BEYLİKLER DÖNEMİ
Türkiye Selçuklularının Moğol tahakkümüne girmesinden sonra uc beyleri daha bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Bu dönemde hem otoritesi kalmayan Selçuklulara hem de Moğollara karşı mücadele edilmiştir. Anadoludaki İlhanlı hâkimiyetinin zayıflamasıyla birlikte Türkmen beyleri bulundukları bölgelerde bağımsızlığını ilân etmişler ve kendi beyliklerini kurmuşlardır. Bu döneme Beylikler Dönemi adı da verilmektedir.
Selçukluların zayıflamaya başlamasıyla ortaya çıkmaya başlıyan Beylikler, İlhanlı hâkimiyetinin bitmesiyle beraber tam bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Uclarda yer almaları sebebiyle Anadolunun Türkleşmesinde büyük hizmetleri vardır. Onlardan kalan kültür mirası, şehirlerimizi süsleyen eserler, günümüze kadar ulaşmıştır. Anadolu Türk birliğini sağlamak için bu beylikler birleriyle mücadele etmişlerdir. Nihayet Osmanlı Beyliği gittikçe güçlenerek, birliği sağlamıştır . Başlangıçta en küçük beyliklerden biri olan Osmanlıların bu denli büyümesi, bulundukları coğrafya ve güttükleri siyasetle ilgilidir. Söğüt ve Domaniç arasında kurulan Osmanlılar, Bizans ile savaşarak itibarını artırırken, diğer beylikler zamanla uc olmaktan çıkmışlardır. Bu sebeple genişleme imkânını bulamamışlar ve birbirleriyle mücadele etmişlerdir. 1332 yılında bir Arap seyyahının (İbnü Fazlullah) verdiği rakamlara dayanarak Türkmen beyliklerinde 5 milyon kadar nüfus yaşadığı, bu nüfusun şu şekilde bölündüğü hesaplanmıştır:
• Osmanoğulları (1.030.000)
• Karamanoğulları (750.000)
• Germiyanoğulları (800.000)
• Saruhanoğulları (280.000)
• Aydınoğulları (700.000)
• Karesıoğulları (250.000)
• Menteşeoğulları (170.000)
• Hamidoğulları (380.000)
• Sahibataoğulları
• Eşrefoğulları (70.000)
• Alâiye Beyleri
• Canik Beylikleri
• Taceddinoğulları
• Candaroğulları
Karamanoğulları (1256-1487)
Oğuzların Afşar boyuna mensuptular. Selçuklu Sultanı I.Alaaddin Keykubad tarafından İç-İle yerleştirilmişlerdi. Nure Sofıdan sonra oğlu Karaman Bey, Afşarların lideri olmuş ve kurulan beylik onun adını almıştır. 1256da Ermenek tarafında kurulan beylik Moğollara ve Selçuklulara karşı amansız mücadelelere girişmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey, Selçuklulara isyan eden Hatiroğlu ve Şehzade Cimri ile iş birliği yapmış; Selçukluların elinden Konyayı alarak, Cimriyi (Siyavuş) tahta oturtmuş idi. Mehmet Bey, Farsça konuşan devlet adamlarına ve Moğollara tepkisini göstermek için, Türkçeyi resmî dil ilân etmesiyle tanınır.İlhanlıların yıkılmasından sonra Karamanoğulları beyliği gücünü daha da artırmış, bölgedeki diğer beylikler ve özellikle Osmanlılarla mücadele etmiştir. İlk Osmanlı-Karaman mücadelesi Alaaddin Ali Bey zamanında başlamış (1361) ve beyliğin sonuna kadar devam etmiştir. Fatih tarafından kesin olarak itaat altına alınan Karamanoğulları (1473), daha sonra oluşturulan Karaman Eyaleti ile merkeze bağlanmıştır (1487).
Karamanoğulları Beyliği, Osmanlıların en güçlü rakibi idi. Kendilerini, Selçukluların mirasçısı olarak görmekteydiler. Bunu gerçekleştirmek için Osmanlılara karşı Timur, Memlûkluler ve Bizans ile iş birliği yapmaktan çekinmemişlerdir. Karamanoğullarının Türk tarihindeki yeri büyüktür. Onlar her dönemde hürriyet ve bağımsızlığın sembolü oldular. Anadolunun Türkleşmesine ve Türk kültürünün gelişmesine hizmet ettiler. Ermenek, Konya, Karaman, Niğde vb. şehirleri büyük eserlerle âdeta süslemişlerdir.
