Lady

Lady

Üye
23.04.2008
Onbaşı
934
Hakkında

  • BALIKESİR CAMİ VE MESCİTLERİ


    Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Cezerizade Kasım Paşa tarafından 1549'da yaptırılmıştır.

    Tamamen kesme taşlarla yapılan cami birkaç defa tamir olmuşsa da minaresi orijinal hali ile günümüze gelmiştir.

    Yapıldığı dönemin tüm mimari özelliklerini yansıtan Kasım Paşa Camisinin duvarlarında 1901 tarihli levhalarda hat sanatının değişik örnekleri bulunmaktadır.





    Yeşilli Cami (Bigadiç)

    Bigadiç'in merkez camisi olarak kullanılan Yeşilli Camii, 1715 tarihinde Bigadiçli Çavuşzade İsmail Ağa tarafından yaptırılmıştır.

    Yangın, deprem gibi nedenlerden ötürü bir çok kez onarım görmüştür. Genel özelliklerine göre dönem mimarisi örneklerindendir. Kuzeyde altı sütunlu bir son cemaat yeri vardır. Düzgün haç planlı bir yapı olup, kuzeydoğusunda bir minaresi vardır.







    Evliya Çelebi Cami (Lonca Cami) (Bigadiç)

    Bigadiç Voyvodası Seyyid Hacı Hasar Ağa tarafından 1795'de yaptırılmıştır. Temeli ve minare kaidesi orijinaldir. Kayıtlarda caminin vakfı olarak; Balıkesir'de bir terzi dükkanı görülmektedir.

    Zağnos Paşa Camisi (Paşa Camisi) ve Külliyesi (Merkez)

    Kentin merkezinde, Mustafa Fakıh Mahallesi'nde, çarşı içerisinde yer alır. Cami, türbe ve hahamdan oluşan bir külliye durumundadır. Fatih Sultan Mehmet'in vezirlerinden Zağnos Mehmed Paşa tarafından 1461'de yaptırılmıştır. Külliyeden sadece hamam orijinal durumunda günümüze gelebilmiştir. 1897 yılında yıkılan cami ve türbe 1908'de Balıkesir mutasarrıfı Ömer Ali Bey tarafından yeniden yaptırılmıştır.

    Balıkesir'in en büyük camisi olup, kare plânlıdır. Düzgün yontma taş ve kesme taştan yapılmıştır. Ortada dört ayak üzerine oturtulmuş merkezi bir kubbe etrafında dört adet köşe kubbesi ve aralarında yarım daire tonozlar yerleştirilerek yapılmıştır. Caminin son cemaat yeri yoktur. İç bçlüme kuzey, doğu ve batıdaki çift kanatlı ahşap kapılarla girilir. Üç yanda da kapıların önünde dört köşeli mermer sütunların taşıdığı, ahşap tavanlı, kurşun kaplı, eğimli bir çatı ile örtülü sundurmalar yer almaktadır. Caminin ahşap kadınlar mahfili, kuzey koridoru boyunca uzanır. Ahşap yivli altı sütuna oturan mahfil, kafeslidir. Giriş kapısı dışarıdadır. Mihrap, son dönem Türk sanatı özelliklerini taşıyan en güzel örneklerdendir.

    Minare caminin kuzeybatı köşesindedir. Balıkesir eşrafından Arabacıoğulları'ndan Hacı Hafız Efendi yaptırmıştır. Barok üslupta ve kesme taştandır. Merkezi kubbe 1897 depreminde yıkılmış,1902 tarihinde yeniden yapılmıştır. Kapı üzerinde Kelime-i Tevhid Ebced hesabı ile ilk inşaat tarihi olan h. 865 (1464) tarihi okunmaktadır. Cami avlusunda türbe, hazire ve şadırvan bulunmaktadır. 07.02.1923 tarihinde Atatürk bu camide ünlü hutbesini okutmuştur.

    Batıda, minare kaidesinin hemen yanında muvakkithane yer almaktadır. Kesme taştan yapılmıştır. Caminin avlusunda, biri kuzeyde, diğeri batıda olmak üzere iki şadırvan bulunmaktadır. Kuzeydeki şadırvan on iki köşelidir. Mermer şadırvanın içi Paşa hamamından gelen su ile doludur. Ortasında mermerden, dilimli fıskiyesi vardır. Son yıllarda şadırvanın üstü beş sade sütuna oturan bir kubbe ile örtülmüştür. Diğer şadırvan ise, caminin ikinci kez yapımında yapılmıştır. Biçimi ve örtüsü açısından kuzeydekinin aynıdır. Yalnız musluklu panolarda kabartma süsler vardır ve fıskiyesi farklıdır. Ayrıca caminin dışında, kuzeydoğu köşesinde, mermerden beş yüzlü bir şadırvan daha vardır. Her yüzünde, kemerler ile bağlanmış çift gömme sütunlar bulunmaktadır.

    Caminin avlusunun güneyinde, güneş saati vardır. Kısa ve kalın bir sütunun üzerine oturtulmuş bir tablada saat dilimleri işaretlenmiştir. Ortasında demir bir çubuk vardır. Saat demir çerçeveli olup dilimler silinmiştir.


    Yıldırım Camisi (Eski Cami) ve Külliyesi (Merkez)

    Yıldırım Mahallesi'nde yer alan Cami , Balıkesir'in en eski Osmanlı yapıtıdır. Yapım kitabesi bulunmamaktadır. Ancak çeşitli kaynaklardan ve vakfiyesinden 1388'de Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Oldukça büyük bir avlu içerisinde Medrese ve imaret ile birlikte külliye durumundadır. 1818'de ve 1897 depreminden sonra onarım görmüştür.

    Caminin içi dikdörtgen planlı olup, beşer sütunlu iki diziyle üç nefe ayrılmıştır. Kaidesiz olarak konan bu devşirme sütunların başlıkları da devşirme malzemedendir. Altısı bizans, üçü Osmanlı üslubunda, biri de eski bir kaide biçimindedir. Camide çevredeki yıkıntılardan alınmış devşirme mimari parçalar kullanılmıştır. Duvarları geniş derzli kesme taştandır. Sadece batı duvarında tek sıra tuğla vardır. Dış yüzeylerde yer yer ilk yapının izlerine rastlansa da, genel görünümüyle Geç dönem özelliklerini taşımaktadır. Çatısı kiremitle örtülüdür. Yapının kıble yüzü diğer yüzler gibi sade olmakla birlikte, mihrabın iki yanında dikdörtgen pencerelerle bunların altında yuvarlak kemerli pencereleri bulunmaktadır. Batı cephesi daha hareketlidir. İki sıra halindeki pencerelerin alt sırada olanları orijinal olup, üst sıradaki yuvarlak kemerliler XIX.yüzyıl başlarındaki onarım sırasında yapılmıştır.

    Caminin kuzey, doğu ve batı duvarlarında birer kapısı vardır. Kuzeyde bulunan, ahşap ve camekanlı son cemaat yeri sonradan eklenmiştir. Dikdörtgen söveli cümle kapısının iki yanındaki stalaktit başlıklı kalın dört köşe payelerin üstünde kesme taştan basık bir sivri kemer yer alır.Kemerin içinde kapı sövelerinin üstünde bulunan alınlıkta bir çerçeve biçiminde yazıt yeri bulunmakta ancak içi boştur.

    Caminin batı duvarı ve buradaki giriş, kuzey girişine göre daha gösterişli yapılmıştır. Girişin üstü dört ahşap direğe oturan kiremit kaplı bir sundurma ile örtülmüştür. Bu bölümün ahşap tavanı oldukça süslü olup, ortada ampir bir göbek bulunmaktadır.

    1897 depreminden sonra tavan yenilenmiştir. Mihrabın, dikdörtgen biçiminde duvarlardan dışarı taşan, kütlevi çerçeve bölümü de yenidir. Beş kenarlı mihrap nişinin kavsarası stalaktitlerle yukarı doğru daralmaktadır. Minber ahşaptır. Minaresi kuzeybatı köşesinde yer alır. Kesme taştan ve yenidir. Kare kaide üzerinde yükselen minare, silindirik gövdeli ve yivlidir. Gövde ile kaidenin birleştiği bölümde iki sıra bilezik vardır. Şerefenin altında da aynı biçimde bir bilezik bulunmaktadır.

    Caminin avlusundaki şadırvan yenidir. Sekiz kenarlı memer havuzun her köşesinde yuvarlak gömme sütunlar yer alır. Üzeri beş direğe dayanan bir camekanla örtülüdür.

