ChE
Tuggeneral
tanımıyorum ama iddialı birine benziyor,sanırım saadet partisi,AKP den bu kişi sayesinde zaten kendisine ait olan tabanın çok kısmını geri alacak gibi görünüyor.main-board
Evet, aynen öyle görülüyor...AKP'nin % 30 oyu Saadet'indir..Bu büyük bir ihtimaldir..Oylar geri gelecektir..Numan bey Tayyip'den daha tecrübelidir...Karizma sahibidir..Milletimiz onu henüz tanıyamamıştır..Seçime doğru iyice tanıyacaktır...
Ne dersin ,bu sefer "SAADET" diyelim mi acaba?...
Selamün aleyküm muhterem kardeşlerim...Yüksek Seçim Kurulu'nun ,sandık bilgisi doğrulama yeri açılmıştır...Nerede ve hangi sandıkta oy kullanacağınızı öğreniniz...Aşağıdaki linki tıklayınız...Ayrıca bu linki yer imlerine veya sık kullandıklarınıza ekleyiniz...Unutmamanız için size ileri de lazım olacaktır...
MaRaBoGLu61
Board Polisi
Oy Hakkımız yok yurtdışında olduğumuz için ikinci sınıf vatandaşız acı ama gerçek
yıllardır buna hiçbir hükümet çözüm bulamadı bulamıyacakta
Seçim zamanı Türkiyeye Hangi parti uçak kaldırıyosa oyumu ona vereceğim
Gidiş dönüş biletimi alana atarım oyumu
Kardeş, senin bir şeyden haberin yok galiba..Seçimlerden 1 ay evvelinde gümrük kapılarına sandık kuruluyor..Gelen gurbetçiler orada oylarını atıp gidiyorlar..Daha sonra da seçim akşamı sandıklar açılıp Türkiye genelinde,oy verdikleri partilere dağıtılıyor...
Bir uçak parasıyla oy için geleceksen gelme!...Kaçak gelsen çok iyi olur..Hem de masrafın da olmaz...
Nasıl fikir ama?...
Hastalıklarda birer nimettirler..Çünkü hastalıklar olmasa insan azabilir..Onun için hastalık olacak ki Mevlamız unutulmasın ve anılsın...Şifa da istenecektir..Bilerek belayı istemek akıl kârı değildir...
Paylaşımlarınız için çok çok teşekkürler...
conqueror
Herhangi bir parti yanlısı değilim, ilk tercihim MHP ve CHP. Ancak ikisininde başındaki insanlar oldukça oy vermem. 29 Mart'a kadar neler değişir neler yeni olur bilemiyorum ama şu an koşullarda durmak yola devam..
Kardeş, Saadet Partisi'nin yeni genel başkanı sayın PR.DR.Numan Kurtulmuş Bey'i tanımanı isterim...Onu basın ve medyadan takip ediniz..Tercih sizindir...
Saygılar efendim..
Oy vermenin anlamı...
Oy vermek; Bir parti veya bir siyasi şahsa oy verirken şu demektir..."Benim malım, namusum, iffetim, param, vatanım ve milletim sana emanettir..Sen bunları koru ve milletin hayrına ve isteğine göre görevini yap!" demektir kısacası..Benim oyum boşa gider, bari filan parti veya kişi kazansın da ne olursa olsun anlayışı çok yalnış bir düşüncedir..Sonrasında o kimse şayet yamuk bir adam ise, hem vatana ve de hem millete ihanet etmiş demektir..Türkiye'de siyaset artık kirlenmiştir...Şahsiyetli iç ve dış politikalara son derece ihtiyacımız vardır...Artık zaman kaybetmek istemiyoruz..
Seçmesini bilmeyenin şikayet etmeye de hakkı yoktur...Oylarınızı istismar ettirmeyiniz..Yoksa hesabını Allah soracaktır.."Niçin verdin niye verdin, amacın ne idi?" gibi suallerle hesaba çekileceğimizi de unutmayalım tamam mı kardeşlerim..
