MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Ala Turka Direkler Arası Ramazan Şarkıları 2009 - Ala Turka Direkler Arası Ramazan Şarkıları - Ala Turka - Direkler Arası Ramazan Şarkıları - Ala Turka Direkler Arası Ramazan Şarkıları Yeni Albüm

    SANATÇI ADI: Ala Turka

    ALBÜM ADI: Direkler Arası Ramazan Şarkıları

    ALBÜM YILI: 2009


    COVER:

    noimage

    noimage


    ALBÜMDEKİ PARÇALAR:

    01- Yangın Olur
    02- Karanfil Oylum Oylum, Geliyor Selvi Boylum
    03- Ayva Çiçek Açmış
    04- İndim Havuz Başına
    05- Gemilerde Talim Var, Bahriyeli Yarim Var
    06- Darıldın Mı Gülüm Bana
    07- Nazende Sevgilim
    08- Ada Sahilleri
    09- Fikrimin İnce Gülü
    10- Arabaya Taş Koydum
    11- Kadifeden Kesesi
    12- Gamzedeyim Deva Bulmam
    13- Pencere Açılcı Bilal Oğlan
    14- Nihansın Dideden


    MAIN-BOARD FARKI FARK EDENLERİN DİYARI
#19.08.2009 14:27 0 0 0
#19.08.2009 14:25 0 0 0
#19.08.2009 14:15 0 0 0
  • Konu: Piyanist
    Piyanist - Selma Polat

    Oldukça büyük bir konser salonu, koltuklarında oturan insanların suratlarında dinledikleri konser sonrası menuniyetlerini belirten ifade
    Piyanosunun başından kalkarak, salondaki misafirlere selam verir, alkışlarlarla uğurlar kendisini dinleyenler
    En önde oturan, karısına ilişir gözü hafifçe gülümserünlü piyanist, Cihan
    Beethovan, tarafından bestelenen ayışığı eserini bu akşam biricik karısı için çalmıştır, evlilik yıldönümleri için bundan daha güzel bir parça bulamamıştır



    Geniş bir yatağın içinde sırt üstü uzanmış, uykulu halde bir adam üzerindeki örtüden sol kolunu dışarıya çıkarmış, başını hafifçe çevirir komidinin üzerindeki saate bakar.
    Saat sabahın onu
    Dışarıda güneş çoktan doğmuş fakat kapalı perdeler ,üstelik kalın dokuma olunca içeriye güneş ışıklarının girmesini engeller
    Cihan, seslenir
    _Nesrin neredesin ?
    Nesrin, koşar adımlarla gelir
    _Az önce geldim uyuyordunuz, Cihan bey isterseniz perdeleri açıyım efendim
    _ Hayır kalsın görmüyormusun? karım uyuyor akşam konser sonrası dışarıda biraz oyalandık, uykusunu almamıştır daha
    _Tamam efendim, isterseniz Osman efendiyi çağırayım sizin kalkmanıza yardım etsin
    Cihan karyolanın yan tarafında duran tekerlekli sandalyesine bakar,
    _Tamam, gelsin ama ses yapmayın Mine uyanmasın!!!


    Uzun bir koridor ve koridorun bir ucunda mermer sehpanın üzerindeki telefon çalar
    Nesrin açar telefonu
    _Merhaba Murat bey
    _Nasılsınız? Nesrin hanım, babam nasıl?
    _Hiç sormayın Murat bey, hiçbir gelişme yok, sanki inatla kabul etmek istemiyor olanları o gece yaşanan kazadan sonrasını kabullenmiyorAnneniz Mine hanımın kazada öldüğünü, kendisinin yaralı olarak kurtulduğunu fakat bedeninin sağ bölümünü bir daha hiç kullanamayacağı gerçeğini kabul etmiyor, her gece aynı rüyayı görüyor, piyanosun başında verdiği son konseri

    Selma Polat
#19.08.2009 14:14 0 0 0
  • Konu: Günaydın
    Sabahı Çoktan Geçtik Ama Tünaydın :)

    Yüreğine Sağlık Hemşom..
#19.08.2009 14:10 0 0 0
  • Sevgide Vardı Bir Zamanlar - Hasan Kamil Erkli

    Uykusunun en tatlı yerinde derinlerden gelen bir ses duyar gibi oldu. Daha sonra ısrarcı sesin telefon olduğunu anlayıp, yatağından fırladı. Kül tablasını koymak için yatağın yanına çektiği sehpaya çarptı. Sehpa devrildi. Dizi acıdı ve bu acıla beraber bir sunturlu küfür savurdu. Topallayarak telefona ulaştı. Artık çalmıyordu. Ahizeyi kaldırıp düdük sesini duyunca, bir küfür daha çıktı ağzından. Saat sabahın beşine geliyordu. Oysa saat iki buçukta eve gelmiş, güzel bir gecenin ardından, oldukça sarhoş bir durumda yatağa atmıştı kendini. Sabah yedide işe gideceğini düşünüp, çalar saatini kontrol ederek, yatağa yattı.

    Yattığı yerden, bardaki akşamı anımsadı. Şirketten iki arkadaşı, Melih, Kenan ve Kenan'ın kız arkadaşı Aysel'le birlikte, rakı içmeye niyetlenmişler, bir hafta önce gerçekleşebilen boşanmasını kutlamaya karar vermişlerdi. O akşam aylar önce işlevini yitirmiş, beş yıllık bir evliliğin resmen sona erişini kutlamışlar, daha doğrusu, üç arkadaşı Okan'ı teselli etmişlerdi. Bu arada içilen rakının kat sayısı artmış hatta bir ara, Kenan'la Aysel tartışmaya başlamış, olay Melih'in arabuluculuğu sayesinde tatlıya bağlanmıştı. Gecenin sonunda Melih, önce Kenan ve Aysel'i evlerine bırakmış, daha sonra kendisini evine getirmiş, yatağına yatırmıştı. Zira ayakta duramayacak kadar içmişti. Bunları düşünürken uyuyakaldı.

    ( Okan, bir Fransız kolejlindeki lise yıllarından sonra, eğitimini İngiltere'de tamamlamış, askerliği sırasında Şermin'i tanımış, üç yıllık bir beraberlikten sonra evlenmişlerdi. Bu arada, yabancı dili nedeniyle, büyük bir şirkete ihracat elemanı olarak girmiş, bilgi ve becerisiyle de, kısa sürede, şirketin satış müdürü olmuştu. Son zamanlarda da emekli olacak genel müdür yardımcısı yerine, en büyük aday olduğu söylentileri dolaşıyordu şirkette.)

    İş hayatındaki başarıların yanı sıra, evlilik yaşantısı son derece kötü gitmişti. Şermin'le daha evliliklerinin altıncı ayında terslikler başlamış, ikinci sene dolarken Şermin evi terk etmiş, aile ve çevre baskısı ile tekrar bir araya gelmişler, ancak bu beraberlik beş yıl sürebilmişti.

    Çalar satın sesi kulaklarında çınladı. Kalktı, her sabah yaptığı, soğuk duşunu aldı, tranşını oldu. Özenle giyinip, arabasına binerek yola çıktı. Soğuk duş kendine gelmesini sağlamış, önceki akşamdan geriye, sadece hafif bir baş ağrısı kalmıştı. Arabasını, kendisine ayrılmış özel parka bıraktı, odasına çıktı.
    —Günaydın. Saat dokuzda bütçe toplantısına gireceksiniz. Saat on buçukta da, yeni reklâm firmasının temsilcisi ile randevunuz var, diyerek, bir bardak demli çay ve sandviçten oluşan kahvaltısını getirdi sekreteri Gülin. Kahvaltısını bir çırpıda bitirdi. Günün ilk sigarasını kahveyle içerken, üzerinde uzun süredir çalıştığı, sonunda genel müdürüne güçlükle kabul ettirebildiği reklâm kampanyası ile ilgili olarak, bütçe toplantısında koparacağı payı düşündü. Bu toplantılarda, her zaman karşısında, finansman müdürü olan, en yakın arkadaşı, Melih'i bulurdu. Özel hayatlarında ne kadar yakın arkadaş iseler de iş yaşantısında çoğu zaman karşı karşıya gelirler ama bu garip çelişki, arkadaşlıklarını hiç etkilemezdi. Okan Gülin'e dönerek,

    —Melih'i ikna edersem gerisi kolay, diye seslendi. Gülin küçük bir gülümsemeyle onayladı.
    Bütçe toplantısı sandığından çetin ve uzun geçmiş, ama sonunda istediği olmuş ve düşlerindeki reklâm kampanyası için gerekli parayı koparmıştı. Odasına sevinçle girdi. Gülin biraz telaşlı, biraz alaycı bir şekilde gülümseyerek;
    —Reklâm firmasının temsilcisi yaklaşık kırk dakikadır sizi bekliyor, dedi. Okan hemen odasına daldı, misafirinden özür dilerken öylece kalakaldı. Sonra kendini toparlayarak yerine oturdu.
    —Hoş geldiniz, diyebildi karşısındakine. Karşısında son derece alımlı bir sarışın oturuyordu. Kadını süzdü. Çok kısa kesilmiş saçlar, güzel bir yüz ve bakışları insanın içine işleyen bir çift göz Sigarasını çıkarttı, kadına da ikram etti. Sigaraları yakarken ellerinin titrediğini fark etti. Sarışın kadın;
    —Ben Zuhal, diye söze başladı. Okan, konuşurken gözlerini kadının gözlerinden ayıramıyor, kendini tam olarak konuya veremiyordu. Yaklaşık bir saatlik konuşmada, Zuhal'e kampanyanın ana hatlarını anlatmaya çalıştı. Daha sonra yemek vaktinin geldiğini fark edip;
    — Bağışlayın yakınlarda sizi yemeğe götürebileceğim bir yer yok. Ama bizim şirketin yemekleri de oldukça iyidir. Şu reklâm işine daha sonra devam ederiz, diye Zühal'i yemeğe davet etti. Zuhal kapıdan çıkarken, Okan onun iç gıdıklayıcı parfümünü hissetti ve arkasından düzgün bacaklarına bakarak,
    —Aman allahım, diye geçirdi içinden.

    Yemeklerini yerken, Melih de onlara katıldı. Yaklaşık yarım saat süren yemek boyunca kampanya konuşuldu. Daha sonra Okan, Zuhal'le odasına giderken Melih'İ de kahve içmeye çağırdı. Kahveler içilirken. Zuhal kampanya ön çalışmaları için üç gün süre istedi, daha sonrada ayrıldı. Zuhal'ın arkasından,
    — Oldukça etkileyici bir hatun, evli falan değil galiba. Biraz işten güçten zaman ayır da ilgilen. Bence hiç fena olmaz, dedi Melih. Sonra Okan'ın sırtını sıvazlayarak odadan ayrıldı.


    Hasan Kamil Erkli
#19.08.2009 13:54 0 0 0
  • Zevkler Ve Renkler Tartışılmazmış dalgacii Bende İzlediğimde Beğenmiştim Filmi..

    Benim Sıralamam Tabiki İlk Başta Alacakaranlık Tek Kelime Harika..
    Sonra Devrim Arabaları Gerçektende En İyi Senaryo Diyebiliriz,
    Che: Part Two İzlenmesini Tavsiye Ederim,
    Üç Maymun, 28 Hafta Sonra Güzeldi..
#19.08.2009 13:33 0 0 0
  • Karakız İki Nota Yazılımı Farklı Anlayacağın Şekilde Söyliyim İki Notada Başkası Tarafından Yazılmış Ok..