    Caminin kuzeydoğu köşesindeki imaret (Misafirhane-Zaviye) cami ile birlikte XIV.yüzyılın sonunda yapılmıştır. Orijinal durumu ile günümüze kadar gelebilmiştir. İlk Osmanlı döneminde sık görülen zaviye camiler tipinin en basit örneğidir. Moloz taştan yapılmış duvarları kirpi saçaklarla tamamlanmıştır. Büyük bir niş içinde yer alan yay kemerli cümle kapısı üzerinde mermer bir yazıt bulunmaktadır. Kapıyı zengin bir silme çevrelemektedir. Kenarları düzgün tuğla kemerli, pencere açıklıkları örtülüdür. İçeride, orta mekanın iki yanında, daha alçakta zaviye odaları bulunmaktadır. Orta mekan ahşapla örtülü olup, yan mekânlar tonoz ile örtülmüştür. Bina dıştan kiremit çatı ile kaplıdır.

    Cami avlusunda bulunan medrese 12 hücreli bir yapı olup, 1897 depreminden sonra yeniden yapılmıştır. Sadece dış duvarları orijinaldir.

    Tahtalı Cami (Merkez)

    Dinkçiler Mahallesi'ndeki cami, 1452 yılında yapılmıştır. Kim tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Günümüze bu ilk yapıdan yalnızca minaresi gelebilmiştir. 1513 depreminde yıkılmış ve sonra yenilenmiştir. Dikdörtgen plânlı bir yapıdır.


    Kasaplar Camisi (Merkez)

    Kasaplar Mahallesi'nde bulunmaktadır. Kitabesine göre 1649 yılında yapılmış, depremlerden zarar görmüş, 1811, 1894 ve 1901 yıllarında onarılmıştır. Kare plânlı küçük bir cami olup, zemindeki klâsik tuğla döşemeler ilk yapıldığı dönemden kalmıştır.


    Şeyh Lütfullah Camisi (Merkez)

    Lütfullah Mahallesi'nde yer almaktadır. Cami 1429'da yapılmıştır. XVI.yüzyılda Hacı Bayram-ı Veli'nin arkadaşlarından Şeyh Lütfullah tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Orijinal konumu ile günümüze gelemeyen cami, 1907'de yenilenmiştir. Dikdörtgen plânlı kesme taş bir yapıdır. Son cemaat yerine üç basamaklı bir merdivenle çıkılır. Cephesi son cemaat yerinin üstüne rastlayan kadınlar mahfilinden ötürü iki katlı bir görünümdedir. İbadet yeri, düz ahşap bir çatı ile örtülü olup, mihrap duvarına dört, duvarlara da üçer pencere açılmıştır. Mihrap taştan, minberi ise ahşaptandır. Tek şerefeli kesme taş minaresi kare bir kaide üzerine silindirik biçimde oturtulmuştur.
    Caminin avlusunda sekiz köşeli, üzeri saçaklı bir kubbe ile örtülü şadırvanı bulunmaktadır.


    Hakkı Çavuş Camisi (Merkez)

    1352 tarihinde yapılmıştır. Günümüze orijinal durumda ulaşamamıştır.

    Hacı Ali (Alibey) Camisi (Merkez)

    1319'da yapılmış, 1952'de onarım görmüştür.


    Karaoğlan Camisi (Merkez)

    Karaoğlan Mahallesi'ndedir. Gazi Süleyman Paşa ile Rumeli'ye geçen Karaoğlan isimli birinin 1356'da yaptırdığı söylenmektedir. Günümüze orijinal biçimiyle gelememiş olup, bugünkü yapı 1908 yıllarına aittir.


    İbrahimbey Camisi (Haci Arifağa Camisi) (Merkez)

    Hisar İçi Mahallesi'nde Alaca Sokak'tadır. Giriş kapısı üzerindeki yazıtından 1465'te Zağnos Paşa'nın oğlu Mehmet Çelebi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Sonraki yıllarda yıkılan cami, 1739'da Yahşi Bey'in oğlu İbrahim Bey tarafından yenilenmiş, 1899'da da Hacı Arif Ağa tarafından onarılmıştır. Cami kesme taştan kare plânlı olup, ahşap kiremitli bir çatı ile örtülüdür. Avlu girişinde XIX.yüzyılın ampir üslubunda, son derece güzel bezemeli taş bir kapısı bulunmaktadır. Bezemelerde yaprak motifleri ve çiçekler dikkati çekmektedir. İki yanındaki yüksek kaideler üzerinde yivli sütunlar, Maşallah yazılı başlıklar bulunmaktadır. Caminin son cemaat yeri daha geç devirlerde eklenmiştir. İbadet mekânı oldukça sade olup, mihrabın iki yanında iki pencere bulunmaktadır. Mihrap mermerden, minber ise ahşaptır. İkinci katta kadınlar mahfili ve buradaki ahşap sütunlar üst örtüyü taşımaktadır. Dört köşeli bir kaide üzerinde, pembe köfeki taşından üç şerefeli minaresi yakın tarihlerde yapılmıştır.


    Yeşilli Cami (Hisariçi Camisi) (Merkez)

    Eski Kuyumcular Mahallesi'ndeki camiyi kimin yaptırdığı bilinmemektedir. Yalnızca cami üzerindeki yazıttan Külahçızade Hacı Mustafa Efendi tarafından 1786'da onarıldığı anlaşılmaktadır. Cami dikdörtgen plânlı, ahşap çatılı küçük bir yapıdır. Yeşil renge boyandığından ötürü de Yeşilli Cami ismiyle halk arasında tanınmaktadır.
    Zeminden biraz yüksekte olan caminin çift kanatlı bir son cemaat yeri vardır. Buradaki bir merdivenden, üst kattaki kadınlar mahfiline çıkılmaktadır. İbadet yeri oldukça basit olup, mihrabın iki yanında kaideleri duvara gömülü üçer sütun bulunmaktadır. Sütunlar arasındaki yüzeylerin üstünde pencereler ve frizler bulunmaktadır. Dışarıya doğru çıkıntı yapan mihrap oldukça sadedir. Mihrabın içerisinde XIX.yüzyılın ikinci yarısında çok sık rastlanan ışın motifleriyle, tepedeki madalyonda da Allah yazısı görülmektedir. Oldukça basit olan ahşap minber boyanmış ve özelliğini yitirmiştir. Giriş kapısının üzerinde altı ahşap sütuna dayanan balkon görünümünde kadınlar mahfili bulunmaktadır. Caminin taş minaresine son cemaat yerinden çıkılır. Silindir gövdeli olan minarenin altında mukarnas dizileri dikkati çekmektedir.


    Omurbey (Umurbey) Camisi (Merkez)

    Omurbey Mahallesi'ndedir. Hacı Omur Bey tarafından 1413'te yaptırılmış, 1635 ve 1925'te iki büyük onarım geçirmiştir. Cami üzerindeki üç yazıttan biri yapıldığı tarihi, diğerleri de onarımlarını belirtmektedir. Son cemaat yeri olmayan cami oldukça basit olup, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır.


    Oruç Bey Mescidi (Merkez)

    Kayabey Mahallesi'ndedir. Rumeli'ye geçen Osmanlı komutanlarından Oruç Bey adına 1471 yılında yapılmıştır. Ancak çeşitli yıllarda yapılan onarımlarla özgün biçimini kaybetmiştir.


    Alaca Mescit Camisi (Merkez)

    Kitabesi günümüze ulaşamadığından yapım tarihi ve banisi belli değildir. Son onarımını 1911'de geçirmiştir. Tarihi yönden önemli olan camide Balıkesir'deki Kuvay-i Milliye Hareketi'nin ilk kararları alınmıştır (1919).

    Bu Camilerin dışında Balıkesir merkezinde, Vicdaniye Camisi (1895), Sultan II.Abdülhamid zamanında yapılan Eminağa Camisi (1897 Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan Kırımlılar Camisi (1862) bulunmaktadır.


    Saatli Kilise Camisi (Ayvalık)

    İlçe merkezinde İsmet Paşa Mahallesi'ndedir. XIX.yüzyılın ikinci yarısında yerli Rumlar tarafından kilise olarak yapılmış, 1928'den sonra camiye dönüştürülmüştür. Dikdörtgen plânlı bir yapı olup, dört sütunlu, revaklı, akantus yapraklarıyla süslü bir kapıdan içeriye girilmektedir. Yapının planı haç düzeninde olup, orta bölüm küçük bir kubbe ile haçın kolları da tonozlarla örtülüdür. Kilisenin Çan kulesi sonraki yıllarda saat kulesine dönüştürülmüş ve bu yüzden de Saatli Cami ismini almıştır.


