MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Ağıziçinin tipik iltihapları ağızdaki nedenlerden kaynaklanıyorsa birincil başka hastalıklardan kaynaklanıyorsa ikincil olarak nitelenir. Stomatit ağız mukozasının akut ya da kronik biçimde iltihaplanmasıdır. Ağız mukozasında enfeksiyona yol açabilecek duruma gelmiş çeşitli mikropların varlığına bağlı olarak gelişir. Kanamalı Stomatit kolayca kanayan dişeti mukozasının kızarması ve şişmesi ile kendini belli eder. Çoğu kez genel bir hastalığa zehirlenmeye ya da vitamin yetmezliğine bağlıdır

    Yunanca'da stoma "ağız" itis "ilti*hap" demektir. Stomatit geniş anlamıy*la ağız içindeki bütün iltihaplan içerir. Dar anlamıyla ise gerçek ağız boşluğu mukozasıyla sınırlı olarak kullanılır. İl*tihap dildeyse glossit dişeti mukozasındaysa jinjivit adını alır. Ağız mukozası doğrudan doğruya ağızdaki nedenlerle kolayca hastalanır. Ayrıca bazı genel hastalıkların da ilk belirtileri ağızda or*taya çıkar. Bu nedenle ağız içi iltihapları birincil ve ikincil olarak ikiye ayrılır. İlki başka hastalıklara bağlı olmadan gelişir. İkincil olanlar başka organlann hastalanmasından sonra ortaya çıkar.

    Ağıziçi iltihabının başlıca türleri arasında ağız nezlesi ile eksüdalı ülser*li kangrenli kanamalı ve aftlı iltihaplar sayılabilir.

    • Ağız nezlesi

    En sık görülen ve en az zararlı türdür. Ağızdaki yerleşik bakteri florasının genel ve yerel çeşitli durum*lara bağlı olarak hastalık yapabilme ye*teneği kazanmasından kaynaklanır. Her yaşta görülebilir. Özellikle iyi beslen*meyen çocuklarda diş çıkaran bebek*lerde ve kızamık kızıl suçiçeği kızamıkçık gibi döküntülü hastalıklar sıra*sında ortaya çıkar. Erişkinlerde başlıca nedenleri diş taşları ve uygun olmayan diş proaaalerinin kullanılmasıdır. Sindi*rim bozuklukları yüksek ateş örseleyi*ci yiyecekler çok sıcak içecekler ve si*gara da ağızda bu tip iltihap yapabilir. Ağız nezlesinin sık rastlanan bir başka nedeni vitamin eksikliğidir. Artık iskorbüt ve beriberi gibi ağır vitamin yet*mezliklerinden kaynaklanan hastalıklar dengeli beslenme bilinci ve olanakları*nın bulunduğu ülkelerin gündeminden çıkmıştır. Ama yetersiz ve dengesiz beslenmeye ya da vücuttaki işlev bo*zukluklarına bağlı olarak gizli vitamin eksikliği hastalıkları görülmektedir.

    Ağız nezlesi genellikle ağız boşlu*ğunda kırmızılıkla ortaya çıkar. Çoğu

    kez dil ve dudaklarda yaygın ve tekdüze kızarıklıklar görülür. Hasta ağzında kuru*ma ve yanma duyar. Yutma ve çiğneme hareketleri güçleşir. Bu tip ağıziçi ilti*hapları mikrop öldürücü gargaralar kul*lanılarak tedavi edilebilir. Ayrıca ağrı ve yanma duyumunu ortadan kaldıran hafif uyuşturucu ve mikrop öldürücü ilaçlar yararlı olabilir. İltihap vitamin eksikliğine bağlıysa tedavi eksik olan vitaminle*rin karşılanmasına dayanır.

    • Eksüdahlı ağıziçi iltihabı

    Mukozada üstü beyaz renkli ağır bir iltihaplanma biçiminde ortaya çıkar. Genellikle ülserli stomatitin başlangıcıdır. Başlıca nedenleri ağız nezlesininkiyle aynıdır. Bazı meslek hastalıkları ve kimyasal maddelerin yol açtığı kronik zehirlenmeler de ağızda bu tip iltihaba neden olur. Bunların başında gelen kurşun ve civa zehirlenmeleri özellikle dişeti ve bazen dil iltihabına yol açar. Ağızdaki iltihaplanma bütün vücudu etkileyen hastalıkla birlikte tedavi edilir.

    • Ülserli ağıziçi iltihabı

    Ağız nezlesinden de eksüdalı ağıziçi iltihabından da ağırdır. Genellikle salgın biçiminde ortaya çıkar ve ağız boşluğunun temizliğine özen gösterilmemesi durumunda kolayca bulaşır. İltihap dişçilerinde başlar. Daha sonra bütün ağza yayılır. Diş köklerine hatta dudaklara da yayılan sarımsı bir eksüdaya ve ağrılı şişkinliğe neden olur. Ülserli ağıziçi iltihabı Fusobacterium ve spiroketlerin etken olduğu Vincent anjini gibi yutak enfeksiyonlarına bağlı olarak ortaya çıkabilir. İlk şişkinlik evresinin ardından çok yavaş iyileşen ülser ve yaraların belirdiği bu tip ağıziçi iltihabında mikrop öldürücü gargaralar yeterli değildir. Ayrıca antibiyotik ve sülfamitlere dayanan genel bir tedavi uygulanır; bazı olgularda kortizon da gerekebilir.

    • Kangrenli ağıziçi iltihabı

    Ülserli tipin son evresidir. Organizmanın aşın ölçüde güçten düştüğü durumlarda görülür ve doku ölümüne yol açar.

    • Kanamalı ağıziçi iltihabı

    Kanamalarla ortaya çıkan ağız mukozası iltihabıdır. Genellikle ağızdaki belirli bir nedenden kaynaklanmaz. Pıhtılaşma bozuklukları karaciğer ve kalp-damar hastalıkları zehirlenmeler ve vitamin yetmezlikleri (niyasin ve C vitamini eksikliği) gibi genel hastalıkların bir belirtisidir. Akut lösemi B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık tifo sıtma gibi hastalıklar sırasında da sık görülür. Tedavi genel hastalığa bağlı olarak yürütülür.