    Bunu Belirteyim Sorun Göremiyorum Ben..
#19.08.2009 13:24 0 0 0
  • Periyodik Fonksiyon - Fizik - Fizikte Periyodik Fonksiyon - Periyodik Fonksiyon Nedir

    Periyodik fonksiyon matematikte belli zaman aralığıyla kendini tekrar eden olguları ifade eden fonksiyonlara verilen isimdir. Trigonometrik fonksiyonlar (sin, cos vb.) en tipik periyodik fonksiyonlardır. Bununla birlikte, diğer periyodik fonksiyonlar da trigonometrik fonksiyonların toplamı olarak ifade edilebilirler.

    Trigonometrik fonksiyon

    Trigonometrik fonksiyon olarak sin, cos, tan, csc, sec ve cot fonksiyonları tarif edilmiştir.Ancak, bütün bu fonksiyonlar bir birlerine bağlı olduğundan, genellikle bu fonksiyonlardan her hangi birini (sin veya cos ) incelemek yeterli olur.En genel haliyle,

    noimage

    Şayet aynı fonksiyon kosinüs ile gösterilirse,

    noimage

    Bu ifadelerde, noimage ve noimage açıdır.

    Uygulamada açı birimi olarak derece kullanılırsa da, matematikte radyan birimi tercih edilir.

    noimage
    noimage

    Açı ifadesinin içinde t zaman değişkeni, θ de faz farkı ve ω de açısal frekanstır.
    Açısal frekans ile frekans (f) arasında şu ilişki vardır:

    noimage

    Periyodik fonksiyonun her dalgası kendini belli zaman aralığı ile tekrar eder. Frekans tekrarlama sıklığıdır. Tekrarlama süresine de periyot (τ;) denilir

    noimage

    Frekans birim Hertz (Hz.), açısal frekans birimi radyan/saniye (rad/s.) ve periyot birimi de saniyedir (s.)

    Bazı örnekler

    Sağdaki şekilde alt alta beş periyodik fonksiyonun çizimi gösterilmiştir. Bütün çizimlerde sinüs genliği olarak 1 birim alınmıştır. Periyot sayısı 4 tür. (1440 derece)

    Birinci örnek:

    noimage

    Bu örnekte, faz açısı 0 dır. Bu sebepten 0 anında sinüs fonksiyonun değeri de 0 dır. Değer +/- 1 arasında salınmaktadır.

    İkinci örnek:

    noimage

    Bu örnekte de, sinüs fonksiyonunun faz açısı 0 dır. Ancak sinüs fonksiyonu sabit bir genlikli bir fonksiyon ile toplanmıştır (1). Bu sebepten, 0 anında fonksiyon toplam değeri 1 birimdir. Fonksiyon değeri 0 ile 2 arasında salınmaktadır.

    Üçüncü örnek:

    noimage

    Bu örnekte, açıda bir de faz farkı terimi gösterilmiştir. Faz açısı л/4 radyan, ya da derece cinsinden 45 derecedir.Bu sebepten, 0 anında fonksiyon değeri (sin 45 =) 0.707 dir. Salınım +/- 1 değerleri arasındadır.

    Dördüncü örnek :

    noimage

    Aslında kosinüs fonksiyonu da sinüs fonksiyonuna dönüştürülebilir.

    noimage

    olduğundan, bu fonksiyon л/2 radyan ya da derece cinsinden 90 derecedir. Bu sebepten, 0 anında fonksiyon değeri 1 dir. Salınım +/- 1 değerleri arasındadır.

    Beşinci örnek:

    noimage

    Bu örnekte fonksiyon çiziminin alışılmış sinüs sinyaline benzemediği görülmektedir.Ama bu fonksiyon da gerçekte iki sinüs fonksiyonunun toplamından başka şey değildir.Gerçi 0 anında fonksiyon değeri 0 dır. Ama salınım, +/- 1.76 aralığındadır.


    Fourier dönüşümleri

    Fransız fizikçi Joseph Fourier (1768-1830) adıyla onurlandırılan Fourier dönüşümleri tanımlı her hangi bir periodik fonksiyonun sonsuz sinüs (ya da kosinüs) serileri ile ifade edilebileceğini gösterir. (yukardaki beşinci örnek gibi) Hatta kare veya deteredişi şeklindeki fonksiyonlar bile sinüs serileri toplamı olarak gösterilebilir.

    Kare dalga için,

    noimage

    Desteredişi dalga için ise,

    noimage

    (Denklemlerin elde edilmesi ve tanımlı bölge için Fourier serileri maddesine bakılmalıdır.)
    Desteredişi ve kare fonksiyonların çizimi şekildedir. Bu şekillerde, sonsuz serinin ilk 10 terimi kullanılmıştır.Süre yukardaki örneklerde olduğu gibi, 4 periyottur.

    Deteredişi için;

    noimage

    Kare için,

    noimage

    Periyodik fonksiyonların üstsel fonksiyon olarak gösterilmesi

    Üstel fonksiyon (ya da kuvvetsel fonksiyon) ile trigonometrik fonksiyonlar arasında şu ilişki vardır.

    noimage

    Burada exp üstel fonsiyon dur. j ise sanal operatördür.(Mühendislikte j, matematikte ise i harfi kullanılır.)

    Buna göre ,

    noimage
    noimage

    Bir başka değişle argümenti sanal sayı olan üstsel fonksiyon da periyodik fonksiyondur.
#19.08.2009 01:51 0 0 0
  • Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri - Genel Muhasebe - Muhasebe - Muhasebe İlkeleri

    Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri
    A Gelir Tablosu İlkeleri

    1)Gerçekleşmiş Hasılat İlkesi: Bu ilkeye göre, gerçekleşmemiş satışlar gelir ve karlar, gerçekleşmiş gibi gelir tablosunda yer almamalıdır. Bu ilke temel kavramlardan ihtiyatlılık kavramına dayanır.

    2) Dönemsel Hasılat- Maliyet Eşleştirmesi İlkesi: Belli bir dönemin satışları ve gelirleri bunları elde etmek için yapılan satışların maliyet ve giderleri ile karşılaştırılmalıdır. Bu ilke temel kavramlardan maliyet esası kavramına dayanır.

    3) Uygun Amortisman İlkesi: Maddi ve maddi olmayan duran varlıklar ile özel tükenmeye tabi varlıklar için uygun tutarlarda amortisman ve tükenme payı ayrılmalıdır. Bu ilke maliyet esası kavramına dayanır.

    4)Uygun Maliyet Dağılım İlkesi: Maliyetler, maddi duran varlıklar, stoklar, onarım ve bakım ve diğer gider grupları arasında uygun bir şekilde dağıtılmalıdır. Bu ilke maliyet esası kavramına dayanır.

    5)Olağandışı Gelir ve Giderlerin Ayrı Gösterilmesi İlkesi:Arızi ve olağanüstü niteliğe sahip kar ve zararlar meydana geldikleri dönemde tahakkuk ettirilmeli, fakat normal faaliyet sonuçlarından ayrı olarak gösterilmelidir. Bu ilkede önemlilik kavramı esas alınır.

    6)Tüm Gelir ve Giderlerin Gösterilmesi İlkesi: Bütün kar ve zararlardan, önceki dönemlerin mali tablolarında düzeltme yapılmasını gerektirecek büyüklük ve nitelikler dışında kalanlar, dönemin gelir tablosunda gösterilmelidir. Bu ilke dönemsellik kavramından çıkmıştır.

    7)Uygun Karşılık İlkesi: Karşılıklar, işletmenin karını keyfi bir şekilde azaltmak veya bir döneme ait karı diğer döneme aktarmak amacıyla kullanılmalıdır. Bu ilke sosyal sorumluluk kavramına dayanır.

    8)Değerlemede Tutarlılık İlkesi: Dönem sonuçlarının tespiti ile ilgili olan uygulamalarda değerleme esasları ve maliyet yöntemlerinde bir değişiklik yapıldığı taktirde, bu değişikliğin etkileri açıkça belirtilmelidir. Bu ilke tutarlılık kavramına aittir.

    9)Şarta Bağlı Giderlerin Gelir Tablosuna Yansıtılması İlkesi: Bilanço tarihinde varolan ve sonucu belirsiz bir veya birkaç olayın gelecekte ortaya çıkıp çıkmamamsına bağlı durumları ifade eden giderlerin gelir tablosuna yansıması gerekir. Bu ilke ihtiyatlılık kavramına dayanır.

    B Bilanço İlkeleri.
    a) Varlıklara İlişkin İlkeler.

    1) Dönen / Duran Varlık Ayrımında Bir Yılın Ölçüt Alınması İlkesi:İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüşebilecek varlıkları, bilançoda dönen varlıklar grubu içinde gösterilir. Bu ilke parayla ifade edilebilme kavramı esas alınarak yaratılmıştır.

    2) Vadeleri Bir Yılın Altına İnen Duran Varlıkların Aktarılması İlkesi: İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde paraya dönüşemeyen kıymetlerinden,bir hesap döneminden daha uzun süre yararlanılan uzun vadeli varlıkları,bilançoda duran varlıklar grubu içinde gösterilir. Bu ilke işletmenin sürekliliği kavramına dahildir.

    3)Dönem Ayırıcı Aktif Karakterli İşlemlerin Ayrıca Gösterilmesi İlkesi: Gelecek dönemlere ait olarak önceden ödenen giderler ile cari dönemde tahakkuk eden ancak gelecek dönemlerde tahsil edilecek olan gelirler kayıt ve tespit edilmeli ve bilançoda ayrıca gösterilmelidir. Bu ilke dönemsellik kavramına dayanır. 4)Vadeli Alacakların Bilanço Günündeki Değerine İndirgenmesi İlkesi: Dönen ve duran varlıklar grubunda yer alan alacakları bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleriyle gösterebilmek için reeskont işlemi yapılmalıdır. Bu ilke İhtiyatlılık kavramına dahildir.

    5)Birikmiş Amortismanların Gösterilmesi İlkesi: Bilançoda duran varlıklar grubunda yer alan maddi duran varlıklar ile maddi olmayan duran varlıkların maliyetini çeşitli dönem maliyetlerine yüklemek amacıyla her dönem ayrılan amortismanların birikmiş tutarları ayrıca bilançoda gösterilmelidir. Bu ilke Maliyet esası kavramına bağlıdır.

    6)Birikmiş Tükenme Paylarının Gösterilmesi İlkesi: Duran varlıklar grubu içinde yer alan özel tükenmeye tabi varlıkların maliyetini çeşitli dönem maliyetlerine yüklemek amacıyla her döneme ayrılan tükenme paylarının birikmiş tutarları ayrıca bilançoda gösterilmelidir. Bu ilke Maliyet esası kavramına bağlıdır.

    7)Alacakların Özelliklerine Göre Ayrılma İlkesi: Bilançonun dönen ve duran varlıklar grubunda yer alan alacaklar, menkul kıymetler, bağlı menkul kıymetler diğer ilgili hesaplardan ve yükümlülüklerden işletmenin sermaye ve yönetim bakımından ilişkili bulunduğu ortaklara, personele, iştirakler ve bağlı ortaklıklara ait olan tutarların ayrı gösterilmesi temel ilkedir. Bu ilke önemlilik kavramını esas alır.