    AliBey (Çınarlı) Camisi (Ayvalık)

    Hamdi Bey Mahallesi'ndedir XIX.yüzyılda yerli Rumlar tarafından kilise olarak yapılmış, Cumhuriyetin ilk yıllarında camiye çevrilmiştir. Moloz ve kesme taştan yapılmıştır. Haç plânlı olup, haçın ortası kubbe, yanları da tonoz örtülüdür. Cami içerisinde kompozit başlıklı kalın sütunlar dikkati çekmektedir.


    Yeni Cami (Ayvalık)

    Hayrettin Paşa Mahallesi'ndedir. XVIII.yüzyılın ikinci yarısında yapılmış, kiliseden camiye çevrilmiştir. Çan kulesinin kaidesi günümüze gelebilmiştir. Mimari yönden bir özellik taşımamaktadır.


    Biberli Cami (Ayvalık)

    Kasım Paşa Mahallesi'nde, Altunova Caddesi'ndedir. XIX.yüzyılda yapılmış bir kiliseden camiye çevrilmiştir. Haç plânlı olan bu yapının girişindeki altı sütun ile dikkati çekmektedir.


    Hamidiye Camisi (Ayvalık)

    Sakarya Mahallesi'ndedir. Ayvalık'ta cami olarak yapılmış tek özgün yapıdır. XIX.yüzyılın ikinci yarısında Sultan II.Abdilhamit tarafından eglektik üslupta yaptırılmıştır. Kareye yakın plânlı cami, kırmızı kesme taştandır. Dört sütunlu bir son cemaat yeri, silindirik bir kasnağa oturan tuğla kubbesi bulunmaktadır. Bezeme yönünden önem taşımamaktadır.


    Ulu Cami (Bandırma)

    Abdullah Efendi tarafından 1382 yılında Edincik'te yaptırılmıştır. Dikdörtgen plânlı basit bir yapı olmasına rağmen cephesindeki taş ve tuğla süslemeleri ile dikkati çekmektedir.


    Kurşunlu Cami (Hekimzade Yusuf Sinan Camisi) (Edremit)

    Kurşunlu Caddesi'ndedir. Edremit'in tanınmış ulemalarından Yusuf bin Habib için yaptırılmıştır. Kitabesi olmadığından kesin yapım tarihi bilinmemekle beraber, mimari üslubu XV.yüzyıla işaret etmektedir.

    Tek kubbeli camilerin klâsik örneklerinden olup, kesme taştandır. Önünde üç bölümlü, sivri kemerli bir son cemaat yeri vardır. İbadet mekanını sekizgen kasnak üzerine oturan bir kubbe örter. Kubbe duvarının ortasında çok kenarlı mihrap nişi bulunmaktadır. Kare kaide üzerindeki minaresi yuvarlak gövdelidir.

    Caminin yanında olduğu bilinen medresesinden hiçbir iz günümüze gelememiştir.


    Eşrefoğlu Rumi Camisi (Pırasa Cami) (Edremit)

    XIX.yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Mimari üslubu eglektik özellikler göstermektedir. Kesme taş duvarları kademeli olarak yükselir ve bunlar dış cephede dikey ve yatay çizgilerle bölümlere ayrılmıştır. Orta bölüm kubbe ile, yan bölümler ise tonozlarla örtülüdür. Her yüzde yüzeyleri bölümlere ayıran payelerin üst bölümleri küçük kubbecikler halindedir.

    İbadet mekânındaki kubbeyi korint başlıklı dört paye ve bunları birbirine bağlayan kemerler taşımaktadır. Buradaki tonozların içerisi kasetler şeklindedir. Taş minberin kapı ve süslemeleri XIX.yüzyıl üslubunu yansıtan bezemelerle süslüdür.

    1910 tarihinde mahalle halkı yardımları ile onarılarak bugünkü halini almıştır.


    Haydar Çavuş Camisi (Bandırma)

    XIX.yüzyılın başında Haydar Çavuş tarafından yaptırılmış, 1873'te yanmıştır. Bundan sonra Mimar Kemalettin Bey'in çizmiş olduğu plâna göre Neo-klâsik üslupta yenilenmiştir. Kare plânlı cami, tek kubbeli olup, sade bir görünümdedir.


    Hacı Ahmet Camisi (Burhaniye)

    Burhaniye'nin ilk yapılan camisi olup, 1798'de Hacı Ahmet bey tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı olan bu cami, küçük bir avlunun ortasındadır.

    İbadet mekânının duvarlarında ve köşelerinde kenar silmelerinde granit kullanılmıştır. Duvarları iki kademe şeklinde olup, her kenarda büyük yuvarlak kemerler içerisine alınmış ikiz pencereler yerleştirilmiştir. Kubbe sekizgen kasnağa oturmaktadır. Bezeme olarak önemli sayılacak bir süslemesi bulunmamaktadır.

    Burhaniye'de ayrıca, Mehmedemin Ağa (Memiş) Camisi (1743), Hanay Cami (1750), Hasanağa Camisi (1756), Koca Cami (1890) bulunmakta ve günümüzde ibadete açıktır.


    Hacı Bayram Camisi (Ayvalık)

    Hacı Bayram Camisi Ayvalık'ın Altınova bucak merkezindedir. Altınova'nın Cami-i Kebir Sokağı'nda bulunan bu yapı kitabesinin ebced hesabına göre tarihlendirilmesi sonucunda1490-1491 yılında yapıldığı öğrenilmiştir.

    Kare planlı, içten düz tavanlı, dıştan da kırma çatılı olan cami de kaba yontma taş ve tuğla kullanılmıştır. İki sıra taşı üç sıra tuğla tamamlamıştır. Kuzey cephesine de sonraki yıllarda camekan şeklinde bir son cemaat yeri eklenmiştir. İbadet mekanı doğu-batı yönünde üç yuvarlak kemerle mihrap duvarına paralel iki sahna ayrılmıştır. Mihrabın bir özelliği bulunmamakta olup, sonraki yıllarda pek çok camide görüldüğü gibi buraya yağlı boya ile bir perde resmi yapılmıştır. Mihrap nişi iki yanda birer sütun ile sınırlanmış, nişin üzerine de alçı kabartma ile altın yaldızlı bitkisel süsler yerleştirilmiştir.

    Onarım geçiren cami orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. İbadet mekanı iki sıra pencere ile aydınlatılmış olup üst sıradakiler alttakilere göre daha küçük olup onarımlar sırasında bunlar oval şekle dönüştürülmüştür. Bu pencere dizisinin de alttakiler gibi tuğladan yuvarlak kemerli olukları anlaşılmaktadır.

    Caminin güneydoğu köşesine 1957 yılında silindirik, tuğladan tek şerefeli bir minare eklenmiştir.


    Kadı Camisi (Ayvalık)

    Ayvalık Altınova Bucağında bulunan Kadı Camisi'nin kitabesi günümüze gelememiştir. Bu bakımdan ne zaman ve kimin tarafından yaptırılmış olduğu bilinmemektedir. Küçük Cami olarak da isimlendirilen bu yapı 9.80 X 9.80 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri sekizgen kasnağın taşıdığı bir kubbe ile örtülmüştür. Kaba yontma taştan olan cami onarımlar sonunda özelliğini yitirmiştir.

    Caminin kuzey cephesindeki son cemaat yeri yıkılmış, buraya betonarme olarak üç kubbeli bir son cemaat yeri eklenmiştir. Ayrıca batıdaki oldukça güdük minarenin olduğu yere yerleştirilen minare küçük boyutta olup altında 1953 yılında yenilendiği yazılıdır.

    Kuzey cephesinin ortasındaki bir kapıdan girilen ibadet mekanın da bulunan mihrap ve minberin mimari bir özelliği bulunmamaktadır.

    İbadet mekanı alt dikdörtgen, üstte de yuvarlak kemerli pencereler ile aydınlatılmıştır.

    Kenthaber Kültür Kurulu




#16.09.2008 09:02 0 0 0
#15.09.2008 14:30 0 0 0
#15.09.2008 14:29 0 0 0
  • AĞRI'LI ÜNLÜLER

    SALİH COŞKUN



    1950 Ağrı doğumludur. Kendi çabasıyla sanat alanına yöneldi. Bursa Oda Tiyatrosu'nda hem oyuncu, hem dekor uygulamaları yapımcısı olarak çalıştı. 1970'de İsatnbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi. Çeşitli tiyatrolarda oynadı, dekor uygulamaları yaptı. 1979'da İstanbul Darphanesi'nin madeni paralar ve madalyalar bölümünde ressam ve gravür sanatçısı olarak çalıştı. 1980'de Paris darphanesinin madalya ve heykel bölümünde staj gördü. Paris darpane müzesine bir yapıtı kabül edildi . 1987-19892da heykellerinin birkaçı Boulogne Belediye Müzesi2ne alındı. Aynı yörenin sanat ve kültür merkezinde, bir süre öğretmen olarak çalıştı.



