izlemektedir. Yazlıca Dağı, batıda, Uluçay ve Zorava Çay’ı Vadileri’nin birbirine yaklaştığı noktada daralırken, yükseltisi de azalır. Tosuntarla-Çizmeli çizgisinde yükseltisi 1.844 m.’ye dek düşen Yazlıca Dağı, Merkez İlçe alanında yükseltisi 1.500 m.’nin altında olan platolara düşmektedir. Siirt Doğusu Dağları, Yazlıca kütlesi dışında Şirvan-Pervari-Van üçgeni içinde de önemli yükseltiler oluşturmaktadır.

    .......... ................. İl’in kuzeydoğusunda genellikle tek tek yükselen bu dağların başlıcaları 2.741 m. yükseltili Doğruyol Dağı (Beknovi Dağı), 2.631 m. yükseltili Kapılı Dağı ve 2.350 m. yükseltili Koran Dağı’dır. Siirt Doğusu Dağları, İl’in güneydoğusunda daha dağınık ve daha alçaktır. Bu kesimlerdeki en önemli doruklar, Eruh’un güneyindeki Yassı Dağı (2.280 m.), bunun batı yönündeki uzantısını oluşturan Şeyh Ömer Dağı (1.409 m.)’dır. Buradaki dağların dorukları dışındaki kesimler, batı ve güney yönündeki eğime bağlı olarak aşınmış ve platolara dönüşmüş durumdadır. Siirt’te bu dağların dışında da bazı yükseltiler vardır. Bunların en önemli si Kurtalan’ın güneyindeki 1.530 m. yükseltili Dilek Tepesi’dir. Genellikle çıplak olan bu dağların kuzey yamaçlarında yer yer meşe ağaçlarından oluşan topluluklara rastlanmaktadır.

    . .................................................................................. .. ..... .......... ....................................PLATOLAR VE YAYLALAR

    Siirt’te dağlardan sonra en ağırlıklı yeryüzü şekli platolardır. Büyük bir bölümü yüksek düzlükler şeklinde olan bu platolar, Siirt Doğusu Dağları’ nın kuzey bölümünü oluşturan D.yol, Kurtalan, Kapılı ve Yazlıca Dağları’nın Botan Suyu ve kollarınca yarılmış vadilere bakan yamaçlarında toplanmıştır. Başlıcaları, Pervari de Cemikarı, Ceman ve Herekul Yaylaları ile Şirvan’da Bacavan Yaylası’dır.Yaz, kış bol yağış alan bu yaylalar,zengin çayırlarla kaplıdır.

    ............Yöre halkı ve göçerler bu yaylalarda sürülerini otlatır.Sert kış aylarında güneydeki daha düşük yükseltili platolarda otlatılan hayvanlar, yaz mevsiminde havaların ısın masıyla yeniden yüksek düzlüklere çıkarılır. Bozkır kuşağına yakın dağların eteklerindeki plato larda verim daha düşüktür. Yağışlar daha düzensiz, su kaynakları daha kıttır. Büyük ölçüde orman örtüsünden yoksun olan bu kesimde aşınma güçlüdür. Çayırların oluşumuna elverişli toprak tabakası yer yer ortadan kalkmıştır. İl platoları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 1.200m. ile 2.000 m. arasına dağıldıkları ve bozkır kuşağında kalanların dışındakilerin hayvancı'' lık açısından çok önemli oldukları görülür.

    VADİLER

    Siirt İli’nde vadi oluşumları çok önemlidir. İlimiz'' deki dağlar ve platolar II. Zaman’daki kırılma ve kıvrımlarla şekillenmiştir. Sarp yapıda kalkerli oluşumlar egemen durumdadır suya karşı direnci çok düşük olan bu kalkerler, akarsu ve yüzey sularıyla hızla aşındırılmış, dar ve dik vadiler ortaya çıkarmıştır. İl’in kuzeyindeki ve doğusun daki dağlık kesimlerden güneye ve batıya doğru yönelen vadiler, Güneydoğu Anadolu Düzlükleri nin doğu ucuna ulaşıncaya dek genellikle pek geniş değildir. Bu nedenle Siirt’te ovalık alanlar azdır.

    Botan (Uluçay) Vadisi Bitlis’in güneyindeki dağların eteklerinde başlayan Botan Suyu Vadisi, yüksek ve sarp yapılı bir kesimde güneye doğru uzanır. Doğruyol, Kuran ve Kapılı Dağları’nın arasında bulunan vadi, Türkiye’nin en dik ve sarp vadilerindendir. Bitlis Çayı Vadisi ile birleşen Botan Vadisi, Dicle Vadisi’ne açılır. Botan Suyu Vadisi ve bu vadinin önemli bir kolu olan Bitlis Çayı Vadisi pek geniş değildir. Vadiler; kuzey ve kuzeydoğudaki dağlardan kaynağı nı alan bol sulu akarsularla kalkerli yapıda oyulmuş derin yarıklar durumundadır. Yalnızca Bitlis Çayı Vadisi, Kurtalan İlçe alanında azda olsa genişlemektedir. Bu genişleyen kesimler yer yer ova niteliği kazanır. Kurtalan Ovası’da bu vadinin tabanındadır.

    Behrancı Vadisi Yazlıca (Herekul) Dağları’nın güneydoğu yamaçlarından çeşitli kollar halinde başlayan Behrancı Vadisi’de dar ve diktir. Vadi kolları güneydoğudan güneybatıya genişçe bir yay çizerek Türkiye-Suriye sınırlarında Habur Vadisi’ne açılır
#09.02.2005 18:24 0 0 0