Germiyanoğulları (1300-1429)
Germiyan Türkmenleri önceleri Malatya civarında iken, 1.nci Alaaddin Keykubad zamanında Kütahya havalisine göç etmişlerdir . Germiyan aşiretinin reisi Alişir Bey ve oğulları Selçukluların hizmetinde bulunmuştur. 1.nci Yakup Bey zamanında Kütahya merkez olmak üzere Kula, Simav ve Denizli çevresinde Germiyan Beyliği kurulmuştur (1300). 1.nci Yakup Bey zamanında Germiyanoğulları sınırlarını Egeye kadar genişletmiş; Bizansı vergiye bağlamışlardır. 1.nci Yakup Beyin ölümüyle Aydınoğulları, Saruhanoğulları, Karesioğulları gibi
Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu
On dördüncü asrın başından yirminci asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren dünyâ târihinde şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlet. Asr-ı seâdet ve Hulefâ-i Râşidîn devirlerinden sonra Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Türk Devleti.
Osmanlı kudretinin doğuşu: Anadolu Türklüğünü yeniden birliğe kavuşturan, yayılmasını ve güçlenmesini sağlayan Osmanlı hânedânının ortaya çıkışı meselesi, Batı Anadolunun Uç bölgesinde yeni bir Türkiyenin doğuşu ile sıkı sıkıya bağlıdır. Osmanlı hânedânının mensup bulunduğu Oğuzların sağ kolu olan Günhan kolunun Kayı boyu, dokuzuncu milâdî asırdan îtibâren Selçuklularla beraber Ceyhun Nehrini geçerek İrana geldi. Rivâyetlere göre Horasanda Merv ve Mahan tarafına yerleşen Kayılar Moğolların tecâvüzleri üzerine yerlerini bırakarak Âzerbaycana ve Doğu Anadoluya göç ettiler. Bir rivâyete göre Ahlata yerleşen Kayılar oradan Erzurum ve Erzincana daha sonra Amasyaya gelerek oradan Haleb taraflarına göç ettiler. Bir kısmı Caber Kalesi civarında kalırken diğer bir kısmı Çukurovaya gitti. Çukurovaya gelenler, daha sonra Erzurum civarında Sürmeliçukura vardılar. Aralarında çıkan ihtilaf üzerine bir kısmı asıl yurtlarına dönerken, Ertuğrul ile kardeşi Dündarın emrindekiler, bir müddet Sürmeliçukurda kaldıktan sonra, Moğolların batıya akınları üzerine Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubada mürâcaat ederek Karacadağ taraflarındaki Rum hududuna yerleştirildikleri söylenirse de bu, târihî hakikatlere pek uygun düşmemektedir.
Gündüz Alpi Ertuğrul Gâzinin babası olarak gösteren ve bugün ilim âleminde kabul edilen diğer bir rivâyete göre ise Gündüz Alpin Ahlatta vefâtından sonra oymağın başına geçen oğlu Ertuğrul Gâzi buradan hareketle Erzincana ve oradan da Bizans sınırına yakın olmak gâyesiyle Karacadağ mıntıkasına gelmiştir. Muhakkak olan bir şey varsa o da Ertuğrul Gâzi liderliğindeki Kayıların on üçüncü yüzyıl ortalarında Ankaranın batısında bulunmalarıdır. Sonraları, tahminen 1231 yıllarında, Sultan Alâaddînin kendilerine ıkta olarak verdiği Söğüt ve Domaniçe gelip yerleşmişlerdir.
