Bm
Cm
Ben bir mülteciyim, kendi yüreğimden başka
Bm Am
Sığınacak yerim yok, yurdum yok
Bm Cm
Ben bir mülteciyim, yüreğime sığındım
Bm Am
Burda savaş çıksa bile, ölen yok
Cm Bm
Tüm hayallerin, sonsuzluğa
Gm Gm
Ve sona erebildiği yerdeyim
Cm Bm
Tüm niyetlerin, nedenleri varmışçasına
Gm Gm
Görülebildiği bir yerdeyim
Em Bm Cm ı
Ben bir mülteciyim, yüreğimde yaşıyorum ı
Am Em ı
Esir değil kul hiç değil, kendimde yaşıyorum ı
Em Bm Cm ı n
Ben bir mülteciyim, burda aslında sınır yok ı
Am Ebm Cm Bm ı
Kazanmak kaybetmek yok, bu yüzden ı
Am Em ı
Daha büyük güç yok ı
Bm Cm
Artık eminim her şey içimde filizlenir
Bm Am
İstersem büyüyor, bakmazsam çürüyor
Cm Bm
Aşil topuğum aşktı, başka yüreklerde
Gm Gm
Mutlu olmadım, yaşayamadım
Cm Bm
Oysa içimde ne ok var ne de atan
Gm Gm Em
Ne yön ne arka ön, ister yaşa ister sön
Nakarat
Bm Cm
Ben bir mülteciyim, kendi yüreğimden başka
Bm Am
Sığınacak yerim yok, yurdum yok
Cm Bm
Tüm kitapların arasında kurutulup saklanan
Gm Gm
Anılarla dolu bir yerdeyim
Cm Bm
Tüm sözcüklerin cümlelerden kurtulmuş gibi
Gm Gm
İncitmeden özgür kalabildiği yerdeyim
Günlerden bir gün eski Afyon müddeiumumilerinden olan rahmetli dedemden bana intikal etmiş birkaç eski kitaptan birinin içinde katlanıp unutulmuş A5 ebadında üzeri elyazısı bir kağıt buldum.
Kağıtta arap harfleriyle şöyle yazıyor;
Karahisar müddeiumumi muavinliği canib-i alisine (savcı yardımcılığı yüksek makamlarına)
Sandıklı kazasının Çukurca kariyesinden(köyünden) Karahisar-i esbak müfti kerimesi(eski müftünün kızı) Esma muayene olundukta bundan tahminen 15 gün akdem(önce) bekrinin suret-i cebirle izale olunduğu(bekaretinin zor kullanarak bozulduğu) görülen alayimden numayan(belirtilerden apaçık) olduğu anlaşılmakla işbu rapor takdim kılındı.
18 Mart 320 Karahisar belediye kabilesi(ebesi) Fatma Hayriye
Ebe Fatma eline diviti alıp gacır gucur yazınca, altına da tumanından çıkartığı mühürü hohlayıp vurunca, işte oldu sana belge.. Sonra kızı sürükleye sürükleye bir meydana getirirler. Korkudan altına işemiştir zavallıcık. Hafif bedenini meydanda kazılan bir çukurun içine gömerler. Yalnızca beyaz örtülü başı dışarıda kalır. Sonra ahali küfürler içinde taş atmaya başlar. Başındaki beyaz örtü kıpkırmızı kesilinceye kadar.
Bu kağıt aslında hayatının baharındaki bir genç kızın "recmedilerek" öldürülmesi gerektiğinin belgesidir.
Belki de kızcağız bu infazı ahaliye bırakmak istemeyen ailesi tarafından sürüklenerek kuytu bir köşeye götürülecek ve katli bizzat kendi aile fertleri tarafından oracıkta gerçekleştirilecektir.
Benzeri tarzda bir ölüm normalde bunu yaptığından şüphelenilen genç erkek için de söz konusu olabilir. Ancak tecavüzü gerçekleştiren erkek eğer güçlü bir aileye mensup biri ise ve "ben yapmadım" derse cezasız kurtulabilir. (Çünkü belge hangi erkeğin yaptığını söylemiyor. Şahit de yok. Kızın ifadesi ise şeriate göre bir delil kabul edilmiyor)
Tanrı bunu emretmektedir..Ebenin hazırladığı belge şeriat için fazlasıyla yeterlidir. Şeriatın kestiği parmak da (tabii ki) acımaz...
Adalet gerçekleştiricilerin ise etrafta ne kadar da çok olduklarını biliyoruz değil mi?
Oysa ebe Fatma'nın Ferç'e(vulvaya) bakarak hazırladığı belgenin teknik dayanağını bugünkü bilgilerimize göre hiçbir teknoloji sağlayamıyor.