    • Aftlı ağıziçi iltihabı

    Çoğu kez virüslerden kaynaklanır. Genellikle süt çocuklarında gebe kadınlarda ve sindirim

    bozukluğu çekenlerde görülür. Bazı insanlarda ceviz badem çilek gibi belirili besinlerin yenmesiyle aftlı oluşumların yinelendiği göz önüne alınırsa bu hastalığın alerjik bir boyutu da olduğu söylenebilir.

    Hastalık titreme ve ateş yükselmesiyle birden ortaya çıkar. Daha sonra ağız boşluğunda çok ağrılı ülserlere dönüşen sıvı dolu kabarcıklar görülür. Hastalık hızlı gidişlidir ve 1-2 haftada iyileşir. Gargara biçiminde bölgesel tedavinin yanı sıra antibiyotikler ve kortizonla genel tedavi uygulanır.

    • Kronik bakteri ve mantar enfeksiyonlarına bağlı ağıziçi iltihabı

    Acti-nomyces ağız boşluğunda iltihaba yol açan önemli bir bakteri grubudur. Bu bakteriler ağızdaki kemik ve kas dokusuna yerleşir. Oluşturdukları fistüllerden çıkan irin çok miktarda tipik tanecikler içerir. Bu bakterilerin giriş yollan genellikle diş çürükleridir.

    Oldukça sık rastlanan pamukçuk ağızda mantarlara bağlı bir iltihaptır. Ağız boşluğu mukozasında Candida albicans türü mikroskopik bir mantarın gelişmesiyle oluşur. Dişetlerini dili yanak iç yüzeylerini ve bademcikleri kaplayabilen kesilmiş süte benzer. Ağızda birbirleriyle birleşmeye eğilimli beyaz alanlar ortaya çıkar. Kolayca kaldırılabilen bu oluşumların altında kırmızı bir yüzey görülür. Pamukçuk daha çok yenidoğanlarda görülür. Yerel olarak uygulanan mantar öldürücü ilaçlar ve metilen mavisiyle kolayca tedavi edilebilir. Ama bu hastalık zayıf düşmüş ve organizmanın savunma yetenekleri azalmış yaşlılarda da ortaya çıkabilir. Bu durumda enfeksiyon derindeki dokulara yani solunum ve sindirim mukozalarına yayılabilir.

    • İkincil ağıziçi iltihapları

    Genel bir hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar. Kızıl kızamık kızamıkçık ve suçiçeği gibi döküntülü hastalıklar iskorbüt ve hemofili gibi kanamalı hastalıklar lösemi agranülositoz ve B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık gibi kan hastalıkları civa bizmut kurşun gümüş bakır gibi kimyasal madde zehirlenmesine bağlı çeşitli meslek hastalıkları sırasında görülür.

    Özgül mikropların neden olduğu başlıca ağıziçi iltihaplan şunlardır: Frengide birinci evre lezyonu ikinci evreye özgü kabartı ya da kızarıklıklar ve üçüncü evreye özgü göm (yumuşak şişkinlikler) ve ülserler biçiminde iltihaplar (frengi stomatiti); veremde ülserler ve çatlaklarla birlikte görülen iltihaplar (verem stomatiti); cüzamda zamanla ülserleşen derin düğümcük oluşumlan (cüzam stomatiti); belsoğukluğunda hastalık etkeni olan gonokoklara bağlı iltihaplar; difteri yılancık ve impetigo etkenlerine bağlı ağıziçi iltihaplan.
#23.11.2008 02:00 0 0 0
  • noimage


    Malzeme:
    500 gr.hamsi
    50 gr.kaşar peyniri
    1 tutam maydonoz
    4 sap yeşil soğan
    aldığı kadar galeta unu
    tuz,karabiber
    sıvıyağ


    Hazırlanışı:

    500 gr. hamsi ayıklanıp, temizlendikten sonra hamsiler satırla kıyma gibi ince kıyılır. Daha sonra üzerine küp küp doğranmış bir süre dolapta bekletilmiş kaşar peyniri, doğranmış maydanoz, yeşil soğan ve galeta unu ekelnerek köfte kıvamında bir harç oluşturulur. Köfte şekli verilerek çiçek yağında kızartılır.
#23.11.2008 00:01 0 0 0
#23.11.2008 00:00 0 0 0
  • noimage

    Malzeme:
    yarım kg kıyma
    3 patlıcan
    3 kabak
    2 kuru soğan
    4 diş sarımsak
    4 sivri biber
    3 domates
    tuz karabiber
    1 çay b. süt
    1 yumurta
    2 su b. süt

    Süslemek için:
    1 tutam maydanoz


    Hazırlanışı:

    Patlıcanları alaca soyun. Kabaklarla birlikte halka şeklinde kesip fırın tepsisine alın.Üzerine biraz zeytinyağı,tuz,değirmenden çekilmiş karabiber serpin. Birkaç dal fesleğen de eklerseniz mükemmel bir aroma katıyor. Fırında yarı kıvamda pişirin. Fırından alın.üzerine soğanla birlikte kavurduğunuz kıymalı harcı dökün. Süt ve yumurtayı çırpıp heryerine gelecek şekilde dökün.

    Üzerine küp doğranmış biber ve domatesleri ekleyin.Tekrara fırına koyun. Pişmesine yakın kaşar peyniri rendesi serpin. Maydanozu kıymaya da ekleyebilirsiniz.
#22.11.2008 23:58 0 0 0
  • noimage

    Malzemeler:
    2 su b. bulgur
    2 patates
    2 domates
    2 kırmızı biber
    2 çarliston biber
    1 soğan
    2 diş sarımsak
    1 kase haşlanmış sebze
    1 su b. et suyu
    mısır özü yağı
    tuz, karabiber
    su


    Üzeri için:

    1 çorba k. tereyağı


    Hazırlanışı:

    Patatesleri küp olarak kesin.Kırmızı biber ve çarlistonbiberi de küp olarak kesin.Tencereye sıvıyağı alın.Üzerine patatesi,biberleri,haşlanmış sebzeleri,2 su bardağı bulguru ilave edin.