Diğer taraftan Moğollar, Orta Asya Türklüğünü ve medeniyetini imhâ ederken, istilânın dehşeti karşısında, onların kılıcından kurtulan büyük göçebe kitleleri, şehirli âlim, tâcir, edebiyatçı ve sanatkârlar da Anadoluya sığınıyordu. Muhâceret dalgaları Selçuklu hududunda eskiden beri mevcut göçebeler üzerine yeni Türk boylarını birbirine karıştırıyor ve uçlardaki yoğunluğu süratli bir şekilde artırıyordu. Kaynakların kayıt ve tasvirine göre Âzerbaycan ve Arran (Karadağ) ovaları ile vâdileri karıncalar gibi kaynaşıyor ve göç dalgaları buradan Türkiyeye akıyordu. Böylece Moğollardan kaçan Türkmenler, Anadoluya nüfus ve hayâtiyet getiriyor ve siyâsî parçalanmaya rağmen bu memleket, yeni bir kudret kazanıyordu. 1261den îtibâren Moğol kontrolünün nispeten zayıf bulunduğu ve Türkmen nüfûsunun gittikçe kuvvetlendiği Kızılırmakın batısındaki bölgede (Kastamonu-Ankara-Akşehir-Antalya hattının batısında) uç beylikleri ortaya çıktı. Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli, Selçuklu-İslâm kültürünün yerleştiği uç merkezleri olarak yükselip Gâzi Türkmenlerin faaliyette bulunduğu en ileri uc bölgesiyle Selçuklu iç bölgesi arasında bir ara bölge haline geldiler. Uc bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen beylikleri arasında Konyaya hâkim olan Karamanoğulları en kuvvetlisi görünüyor ve Selçukluların vârisi olduğunu iddia ediyordu. Batı Anadoluda Aydınoğulları devrin şartlarına göre mükemmel bir donanma kudretine sâhip bulunuyordu. Göçebe bir kavmin süratle denizci olması ve Adalar (Ege) Denizini alt üst eden gazâlarıyla hayranlık uyandırması şaşılacak bir gelişmeydi. Bu devir Anadolusunda yine mühim sayılabilecek bir güce sâhip bulunan Germiyanoğulları, Karesioğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Hamidoğulları ve Candaroğulları beyliklerinden her biri kendi hesabına yayılma mücâdelesine girişti.
Zabıta, bir şehirde güvenliği sağlamakla görevli olan idare, polis.
Türkiye'de iki türlü zabıta veya kolluk vardır. (Genel Zabıta: Devlet Zabıtası,Polis-Jandarma*Özel Zabıta: Yerel Zabıta,Belediye Zabıtası) Bunlardan biri, kamu düzenin korunması, yani toplumda güvenlik, dirlik ve sağlık şartlarının bozulmaması amacıyla yürütülen önleyici faaliyet, diğeri de, suç delillerini toplama ve tespit, failleri yakalama, tutma, adlî makamlara teslim etme gibi gibi ceza yargılamasına yardımcı olma işidir. Birincisine idarî zabıta, ikincisine de adlî zabıta denir. Ancak Türkiye'de bu iki tür faaliyeti, esas itibarıyle aynı kurum ve personel yürütür. Bu teşkilât İçişleri Bakanlığı'na bağlıdır. Genel zabıta ve jandarmadan oluşur. Genel zabıta yanında, yine kamu düzenini koruyan mahallî zabıta ile belli bir hizmetin özellikleri dolayısıyla faaliyet gösteren hizmet zabıtası yer alır. Belediye zabıtası, orman zabıtası, gümrük zabıtası gibi. Adlî zabıta, yani kriminoloji alanında bilgi sahibi personelden oluşması gereken ve ceza yargılama makamlarına yardımcı olan teşkilât henüz Türkiye'de hizmetin aradığı özelliklere göre kurulamamıştır.
Ziraat makine ve aletleri olarak kullanılan ekme, biçme, sulama ve ilaçlama araçlarında ortaya çıkan bozuklukları belirleyip onaran kişidir.
GÖREVLER
- Makinenin şemasını okur,
- Bozulan kısmı belirler,
- Parça değiştirmek gerekiyorsa yeni parçayı sağlar,
- Bozulan kısmı onarır,
- Yeni veya onarılmış makineyi ayarlar ve dener.
KULLANILAN ALET VE MALZEMELER
- Sac işleme alet ve makineleri, Sıcak demircilik ocağı, alet ve takımları, Torna, freze, vargel ve planya tezgahı, punto kaynağı, Çeşitli ölçü aletleri (şerit metre, çelik cetvel, sürmeli kumpas, Markalama aletleri (pleyt, V yatağı, gönye, mihengi, çelik uçlu pergel, nokta, çekiç vb.), Kaynak makineleri, Çeşitli anahtarlar, Teknik resim araç ve gereçleri (resim masaları, T cetveli, pergel, iletki, resim kalemleri, silgi vb. araç ve gereçler).
MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER
Ziraat makineleri tamircisi olmak isteyenlerin;
- Normal düzeyde genel yeteneğe,
- Şekil ve uzay ilişkilerini görebilme yeteneğine,
- Göz, ayak ve ellerini ustalıkla kullanabilme becerisine sahip,
- Bedence güçlü ve dayanıklı
- Dikkatli ve sabırlı
kimseler olmaları gerekir.
ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI
Ziraat makineleri tamircileri fabrika ve atölye ortamında çalışırlar. Çalışma ortamı gürültülüdür. Kişi atölyede onarım işi yapıyorsa çalışmalarında oldukça bağımsız olup birinci derecede aletlerle ilgilidir. Fabrikada ise diğer çalışanlarla işbirliği halinde çalışmak durumundadır.
ÇALIŞMA ALANLARI VE İŞ BULMA OLANAKLARI
İstihdam durumuna sektörel açıdan bakıldığında, yoğunluğun özel sektörde olduğu ve mesleğin kendi işini kurmaya elverişli olduğu görülür. Kamu sektöründe çalışma imkanı sınırlıdır ve erkeklerin bu alanda yoğunlukla çalıştığı belirlenmiştir.
Tarım sektörünün ülkemizin mevcut potansiyeli içinde özel bir yeri bulunmaktadır. Üretim kalite ve verimliliğinin artması büyük ölçüde tarımda makine ağırlığına, bu makinelerin endüstriyel gelişmelere paralel olarak sürekli yenilenip geliştirilmesine bağlıdır. Bu yüzden ziraat alet ve makineleri alanında alt yapı teşkil edecek eğitim ve öğretim görmüş insanlara ihtiyaç vardır ve olacaktır.
Tarımın ağırlıklı olduğu yörelerde iş bulma imkanı daha fazladır.
MESLEK EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER
Yeterli sayıda müracaat olması durumunda tüm Mesleki Eğitim Merkezlerinde Ziraat Makineleri Tamirciliğine yönelik eğitim programları düzenlenmektedir.
MESLEK EĞİTİMİNE GİRİŞ KOŞULLARI
Çıraklık eğitimine başlayabilmek için;
- En az ilköğretim okulu mezunu olmak,
- 14 yaşını doldurmuş 19 yaşından gün almamış olmak, ancak 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir.
- Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak,
- Eğitim görmek istediği meslekte bir işyeri sahibi ile çıraklık sözleşmesi imzalamak gereklidir.
EĞİTİMİN SÜRESİ VE İÇERİĞİ
Mesleki eğitim merkezlerindeki eğitim lise ve daha üst düzeyde genel eğitim almış olanlarda 1,5 yıl, ilköğretim mezunu olanlarda ise 3 yıldır.
Eğitim sırasında öğrenciler;
- Teknik resim nedir, resim çiziminde kullanılan araç, gereçler ve bunların kullanılması ile teknik resim çizimi ve okunmasını,
- Atölye imalat tezgahlarının tanınması, çalışma prensipleri ve kullanımını,
- Ziraat makine ve aletlerinin çalışma prensiplerini, teknik hesaplar yapmayı, iş kazalarına karşı önlem almayı,
- Ziraat makine ve aletlerinin (gübre dağıtım makineleri, ekim-dikim makineleri, bitki korumada kullanılan alet ve makineleri, hasat ve harman makineleri, toprak işleme aletleri) arızalarını tespit etmeyi ve arızanın giderilmesini,
- İşyerinin tertip ve düzeni, verimli çalışma şartlarını öğrenirler.
MESLEKTE İLERLEME
- Meslekte usta ve usta öğretici unvanlarına yükselmek mümkündür. Mesleki eğitim merkezlerinden kalfa olarak mezun olanlar bir işyerinde çalışıp aynı zamanda teorik eğitimlerine de devam edebilirler. Meslekte ustalık eğitimi çalışma süresi 2 yıldır.
- Ustalık belgesine sahip olanlar veya bunları işyerlerinde çalıştıranlar bağımsız işyeri açabilirler. Ayrıca, işyerinde çırak çalıştırması için de "Usta Öğretici" belgesine sahip çalışanın olması zorunludur.
- Meslek lisesi mezunları da doğrudan ustalık sınavına girebilirler. Ustalık belgesine sahip olanlar bağımsız işyeri açabilirler.
BENZER MESLEKLER: Tornacı, kaynakçı,
EĞİTİM SÜRESİNCE VE EĞİTİM SONRASI KAZANÇ
Mesleki eğitim merkezlerine devam eden meslek adaylarına, pratik eğitimleri süresince işverenlerce asgari ücretin brüt tutarının %30′undan az olmamak kaydı ile ücret ödenir. Eğitim gören adayların iş kazası, iş riski ve meslek hastalıkları ile ilgili sigorta primleri devletçe karşılanır.