    Çok renkli ağaç ve bronz malzemeden oluşan heykellerinde, ilkel kültürlere, zenci masklarına ve fetişlerine göndermeler yeralır. Kendi deyimiyle yaşam bir "serüvendir" sanat da bu serüvene göre oluşan ve gelişen deneyimler ve birikimler bütünlüğüdür



    YUSUF ÇETİN (d. 1946 - Ağrı) Sinema sanatçısı.

    1971 yılında Lale Oraloğlu Tiyatrosu'nda sanat hayatına atıldı; kısa bir süre sonra da sinemaya geçti. Yardımcı oyuncu olarak karakter rollerinde 400 civarında filmde oynamış olan sanatçı, 1977 yılında, DİSK'e bağlı, Sinema Emekçileri Sendikası (SİNE-SEN)'in kurucuları arasında yer aldı. Halen sendikanın genel başkanıdır. Ayrıca Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği (ÇASOD) denetim kurulu başkanlığını uzun süredir yürütmektedir. Sosyal etkinliklerine ek olarak; Mezopotamya Basın ve Yayın A.Ş. (MKM) yöneticiliği, İnsan Hakları Derneği (İ.H.D.) yöneticiliği de yapmıştır. Son dönemde ARARAT Film Production adlı bir şirket kurarak yapımcılığa girişmiştir

    MURAT ERASLAN



    Halter 52 kg.da 1980 Türkiye Gençler Şampiyonu



    CAHİT KÜLEBİ (1917- ?)



    Şair. Ailesinin Ağrı'nın bir köyünden 1916 yılında başladıkları göç sırasında, İlçeye 12 km.uzaklıktaki Çeltek köyünde 9 Ocak 1917'de dünyaya geldi. Yaşamı Zile, Çamlıbel ve Niksar ilçelerinde geçti. Niksar Gazi Ahmet Danişment İlkokulunda, Sivas Lisesinde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yüksek Öğretmen Okulunda parasız yatılı okudu.Kısa süre liselerde öğretmenlik, uzun süre de bakanlık müfettişliği görevlerinde bulundu.1973'de emekliye ayrıldı. Türk Dil Kurumu Yayın ve Tanıtma Kolu Başkanlığına getirildi.


#15.09.2008 14:11 0 0 0
  • Ordu'nun yer altı zenginlikleri


    noimage


    Maden Tetkik Arama Enstitüsü'nün (MTA) son 5 yılda yaptığı araştırmalar sonucu Ordu'da yeni altın ve linyit kömürü sahaları bulundu.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in hafta sonu geldiği Ordu'da Vali Said Vakkas Gözlügöl'e takdim ettiği rapor, gerçek tabloyu gözler önüne serdi.

    Yıllardır 'kurşun, bakır, çinko, bentonit, magnezyum' madenleri bulunduğu söylenen, geçmiş yıllarda bu madenlerin işlenildiğini ve rezerv kalmadığı belirtilen Ordu'da, yeni altın ve linyit kömürü maden damarları bulunduğu ortaya çıktı. Buna göre en zengin altın yataklarının Ulubey'in Akoluk köyünde değil, Fatsa'nın Altıntepe mevkisinde olduğu belirlendi.

    MTA'nın belirlemelerine göre, Altıntepe mevkisinde 1 tonda yaklaşık 2 gram altın çıkarılabileceği, 1 milyon 191 bin ton görünür, 5 milyon 355 bin ton muhtemel altın rezervi olduğu tespit edildi. Ulubey'in Akoluk köyünde ise 1 tonda 0.90 gram altın elde edilebilecek nitelikte 1 milyon 100 bin ton muhtemel görünür rezervin yanı sıra, bir tonda 50 gram elde edilebilecek nitelikte 1 milyon 300 bin ton gümüş rezervi de olduğu kaydedildi. Ayrıca Gölköy-Çetilli'de kurşun-çinkonun yanında altın varlığı
    da belirlendi. Bu alandaki altın rezervini belirleme konusunda çalışmaların ise sürdüğü bildirildi.

    AYBASTI-GÖLKÖY ARASI KÖMÜR YATAĞI

    MTA'nın yaptığı bir başka araştırmada ise Aybastı ile Gölköy sınırındaki arazilerde linyit kömür damarları ortaya çıkarıldı. Kömür rezervi belirleme çalışmalarının sürdüğü bildirilirken, Fatsa-Zavi köyünde yaklaşık 2 milyon ton kurşun, Gölköy-Şıhman mevkisinde 116 bin ton, Kumru-Gümüşdere mevkisinde 100 bin ton rezervli yeni bakır, kurşun ve çinko yatakları bulundu.

    Ünye-Kavaklar sahasında çoğu ağartma toprağı olmak üzere 743 bin ton, Keşköy yatağında 460 bin ton, Emireli mevkisinde 421 bin ton, Ahizetli mevkisinde 128 bin ton, Tavkutlu-Gülcüğen mevkisinde 812 bin ton, Mesudiye-Çavdar köyünde 80 bin ton bentonit tespit edildi.

    Çambaşı Yaylası Fundacık mevkisinde 750 bin ton demir, Ünye-Kumarlı sahasında 107 ton gümüş olduğu ortaya çıktı.Ulubey İlçesi Akoluk mevkisinde seramik ve kağıt sektöründe kullanılabilen 148 bin ton, Sayaca mevkisinde ise 2 milyon ton kaolen bulunuyor.

    Ayrıca Mesudiye ilçesi Topçam beldesi sahasında ise yörenin en güzel ve sert mermer yataklarına rastlandı.

    81 İLİN MADEN HARİTASI ÇIKARILDI

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, son 5 yılda yoğun bir çalışmayla 81 ilin maden haritasını çıkardıklarını belirterek, "Artık ayağımızın altında ne var ne yok biliyoruz" dedi.

    İHA muhabirinin sorularını cevaplandıran Bakan Hilmi Güler, madencilik konusunda daha önce herkesin tahminlerle konuştuğunu, ancak bugün 'ayakların altında neyin var neyin yok' olduğunu bildiklerini kaydetti. 5 yıl önce göreve geldiğinde tüm maden mühendislerini araziye gönderdiğini, bunun sonucunda 81 ilin maden haritasını çıkardıklarını belirten Bakan Güler, "Nerede jeotermal kaynaklarımız var, nerede madenlerimiz, endüstriyel minerallerimiz var bunların hepsi haritalar üzerinde belirtildi. Yeni kömür ve mermer sahaları bulduk. Artık daha derinlere ineceğiz. Ayaklarımızın altında müthiş bir servet yatıyor. Un, şeker, yağ var, bize bu serveti gün yüzüne çıkararak helvayı yapmak kalıyor. Bu zenginliklerimizi ülkemizin hizmetine sunacağız" diye konuştu.

    Atatürk'ün 1935 yılında Türkiye'nin yer altı zenginliklerini bulsun diye kurdukları MTA için, "Onlardan mesut sürprizler bekliyorum" dediğini hatırlatan Bakan Güler, şöyle konuştu:

    "Atatürk bu sözü 1935'te söylemiş ama biz bunu ancak 2008'de hazır hale getirebildik. Madenciliği yüzey madencilikten alıp derin madenciliğe geçiyoruz. Ayrıca çıkarılan madeni kimyasala dönüştürüyoruz. 'Bor'da bunu uyguladık. Büyük bir atak içindeyiz. Ayrıca madenlikte de kimyasallara geçiş var. Borda bunu yaptık. Büyük bir atak içerisindeyiz. Ayrıca, Maden Kanunu'ndaki bir takım aksaklıkları ve eksiklikleri de geçen zaman içerisinde tespit ettik. Bu konuda bir tasarı hazırlandı, üzerinde tartışacağız ve en kısa zamanda uygulayacağız. Madenlerimizi sürpriz olmaktan kurtarmak istiyoruz."

#15.09.2008 14:04 0 0 0
  • AMASYA'da spor faaliyetleri

    İlimizde spor tarihi çok eskidir. Güreş ve Koşu yapmak en eski branşlardır. Güreş ve Koşu köylerde, düğünlerde, bayramlarda, panayırlarda geleneksel olarak yapılan sporlardır. Futbol ise 80 yıllık bir maziye sahiptir. Futbolun temeli 1920 yılında Birlik Güç Yurdu, Ayyıldız, Turhan İdman Yurdu, Turhan İdman Ocağı ve Albayrak Kulüpleri tarafından atılmıştır. Zamanla Halkevi gibi bazı kurumlarda spor çalışması olarak Güreş ve Boks sporuna başlamışlardır.