    Üzerine soğanı ve domatesi ilave edin.Üzerine 1 su bardağı et suyu ve sıcak su ilave edip pilavı pişirin.
#22.11.2008 23:48 0 0 0
  • Malzemeler:
    2,5 su b. pirinç
    1 çorba k. tereyağı
    1 çorba k. dolmalık fıstık
    1 çorba k. kuş üzümü
    1 havuç
    1 su b. kestane
    tavuk suyu
    sıvıyağ
    tuz, su


    Hazırlanışı:

    İlk olarak havucu küp olarak kesin.Tencereye tereyağını alın.Üzerine dolmalık fıstıkları ilave edin.Dolmalık fıstığı avurun.Daha sonra küp kesilmiş olanhavucu ilave edin.Kavurmaya devam edin.Daha sonra üzerine 2.5 su bardağı pirinci ilave edin ve kavurmaya devam edin.

    Kavrulmuş olan pirincin üzerine 1 çorba kaşığı kuş üzümü ilave edin.Üzerine küp kesilmiş olan kestaneyi ilave din.Pilavın üzerine 1 su badağı tavuk suyu ilave edin.Tavuk suyunun üzerine sıcak su ilave edip pilavı pişirin.Pilavı pişirdikten sonra servis tabağına alın.Kestane ile servis edin.
#22.11.2008 23:45 0 0 0
  • Bebeklik ve çocukluk çağı şişmanlığından korunmak için, yaşam boyu sürecek sağlığın temelinin atıldığı gebelik döneminden başlayarak yeterli ve dengeli beslenmek gerekir.
    Bebeklik ve çocukluk çağı şişmanlığının %90'ının, fazla enerji alımı ile oluştuğu ve şişman yetişkinliklerin %30'unun bebeklilik ve çocuklukta da şişman olduğu bilinmektedir.

    Bebeklik ve Çocukluk Çağında Şişmanlığın Önlenmesi İçin Neler Yapılabilir:

    Anne karnından okul çağına kadar, çocuğun gereksinimleri ve beslenme şekli, büyüme ile birlikte değişir. Bu farklı dönemlere göre de şişmanlığın önlenmesi için farklı beslenme önerileri verebiliriz.

    1. Doğum Öncesi Dönemde- Gebeliğin başlangıcından itibaren annenin yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, gebelik için gerekli besin öğelerini içeren, dengeli bir diyet tüketmesi sağlanmalıdır.
    - Gebelikte annenin fazla ağırlık alması önlenmeli, ağırlık alımı izlenmelidir. Annelerin gebelik süresince 9-14 kg ağırlık artışı normaldir.
    - Eğer anne gebeliğin başında şişman ise fazla ağırlık artışına gerek yoktur.
    - Gebeliğin son üç ayında anne şişman ise, enerji kısıtlanmamalıdır. Bu uygulama anne karnındaki bebeğin büyümesini olumsuz etkileyecektir.
    - Anne diyabetik ise, kan şekerinin kontrolü şişman bebek doğumunu önlemek için gereklidir.

    2. Bebeklik Döneminde (0-1 yaş)
    Bu dönemde bebek için, yaşına uygun alması gereken enerji ve besin öğelerini sağlayacak en ideal besin "anne sütü"dür. Bebeğin yaşına uygun ağırlık kazanması, yeterli büyüme ve gelişmesinin sağlaması için İlk altı ay tek başına, altıncı aydan sonra da uygun ek besinlerle beraber iki yaşına kadar emzirmeye devam edilmesi gereklidir.

    - Yeterli anne sütü alan bebeklerin bebeklik ve çocukluk döneminde ve yaşamının daha sonraki döneminde "şişman" olma riski azdır.
    - Altıncı aydan sonra azar azar ayına uygun ek besinlere başlanmalıdır.
    - İlk ek besin tatlı olmamalıdır. Bu bebeğin sürekli tatlı ve şekerli besinlere istek duymasına, dolayısıyla gereğinden fazla enerji almasına neden olabilir.
    - Ek besin olarak unlu-şekerli (muhallebi, nişastalı mamalar, vb.) yiyecekler verilmemelidir.
    - Muhallebi yerine yoğurt, bisküvi-süt karışımı yerine ekmek-süt karşımı seçilmelidir.
    - Süte; şeker, bal, vb. katılması fazla enerji alımı ile şişmanlığa neden olacağından eklenmemelidir.
    - Daha fazla yemesi için bebek zorlanmamalıdır.
    - Bebek ek besinler ile beslenirken kaşık ve bardak kullanmalıdır. Biberon kullanımı anne sütü alımını olumsuz etkilediği gibi fazla besin alımına neden olabilir.
    - Bebeğin yediği besinlerin miktarı, aynı aydaki başka bebeklerle kıyaslanmamalıdır.
    - Bebeğin büyüme ve gelişmesi izlenmelidir. Bebeğin beslenmesinde yapılacak değişiklikler için bu izlemi yapmak gereklidir.

    3. Okul Öncesi DönemdeÇocuğun yaşına ve olması gereken ağırlığa uygun dengeli bir diyetle beslenmesi sağlanmalı, yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmelidir.
    - Bu yaş grubu çocuklar için "düşük enerjili diyetler" in kullanımı sakıncalıdır.
    - Ailenin diğer üyeleri doğru beslenme alışkanlıkları ile çocuğa örnek olmalıdır.
    - Çocuğun yediği besin miktarı başka çocuklarla karşılaştırılmamalıdır.
    - Her öğünde dört besin grubundan yiyecek bulundurulmalıdır.

    Besin Grupları:
    a. Süt ve Ürünleri
    b. Et, tavuk, balık, yumurta, kurubaklagil, fındık, vb.
    c. Taze sebze ve meyve
    d. Tahıllar (ekmek, pirinç, bulgur, bisküvi vb.)