Belki kızın bakire olmadığı söylenebilir. Ama bunun 15 gün önce bir duhul sonucu olduğunun hem de zorla olduğunun söylenebilmesi imkansız. (Üstelik cinsel birleşme belki aslında hiç olmamış dahi olabilir)
Ebenin raporu mahkeme dosyasına gireceğine(bir gaflet veya hıyanet sonucu) benim elimdeki kitabın arasında unutulmakla acaba adalet mi engellenmiş yoksa çok iyi birşey mi yapılmıştır ?
Ya bugün
Yoksa mahkemeler bugün de hala adalet dağıtmaya devam mı ediyorlar...?
"Çünkü o gece Asmalı Konak vardı ve hayranlıkla Seymen Ağa'yı seyrediyorlardı.
Hepsi de yönetici pozisyonda, iyi kazanan, okumus kadınlardı.
"Nesini beğeniyorsunuz Seymen Ağa'nın" diye sordum.
Yanıt kısa ama vurucuydu:
"Maço..!"
Düne kadar kentli kadınların küfür niyetine kullandığı bu sıfat, ne zamandan beri iltifat oldu ? Nasıl oldu da bir "maço"nun TV dizisi 50 hafta bir numara kalmayı başardı ? Her yönüyle bir sosyolojik incelemeyi hak eden dizi, birinci yılını doldurup finale yaklaşırken bu soruları biraz deşmek ve özellikle de
geçen hafta sırf meraktan gidip bir konserını izlediğim Özcan Deniz'in "maço"luğu üzerinde durmak istiyorum.
Yıllar önce, Hollywood'da Zsa Zsa Gabor'la Atatürk'le ilişkisi üzerine bir söyleşi yapmıştım. 80 yaşında ondan söz ederken hala gözleri parlıyordu. "Atatürk'ü bir erkek olarak nasıl tanımlarsınız" sorumu, üç sözcükle yanıtlamıştı:
"Maço... maço... maço..!"
Bizim kuşağın dedeleri maçoydu ve kadınlar öyle erkeklerden hoşlanırdı:
Kararlı, sert tabiatli, mutehakkim... Kadını ortalık yerde sevmez, sevdi mi de ihya ederdi. Kollayıcıydı. O, evin üstune kartal gibi kanat gerer, kadın da yanında emin ellerde olduğunu hissederdi.
Geçtiğimiz yüzyılın ortalarına dek böyle gitti bu...Sonra savaş bitti. Dünya canlandı. Tek maaş eve yetmez oldu. Kadın işe girdi. Sokağa çıktı, hayata karıştı. Eskiden "sokak yasak" diyen babalar, kocalar işsiz kalınca pencerede
karısının, kızının işten dönuşünü bekler oldu. Geciktiğinde dayılanacak olsa "Ama eve ekmeği ben getiriyorum" cevabıyla karşılaştı; şaştı. O mutehakkim erkek, mulayimleşmişti. Sungusu düşmüş, iktidari sönmüştü artık.
Kadın hareketi 1980'lerde tavan yaptı. Artık kendi işleri, hayatları, idealleri, idolleri vardı. "Macolarin tuy dökme mevsimi"ydi bu... Çoğu erkek, cinsiyetinin biricik simgesi bıyığını o yıllarda kesti; kadın dergilerinden sevgilisine nasıl ilan-ı aşk edeceğini, onu yemeğe nereye götüreceğini, akşam içki olarak ne vereceğini öğrendi. Bebek bezi bağlamaya, yeri gelince ağlamaya alıştı. "Kılıbık"laştı.
Ne yalan söylemeli, bu süreçte erkek örselendiği kadar rahatladı da... Çünkü "Karına laf atanı döv, kızını kaçıranı vur, sen abısin dik dur, erkeksin ağlama, karı gibi gülme, namusunu koru, vatanını koru, evini koru, bacını koru, karını koru, kızını koru, para kazan" filan derken çok yorulmuştu. "Bizimki kendi işini kendi görür" demek işine geldi.
Bu sürecte kentli kadın da ilgisini erkeğinden kendine ve işine çevirmiş, yükselmişti. Çamaşırla, ütüyle vakit öldurmuyor, "Vücudum bozulur" diye, "işim ne olur" diye çocuk bile doğurmuyordu. Kimseyi cekecek halde değildi artık.. Boşanmalar patladı. Yalnızlığın cağı açıldı.