Eğitim sonrasında ustalık seviyesine ulaşmış kişiler genellikle asgari ücretin 2-3 katı üzerinde gelir elde ederler. Mesleki tecrübeleri, iş koşulları, mesleki başarı durumu kişilerin pazarlık gücünü artıracağından bu hususlar gelir düzeyini de yükseltir.
DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN BAŞVURULABİLECEK YERLER
- İlgili Eğitim Kurumları,
- Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Ankara Meslek Danışma Merkezi,
- Bünyesinde Meslek Danışma Merkezi Bulunan Türkiye İş Kurumu İl Müdürlükleri.
Hayvanların anatomik ve fizyolojik özelliklerini inceleyen, onları özelliklerine göre sınıflandıran ve çeşitli etmenlerin hayvanlar üzerindeki etkilerini araştıran kişidir.
GÖREVLER
Zoologlar araştırmacı veya uygulayıcı olarak görev yaparlar.
Araştırıcı zoologlar belli bir hayvan türü üzerinde uzmanlaşırlar. Araştırmacı olarak çalışan zoolog;
- Yeryüzündeki hayvanların yaşayışlarını, doğal ortamları içinde gözlem yolu ile inceler,
- Hayvanların anatomik ve fizyolojik özelliklerini laboratuarlarda inceler ve elde edilen verilere göre hayvanları sınıflandırır,
- Hayvanların evrimini, fosilleri inceleyerek araştırır.
Uygulama alanında çalışan zoolog;
- Çeşitli ilaçların hayvanlar üzerindeki etkisini deneysel olarak inceler,
- Tarımda böcekler ve diğer zararlı hayvanlarla mücadele yöntemleri geliştirir,
- Milli parklardaki hayvanlar için uygun ortamlar yaratılmasına çalışır,
- Gümrüklerde ülkeden dışarıya çıkarılmaya ya da yurt dışından getirilmeye çalışılan hayvan türleri konusunda görüş bildirir,
- Hastanelerde doku ve hücre incelemeleri yapar.
KULLANILAN ALET VE MALZEMELER
Laboratuar araç-gereçleri, mikroskop, ultrasyon santrifüj, kimyasal maddeler, elmas bıçak, pusula, bilgisayar, fotoğraf makinesi, ses alma cihazı, arazide çalışıyorsa ortamına göre sandal, motor, balık ağları vb.
MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER
Zoolog olmak isteyenlerin;
- Üst düzeyde genel yeteneğe sahip,
- Doğayı seven, canlılarla uğraşmaktan hoşlanan,
- Meraklı ve iyi bir gözlemci,
- Fen bilimlerine özellikle biyolojiye ilgili ve bu alanda başarılı,
- Sabırlı, araştırmacı ve bilimsel meraka sahip
- Estetik anlayışı yüksek
kimseler olmaları gerekir.
ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI
Zoologlar laboratuar ve açık havada çalışmalarını yürütürler. Laboratuarlarda çalışma ortamı sıcak, hava çeşitli kimyasal maddelerin kokusuyla yüklüdür. Açık havada ise çalışma ortamı o anda bulunulan araziye göre değişmektedir. Zoologlar çalışırken biyologlarla, ziraat mühendisleriyle, veteriner hekimlerle, kimyagerlerle ve kimya mühendisleri ile iletişim halindedirler.
ÇALIŞMA ALANLARI VE İŞ BULMA OLANAKLARI
- Ülkemizde yalnız üniversitelerde bilimsel araştırmalar yapan öğretim üyeleri zoolog unvanı ile çalışmaktadırlar.
- Özel çiftliklerde görev yapabilirler.
MESLEK EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER
Zooloji eğitimi, çeşitli üniversitelere bağlı fen ve fen-edebiyat fakültelerinde bulunan biyoloji bölümünden mezun olduktan sonra bu eğitim kurumlarının çoğunda bulunan yüksek lisans eğitim programı ile gerçekleşmektedir.
MESLEK EĞİTİMİNE GİRİŞ KOŞULLARI
Lisans üstü eğitime başlayabilmek için ÖSYM tarafından yapılan "Lisans Üstü Eğitim Sınavı"nda başarılı olmak gerekmektedir.