    - Çocuk oyunla, pazarlıkla, masallarla beslenmemelidir.
    - Tüm aile bireylerinin bir arada sofrada oturarak beslenmesi alışkanlık haline getirilmelidir.
    - Televizyon reklamlarından etkilenerek, enerji yoğunluğu yüksek, şeker ve yağ içeriği fazla olan hazır besinler (çikolata, şeker, cips, vb.) verilmemelidir.
    - Bu tür besinler yerine; ara öğünlerde hem çocuğun iştahını kesmeyecek, hem de sağlıklı beslenmesi için gerekli olan meyve, taze meyve suyu, ayran ya da süt gibi besinler seçilmelidir.
    - Yaşamın ileri dönemlerindeki beslenme alışkanlığının bu dönemde yerleştiği unutulmamalıdır.
    - Oyun oynarken, televizyon izlerken beslemek çocuğun farkında olmadan fazla besin tüketmesine neden olabilir.
    - Yemek öncesi, gelişigüzel besin tüketimi çocuğun öğünlerde yemek yemesini engeller.

    4. Okul Döneminde
    Çocuk hafif şişman ise;
    - Büyüme ve gelişme sürdüğü için, düşük enerjili zayıflama diyetleri kesinlikle uygulanmamalıdır.
    - Yanlış beslenme alışkanlıklarının düzeltilmesi ve fiziksel aktivitenin artırılması gereklidir.
    - Çocukların öğün atlaması önlenmeli ve her öğünde dört besin grubundan da yiyecek bulunmalıdır.
    - Çocuğun yaşına uygun besin gruplarından tüketmesi sağlanmalıdır.

    Çocuk ileri derecede şişman ise;- Yeterli, dengeli yaşına uygun diyet uygulanmalıdır.
    - Yanlış beslenme alışkanlıkları düzeltilmeli, - Büyüme ve gelişme izlenmeli,
    - Fiziksel aktivite arttırılmalı.

    Okul dönemi, çocuklarda spor yapmak ve bunu bir yaşam biçimi olarak yerleştirmek için en uygun yaşlardır.
#22.11.2008 23:44 0 0 0
  • ABD'de yapılan yeni bir araştırmada, bebek losyonları, pudraları ve şampuanlarında bulunan "phthalates" adlı zararlı kimyasalların bebeklere geçebildiği belirtildi.

    Pediatrics dergisinin internet sitesindeki habere göre, Washington Üniversitesinden Dr. Sheela Sathyanarayana'nın başkanlığında yapılan araştırmada, 2 ila 28 aylık 163 bebeğin bezlerindeki idrarda bulunan çeşitli türdeki "phthalates" seviyesine bakıldı.

    Araştırma sonucunda, tüm idrar örneklerinde, ölçülebilir seviyede en az bir phthalates bulunduğu, örneklerin yüzde 81'inde ölçülebilir seviyede 7 veya daha fazla "phthalates" bulunduğu tespit edildi.

    Sathyanarayana, bebek losyonu, bebek şampuanı ve bebek pudrasının kullanımının, bebeklerin idrarında artan miktarda monetil phthalates (MEP), monometil phthalates (MMP) ve monoisobutil phthalates (MIBP) bulunmasıyla bağlantılı olduğunu söyledi.

    Bilim adamları, bu bağlantının 8 aydan küçük olan bebeklerde daha güçlü olduğunu bunun sebebinin küçük bebeklerin söz konusu maddelerin zehirleyici etkisine karşı daha hassas olmaları olabileceğini belirttiler.

    Sathyanarayana, "Şu anda bunun potansiyel uzun dönemli etkisinin ne olabileceğini bilmiyoruz, ancak hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar bu maddelerin gelişme ve üreme sağlığı üzerinde etkisi olduğunu, insanlar üzerindeki bazı araştırmalar da sağlık üzerindeki olumsuz etkisini gösteriyor" dedi.

    Phthalates, plastikleri daha esnek ve kokuları kalıcı kılmak için kullanılıyor. Bu maddeler oyuncaklar ve kişisel bakım ürünlerinde de bulunuyor.
#22.11.2008 23:40 0 0 0
  • Malzeme:
    5 enginar
    1 kase yeşil mercimek
    1 soğan
    1 sap taze soğan
    1 tutam dereotu
    tozşeker,tuz
    zeytinyağı


    Süslemek için:
    limon
    çeri domates
    fesleğen


    Hazırlanışı:

    Önce enginarları bir tencereye alın. Zeytinyağı, su,tuz ve şeker ilavesi ile yumuşacık olana kadar pişirin. Diğer tarata 1 kuru soğanı yemeklik doğrayıp sıvıyağ ile soteleyin. Üzerine
    haşlanan mercimekleri, doğranmış taze soğanı ekleyip bir iki dakika daha karıştırın.

    Bu karışımı pişen enginarları servis tabağına alarak içlerine doldurun. Çeri domates, dereotu ve fesleğen ile süsleyin. Yine en az bir iki saat dinlenip soğuduktan sonra servis yapın. Hem salata, hem yemek.
#22.11.2008 23:40 0 0 0
  • Malzeme:
    6 enginar
    2 soğan
    1 havuç
    1 limon
    zeytinyağı


    Dolma harcı için:

    1 su bardağı pirinç
    3 kuru soğan
    1 çorba k. kuş üzümü
    1 çorba k.dolmalık fıstık
    1 çorba k.dolma baharı
    1 tutam maydonoz
    1 tutam dereotu
    1 tutam nane
    1 tatlı kaşığı tarçın
    1 çorba k. toz şeker
    yarım su bardağı zeytinyağı
    tuz


    Hazırlanışı:

    Enginarları zeytinyağı ve çok az sıcak su ile yarı kıvama kadar pişirin. Diğer tarafta zeytinyağlı dolma harcı gibi bir harç hazırlayın. Bunun için zeytinyağında soğanları soteleyin. Üzerine dolmalık fıstıkları da ekleyin.Fıstıklar kızarınca pirinci ve en son kuşüzümünü ilave edin. Şöyle bir çevirip tuzunu ve baharatlarını ilave edin. Az sıcak su ilavesi ile diri kalacak şekilde pişirin.En son taze otları doğrayıp ilave edin. Enginarları tencereden alın. İçine dolma harcı koyun. Üzerine asma yaprağı sarın.