Fakat heyhat ! Yüzyıl biterken işler yine karıştı. Çünkü tüyleri yolunup uysallaştırılmış bu yeni erkek acayip sıkıcıydı. Kadın dergilerinde "10 derste nasıl.." başlıklı yazılar okumaktan kuklaya dönmüş, kibarlıktan kırılmaya yüz tutmuştu. Kimisi tüy dökme işini hepten abartıp epilasyon salonlarına düşmüş,
kimisi kendi cinsini, karşı cinse yeg tutmuştu. Kadinlar onlardan "iyi adam" diye söz eder olmuştu; "adam gibi adam" degillerdi yani.. Tamam ter kokmasın, tokat atmasın, caka satmasın istemişlerdi, ama hepten erkeklikten çıksın istememişlerdi ki...
Sonunda her iki cins de kendini derin bir yalnızlığın girdabında buldu. İşte özgürlerdi artık; anlı şanlı rollerden soyunmuşlardı, ama hala küçük bir sorun vardı: Mutsuzlardı. Erkekler artık kadına ulaşamadığını fark etti; kadınlar ise en beğendikleri erkeklerin "gay" çıktığını... Kadın - erkek ilişkilerinde derin bir "iktidar boşluğu" oluştu. "Yeni çağın erkeği" için, sahneye çıkma vakti gelmişti artık
"Bir Sızı Var İçimde...Uzun Bir Süredir Bu Böyle..
Tarif Edeyim İstedim Sana...Hissedemeyeceğini Bile Bile.."
Önce Ellerini Soğuk Suyla Yıka..
Aynaya Baka Baka...
Yokluğumu Anlaya Anlaya...!
Buz Gibi Oldu Değil mi..?
Üşüdü mü İçin De, Ellerin Gibi..?
Benim Senden Gittiğimi..
Anlayabildi mi Yüreğin, Benim Gibi..?
Üşüdüyse Ellerin Tamam..
Şimdi Bir Bardak Sıcak Çay Al, Cehennem Gibi..
Onu İki Elinle Tut Isınacak Gibi..
Peki Şimdi Nasıl..?
Yandı mı Elin..?
Benim De İşte Öyle Sızlıyor İçim..
Her Saniye Böyle Bir Acıyla Yanıyor Kalbim..
Belki Yine Anlamadın..İstersen Bir Daha Dene..
Istersen Bir Daha..Bunu Hissetmiyorsan Eğer..
Bil ki..! Kalbin Yoktur Üzülme..
"Bir Gidişin Son Vedası Tadında, Sıcak Bir Buse Yolluyorum Sana.."
Sevilmeye Açım Dedin De
Sevmeme İzin Vermedin..!
Kördün Sana Olan Aşkımı Göremedin
Acı Çekmeyi Zevk Bilmiştin..Değiştirmek İstedim
Acına Ortak Olayım Dedim
Elinin Tersiyle Beni İttin..
Git Dedin Bana, Hayatımdan Çık..
İstediqin Gibi Yaptım Gittim Ve Hayatından Çıktım
Yanıma Yalnızlıgınıda Aldım
Mutlu Musun Diye Baktım Hala Acılarınla Başbaşaydın..
Özledim Seni Gel, Senden Başkasını Sevemiyorum Dedin
Bense Yalan Olma İhtimali Düşünmeden Gelmiştim
Ne Kadar Yanılmışım Senin Hakkında
Sen Doğru Nedir Bilmeyenlerdenmişsin..
Hayatın Yalan, Kişiliğin Yalan
Başlı Başına Koca Bir Yalandan İbaretsin..
Derler Ya; Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar
Ne Kadar Doğru Değil Mi Fazla Sürmedi Gerçekler Ortaya Çıktı..
Senin Acı Çekişlerinde Yalan
Seviyorum Demelerin Gibi..!
Şimdi Geriye Dönüp Bakıyorum
Senin İçin Akan Gözyaşlarıma Acıyorum
Onlar Böyle Değersiz Bir İnsan İçin Akmamalıydı
Gözyaşlarım Değerini Yitirmemeliydi Diyorum
Sonra Düşünüyorum
Tecrübe Edindin, Gözyaşlarının Kıymetini Bilmeyi
Öğrendin Diyorum Kendime
Kolay Kolay Ağlatmam Gözlerimi Artık..
Heleki Senin Gibi Bir Yüreksiz İçin..
Gözyaşlarımı Yürekli Aşk Uğrunda Mutluluk Adına Dökmeliyim..!