    1955 yılında Suluova Şekerspor, Merzifonspor, Taşova Gençlik spor Kulüplerinin kurulmasıyla İlçelerde de spor faaliyetleri resmen başlamıştır.

    Halen ilimizde faal olarak sürdürülen spor dalları şunlardır.

    Atıcılık Avcılık Görme Engelliler Masa Tenisi
    Atletizm Güreş Satranç
    Badminton Halk Oyunları Taekwondo
    Basketbol Halter Tenis
    Bilardo Hentbol Voleybol
    Boks Herkes İçin Spor Vücut Geliştirme
    Cimnastik İşitme Engelliler Yüzme
    Çim Hokeyi İzcilik Zihinsel Engelliler
    Dağcılık Judo Mücadele Sporları
    Geleneksel Karate Sualtı Cankurtarma

    Gençlik merkezi faaliyetleri

    S.NO
    BRANŞI
    KURSİYER SAYISI
    1
    HALK OYUNLARI
    65

    2
    TİYATRO
    25

    3
    DİKSİYON
    57

    4
    TÜRK HALK MÜZİĞİ
    10

    5
    GİTAR
    36

    6
    SAZ
    12

    7
    RESİM
    15

    8
    EBRU
    32

    9
    SATRANÇ
    16

    10
    MASA TENİSİ
    65

    11
    İZCİLİK
    28

    12
    DAĞCILIK
    25

    13
    ARAMA KURTARMA
    18

    14
    LATİN DANS
    60

    15
    MODEL UÇAK
    50


    TOPLAM
    524


    Türk Milli Formasını Giyen Sporcularımız :

    Güreşde

    Hamit Kaplan, Adil Candemir, İbrahim Zengin, Nuri Ayvalı, Yusuf Demir, Ali Şahin, İsmail Topçam, Bekir Aydın, Mehmet Gocur, Hayrullah Şahin, Yunus Pehlivan, Mehmet Uysal, Mahmut Demir, Ömer Sakızcı, Nuri Zengin, Fatih Şengül Ümit Karlı, Ömer Çöllü, Mustafa Öksüz, Ramazan Üzüm, Yasin Deliktaş, Ünal Karlı, Mehmet Turkaya, Haşim Sancak, Aydın Dalar, Nurullah Korkmaz, Soner Sucu, Naim Köten

    Atletizmde :

    Semih ÖZER

    Bisiklette :

    Zekeriya ERTÜRK Özgür TAŞKIRAN

    Taekwondoda :

    Erdin ACAR

#14.09.2008 12:52 0 0 0
#14.09.2008 08:32 0 0 0
#14.09.2008 08:30 0 0 0
  • Aksaray'da bölgesel eğitim fuarı

    noimage

    Aksaray'da 'Bölgesel Eğitim Fuarı' açıldı
    Aksaray'ın yanı sıra Yalova, Balıkesir, Samsun, Trabzon,Muş, Elazığ, Manisa, Erzincan halk eğitim merkezlerinin katılımıyla düzenlenen 'Bölgesel Halk Eğtim Fuarı' açıldı. Aksaray Valisi Sebati Buyuran, fuarın açılışında, halk eğitim faaliyetlerinin, yaygın eğitim alanında önemli bir boşluğu doldurduğunu söyledi.



    AKSARAY (A.A)
    Aksaray'da 9 ilin halk eğitim merkezlerinin katılımıyla düzenlenen "Bölgesel Halk Eğitim Fuarı" açıldı. Aksaray Valisi Sebati Buyuran, fuarın açılışında, halk eğitim faaliyetlerinin, yaygın eğitim alanında önemli bir boşluğu doldurduğunu söyledi.
    Halk eğitim faaliyetlerini çok önemli bulduğunu belirten Buyuran, "Halkeğitim faaliyetleri çok çeşitli etkinliklerin yapıldığı, insanlarımızın meslek kazandırma eğitimlerinden tutun, okuma yazma kursları, bilgisayar kurslarına kadar çok değişik alanlarda eğitime tabi tutulma imkanını sağlıyor" dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü HalkEğitim Daire Başkanı Aynur Cılga da yaygın eğitimin toplumun her yaş veeğitim düzeyindeki tüm bireyleri kapsayan, onların ilgi istek veihtiyaçları doğrultusunda organize edilen, toplumsal kalkınmanın temelunsuru olan nitelikli insan gücünün yetiştirmek amacıylagerçekleştirilen faaliyetler olduğunu söyledi.

    Kurumsallaşarak 1956 yılından bu yana toplumun ekonomik sosyal kültürelve teknolojik gelişimine katkı sağlayan 926 halk eğitim merkezi ile 7milyonu aşkın yurttaşa mesleki ve teknik eğitim, okuma ve yazma, sosyalkültürel kurs ve etkinlikler aracılığıyla ulaştıklarını ifade eden Cılga, şunları kaydetti:"Büyük bir nüfusa sahip olan ülkemizde bu sayı yeterli görülmemelidir.Sürekli gelişim, yaşam boyu öğrenme olanak ve seçenekleriniyurttaşlarımıza sunan halk eğitim merkezlerimiz daha da güçlendirilmeli,il özel idareleri, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşları ve meslekörgütlerinin katkılarıyla desteklenmeli, işbirliği ve güç birliğiyapılmalıdır. Toplumsal kalkınma projeleri ile öne çıkan bir yaygıneğitim kurumu olarak önemli işlevler üstlenen halk eğitim merkezleri,birlik ve beraberliği, dayanışmayı güçlendirmek, yöresel el sanatları,kültürel etkinlikleri tanıtmak, toplumla paylaşmak için bölgesel halkeğitim fuarları açmaktadır."

    Aksaray Milli Eğitim Müdürü İbrahim Yılmaz ise Aksaray'da 2007-2008 eğitim öğretim yılında 55 değişik branşta, 296 adet meslek edindirme vesosyal kültürel kurs açıldığını, kurslara 3 bin 181 kadın, 3 bin 656erkek toplam 6 bin 837 kursiyerin katıldığını bildirdi.

    Konuşmanın ardından, Vali Sebati Buyuran, Jandarma Komutanı Albay Aliİnlek, Belediye Başkanı Nevzat Palta ile fuar açılışına katılandavetliler, Aksaray'ın yanı sıra Yalova, Balıkesir, Samsun, Trabzon,Muş, Elazığ, Manisa, Erzincan halk eğitim merkezlerince açılan stantları gezerek yetkililer ve kursiyerler tarafından yapılan el işi ürünleriinceledi.


#14.09.2008 08:28 0 0 0
  • Konu: BİR DUA
    tşkler fakat çok kısa olmuş keşke daha detaylı anlatsaydınız.
#14.09.2008 07:56 0 0 0
#14.09.2008 07:55 0 0 0
#14.09.2008 07:53 0 0 0
#14.09.2008 07:50 0 0 0
  • Konu: KARMATİLER
    KARMATİLER


    noimage


    HALLAC- I MANSUR ÖGRETISI VE KARMATILER





    Mansur oglu Hüseyin el - Hallac ( 244 / 858 - 309 / 921 ) Fransiz bilgin Louis Massignon tarafindan kaleme alinmis ve incenlemistir.


    Hallac'in yasadigi Abbasi döneminde Bagdat yönetimini elinde bulunduran bagnaz Islam halifesi Muktedir ortaligi kasip kavururken sarayinda akil almaz derecede lüks yasam sürmekteydi ; binlerce kadin cariye , taze oglanlar hizmetindeydi , üstelik, Bizans kökenli sevgilisi icin ücyüz bin Dinarlik taki hediye ederek takiyor ve görenlerin gözlerini kamastiriyordu bu saray ihtisami .Diger yandan halk sefalet icinde kivranirken rüsvet ayyuka cikiyor insanlar saraya karsi icerleniyordu.Karabosa , tefecilik, soygunlar siradan hale gelen normal yasam bicimini almisti. Daha dogrusu sistem ömrünü doldurmus yikilacagi günlerini bekliyor, halk ise adaletli bir düzenin gelmesini özlüyordu . Tam bu arada sufi önderi Cüneyd'de de ters düsen devrimci bir Sufi olan Hallac düzene kafa tutuyordu .


    Hallac , islam tarihinin en büyük Israfil suru sayiliyor ve kiyametler kopariyor etkileri onbir asirdir islam dünyasina yayiliyor isyanlar bas gösteriyordu



    Bu isyanlarin en büyügü basini zenci liderin cektigi el - Cezire ve Basra havalesinde köle olan Afrika kökenlilerin baslattigi Sahibuzzenc adi gecen Ali b. Muhammed isyanidir ( h. 255 miladi 869 ).



