1. Yeniçağda "laik devlet" anlayışı ilk kez hangi olaydan sonra ortaya çıkmıştır?
A) Coğrafi Keşifler B) Rönesans C) Reform D) Haçlı Seferleri
2. Aşağıdakilerden hangisi coğrafi keşiflerin sebeplerinden biri değildir?
A)Açık denizlere dayanıklı gemilerin yapılması
B) Ticaret yollarının el değiştirmesi
C) Pusulanın geliştirilmesi
D) Matbaa ile yeni bilgilerin yaygınlaşması
3. Yeniçeri Ocağını ortadan kaldıran padişah hangisidir?
A) II. Mahmut B) I. Süleyman C) III. Selim D) I. Abdülhamit
4. Fransız İhtilalinin Osmanlı üzerindeki en büyük etkisi nedir?
A) Eşitlik B) Özgürlük C) Demokrasi D) Milliyetçilik
5. Osmanlı Devleti aşağıdaki dönemlerden hangisinde batı tarzında yeniliklere başlamıştır?
A) Lale Devri B) III. Selim Devri C) Tanzimat Devri D) Meşrutiyet Devri
6. Nizam-ı Cedit Ordusu hangi padişah zamanında kurulmuştur?
A) I. Mahmut B) II. Mahmut C) II. Selim D) III. Selim
7. Aşağıdaki savaşlardan hangisi Osmanlıları Müslüman Devletlerle yaptığı savaşlardan biri değildir?
A) Otlukbeli B) Ridaniye C) Niğbolu D)Mercidabık
8. Kanuni Sulta Süleyman Avrupa Hıristiyan birliğini parçalamak amacıyla aşağıdaki devletlerden hangisiyle antlaşma imzalamıştır?
A) Almanya B) Fransa C) Avusturya D) İspanya
9. Osmanlı Devletinin Baharat Yolu'nu ele geçirmesi aşağıdaki devletlerden hangisine son vermesiyle olmuştur?
A) Bizans B)Safevi C) Memlük D) Akkoyunlu
10. Türkiye'nin ilk Demir - Çelik fabrikası hangi şehirde kurulmuştır?
A) Karabük B) İskenderun C) Ereğli D) Sivas
Cevap Anahtarı :
1-C 6-D
2-B 7-C
3-A 8-B
4-B 9-C
5-A 10-A
"Bugünkü Türkçemizle: "Al Er Tunga, Türk Beyleri içinde adı ve kutsallığı bilinen ve tanınan bir yiğit idi; geniş bilgisinin yanında sayılamayacak kadar çok fazileti vardı; bilgiliydi; anlayışlıydı, meziyetleri çoktu."
Alp Er Tunga Destanı hakkındaki bilgilerin en önemli kaynağı Divan-ı Lügat-ı Türk' tür. Milattan sonra onbirinci yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eserde, Destanın, büyük bir ihtimalle son kısımlarına aid bir ağıt (sagu) yazılı olarak verilmekredir.
Bu Türk Beylerind atı belgülük,
Tunga Alp Er idi kutı belgülük,
Bedük bilgi birle öküş erdemi,
Biliglig ukuşlug budun ködremi,
Tacikler ayur anı Afrasyab,
Bu Afrasyap tutdı iller talab.
Bugünkü Türkçemizle: "Al Er Tunga, Türk Beyleri içinde adı ve kutsallığı bilinen ve tanınan bir yiğit idi; geniş bilgisinin yanında sayılamayacak kadar çok fazileti vardı; bilgiliydi; anlayışlıydı, meziyetleri çoktu. İranlılar ona, Afrasyab adını vermişlerdi. Afrasyab "dünyaya hükmetti" anlamına gelen bu ağıttan, Alp Er Tunga' nın, İranlılar arasında da çok iyi bilindiği anlaşılmaktadır.
Alper Tunga babasının öğüdünü tutmuş ve o zaman güçlü bir ülke olan İran' a savaş açmıştır. Selvi gibi uzun boylu, kolları ve göğsü aslan misali kuvvetli ve fil kadar güçlü bir yiğitti, İranlıları yendi. İran hükümdarını esir aldı.
İran ülkesinde bir çok padişahlıklar bulunuyordu. Bunlardan biri de kabil Padişahlığı idi ve başında da Zal adlı biri vardı. Kabil Padişahı Zal, Alp Er Tunga' nın elinde esir olan İran Hükümdarını kurtarmak için Turan ülkesine yürüdü. Alp Er Tunga' yı yendi ama hükümdarını kurtaramadı. Zaman geçti. İran ülkesine hükümdar olan Zev de öldü. Bunu fırsat bilen Alp Er Tunga İran' a bir daha savaş açtı. O zamana kadar Zal da yaşlanmıştı. Kendi yerine, Alp Er Tunga' ya karşı oğlu Rüstemi yolladı. Halen Anadolu' da da Zaloğlu Rüstem adıyla meşhur olan halk kitaplarında Zaloğlu Rüstem adıyla meşhur olan halk kitaplarında Zaloğlu Rüstem ile Arap Üzengi cengi diye hikayeleri anlatılan bu ünlü İran kahramanı ile Alp Er Tunga arasında sayısız savaşlar oldu. Savaşların çoğunu Rüstem kazandı bir kısmını Alp Er Tunga kazandı. (Şehname İran destanı olduğu için bunu tabii görmek lazımdır)
Savaşlar devam ederken, İran' ın hükümdarı bulunan Keykavus, oğlu Siyavüş' ü ve Zaloğlu Rüstem' i gücendiröişti. Gücenmenin sonucu olarak şehzade Siyavüş kaçıp Alp Er Tunga' ya sığındı. Orada uzun zaman kaldı, hatta Türk yiğitlerinden birinin kızıyla evlendi, Keyhüsrev adında da bir oğlu oldu.
Keyhüsrev büyüyünce, İranlılar onu kaçırıp hükümdar yaptılar. Keyhüsrev Zaloğlu Rüstem' i hoş tutup, gönlümü aldı ve Alp Er Tunga' nın üzerinde hoş tutup, gönlünü aldı ve Alp Er Tunga' nın üzerine gönderdi. Yine bir çok savaşlar oldu. Çoğunda Alp Er Tunga yenildi. Ve en sonunda Alp Er Tunga iyice yoruldu, ordusu dağıldı, askeri kalmadı. Tek başına dağlara çekildi. Orada, bir mağarada kendi halinde yaşadı. Fakat günün birinde izini keşfedip yerini buldular. Alp Er Tunga suya atlayıp kurtulmak istedi; fakat daha önce davranan İran askerleri yetişip saldırdılar. Yiğitçe döğüştü ama ihtiyardı, yorgundu, tek başınaydı. Öldürdüler.
Milattan önce yedinci yüzyılda en güçlü ve en hakim devrini yaşamış olan bu Türk İmparatorluğunun hakanı ise Alp Er Tunga' dır.
KAYNAK: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlu
Sayfa:104,105,106,107
MOD İLAVESİ : Ünlü türk alimi ve dilbilimcisi Kaşgarlı Mahmud'un Alp Er Tunga ile ilgili dizelerini yazmak istedim. Azeri şarkıcı Araz Alses bu dizeleri çok güzel türkü haline geitrmiştir.
Alp Erong-a öldi mi Alp ( yiğit )Ertonga öldü mü
Issız ajun kaldı mu Kötü Dünya kaldı mı
Ödhlek öçin aldı mı Felek öcün aldı mı
Emdi yürek yırtılır Şimdi yürek yırtılır ( parçalanır, atö )
Bilinen en önemli iki Göktürk Destanından birisidir. Bir bakıma, Miladi altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıl ortalarına kadar, Büyük Türkiye İmparatorluğunun mühim bir halkasını teşkil edip hanedanı elinden tutmuş olan Göktürklerin soy olarak kütüğü ve var olma hikayesidir. Ayrıca, Türk ırkının yeni bir dal halinde dirilişi de diyebileceğimiz Bozkurt Destanı, Bilge Kağan' ın Orhun Abidelerindeki meşhur hitabesinin ilk cümlesi olan: "Ben Tanrıya benzer, Tanrıdan olmuş Türk Bilge Kağan, Tanrı irade ettiği için, kağanlık tahtına oturdum" cümlesi ile birlikte mütelea edilecek olursa soyun ve ırkın nasıl bir şekilde ilahileştirilmek istenildiğini de anlatmaktadırlar. Destan Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Muhtelif rivayetler halinde ise de, ana hatları aynı fakat isimler üzerinde, anlatıştan doğma veya Çinlilerce yazılırken isimlerin Çince telaffuzlarından meydana gelme değişikler dalayısiyle ayrı görünen belli üç söylenti şeklinde tesbit edilmiştir.
Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasındaki mücadeleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda, Kırgızların yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada teşekkül ettiğini ileri süren ilim adamları da mevcuttur.
Manas' ın, tarihi bir şahsiyet olduğuna dair izlere tesadüf edilmemiş ise de, Kırgız-Kalmuk mücadelerinde temayüz etmiş bir Kırgız yiğidinin, muhtemelen bir Kırgız Beğinin adı ve yiğitliği ile bu destana mevzu olduğu bir ihtimal sayılamaz.
Manas Destanı, Kırgızların bir bkıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanında Kırgızların bütün örf ve adetlerini, inanışlarını, dünya görüşlerini, diğer milletlerle olan ilişkilerinin, masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.
Manas Destanının bütününü söyleyenlere Manasçı, bir kısmını söyleyenlere ırcı denilir. Manasçılar, destanı anlatırken kendi zamanlarının, tesiri altında kaldıkları hadiselerini veya duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.
Manas Destanına ilk defa, Kazak-Kırgız idarecisi olan Rus aslından franel tesadüf etmiştir. Daha sonra Çokan Velihanof 1856 yılında destanı dinlemiş fakat destanın en uzun parçasını rodloff tesbit ederek 1885' te neşretmiştir.
Destanın en önemli bölümlerini Manas, Manas' ın oğlu Semetey, Manas' ın torunu Seytek, Colay ve Töştök' ün hikayeleri teşkil etmektedir. Colay Er Töştük hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manas' çıdan derlendiği zannedilmektedir.
Destanın, bölümler halinde kısaltılmış hali:
1) Yeditör adını taşıyan yerde Böyün Han oturmaktadır. Böyün Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu da Cakıp Han (Yakup Han) adıyla abılır. Cakıp Han, Alma Ata Irmağının gözesinde, Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Cakıp Han' ın hiç evladı yoktur. Bir gün Tanrı' dan bir oğlan çocuk ister, onun da kahraman olmasını ister. Tanrının izni ile bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. dört Peygamber gelip çocuğa ad kor ve adına Manas der. Manas dile gelir ve babasına: "ben İslam yolunu açacağım, gavurların malını yağmalayacağım" deyince Cakıp Han, çok eski arkadaşı olan Baka' ya haber gönderir ve yanına gelmesi için çağırır. Baka gelince de, Manas' ın söylediklerini ona nakleder. Bu söz üzerine Baka: "Pek güzel söz" der: "Hemen anlatalım, Çin' e akın edelim ve pekin yolunu bozalım!"
Dediği gibi yaptılar.
Cakıp Han' ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı, on dört yaşına basınca da han evini basıp yıktı, ahn oldu. Kaşgar' dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı, Tufandaki Çinlileri sürdü, Aksuya attı.