Acil Yardım ve Travma Hastanesi, Bornova
Alsancak Devlet Hastanesi, Alsancak
Atatürk Eğitim Hastanesi, Yeşilyurt
D.D.Y. Hastanesi, Alsancak
Dr.Behçet Uz Çocuk Hastanesi, Alsancak
Eşrefpaşa Belediye Hastanesi, Yenişehir
Göğüs Hastalıkları Ve Cerrahi Eğitim Hastanesi, Yenişehir
Konak Eğitim Diş Hastanesi, Serinkuyu
Karşıyaka Devlet Hastanesi, Serinkuyu
Urla Devlet Hastanesi, Urla
SSK Hastahaneleri
SSK İzmir Aliağa Hastanesi, Aliağa
SSK Bozyaka Eğitim Hastanesi, Bozyaka
SSK Tepecik Eğitim Hastanesi, Yenişehir
SSK Buca Hastanesi, Buca
Doğum Hastahaneleri
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Doğumevi, Bornova
Kadın Hastalıkları Ve Doğum Hastanesi, Konak
SSK Tepecik Doğum Hastanesi, Yenişehir
Üniversite Hastahaneleri
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, İnciraltı
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Bornova
Başkent Üniversitesi Zübeyde Hanım Hastanesi, Bostanlı
Askeri Hastahaneleri
Güzelyalı Hava Hastanesi, Üçkuyular
İzmir Mevki Asker Hastanesi, Hatay
Özel Hastahaneler
Özel Altınordu Hastanesi, Alsancak
Özel Çınarlı Hastanesi
Özel Diabet Hastanesi, Yenişehir
Özel El Ve Mikrocerrahi Hastanesi, Alsancak
Özel Hayat Hastanesi, Kemeraltı
Özel İzmir Hastanesi, Yenişehir
Özel Karataş Hastanesi, Karataş
Özel Kaskaloglu Göz Hastanesi, Alsancak
Özel Kocaman Hastanesi, Tepecik
Özel Konak Hastanesi
Özel Sağlık Hastanesi, Alsancak
Özel T.T.B.V. Şifa Hastanesi
Denizli'de geleneksel yemek türleri ve beslenme alışkanlıkları sürmektedir. Kedi börülcesi çorbası,Mercimek çorbası,Domates çorbası, kuru börülce çorbası, Tarhana çorbası, ovmaç çorbası gibi yöreye özgü çorba türleridir. Et yemeklerinin başlıcaları tas kapaması, kumbar dolması, sirkeli et, nohutlu et, Tandır,kol dolması, ciğer sarma, saçta işkembedir.
Denizli mutfağının temelini sebzeli yemekler oluşturur.Özellikle patlıcan yemek çeşitleri çoktur. Kuru patlıcan dolması, patlıcan gözlemesi gibi vb. Taratorlu börülce salatası, ebe gümeci salatası, filiz salatası Yöreye özgün salata türleridir.
Börek ve tatlı türlerinde Ege Bölgesi özellikleri görülür. Yufka, şipit, bazdırma evlerde yapılan ekmekledir. Yöredeki beslenme alışkanlıklarından biri de yatmadan önce yenen "yat geber ekmeği"dir. Kışın darı, kavurga, ceviz, kestane; yazın türlü meyveler, salatalık, kavun, karpuz yenir.
MAHALLİ YEMEK TARİFLERİ ve ÖZELLİKLERİ
Bölgemiz itibariyle tanınan fakat yerleşim mahalleri itibariyle değişiklikler gösteren mahalli yemeklerimizden bazılarının özellikleri aşağıya çıkarılmıştır.
-Çaput Aşı:
Toplanan taze bağ yapraklarından yapılır,yapraklar küçük parçalar halinde doğranır. Üzerine yağ ilave edilerek haşlanır. Sonra pirinç ve etle birlikte pişirilir. Üzerine yoğurt dökülerek yenir.
-Alaçora:
Haşlanmış kuru fasulyenin üzerine tereyağı ve bulgur ilave edilir, tuz,biber ve su konulduktan sonra suyu çekilinceye kadar pişirilir.
-Un Çorbası:
Salça, yağla kızartılır. Un, kızartılmış yağla kavrulur. Yeterince su, tuz, biber ilave edilirek kaynatılır. Sıcak içilir.
-Darı Ekmeği:
Mısır unu yeteri kadar tuz, su ilave edilerek yoğrulur. Sonra sac üzerinde pişirilir. Sıcak iken üzerine tereyağı sürülüp, üstüne peynir konulup yenir. Soğuk sütün içine soğuk darı ekmeği doğranarak da yenir.
-Ayran Ufaklaması (Doğrameç):
Yoğurda tuz konarak ayran haline getirilir. İçine mısır ekmeği doğranır ve kaşıkla yenir. Acı biber ve domates salatası ile de lezzetli olur.