    8) Kesin Olmayan Alacaklar İçin Tahakkuk Yapılmaması İlkesi: Tutarların kesinlikle saptanamayan alacaklar için herhangi bir tahakkuk işlemi yapılmaz. Bu tür alacaklar bilanço dipnot veya eklerinde gösterilir. Bu ilke ihtiyatlılık kavramını esas alır.

    9) Kullanılması Hukuken Sınırlı Varlıkları Belirtilmesi İlkesi: Verilen rehin, ipotek ve bilanço kapsamında yer almayan diğer teminatların özellikleri ve kapsamları bilanço dipnot veya eklerinde açıkça belirtilmelidir. Bu ilke maliyet esası kavramından doğar.

    b) Yabancı Kaynaklara İlişkin İlkeler

    1) Kısa \ Uzun Vadeli Borç Ayrımında Bir Yılın Ölçüt Alınması İlkesi: İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde vadesi gelen borçları, bilançoda kısa vadeli yabancı kaynaklar grubu içinde gösterilir. Bu ilke özün önceliği kavramını esas alır.

    2) Vadeleri Bir Yılın Altına İnen Borçların Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklara Aktarılması İlkesi: İşletmenin bir yıl veya normal faaliyet dönemi içinde vadesi gelmemiş borçları, bilançoda uzun vadeli yabancı kaynaklar grubu içinde gösterilir. Bu ilke ihtiyatlılık kavramı esas alınarak yaratılır.

    3) Borçların Tümünün Gösterilmesi İlkesi: Tutarları kesinlikle saptanamayanları veya durumları tartışmalı olanları da içermek üzere, işletmenin ve tutarlara uygun olarak tahmin edilebilen bütün borçları kayıt ve tespit edilmeli bilançoda gösterilmelidir. Bu ilke tam açıklama kavramını esas alınarak yaratılmıştır.

    4) Dönem Ayırıcı Pasif İşlemlerin Ayrıca Gösterilmesi İlkesi: Gelecek dönemlere ait olarak önceden tahsil edilen hasılat ile cari dönemlerde tahakkuk eden ancak, gelecek dönemlerde ödenecek olan giderler kayıt ve tespit edilmeli bilançoda ayrıca gösterilmelidir. Bu ilke dönemsellik kavramı esas alınarak yaratılmıştır.

    5) Vadeli Borçların Bilanço Günündeki Değerine İndirgenmesi İlkesi: Kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar grubunda yer alan borçları bilanço tarihindeki gerçeğe uygun değerleri ile gösterilmek için reeskont işlemleri yapılmalıdır. Bu İlke ihtiyatlılık ilkesi esas alınarak yaratılmıştır.

    6) Borçların Özeliklerine Göre

    Ayrılma İlkesi: Bilançonun kısa ve uzun vadeli yabancı kaynaklar grubunda yer alan borçlar, alınan avanslar ve diğer ilgili hesaplardan işletmenin sermaye ve yönetim bakımından ilgili bulunduğu ortaklıklara ait olan tutarların ayrı gösterilmesi temel ilkedir. Bu ilke kişilik kavramına dayanır.

    b) Öz Kaynaklara İlişkin İlkeler

    1) Öz Kaynakların İşletme Sahip ve Ortaklarının Haklarını Göstermesi İlkesi: İşletme sahip veya ortaklarının sahip veya ortak sıfatıyla işletme varlıkları üzerindeki hakları öz kaynaklar grubunu oluşturur. Bu ilke kişilik kavramına dayanır.

    2) Sermaye Paylarının Özeliklerine Göre Belirlenmesi İlkesi: İşletmenin ödenmiş sermayesi bilançonun kapsamı içinde tek kalem olarak gösterilir. Bu ilke kişilik kavramına dayanır.

    3) Azalan Öz kaynağın Belirtilmesi İlkesi: İşletmenin hissedarları tarafından yatırılan sermayenin devam ettirilmesi gerekir. Bu ilke süreklilik kavramına dayanır.

    4)Öz Kaynağın Net Olarak Gösterilmesi İlkesi: Öz kaynakların bilançoda net olarak gösterilmesi için geçmiş yıllar zararları ile dönem zararı öz kaynaklar grubunda indirim kalemleri olarak yer alır. Bu ilke işletmenin sürekliliği kavramına dayanır.

    5)Zararın Öz Kaynaklardan İndirilmesi İlkesi: Öz kaynakların bilançoda net olarak gösterilmesi için geçmiş yıllar zararları ile dönem zararı öz kaynaklar grubunda indirim kalemleri olarak yer alır. Bu ilke işletmenin sürekliliği kavramına dayanır.

    6)Sermaye Yedeklerinin Gelir Unsuru Olarak Gelir Tablosuna Alınmaması İlkesi: Öz kaynaklar ödenmiş sermaye, sermaye yedekleri, kar yedekleri, geçmiş yıl karları /zararları ve dönem net karı /zararından oluşur. Kar yedekleri yasal, statü ve olağanüstü yedekler ile yedek niteliğindeki karşılıklar, özel fonlar gibi işletme faaliyetleri sonucu elde edilen karların dağıtılmamış kısmını içerir. Sermaye yedekleri gelir unsuru olarak gelir tablosuna aktarılamaz. Bu ilke ihtiyatlılık kavramı esas alınarak yaratılır.
#19.08.2009 00:08 0 0 0
  • Sinemada Ses Ve Müzik - Bülent Vardar - Kitap Özet

    Kitap Özet

    Akademisyen olmam sıfatıyla, pek çok öğrencimin bir film çekerken yaşadıkları en önemli sorunun ses olduğunu gözlemledim. Özellikle senaryo ve çekim aşamasında görüntülere kafa yoruyorlar, ışık, aydınlatma için çaba harcıyorlar ama ses kaydı için kameraya ayrıca bağlayabilecekleri uygun bir mikrofon arayışına girmiyorlar ya da bunu düşünemiyorlardı. Filmlerin ses kayıtlarını ise, kameranın üzerine yerleştirilmiş genel maksatlı bir mikrofonla gerçekleştiriyorlardı. Kötü kaydedilmiş ses ve tasarlanmadan yapılmış yetersiz ses miksajları yüzünden pek çok öğrencimin sınavlarda başarısız olduğunu anımsarım. Ayrıca bu soruna katıldığım pek çok kısa film yarışmasının jürilerinde de tanıklık ettim. "Sinemada Ses ve Müzik" isimli kitabı oluşturmamda vurguladığım bu sorunlar, itici kuvvet oluşturdu. Ses dersi verdiğim yıllar içerisinde, hazırladığım ders notlarımın geliştirilmesiyle sinemada sesin ve müziğin kullanımı açısından giriş niteliğinde olan bu kitap, gerek sinema öğrencilerine, gerekse de film yapmak isteyen meraklılara katkı sağlayacağı düşünülerek hazırlandı.
    -Bülent Vardar-

    Kitap Kapak

    noimage

    Sinemada Ses ve Müzik
    Bülent Vardar
    Es Yayınları
    Baskı Tarihi: 2009 Ağustos
    ISBN: 9789758716951
    Sayfa: 100
#19.08.2009 00:04 0 0 0
  • Alzheimer Hastalığı Tedavisi - Alzheimer Hastalığı - Alzheimer Hastalığı Hakkında

    Alzheimer hastalığını tedavisinde ne durumdayız? Alzheimer hastalığını ve aynı aileden olan Pick veya DLB (yaygın Lewy cisimcikli demans) gibi hastalıkları durduracak veya geriye döndürecek bir tedavi yöntemi he nüz yok. Elimizdeki ilaçlarla belirtileri kısmi ölçüde gider mek mümkün. Tedaviyi iki başlık altında topluyoruz: İlaç tedavisi ve ilaç dışı tedavi. İlaç tedavisini de ikiye ayırıyo ruz. Hastalığa özgün olan ve özgün olmayan tedaviler. Alzheimer hastalarının beyninde hücre kaybının yanında beynin normal çalışması için ihtiyaç duyduğu bazı kimya sal maddeler de azalıyorlar. Bunlar beyin hücrelerinin bir birleri ile haberleşmek için kullandıkları maddeler, bir nevi bir hücreden ötekine mesaj taşıyorlar. Bu maddelerden bi risi asetilkolin. Asetilkolin, dikkat ve bellek işlevleri için önemli bir madde. Alzheimer hastalarının beyninde, asetil kolin maddesi ciddi miktarlarda azalıyor. Şu anda Alzhei mer hastalığının özgün tedavisinde kullandığımız birinci grup ilaçlar beyindeki asetilkolin miktannı yükseltiyorlar. Bunu beyindeki mevcut asetilkolin'in yıkımını bloke ede rek gerçekleştiriyorlar. Bu grupta şu an kullanımda olan 3 etken maddeli ilaç mevcut (donepezil, rivastigmin, galan-tamin). Bu ilaçlarla belirtiler anlamında kısmi bir düzelme veya stabilize olma, kısmi bir yavaşlama görüyoruz. İkinci bir grup ilaç ise, beyin hücrelerinin birbirleriyle haberleş mek için kullandığı glutamat denilen bir madde üzerinden etki ediyor Alzheimer hastalarının beyninde bu sistemde de bir bozukluk var. Bu grupta elimizde şu anda tek bir ilaç var (memantin). Bu ilaç glutamaterjik sistemin daha etkin çalışmasını sağlıyor. Bu iki grup ilaç şu an için hasta lığın tek özgün tedavisini oluşturuyorlar.

    Özgün olmayan tedaviler neler? Alzheimer Tedavi

    Bunlar doğrudan bu hastalık için özgün olmayan ilaç lardan oluşuyor. Bu tip ilaçları biz başka hastalıklarda da kullanıyoruz. Örneğin şizofreni hastalarında da kullandı ğımız ilaçlar, hayalleri, hezeyanları baskılıyor, agresyonu, bazen uyku bozukluklarını tedavi etmekte işe yarıyor. Alz heimer hastalarında sık gördüğümüz bir sorun depresyon. Depresyon hastalarında kullandığımız ilaçları, Alzheimer hastalarında da kullanıyoruz. Hastayı daha sakin, daha uyumlu, daha az gergin yapabilmek için. Hezeyanlar, hır çınlıklar, hayaller, uyku bozuklukları, yerinde duramama gibi davranışsal belirtiler bazen aile için çok daha önemli hale gelebiliyor. Hasta yakınları bazen derler ki, "Doktor Bey, evet hafızası bozuktu, hatırlamıyordu, ona alışmıştık ama şimdi bu hayaller, bu suçlamalar yok mu, bizi perişan ediyor. Çalışan kadını suçluyor, beni suçluyor, bakıcısını sürekli kovuyor. Bunları giderebilirsek, biz bellek bozukluğuna razıyız." Elimizdeki ilaçlarla bu belirtileri azaltmak çoğu hastada mümkün oluyor.

    Genelde bu hastalıkta doğrudan hücre kaybına bağlı belirtileri gidermek daha güç. Örneğin bellek bozukluğu, artık anıları kaydetmek için gerekli hücreler olmadığı için yeni olayları kaydedemiyor. Veya idrarını tutamıyor çün kü idrar kontrolü için gerekli olan hücreler artık yok. Bu na karşılık kalan hücrelerin yanlış çalışmasından dolayı ortaya çıkan belirtilerin giderilmesi genelde daha kolay. Örneğin hayaller, hezeyanlar kalan hücreler arasındaki ahenkli çalışmanın bozulmasından doğuyor. Bunları bas kılamak daha kolay çünkü burada en azından müdahale edilebilecek hücreler mevcut.