EĞİTİMİN SÜRESİ VE İÇERİĞİ
- Ülkemizde zooloji alanındaki eğitim; lise ve dengi okul mezunlarının girebildiği fen fakülteleri ve fen-edebiyat fakültelerinin biyoloji bölümünde 4 yıllık lisans eğitimini tamamladıktan sonra zooloji anabilim dalında yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamlamak suretiyle verilmektedir.
- Biyoloji lisans eğitiminde Temel Kimya, Biyometri, Genel Jeoloji, Fizik gibi temel bilim konularının yanı sıra Genel Biyoloji ve Genel Biyoloji Laboratuarları, Sitoloji, Mikroteknik, Histoloji, Omurgasızlar, Hayvan Embriyolojisi, Biyokimya, Genetik, Hayvan Fizyolojisi, Omurgalılar, Tohumlu Bitkiler, Evolüsyon, Bitki Embriyolojisi, Çevre Biyolojisi ve bu derslerin laboratuar dersleri verilir. Teorik ve laboratuar çalışmalarının yanı sıra uygulama çalışmaları da yapılır. Uygulama çalışmaları arazi çalışmalarını da kapsar. İsteğe bağlı olarak staj vardır.
MESLEKTE İLERLEME
Zooloji anabilim dalı içimdeki Anatomi, Sitoloji, Ekoloji, Embriyoloji, Genetik, Histoloji, Parazitoloji, Sistematik ve Evrim gibi uzmanlık alanlarından birine ait lisans üstü eğitimini tamamlayan kişiler üniversitelerde görev almak isterlerse araştırma görevlisi sınavını kazanmak zorundadırlar. Bu şekilde göreve başlayan bir kişi doktora yapmışsa asistan doktor olarak göreve başlar ve yardımcı doçent, doçent ve profesör olarak meslekte ilerleyebilir.
BENZER MESLEKLER: Veteriner hekimlik, ziraat mühendisliği (su ürünleri bölümü).
BURS, KREDİ VE ÜCRET DURUMU
Eğitim süresince, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu'nca sağlanan kredi ile bazı kurum ve kuruluşlar tarafından verilen burs olanaklarından yararlanılabilmektedir. Bunun dışında lisans eğitimi esnasında herhangi bir ücret alımı söz konusu değildir. Yüksek lisans ve doktora gibi lisans üstü eğitim sırasında çalıştıkları kurumun yapısına göre ücret alabilmektedirler.
- Üniversitelerde 2547 sayılı YÖK Kanununa tabi olarak çalışmaları halinde unvan ve derecesine göre,
- Özel çiftliklerde görev yapıyorlarsa çalıştıkları yerin ücret politikasına göre değişen ücret alırlar.
DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN BAŞVURULABİLECEK YERLER
- İlgili eğitim kurumları,
- Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Ankara Meslek Danışma Merkezi,
- Bünyesinde Meslek Danışma Merkezi bulunan Türkiye İş Kurumu İl Müdürlükleri.
Artık kabullenmişliğin yorgun havasını çalıyorum şimdi..
Vurgun yemiş satırlarım son yıkıntıların altında çırpınırken..
Ben derinden bir türkü tutturmuşum akıp giden zamana..
Hislerim yanıyor!..
Dumanını çekiyorum içime efkar sigarasıdır diye..
Ve ben artık, kaybetmişliğin ardından ağlayan çocukları oynuyorum..
Neydi bizi bu karanlığın girdabında rotasız bırakan..
Neydi hislerimizin dumanını savuran?..
Yok olmuşluğun keyifsizliğini mi sürmeliyim şimdilerde..
Yoksa senin yok oluşunun acısını mı sindirmeliyim içime?..
Yoksun!..
Bir hayal kadar duman, bir duman kadar bulanık hayalin..
Tutunacak gibi oluyor ümitlerim..
Bir adım veriyorum sana karşı..
Bulanıklığı da kalmıyor dumanının..
Yoksun!..
Az önce verdiğim nefes kadar anlıktı varlığın..
Az önce hayat verdin bana, ama şimdi; yoksun!..
Karşımda bulanık dumanın, içimde hislerin alevi..
Ve elimde kalemim..
Son demlerini döküyorum satırlara teslim olmuşluğun..
Son nağmelerini mırıldıyorum titrek dudaklarımdan..
Ve üşüyen ellerimle enkazını oluşturuyorum ..
Ardında yıkıntısını bıraktığın satırların..
Sen, tutulan el kadar sıcak bir gerçek..
Verilecek bir nefes kadar da gidicisin..