__________________
Saadet Partisi genel başkanı sayın PR.DR.Numan Kurtulmuş Bey diyor ki:
"HZ.MUSA GİBİ GELİP,FİRAVUNLAŞIP GİTMEYECEĞİM,FİRAVUNLAŞMAYACAĞIM"diyor...
Ben Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim 11 Ocak 2009
Gülden AYDIN/gaydin@hurriyet.com.tr
Saadet Partisi'nin iki aylık Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş , geçen hafta partisinin Çağlayan'da düzenlediği Gazze mitinginde, büyük bir kalabalığın önünde konuştu. İsrail buldozerlerinin ezerek öldürdüğü ABD'li kadın barış eylemcisi Rachel Corrie'nin fotoğrafını kürsüden göstererek "Bu iş Müslümanlık meselesi değil, insanlık meselesidir" dedi.
Numan Kurtulmuş, her ne kadar Erbakan'ın veliahtı olarak görülse de, farklı bir jenerasyondan. Duruşu ve üslubu Milli Görüş'ün geleneksel lider tipine çok benzemiyor. İşletme profesörü, eşi de profesörlüğüne az süre kala üniversiteden ayrılmak zorunda kalmış bir iktisatçı. Siyasete Refah Partisi döneminde başladı ama hiçbir zaman çok hırslı bir politikacı gibi görünmedi. Refah Partisi kapatıldıktan sonra da AKP saflarına katılmadı. Daha sonra Tayyip Erdoğan tarafından çağrıldığı halde, reddetti.
AKP'nin alıp başını gitmesinden sonra, geride kalan yaşlıların partisi gibi gözüken Saadet Partisi, bu yeni liderle değişecek mi, marjinal parti olmaktan kurtulacak mı, AKP'yi zorlayabilecek mi? Numan Kurtulmuş, veliahtı olarak görüldüğü Erbakan'dan ve vaktiyle aynı saflarda mücadele ettiği Tayyip Erdoğan'dan ne kadar farklı? Bu sorulara cevap aramak için Numan Kurtulmuş ve eşi Sevgi Kurtulmuş ile Ankara Oran'da yeni tuttukları evde buluştuk.
Necmettin Erbakan'la ne zaman tanıştınız, en çok hangi sözü etkilemişti sizi?
-Rahmetli babam, Erbakan Hoca'dan birkaç yaş büyüktü. Babama ağabey, diyordu Erbakan Hoca. Onu ilk dinlediğimde 9-10 yaşındaydım. Milli Nizam Partisi'nin kuruluş çalışmalarıydı. Herkesi ayağa kaldırdı, zafer inananlarındır, dedi. Koca İstanbul'da bir avuç insan ve zafere adanmışlık, beni çok etkiledi.
Babanız Milli Nizam Partisi'nin kuruluşunda yer almadı mı?
- Özellikle kenarda kaldı. 1977 seçimlerinde MSP'den milletvekili adayı olması için çok zorladılar, kaçamadı. Kazanamayacağı bir yer olması şartıyla aday oldu. Ordu'dan senatör adayı oldu, iki üç ay çalıştı, kazanamadı.
Aktif siyasete katılmanız babanız gibi kararlı davranamadığınız için mi?
-Birçok kere teklif gelmişti, kabul etmemiştim. Ama 28 Şubat sonrası oluşan antidemokratik durum seyredilemezdi. Siyasete bolluk ve yükseliş zamanlarında değil, daralma ve düşüş zamanlarında girdim. 1998'de, partinin en zor ve çalkantılı zamanında.
Peki o günden beri nasıl bir dönüşüm yaşadınız, değiştiniz mi?
- En sert konuyu bile karşımdakini kırmadan anlatabilmeyi gençliğimden beri başarıyorum. Geçmişimde şunu yapmasaydım, şöyle bir taassubum vardı, değişti, dediğim bir şey yok.
Saadet Partisi'ne Genel Başkan seçildiğiniz 26 Ekim'de söylediğiniz gibi Milli Görüş'ün şahlandığı gün mü oldu? SP'nin statükosunda ne değişti?