    Özetle şu an elimizdeki tedavi yöntemleriyle hastalığı durduramasak bile, genelde hastaya ve yakınlarına biraz daha iyi bir hayat sunabiliyoruz.

    İlaçsız tedavi: Alzheimer Tedavisinde hastayla inatlaşmamak

    İlaç dışı yaklaşımlardan da bahsettiniz.

    Evet, ilaç tedavisinin yanında ilaç dışı yaklaşımlar da bizim için çok önemli. Bu bağlamda en önemli ilk adım bunun bir hastalık olduğunu kabul etmek. Hastalara yapı labilecek en büyük haksızlıklardan bir tanesi belirtilerin bir hastalığa bağlı olduğunu kabul etmeyip hastayı suçla mak. "Yaşlandı, inatçı oldu, takıntılı oldu, onun için böyle yapıyor, insan bu kadar da unutmaz ki, herhalde dikkat çekmek için yapıyor" diye düşünmek. Alzheimer, tama men organik kökenli bir beyin hastalığı. Bunu hiç akıldan çıkartmamak lazım.

    Alzheimer hastasına doğru yaklaşım nasıl olmalı?

    Hasta yakınlarının hastaya nasıl davranacağını bilmele ri gerçekten çok önemli. Doğru yaklaşımlarla çoğu kez hırçınlığın, huzursuzluğun önüne geçmek mümkün olabi liyor ve bu amaçla ilaç kullanımına gerek kalmıyor. Bura da hastayla zıtlaşmamak, inatlaşmamak gibi bazı genel prensipler var. Örneğin hasta, genelde akşama doğru der ki, "Burası benim evim değil, evime gideceğim, akşam ol du, annem bekliyor." Hatalı davranış şekli, "Doğru, an nen bekliyor, evine gitmelisin. Hadi evine götüreyim" de mektir. Çünkü burada hastanın hezeyanını destekleyen bir tutum söz konusu. Bunun sakıncası, hasta birden, "Ama benim annem ölmüştü, hatta cenazede sen de vardın, sen bana yalan söylüyorsun" diyebilir ve güvenini kaybedebi lir. Yapılacak ikinci hata ise, "Sen deli misin? Annen öleli otuz sene oldu. Bu evde de biz yirmi beş senedir beraber oturuyoruz. Otur yerine" diyerek zıtlaşmak. En sağlıklı yaklaşım biçimi, önce hastayı sakin bir şekilde gerçeğe döndürmeye çalışmak, bu işe yaramazsa da mümkün ol duğu kadar hastanın dikkatini başka bir yöne çekmek ve ya kabul edilebilecek başka bir seçenek sunmak. Örneğin önce, "Bak burası senin evin. Hatta bunu da sen almıştın. Hatırlamıyor musun" tarzını denemek, olmazsa da, "Bel ki şu an kafan karıştı, gel istersen önce bir şeyler içelim sonra tekrar konuşuruz" yaklaşımını denemek, zıtlaşmak tan kaçınmak. Israrla eşyasının çalındığını iddia eden has taya da, "Belki bir yere koymuşsundur, istersen birlikte bakalım" şeklinde yaklaşmak.

    Hafızada "turşu küpü" örneği

    Bir diğer önemli yaklaşım ise, hastaya sıklıkla zamanı ve olayları hatırlatmak. Mesela gazeteye bakarken, tanın mış bir kişinin, örneğin Süleyman Demirelin, resmini gösterip, "Hatırlıyor musun bundan önceki cumhurbaşkanıydı, Özal'ı hatırlarsın rahmetli oldu. Şunları şunları yapmıştı" gibi. Alzheimer hastalarında bellek bozukluğu nun çok tipik bir özelliği vardır. Bellek kaybı, en yakın olayların silinmesiyle başlar. Genellikle geçmiş olaylar; uzak geçmiş daha iyi korunur. Örneğin hasta, dün ne ol duğunu hatırlamaz, ama on sene önce olanları hatırlaya bilir, hatta çocukluğunu daha iyi hatırlamaya başlar. Biz hasta yakınlarına "turşu küpü" örneğini veririz. Turşu küpüne koyduğunuz salatalıkları düşünün. En üste koy duğunuz salatalığı ilk, en alta koyduğunuz salatalığı da en son alırsınız. Alzheimer hastalarının bellek bozuklu ğunda da böyle bir özellik vardır. En son kaydedilenler ilk kaybedilirler, belleğe ilk konanlar ise en son kaybedi lirler.

    Sizce bütün bu tedbirlerle Alzheimer hastasının hayat kalitesinde bir artış oluyor mu?

    Bizim temel amacımız hastanın ve hasta yakınlarının hayat kalitesini mümkün olduğu kadar yükseltmek. İlaç tedavisindeki birincil amacımız ise hastayı mümkün ol duğu kadar olduğu yerde tutabilmek. Alzheimer hastalı ğına özgün olan ilaçlardan bahsettim. Elimizdeki mevcut ilaçlarla hastaların yaklaşık yüzde 20'sinde fark edilebi lecek, ancak geçici bir düzelme sağlanıyor. Hastaların yaklaşık yüzde 60'ını ise olduğu yerde tutmak mümkün oluyor, bu süre bir yıl da olabilir üç yıl da. Hastaların yüzde 20'sinde ise, ilaçlar hiçbir işe yaramıyor gibi gözü küyor. Şu anki ilaç tedavisinden mucizevi sonuçlar bekle memek lazım. Alzheimer hastalığı ilerleyici bir hastalık, hastadan hastaya değişmek üzere yaklaşık 7-8 yıl boyun ca belirtileri artan bir hastalık. Biz bu ilerlemeyi ne ka dar yavaşlatabilirsek o kadar faydalı olduğumuzu düşü nüyoruz.

    Hastalığın ilerleme hızını ve bunun kişiden kişiye de ğişken olmasını ne belirliyor?

    Kişinin genetik yapısı, beyninin özellikleri, bir ölçüde de ne kadar iyi bakıldığı, aile veya bakıldığı çevrenin şart ları. Ancak sonuçta tüm Alzheimer hastalan yeterince uzun yaşarlarsa, başka bir hastalık yüzünden kaybedilmezlerse, tam bakıma muhtaç hale gelirler.
    Bu şekilde Alzheimer ile kıyaslanabilecek başka bir nö rolojik hastalık var mı?

    Alzheimer'ın akrabası olan diğer bunama hastalıklarının da seyri böyle. Pick hastası da böyle olur, DLB (yaygın Lewy cisimcikli demans) hastası da böyle olur. Yani buna maya sebep olan beynin dejeneratif hastalıklarında son nokta hep tam bakıma muhtaç bir hasta şeklindedir.

    Yani bebek gibi. Zaten, "Bebek gibi oldu" deniyor halk arasında. Hani bir bebek nasıl doğduğunda tam yar dıma muhtaçtır...

    Evet öyle. Vurgulanması gereken bir başka noktada şu: Alzheimer hastalarında ani bir değişiklik olursa mutlaka altında başka bir sebep aramak lazım. Diyelim ki hasta stabil giderken aniden veya hızla bozuldu, birkaç gün için de ciddi bir şekilde kötüleşti. Mutlaka altında başka bir sebep aramak lazım. Alzheimer hastaları genelde yaşlı in sanlar; yaşlılığın diğer tüm hastalıkları onlarda da ortaya çıkabilir. Bu hastalarda sık olarak enfeksiyonlar gelişebilir. idrar enfeksiyonu, akciğer enfeksiyonu, grip, soğuk algın lığı gibi. Bu hastalar kendi sorunlarının farkına varamaz lar ya da şikayetlerini tarif edemeyebilirler. Bir başka sık rastlanan sorun da su kaybıdır. Hasta kendi başına bırakı lırsa yeterince sıvı almayabilir ya da yeteri kadar iyi bes lenmeyebilir. Böyle bir hasta örneğin sıcak bir yaz günün de, su kaybıyla hızla ve ciddi boyutlarda bozulabilir.

    Ölüme götürebilir mi peki?

    Evet ölüme dahi götürebilir. Tipik olarak der ki hasta yakını, "Doktor Bey, bildiğiniz gibiydi, iyi gidiyordu, ama son iki-üç gündür kafası çok karıştı. Artık, nerede olduğu nu bilmiyor, beni tanımamaya başladı. İki-üç gün öncesine kadar böyle değildi." İşte böyle durumlarda mutlaka altta yatan başka bir neden aramak lazım. Enfeksiyonlar ve su kaybı dışında bazen tavsiye üzerine bilinçsizce alınan ilaç lar da ani kötüleşmelere sebep olabilirler.

    Yaşlılık depresyonu

    Bu sebeplerden birisi depresyon olabilir mi? Depresyon, ani bozulma yapmaz; ama yaşlılıkta dep resyona ayrı bir başlık açmak yerinde olur. Çünkü depres yon ile bunama arasında iç içe geçmiş kompleks bir ilişki var. Birincisi; ciddi bir depresyon, bunama tablosu yapabi lir. Ağır depresyonda olan bir insanın zihinsel işlevleri o kadar bozulabilir ki klinik olarak bir bunamadır bu; ama tedavi edilebilen, geri dönülebilen bir bunamadır. Depres yonun tedavisini yapıp başarı ile tamamlayabilirseniz, bu nama tablosu da ortadan kalkar. Depresyon ve bunama arasındaki ilişkide ikinci nokta ise şu: Tipik olarak unut kanlık ile başlamasına karşın Alzheimer hastalığı bazen depresyon belirtileri ile başlayabilir. Hasta için, "Karam sar oldu, içine çekildi, artık hayattan zevk almıyor, enerjisi yok, sık sık ağlıyor, içinden hiçbir şey yapmak gelmiyor" şeklinde şikayetler bildirilir. Hatta İsveç'te yapılmış bir araştırma var. Gençlik yıllarında hiç depresyon geçirmemiş, ilk depresyon belirtilerini yaşlılığında göstermeye baş layan ve özellikle de depresyon ilaçlarına cevap vermeyen hastaların yaklaşık yüzde 50'sinin 5 yıl içinde Alzheimer hastalığı geliştirdiklerini gösteriyor bu çalışma. Demans-depresyon ilişkisinde üçüncü nokta ise şu: Alzheimer hastalığının kendisi, seyri esnasında depresyon belirtileri gös terebilir. Hasta zihinsel kayıplarının, örneğin belleğinin bozulduğunun farkına varırsa, depresyona girebilir. Ya da tamamıyla organik olarak, yani Alzheimer hastalığının be yin kimyasında yarattığı bozulmadan dolayı depresyon belirtileri ortaya çıkabilir.

    Depresyon yaşlılıkta sık mı görülür? Depresyon, yaşlılarda oldukça sık. Yaşlılar; eş kaybı, iş kaybı, çevre kaybı, arkadaş kaybının sonucunda sosyal izolasyona ve bunun getirdiği depresyona daha yatkın olu yorlar. Ama depresyon sadece yaşlılığın sorunu değil. Hat ta şöyle söyleyeyim, bize, "Ben unutkan oldum, acaba bunuyor muyum" diye gelen genç veya orta yaştaki insanla rın yüzde 90'ında depresyon buluruz. Çünkü daha önce de bahsettiğim gibi depresyon, zihinsel işlevleri yavaşlatan, dikkati, konsantrasyonu, zihinsel çalışma hızını bozan bir durum. Onun için genç ya da yaşlı, depresyona giren her insanda ortaya bunamaya benzer bir tablo çıkabilir.