    En son yağlı kağıda sarın. Tencerenin altına piyaz doğranmış soğan ve havuçları yerleştirin.üzerine yağlı kağıda sarılmış dolmaları yerleştirin. Üzerine biraz zeytinyağı ve enginarın kalan suyunu ilave edin. En az 45 dakika kısık ateşte pişirin.
    Sebzelerin dibini tutmamasına dikkat edin. Biraz daha sıcak su ilave edebilirsiniz.
#22.11.2008 23:36 0 0 0
  • Malzemeler:
    1 kase soya filizi
    1 tutam buğday filizi
    közlenmiş kırmızı biber
    mor soğan
    turp
    roka
    kuzu kulağı
    maydanoz
    nane

    Sosu için:

    Nar ekşisi
    zeytinyağı


    Hazırlanışı:

    Servis tabağına 1 kae soya filizini alın.Üzerine 1 tutam buğday filizi,közlenmiş krımızı biber ince kesilmiş kırımzı biber,turp,roka kuzukulağı ince kesilmiş olan maydanoz ve nane ilave edip salat malzemesini ilave edin.

    Salatanın üzerine nar ekşisi ve zeytinyağı ilave edip salatayı servis edin.
#22.11.2008 23:33 0 0 0
#22.11.2008 23:29 0 0 0
  • noimage


    Malzeme:
    1 paket margarin
    1 su b. su ve süt karışımı
    2 yumurta
    1 paket yaşmaya
    tuz, tozşeker
    alabildiği kadar un


    İç harcı için:

    3 soğan
    250 gr. kıyma
    1 tutam maydanoz
    karabiber, kırmızı biber, tuz

    Hazırlanışı:

    Karıştırma kabına 1 su su ve süt karışımını alın.Üzerine 1 paket yaş mayayı ilave edin. 1 yumurtayı ve diğer yumurtanın sadece akını ialve edin.Üzerine 200 gr.margarin ilave edin. Hepsini karıştırın.Daha sonra üzerine alabildiği kadar un,tuz,toz şeker ilave edin.Karıştırarak kulak memesi kıvamında bir hamur elde edin. Hamuru bezelere ayırın.Bezeleri elinizle açın. İç harcı için tavaya 3 adet yemeklik kesilmiş soğanı alın.Üzerine 250 gr.kıymayı ilave eip birlikte kavurun.Üzerine ince kıyılmış maydonozu,karabiber,kırmızı biber ve tuz ilave edip bir iç harç elde edin. Açtığınız bezelerin içlerine kıymalı harçtan koyup kapatın.Fırın tepsisine dizin. Önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında pişirin.
#22.11.2008 23:27 0 0 0
  • Konu: Talaş Pide
    noimage


    Malzemeler:
    5 su b. un
    1 paket kuru maya
    1 tatlı k. tuz
    alabildiği kadar su


    İç harcı için:

    Yarım kg. kuzu eti
    3 soğan
    1 su b. bezelye
    1 tutam maydanoz
    sıvıyağ
    tuz, karabiber
    kekik

    Hazırlanışı:

    Karıştırma kabına 5 su bardağı unu alın.Üzerine kuru mayayı ilave edin. 1 tatlı kaşığı tuzu ilave edin.Üzerine alabildiği kadar ılık su ilave ederek kulak memesi kıvamında bir hamru hazırlayın. Hamuru bezelere ayırın.Bezeleri merdane ile açın.İç harcı için kuzu etini tavaya alıp kavurun.Etin rengi döndükten sonra üzerine küp kesilmiş olan sopanları ilave edip et ile birlikte kavurun.Kavrulduktan sonra bezelyeyi ekleyin.Ocaktan aldıktan sonra üzerine ince kesilmiş maydonozu ilave edip bir iç harç elde edin. Bezelere ayırdığınız hamurların üzerine ilk önce kaşar peynir rendesi serpin.Üzerine etli iç harcı yayın.Hamurun kenarlarını kapatın.Pideleri bu şekilde hazırlayın.Fırın tepsisine dizin. Önceden ısıtılmış 170 dercelik fırında pişirin.Fırından çıktıktan hamurların kenarlarına sıvıyağ sürüp servis edin.
#22.11.2008 23:22 0 0 0
  • noimage


    Malzemeler:
    1 pasta keki


    Kreması için:

    2 su b. süt
    1 çay b. toz şeker
    2 çorba k. un
    1 çorba k. nişasta
    2 havuç


    Şantisi için:

    1 poşet toz şanti
    1 su b. süt

    Süslemek için:

    1 kase minik havuç
    toz şeker
    su
    pirinç yeşil fıstık



    Hazırlanışı:

    Kreması için tencereye 2 su bardağı sütü alın.Üzerine 1 çay bardağı toz şeker,2 çorba kaşığı un,1 çorba kaşığı nişasta
    ilave edin.Kremayı sürekli karıştırarak pişirin.2 adet havucu haşlayın.Haşlanan havuçları püre kıvamına getirin.Püre kıvamına gelen havuçları kremanın içine ilave edin ve karıştırın.Şantisi için bir kapta poşet toz şanti ve 1 su bardağı sütü miksrele çırpın.

    Kremanın içine 1 çorba kaşığı şanti ilave edip kremayı karıştrın.pasta tabanını zemini sarvis tabağına alın.Üzerine maamelat sürün ve ıslatın.Üzerine kremayı ilave edin.Diğer pasta tabını üsste yerleştirin.Pastayı şanti ile kaplayın.Pastanın kenarlarına pirinç yeşil fıstık serpin.Pastanın üzerine minik havuç az şakerli az su ile pişirn ile süsleyin.
    Pastanın üzerine pişen minik havuçları dizin.Üzerine bütün ceviz ve pirinç yeşil fıstık ile süsleyin.
#22.11.2008 23:06 0 0 0
  • Malzemeler:
    1 havuç
    1 patates
    1 tutam dereotu
    1 çorba k. tereyağı


    Terbiyesi için:

    1 kase yoğurt
    1 yumurta sarısı
    yarım limon

    2 çorba k. un
    tuz, su


    Hazırlanışı:

    Patatesi ve havucu rendeleyin.Tencereye 1 çorba kaşığı tereyağını alın.Tereyağı eridikten sonra rendelenmiş havucu
    ialve edip kavurun.Havuçlar kavrulduktan sonra üzerine rendelenmiş olan patatesi ilave edin.Üzerine sıcak su ilave
    edip kaynamaya bırakın.