Tutsam içimde öldürecek, bıraksam uçup gideceksin..
Sen, efkar sigaramdaki duman kadar hayal..
Enkazından kurtulamayacağım kadar da..
Yıkıntı bıraktın ardında..
Ve ben kabul ettim..
Yenildim, yok edildim..
Bir ruh kadar sessizim şimdi odalarda gezinen..
Gözdeki fer kadar gidiciyim ben de..
Elveda hayallerin kahramanı,elveda aşkın dumanı..
Ve elveda yıkıntılarımın mimarı..
Yak!..
Yık!..
Estir dumanını!..
Gözlerimden feri de çek!..
Öyle git!..
Nasıl olsa gidişine bağlamıştım ipimi..
Mezar taşıma da adını çiz, öyle git!
Şalgam suyu Turpgiller (Brassicaceae) familyasına ait bir bitki olan Şalgam bitkisinden (Brassica rape) yapılan Çukurova'ya özgü bir içecektir. Kırmızı renkli, bulanık görünüşlü ve ekşimsidir. Acılı ve acısız çeşitleri mevcuttur.
Şalgama acı olarak genellikle acı süs biberi turşusunun suyu kullanılır. Damak tadına göre 1/3 ila 1/6 oranında şalgama katılabilir. Ancak şalgam acısıyla karıştırıldıktan sonra fazla bekletilmemelidir, şalgam bozulabilir. O yüzden acıyı şalgamı içmeden önce katmak daha iyi olur. Şalgamla beraber siyah havuç ikram edilir. Mayalanma sürecine de dahil olmuş bu siyah havuçlar, şalgam suyunun içinde dururlar. Bunlara tane denir, yöre aksanı sebebiyle dene dendiği bilinmektedir.
Şalgam suyu Adana'da sadece şalgam diye ifade edilir. Şalgam suyu genellikle kebap çeşitleri ile birlikte tüketilir.
Yapımı;.Şalgam suyu yapımında şalgam, kırmızı havuç, bulgur unu, tuz, maya ve su kullanılır. Şalgam suyunun fermantasyonu iki aşamada gerçekleşir.
Birinci aşama; ekşi maya, tuz ve su ile karıştırılarak bulgurun hamur haline getirilmesidir.
İkinci aşama; bulgurun su ile ekstaraksiyonu sonucu elde edilen sıvının dilimlenmiş şalgam ve kırmızı havuç ile fermantasyonudur.
Şalgamın Faydaları
İnsan sağlığı için pek çok faydaları vardır.
İştahı açar,
Laktik asit içerir, sindirimi kolaylaştırır.
B grubu vitaminleri içerir, sinirleri yatıştırır.
Mide ve karaciğere faydalıdır,
Kalsiyum, potasyum ve demir içerir, kemik ve dişleri kuvvetlendirir.
Afrodizyak özelliği vardır.
100 gramında 20 kalori olan şalgam, A-B-C vitamini içerir.Kalp, damar ve göz sağlığı için faydalıdır.
Aslı Tandoğan doğum tar: (02 04.1979) Türk oyuncu. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümünden mezun olmuştur. 2002 yılında "Gülüm" adlı dizisiyle oyunculuğa başladı. 2007 yılında "Kabadayı" adlı sinema filminde rol aldı.
Filmografi
Gülüm (2002)
Kurşun Yarası (2003)
Çınaraltı (2003)
Sınırlı Aşk (2003)
Büyük Umutlar (2004)
Aşka Sürgün (2005)
29-30 (2006)
Ahh İstanbul (2006)
Kabadayı (2007)
Dudaktan Kalbe (2007)
Pişirme tenceresinde tereyağını erittim.Soğanları ekledim hafif sararınca eti ilave ettim et suyunu bırakıp çekene kadar ara sıra karıştırarak kavurdum.2 su bardağı sıcak suyu ekledim etleri yumuşayıncaya kadar pişirdim.
Sivri biber ve domatesleri ekledim pişirmeye devam ettim.
Biber salçasını 2 su bardağı suda erittim.Tencereye salçalı su,pulbiber,nane,karabiber,tuz ve bulgurları ilave ettim karıştırdım.Su kaynayıncaya kadar açık ateşte,su kaynayınca orta kısık ateşte tencerenin kapağı kapalı 20-25dk.pişirdim.
Tencerenin üzerine iki kat kağıt havlu serdim ve 10dk.demlenmesi için dinlenmeye bıraktım.Maydonoz ile dekore ettim.Sıcak servis yaptım.