    Kafanı çalıştır, Alzheimer hastalığından korun

    Alzheimer hastalığı için risk oluşturan faktörler hangi leri ve Alzheimer hastalığını engellemek mümkün mü? Alzheimer hastalığının bilinen bir numaralı riski yaş. İnsanlar yaşlandıkça Alzheimer hastalığının riski artıyor. Diğer bilinen riskler arasında daha önceden geçirilmiş cid di kafa travmaları var. Giderek daha iyi anlıyoruz ki da mar risk faktörleri dediğimiz; yüksek tansiyon, diyabet, özellikle orta yaştaki tansiyon değeri, orta yaştaki koleste rol değeri, Alzheimer hastalığı riskini de belirliyorlar. Eğer tansiyon veya kolesterol yüksekse hastalık riski artıyor. "Alzheimer hastalığını engellemek mümkün mü" diye so rulduğunda hiç tereddüt etmeden şu yanıtı veriyoruz:

    "Uygulayacağınız genel prensip şu: Kalbiniz için iyi olan her şey beyniniz için de iyidir. Yani yüksek tansiyonu dü şürmek, kolesterol yüksekse düşürmek, diyabetiniz varsa tedavi etmek, kiloluysanız kilonuzu düşürmek, doymuş yağlardan, hayvani yağlardan kaçınmak, yeteri kadar ve dengeli beslenme şeklini uygulamak. Yeteri kadar taze meyve-sebze tüketmek lazım." Bunları yaptığınız zaman, Alzheimer hastalığının riski sıfıra inmiyor ama göreceli olarak azalıyor. Başka bir ilginç gözlem var: İşinde ön planda beynini kullanarak çalışan insanlarda Alzheimer hastalığının riski, vücudunu kullanarak çalışanlara göre daha az. Yani beyni kullanmak belli ölçüde Alzheimer hastalığına karşı koruyor. Bir başka ilginç gözlem ise yük sek eğitimli insanlarda, Alzheimer hastalığı riski daha az. Ancak ortaya çıktığı zaman daha hızlı bir seyir gösteriyor.

    Neden böyle oluyor?

    Sebebi bilinmiyor. Yüksek eğitimli insanlarda daha az görülmesine ilişkin iki tane görüş var: Bir tanesi, bunun tamamen bir yanılsama olduğu yönünde. İkinci görüş ise şöyle: Bir insanın zihinsel kapasitesi ne kadar yüksekse, ne kadar çok hücresini aktif tutuyor ve ne kadar çok hücreler arası bağlantı yapıyorsa, bunlardan kayıplar olsa dahi ka lan hücre miktarının kritik bir eşiğin altına düşme olasılığı daha düşük. Beynin diyelim ki elli milyar hücresi var ve bunun en az kırk milyarının çalışması lazım. Bu elli milyar hücrenin hepsini aktif tutan ve aralarında çok sayıda bağ lantı olmasını sağlayan insanlarda, kapasitenin belli bir eşiğin altına düşme olasılığı daha küçük. Onun için zihin sel rezervi, zihinsel kapasiteyi yüksek tutmak, canlı tut mak büyük bir avantaj.

    Nasıl çalıştırmak lazım peki?

    Bunun tek bir yöntemi yok. Mesela hastalarım veya ya kınları soruyorlar: "Bulmaca çözeyim mi?" Evet, bu bir yöntem. Bulmaca çözebilirsiniz, ama bir başka yöntem de beste yapmak olabilir, kitap yazmak olabilir, arkadaşlarıy la entelektüel tartışmalara girmek olabilir. Önemli olan zi hinsel bir aktivite yapılması.

    Hasta yakınlarından yüzde 50'si depresyonda

    Bizim toplumumuz için bir sayı vermeniz münkün mü?

    İdeal olarak her semtte olması lazım. Özellikle büyük semtlerin her birinde gündüz bakımevlerinin olması şart. Gündüz bakımevlerini yaşlı kreşi gibi düşünün, hani çalışan anne-babalar çocuklarını sabah götürüp bırakıyorlar, ak şam alıyorlar. Gündüz bakımevi de böyle bir amaca hizmet ediyor. Herkesin doğal ihtiyaçları var. Alışverişe gitmek zo runda, bankadan para çekmek zorunda, hiçbir şey olmasa bir gün nefes almak zorunda. Aile hastasını isterse haftada bir kere getiriyor, sabah bırakıp akşam alıyor, o esnada işini gücünü yapıyor, psikolojik olarak rahatlıyor. Alzheimer hastasının tedavisinde hasta yakınının önemli bir yeri var. Onun da sağlıklı olması lazım. Diğer hastalıklardan çok farklı olarak Alzheimer sadece hastayı değil ailesini de ya kından etkiliyor. Hatta Alzheimer uzmanlarının kullandığı bir deyim vardır: "Başlangıçta bir hastanız vardır, zamanla iki hastanız olur" diye. Çünkü Alzheimer hasta yakınları nın yüzde 50'si depresyon belirtileri gösteriyorlar.

    O zaman Alzheimer hastasını tedavi ederken, hasta yakınını da gözden kaçırmamak lazım.

    Aynen öyle. Hem o kişinin sağlığı açısından hem de hastanın sağlığı açısından, çünkü hasta yakını depresyona girdiği zaman daha sabırsız oluyor, daha çabuk sinirlene biliyor, hastayı kırabiliyor. Ondan sonra da vicdan azabı başlıyor, "Aslında bunu söylememem lazımdı, niye söyle dim" diye. Ve böyle bir kısırdöngü başlıyor. Vicdan azabı, daha fazla duygusal yük, daha fazla depresif eğilim, bu nun sonucunda daha sinirli olma gibi bir kısırdöngü olma ya başlıyor. Onun için Alzheimer uzmanlarına, hasta kon trolleri esnasında hasta yakınlarının da ruhi durumlarını sorgulamaları öğütlenir.

    Alzheimer hastalığım psikolojik, sosyal ve toplumsal olarak nereye koyuyorsunuz?

    Bu hastalık hem topluma getirdiği ekonomik yük açı sından, hem de işin sosyoekonomik boyutu, sıklığı, gide rek yaşlanan toplumlarda daha da sık ortaya çıkacağı ger çeği açısından önemli. Etkilenen kişi ve aile boyutunda ise diğer hastalıklardan farklı, çünkü hastayı değiştiriyor, ol duğu kişi olmaktan çıkartıp başka bir kişi haline getiriyor: İnsanı, kendisi yapan huyunu, karakterini, anılarını yok etmeye başlıyor. Onun için de hasta ve yakınları açısından psikolojik yükü ağır olan bir hastalık.

    Ama bütün bunlara rağmen, Alzheimer hastası ya da yakını olmak dünyanın sonu sayılmamalı değil mi?

    Öyle. Çünkü işin uzmanları yardımcı olmaya çalışan di ğer insanlarla beraber hem hastaların hem de hasta yakın larının hayat kalitesini yükseltmeye, yükü paylaşmaya çalı şıyorlar. Hasta yakını olarak insanın kendisini çaresiz his setmesi, paniğe kapılması, gelecekte olabileceklerden dolayı şimdiden endişelenmeye başlaması hata olur. Sorunlar or taya çıktığı zaman bir şekilde çözümleri bulunuyor. Onun için Alzheimer hasta yakınlarına şunu söylüyorum: "Önce şimdiye bakalım, şimdiki sorunlarınızı halletmeye çalışa lım. Sizin ve hastanızın hayat kalitesini yükseltmeye çalışa lım. Zaman içinde başka sorunlar ortaya çıkarsa o zaman da gerekli çözümleri birlikte bulmaya çalışırız."
#19.08.2009 00:00 0 0 0
  • Uzunayak Madenciliği - Uzunayak Madenciliği Nedir

    Uzunayak madenciliği yeraltı madenciliğinde, genelde kömür üretiminde kullanılan bir yöntemdir.

    noimage


    Uzunayak Üretimi


    Genel bilgiler

    Bu üretim yönteminin uygulanabileceği bölgelerde kömür yeraltında genelde 3-4 km uzunluğunda ve 250-400 m kalınlığındadır. Üretim 1-2 metrelik dilimler halinde yapılır.

    Üretimin yapıldığı panonun başlangıcındaki galeriye tavan yolu, sonundaki galeriye ise taban yolu adı verilir. Uzun ayaktan önce açılan bu galerilerin amacı, üretime yardımcı olmaktadır. Ana galeriden giren temiz hava üretim panolarında dolaştıktan sonra kömür tozu, karbon dioksit, metan taşıyan kirli hava haline gelir. Kirlenen hava, yeryüzündeki fanlarla toplanarak dışarı atılır.

    Uzunayak madenciliğinde kullanılan ekipmanlar

    noimage


    Uzunayak Üretim Yöntemi


    Yürüyen (hidrolik) tahkimatlar: Genel 1.75 m genişliğindeki bir tavanı tutabilen bu tahkimatlar 400 m uzunluğa kadar sıralı yerleştirilebilir. Temel görevi tavanı destekleyip, göçüğü engellemektir. Tek bir hidrolik tahkimat 6 m yükseliğe kadar çıkabiilmekte ve 30-40 ton ağırlık taşıyabilmektedir.

    Tamburlu Kesici-Yükleyiciler: Uzunayakta üretimi yapan esas makinadır. Makinanın ağırlığı 75-120 ton arasındadır. Makinanın ana gövdesi dışında, kömürü koparmasında yardımcı olan basıncı sağlayan hidrolik pistonları, ilerlemesini sağlayan zinciri ve tamburları vardır. Tamburların sayısı ve türü, makinanın modeline göre değişiklik gösterebilir. Tamburların her birinin üzerinde 40-60 arası kesici diş vardır. Genelde 850 kW güce kadar çıkabilecek motorlar, bu tamburları döndürerek, kömür üretimini sağlar. Tamburun bağlı olduğu kollar düşey yönde hareket ederek, verimli bir üretim yapılmasını sağlar.

    noimage


    Kesici-Yükleyici Makina ve Hidrolik Tahkimatlar


    Konveyor bant: Tamburların söktüğü kömür, uzun ayak boyunca konveyor bant ile taşınarak, galerideki diğer banta aktarılır. Buraya aktarılan kömür ise başka bir bant vasıtasıyla yeryüzüne çıkartılabilir.

    Uzunayak boyunca üretim devam edip, kesici-yükleyici makina ileri ilerlerken, arka tarafta tavanı destekleyen hidrolik tahkimat da üretimle beraber ile yürütülür. Tahkimatın arkasında boşta kalan tavan ise emniyet, üretim kolaylığı ve gereksiz tahkimatı engellemek için kontrollü bir şekilde göçertilir. Bu tür göçertmelerin oldukça dikkatli yapılması gerekmektedir. Zira, yapılan göçertme sonucunda, yeryüzünde istenmeyen göçükler olabilir. Bu durum da mühendislik yapılarına, nehir ve göl yataklarına vs. zarar verebilir.