    Terbiyesi için bir karıştırma kabınan 1 kase yoğurdu alın.Üzerine 1 adet yumurta sarısı ilave edin.Limon suyu ekelyin.
    2 çorba kaşığı unu ilave edip karıştırın.Üzerine soğuk su ilave edip karıştırın.Daha sonra üzerine sıcak su ekleyip tencereye terbiyeyi alın.Çorbayı pişrin.Çorba piştikten sonra servis tabağına alın.Çorbanın üzerine ince kıyılmış dereotu ilave edip servis edin.
#22.11.2008 22:59 0 0 0
  • noimage


    Malzemeler:
    6 elma
    4 karanfil
    4 çorba k. toz şeker
    su


    Muhallebsi için:

    4 su b süt
    2 çorba k. nişasta
    1 çorba k. un
    damla sakızı
    1 su b. toz şeker


    Üzeri için:

    Yeşil fıstık


    Hazırlanışı:

    6 adet elmanın üstünü ve altını kabuklarını soyun.Daha sonra elmaların iç çekirdeklerini çıkartın.Tencereye elmaları dizin.Elmaların üzerine 4 çorba kaşığı toz işeker ilave edin.Toz şekerin üzerine 4 adet karanfil ilave edin.Üzerine su ilave edip elmaları pişirin.

    Muhallebisi için ise tencereye 4su bardağı sütü alın.Sütün üzerine 2 çorba kaşığı nişasta,1 çorba kaşığı un,1 su bardağı toz şeker ve damla sakızı ilave edip muhallebiyi pişirin.Elmalar piştikten sonra fırın kabna alın.Elmaların ilk sıcaklığı geçtikten sonra ve üzerine muhalebiyi ilave edin.Elma tatlısı soğuduktan sonra servis edin.
#22.11.2008 22:55 0 0 0
  • Sinema sanatının 20. yüzyılda gelişmiş, kendinden önce yaygınlık kazanmış bulunan resim, heykel, müzik, mimarlık gibi çeşitli sanat dallarına dayalı, büyük teknik beceri gerektiren karmaşık bir sanattır. İzleyici karartılmış bir salonda perdeye yansıyan kendi somut gerçekliğiyle etkiler.

    Saydam bir film şeridi üzerindeki görüntüler ışığın yardımıyla bir perdenin üzerine art arda düşürüldüğünde, gözümüz bu görüntüleri hareket ediyormuş gibi algılar. Bunun nedeni beynin, gözün ağtabakası üzerine düşen görüntüyü, görüntü yok olduktan sonra kısa bir süre daha saklamasıdır. Ağtabakadaki yansıma gerçekten göründüğü süreden daha uzun bir süre algılandığından, bir cismin görüntüsü kaybolmadan öbür cismin görüntüsü ağtabakaya düşerse, film karakterlerinden göze yansıyan her görüntü birbirinin devamı olarak, yani hareket ediyormuş gibi görünür. Bu beynin yarattığı görsel bir hareket yanılsamasıdır. Sinema, bir olayı yada öyküyü bu yöntemle anlatmaya dayanan görsel bir sanat dalıdır. Görüntülerin kaydedildiği film şeridi saydam bir madde olan selüloitten yapılmıştır. Görüntüler filmin üzerine sinema kamerasıyla kaydedilir. Gösterim sırasında bunlar projeksiyon makinesiyle hareketli görüntüler biçiminde perdenin üzerine yansıtılır. Filmi çekilecek cisimden yansıyan ışık kameranın merceğinden geçerek, filmin ışığa duyarlı yüzeyindeki kimyasal maddeleri değişikliğe uğratır ve görüntü oluşturur. Hazırlanan film labaratuvarda çeşitli işlemlerden geçirildikten sonra gösterime hazır duruma gelir. Bir film makarasına sarılarak projeksiyon makinesine takılır. Makara belirli bir hızla dönerken, projeksiyon makinesinden çıkan ışık filmi aydınlatarak, hareketli görüntüler biçiminde perdenin üzerine yansıtır.

    Selüloit sağlam ve esnek bir madde olduğu için makaralara ve makinelere kolaylıkla sarılıp takılabilir. Çekim sonrasında birleştirme aşamasında istenmeyen görüntüler kesilip çıkarılarak, kalan bölümler özel bir tutkalla yada yapıştırıcı saydam bir bantla birleştirilebilir. Aynı zamanda ışığa son derece duyarlı olduğundan üzerindeki görüntüler net bir biçimde ve istendiği kadar büyütülebilir.
    Sinemada, 7,5-300 metre uzunluğunda, 70,35, 16ve 8 mm eninde film şeritleri kullanılır. Film şeridinin kenarlarında düzgün aralıklarla sıralanmış delikler vardır. Bu delikler film şeridinin kamera makarasına yada projeksiyon makinesinin dişlilerine sağlam bir biçimde sarılmasını, kaymadan dönmesini ve görüntülerin eşit aralıklarla yansımasını sağlar. Hareketli görüntüler elde etmek için gösterim sırasında filmin belirli ve değişmez bir hızla ilerlemesi gerekir. 35 milimetrelik profesyonel filmler her görüntü karesi için dört delik, 16 milimetrelik ve amatör filmler bir delik ilerler. Sesli filmlerde ekrandan saniyede 24, sessiz filmlerde 16 görüntü karesi geçer. Sessiz filmler bugünkü gelişmiş aygıtlarla gösterildiğinde figürlerin çok hızlı hareket etmeleri bu yüzdendir.

    Film çekme aygıtı olan kamera, fotoğraf makinesi ile aynı ilkelere dayanarak çalışır. Ama fotoğraf makinesinden en önemli farkı görüntüleri belli zaman aralıklarıyla ve son derece hızlı bir biçimde film şeridinin üzerine kaydetmesidir. Kullanılan film şeridine göre sinema kameralarının başlıca 70 milimetrelik, 35 milimetrelik, 16 milimetrelik ve 8 milimetrelik türleri vardır. 70 milimetrelik kameralar büyük ve görkemli görüntüler elde etmek için, 16 milimetrelik hafif kameralar bazı özel çekimlerde ve belgesel filmlerde, 8 milimetrelik kameralar amatörlerce kullanılır. Sinema filmleri genellikle 35 milimetrelik kameralarla çekilir.