    Rey kentinde dogan Sahibuzzenc Ali b. Muhammed ez- zenc (270 / 883) idam edilir . Bu zenci lider kararli korkusuz ve acimasiz kati yürekli, gözünü budaktan esirgemeyen mükemmel bir eylem adamiydi . Tedhisci olmasi, kan dökmesini sevmesi, onun savasci olmasini seckin hale getiriyor isyana önder yapiyordu. Birazda Ismaili gelenegini bizlere hatirlatmaktadir. H. 249 da Bahrey'ne gidip daha bir süre sonra Irak'a dönerek h. 255 de isyanin basina gecmistir.


    Ehlibeyit soyundan geldigini söylemesi tipik bir halki etkileme kurnazligini secen bu sahis, onu halkla bütünlestirmis

    kutsal insan haline getirmistir. Bu soydan gelme inanc gelenegi, bölge halklarinin tarihinde az rastlanilmis bir olay degildir ki , kendisinin Afrika kökenli olmasini bir kenara atmazsak. Ehlibeyitlerin zulme tabi görülmesi, kellelerinin havada ucusmasi ve siriklara takilip ibreti alem diye sokaklarda dolastirilmasi , bölgede kini artirarak devrimci isyanin mayasini olusturmaktaydi. Iktidarin Islami temsil etmesi karsisinda böylesi bir muhalefet taktigi kacinilmaz olmustu.


    Sahibuzzenc , köleleri calistiklari tarlalari isgale sevkederek mülk sahiplenme büyüsüyle ezilmisliklerin kurtararak köle ruhundan özgür insan rununa gecmesini sagliyordu. O zaman da bu duygu ulvi nimetinden daha cok cazibeli bir maddi kazanimdi, insanlara hayranlik kazandiriyordu. Basra havalisinde muhtare adini verdigi bu yerler artik günümüz dilinde kurtarilmis bölgelerdi.


    Zenci Bedevi ve Sii gruplarinin önemli kesimini birlestirerek arkasina önemli bir kitle alan Sahibuzzenc , Abbasi iktidarina

    karsi direnisin birinci yilinda Übüleyi düsürerek eline gecirdi. Zafer kazanmanin hizina hiz katan ikinci kent Ahvaz

    digerini izledi.Ikinci yil Basra'yi yagmalayan asiler Vasit'i

    da ele gecirince Abadan kenti kendiliginden teslim olur. Alti ay savasin sürdügü iki grup sonrasi düsman komandani

    Ca' lan Sahip idam edildi. Ikinci komutan olan Türk asilli

    Ebu Hilal ve dört bin kisilik ordusu bozguna ugrayarak digerinin kaderini paylasti. Artik sans ve basari Isyanci Sahip

    in pesini birakmayip talih onun yüzünü güldürüyordu.

    Zenciler h. 265 te Numaniye'yi ve arkasindan Ramehürmüz Kürtlerin denetiminden alarak Merkez karargah Muhtare'nin gücünü pekistirdi. Ne varki bu yerel savas taktiklerinin sonu düsman ordusunun düzenli birlikleri tarafindan mercek altina alinmisti. Halife Mutemid kardesi olan el-Muvaffak komutan olarak birliklerin basina görevlendirildi . Kesin bastirilmasi gereken talimati alan bu komutan asi isyancilarin üzerine olanca gücüyle yürüdü ve Sahibuzzzenc 270 / 883 te le gecirerek idam edip Bagdat sokaklarinda cesedini dolastirdi ibret - i alem diye. Zenciler, yenilgi sonunda bile direncleri kirilmamisti ve ölüm kalim savasi sonucu, bütün hiziyle ikinci perdeye birakti. H.282 yilina kadar süren ikinci dönem birinci dönemi kadar yipratici olmadigini iddia eder Tabari.(1)








    * 1 - Tarih 9/410 - 667 ibnül - Esir el- kamil f-it -tarih 7/205 -413 Mes' udi 4/194 - 209















    HALLAC VE ISYAN



    Zenci isyaninin (h. 255 ) de basladigini yukarida yazmistik , bu tarihlerde Hallac henüz 11 yaslarda oldugu biliniyor. Bundan h. 260 yilinda zamanin ünlü sufisi olan Sehl b. Abdullah et -Tüsteri (ölm.283/896) den ders alan Hallac, iki yil kadar egitimi devam ettirmis.Daha sonra Basra'ya geldiginde Amr b.Osman el-Mekki ( 297/909)nin yaninda ders almaya devam ediyordu. Bu tarihler zenci isyanlarinin zirveye ciktigi dönemlerdir. Abbasi Sultan'inin yaptigi ve onlarin hukukunun ruhani dünyayla hic bir iliskisinin olmadigini gören Hallac'i bir bilgi derinligi sarmis olmali ve de mayalanma dönemidir . Onun düsüncelerinin Sii'likle hic bir baglantisi olmamasina ragmen Sii'ler ona büyük bir destek vermistir. Buradaki destek Sii'lerin gördükleri zulmun kahredici acilarindan dolayidir , yoksa Sii'lerin etksi ne olabiliridi ki ? Kaldi ki bu yüce saygin bilgi adaminin hic bir ögretisinde gecmiyor , gecmedigi gibi Sii imami liderlerden bekledigi ilgiyi görmedigide iddia konusudur. Sadece Sii emekci kesiminin bir kismi destek vermis ve Hallac' da bu destegi arkasina almistir, ama , Karmati ve Fatimi destegi yüzde yüzdür.



    KARAMATI - HALLAC SENTEZI


    Karmati ögretisinin idolojik sekillenmesi tamamiyle kabuk icinde gizli bir özdür, bu gize Alevilikte SIR denmektedir. SIR, korunma amaciyla bilimsel felsefi cekirdekleri dini termonlojik kelimeler kavramiyla kabuk seklinde örtmekten baska bir sey degildir. Tarihsel tecrübeler bu taktiksel prensibi dogrulmis ve günümüze kadar getirmislerdir. Islam kaynaklari Karamatilige akil almaz sekilde yalan söyleyerek carpitip saldirmislardir . Bu saldiri " firak - i dalle " (sapik gruplar ) söylemi her ne kadar asagilama amaci ile söylenmisse de onun felsefi mirasina da hirsizlik yaparak caktirmadan sahip cikarak ögretilerinden yararlanmislardir. Ibn Arabi I.S. (1165/ 1240) bunlardan sadece birisidir. Kendisi Endülüs uygarligi dönemi Ispanyanin Mursie sehrinde dogmus ve Sam'da ölmüstür. Onlarin beyanlarini ve haksiz yargilarini özetle anlatip yargiliyacagiz. Islamin önemli simalarindan diger birisi ise, Gazali (ölm.557/111).


    Prof. Yasar Nuri Öztürk'e göre, Karmatiler, "baldiri ciplak taifesi " degil, tam aksine ; erdem, ahlak , ve fikir üreten bilginler adamlardir.(2)




    Taberi ( ölm. 310/922) ise daha farkli bir yaklasimla Karmatiligi Islam'in bir ekolu olarak yorumlar .(3)


    Karmatiler adini karmati kurucu olan Hamdan b. Es'as el Karmat isimli önderden almistir.Ögretilerini "Ihvanussafa Risalaleri "( Resailu Ihvani's Safa ) adli eserde bütünlestirmislerdir. Karmati muhalefet hareketinin Zenc isyaniyla dogrudan bir baglantisinin kaniti olarak Küfe'deki Sahibuzzenc ile Karmat görüsmesi tarihe Taberi tarafindan not düsülmüstür.(4)


    Karmati ögretisinin derinligi ve örgütlenme ilkelerinin gizliligi öylesine kati ve displinliydiki onun tarihini yazanlarin ve okuyucularin akillarina durgunluk vermekteydi. Bu gizlilik örgüt gelenegi Babai ve Simavnali ve daha sonra Massonluk

    gibi örgütlerde ve Alamut kalesi direnis örgütü lideri .Hasan Sabah örgütünde de etkisini göstermistir.


    Karmatilkte ve Alevilikte ki ve Ismaili'likteki Ali soyundan gelme olayinin gercek nedeni Islam devlet egemenligini yikmak icin kitlelelerin etkisi altinda kaldigi Islam nüfuzuna hitap ederek halife dögüsünü taktiksel olarak kiskirtmak ve kendi lehine kullanmak , bu taktik oldukca zeki ve zekice oldugu kadar da onlara agir darbe vurdugu su götürmez gercektir.