2) Kalmuk Han' ın oğlu Almambet' in Müslüman oluşu, Er Kökçe' ye sığınışı, Er Kökçe' den de ayrılıp Manas' a gelişini anlatır:
Yerin yer suyun su olduğu çağda... altı atanın oğlu gavur, üç atanın oğlu müslüman idi. O zaman Kara Han' ın oğlu Almambet doğdu, hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını müslüman olmadığı için öldürdü, kaçıp geldi müslüaman beylerinden Er Kökçe' ye sığındı. Er Kökçe' nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit, Beylerinin bu Kalmuklu' ya, Almambet' e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar, kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet şle Er Kökçe Bey' in arası bozuldu. Almambet de kalkıp Manas' ın Bey evine geldi.
Manas da Almambet' i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas Almambet' i çok sevdi.
3) Manas ile Er Kökçe' nin savaşmasını anlatır: Manas' ın çerileri Er Kökçe' nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından da Cakıp Han, oğlu Manas' ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey' in, Manas' a layık bir evdeş olduğunu sağlık verir. Temir Han da kızını Manas' a vermek istmektedir. Ama Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur, ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas' ı zehirler Manas ölür. Manas' ın ölümü ailesini yoksulluğa, sıkıntıya ve felakete düşürür. Atı, doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar. Manas' ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakanırlar. Manas' ın kırk tane de yiğidi vardır ama hepside beğlerini unuturlar. Tanrı, Manas' ın hayvanlarının sadakatı karşısında onların duasını kabul edip Manas dirilir. Eskisi gibi, eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.
4) Kökütey Han' ın yas törenini anlatır:
Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han ın ölümü üzerine komşu milletlerden de yas töreni için çağrılanlar olur: Herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın istirak edenler arasında bir kavga başlar ve sonu savaşa varır. Manas ve müslüman olmayan Calay Han arasında devam eden savaş uzayıp gider.
__________________
5) Göz Kaman' ı anlatır:
Cakıp Han' ın, küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğalistan' a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğalistan' da, Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; orada beş oğlu olur ve bir gün oğulları ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.
Manas, hem amcasını giç görmediği ve o güne kadar tanımadığı, hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder; yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra da böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas' ın annesi ve karısı da Göz Kaman' dan hoşlanmışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Cakıp Han' ın emrini hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır, hatta amcası ve oğulları için büyük bir şölen verir. Fakat göz Kaman' ın oğulları bu şölende bir kavga çıkarıp Manas' ı döverler.
Manas, Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğulları Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz' ü Kalmuklara caus olarak gönderir. Gökçegöz ise Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas' a ihanet eder. Manas da bunun üzerine Almambet' i gönderir. Almambet' in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır. Dönerken yarı yolda Gökçegöz' e rastlarlar ve Gökçegöz Manas' ı kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğid ölür. Manas' ı, karısı Kanıkey tedavi etmek suretiyle kurtarır. Mekke' den erenler gelir ve Kanıkey' e yardım ederler.
Manas da iyi olur olmaz Mekke' ye gider ve orada dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini temin eder.
6) Semetey' in doğumunu anlatır.
Manas artık ihtiyarlaşmıştır.
Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır.
Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder.
Ve Manas ölür.
Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır, yas tutulur.
Cakıp Han Kanıkey' e haber göndererek Manas' ından kırk yiğidinden biri olan Abeke' ye veyahud da Köbeş' e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey ise:
-Kızım olursa dediğini tutar evlenirim, gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke' nin suratına ne de Köbeş' in yüzüne bakarım, diye cevabını gönderir.
Kanıkey' in bir oğlu olur. dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey' in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babsı Temir Han' ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker, başına gelmedik kalmaz. Sonunda Temir Han' ın ülkesine varır, Bey evine ulaşır.
Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Bunun üzerine orta yerde bir ak sakallı ihtiyar peyda olur, uzun uzun dualar eder ve Temir Han' ın torununa Semetey adını verir.
Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey:
-Baka' ya selam söyle, ne söylerse sözünü tut, dışına çıkma, diye tembih eder.
Semetey, baba ocağına döner. Cakıp Han hayattadır ve torunu Semetey' in annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını, öç alacağını zannederek korkar. Bunun için de Semetey' i zehirlemeye karar verir. Kararını tatbik etmek isterken durumu öğrenen Semetey hem Çakıp Hanı, hem de Abeke ve Köbeş' i öldürür.
7) Semetey' in baba ocağına yerleştikten sonrasını anlatır:
Semetey, baba ocağına dönüp öz yurduna yerleştikten sonra, Kalmuklar üstüne akınlar yapmak için hazırlıklara başlar. Babasının, hayatta olan kırk yiğidini çağırıp toplar. Der ki:
-Akın yapmamız gerek; at sürüleri ve ganimet almamız gerek!
Bu sözden sonra sefere çıkar.
Fakat kırk yiğit, kendi aralarında toplanıp konuşurlar:
-bizden öncekiler yetmiş yaşına vardı; bizden sonrakiler altmışa ulaştı. Biz, bu Semetey' in babasına hizmet ettik, şimdi de oğluna hizmet edeceğiz. İhtiyarladık artık. Semetey, bizi bu ihtiyar halimizde yüce dağ başlarından aşırmak diler, çağlayanlı sulardan geçirmek diler; bizi öldürmeğe kastetmiştir, dönelim! dediler.
Semetey' in buyruğunu dinlemediler, geri döndüler, kaçtılar.
Semetey, onca sözden sonra babasından kalma kırk yiğide söz geçiremeyince onları öldürür.
Bu arada, Acubey ile Almambet' in birer oğulları olmuştur. Semetey, bu çocukları kendisine kardeş edinir. Birinin adını Kançura ötekinin adını Külçura koyup öyle çağırır.
Kançura ile Külçura da büyürler. Büyüyünce Semetey' e hizmet etmeğe başlarlar. Bir gün gelir. Semetey, Kançura ile Külçura' ya, Akın Han' ın kızı Ay Çürek' i evlenmek üzere kaçırmak istediğini söyler ve onlardan bu iş için hizmet ister. Bunun için de Akın Han' ın ülkesine sefere çıkılması gerektiğini anlatır. Dediklerini yaparlar ve Ay Çürek' i kaçırırlar. Gel gelelim Ay Çürek' in bir de nişanlısı vardır ki Kökçe oğlu Ümetey diye bilinmiştir. Bu Kökçe oğlu Ümetey, Ay Çürek' in kaçırılışını kendisine yediremez ve o da karşılık olarak Semetey' in sürülerini yağmalarlar. Bunun üzerine aralarında bir savaş başlar. Birbirlerini karşılıklı olarak yağmalayıp dururlar. Sonunda Semetey, Kökçe oğlu Ümetey' e barış teklif eder. Savaştan yorulan Ümetey de bunu kabul eder.
Ümetey' le yaptığı barıştan biraz rahatlayan Semetey, başka bir sefere çıkmak için hazırlandığı sırada bir dÜş görür. Düşünü karısı Ay Çürek' e anlatır. Ay Çürek de düşü yorumlayıp:
-Sen bu sefere çıkma, der çıkarsan başına bir felaket gelecek.
Fakat Semetey inatçıdır, hem de boş laflara kulak asacak cinsinden değildi. Karısının düşünü yorumlamasına karşılık:
-Düş dediğin şey saçmalıktır!.. diye karşılık verdi.
Böyle demedine rağmen, düşünün hayra yorulması için de babsının ruhuna en iyi kısraklardan birini kurban eder. Arkasından da, Er Kıyas' ın ülkesine akın başlar.
Akının en kızışmış zamanında Almambet' in oğlu Kançura, Semetey' e ihanet eder ve onu yakalayıp Er Kıyas' a götürür, teslim eder. Semetey' e ihanet etmeyen Külçüra' yı da köle olarak kullanırlar.
Bu sırada Ay Çiçek bir oğlan çocuk doğurmuştur. Ay Çüreğin bir oğlan çocuğu doğurduğunu duyan Er Kıyas çocuğu yaşatmak istemez. Öldürmeğe çalışır. oğlunu kurtarmak isteyen Ay Çürek Er Kıyası tehdit adip korkutur:
-Eğer sen benim oğlumu öldürtürsen ben de seni babam Akın' a şikayet ederim, ülkeni alt üst ettirir öcümü alırım der.
Er Kıyas bu tehditten korktuğu için çocuğu öldürtmeyip kendine evlat edinerek yanında alıkoyar. Halkını toplayıp çocuğa ad koymak ister. Fakat kimse bir ad bulamaz. Aksakallı Aykoca derler bir ihtiyar vardır, sonunda o gelir ve Ay Çürek' in oğluna Seytek adını verir.
Seytek de büyür, delikanlı olur, yiğit olur. Külçura' yı koruyup kölelikten kurtarır. Er Kıyas öldürülür. Bunlardan sonra Seytek de baba yurduna, öz ocağına döner. Babasına ihanet eden Almambet' in oğlu Kançura, Seytek' in baba yurduna Bey olmuştur. üstelik Seytek' in babaannesi Kanıkey' e koyun güttürüp çobanlık yaptırmak suretiyle ona eziyetler etmiştir.
Bu hali gören Külçura, Kançura' yı yakalar ve Kanıkey de onu öldürür. Baba yurduna yerleşen Semetey ise, Taşkent' ten Talas' a kadar yayılan geniş ülkeleri idaresi altına alıp oraların Hanı olur.
KAYNAK: Türk Destanları-M.Necati Sepetçioğlı
Sayfa:136-145
Hunların efsanevi lideri Oğuz Han'ın ölümünden sonra Türklere sırasıyla Gök Han, Ay Han, Yıldız Han, Deniz Han ve İl Han başbuğ olur. İl Han döneminde tüm Türk illeri bu soyun egemenliğine girmiştir. Bunu kıskanan yabnacı kavimler, özellikle Tatarlar birleşip İl Han'a saldırırlar ve çarpışma sonunda Türkleri kılıçtan geçirirler. İl Han'ın oğlu Kayı ve yeğeni Dokuz Oğuz eşleri ve çocukları birlikte esir edilir. Daha sonra Tatarlar'ın elinden kurtularak eski yurtlarına geri dönerler. Burada dağınık ve ürkmüş bir halde bir çok at ve besi hayvanı bulurlar. Bunları da yanlarına alıp kendilerine güvenli bir yurt ararlar. Bir kurdun ayak izlerinin peşinden giderek geldiklerinden başka yolu olmayan yemyeşil bir yer bulurlar ve buraya Ergenekon adını verirler. Bu iki ailenin çocukları birbirleriyle evlenerek çoğalırlar.
Yıllar sonra Ergenekon'a sığamaz olurlar. Sonunda 400 yıl kaldıkları bu yurttan çıkmaya karar verirler ama çıkış yolunu bulamazlar. Bir demirci dağda bir demir madeni olduğunu, dağın ateşe verilmesiyle yolun açılabileceğini söyler. Göktürkler bütün dağın çevresine odun ve kömür yığarak yetmiş büyük körükle dağın tutuşmasını sağlarlar. Böylece dağ erir ve Göktürkler Ergenekon'dan çıkarlar. Bayram ilan edilen bu çıkış günü daha sonraları her yıl bir parça demir eritilerek kutlanır. Kayı Han soyundan gelen başbuğ Börteçene, bütün illere elçiler gönderip Göktürklerin Ergenekon'dan çıktığını bildirir. Bütün iller Göktürklere boyun eğer ve Kore'den Kuzey Karadeniz'e kadar her yer Türk buyruğuna girer.