-Tirit:
Buğday, mısır, bakla, nohut ve kuru fasulye haşlanır.. İçine toz kırmızı biber, karabiber, tuz konur ve kaynatılır.. Az sulu piştikten sonra indirilir. Servis yapılır. Üstüne badem içi, ceviz içi fındık kırması konularak kaşıkla yenir. Özel günler ve misafirler için bir eğlence ve toplanma vesilesidir.Acıpayam yöresinde çocukların ilk dişinin görüldüğümde pişirilip dağıtılır. Ayrıca hayır için pişirilip çocuklara dağıtılır.
-Tarhana Çorbası:
Yazın hazırlanıp kurutulan tarhana bir miktar suda eritilir. Bir tencerede kızartılan salça, yağ,kıyma ve sarımsağın üzerine ilave edilerek yeterince su eklendikten sonra kaynayıncaya kadar karıştırılır, İyice kaynadıktan sonra sıcak sıcak yenir.
-Karın (Mumbar) Dolması:
Pirinç, kıyma, karabiber, kimyon ve tuz dolma içi hazırlandığı gibi karıştırılır. Karışım bol su ilave edilir. Karışım bir huni veya lamba şişesi yardımıyla mumbarın ağzından doldurulur. bir kapta su ilavesiyle pişinceye kadar kaynatılır. Sıcak olarak servis yapılır. Soğuyan dolma dilimlenip tereyağında kızartılarak da yenir.
-Denizli Turşusu:
Biber, taze fasulye, salatalık, gök domates bir teneke veya küp içine yerleştirilir. Üzerine tuzlu sirke veya limon tuzu ilave edilir. Sarımsak soyularak içine atılır.Kabın ağzı sıkıca kapatılır.Bir müddet sonra turşu hazırdır.
-Patlıcan Kebap:
Bir tencerede kuşbaşı et tereyağı ile birlikte kavrulur, salça ilave edilip pişirilir. Ayrı bir yerde taze patlıcan soyulduktan sonra dilimlenerek doğranıp, yağda kızartılır. Kızaran patlıcanlar tepsiye döşenir. Pişen etler patlıcanın üzerine konur. Üzeri domates ve yeşil biberle süslenir. Tuz ve karabiber konur. Fırında pişirilir.
-Kaçamak:
Yarım litre tuzlu su kaynatılır. Su kaynamaya başlayınca, içine serpilerek üzere yeteri kadar un katılır. Bu işlem yapılırken, diğer taraftan tahta bir kaşıkla hızla unlu su karıştırılarak, karışım birbirlerine iyice yedirilir. Karışım koyu bir muhallebi kıvamına gelinceye kadar devamlı karıştırılır. Bir tavada kızdırılmış yağa bir miktar kırmızı biber eklenir. Kırmızıbiberli yağ tenceredeki unlu karışıma eklenerek servis yapılır .
-Kuzu Çevirme:
Bütün kuzu eti iyice temizlenerek tuzlanıp biberlenir. Hafifçe sulandırılmış salça içine ve dışına sürülerek terbiye edilir. İçine lezzetli olması için kekik konur. Hazırlanmış olan kuzu eti yakılan odun közü üzerine dikilen çatal kazıkların üzerine bir kazığa geçirilerek oturtulur. Et iyice pişinceye kadar arada sırada çevrilerek pişirilir. Pişirme işlemi bir çukur kazılıp et içine sallanarak da yapılabilir.
-Sıyırma:
Ayşe kadın fasulyenin tazeleri toplanıp, yıkanır, temizlenir ve toprak tencereye konur. Üstüne biraz patates eklenerek yeterince su konur. Taze birkaç kabak yaprağı örtülerek, üzerine ağırlık yapması için bir taş konur. Pişirinceye kadar ateşte tutulur. Pişince ateşten alınır ve suyu süzülür. Bir tepsi üzerine ters çevrilerek dökülür. Patatesler üzerinden alınıp, tuzu ekilir.Soğan ve közlenmiş biberle birlikte yenir.
-Arabaşı:
Özellikle yüksek bölgelerimizde kış mevsimlerinde pişirilir. Av hayvanlarının etinden ya da tavuk eti ile yapılır. Tavuk ve av hayvanlarının etleri iyice pişirilir. Acılı ekşili et suyuyla hamur yoğrulur ve pişirilir. Büyük bir siniye dökülerek soğutulur. Hamurun ortası açılır,et sulu çorba buraya konulur. Kaşıkla hamur alınıp çorbadan kaşıklanarak yenilir.
-Et Çevirmesi:
Babadağ ve Sarayköy yöresinde daha yaygındır. Koyun sırtlarından yağ kesilir. Bu yağlar baharatla ovularak bir şişe dizilerek serin bir yerde bir süre bekletilir. Kuru soğan kıyılarak salça ile ovulur. Köz halinde olan kömür üzerine, şişlere dizilen yağlar pişmeye bırakılır. Yağlar pişerek akmaya başlayınca yufkalara sıra ile basılarak emdirilir. Yağlar iyice küçülünce ye kadar bu işleme devam edilir. Daha sonra iyice emdirilen yufkalar salçalı soğanla siniler üstünde servis yapılır.