    Türkiye'de uzunayak madenciliği örnekleri

    Ankara Çayırhan'da bulunan Park Teknik A.Ş., Türkiye'de uzun ayak için gösterilecek harika bir örnektir. Aynı zamanda Park Termik A.Ş.'yi de bünyesinde bulundurmakta ve ocaktan santrale kadar kurulan bir bant konveyör aracılığıyla kömürü aktarıp elektrik üretimi de sağlamaktadır. Son rakamlara göre Park Teknik A.Ş. vardiya başına kömür üretiminde Avrupa birincisidir.

    Avantajları

    Oda topuk yöntemi ile kıyaslandığında, üretim daha verimlidir.
    Tahkimat tüketimi daha verimlidir.
    Mekanik üretim rahatça kullanılabilir.
    Planlama ve uygulanabilirlik kolaydır.
    İşçiler sürekli hidrolik tahkimatların altında olduklarından, diğer üretim yöntemlerine göre daha güvenlidir.

    Dezavantajları

    Göçertme sonucu yeryüzünde hasarlar oluşabilir.
#18.08.2009 23:57 0 0 0
  • Açık Ocak Madenciliği - Medencilik - Açık Ocak Madenciliği Nedir

    Açık ocak madenciliği; yer altında bulunduğu saptanmış ya da mostra vermiş madenin ekonomik olarak, yer altına inilmeden üzerindeki örtü tabakasının kaldırılarak kazanılmasıdır.

    Açık ocak işletmeciliği, işletilmesi ekonomik olarak uygun bulunan maden yataklarının, mostra verenlerinin doğrudan kazılarak üretilmesi, ya da üzerini kaplayan örtü tabakasının alınarak açılması ve sonrasında cevherin üretilmesi şeklinde yapılan işletme yöntemi Açık İşletme olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde dünya maden üreiminin yaklaşık %70'i açık işletmecilik yöntemleriyle yapılmaktadır. Metalik cevherlerin yarısı, kömürün 1/3'ü ve metal dışı yapı malzemelerinin tamamı açık ocak işletmeciliği ile üretilmektedir.

    Metalik cev herler için istisnai olarak, bakır cevheri üretiminde aık işletme payı Birleşik Devletlerde %74, Dünyada ise %40; demir cevherinde ise bu oranlar sırasıyla %90 ve %50 olarak gerçekleşmektedir

    noimage


    El Chino,New Mexico'daki açık ocak madeni



    Kaynaklar
    Maden Mühendisliği Açık Ocak İşletmeciliği El Kitabı- Kasım 2005
#18.08.2009 23:53 0 0 0
  • Alzheimer Beyin Hastalığı Belirtileri Ve Atrofi - Alzheimer Beyin Hastalığı - Atrofi Nedir

    Alzheimer: Beyin Hastalığı, Alzheimer Nedir

    Alzheimer hastalığı nasıl başlıyor?

    En sık gördüğümüz başlama biçimi, unutkanlık. Bu son derece sinsi ilerleyen bir unutkanlık. Hastalara ve has ta yakınlarına, "Ne zamandan beri var bu unutkanlık" di ye sorduğunuzda, "Çok net söylemek mümkün değil, işte son bir-iki yıldır biraz unutkanlığı vardı... Eşyalarını bazen bulamıyordu. Söylediğimizi bazen unutuyordu, Biz, bunu yaşlılığına veriyorduk ama sonra fark ettik ki biraz fazlaca unutmaya başladı" cevabını alıyorsunuz. "Peki, arttığını nasıl fark ettiniz" diye sorduğunuzda, "Çok sık aynı soruları tekrar etmeye başladı, mesela yarım saat içinde aynı soruyu beş kere soruyor ve sanki her sorduğunda daha önce hiç duymamış gibi yapıyor. Bazen yaşanmış olaylar sanki hiç yaşanmamış gibi hiç iz bırakmadan kayboluyor, örneğin birkaç gün önceki bir ziyaret tamamen unutulu yor: 'Oğlum iki haftadır neredesin, neden gelmedin' diye soruyor, veya dün akşam aramıştım, 'Oğlum, kaç günden beri neden aramıyorsun' diyor" şeklinde yanıtlar alıyo rum. Gördüğünüz gibi burada kastettiğim unutkanlık bir sorunun veya söylenenin birkaç gün sonra bir kez daha tekrarının ötesine geçen, defalarca aynı şeyi söylemek ya da aynı şeyi sormak şeklinde, gerçekten göze çarpan bir unutkanlık. Hastalığın ana belirtisini oluşturan bu belirgin unutkanlığa zamanla diğer zihinsel işlevlerde bozulma da ekleniyor.

    Ne tip bozulmalar bunlar:

    Mesela yer ve zaman tayininde bozulma. Hangi yılda yız, hangi aydayız, hangi gündeyiz gibi sorulara cevap ve rememe veya sık sık sorma. Çok iyi bildiği bir yerde bile birdenbire, "Nereye dönecektim sağa mı, sola mı, hangi durakta inecektim, evden çıktığımda nereye gidecektim" gibi mekan karıştırmaları. Buna dil işlevleri ile ilgili sorun lar da eşlik ediyor. Sık kullanılan, iyi bilinen kelimelerin bulunamaması, konuşurken ani takılmalar olması, karışık cümleleri anlamakta zorluklar gibi. Zamanla buna eşlik edebilen gördüğünü algılamada ve anlamadaki zorluklar, planlayabilme, öngörebilme gibi daha kompleks işlevlerin bozulması.

    Alzheimer hastalığının tüm belirtileri bunlardan mı ibaret?

    Anlama ve öğretme kolaylığı açısından biz bu hastalığın belirtilerini üç grupta topluyoruz: Zihinsel belirtiler, davra nışsal belirtiler ve günlük yaşam işlevlerinde olan belirtiler. Zihinsel belirtiler dediğimiz grupta unutkanlık başta olmak üzere yukarıda örneklerini verdiğim dil işlevlerinde, görsel işlevlerde, dikkatte, yer ve zamanın algılanmasındaki bo zulma yer alıyor.

    Davranışsal belirtilerin başında ise kişilik değişikliği geliyor. Mesela çok sakin olan bir insanın çabuk sinirlenmeye başlaması veya genelde sinirli olarak bilinen bir insanın giderek daha yumuşak huylu hale gelmesi, içine çekilmesi. Bunun yanında tutturmaların, suçlamaların, ta kıntıların ortaya çıkması. Sık gördüğümüz bir durum bi zim hezeyan (delüzyon) dediğimiz yanlış inanışlar ve suçlamalar. Örneğin, "Evde çalışan kadın herhalde benim eşya larımı çalıyor" veya aileye, çocuklara karşı, "Siz artık, ben den kurtulmak istiyorsunuz" ya da, "Siz benim mirasıma konmak istiyorsunuz, malımı almak istiyorsunuz. Onun için beni deli yerine koyuyorsunuz. Beni, yaşlılar evine yol lamak istiyorsunuz" gibisinden suçlamalar.

    Yani Alzbeimer hastalığında, davranışsal birtakım bo zukluklar da ortaya çıkıyor?

    Sıklıkla. Ancak bazen böyle suçlamaların altında ger çek de yatabilir, bunu da unutmamak lazım. Bunları ayır mak zaman zaman zor olabiliyor ama bu iddiaların aşırı ya kaçtığını insan çoğu zaman fark edebiliyor. Sık rastla nan başka bir örnek: Hasta parasını saklar bulamaz, "Çaldılar" der. Eşyasını bir yere koyar, bulamaz, "Çalışan kadın sürekli yerini değiştiriyor bunun" der. Davranışsal belirtiler çerçevesinde hastaların bir kısmında halüsinasyonlar (hayaller) da ortaya çıkabilir. Bu durumda hasta ol mayan şeyleri görür veya duyar, "Burada insanlar oturu yor siz görmüyor musunuz, kim bunlar" der, "Kapı çalını yor, niye açmıyorsunuz" der. Nadiren hem görür hem du yar, "Burada insanlar vardı, benimle konuştular" der.

    Zaman zaman görülen bir başka davranışsal sorun agresyort yani hırçınlık. Genelde Alzheimer hastalığında hır çınlık zıtlaşmalar sonucu ortaya çıkar. Alzheimer hastası nın durup dururken hırçınlaşması çok nadirdir. Örneğin sık duyduğumuz bir durum şöyle gelişir: Hasta evini yan lış algılar, "Burası benim evim değil, ben evime gidece ğim" der, çocukluk evini hatırlar, akşamüstü ya da gece yansı gitmek ister. "Dur anne! Nereye gidiyorsun, vakit gece yarısı" diye ikna edip kapıyı tutmaya çalışırken, itiş-meler-kakışmalar, bazen sözel bazen de fiziksel agresyon ortaya çıkar.

    Huzursuzluk yapıyor, Alzheimer Belirtileri

    Başka ne gibi davranışsal sorunlar ortaya çıkabilir": Bazı hastalar bütün gün boyunca evin içinde dolaşırlar, o odadan o odaya geçerler, dolapları açıp kapatırlar, ba zen eşyalarını alıp bir bavula koyarlar, gitmek isterler, eş yalarını bohçalayıp, paketleyip tekrar açarlar, bazen yerle rinde duramazlar veya ajite olurlar (huzursuzluk, yerinde duramama). Bazen de bir "aşırı bağımlılık" hali başlaya bilir, yakınına, eşine aşırı bağımlı hale gelebilir. Mesela eşi, yatak odasından mutfağa geçer, hasta arkasından gelir; tuvalete girer, arkasından gelir. Uyku bozuklukları da davra nışsal belirtilerin bir başka çeşidi. Hasta ya hiç uykuya dalamaz, ya da bazen dalsa bile kısa süre içinde uyanır ve oradan oraya dolaşır.

    Üçüncü bir grup belirtiden bahsettiniz? Alzheimer hastalığının üçüncü grup belirtileri ise; gün lük yaşam işlevlerinde bozulma. İlk bozulanlar, en komp leks işlerdir. Eğer hasta çalışıyorsa, çalışma hayatının ak samaya başladığını görürüz. Bir gün önce yaptığını unu tur, aldığını ya da verdiğini, alınan kararları veya siparişle ri unutabilir. Gene erken bir belirti olarak para kavramın da ve para hesaplarında bozulma, paranın değerini ve alım gücünü tartamama ortaya çıkabilir. Hasta banka he saplarını, faturaları takipte, vergi iadesi formunu hazırla makta zorluk çekebilir. Bununla beraber giderek kişinin kendine yönelik işlevlerinde de bozulma başlar. Başlangıç ta en sık gördüğümüz şey, giysi seçmede problemler, mese la yazlık-kışlık, pis-temiz ayrımını yapamama; hasta uy gunsuz derecede ince ya da kalın giyinebilir. Eskiden renk uyumuna dikkat eden bir insan, özensiz giyinebilir. Hasta lık ilerledikçe daha temel günlük işlevler etkilenmeye başlar. Hasta banyo yapma sıklığım azaltır, daha yeni yaptığı nı söyler, kişisel temizliğini aksatır. Hastalığın ileri evrele rinde ise artık kendine yönelik hiçbir işlevini yapamaz ve son safhalarda da bakıma tam muhtaç hale gelir. İleri saf halarda önce idrar, zamanla dışkı tutamama durumları da ortaya çıkar. Yürümenin bozulması ve hastanın tek başına hareket edememesi, yani yatalak hale gelmesi ise en son safhadadır.

    Bu hastalığın dünyada ve ülkemizde görülme sıklığı nedir?