    Karmatiler'de Ali soyundan gelmenin sadece arac oldugunu ve tarifinide de söyle yapmaktadirlar; Karmati ögretisine göre I mamet , cesedi bir intikal degildir , imamet bir tefhiz( ruhsal - düsünsel idolojik sekillenme) olayidir ki her soydan her bir cografyadaki insana tekabül edebilir. Bu düsünce Alevilik ögretisinde gecen " Belimden düsen degil yolumdan giden bendendir " söylemiyle örtüsmektedir. Soy degil huy' dur buradaki vurgu . Insanin elbetteki huy denen karekterine sekil veren düsünce, aklin; duygular üzerindeki taahakümsel fenomenidir.


    Karmatilerde ki ögreti insani olan militanlara veril isim ise

    Dai' liktir . yasadigimiz tarihleri inceledegimizde Filo- sofi, sofi ( sufi ) ve Teo-sofi kavramlarini ve iceriklerini anlamakta güclük cekmeyiz. Bugünkü cagda teorisyen anlamina gelir ayni zamanda Pir olarak kendi misyonunu izhar eder .


    Karmati idolojik dünyasini batini - zahiri kavramlari bilgi derinligi acisindan o dönemde fevkalede önem arz eder. Batinilik , insanin kendi ic dünya görüsünü, ayni zamanda ruhani dünyasini kendi ögretileri temelinde kavramlastirir .Zahirilik ise insanin yasaminda cemali zuhur halidir. Ibn Arabi bu konuyu celali - cemal i olarak aciklar ve kurnazca Karmati ögretilerini Ibn Sina' nin Yunan ögretilerini kendi düsüncesiymis gösterdigi gibi, o da kendisinin ki oldugunu ilan eder.


    Karmatilik tümüyle Yunan felsefesi olup kendisine Islam dini motivasyonu sekline büründürmüstür. Bunun diyalektik bakis acisi oldugunu düsünerek o günkü ruhani dünyanin kendi toplumlarina Maya - hamur seklinde teorinin politiklesmis bicimini verdigini görürüz.


    Bu tarihlerde kendi icersinde zamanla idolojik ayrismalarinida yakinda izleyen tarihciler Gulat-i Sia'yi ( asiri Sia ) sapma olarak elestirdiklerini söylerler.


    Karmatiligin idologu olarak ibrelerin bir kisiyi göstermedigini dogruluyan tarihciler bu iddia'nin kaniti olarakda Hamdan el-Karmat, Hüseyin el- Ahvazi, Meymun el- Kaddah isimlerinin bile saibeli olduklarina vurgu yaparlar.Bu isimlerin gercek olup olmadigi tartismalidir,diye eklerler.


    Peki neden böylesi bir belirsizlik mevcuttur ? Karmati örgütlenmesi o kadar gizli esaslari vardiki cogu zaman bile icine girenler Dai' inin kim oldugunu bilmek ve anlamakta güclük cekiyordu. Bu sadece ilagelitenin desifre olmamasinin önüne gecilmesini önlemek amaciyla disiplin kuraliydi.Bu önlem Ihvan Risalaler adli ana ögreti icinde gecerli olup " tarihin bilinmezleri " diye gizlilige erisilmesin diye mistik bir havaya soktuklari olgusu bilincimize capmaktadir.


    Örgütlenmenin, istihbaratin gizlilik esaslari akillara durgunluk verecek derecede müthis olduguyla yetincegiz . Dailer ( davetciler, Karmat mübelligler) halk arasinda sadece kod isimleriydi. Haberlesmelerin Cifir ( sifre) halinde özel numaralanmis harflerle vasitalandirildigini günümüzde ki haliyle parola - sifre sistemi olarak varligini devam ettirmektedir. Kaynaklarin belgesi olarak sunulan lider Abdullah b. Meymun el- Kaddaf' ta mevcut görüldügünü söyler .





    Gizlilik esalari; bilgideki derinlik , sözdeki dogruluk, sahisyetteki agirlik , insanda ki aselet vasiflari , halk kitlelelerini etkileyerek hayranlik verirken ; askeri disiplin, gözü peklik gözünü kirpmadan ates icerisine atan ve onun üzerinde yürüyen Hasan Sabah'in fedailerini hatirlatan cüretlli cikislar bir diyardan diyara yayilmakta olup düsmani dehsete düsürüyordu. Abbasi halifesi Me'mun bu esen kasirganin gücünü fark ettikce saklanacak delik ariyor ve saray istihbarat seflerini toparlayip bu belanin estigi noktayi kesfetmek istiyordu. Artik kaleler bir biri ardina düstükce halife deliye dönüyordu ve bir kivilcim parladi aniden canavar halifenin kafasinda onlari kandirmak kurnazligi yer eder , Hasan b. MusaTirmizi adli bir Karmati taraftarini saraya davet eder kendisinden sonra Hilafete gecmesi icin Ehli -beyitten bir uygun bir zat önermesini ister. Halife, ufkunun genislemesi icin bazi Kuran ayetlerinin sembolik anlamlarini cözmesi icin Hasan b. Musa' dan bir ricada bulundu. Hasan bu konunun ehli olan dai'nin bilecegini kendisinin bu bilgiye kadir olmadigini izah ederek Halifenin merakini giderir. Halife ise, and icerek kendisini Imam'in( dai ) bilgisinin kollarina atacagini kendisinde sonra saraya Halife icin onu atayacagini söz verir görünür. Hasan b. Musa gaza gelerek halifeye inanir ve bu önemli haberi Imam'a iltecegini anlatacagini söz vererek büyük bir sevincle Saray'dan ayrilir ve yola cikar . Hasan b. Musa ,uygun zamanda Karmatilerin lideri olan Imama halifeyle arasinda gecen bu görüsmeyi anlatir . Imam'in bu haber üzerine yüzünü alayci sekilde bir gülümseme alir ve Hasan'a derki : " oglum sen gayesine ulasmak icin her türlü yola bas vuran bir canavar zalime nasil inanirsin , bu oyunlar daha önce bize karsi defalarca oynandi , git sen tekrar gizli imami bulamadigini ve basarsiz oldugu söyle "



    Hasan, görüsünde israr eder Halifenin dogru sözlerine kanaat getirdigine vurgu yapar. Imam, Hasan'in böylesi bir aldatici bir tezgaha inanmasi karsisinda ki safliga karsi su öneriyi sundu : „ Peki oglum, madem ki inaniyorsun Halifenin söylediklerine git ona de ki aradiginiz gizli imam benim . Eger dogruluguna getirdigin söze sadiksa seni saygiyla karsilayip Halifelige aday gösterecektir. Ondan sonrasini düsünürüz „ .

    Hasan , Saray'a varir varmaz Halife bekledigi bilgi geldi diye sevincle Hasani kucaklayip yanina oturttu. Hasan , Halife'den sözlerine sadik kalabilmesi icin yeniden yemin etmesini istedi güvence olarak, gizli imam'in kendisi oldugunu söylemesi karsisinda Halifenin sevincle isiyan yüzünün yerini korkunc bir gergin tuhaf bir hal aldigini gören Hasan nihayet gercegi sezdi.


    Halife Me'mun derhal cellatlari cagirip Hasan'in idamini istedi.Bunun üzerine Hasan: „ Allah benim imamimdan razi olsun. Seni nasil da tanimis ! Sükürler olsun ki ,sana güvenim , o büyük imamin adini ve yerini sana bildirmeme sebab olmadi. "(5)





    Me'mun, aldatildigini anladi. Ve Hasan el Tirmizi, safligin cezasini basiyla ödedi.(6)




    Karmatilerin, ilk merkezi 278/890 daki Vasit' tir. Burada Darül-Hicre adiyla Karmatilerin ilk karargahi olusturulur.Bu merkezden saga sola propuganda militanlari olan Dai' ler gönderilirdi, ayni zamanda yönetilen isyanlarin anaakargahi durumundaydi.



    Ikinci önemli merkezlerden olan Bahreyn ve Halic bölgesinde olusturulmus ve komutanligina Ebu Said el-Cennabi(ölm.301/913) getirilmistir. Bu komutan ayni zamanda Imam olmasinin yaninda askeri yeteneklerinin kati kurallarina

    son derece bagliydi, bagli oldugu kadar acimasizligiyla tarihe öenmli bir not düsmüstür.