Destanın Çin kaynaklarındaki farklı biçimine göre Türkler Hazar Denizi kıyılarında yerleşmiştir. Komşu bir ülkeyle yapılan savaşta bir tek tutsak dışında bütün Türkler ölür. Düşmanlar henüz on yaşında olan bu tutsağa acıyarak öldürmezler ama ellerini ve ayaklarını keserek onu bir bataklığa atarlar. Bataklıkta bir dişi kurt onu besler ve düşmanlarından kaçırarak Ergenekon'a götürür. Oğlan ile dişi kurt birleşir ve kurt 10 oğul doğurur. Bu 10 erkek çocuk büyüyünce dışarıdan kızlar getirip evlenirler. Çoğaldıktan sonra Ergenekon'dan çıkıp Avarlar'a bağlı olmak üzere Altay Dağları'nın güney eteklerine yerleşirler.
Orhun Yazıtları'nda Ergenekon'da çoğalan kabilenin, Göktürklerin temelini oluşturan 10 kabile (10 ok) olduğu söylenir. Ergenekon'un Aral Gölü çevresinde ya da Ötüken'e yakın bir yer olduğu sanılmaktadır.
Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce de belirtildiği üzere, Türeyiş destanının tabii bir devamı gibidir. Bugün, Orhun nehri kenarında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehire Ordu Balık denildiği tahmin edilmektedir. Büyük Uygur Destanı' nın, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün dahi görülebilecek şekilde duran abidelerde yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun' un belirttiğine göre bu abideler, Moğol Hanı Öğüdey zamanında Çin' den getirilen mütehasıslarla okutturulup tercüme ettirilmiştir.
Göç Destanının Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı rivayet halinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. İran kaynaklarında ki rivayet, daha ziyade tarihi bilgilere yakındır. Aynı zamanda İran rivayeti, Türklerin Maniheizm' i kabulünü anlatan bir menkıbe hüviyetinde görünmektedir. Aşağıda hülasa edilecek olan rivayeti Cüveyninin Tarih-i Cihanküşa adlı eserinde kayıtlıdır ve bu rivayete göre, destanda zikredilen iki ağacın, Maniheizm' in kurucusu Mani' nin "iki Esas" adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklid ettiğini prof. fuad Köprülü iddia etmektedir.
Destan:
Uygur ülkesinde, Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.
Hulin Dağında da, birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece, kayın ağacının arasında yaşayan halk bu ışığı gördü ve ürpererek takip etti. Kutsal bir ışıktı, kayın ağacının üstünde kaldığı müddetçe kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüfü, kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu, ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu.
Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı. İçinden beş küçük çadır, beş küçük odacık halinde meydana çıktı. Her odacığın içinde bir çocuk vardı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı ve onlar bu mukaddes çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.
Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin' di, ondan sonrakinin adı Kutur Tigin, üçüncüsününki Türek Tekin, dördüncüsünün Us Tekin ve beşincisinin adı Bugu Tekin' di. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan halk, içlerinden birini hakan yapmak istediler. Bugu Han en büyükleri idi hem de ötekilerden daha güzel, daha zeki ve daha yiğit görünüyordu. Bugu Tekin' in hepsinden, her hususta üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenlle Bugu hanı hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Bugu hanı tahta oturttular.
Böylece yıllar yılı kovalamış ve bir gün gelmüş uygurlara bir başkası hakan olmuş.
Bu hakanın da galı Tekin adında bir oğlu varmış.
Hakan oğlu Galı Tekin' e, Çin prenseslerinden birini, Kiu-Lien' i almağı uygun görmüş.
Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien, sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun dağının çevre yanı da dağlıktı ve bu dağlardan birinin adı da Tanrı Dağıydı, Tanrı Dağının güneyinde de Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı, kocaman bir kaya parçası.
Bir gün elçileri, falcılarıyla birlikte Kiu-Lien' in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:
-Hatun Dağının varı yoğu, bütün bahtiyarlığı Kutlu dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri zayıflatıp yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.
Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler, Kui-Lien' e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Hakan, isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti, yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Halbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; bütün uygur Ülkesinin saadeti bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu düşmana verilirse bu bütünlük parçalanarak ve Türkelinin bütün saadeti de yok olacaktı.
Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürelecek cinsten değildi. Bunu anlayan Çinliler, kayanın çevresine odun ve kömür yığıp ateşlediler. Kaya iyice kızınca da üzerine sirke döküp parça parça ettiler. Her bir parçayı da ülkelerine taşıdılar.
Olan o zaman oldu işte. Türkelinin bütün kurdu kuşu, bütün hayvanları dile geldi, kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra da bu düşüncesiz Hakan öldü. Ama Onun ölümüyle ülke felaketten kurtulamadı. bir Çin prensesi uğruna çekinmeden feda edilen yurdun bir kayası, Türkelinin felaketine sebep oldu. Halk rahat ve huzr yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı, mahsuller yeşermez oldu.
Günlerden sonra Türk Tahtına Bugu Han' ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız, ehli yaban, çoluk çocuk bütün yurdda soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:
-Göç!.. Göç!.. diye çığrışmaya başladı. Derinden, inilti, hüzün dolu, çaresiz bir çığrışmaydı bu. Yürekler dayanmazdı.
Uygurlar bunu bir ilahi emir diye bildiler. Toparlandılar, yollara düzüldüler; yurdlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılarç Nihayet bir yere gelip durdular, orada sesler de kesildi. Uygurlar, seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular, beş mahalle kurup yerleştiler ve bunun için bu yerin adını da Beş-balıg koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.
Destana kahraman olarak adını veren Şu, tahminlere göre M.Ö dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Bir Türk Hakanınıdır.
Destanda Makedonyalı İskender' in, İran üzerinden Asya' ya doğru yürüyüşü esnasında istila savaşları ve bu savaşların Türklerle ilgili bölümü anlatılmaktadır. Türk boylarının teşekkülü, Türklerin şehir hayatı yaşamaya başlamaları, aynı zamanda milletini geçici bir istiladan mümkün olduğu kadar can ve mal kaybına uğratmadan kurtarmak için düşünen bir hakanın kaygıları da anlatılan destanın en büyük hususiyeti, daha sonraki Türk destanlarında gelişecek olan ana çizgi ve motifleri işlemesidir.
Zeki Velidi Togan' a göre, destanda mühim bir yer tutan ve destanın alternatifi olan İskender' in istilasının aslında İskender' le ilgisi yoktur; daha önceki yüzyıllarda cereyan etmiş bir Aryani istila ile ilgilidir.
Destanın kısa da olsa hülalası Divan-ı lügat-it Türk' de kayıtlıdır.
Bütün Türk Destanlarının başlangıcı olan ve Türk Milletinin, yer yüzü ve gökyüzünün yaradılışı hakkındaki duygu ve düşüncelerini aksettiren Yaradılış Destanında, aynı zamanda Şamanizmin izlerini ve inanışlarını da görmek mümkündür. Bir GökTürk şahaseri olan Orhun Abidelerinde, Bilge Kağanın ağzından söylenen: "Üstte mavi gök, altta yağız yer var edildiği zaman ikisinin arasında insan oğlu yaratıldı" cümlesi ile, Yaradılış Destanından çok sonra gelişen Er Manas Destanının "Yer yer olduğunda, su su olduğunda" mısraları, Yaradılış Destanının tesirini gösteren çok açık vesikalardır.
Bu destan, hemen hemen millet olma yolunda ilk adımlarını atan Türklerin, o günlerine ait bir destandır. Orta Asya' da yaşamış olan bütün Türk boyları arasında söylenmiş ve yıllarca söylenegelmiş olması yüzünden, değişen kültür ve medeniyet anlayışları sonucunda bir çok yerli ve yabancı ilavelerle genişlemiştir. İlk çağlardaki Türk adları bile zamanla değişmiş ve ekserisi Çinlileşmiştir.
Yaradılış Destanı, ondokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar, Orta Asya Türkleri arasında, bilhassa Alataylı ve yeniseyli Türk Boyları arasında, söylenegelmiştir. Bugün bile, bu havalide dolaşanlar, tek tük de olsa bu destanın söylendiğine şahit olabilirler. On dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru, Orta Asya' da muhtelif geziler yapmış olan Rodloff ve Berbitski iki ayrı söyleniş şekliyle tesbit etmişlerdir.
Bir Uygur destanıdır. Büyük Türk İmparatorluğunu Göktürkler' den devralan Uygur Türkler' i, Türeyiş Destanı ile soylarının vücud buluşunu anlatırken aynı zamanda da, bütün Türk boylarında hakim bir inanış olarak beliren, soyun ilahi bir kaynağa bağlanması fikrini bir kere daha belirtmiş olmaktadırlarç
Uygur Türeyiş Destanının, Göktürk-Bozkurt Destanı ile çok yekın benzerlikleri, ilk okuyuşta anlaşılacak kadar açıktır. Hemen bütün Türk Destanlarının birinci derecedeki unsuru olan kurt motifi, gerek Türeyiş ve gerekse Bozkurt Destanlarında bilhassa ilahileştirilmekte ve neslin başlangıcı ve devamı bu ilahi motife bağlanmaktadır.
Türeyiş Destanı, aslında bir büyük destanın başlangıç kısmına benzemektedir. Büyük bir ihtimalle, Göktürk-Bozkurt destanı gibi Uygur Türeyiş Destanı da, ilk büyük Türk Destanı olan Yaradılış Destanının etkisi altında gelişip meydana getirilmiş, daha dar bir muhitin veya daha tecrid edilip kavimleşmiş bir sıoyun küçük çapta bir yaradılış destanıdır. Nitekim, bundan sonra göreceğimiz, yine bir Uygur Destanı olan Göç Destanı, Türeyiş Destanının tabii bir devamı intibaını vermektedir.
Destan:
Büyük Hun Hakanlarından birinin iki kızı vardı. Kızlarının ikisi de bir birinden güzeldi. Ökle güzeldi ki, Hunlar, bu iki kızın da, ancak ilahlarla evlenebileceğine inanıyor ve bu kızların insanlar için yaratılmadığını söylüyorlardı.
Hakan da aynı şekilde düşündüğü için kızlarını insanlardan uzak tutmanın çarelerini aradı. Ülkesinin en kuzey ucunda, insan ayağı az basan veya insan ayağı hiç görmeyen bir yerinde, çok yüksek bir kule yaptırdı. Kızların ikisini de bu kaleye kapattı. Ondan sonra da aklınca inandığı tanrısına yalvarmağa başladı. Öyle bir yalvarıyor ve öyle yakarışlarla tanrısını çağırıyordu ki nihayet bir gün, Hakanın kendi aklınca inandığı tanrısı dayanamadı ve bir Bozkurt şekline girip geldi. Hun Hakanının kızlarıyla evlendi.
Bu evlenmeden birçok çocuklar doğdu; bunlara Dokuz Oğuz- On Uygur denildi ve bu çocukların hepsinin de sesi Bozkurt sesine benzedi. yine bu çocuklar, birer Bozkurt ruhu taşıyarak çoğaldılar.
5. Benzetim
Benzetim, sınıf içinde öğrencilerin bir olayı gerçekmiş gibi ele alıp üzerinde eğitici çalışma yapmalarına olanak sağlayan bir öğretim tekniğidir. Diğer bir tanımla, öğrenmeyi desteklemek üzere gerçeğe uygun olarak geliştirilen bir model üzerinde yapılan bir öğretim yaklaşımıdır.
Gerçek durumların önemli boyutları, ya bir modelde özel olarak, ya da diyagram halinde, resimler ve diğer sembolik yollarla belirlenmektedir. Uygulamada zaman ve mekan genel olarak sınırlanmakta ve yaratılmak istenen gerçek durumun anlamlı yönleri sekilmektedir. Pilotların uçuş öncesi yapay koşullarda eğitim görmeleri, uçak bombardıman birlikleri ve astronotların eğitimi, tıpçıların kadavra üzerinde çalışmaları benzetim tekniğine birer örnektir.