    Bu konuda dünyanın değişik ülkelerinde yapılmış çalış malar var. Hemen hepsinde ortaya çıkan oranlar birbirine yakın. Bu oran 65 yaş üzerinde yüzde 5 ila 10 arasında. 60-65 yaşına kadar ise oldukça nadir bir hastalık bu.

    Ne kadar nadir?

    Çok nadir. Genelde hastalığın ailevi formu bu yaşlar dan önce ortaya çıkıyor. 65 yaşından itibaren ise sıklığı artmaya başlıyor. 65 yaşın üzerindeki her beş seneyi bir bi rim olarak alırsak, sıklık her beş senede ikiye katlanarak gidiyor. Öyle ki 85 yaşın üzerinde hastalığın oranı üçte bir gibi. Hastalık 65 yaşın üzerinde her 100 kişiden 5 ila 10'unda görülürken, 85 yaş üzerinde bu sayı 35'e çıkıyor.

    Alzheimer hastası sayısı 2050'de üçe katlanacak

    Türkiye'de yapılmış bir çalışma var mı?

    Evet. Bizim, İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı olarak yürüttüğümüz böyle bir çalışma oldu, Alzheimer Derneği'nin desteği ile. Bu çalışmada İstanbul'un Ka dıköy bölgesinde 70 yaş üzerindeki bin civarında yaşlımızı taradık.

    Sonuçlar nasıldı?

    70 üzerindeki sıklığı yaklaşık yüzde 10 olarak bulduk. Bu rakam da dünyada bildirilenlerden farklı değil. Eğer bu oranı Türkiye'nin nüfuz yapısına uygularsak Türkiye'de yaklaşık 200-250 bin civarında Alzheimer hastası olduğu ortaya çıkıyor. Bu, şu anki durum, bu sayı giderek arta cak; çünkü ülkemiz insanları da giderek daha uzun yaşa maya, nüfusumuz göreceli olarak yaşlanmaya başladı. Ge lişmiş ülkeler aslında problemi şu anda en yoğun ölçüde yaşıyorlar. Çünkü onların ortalama yaşam beklentisi nere deyse 90 yaş civarında, bu yüzden şu anda büyük bir yaşlı nüfusa sahipler, Alzheimer da yaşla giderek daha sık orta ya çıktığı için bu problemi şu an yoğun olarak yaşıyorlar. Türkiye ise yaşlı nüfusu giderek artan bir ülke. Henüz problemin tepe noktasına ulaşmadık ama ulaşacağız. Ge çen yıl aralık ayında ünlü tıp dergisi Lancet'da yayımla nan bir yazıda 2050 yılında Türkiye'de 700-800 bin civarında Alzheimer hastası olacağı öngörülüyordu.

    Halen dünyada 20-25 milyon civarında Alzheimer has tası olduğu düşünülüyor. Bunların 4 ila 5 milyonu sadece ABD'de. Hastalığın tedavi maliyeti de çok yüksek, örneğin ABD'de topluma, maliyetin yılda 80 ila 100 milyar dolar civarında olduğu düşünülüyor.

    Bizde ne kadar?

    Bizde böyle bir rakam bilinmiyor. "Bu maliyet nasıl hesaplanıyor" diye sorarsanız birçok faktör göz önüne alınıyor. Bunların başlıcaları çalışma yaşındaki hastaların işgücü ve üretkenlik kaybı, hasta yakınlarının işgücü kaybı, tıbbi teşhis ve tedavi masrafları ve bakımevi mas rafları. Onun için bu kişisel, ailesel ve sosyal boyutunun yanında toplum ekonomisi açısından da çok önemli bir hastalık.

    Alzheimer ve bunama kader değil

    Bunama doğal mıdır? Alzheimer hastalığı kader midir?

    Hayır. Alzheimer hastalığı veya bunama doğal bir süreç değil, yaşla sıklığı artan bir süreç. Bunama, yaşlılığın do ğal sonucu olmadığı için her yaşlanan kişi bunamaz. Ter sinden bakarsak da, bunama her zaman patolojik bir du rumdur, her zaman altında yatan bir hastalık vardır. Han gi yaşta olursa olsun bunama hiçbir zaman normal değil dir.

    Yani, tek başına bunama diye bir şey olamaz. Mutlaka altında bir şey yatıyordun

    Tamamen öyle, bunamanın altında mutlaka bir hasta lık yatar, doğal bir "yaşlılık bunaması" yoktur, bunama yaşlanmanın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Bu namanın sıklığı yaşla arttığı için insanlar bunun farkına varıyorlar ve diyorlar ki, "Bu durum yaşlılıkta ortaya çıkı yor, yaş ne kadar ileriyse ortaya çıkma sıklığı da o kadar artıyor." Böylelikle yaşlılıkla doğrudan bir bağlantı kuru luyor ve bunamanın yaşlılığın doğal bir sonucu olduğu düşünülüyor. Gözlem doğru olsa da çıkartım yanlış: Han gi yaşta olursa olsun, bunama doğal değildir. Diğer taraf tan dünyanın bilinen en yaşlı insanlarının büyük kısmı bunamamış. Gözleri görmüyor, kulakları duymuyor, yürü meleri bozuluyor, altına kaçırıyorlar ama bunamıyorlar. Onun için bunama belirtileri gösteren kişiye en büyük haksızlık, "90 yaşına geldi. Bunaması da doğaldır" de mektir.

    Eğer bu haksızlığı yaparsak, doğal olduğunu düşünür sek, çare de bulamayız değil mi?

    Kesinlikle. Doğal olduğunu düşünmenin en büyük zararı budur. Çünkü doğalsa bir şey yapmak da gerekmez. "Nasıl olsa bu yaşlılığın bir parçası, yaşlandı, bunaması da doğaldır" diye düşünürseniz bir sebep aramazsınız ve gereken adımları da atamazsınız.

    Oysa yapılabilecek çok şey var değil mi?

    Çok doğru. Bunama hastası için yapılabilecek çok şey var. Yapılacak ilk şey de, doğru teşhisi koyup ona yönelik tedavileri uygulamak. İsterseniz biraz teşhis sürecinden bahsedelim. Bunama dolayısıyla Alzheimer hastalığı nasıl teşhis edilir? Teşhis sürecindeki ilk basamak hasta ve hasta yakınları ile konuşmak. Bu bağlamda hasta yakınlarına hastanın şikayetleri başlamadan önceki zihinsel işlevleri nin durumunu, kişilik ve davranış özelliklerini soruyoruz. Alzheimer, yavaş gelişen bir hastalık, bir günde ortaya çı kan bir hastalık değil, bu yüzden belirtilerin ne zamandan beri fark edildiğini, ortaya çıkış hızını, ani mi yoksa yavaş mı başladığını, nasıl geliştiğini, giderek artıp artmadığını, ilk olarak hangi belirtilerin ortaya çıktığını, belirtilerin sı rasını ve gelişme sürecini sorguluyorum. Alzheimer hastası için tipik bir seyir, yavaş başlayıp yavaş yavaş artan bir unutkanlığın ön planda olması.

    Yani hasta öyküsünün iyi sorgulanması doğru teşhiste son derece önemli?

    Bunamaların teşhisinde elimizdeki bir numaralı sila hımız iyi bir öykü alınmasıdır. Özellikle de hasta yakın larından. İyi alınmış bir anamnez (hastalık öyküsü) bi zim için çok önemli. Bu bağlamda hasta ile konuşmak her zaman yardımcı olmayabilir. Çünkü hastaların bü yük bölümü hastalıklarını kabul etmezler, sorunca biraz unutkan olduklarını kabul ederler ya da hiçbir sorunla rının olmadığını söylerler. Bu yüzden hasta yakınlarından öykü olmak daha önemlidir. Belirtiler bir süre önce başlayıp, yavaş bir seyirle giderek artış göstermişse ve daha önceki zihinsel performansa göre bir düşüş söz ko nusuysa, bunamanın varlığına dair elimize güçlü kanıt lar geçer.

    Buna paralel olarak hastanın zihinsel işlevlerini muaye ne ederiz. Bütün zihinsel işlevleri yaş ve eğitim durumuna göre standardize edilmiş bir şekilde ölçecek testler var eli mizde. Bunları uygulayarak gerçekten de hastanın belle ğinde, dikkatinde, dil ve görsel işlevlerinde bir bozulma var mı, zihinsel işlevler yaş ve eğitime göre olması gereken yerde mi, yoksa daha mı kötüler, eğer öyleyse bu bozulma ne kadar ciddi, hangi işlevler ön planda bozulmuş, hangi leri korunmuş, bu sorulara cevap arıyoruz. Eğer hastada bir bunama durumunun var olduğuna karar verirsek teşhis sürecinin ikinci aşamasında bir beyin MR'ı ya da bilgi sayarlı tomografi çekiyoruz. Bununla yapmaya çalıştığı mız bir taraftan beyin dokusunu doğrudan doğruya etkile yen başka bir sebep (bir tümör, hematom, damar tıkanık lıkları) olup olmadığına bakmak. Diğer taraftan Alzheimer ve benzeri dejeneratif hastalıkların yaptığı beyin hüc resi kaybı ve buna bağlı olarak da beynin belli bölgelerin de ortaya çıkan doku kaybı, küçülme, büzülme (atrofi) var mı, bunu araştırmak.

    Atrofi yani beyin hücre kaybı hangi bölgelerde ortaya çıkıyor?

    Mesela Alzheimer hastalığında hücre kaybı ve beyinde küçülme bellekle ilgili bölgeleri etkiler. Beynin diğer bölge leri göreceli olarak iyi durumdayken, bellek ile ilgili bölge lerde hücre kaybına bağlı küçülme görürüz. Beyin MR'ı veya bilgisayarlı tomografi dışında birtakım laboratuvar tetkikleri de yapıyoruz. Burada da amacımız bunamaya sebep olabilecek hormonal bozuklukları, vitamin eksiklik lerini, beynin normal işlemesini etkileyebilecek vücutsal veya metabolik hastalıkları (yüksek şeker, üre gibi) araştır mak. Özetlersek, Alzheimer hastalığında ve diğer bunama larda teşhisi iki aşamada koyuyoruz. Birinci aşama bir bu nama tablosu var mı yok mu, bunun anlaşılması. İkinci aşama ise bunama tablosunun altında ne yatıyor, bunu araştırmak.

    Doğru teşhis, doğru tedavi için çok önemli, değil mi?

    Son derece önemli. Bazı bunamalar vardır ki ilaç teda visi anlamında yapılacaklar kısıtlıdır, ama örneğin tiroid hastalığına bağlı bir bunama varsa, onu temelinden çöz mek mümkün. B-12 vitaminine bağlı bir bunama varsa, geriye döndürmek mümkün. Beyin içinde tümör, ya da hematom varsa, cerrahi girişimle bunamayı kökünden çözmek mümkün. Onun için de bunadığından şüpheleni len hastanın öncelikle mutlaka doğru bir teşhis sürecinden geçmesi lazım. Önce, altında ne yatıyor onu sapta mak gerekir ki ona göre de tedaviye yönelmek mümkün olsun.

    Yani altta yatan sebebe göre tedavi planı yapılıyor ve bazen de problem kökünden çözülebiliyor?