    (2) Y. Nuri Öztürk Hallac-i Mansur ve eseri Yeni boyut yayinlari sayfa 32

    (3) Tarih, 10/25

    (4) Tarih Taberi 10/27

    (5) Y.Nuri Öztürk Hallac-i Mansur ve eseri Yeni boyut yayinlari sayfa 37

    (6) Galip 208- 211







    Mesleginin becerisi olan savas taktiklerinin yaninda düsman cephesinin komutani olan Abbas b.Amir Ganevi emrindeki askerleri tümüyle esir alip yaktigi söylenir. Ayrica Hac kafilelerini baskin sadirilari düzenleyerek kilictan gecirdigini de eklersek Abbasi Halifesinin yönetimindeki topraklara büyük bir korku salan düsman kamplarini yerle bir eden Kizil Kasirga söylemini hak etmis olur. Bununla birlikte Cennabi sonrasi yerine ogul, Ebu Tahir Süleyman el- Cennabi gecer.

    Tay anasini gecer misaliyle babasini arattirmayan ogul Cennabi tam anlamiyla kiyamet adini hak ettigini isbetliy söylememiz gerekir. Hilafet makamina ecel terleri döktüren bu komutanin üstüne gönderilen iki ordu da bozguna ugratilir.Birincisine Abdullah b.Hamdan komuta ederken, ikincisine ise Yusuf b. Sac , komuta ediyordu. Yusuf b. Sac, baslangicta biraz direnmisse de sonunda o da ayni hezimete ugramaktan kurtulamamistir..(6)






    Ebu Tahir, Kabe baskini olayi ile Karmati tarihinde es görülmemis bir ilerici eylem yapip Hacerülesved'i yerinden sökerek alaci sekilde Ahsa'ya götürmüstür. 317/930 yilinda Kabe'de toplanan Hacilari toplayip kilictan gecirdikten sonra Kabenin örtüsünü yirtar Zemzem suyu kuyusunu tahrip eder ve Hacerülesved'i yerinden söker.(7)




    Bu ünlü eylem hakkinda türlü tülü sayeler ve yorumlar yapilmissa da Ebu Tahir yaptigi eylemin dogrulugunu savunarak eylemin arkasinda durmus Halife Muktedir Billah'a su mektubu göndermis: " Eger bu ``Allah``'in evi (Beytullah ) dediginiz yer, gercektende öyle olsaydi hic kuskusuz simdi gökten üstümüze ates yagacakti. Ama durum hicde öyle degil. Biz o Kabe'de araliksiz cahiliyye hacci yapmaktayiz.Gercek su ki Arsin Rabbi olan Allah ne ev edinir ne de siginak"


    Halife Ömer'e göre; ise Hacerülesved'in hikayesi söyledir: "Allah'a yemin olsunki , ey tas, sen sadece bir tassin. Ne zarar verebilirisin , ne de yarar saglayabilirsin.Ama Allah Resulü'nün seni öptügünü gördügüm icin sana dokunamiyorum."

    Burada da anlasilacagi gibi Aleviler ezelinden berri dogmalara karsi cikmis, onlarin Tanri anlayisini yermis ve onlari cileden cikararak alay etmislerdir. Bütün Alevi sairlerinin suurla yazdigi siirler ortadadir. Asagida ki siir sadece biri örnegi teskil etmektedir.





    Yücelerden yüce gördüm

    Erhapsin sen yüce Tanri

    Alem okur kelam ile

    Sen okursun hece Tanri





    Er atasiyla anilir

    Filan oglu falan diye

    Anan yoktur baban yoktur

    Sen benzersin pice Tanri





    Kildan köprü yaptirmissin

    Gelsin kulum gecsin diye

    Hele biz söyle duralim

    Yigit isen sen gec e Tanri





    Garip kulunu yaratmissin

    Derdi mihnete katmissin

    Onu aleme atmissin

    Sen cikmisin uca Tanri





    Kaygusuz Abdal yaradan

    Gel ice gör su curadan

    Kaldir artik perdeyi aradan

    Gezelim bilece Tanri







    Tarihci Arnold Toynbee Tabiata tapinmanin suuralti ve kitle psikolojisini su ifadlerle aciklar : „ Dinlerden , baska bir deyisle insanin suuraltindan tabiata tapma egilimi asla sökülüp atilamamistir. Büyük dinler bile belirgin emirleri icine tabiata ibadeti (worship of nature) koymuslardir. Hacerülesved, hatta Kabe bunun örneklerinden biridir.(8)








    Karmatiler yazdiklari tarihin baslangicinda kentlesme ve yerlesim bölgelerine büyük bir önem vermislerdir. Liderlerinden Ebu Hatim el-Burani ve Ebul Fevariz Basranin güneyi ve Katif civari yerlesim merkezini ücüncüsünü olusturmaktaydi. Bir baska yerlesim merkezi olan Suriyede Selemiyye'dir, burasi oldukca Karmatiler icin araziye uygun olmakla birlikte manevra alanlarini rahatlaigi acisindanda önem arz etmekteydi. Tarihciler bu sehirlesme merkezlerin mimari olarak Abdullah el-Mubarek adli lider kadrosunu izah ederler . Abdullah el-Mubarek'in kesfinden sonra Ahvazda bulunan Imam Abdullah b.Muhammed'e bir ilmuhaber yazarak Selemiyye'yu uygun yer olarak belirleyip , tüccar kiliginda oraya giderek yerlesti ve arkasindan, oglu Ahmed ve diger kurmaylardan Abdullah b. Meymun, Abdullah b. Said , Abdullah b. Hamdan izledi.

    Merkezi yerlesim yeri olmakla birlikte karargahlarinida artik yayma göstergesiydi bu planlar. Ünlü teorisyenler rahatlikla calisabilecekleri bu merkezlerin bir olan Selemiyyede önemli bir toplandi düzenlediler. Dördü kadin olmak üzere sekis kisiden olusan kisler sunlardi : Hüseyin b. Zikarveyh, Said b.el-Cennabi, Isa b.Musa, Haris b.Mesud, bu heyetin erkekleridir. Ridvan kizi Ulya, Dindan kizi Sa'da, Zikraveyh kizi Rukkiyye , Cennabi'nin kizi Leyla ise kadinlari olusturuyordu.(9)




    Burada da Islam inacinda kadinin yeri olmamasina ragmen Karmatilikte görüldügü gibi aksi bir bakis acisi ve pratik gözleniyor. Demek ki, kadinin toplumdaki yeri hic de birilerinin iddia ettigi gibi yeryüzündeki cehennem degildir.Kaldi ki bu bölgelerde diger dinlerin mesuplari olarak halk gruplari da vardir ama bunlarda söz edilmemekte. Bugün bile Süryani, Yahudi ler halen varliklarini su veya bu sekilde sürdürmekte olup Asurilerin ekseriyeti göze carpmaktadir.



    Selemiyye kentini Kahire izledi. Kahire'nin kurucusu Ubeydullah b. el-Mehdi'nin torunu olan el-Muizz li Dinillah ( ölm.365/975 ) dir. Ayni zamanda Ezher universitesinin kurucusudur. Dedesi Ubeydullah ise Fatimi devletinin kurucusudur.




    Karmati kadrosu bir yandan vurucu timler örgütlerken ayni zamada dahiler olan birinci derecede bilgi adamlariydi bu örgüt kadrosu . Cöl'ün kavurucu sicaginda sosyal adalet icin verilen kavgada, hayli büyük bir kitle destegine sahip olan bu insanlar örgütlerini artik devletlestirerek herkesin calisip üretime katilmasiyla tipik bir klasik Sosyalist sistemin yaraticisi ve uygulayicisiydilar . Idolojilerinin kökleri Yunan felsefesine dayanmakta olup Islami da ince bir cilayla rütis yaptiklari göze carpmakta. Bu politika sanati toplumun icinde bulundugu sartlar ve diger yandan yilarca hükmünü sürdüren Yunan kültürünün etkilerinden kaynaklaniyordu.











    (6) cenabilerin savaslari Taberi 10/71-79

    (7) ibnul - Esir ; el- Kamil ,8 /147 vd

    (8) Aktaran Y. Nuri Öztürk sayfa 42

    (9)Galip, 17o-171

#14.09.2008 07:37 0 0 0
  • KAŞ NASIL ALINIR

    1. İŞLEM
    noimage

    2. İŞLEM
    noimage

    3. İŞLEM
    noimage

    4. İŞLEM
    noimage

    5. İŞLEM
    noimage




    Beyaz bir göz kalmiyle ana hatlarını işaretle başlayacağı ve bitimesini istediğin yeri işaretle.daha sonra cımbız yardımıyla dışta kalanları temizle gerekirse makas yardımıyla boylarını kısalt.bu kadar kolay
#13.09.2008 15:35 0 0 0
#13.09.2008 15:00 0 0 0
#13.09.2008 10:23 0 0 0
#13.09.2008 10:22 0 0 0
#13.09.2008 10:21 0 0 0