200 gram margarin
1 çay bardağı sıvı yağ
4 yemek kaşığı pudra şekeri
1 adet kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao
Alabildiği kadar un
Hazırlanışı;
Margarin, sıvı yağ ve pudra şekerini iyice karıştıralım. Kabartma tozunu ekleyelim. Elediğimiz unu azar azar ekleyelim (kulak memesi kıvamında olana kadar). Yoğurmaya devam edelim. Hamuru elde ettikten sonra 1/3′ünü ayıralım. Kalan hamuru misket büyüklüğünde yuvarlayalım ve 5 tanesini resimde görüldüğü gibi birbirine ekleyelim. Yağladığımız tepsiye dizelim. Ayırdığımız parçaya ise kakao ekleyip tekrar yoğuruyoruz. Bu karışımı da aynı şekilde misket büyüklüğünde parçalar haline getiriyoruz. Her bir parçayı tepsiye dizdiğimiz 5′li misketlerin üzerine ekliyoruz. Önceden ısıtılmış fırında 160 derecede pembeleşmek üzere olana kadar pişiyoruz
Bayanların en çok ihtiyacı olan ve bir çok bayanın zorlandığı bir konudur kaş almak. Her bayan yüzüne uygun ve kendine yakışan şekilde olmasını ister yüzündeki her çizginin. Kaş almak, bir çok bayanın kendi kendine yapamayacağını düşünerek, kendilerini bir uzmana teslim ettikleri bir yöntemdir. Aslında o kadar da zor olmayan tekniklerle, kendi kaşlarını rahatlıkla alabileceklerdir. İşte bu tekniklerden bazıları;
Kaşlarınız, kişiliğinizi yansıtır; yüzünüzün ifadesini biçimlendirir. Evet, kaşların şekli ve rengi bir kadının nasıl görünmek istediğini anlatır. Çok mu ciddisiniz? Yoksa, daima gülen bir yüze mi sahipsiniz? Bakışlarınızdan memnun değil misiniz? "Kaş" deyip geçmemek gerekir. Çünkü değişken bir kaş modasının bile yaratıldığı günümüzde, değişmeyen bir gerçek var. Şekle sokulmuş kaşlar, yüzünüzü aydınlatır ve sizi gençleştirir. Tipiniz için en uygun kaş formunu nasıl bulacağınızı, aşağıdaki yöntemlere bakarak bulabilirsiniz.
Yüzünüze en uygun kaş şeklini bulun : Bir kalem alın ve burun kanatlarınızdan birisine dayayıp, resimdeki gibi dik olarak yüzünüzde tutun. Kaş, kalemin denk geldiği noktadan başlamalıdır. Sonra kalemi şakağınıza doğru eğin. Bu nokta da kaşın bittiği yer olmalıdır. Kaşın başlangıcı ve sonu tek bir hattır. Kaşlarınızı, bu hat çerçevesinde biçimlendirin.
Kaş yayınızı belirleyin : Kaşınızın en yüksek olacağı nokta, gözbebeğinizin üzerinden tuttuğunuzda kalemin ucunun gösterdiği noktadır. Kaşınızı almaya başladığınızda dikkat edin. Burundan itibaren kaşın 2/3 yukarı doğru ve kalan 1/3 de aşağı doğru gitmelidir. Eğer kaşın iç kısmı çok kalın ve dış kısmı çok inceyse, önden ortaya kadar kaş kalemi ile düzeltin
Acıtmadan alın : Kaşlarınızı alırken daima çıkış yönlerine göre çekin. Önce alt kenardan başlayın. Üst kenarı sadece inceltin.
Fazla kaçırmayın. Eğer bir kaç defa fazla alırsanız, yerlerine yenileri çıkmayabilir.
Boşlukları doldurun : Kaşlarınızı, önce kaş fırçası ile aşağı doğru tarayın. Bu şekilde boşlukları görebilirsiniz. Sonra kaş kalemi ile incecik çizgiler halinde boşlukları doldurun. Son olarak da kaşlarınızı yukarı tarayın.
Profesyoneller ne kullanıyor? : Eliniz alışkın değilse, cımbız ile ince kaşları kolayca alabilir, biraz ustalaşınca da uzmanların kullandığı kaş pensine geçiş yapabilirsiniz. Hangisinde daha rahat ediyorsanız, onu tercih edin.