6. İkili ve Gurup Çalışmaları
Sınıftaki öğrenci sayısına göre en az iki en çok sekiz ile on kişinin bir araya gelerek aynı konu üzerinde ortak amaçlara yaptıkları çalışmaya grup çalışması denir.
Öğretmen yapılacak olan tüm etkinlikler hakkında öğrenciye bir ön bilgi vermelidir.
Çiftler çalışmaya başlamadan önce karşılıklı oturtulmalıdır. Ancak birbirlerinin varsa ellerindeki kitap, resim ya da kartlarını görmemelidir.
Eşler sürekli değiştirilerek, öğrencilerin diğer kişilerle de temâsı sağlanmalıdır.
Eşlerden biri tek kaldığında öğretmen onun eşi olabilmeli ve onunla çalışabilmelidir.
Bu etkinliklerin uzunluğu 5 ile 20 dakikayı geçmemelidir.
Bu etkinlikler esnasında öğretmen dıştan bir gözlemci olarak sınıfta dolaşmalı ve gördüğü hataları ders bittikten sonra tartışmalıdır.
Bu çalışmayı daha sonra bir çift, diğer çiftlerin önünde tekrarlamalı ve izleyende onların ne derece başarılı oldukları hakkında görüşlerini bildirmelidirler. Öncelik gönüllü olanlara verilmelidir.
Gruplar oluşturulduğunda,bir yakınlaşma olması amacıyla kişiler birbirlerine özel sorular yöneltebilirler.
Tüm etkinlikler herkesin eşit sürede ve katılımıyla yapılmalıdır.
7. İnşat
Bir şiiri ya da bir edebiyat eserini topluluk önünde, yüksek sesle ve gerektiği biçimde okumaktır. Okunan metnin özelliğine göre, duygu, düşünce ve olayı anlatmak inşaat yoluyla mümkün olabilir. Bu teknik özellikle sözlü anlatım yetersizliği olan öğrenciler için başvurulacak oldukça etkili bir yol olarak kabul edilmektedir.
DÜZ ANLATIM YÖNTEMİ
Öğretmenlerin en çok kullandıkları yöntemlerden biri de düz anlatımdır. Bu yöntemle, bilişsel alanın bilgi, duyuşsal alanın alma ve tepkide bulunma , devinişsel alanın uyarılma basamaklarıyla ilgili davranışlar öğrencilere kazandırılabilir.
Düz anlatım büyük oranda konuşmaya dayanır. Günlük yaşantıda , kişi bir uğraşın , ailenin, arkadaş grubunun üyesi olarak diğer kişilerle iletişimde bulunmak zorunda kalabilir.
DÜZ ANLATIM TÜRLERİ
Düz anlatım yöntemi,bir kişi tarafından , kavramların , olguların,ilkelerin, vb. gibi alma , tepkide bulunma ,uyarılma basamaklarıyla ilgili bilgi , duyuş ve becerilerin formal yada informal olarak öğrencilere sunulması ve kazandırılması olarak tanımlanabilir. Düz anlatım iki başlık altında incelenebilir:
1-Formal düz anlatım: Bu tür düz anlatımda iletişim tek yönlüdür. Yani öğrencinin sözel kalıtımı olmadan, öğretmence sunulan bir iletişimdir.
2- İnformal düzanlatım: Bu tür düzanlatım yönteminde ise ; öğrenci ya da dinleyici sayısının en çok kırk kişi dolaylarında olması beklenebilir. Çünkü, iletişim tek yönlü değildir. Öğretmen ve öğrenci arasındaki iletişim karşılıklıdır. Bu sözel iletişim, hem tartışma , hem de karşılıklı soru sorma biçiminde olabilir.
HEDEFLERE GÖRE DÜZANLATIM TÜRLERİ
Düzanlatım Yöntemi,belli düzeylerdeki hedef davranışları gerçekleştirmede kullanılabilir. Önce hedeflenen davranışlar belirlenir,daha sonra bu hedef ve davranışları gerçekleştirebilecek,yani öğrenciye kazandırabilecek öğrenme yöntemleri seçilir.
1-Bilgi vermek için işe koşulan düzanlatım: Bilişsel alanın bilgi basamağındaki hedef ve davranışlarını öğrenciye kazandırmak için bu tür düzanlatım Yöntemi kullanılabilir.
2-İkna etmek için işe koşulan düzanlatım: Duyuşsal Alanın alma ve tepkide bulunma basamaklarındaki hedef ve davranışları öğrenciye kazandırmak için bu tür düzanlatım yöntemine başvurulabilir. Öğretmen herhangi bir konuda, öğrencinin inancını, tutumunu değiştirmek isteyebilir.Bunun için onu,ikna etmeye çalışmalıdır.İşte bu amaçla işe koşulan Düzanlatım Yöntemine, ikna etmek üzere işe koşulan düzanlatım denir.
3-Eğlendirmek için işe koşulan Düzanlatım: Okul ya da sınıfça düzenlenen eğlencelerde, okulun açılış ve kapanış günlerinde, diploma törenleriyle ilgili gecelerde, öğrencinin Duyuşsal Alanla ilgili özelliklerini sürdürmesini sağlamak amacıyla ,bu tür düzanlatıma başvurulabilir.Öğrenci ya da dinleyicilerin yalnız eğlenmelerini, hoşça vakit geçirmelerini sağlamak amacıyla bu yöntem kullanılmalıdır.
DÜZANLATIM YÖNTEMİNDE KULLANILAN KONUŞMA TÜRLERİ
Düzanlatım Yöntemiyle istendik davranışlar kazandırılırken ,öğretmen yeri ve zamanı gelince çeşitli konuşma türlerine başvurabilir.Bu konuşma türleri aşağıda belirtilen başlıklar altında toplanabilir:
1-Günlük konuşma: Çoğu kez ,herhangi bir hedefi gerçekleştirmek üzere düzenlenmemiş, gelişi güzel konuşma türüdür.Önceden düşünülüp tasarlanmadan , plansız bir biçimde yapılan konuşmadır.
2-Panel: Bir başkanla küçük bir uzmanlar grubunun bir masa etrafında oturup ,öğrenci ya da dinleyici karşısında belirli bir konu üzerinde, değişik açılardan duygu ve düşüncelerini sunmak amacıyla yaptıkları bir konuşma türüdür.
3-Diyalog: İçlerinden birinin öğretmen olabileceği diğer kişi ya da birden çok kişiler arasında, bir konudaki karşıt görüşleri öğrenciye sunmak için kullanılan sözel bir iletişim türüdür.diyalog, belirlenmiş hedeflere, öğrencileri götürücü niteliktedir.Katılanlar arasında soru-yanıt formu kullanılarak Diyalog sürdürülebilir.Diyalog da Güdümlü Tartışma ,Örnek Olay, hatta Gösterip Yaptırma yöntemlerinde yeri ve zamanı gelince kullanılabilir.
4-Forum: değişik görüşlere sahip kişi ya da grupların (öğrencilerin) herhangi bir konudaki (ekonomik,siyasal,toplumsal) sorunları tartışarak bir sonuca varmak için, bir başkanın yönetiminde sürdürdükleri özel bir iletişim türüdür.
5-Açık Oturum: Değişik görüşlere sahip küçük bir öğrenci ya da konuşmacı grubun, bir başkan yönetiminde sanatsal,düşünsel, bilimsel siyasal,toplumsal v.b. gibi içerikli bir konuyu diğer bir öğrenci ya da seyirci kitlesi önünde tartışması için düzenlenen sözel bir iletişim türüdür.
6-Komite Görüşmesi: Yeter sayıda uzman kişilerden oluşan bir grubun, belli bir konuyu inceleyip,daha üst bir kurula rapor hazırlamak amacıyla işe koştukları bir konuşma türüdür.
7-Sunu (Brifing): Değişik konularda, ilgili bir kurula ya da yöneticilere ,bilgi vermek amacıyla kıs ve öz olarak sunulan bir sözel iletişim türüdür. Sunuda, uzman, slayt, kart,grafik gibi göze hitap eden anlatım formlarını kullanabilir.Okullarda, öğretme ve öğrenme ortamında sunuya, çok seyrek olarak başvurabilir.
8-Münazara: İki tartışma grubunun , bir konuyla ilgili iki karşıt görüşü bir yargıcılar kurulu (jüri) önünde savunmaları olarak tanımlanabilir. Okullarda ,öğretme ve öğrenme ortamında sıkça kullanılan bir konuşma türüdür.Münazara konuları tutarlı bir biçimde seçilmeli, ayrıca her münazaranı sonunda ,yargıcılar kurulu başkanı ya da yetkili öğretmenlerce gerekli açıklamalar yapılmalıdır.
9-Sempozyum : Küçük bir konuşmacı grubun,öğrencinin ya da dinleyici topluluğu karşısında bilimsel,sanatsal,düşünsel ağırlık taşıyan bir konunun belirli bir yönü üzerinde ,önceden düzenlenmiş bir konuşma yapmaları olarak tanımlanabilir.
10-Konferans: Sanatsal ,bilimsel,toplumsal,eğitsel,ekonomik v.b. gibi konularda ,çeşitli uzmanlarca açıklama yapmak, bilgi vermek amacıyla yapılan bir konuşma türüdür.
11-Söylev: Herhangi bir konuda , bir kişinin duygusal yönü ağır basan ve öğrenci ya da dinleyicileri coşkulandırmak amacıyla yaptığı konuşma türüdür.
12-Demeç: Yetkili bir kişinin yayın organına yaptığı açıklamalar olarak tanımlanabilir.
DÜZANLATIM YÖNTEMİNİN ÖĞELERİ
Düzanlatım Yöntemiyle kazandırılacak hedef davranışlarla ilgili bir ders planı hazırlamadan önce ,öğrencilerin ve içeriğin analiz edilmesi zorunludur. Çünkü davranışları öğrenciler kazanacaktır.Davranışları kazandırırken hangi içeriğin kullanılacağı,bu içeriğin niteliğinin ne olacağı önceden saptanmalıdır. Bu ilkeler yalnız Düzanlatım Yöntemi için değil,diğer yöntemler için de geçerlidir.
Öğrencilerin Analizi
Yapılan konuşmanın türü ne olursa olsun ,hedef diğer kişilerle iletişim kurmaktır. Yani, söylenmek istenilenlerin,öğrenciler ya da dinleyicilerce paylaşılması amaçlanmaktadır. Bu durumda öğretmenin en önemli işi, mesajları önceden anlayabileceği şekle sokmaktır. Bunun bir yolu da,davranışlar hangi öğrenci kesimine kazandırılacaksa, onları analiz etmektir.
Öğrencileri analiz etmenin ,yani onlar hakkında geçerli ve güvenilir bilgiler etmenin iki yolu vardır.Birinci yol,öğrencilerin ya da dinleyicilerin yaş ,cinsiyet,rütbe,sınıf, deneyimleri gibi özelliklerinden hareket ederek ,öğretmenin,bu özellikler açısından öğrenci ya da dinleyicilerin kendisine benzeyen ve benzemeyen yanların analiz edip saptamasıdır.
İkinci yol ise ,öğretmen, daha önce hiç yüz yüze gelmediği bir öğrenci ya da dinleyici topluluğuna Düzanlatım Yöntemiyle belli davranışları kazandıracaksa,bu durumda ,öğrenciler ya da dinleyiciler hakkında bilgi sahibi olan arkadaşlarına ya da meslektaşlarına başvurmalıdır.