-Hiçbir kongremizde görmediğimiz bir susamışlık vardı. Yeniden doğuş, ateşteki közün üflendiği bir kongre. 13 merkezde Saadet Türkiye Buluşmaları'na başladık. Geçen hafta Karadeniz'deydik. Salonlar sadece tıklım tıklım değil, çok büyük coşku var.
KENTSOYLULUĞU BEN SEÇMEDİM
Akademisyen, kentsoylu Numan Kurtulmuş'a SP gömleğinin dar geleceği iddia ediliyor?
-Ne yapalım, kentsoyluluğu ben seçmedim. Bu bana ayrıcalık da kazandırmaz, negatif bir durum da değil. SP kadrolarıyla aramızda gömlek uyumsuzluğu yok.
Muhafazar kesimde sevilmeniz SP'ye yetecek mi? Hangi yenilikleriniz var?
-Türkiye'nin en büyük sıkıntısı, siyasi geleneklerin zor sürdürülmesi. 12 Eylül'ün Türkiye'ye yaptığı en büyük kötülük budur. Bizim Milli Görüş geleneğimizin üç temel koordinatı var: Medeniyetimizi, inançlarımızı önemsemek. İkincisi yeniden büyük Türkiye. Üçüncüsü de yeni ve adil bir düzen için mücadele etmek. Bu üç temel koordinattan asla vazgeçmeyiz. Ama 1970'lerde MSP'nin ağır sanayi hamlesinden bugün bahsetmemizin hiçbir anlamı yok. Yine o zamanki gibi dünyaya kapılarını kapatmış onurlu bir dış politikadan bahsedemeyiz. Siyasal dilde kavgacı, biz ve onlar diye ayırıp farklılıklar üzerinden siyaset geliştiren üslubu Türkiye taşıyamaz.
AKP şimdi merkeze oturdu...
-Bu fikre katılmıyorum. 28 Şubat'tan sonra şartlar olağanüstüydü. 3 Kasım 2002 seçimleri eski siyasi partileri tasfiye etti. Millet AKP'ye üç gerekçeyle oy verdi: Ekonomik pastadan millet lehine pay ver, statükoyu millet lehine değiştir, özgürlük alanlarını genişlet. Bu aslında, yeni merkezin ne olması gerektiğinin tanımıydı. Özal daha zor şartlarda merkeze oynamıştı. Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan gibi karizmatik liderlerin nefesini ensesinde hissetmişti. Ama Erdoğan, tamamen temizlenmiş bir alanda oy aldı. Yine de milletin verdiği talimatı yerine getiremedi. AKP, siyasi merkezi yeniden kurmak yerine kendisine gösterilen yerde durmayı tercih etti.
Ama son seçimlerde oyların yüzde 47'sini aldı?
-Yüzde 47 oy, muktedir parti olması anlamına gelmiyor. Konjonktürün kendisine sağladığı imkanları başarıyla kullandı ama fikri müdiri yani siyasi paradigması olmadığı için kendisine verilen ödevler, karşılanamamış bir biçimde duruyor.
SP'nin Necmettin Erbakan'dan devraldığı mirası muhafaza ederek merkez partisi olacağına inanıyor musunuz?
- Merkez, çevre parti gibi tanımların Türkiye'nin yeni gerçekleri karşısında pek anlamı kalmadı. Bedeli neyse ödemeye hazır bir siyaset yapmadığınız sürece toplumun ihtiyaçlarını karşılamıyorsunuz. Çok oy alıyor, bir müddet sonra da gidiyorsunuz.
AKP'DEN FARKIMIZ VAR
İslami vurgu hep ağır basacak değil mi SP'de?
- Bu ülkenin medeniyeti, asırlardır getirdiği birikim, ülkemizin kendi kültürü. Bunun en büyük payı da Müslümanlık kültürü.
Din üzerinden siyaset mi yapacaksınız?
- Dini asla siyasete alet etmeyeceğiz. Bizim devlet anlayışımızda devletin din empoze etmesi asla kabul edilemez. Bu zaten İslam'ın temel öğretisine aykırı. Bizim anlayışımızda devlet insanları özgürleştirir ve adalet sağlar.
Erdoğan'dan, AKP'nin önder kadrolarındaki eski arkadaşlarınızdan ne farkınız var?