-Yoğurtlu Patlıcan Gömmesi:
Közde pişirilen patlıcanların kabukları soyulur. Yağ içinde tekrar pişirilir. Ayrı bir tabakta koyun yoğurdu ezilir, içine sarımsak eklenir.. Yağda pişirilen patlıcanın üstüne yoğurt dökülerek karıştırılır.. Üzerine eritilmiş tereyağı gezdirilir. Sıcak olarak taze soğan, tere, maydanoz, nane, biber kızartması, taze biberle birlikte yenir.
-Et Kapaması:
Genellikle Babadağ yöresinde pişiririlen bir yemek çeşididir. Koyun, oğlak veya kuzu eti küçük parçalar halinde doğranır, salça ile ovulur. Sarımsak, soğan ve patates doğranır,Hepsi bir tencerenin içine doldurulur. Üzeri bir tava ile kapatılır ve tencere ters vaziyette kömür ateşinin üzerine konur ve pişmeye bırakılır. İstenirse tavanın boş kenarlarına pirinç ilave edilebilir veya suyu ile de ayrıca pilav pişirilebilir.. Et kapaması sıcak olarak, yanında salata ile servis yapılır.
-Sura:
Koyun veya keçi etinin kaburga kısmının etinden yapılır. Etli kaburganın et kısmı kemiğinden ayrılarak açılır. Kemik ile et arasına pirinç, karabiber, kırmızıbiber ve baharat çeşitleri konup et kapatılarak dikilir. Sonra bir tencere içine oturtarak az su ve tuz ilavesiyle pişmeye bırakılır. Piştikten sonra olduğu gibi sofraya konur, sıcak olarak yenir. Bu yemek genellikle Kale ilçemiz ve köylerinde yapılmaktadır.
Denizli, Honaz ilçesinde bulunan Kaklık Mağarası, yer altı suyunun oluşturduğu yer altı boşluğundan meydana gelmiştir. Kendine özgü bir özelliği olan mağaranın içerisinde büyük bir traverten kitlesi vardır. Pamukkale'nin benzeri olan bu travertenler mağaranın yakınındaki Kokar Hamam Pınarı'nın (Haydar Baba Pınarı) sularının mağaraya şelaleler halinde akması sonucu oluşmuştur. Günümüzde bu travertenlerin oluşumu devam etmektedir. Mağaranın kuzey duvarından küçük şelaleler şeklinde sızan sular yer yer duvarlar da travertenler, oluşturmuştur. Ayrıca mağara içerisinde berrak, kükürtlü sular bulunmakta olup, bu suların bazı cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılmıştır.
26.05.1966 tarihinde yapılan "Genel Kurul" toplantısında Çelik Yeşilspor Gençlik- Pamukkale Gençlik Kulüpleri" mevcut Denizlispor'a iltihak ederek profesyonel futbol takımının teşkili ön görülmüş olup Genel Kurulca kabul edilmiştir.
Genel Kurulun bu kararı Futbol Federasyonu Başkanlı'ğına bildirilmiştir. Futbol Federasyonu Başkanlığınca üç kulüp birleşerek profesyonel takım teşkili "DENİZLİSPOR GENÇLİK KULÜBÜ" olarak Türkiye 2.Milli Lig'e katılması uygun görülerek 14.Temmuz1966 tarihinde onaylanmıştır.
Denizlispor'umuzun kuruluşunda tutanaklara geçen bunlar. Ancak olayın birde gelişimi var. İki kulübün birleşip DENİZLİSPOR'un yaratılmasında, o yıllarda Denizli Valiliği yapan Nezih OKUŞ'un büyük payı bulunmuş.Türkiye Ligleri Denizli halkının burnunda tüter hale gelmişti, artık Denizlispor'un yaratılması zorunlu hale gelmişti. Vali Nezih OKUŞ'un Denizli'nin ileri gelenlerini harekete geçirerek ilk adımı atmış oldu. Denizlispor'un ilk Kulüp Başkanı Samim GÖK Başkanlığında; Fuat ÖZEN, Birol ÖNDER,
İlhami SÜER, Şükrü SARIOĞLU, Atilla SAYINER, Yakup ÜNEL bir araya gelerek ilk Yönetim Kurulunu oluşturdular. DENİZLİSPOR'un 2.Türkiye Ligi'ne alınması da sorgusuz sualsiz oldu. Bunda da Vali Nezih OKUŞ'un Gençlerbirliği Kulübü ile sıkı ilişkiler içinde olması büyük rol oynamıştı. Gençlerbirliği Kulübü Başkanı Orhan ŞEREF'in bu konuda büyük yardımlarının bulunduğu belirtiliyor.