İçeriğin Analizi
İçerik analiz edilirken ,aşağıda belirtilen özellikler dikkat edilmelidir:
İçeriğin seçilmesi: İçerik ,öğrencilere kazandırılacak hedef davranışlarından çıkarılmalıdır.Yani, kazandırılacak davranışları,içerik hem nitelik hem nicelik açısından desteklenmelidir.Örneğin ,davranışlarından biri <<demokrasi,özgürlük ,seçim,seçmen kavramlarının tamamını yazma ,söyleme>>ise, içerik ,bütün bu kavramları kapsayacak nitelikte olmalıdır.Öğretmen içeriği seçerken değişik kaynaklara başvurmalıdır .Bu kaynaklar ,ne kadar çok ve değişik olursa ,öğretmenin etkili bir biçimde dersi işleyip sürdürmesi o derece kolaylaşabilir.
İçeriğin sınıflandırılması: Öğretmen eğer hedef davranışları bir ders saati içinde kazandıracaksa, içeriği de buna göre düzenlenmelidir.Yani içerik, ne çok uzun ,ne de çok kısa olmalı,belirtile sürede sunulabilmelidir.Karmaşık ve geniş içerikli konular, aşamalı ve birbirlerinin önkoşulu oluş özelliklerine göre ,birer ya da ikişer saatlik derslere bölünmelidir.
İçeriğin yapılandırılması: İçerik, basitten karmaşığa,kolaydan zora,somuttan soyut,yakın çevre ve zamandan uzağa, birbirlerinin önkoşul oluş özelliklerine göre ünitelere ayrılmalıdır.Ünitelerin isimleri açık ve seçik olarak belirlenmeli, daha sonra konu ve alt konu başlıkları saptanmalıdır.
Öğretmen, Düzanlatım Yöntemiyle ders işlerken ,hedef davranışları kazandırmak için bazı destek öğelere gereksinim duyabilir.Bu destek öğeler,mantıklı düşünme ,görsel ve sözel destekler olmak üzere üç başlık altında toplanabilir.Yalnız Düzanlatım Yöntemi için değil ,aynı zamanda diğer yöntemler için de bu öğelere gereksinim vardır.
MANTIKLI DÜŞÜNME
Ders,mantıklı bir biçimde işlenmelidir.Öğretmen dersi planlama ,işleme ve tekrar dönüp onarma basamaklarında ,tutarlı yani geçerli ve güvenilir önermelere başvurmak zorundadır.Mantık kurallarına uymayan bir derste ,hedef davranışların kazandırılması olası değildir.Ders işlenirken ,önermeler arasında mantıksal iç tutarlılık bulunmalıdır. Yani birbirine ters düşen önermelere yer verilmemelidir.Özellikle hedef davranışlara ters düşen, onlarla çelişen önermeler, ders planında bulunmamalıdır.
Ders işlerken kullanılan zihinsel süreçlerin ilkelerine de öğretmen uymalıdır.Eğer derste ,tümdengelim ,tümevarım ,analoji, hipotetikdedüktif, working baekvars, retrodüktif v.b. gibi zihinsel süreçlerden biri ya da birkaçı kullanılıyorsa, o zihinsel süreçlerin ilkelerine uyulmalıdır.
SÖZEL DESTEK
İleri sürülen noktaların açıklığa kavuşturulması ya da savların kanıtlanması için kullanılabilir.Tanımlar ,örnekler ve karşılaştırmalar öncelikle açıklamalar için; istatistik ve uzman kanıları ise savların kanıtlanması için kullanılır.
a.Tanımlar: Genellikle bir terimin bir kavramın ya da ilkenin açıklanması için gereklidir.
b.Örnekler: Çoğu zaman öğrenciler ,öğretmenlerden ,anlatılan konuyla ilgili örnekler isteyebilirler.
c.Karşılaştırmalar: Öğretmen dersi işlerken yeri ve zamanı gelince, farklılıklardan yararlanabilirler.Bunun için öğrencinin bildiklerinden hareketle ,yeni öğreneceklerine ,yani bilmediklerine doğru gidilmelidir.
d.Uzman Kanıları : Derste kazandırılacak davranışlarla ilgili ana ve yardımcı noktaları destekleyen uzman kanılarına öğretmen başvurmalıdır.
e.İstatistikler: Öğretmene ,derste istendik davranışları öğrenciye kazandırmada istatistikler ,akılıca yerinde ,ve zamanında kullanıldığında büyük yardım sağlayabilir. İstatistikler,ilişkileri ,büyüklük ya da küçüklükleri ,artış ve azalışları, verilerle ilgili özet bilgileri içerebilir.
f.Nükte , fıkra ,espri ,şaka ,öykü ,günlük olay ,anı v.b. gibi etkinlikler: Öğretmenin ders işlerken ,yeri ve zamanı gelince bu tür etkinliklere başvurması kaçınılmazdır.Çünkü bunlar hem öğretmeni hem de öğrenciyi rahatlatan ,kazandırılmak istenen davranışı destekleyen ,onların dikkat ve ilgilerini uyanık tutan öğelerdir. Ayrıca öğretmen ve öğrenci arasında doğrudan iletişim kurulmasına da yardımcı olabilirler.
GÖRSEL VE İŞİTSEL DESTEK
Öğretmen hedef davranışları kazandırırken görsel-işitsel desteğe de gereksinim duymalıdır.Çünkü görsel-işitsel destek öğrenmeyi kolaylaştıran ve kalıcılığı sağlayan önemli etkenlerden biridir.
1.Seçilen araç ve gereçler (film ,ses bandı, slayt,makine ,model tablo,grafik resim v.b. ) kazandırılması kararlaştırılan hedef davranışlarla ilgili olmalıdır.
2.Kullanılan görsel materyaller, bütün öğrencilerce görülebilecek büyüklükte olmalıdır.Renkli olanlar tercih edilmelidir.
3.Görsel-işitsel materyaller ,yerinde ve zamanında kullanılmalıdır. Yerinde ve zamanında kullanılmayan bu tür materyaller, istenilen etkiyi yaratmayabilir.
4.Görsel materyallerde ,derinlemesine ve genişlemesine ilgi içeren ve kazandırılacak hedef davranışlarla ilgisi bulunmayan ayrıntılara yer verilmemelidir.
5.Ders görsel yardımcılara dönülerek anlatılmamalıdır.öğretmen dersi yan dönerek ,sınıfı denetim altında tutarak sunmalıdır.
6.Görsel materyalle ,öğrenciler arasında hiçbir engel bulunmamalıdır.
DÜZANLATIM YÖNTEMİNİN ÜSTÜN VE YETERSİZ YANLARI
Her yöntemde olduğu gibi, Düzanlatım Yönteminin de üstün ve yetersiz yanları vardır.Öğretmen be özellikleri bilirse ,yöntemi etkili bir biçimde kullanabilir.
ÜSTÜNLÜKLERİ
Düzanlatım Yönteminin üstünlükleri şu maddeler altında toplanabilir:
a.Öğretmen kısa bir zamanda bilgi düzeyindeki pek çok hedef davranışı bu yöntemle öğrencilere kazandırabilir.
b.Öğrenci sayısı kırktan fazlaysa ,bu yöntemle hedef davranışlar öğrenciye kazandırılabilir.Eğer hedef davranışlar değişik düzeylerde ise (Bilgi, Kavrama, Uygulama, Analiz, Sentez, Değerlendirme), karma yöntem kullanılmalıdır.
c.Kavrama ve daha üst düzeydeki hedef davranışlar öğrenciler kazandırılmadan önce , onların hazır bulunuşlukları yetersiz ve birbirlerinden farklı ise ,bu yetersizlikler ve farklılıkları gidermek için Düzanlatım Yöntemi etkili bir biçimde kullanılabilir.
d.Öğrenciler için yeterli kaynak yoksa ,ya da elde edilemiyorsa,öğretmen Düzanlatım Yöntemini etkili bir biçimde kullanabilir.Raporlar, tezler bildiriler , makaleler , bilimsel araştırma sonuçları v.b. öğretmence onaylatıp sunulabilir.
e.Düzanlatım Yönteminde kaynak kişilere yani uzmanlara,sanatçılara,tarihi kişilere v.b. yer verilebilir. Kaynak kişiler,öğrencileri güdüleyebilir, yüreklendirebilir, hatta dersin etkili bir biçimde işlenmesini sağlayabilir.
YETERSİZLİKLERİ
Düzanlatım Yönteminin yetersiz yanları şu maddeler altında toplanabilir.
a.Düzanlatım Yöntemiyle üst düzeydeki hedef davranışlar(Kavrama,Uygulama, Analiz ,Sentez, Değerlendirme, Değer verme, Örgütleme karakter haline getirme, Devinişsel alanın uyarılma basamağının dışındaki basamaklar)öğrenciye kazandırılmaz.
b.Bu yöntemle öğrencini etkin katılganlığı çok az,bazen de hiç olmadığı için ,onun neyi ne kadar öğrendiği ders işlerken belirlenmez.İpucu ,dönüt,düzeltme ve pekiştireç gibi etkenler çoğu kez kullanılmayabilir.Bu yöntemle öğretmen etken,öğrenci ise çoğu zaman edilgendir.
c.Öğrencilerin dikkatini toplamak,onların ilgisini çekmek,bütün bir ders süresince uyanık tutmak,bu yöntemde oldukça zordur.Yalnız bu zorluk,tutarlı bir biçimde hazırlanmış ders planlarıyla giderilebilir.
Dil öğretimi daha çok ilkokulda öğrencilere bilgiden daha çok temel beceriler kazandırılması ilkesine dayanır.Doğru konuşma ve yazma iyi dinleme gibi becerileri ve alışkanlıkları da bol araştırma ve uygulama ile elde edilir.Kurumsal bilgileri, beceri ve alışkanlık kazandırmaya katkısı bulunacak ölçüde ve aşamalı olarak vermeliyiz.(Kavcar ve diğerleri. 1997:s.16.)
1.Anlatma Yöntemi
Anlatım, öğretmenin bilgilerini pasif bir şekilde oturarak dinleyen öğrencilere otokratik bir biçimde ilettiği geleneksel bir yöntemdir. (Küçük, Ahmet., Leyla.1992:s.41.)
A.Kullanımı:
Bu yöntem, derse giriş yaparken konuyu özetlerken ya da bir konuyla ilgili bilgi aktarırken kullanılır.Daha çok sunuş yoluyla ilgili bilgi düzeyindeki davranışların kazandırılmasında kullanılır.
B. Özellikleri
Öğretmen merkezlidir.
Aynı anda çok sayıda kişiye bilgi aktarılır.
Dinleyenler konuyla ilgili organize bir görüş kazanır.
Öğrencilere kısa zamanda çok bilgi verilir.
C. Dikkat Edilecek Hususlar
Basit kısa ve tam cümleler kullanılmalı.
Doğru ve mesleki terimlerin kullanılmasına özen gösterilmeli.
Konuların ana başlıkları belirlenmeli.
Ses tonu iyi ayarlanmalı ve arka sıradakilerin rahat duyabileceği bir şekilde olmalı.
Verbalizmi (laf salatası )önlemek için plan,kroki,grafik gibi görsel araçların kullanılmasına yer verilmeli.
Arasıra sınıf tartışmalarına yer verilmeli.
Anlatırken espiri ve şakalara yer verilmeli.