    Tamamen öyle. Diyelim ki hastanın bunamasının altın da tiroit sorunu yatıyor. O zaman yapacağınız şey, tiroit hastalığını tedavi etmek. Diyelim ki bir başka hastanın bu nama tablosunun altında beyin tümörü yatıyor. Örneğin beynin ön kısmındaki tümörler başka hiçbir belirti verme den bunama tablosuna sebep olabilirler. Eğer tümörü sap tayıp ameliyat ederseniz hastanın bunama tablosu da kay bolur. Biz bu tip bunamalara "geri dönebilen bunamalar" diyoruz.
#18.08.2009 23:52 0 0 0
  • Çocuk da Yapamadım Kariyer de - Vefa Enver - Kitap Özet

    Kitap Özet

    Kariyer de, çocuk da yapma hayaliyle yola çıkmış olan üç kız arkadaş, otuzlu yaşlarına geldiklerinde ikisini de beceremediklerini fark ederek dehşete düşerler. Bu gidişata bir dur demenin vakti gelmiştir ama nereden başlayacakları hakkında en ufak bir fikirleri de yoktur.
    Gününü gün eden, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren, seksi ve erkeklerin karşı koyamadığı Sibel, hayatını doludizgin yaşarken geride bıraktığı kırık kalpleri hiç umursamaz. Ama avcı av olunca işler değişir. Aslı ise Sibel'in tam tersine, ilişkilerinde bencillikten uzak ve son derece özverilidir. Ürkek güzelliği ve sevilmeye duyduğu ihtiyaç onun sonunda hep üzülen taraf olmasına neden olmaktadır. Ahu iş hayatında emin adımlarla ilerlerken, kim bilir kaç kişinin üstüne basarak başarı merdivenini tırmanmıştır. Hatta buna aynı evi paylaştığı sevgilisi Can da dahildir.
    Kızların başlarda birbirinin aynısı gibi geçen, sıradan ama bir o kadar da komik olaylarla dolu günlük hayatları, kısa sürede arapsaçına dönse de, beklenmedik acı ve sıkıntıların içinden olgunlaşmış ve bir o kadar da güçlenmiş olarak çıkacaklardır.

    Kitap Kapak

    noimage

    Çocuk da Yapamadım Kariyer de
    Vefa Enver
    Cinius Yayınları
    Baskı Tarihi: Ağustos 2009
    ISBN: 978-605-4177-88-2
    Sayfa: 304
#18.08.2009 23:51 0 0 0
  • İvami Ginzan Gümüş Madeni - Medenler - Yabancı Madenler

    İvami Ginzan (Japonca: 石見銀山 İwami Ginzan), Japonya'nın Honşu adasının Şimane vilayeti'ndeki Oda şehrinde bir gümüş madenidi. 2007'de Dünya Miras Listesi'ne eklenildi

    Maden tarihi

    noimage

    1526'da, Kamiya Jutei adlı Japon tüccar tarafından geliştirildi. 17. yüzyılının ilk senelerinde, yaklaşık 38 ton ağırlığında gümüş (yani dünyanın gümüş üretimin üçte biri) üreterek, üretim zirvesine ulaştı.
    Bu madenin gümüşü çoğunlukla sikke yapımında kullanılırdı. Madenin üzerindeki kontrolü savaş lordları tarafından çok hiddetlice rekabet edildi. Bir tek Tokugawa Shogunate 1600'deki Sekigahara Savaşı'nın sonucu olarak madenin üzerindeki kontrolü kazandığında, bu rekabetler durduruldu. Sonra çitlerle koruma altına alındı ve çam ağaçlarıyla barikat edildi. Kompleksin ortasında Yamabuki Kalesi kuruldu.

    19. yüzyılında, madenin gümüş üretim düzeyi düşmeğe başladı çünkü diğer madenlerle ile yarışmağa beceremedi. Bu sebebiyle, kapatıldı.

    Miras alanı

    Maden şehrinin bazı bölümleri hâla daha iyi bir durumdadır ve Japonya hükümeti, madeni Tarihi Binalar için Özel Koruma Bölgesi olarak görevlendirdi. Hükümet de madeni Dünya Miras Listesi'ne eklenilmesi için arzu ettiler. Bu arzu Temmuz 2007'de kabul edildi[4], hâlbuki ICOMOS tarafından yapılan değerlendirmesine göre, alana ait <<üstün evrensel değer>>e sahip olan hiç birşey bulunmadı
#18.08.2009 23:44 0 0 0
  • Bebek Emziremeyen Anneler - Bebek Emziremeyen Anneler Kimlerdir - Bebek Emzirme

    Hangi Anneler Bebek Emziremez? Emziremeyen Anneler

    1 - Veremli (Tbc) anne, çocuğunu hiçbir şekilde emzirmemelidir. Öte yandan, çocuğu veremli annenin yanına vermek de çok tehlikelidir. Ancak çocuk aşılandıktan dört ay sonra (aşı tutmuş ise) annesinin yanına verilmesine izin verilir. Eğer çocuk anneden ayrılmazsa o zaman büyük bir olasılıkla bilgisizliğin kurbanı ola cak demektir.

    2- Annenin ağır ve kronik (uzun süren) bir hastalığı varsa, bu durumda da bebeğine süt vermesi doğru değildir. Örnek ola rak kalp ve böbrek hastalıkları, kanser, ağır diyabet -şeker-, şiddetli kansızlıklar gösterilebilir. Bu gibi durumlarda «süt verme» işi, annenin durumunu daha da bozacağı dikkate alınarak yasaklanmıştır.

    3- Anne gebeliğin sonunda ya da doğumdan hemen sonra bulaşıcı bir hastalığa tutulursa (kızamık, suçiçeği, kızıl, tifo gibi) yi ne meme vermemelidir. Eğer anne nezle, grip gibi daha önemsiz hastalıklara tutulursa ellerini iyice yıkamalı, hatta alkol ya da ko lonyayla silmeli, ağız ve burnunu da maskeyle örterek meme ver melidir.

    4- Memenin süt vermeye uygun olmadığı durumlarda da -ileride anlatılacağı gibi- yine bebeği anne sütüyle beslemenin yollarını aramak yararlıdır. Ancak meme ileri derecede iltihaplanır sa (apse) geçici bir süreyle çocuğa verilmeyip mamayla beslen meye geçilmelidir. Böyle durumlarda memelerin boşaltılması unutulmamalıdır. Hastalık geçince yeniden emzirmeye başlanabilir.

    Bebek Emziren Annelere Tavsiyeler

    Bizce burada verilebilecek en iyi öğüt, annenin sinirlerini iyi koruması, üzücü, sinir bozucu olaylardan uzak durmasıdır. Bunla ra dikkat etmeyen annenin sütü zamanla azalır ve hatta tümüyle kaybolabilir. Meme veren anne her şeyden önce yukarda anlattıklarımıza dikkat etmelidir.

    Sizi üzen şeylerden kaçın, açık havada dolaşın, birçok anne gibi «sabahtan akşama kadar iş bitiyor mu ki bir de dolaşalım» demeyin. Açık havada dolaşmak sinirlerinizi düzeltecek, günün yorgunluklarına karşı direncinizi artıracaktır. Kendinize gerektiği gibi bakmalısınız ki, çocuğunuza da daha çok ve iyi şeyler verebilesiniz. Bebeğinizi emzirdiğiniz sürece alacağınız ilaçlara dikkat etmeniz gerekmektedir. Bazı ilaçlar süt yolu ile çocuğa da geçer ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Süt verdiğiniz sürece bu tür ilaç ları almaktan kaçınmalısınız. Sigara içen, alkol kullanan anneler olanaklar ölçüsünde bu gibi alışkanlıklardan kaçınmalıdırlar. Çün kü bu maddeler kolayca çocuğa geçebilir. Sigara ve alkolü hiç değilse bir süre için bırakın. Tümüyle bırakmak tabii ki en doğru olanıdır, ama şimdiye kadar kaç anne, doktorunun bu öğütüne is tenildiği gibi uymuştur? Biz de bunu bildiğimiz için olanaklar ölçü sünde azaltın diyoruz. Ayrıca, bu tür alışkanlıkları istemeden bı rakmaya çalışmak sinirleri bozarak az önce sözünü ettiğimiz gibi sütün kesilmesine kadar giden kötü sonuçlar da doğurabilir. Bu nun için iradeyi zorlamayan yumuşak bir çaba gerekir.

    Beslenmenize gelince: Her türlü yemeği yemekte hiçbir sa kınca yoktur. Bol bol sebze, meyve ve her türlü et yenebilir. 1 kg. süt ya da yoğurdu günlük yemek listenize ekleyip bol bol meyve suyu, hoşaf, komposto içerseniz sütünüzün miktarı ve kalitesi yükselir. Ancak, burada size bir öğüdümüz daha olacak. Şöyle ki:

    Bazı yemekleri yedikten sonra bebeğinizde gaz sıkıntısı olu yor ya da ağlıyorsa bu, çocuğunuzun o yemeklerden rahatsız ol duğu anlamına gelebilir. Yediklerinizin sütle çocuğa geçeceğini düşünerek onu rahatsız edecek şeyler yemekten kaçınmalısınız. Eğer şişmanlamaktan yakınıyorsanız, o zaman yemeklerdeki yağ miktarını azaltın ve karbonhidratlı besinlere (tatlılar, unlu maddeler) ilgi göstermemeye çalışın.

    Zayıflıyorum diyenlere de bu öğütlerin tam tersini vermek ge rekli. Zayıflayan annelere yağ ve karbonhidratlı besinlerin miktarı nı artırmaları öğütlenebilir.
#18.08.2009 23:40 0 0 0
  • Sahile Varan Yol - Kaan Temizel - Kitap Özet

    Kitap Özet

    Kaan Temizel'in öykü kitabı, her çevirdiğinizde birbirinden farklı renklerde ve biçimlerde garip görüntüler veren bir kaleydoskopu hatırlattı bana. Çoğu kez buruk bir mesaj ve anlamlı bir içerik taşıyan öyküleri okurken kendinizi çok farklı zaman dilimlerinde buluyorsunuz.
    Büluğ çağının ilk yıllarında yaşanan eski bir aşk hikayesinden başlayarak düş ve gerçek arasında salınımlar yapan ve finalin hiç beklenmeyen bir mekanda noktalandığı Sahile Varan Yol ile tarihin sislerini yararak geçmişin karanlığı içinde unutturulmaya çalışılan II.Abdülhamid ile ilgili bazı gerçeklerin dile getirildiği Abdülhamid Düşerken bence kitapta en etkileyici öyküler. Yazardan özellikle tarihi konulara öykülerinde daha çok yer vermesini diler, bu konuda kendine özgü bir ustalık sergilediğini vurgulamak isterim.
    Prof. Dr. Harun Mutluay
    Öykülerini yaşamdan damıtan Kaan Temizel ilk kitabıyla usta öykücüler arasına adını yazdıracağını da müjdeliyor. Temizel'in öykülerinin temelinde insan var. Merak eden, soran, eleştiren insan. Ve birbirlerine uzak sanılan insanların gerçekte sıcak, sımsıcak dostlukları. Kaan Temizel'in kısa, okuyucuyu yormayan sözcüklerle işlediği öyküleri övgüyü hak ediyor.
    İskender Özsoy
    Gazeteci - Yazar

    Kitap Kapak

    noimage

    Sahile Varan Yol
    Kaan Temizel
    Cinius Yayınları
    Baskı Tarihi: Ağustos 2009
    ISBN: 978-605-4177-89-9
    Sayfa: 128
#18.08.2009 23:13 0 0 0