Metin Serezli (d. 12 Ocak 1934) Türk sinema oyuncusu, tiyatrocu.
1934 İstanbul doğumludur. Atatürk Lisesi ve İstanbul Hukuk Fakültesi'nde okudu. Hukuk Fakültesine devam ederken İ.Ü.T.B. Gençlik Tiyatrosu'nda amatör olarak oyunculuğa başladı. Erlangen, Bristol ve Avignon festivallerine oyuncu ve Türkiye delegesi olarak katıldı...
1955 yılında "Dormen Tiyatro"sunun ilk oyunu olan "Papaz Kaçtı" komedisi ile profesyonel oldu. Bu güne kadar tiyatrodan hiç kopmadı "Dormen Tiyatro"su "Şan Tiyatrosu", Altan Erbulak'la birlikte kurduğu "Çevre Tiyatrosu" ve son üç yıldır görev aldığı "Tiyatro İstanbul"da 69 oyunda oynadı, 28 oyun ve 5 müzikali yönetti.
Bu arada 200 radyo oyununda yönetmen ve oyuncu olarak görev aldı. 50 film çevirdi, birçok Tv dizisinde oyuncu ve sunucu olarak görev yaptı.
Avni Dilligil, Afife Jale, Üniversiteler Birliği, İsmail Dümbüllü veLions en iyi oyuncu ödüllerinin sahibi olan Metin Serezli, halen televizyonda yayınlanan "Olacak O Kadar" programı ve Tiyatro İstanbul'un "Çılgın Haftasonu" adlı komedisinde oynamaktadır.
Nisa Serezli ile evlenip ayrıldı, daha sonra tiyatro sanatçısı ile evlenen Serezli'nin Murat ve Selim adlı iki oğlu vardır.
Sanat yaşamına 1954'de Gençlik Tiyatrosu'nda amatör olarak başladı. Daha sonra Dormen Tiyatrosu'na girerek, profesyonel olarak tiyatro sanatçılığına başladı. Daha sonra kendi adına bir topluluk kurdu. "Zübük", "Talihli Amele" gibi filmlerde oynadı.
Sahip olduğu bazı ödüller
Afife Tiyatro Ödülleri : Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu-Bu Filmi Görmüştüm 1998
En iyi tiyatro yönetmeni ödülü, 1969.
Rol aldığı bazı oyunlar
Kim O
Tepe Taklak
Pembe Pırlantalar
Çılgın Hafta Sonu
Sylvia
Bu Filmi Görmüştüm
Rol aldığı sinema filmleri ve diziler
Ay Işığı [2008]
Sihirli Annem 2003
Son 2001
Yüzleşme 1996
Palavra Aşklar 1995
Darbe 1990
Necip Fazıl Kısakürek 1988
Kavanozdaki Adam 1987
Nefret 1984
Metres 1983
Gecelerin Kadını 1983
Sarışın Tehlike 1980
Zübük Yaşar 1980
Talihli Amele 1980
Özgürlüğün Bedeli 1977
Ceza 1974
Beddua / Günahsız Kadın 1973
Sisli Hatıralar Atıf 1972
Gümüş Gerdanlık Kemal 1972
Kopuk 1972
Falcı Kenan 1972
Unutulan Kadın 1971
Senede Bir Gün 1971
Son Hıçkırık 1971
Bütün Anneler Melektir 1971
Melek mi Şeytan mı? / Asrın Kadını 1971
On Küçük Şeytan 1971
Aşk Uğruna 1971
Hayat Sevince Güzel 1971
Sürgünden Geliyorum 1971
Ömrümce Unutamadım- Ömrümce Aradım 1971
Ayşecik Ve Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde 1971
Ayşecik Sana Tapıyorum 1970
Yavrum Ali 1970
Seven Ne Yapmaz 1970
Şoför Nebahat 1970
Dağlar Kızı Reyhan 1969
Yaralı Kalp 1969
Ayşecik'le Ömercik 1969
Kuduz Recep 1967
Damgalı Kadın 1966
Bozuk Düzen 1965
Güzel Bir Gün İçin 1965
Sensiz Yıllar 1960
Ayşe'nin Çilesi 1958
Son Saadet 1958
Civan Canova (d. 1955 - Ankara) Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, oyun yazarı.