Küçük grup çalışmaları ile anlatılanların tartışılması yapılmalıdır. (Demirel. 1999:s.87-88)
2.Tartışma Yöntemi
A.Kullanımı
Tartışma,bir konu üzerinde öğrencileri düşünceye yöneltmek,iyi anlaşılmayan noktaları açıklamak ve verilen bilgileri pekiştirmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir.Bu yöntem daha çok konunun kavranması aşamasında karşılıklı olarak görüşler ortaya konurken, bir problemin çözüm yollarını ararken ve değerlendirme çalışmaları yaparken kullanılır.Bu açıdan bakıldığında buluş yoluyla öğretim yaklaşımında ve kavrama düzeyindeki davranışların kazandırılmasında kullanılır. (Demirel.1999:s.88.)
Tartışmada önceden hazırlık ve planlama esastır. Grupta iş bölümü gereklidir. Bireyler ya da 1-2 kişi belirli konuları sunmalı ve savunmalıdır. Yerine göre yorum getirmeli diğer üyelerin sunu ve soruları ile bağ kurulabilmelidir. ( Doğdu-Arslan.1993:s.49.)
B.Özellikleri
Öğretmen-öğrenci etkileşimi söz konusudur.
Öğrencilere geçmiş yaşantılarından örnekler vermesi için imkan sağlar.
Öğrencilerin bir konu üzerinde kendi düşüncelerini söylemesini ve yorum yapmasını sağlar.
C.Dikkat Edilecek Hususlar
Öğretmen sınıfta tartışma ortamını hazırlarken soruları önceden liste halinde belirlenmeli.
Sınıfta topluca tartışma yapılacaksa,öğretmen soruyu sorup bunu tüm sınıfın tartışmasını istemeli.
Grup tartışması yapılacaksa aynı konu sınıfta oluşturulacak küçük gruplar içerisinde tartışılmalı,daha sonra topluca tartışılmaya geçilmelidir.
Bir konu bölümler halinde ayrı ayrı gruplarda tartışıldıktan sonra toplu tartışma çalışması,ders sona ermeden muhakkak yapılmalıdır.
Bir konu ile ilgili okunacak kaynak kitapların listesi önceden verilmişse o konu üzerindeki tartışma sınıfta daha sonra hep birlikte yapılmalıdır.
Tartışma yapılırken önemli hususlar tahtaya yazılmalı,yansıtmalı.
Tartışmaya dersin tümü ayrılmamalı.
Öğrencilerin düşünce ve görüşlerini rahatça söylemelerine imkan sağlanmalı.
Bütün öğrencilerin tartışmaya katılmaları sağlanmalı.
3.Gösterip Yaptırma Yöntemi
A.Kullanımı
Gösterip yaptırma yöntemi, bir işlemin uygulanmasını,bir araç gerecin çalıştırılmasını önce gösterip açıklama sonra da öğrenciye alıştırma ve uygulama yaptırarak öğretme yoludur.Bu yöntem, bir konuya ilişkin bilgilerin açıklanması ve bu bilgilerin beceriye dönüştürülmesi için gerekli uygulamaların yapılması aşamasında kullanılır.Bu yöntem daha çok uygulama düzeyindeki davranışların kazandırılmasında kullanılır.
Öğrencilerin öğrenme meraklarını canlı tutmak ve bulmalarına yardımcı olmak esastır. (Fidan.1986:s.92.)
B.Özellikleri
Gösteri öğretmen merkezli,yapma işlemi de öğrenci merkezlidir.
Bu yöntem daha çok öğrencilerin psikomotor becerileri kazanmalarında etkilidir.
Öğrenciler,becerileri yaparak yaşayarak öğrenirler.
C.Dikkat Edilecek Hususlar
Kazandırılacak beceriler önce öğretmen tarafından yapılarak öğrencilere gösterilmelidir.
Her öğrenciye istenilen beceriyi kazanması için yeterli zaman ve tekrar yapma şansı verilir.
Gösteri anında kullanılacak şema,grafik,slayt ve film gibi araç gereçler önceden hazırlanmalı.
Beceriler sırayla ve aşamalı olarak öğretilmeli, bir beceri tam öğrenilmeden diğerine geçilmemeli.
Öğrencilere önce basit, kolay ve yapabilecekleri işler yaptırılmalı.
Derslik ya da atölyede her türlü sağlık tedbirleri alınmalı ve yeterli araç gereç bulundurulmalı.
Dersin yapılacağı yer önceden kontrol edilip öğretime hazır hale getirilmelidir.
Yapılacak işler bir akış çizelgesinde ya da yazı tahtası üzerinde gösterilmelidir.
ÖĞRETİM TEKNİKLERİ
1.GÖSTERİ
Gösteri, izleyici grubun önünde bir işin nasıl yapılacağını göstermek yada genel ilkeleri açıklamak için başvurulan bir tekniktir.Gösteri, sınıf içinde genellikle öğretmen yada varsa kaynak kişilerce yapılabilir.Gerektiğinde öğrencilerden de yararlanılır.Gösteri tekniğini sınıf içinde etkili bir şekilde uygulayabilmek için dikkatli bir hazırlık gerekir. Bu hazırlık yapılırken aşağıdaki hususlar göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu dersle ilgili gösterinin hedefleri nelerdir? Öğrencilere istenilen bir beceri mi yoksa sadece bir ek bilgi midir?
Gösteri için yeterli araç ve gereç var mıdır? Gösteri,gerçek araçlar kullanılarak yapılabildiği gibi modeller kullanılarak da yapılabilir.Bunlardan başka resim, slayt, film şeridi, hareketli filmler,basit çizimler ya da semboller kullanılarak da yapılabilir.Yapılan hazırlıkta bu araçlardan hangilerine ihtiyaç duyduğu kararlaştırılmalıdır.
Gösteri için yeterli zaman ayrılmış mıdır? Bu arada öğrencilerin düşünceleri,sordukları sorularda göz önünde tutulmalıdır.Öğrencileri hazırlamada en önemli husus, onlara bu gösterinin hedeflerinin ne olduğunu iyice anlamaktır.Öğrencilerin ilgisini çekebilmek için bu hedefler açık seçik ortaya konmalıdır.
Gösteri sırasında dikkat edilecek hususlar:
Tüm öğrenciler iyi duyuyor ve görüyor mu? Gösteri ilerledikçe tahtaya bir taslak çıkartılıyor mu?Bu taslaktan amaç öğrenciye düşünmesine yol göstermek ve gösteriyi daha iyi anlamasını sağlamaktır.
Bilinmeyen yeni terimlere dikkat ediliyor mu?Gösteriye devam etmeden önce öğrenciler bunları anlıyor mu?
Kimi sorularla öğrencilere merak uyandırılıyor mu?Öğrencilerin de öğretmenle birlikte tahmin yürütmesine izin veriliyor mu?
Öğrenciler soru sormaları için cesaretlendiriliyor mu?Gerektiğinde gösteri için öğrencilerden yardım isteniyor mu?
Gösteri tamamlandığında öğretmen kendisine şu soruları sormalıdır?
Öğrenciler ne öğrendi?
Öğrendiklerinin uygulaması yapılabildi mi?Tüm gösterilen öğretmen tarafından yapılması zorunluluğu yoktur.Gerektiğinde öğrenciler,bunu kendi aralarında da yapabilirler.Bu sayede kendi yeteneklerini geliştirme ve başkalarıyla iletişim kurma olanağı bulurlar.
2.Soru-Cevap
Sınıf içi uygulamalarda en yaygın bir şekilde kullanılan tekniktir.Bu teknik öğrencilere düşünme ve konuşma alışkanlıklarını kazandırma bakımından oldukça önemlidir ve her dersin öğretmeninde kullanılır. Soru sorma ve bu yolla öğrenciyi belirli bir yere götürme söz konusu olmaktadır. (Cemiloğlu.1998:s.82.)
Soru sorarken dikkat edilecek hususlar;
a) Bütün sınıfı ilgilendiren sorular,tüm sınıfa sorulmalı ve aynı anda herkes cevabı bulmak için düşündürülmeli daha sonra da soruyu cevaplandıracak kişi belirlenmelidir. Bu belirlemede cevap vermeye gönüllü öğrencilere öncelik verilmeli,kolay sorular gruba göre öğrenmesi yavaş olan öğrencilere sorulmalıdır.Yanlış cevap veren öğrenciler azarlanmamalı ve sınıf içinde küçük düşürücü davranışlardan kaçınılmalıdır.
b) Doğru cevaplar anında pekiştirilmelidir.Yanlış cevaplar doğrusu tekrar edilerek düzeltilmelidir. Doğru cevapların verilmesi için ipuçları kullanılmalı ya da yan sorular sorulmalıdır.
c) Sınıfa değil de öğrencilere tek tek sorular yöneltiliyorsa, oturma sırası, numara sırası gibi belli sıraya göre değil de seçkisiz (rondom) yolla sorulmasın da yarar vardır.
3.Rol yapma
Rol yapma,öğrencinin kendi duygu ve düşüncelerini başka bir kişiliğe girerek ifade etmesini sağlayan bir öğretme tekniğidir. Öğrencinin iyi rol yapabilmesi için yaratıcı düşünce önemlidir. Rol yapma,sosyodrama olarak da adlandırılır. Diğer bir tanımla sosyodrama, öğrencilere, insan ilişkileri konusunda daha çok bilgi, beceri ve anlayış kazandırmayı öngören ve oyun (drama ) tekniklerinden yararlanma temeline dayalı dengesel bir eğitim tekniğidir. (Oğuzkan, 1974:172.)
Aşağıda belirtilen aşamalar rol yapma için önerilen sınıf içi etkinliklerini yönlendirici olabilir.
Ortam yaratmak: Burada temel nokta doğal olmaktır. Öğrenmeye hazır duruma getirecek şekilde grubu güdülemek gerekir.
Rol yapmak için sahneyi hazırlamak : Eğer hangi sorun yada olayın rolü oynanacağına karar verilmişse, roller paylaştırılır ve provaları yapılabilir. Kimlerin rol alacağı kararlaştırılmamışsa, sorun bütün sınıfla birlikte ele alınır.
Roller içi öğrencilerin seçimi: Rollerin seçimi, önceden ya da sınıfın sorunu tanımlamasından sonra kendiliğinden yapılabilir. Öğrenciler, rollerin genel özellikleri açısından aydınlatılır.
Rollerin oynanması: Bu aşamada rol alan öğrenciler rollerini oynarken, sınıfın geri kalan öğrencileri de seyirci olarak olayı izlerler.
Olayın tartışılması : oyunun sunuluşu tüm sınıf tarafından, ya da önce küçük gruplar halinde daha sonra da tüm sınıf tarafından tartışılabilir. Öğrencilerden,oyunun ve oyuncuların güçlü ve zayıf noktalarını söylemeleri istenilebilir. Sınıf içinde bir kaç çeşit grubun rol yapması yerine bir grupla çalışmak daha etkilidir. Çünkü rol yaparken sınıfta dinleyici gerekir. Seyirci oyuncu etkileşimi kurulmalıdır. Basit roller ise kısa bir çalışma ile gerçekleşebilir.
4. Drama
Drama tekniği ile öğrenciler hangi durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini yaşayarak öğrenirler. Problem çözme ve iletişim kurma yeteneğini geliştirir. Bu teknik, bilinen en eski öğretme teknikler,inden birisidir. Çok kullanışlı ve yararlı olduğu için günümüzde okullarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Drama tekniğinin yararları şöyle sıralanabilir:
Etkili ve dikkatli dinleme yeteneğini geliştirir.
Kişinin kendine olan güvenini arttırır.
Anlama yeteneğini ve yaratıcılığı arttırır.