    Lumiere Kardeşler'in hem alıcı, hem de gösterici olan sinematograf'ından bu yana kameralar önemli değişiklikler geçirdi. Gösterici ve alıcı birbirinden ayrıldı, boyutları küçüldü ve daha kullanışlı duruma getirildi. Elle çalışan kameraların yerine motorla çalışan kameralar aldı. Motor gürültüsünü önleyen bir sistem eklenerek görüntüyle birlikte sesi de kaydeden sesli kameralar geliştirildi. Bugün kullanılan 35 milimetrelik kamera hareketli görüntüler için saniyede 24 kare çeker. Bu hız artırılarak yada azaltılarak hareketin hızlı yada yavaş olması sağlanır. Gösterim sırasında projeksiyon makinesinin obtüratürü film karelerinin arasında kapanır ve ışığı keser. Ama bu o kadar hızlı bir biçimde olur ki, gözümüz hareketlerin aslında kesintili olduğunu ayırt edemez.


    Film Başlıyor

    Beynin yarattığı görsel hareket yanılsaması fotoğrafın bulunmasından daha önce de biliniyordu. 1824'te İngiliz fizikçi Peter Mark Roget'ın yayımladığı "The Persistence of Vision With Regard To Moving Objekcts" (Hareketli Cisimlere İlişkin Olarak Görüntünün Sürekliliği" adlı kuramsal çalışma, birçok mucidin ilgisini çekti. Her sayfasına resim çizilmiş bir kitabın sayfaları hızla çevrildiğinde görüntülerin kesintisiz bir biçimde hareket ediyormuş gibi görünmesi ve buna benzer birçok basit deney Roget'ın kuramını doğruluyordu.

    Çeşitli ülkelerden bir çok mucit bu kuramdan hareketle birbirine yakın zamanlarda benzer aygıtlar geliştirmişti. Bu bakımdan sinema kamerası ve projeksiyon makinesi gibi aygıtların ilk önce nerede ve nasıl ortaya çıktığını kesin olarak söylemek güçtür. 1830'lardan başlayarak Zootrop, taumatrop, fasmatrop, fenakistiskop ve praksinoskop adlarıyla bilinen çeşitli aygıtlar geliştirildi. 1882'de Fransız fizyolog Etienne- Jules Marey kuşların uçuşunu saptamak amacıyla saniye de 12 fotoğraf çekebilen "fotoğraf tüfeği" adını verdiği bir aygıt geliştirdi. 1887'de ABD'li Hannibal Goadwin fotoğraf çekiminde ilk kez selüloit film kullandı. Ardından New York'ta George Eastman makaraya sarılı selüloit film üretimine başladı. 1888'de Thomas Alva Edison üzerine ses kaydedilen mum silindirli fonograf'ı, daha sonra da ses ve görüntüyü birleştirmek amacıyla yardımcısı William Dickson'la birlikte kameranın ilk biçimi sayılan kinetoskop adını verdiği bir gösterim aygıtıyla 15 metrelik bir film şeridinin üzerindeki görüntüleri kesintisiz olarak art arda yansıtmayı başardı.

    Ne var ki, bu aygıt gözlerini iki deliğe dayayan tek bir izleyici tarafından kullanabiliyordu. Kinetoskopla filmin üzerindeki görüntüler art arda izlenebilmekle birlikte, hareketler kesintiliydi. Bunun nedeni her görüntü karesinin yeterince uzun bir süre ışıklandırılamamasıydı. Paris'te kinetoskopu gören Fransız Lovis (1862- 1948) ve Auguste (1862- 1954) Lumiere Kardeşler geliştirdikleri sinematograf adlı aygıtla ilk kez hareketli görüntü elde ettiler. Bu olay sinemanın doğuşunu müjdeleyen en önemli gelişmeydi. Sinematograf elle çalıştırılabiliyor ve yaklaşık 10 kilogramlık ağırlığı sayesinde istenen yere taşınabiliyordu. Filmin düzenli ve ke***li ilerleyişini sağlayan ve bugün de hala kullanılmakta olan tırnaklı bir düzeneği vardır.

    Lumiere Kardeşler halka açık ilk film gösterimlerini 1895'te Paris'te Capucines Bulvarı'ndaki Grand Cafe'de gerçekleştirdiler.

    Sinematograf hem film çeken, hem de gösteren bir aygıt olduğu için ancak 15 metrelik film şeridi alabiliyordu. Bu yüzden ilk filmleri oldukça kısaydı. Filmler iskambil oynayanlar, bir demircinin çalışması, askerlerin yürüyüşü ya da bir bebeğin beslenmesi gibi günlük yaşamdan alınmış görüntülerden oluşuyordu. Lumiere Kardeşler Lumiere Fabrikası'ndan Çıkan İşçiler adlı filmlerini Lyon'daki fabrikalarında, bir öğle tatili sırasında çekmişlerdi. Bir söylentiye göre Ciotat Garı'na Bir Trenin Gidişi adlı filmin gösterimi sırasında, kameraya doğru hızla yaklaşan tren görüntüsü izleyicileri dehşete düşürmüştü.

    Sonraları kısa komediler, haber filmleri ve belgeseller de çektiler. Sinema yoluyla belirli bir öykü anlatma dönemi Fransız yönetmen Georges Melies ile başladı. Bilimkurgu sinemasının da öncüsü sayılan Melies, aynı zamanda "film hileleri" kullanan ilk sinemacıydı. Melies'nin filmlerinde kamera aynı noktada duruyor ve öyküyü tiyatro sahnesindeymiş gibi görüntülüyordu. Melies 1900'lerin başlarında aralarında Ay'a Seyehat, Uzay Yolculuk gibi kısa film çekmiştir.