Yönetmen Mahir Canova'nın oğlu olan Civan Canova, Ankara TED Ankara Koleji mezunudur. Sanat hayatına ilk kez 1974 yılında Yılmaz Güney'in Arkadaş filminde oyuncu olarak başlayan Canova, aynı yıl Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümüne kayıt yaptırdı. Dört yıl sonra bitirdiği konservatuvardan sonra Devlet Tiyatroları kadrosuna girdi. Tiyatronun yanısıra sinema ve dizi filmlerde de rol alan sanatçı, aynı zamanda oyun yazarıdır. 1998'de sanatçı Açelya Akkoyun ile evlenerek 2004 yılında boşanan Civan Canova, Devlet Tiyatrosu'nda görev yapmaya devam etmektedir.
Ödülleri
-12. Sadri Alışık Ödülleri, 2007, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Eve Dönüş
-43. Antalya Film Şenliği, 2006, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Eve Dönüş
-Avni Dilligil, 2000, En İyi Oyun Yazarı, Sokağa Çıkma Yasağı
-Kültür Bakanlığı, 1989, En İyi 10 Senaryo dalında ödül, Kör Buluşma, film senaryosu
-Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, 1997, Sokağa Çıkma Yasağı
-İsmet Küntay En İyi Oyun Yazarı Ödülü, 1994, Kıyamet Sularında
-Avni Dilligil En İyi Oyun Yazarı Ödülü, 1996, Kıyamet Sularında
-Afife Jale Ödülleri, 2001, En Başarılı Erkek Oyuncu, Kaktüs Çiçeği, (Ödüle aday gösterilmiştir).
-Afife Jale Ödülleri, 1998, En Başarılı Erkek Oyuncu, Bir Casusa Ağıt (Ödüle aday gösterilmiştir).
Yazdığı oyun ve senaryolar
Kör Buluşma
Kıyamet Sularında
Sokağa Çıkma Yasağı
Ful Yaprakları
Erkekler Tuvaleti
Kızıl Ötesi Aydınlık
Düğün Şarkısı
Üstat Harpagona Saygı ve Destek Gecesi
MitosMorfos
Niobe
Neon
Rol aldığı bazı oyunlar
Antigone (1979)
Yaralı Geyik (1980)
Kunduz Kürk (1980
Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası (1981)
Truva Savaşı Olmayacak (1982)
Barış Gezegeni (1982)
Kırmızı Pabuçlar (1983)
Julius Caesar (1985)
Lysistrata (1986)
Düşüş (1987)
Cadılar Machbethi (1987)
Danton'un Ölümü (1990)
Ölüm Tuzağı (1992)
Gizli Oturum (1993)
Yeşil Papağan Limited (1994)
Bir Casusa Ağıt (1998)
Kaktüs Çiçeği (2001)
Filmografisi
Ay Işığı - 2008
Sınıf - 2008
Eksik Etek - 2007
Esir Kalpler - 2006
Eve Dönüş - 2006
Çeşm-i Bülbül - 2005
Gece Yürüyüşü - 2004
Ömerçip - 2003
Sır - 1997
80. Adım - 1996
Sokaktaki Adam - 1995
Bizim Aile - 1995
Çiçek Taksi - 1995
Yalancı Şafak - 1990
Acı Lokma - 1986
Hırsız - 1986
Yıkılan Gurur - 1983
Berduşlar - 1982
Mutlu Ol Yeter - 1981
Yaşamak Bu Değil - 1981
Nehir - 1977
Arkadaş- 1974
Tam adı Alpay Kemal Atalan olan genç diyebileceğimiz arkadaşımız 9 Şubat 1978 Karadeniz Ereğli doğumludur.Şöhret öncesi Ankara'da yaşamıştır.Nitekim doğum tarihinden de anlaşıldığı gibi 30 yaşında ve kova burcudur.Orta öğrenimini Ankara TED Koleji'nde tamamlamıştır.Son derece varlıklı bir ailenin çocuğudur.Lisans eğitimini Bilkent Üniversitesi , Tiyatro (Oyunculuk) bölümünde burslu olarak okumuştur. 2008 yılında Tülin Şen ile hayatını birleştirmiştir.
Alpay Kemal Atalan'ın ilk deneyimi 2002 yılında Yarım Elma adlı dizide başladı. Sonra 2007 yılının son çeyreğinde Genco adlı dizide Genco karakterinde oynamaya başladı. Genco dizisiyle popülerlik kazandı.Şimdi ise Ay Işığı dizisinde yardımcı oyuncu görevindedir.
Filmografi
Yarım Elma - 2002
Avrupa Yakası - 2004
Ah Be İstanbul - 2004
Bütün Çocuklarım - 2004
Körfez Ateşi - 2005
29-30 - 2006
Genco - 2007
Mutluluk - 2007
Ay Işığı 2008