Akıcı konuşmayı geliştirir.
Dile hakimiyeti ve iyi ifade yeteneğini geliştirir.
Bilgilerin etkin kullanımını sağlayarak onları pekiştirir.
Sevinç, üzüntü, kızgınlık, korku, şaşkınlık gibi duyguları belirten, doğa seslerini yansıtan veya bir kimseyi çağırmak için kullanılan sözcüklere ünlem denir. Ünlemler tek başına kullanıldıklarında genelde bir anlam ifade etmezler.
Türkçe'de Ünlem Olan Sözcükler
Türkçe'de ünlem olan sözcükler temelde ikiye ayrılırlar:
Bir Kimseye Seslenmeye Yarayan Ünlemler: Be, bre, eee, ha, haydi, hı, hey, hişt gibi.
Örnek: Oradan çekilsene be!/Ha, evet, anladım!/Hişt, buraya bakar mısın?
Sevinç, üzüntü, kızgınlık, korku, şaşkınlık gibi duyguları belirten ünlemler: A, aaa, aman, bravo, ay, ey, eyvah, hoppala, oh, oooh, of, üf gibi.
Örnek:Ay, başım çok ağrıyor!/ Hoppala, bu da nereden çıktı!/Vah vah, evlerine hırsız girmiş.
Türkçe'de Ünlem Olarak Kullanılan Sözcükler
Bazı sözcükler aslen ünlem olmadıkları halde ünlem görevi üstlenirler.
Adlar:
Bir seslenme veya bir başkasına hitap sırasında adlar ünlem olarak kullanılır. Örnek: Ahmet! / Nurten Hanım!
Sevinç, üzüntü, şaşkınlık, acıma, korku gibi duyguları ifade ederken bazı adlar ünlem görevini üstlenir. Örnek: Sakın anneme bir şey olmasın!/ Yazık, çok genç yaşta öldü!/ Aferin, iyi bir iş başardın!
Sıfatlar: Sıfatlar da bazen ünlem biçiminde kullanılır. Örnek: Zavallı kadın!/ Alçak adam!
Belirteçler:Belirteçler de bazen ünlem görevi üstlenirler. Örnek: Buraya gelin!/ Çabuk giyinin!
Filler: Fillerin ünlem olarak kullanıldığı durumlar da vardır. Bu durumdaki genelde emir kipindedirler. Örnek: Dikkat et!/Yangın var, bak!
Türkçe'de Yansıma Ünlemleri
Doğa seslerini yansıtan ve hayvan seslerinin taklidine dayanan sözcüklerdir. cıvıl cıvıl, foşur foşur, cik cik gibi. Örnek: Şelalenin suları gürül gürül akıyordu!/Tak, tak! Birden bire kapı çalmıştı.
Küçük ünlü uyumu
Küçük ünlü uyumu kuralı iki yönlüdür:
1. Bir kelimenin ilk hecesinde düz ünlü (a, e, ı, i) varsa son*raki hecelerde de düz ünlü bulunur: anlaşmak, yanaşmak, kayıkçı, ısırmak, ılıklaşmak, seslenmek, yelek, bilek, çilek.
2. Bir kelimenin ilk hecesinde yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) varsa bunu izleyen ilk hecede dar yuvarlak (u, ü) veya geniş düz (a, e) ünlü bulunur: boyunduruk, çocuk, odun, yorgunluk, yoklamak, vurmak, yumurta, özlemek, güreşmek, sürmek.
Küçük ünlü uyumuna aykırı bazı Türkçe kelimeler de vardır: avuç, avurt, çamur, kabuk, kavuk, kavun, kavur-, kavuş-, savur-, yağmur.
Küçük ünlü uyumuna aykırı kelimelere getirilen ekler, kelimenin son ünlüsüne uyar: kavun-u, konsolos-luğ-u, mümin-lik, müzik-çi, yağmur-luk.
-ki aitlik eki yalnızca birkaç örnekte küçük ünlü uyumuna uyar: bugünkü, dünkü, öbürkü.
Bu ünlü düzenleri ve ilk heceyi izleyen ünlüler aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir:formulü:::aeıi=aeıi oöuü:aeuüıi
Büyük ünlü uyumu
Bir kelimenin birinci hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) bulunuyorsa, diğer hecelerdeki ünlüler de kalın; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) bulunuyorsa diğer hecelerdeki ünlüler de ince olur: adım, ağız, ayak, boyun, boyunduruk, burun, dalga, dudak, duvak, kırlangıç; beşik, bilezik, gelincik, gözlük, üzengi, vergi, yüzük. Buna büyük ünlü uyumu adı verilir.
Büyük ünlü uyumuna aykırı bazı Türkçe kelimeler de vardır: anne, dahi, elma, hangi, hani, inanmak, kardeş, şişman.
Birleşik kelimelerde büyük ünlü uyumu aranmaz: açıkgöz, bilgisayar, çekyat, hanımeli.
-gil, -ken, -leyin, -mtırak, -yor ekleri büyük ünlü uyumuna uymaz: akşam-leyin, bakla-*gil-ler, çalışır-ken, ekşi-mtırak, yürü-yor.
-daş (-taş) eki bazı kelimelerde büyük ünlü uyumuna uymaz: din-daş, gönül-daş, meslek-taş, ülkü-daş.
-ki aitlik eki büyük ünlü uyumuna uymaz: akşamki, yarınki, duvardaki, yoldaki, ondaki, yazıdaki, onunki.
Büyük ünlü uyumuna girmeyen kelimelere gelen ekler, kalınlık incelik bakımından son hecenin ünlüsüne uyar: adalet-li, anne-si, kardeş-lik, meslektaş-ımız, şişman-lık.
Son ünlüleri kalın sıradan olmasına karşın incelik özelliği gösteren bazı alıntı kelimeler ince ünlülü ekler alır: alkol / alkolü, hakikat / hakikati, helak / helakimiz, kabul / kabulü, kontrol / kontrolü, protokol / protokolü, saat / saate, sadakat / sa*dakatten.
24 Ekim 1945 Birleşmiş Milletler Örgütünün Kuruluş Tarihidir. Örgüte üye tüm ülkelerde 24 Ekim, Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanır. Birleşmiş Milletler Örgütü evrensel barışı, uluslar arasında güvenliği ve dayanışmayı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Uluslararası en büyük kuruluştur. Bugün Birleşmiş Milletler'in 176 üyesi vardır. Bu sayı gün geçtikçe artmaktadır.
24 Ekim günü kuruluşa üye ülkelerin gazete, dergi, radyo ve televizyonları Birleşmiş Milletler'le ilgili yayınlar yapar. Okullarda Birleşmiş Milletler'in kuruluş amacı, organları tanıtılır, çalışmaları, çabaları anlatılır.
Tarih boyunca uluslararasında anlaşmazlıklar hep süregelmiş, sonunda çoğu zaman savaşlar olmuştur. Savaşlar uluslararası anlaşmazlıklara çözüm getirmemektedir.
Uluslararası en büyük savaşlardan ilki Birinci Dünya Savaşı dır. Bu savaşta ülkeler ikiye ayrıldı. Dört yıl süren bu savaş sonunda birçok insan öldü. Çocuklar yetim, öksüz kaldı. Ülkeler kana bulandı.
Savaş sonunda ülkelerin endüstri, tarım, ulaştırma gibi gelir kaynaklarında büyük azalmalar oldu. Ülkelerde yokluk ve açlık yaygın duruma geldi. Bu acı görüntüyü gözleyenler uluslararası sorunların ancak barışçı yollarla çözümlenmesi gerektiğine inandılar. Bunun için aralarında 28 Nisan 1919'da Milletler Cemiyeti Antlaşmasını imzalayarak Milletler Cemiyeti'ni kurdular. Milletler Cemiyeti'nin az üyesi olduğundan önemsenmedi, gelişmedi. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması Milletler Cemiyeti'nce engellenemedi. İkinci Dünya Savaşı sürerken 26 ülkenin temsilcileri Amerika'nın San Fransisko kentinde toplanıp insanlığı savaşların yıkımından korumak için karar aldılar. Ortak bir bildiri yayınladılar. Birleşmiş Milletler Yasası hazırlandı. Yasanın onaylanması ile 24 Ekim 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu.
Birleşmiş Milletlerin amaçlarını bağlı olduğu ilke ve hedefleri belirleyen antlaşma 111 maddeden oluşur. Türkiye bu antlaşmayı 15 Ağustos 1945 tarih ve 4801 sayılı yasa uyarınca 28 Eylül 1945 günü onaylamıştır.
Birleşmiş Milletler tanımak için örgütün kuruluşunu, amaçlarını, ilkelerini, çalışma organlarını yakından inceleyelim.
Birleşmiş Milletlerin Amaçları :
· Uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek.
· Ülkeler arasında iyi ilişkileri pekiştirmek.
· Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini sağlamak.
· İnsanlık sorunlarının çözümünde, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinde birlikte çalışmalar yapmak.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN ANA ORGANLARI
Birleşmiş Milletler Örgütü yukarıda sayılan amaçlara ulaşmak için ana organlar oluşturmuştur. Bu organların başlıcaları şunlardır: Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Uluslararası Adalet Divanı, Genel Sekreterlik.
Genel Kurul :
Üye devletlerden oluşur. Her üyenin Genel Kuruldaki temsilcileri beş kişiden çok olamaz. Genel Kurulun Görevleri Şunlardır;
· Silahsızlanma ve silah denetimi konusunda önerilerde bulunmak.
· Barış ve güvenliği etkileyecek görüşmeler yapmak, her konuda önerilerde bulunmak.
· Ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçı yollarla çözümü için önerilerde bulunmak.
Güvenlik Konseyi :
Siyasal alanda bir yürütme organıdır. 11 üyesi olan bu kurulun görevleri şunlardır ;
· Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine uygun biçimde barış ve güvenliği korumak.
· Uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek her türlü çekişmeli durumu soruşturmak.
· Uluslararasında çekişmeli konularda anlaşma koşullarını önermek.
· Silahlanmayı denetleyecek planlar hazırlamak.
· Barışa karşı bir tehlike veya saldırı olup olmadığını araştırarak, izlenecek yolu önermek.
· Saldırganlara karşı askeri birlikler kurularak önlemler almak.
Ekonomik ve Sosyal Konsey :
Genel kurulca seçilen 27 üyeden oluşur. Üyelikleri sona erenler yeniden seçilebilirler. Başlıca görevleri şunlardır ;
Birleşmiş Milletler'in ekonomik ve sosyal çalışmalarını yürütmek.
Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel konularda raporlar hazırlamak.
Uluslararası Adalet Divanı :
Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler'in yargı organıdır. Ülkeler, istedikleri davayı Adalet Divanı'na götürürler. Divan 15 yargıçtan oluşur. Yargıçlar, Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi'nce seçilirler. Görev süreleri dokuz yıldır. Divanda bir devletten iki yargıç bulunamaz. Uluslararası Adalet Divanı, Hollanda'nın başkenti Lahey'dedir.
Genel Sekreterlik :
Genel Sekreterlik, Birleşmiş Milletler'in öbür organlarının çalışmaları için gerekli ortam ve koşulları sağlar. Ortaya konan program ve politikaları uygular. Uluslararası barış ve güvenliği bozucu olaylar konusunda raporlar hazırlayıp Güvenlik Konseyi'ne sunar.
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
a- İdare edilenler
b- İdare edenler
Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir. Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir. Rejimin demokrasi paltformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi gelir. Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.
Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet denemez. Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir. Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk'ün cumhuriyet ve devlet anlayışına değinelim.
Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun gereği olan demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.
Atatürk'ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı, bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi? Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı zamanda gerçek bir düşünürdü. Ayrıca sadece düşünce üretmekle kalmamış, bu düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru olur.
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama nasıl hazırlamıştı ?
Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı. Cumhuriyeti adaletli bir adalet sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı öğretmenler tarafından yetiştirilecektir. İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman içerisindeki olaylar bu ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu göstermiştir.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir. Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki neden budur.
Atatürk'e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden geçiyordu.
Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden çok daha iyi bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil, bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler, siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.
Canlılar dünyası ; insanlardan, bitkilerden, ve hayvanlardan oluşur. İnsanların hayvanlarla olan ilişkileri çok eskilere dayanır. İlk çağlarda insanlar, hayvanlardan korkuyorlardı. Hayvanlardan korunmak için evlerini dağların yamaçlarına, kayalıklara kuruyorlardı. Önceleri hayvanları sadece gıda ve yolculuk aracı olarak gören insanların zamanla bakış açıları değişmiş, onlara şefkat göstermeye, evcilleştirmeye ve onlarla dostluklar kurmaya başlamışlardır. İnsanlar daha ilk çağda kedi, köpek, at, koyun, sığır, keçi gibi hayvanları evcilleştirdiler. Evcilleşen hayvanlar, insanların yardımcısı oldu. Bu insanların çizdikleri duvar resimleri bu ilişkinin kanıtıdır.
Kurulan bu sıcak ilişki insanların, hayvanların korunması konusunda birlikte hareket etmeleri fikrini doğurdu. İnsanlar arasında hayvan sevenler gittikçe çoğalmaya başladı. Bu insanların amaçları hayvanlara daha iyi davranılmasını sağlamak, onları korumak, daha sevecen davranılmasına yardımcı olmaktır. Bu düşünceye sahip hayvan sevenler ilk kez İngiltere'de 1822 yılında bir araya geldiler. Hayvanları korumak, insanların hayvanlara iyi davranmalarını ve hayvanların daha iyi koşullarda beslenme ve korunmalarını sağlamak amacıyla Hayvanları Koruma Birliği'ni kurdular. Bu hareket daha sonra tüm dünyaya yayılmaya başladı.
Yurdumuzda Hayvanları Koruma Derneği'nin 1908 yılında kurulmasıyla sistemli ve düzenli olarak hayvan sorunlarıyla ilgilenildi. Dernekler kuruldu, konunun önemi gittikçe büyüyor, insanlar yıllardır hayvanlara karşı yapılan haksızlıkların farkına vararak onları korumak istiyorlardı. . Aynı amaçlı dernekler birleşerek Hollanda'nın başkenti Lahey'de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu'nu oluşturdular. 1931 yılında toplanan bu kuruluş 4 Ekim'i Hayvanları Koruma Günü ilan etti.
Hayvanlar, duyu ve hareket yetenekleri olan canlılardır. Hayvanların sahiplerine bağlılıkları, hayvan sevgisinin doğup büyümesine yardımcı oldu. Pek çok kitapta, filmlerde, sahipleri için canını veren hayvan öykülerini okur, izleriz. Hayvanları seven insanlar, hayvan hastalıklarını iyileştirmek için çalıştılar. Bugün uygar ülkelerde hayvan hastaneleri kurulmuştur. Veterinerler hayvan hastalıklarını belirleyip iyileştiriyorlar. Hayvan hastalıklarına karşı önlem alınıyor. Hayvanları hastalıklardan korumak için aşı yapılıyor.
Başlıca besinlerimiz olan et, süt, yumurta, yağ hayvanlardan sağlanır. Giyeceklerimizin bir bölümü de hayvanların derisinden, yün ve tüylerinden yapılır. İnsan sağlığı için gerekli olan aşı ve serumun yapılmasında da hayvanlardan yararlanılır. Evin kedisi evdeki zararlı böcekleri ve fareleri yakalar. Köpek evimizi ve hayvanlarımızı korur, bize bekçilik yapar. Tavuğun yumurta ve etinden, horozun sesinden, tüyünden ve etinden faydalanırız. At, eşek ve katır gibi hayvanların gücünden faydalanırız, yüklerimizi taşırlar, arabalarımızı çekerler, bizi de taşırlar. Manda, inek, koyun bize süt, et verir. Öküz tarlamızı, harmanımızı sürer, arabamızı çeker. Kafesteki kanaryanın ötüşünü dinlemek, akvaryumdaki balıkları seyretmek bizi dinlendirir. Çiçekten çiçeğe, ağaçtan ağaca dolaşan böcekler, bitkilerin çoğalma olayına yardımcı olur. Çevremizdeki hayvanlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak yararlanıyoruz. Kuşkusuz akrep, yılan gibi zararlı hayvanlar da vardır. Bu zehirli hayvanlardan kendimizi korumalıyız.
Hayvanları sevenler, insanları daha içten severler. Hayvan dostları mutlu olmayı sevgide ararlar. Hayvanları koruyalım. Hayvanlara eziyet etmeyelim. Hayvanları sevelim. Onlara yardımcı olalım. Hayvanları Koruma Günü'nde öğrendiklerimizi yaşam boyu uygulayalım.
HAYVANLARIN KORUNMASI İÇİN NELER YAPALIM
1- Zor durumda kalmış hayvanları koruyalım. Onların bakımına yardımcı olalım.
2- Bakımını üstlendiğimiz hayvanların yiyeceklerini, içeceklerini düzenli verelim. Aşılarını zamanında yaptıralım.
3- Hayvanlara eziyet edilmesi insanlıkla bağdaşmaz. Öte yandan bu davranış yasalarımıza göre suçtur. Bu suçu işleyenleri uyaralım.
4- Kuşların, karıncaların yuvalarını bozmayalım. Yumurtalarını almayalım. Avlanma mevsimi dışında kesinlikle av hayvanlarını avlamayalım.
5- Hayvanları korkutmayalım, ürkütmeyelim. Onlara şakadan da olsa eziyet etmeyelim.
6- Bakamayacağımız hayvanları eve almayalım. Biz almazsak belki bakabilecek biri alır.
7- Yiyecek artıklarımızı, özellikle ekmeği, çöplüğe atacağımıza yakınımızda bulunan hayvan besleyicilerine verelim.
8- Sapanla kuş avlamayalım. Avlamak isteyenlere engel olalım.
KONUŞMA
Sevgili Arkadaşlar!
Hayvanların, insan yaşamında büyük önemi vardır. İlk evcilleştirilen hayvanların köpek olduğu sanılıyor. Sonraki zamanlarda ise koyun, keçi, at, boğa, tavuk ve kedi gibi hayvanlar evcilleştirilmiştir.
Her canlının, doğadaki dengenin korunmasında bir rolü vardır. Soyları bilinçsizce tüketilen canlılardan sonra, doğada büyük sorunlar yaşanmaya başlamıştır. Artık günümüzde, nesilleri tükenmekte olan hayvanları korumak için büyük gayretler gösterilmektedir.
Sevgili arkadaşlar! Hayvanlara işkence yapmak bir insanlık suçudur. Hayvanlara acımayanların, insanlara hiç acımayacağını söylüyor bilim adamları. Zor durumda kalmış hayvanlara mutlaka yardım etmeliyiz. Kuşların, karıncaların yuvalarını bozmak, yumurtalarını almak çok kötü bir davranıştır. Hayvanları korkutup ürkütmek, sapanla kuş vurmak, şakadan da olsa, istemedikleri gibi davranmak da kötüdür. Bakımını üstlendiğimiz hayvanların yiyeceklerini, içeceklerini düzenli vermeli, aşılarını yaptırmalıyız. Yiyecek artıklarını, hayvanlara veya hayvan besleyicilerine vermeliyiz.
Hayvanlara daha iyi davranılmasını sağlamak isteyen İngiliz hayvanseverler, 1822 yılında bir araya gelerek "Hayvanları Koruma Birliği"ni kurdular. Hayvanları koruma amacıyla yurdumuzda açılmış olan ilk dernek, 1908 yılında kurulmuş olan "Hayvanları Koruma Derneği"dir. Dünyadaki hayvan koruma derneklerinin bir araya gelerek oluşturdukları "Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu", 1931 yılında yaptığı toplantıda, 4 Ekim gününü "Hayvanları Koruma Günü" olarak ilan etti.
Hayvanları Koruma Günü'nün amacı; hayvanlara karşı sevgi ve acıma duyguları uyandırmak, onları korumak ve haklarına saygı duyulmasını sağlamaktır.
Hayvan sevgisi, insandaki yardımlaşma, iyilikseverlik ve sevgi gibi duyguları geliştirir.
Bugün bir hayvanı sevindirmeye ne dersiniz?
YUVA
Sordum bir gün arıya
Yok mu senin bir yuvan
Vızıldayıp gösterdi
Bana koca bir kovan
Dönüp sordum serçeye
Ya seninki nerede
Cik cik dedi benimki
Dal üstünde tepede
Annem bana o akşam
Öğütler veriyordu
Güzel güzel dinledim
Bana şöyle diyordu
Senin yuvan ikidir
Biri okul biri ev
Kıymetini iyi bil
Sev onları çok çok sev.
KEDİM
Kedim henüz bir yaşında,
Uyuyor soba başında.
Hem cesurdur, hem de kurnaz,
Bir tıkırtı duyar duymaz,
Uyanır aslan kesilir,
Gözleri volkan kesilir.
O geldiği günden beri,
Bizim evin fareleri,
Damdan, tavandan indiler,
Birer deliğe sindiler.
Koşup yakalıyor hemen,
Yuvasından, deliğinden.
Çıkanları diri diri,
Artık bunlardan hiç biri.
Dolaplarıma girmiyor,
Kitaplarımı kemirmiyor.
Orhan Seyfi ORHON KUŞLARLA
Kuşlar uçar,
Ben koşarım;
Onların kanatları var,
Benim kanadım kollarım.
Kuşlar kanadını çırpar,
Ben de kolumu sallarım
Uçun kuşlar, uçun kuşlar;
Hepinizle yarışım var!
Uçtu kuşlar,
Bende koştum;
Koştum yarı yola kadar;
Ta önüme bir uçurum
Çıktı, orda kaldım naçar.
Yoo, çekemem öyle kurum!
İsterseniz, haydi tekrar
YarışırızUçun kuşlar!
Tevfik FİKRET
GÖÇMEN KUŞLAR
Gittiniz hep dizi dizi,
Bıraktınız ülkemizi,
İlkbaharda gene gelin,
Unutmayın sakın bizi.
Gelmeden kış, yağmadan kar,
Gidin, gidin güzel kuşlar,
Uzak güney illerinde,
Bol yiyecek, bol güneş var.
Türkülerle gidersiniz,
Kim gösterir size yol, iz ?
Ürkütmez mi kalbinizi,
Yüce dağlar, coşkun deniz ?
Gökte olup sıra sıra,
Kayboldunuz ufuklarda,
Göçmen kuşlar, güzel kuşlar,
Yine gelin ilkbaharda!
Zeki TUNABOYLU
KUZUM
Mini mini bir kuzum var,
Çayırlarda gezer oynar.
Hep arkamdan koşar, gelir,
Yaramaz pek neşelidir.
Yanından ayrılsam biraz,
Hemen yanık yanık meler.
Kırdaki otlara doymaz,
Daha ister neler neler.
Şeker, arpa, fıstık, üzüm,
Çok bilmiştir iki gözüm.
Dr. Ali Rıdvan UNAR SERÇELER
Bir gün gelir, geçer bu geceler