    İlk Sinemalar

    Sinema başlangıçta ilginç bir deney yada basit bir eğlence türü olarak görülüyordu. İlk film gösterimleri genellikle laboratuarlarda yada evlerde, birkaç kişilik toplantılarda yapılıyordu. Hızla artan ilgi karşısında daha geniş salonlarda halka açık paralı gösteriler düzenlenmeye başladı. Kısa zamanda yaygın bir eğlence aracına dönüşen sinema, 20. yüzyılın başlarında önemli bir ticaret ve sanayi dalı durumuna geldi. Film pazarı önceleri Fransızlar'ın elindeydi.

    Sonradan ABD'de kurulan yapımcı şirketlerin eline geçti. Halka açık ilk kısa filmler İngiltere'de ve ABD'de müzikli tiyatro oyunları sırasında gösteriliyordu. Sonraki yıllarda özellikle ABD'de nikelden yapılmış 5 sent gibi çok küçük bir parayla girilen ve yalnızca film gösterilerinin yapıldığı, nickelodeon adı verilen sinema salonları hızla yaygınlaştı. O dönemde, teknik aksaklıklar yüzünden filmler sık sık kesintiye uğrar, izleyicileri oyalamak ve salonda tutmak için büyük çaba harcanırdı.



    Sesli Sinemanın Doğuşu

    1927'ye kadar filmler bütünüyle sessizdi. Konuşmalar filmin akışına kısa aralıklarla kesintiye uğratan yazılarla veriliyor, film piyano, keman yada bir pikaptan çalınan müzik eşliğinde gösteriliyordu. Yaklaşık 6.000 kişi alan bazı büyük sinema salonlarında belli bir film için özel olarak bestelenmiş müzik parçasını çalan 40 kişilik büyük orkestralar bulunuyordu. Film seslendirme çalışmaları ise 1906'dan beri sürüyordu. İlk sesli film 1927'de çekilen, şarkıcı Al Jolson'un oynadığı Caz Şarkıcısı'dır. Sesli sinemanın ortaya çıkışıyla birlikte izleyici sayısında büyük bir artış oldu. ABD'de sinema sanayisi kısa sürede sesli sinema teknolojisine geçti. Yapımcılar stüdyolarını elektronik ses kayıt aygıtlarıyla donattılar, sinema salonlarına büyük hoporlörler yerleştirildi. 1930'lardan başlayarak tüm filmler sesli olarak çekilmeye başlandı. Sanatçıların kendi sesini kullanması bazı zorluklar getirdi. Bazı oyuncular ezberlemekte güçlük çekiyor, ABD'li olmayan oyuncular İngilizce'yi aksanla konuşuyor yada sesle görüntü arasında uyum sağlamadığı oluyordu. Bu nedenlerden ötürü sinemada bu dönem de ağırlık olarak tiyatro oyuncuları yer alıyordu.
    Japonya'da filmlerdeki konuşmalar benşi adı verilen anlatıcılarla iletilirdi. Bazı anlatıcılar öylesine başarılıydı ki, adları oyuncularla birlikte yazılırdı. 1940'lara kadar sürdürülen anlatıcı geleneği Japonya'da sesli sinemaya geçişi geciktiren başlıca nedenlerden biri oldu.

    Sesli sinemanın ilk yıllarında yönetmenlerin çoğu konuşmalara gereğinden çok ağırlık vererek, görüntüyü ikinci plana attılar. Oysa ses ve konuşmaların asıl işlevi görsel anlatımın etkisini artırmaktı. Ses öğesini görsel anlatımın tamamlayıcı ve güçlendirici bir parçası olarak kullanmayı başaran ilk yönetmen Fransız Rene Clair oldu. Clair'in Milyon adlı filmi bu uygulamanın en yetkin örneklerinden biriydi. Sesli sinema oyunculuk alanında önemli değişikliklere yol açtı. Sessiz sinemanın abartılı el kol hareketlerine dayanan üslubu tümüyle anlamını yitirdi. Sesin görüntüye uyguluğu, oyunculukta doğallık ve yalınlık önem kazandı. Sonuçta sesli sinema kendi yıldızlarını yarattı. Hollywood filmlerinde rol alan Clark Gable, James Cagney daha önce Alman sinemasında adını duyuran Marlene Dietrich, çocuk oyuncu Shirley Temple ve sinema tarihinin efsane kadını İsveçli Greta Garba gibi yıldızlar ün kazandı.

    Aynı dönemde çocukların severek okuduğu ve izlediği Miki Fare'nin yaratıcısı Walt Disney ilk sesli çizgi filmlerini gerçekleştirdi. Dönemin önde gelen yönetmenleri John Ford, Howard Hawks, Frank Capra, George Cukar ve Orson Welles özgün usluplarıyla sinema sanatına önemli katkılarda bulundular. 1930'larda İngiltere'nin yetiştirdiği önemli yönetmenler Anthony Asguith ve gerilim filmlerinin babası sayılan Alfred Hitchcook'tu. 1933'te Alexander Karda ünlü aktör Charles Laughton'un oynadığı Kadınlar Celladı filmiyle tarihsel konulu film geleneğini başlattı.

    Fransa'da sesli sinema Rene Clair, Jean Vigo ve Jean Renoir'ın filmleriyle doruğa ulaştı. Vigo, Hal ve Gidiş Sıfır ve I'Atalante gibi şiirsel üslubu ağır basan filmler yaptı. Gerçekçiliği ve güçlü anlatımıyla dikkati çeken Jean Renoir'ın 1937'de tamamladığı Büyük Aldanış savaş karşıtı bir filmdi. Bundan başka Hayvanlaşan İnsan ve Oyunun Kuralı gibi önemli yapıtları da vardır. Almanya'da sinemacılar 1930'ların başlarında bazı güzel filmler çektiler. Ne var ki, Naziler'in yönetime gelmesi birçok sinemacının çalışma olanağını yok etti.

    1930'ların aynı zamanda renkli sinemaya geçiş dönemi oldu. Üç temel renk kullanımına dayanan ve technicalar adıyla bilinen renklendirme yöntemi ilk kez Walt Disney'in Üç Küçük Domuz adlı çizgi filminde kullanıldı. Disney'in ilk uzun metrajlı renkli filmi 1937'de tamamladığı Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler'dir.
#22.11.2008 20:37 0 0 0