-Mesela ekonomide Kemal Derviş'in bıraktığı programa harfiyen uyuyorlar. Erdoğan, AB bizim için vazgeçilmez medeniyet programı, dedi. Bize ait olmayan bir medeniyet olan AB'nin terbiye salonunda Türkiye'nin bekletilmesine razı olmak, onların bizden farklılaştığı ikinci nokta. Büyük Ortadoğu Projesi'nin bölgede halkları bölerek küresel hakimiyeti pekiştirme tezi olduğuna inanıyoruz. Ama ne yazık ki AKP'li arkadaşlar bunu bir demokrasi projesi olarak gördüler. Şimdi anlıyorlar ama Üsküdar'da akşam oldu.
Tayyip Erdoğan'la ne zaman tanıştınız? Yakın görüşür müydünüz?
-Çok eskiden, MSP Gençlik Kolları başkanıyken tanışmıştık. Ama çok yakın, ailece görüşmemiz, çalışma arkadaşlığımız olmadı.
Sürekli olarak Tayyip Erdoğan'la kıyaslanmanız canınızı sıkıyor mu?
-Hiçbir şekilde başkasıyla kıyaslanmak istemem. İki kardeş bile birbirine benzemez.
Papazlarıyla yürüyen topraksız Meksika köylülerinin arasında keşke ben de olsaydım
Rachel Corrie'nin hikayesini okuduğumda çok etkilendim. Gencecik bir kız. Kendisine ait olmayan topraklarda, başka bir kültüre sahip insanların zulme uğramasına karşı çıkmak için canından vazgeçiyor. Bu, insanlığın zirvesi. Partimizin Gazze mitinginde konuşmaya başladığımda ön sırada bir genç, Rachel Corrie'nin fotoğrafını tutuyordu. Gözüme çarptı. Siz Rachel Corrie'yi mi tercih edersiniz yoksa zalimler bizi koltuklarımızdan etmesin diye önlerinde secde eden sözde Müslüman ülkelerin liderlerini mi, dedim. Konuşmamın bir yerinde de, "Bizim için herhangi bir ırk, din, mezhep mensubuna kategorik olarak düşmanlık yapmak yoktur", dedim. İki yıl önce televizyonda seyretmiştim. Bir milyon topraksız Meksika köylüsü, papazlarıyla birlikte yürüyordu. O köylülerin arasında keşke ben de yürüseydim.
AYNI ÜNİVERSİTEDE ASİSTANKEN TANIŞTILAR
Doç. Dr. Sevgi Kurtulmuş ve Prof. Dr. Numan Kurtulmuş aynı üniversitede asistan oldular, 1988'de evlendiler. Numan Kurtulmuş, 1990'da Cornell Üniversitesi'nde konuk öğretim üyesi olunca üç buçuk yıl ABD'de kaldılar. "Hayatımızın en formalitesiz, en güzel yıllarıydı" diyorlar. Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, 1998'de İstanbul Üniversitesi Rektörü olduğu gün iki karar aldı: Sevgi Kurtulmuş'la aynı bölümde öğretim üyesi olan Nur Serter'i rektör yardımcısı yaptı, bir de derslere başörtüsüyle giren tek öğretim üyesi olan Sevgi Kurtulmuş'u açığa aldı. Sevgi Kurtulmuş altı ay süren bir hukuk mücadelesinden sonra üniversiteden ayrıldı. Aynı yıl eşi Numan Kurtulmuş, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı oldu. Numan Kurtulmuş, üç kuşaktır İstanbul Fatihli dindar bir aileden. Babası dahiliye uzmanı Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş, İstanbul İlim Yayma Cemiyeti'nin kurucusuydu. Oğlu Numan'ı evin yanıbaşındaki İstanbul İmam Hatip Lisesi'ne gönderdi. Kurtulmuş çifti şimdi Fatih'teki aile apartmanında oturuyor. Üç çocukları var: Ayşe (19), İsmail (16) ve Emir (13).
SEVGİ KURTULMUŞ
Çalışma hayatından gelmiş, eğitimli insanların giyim tarzı, gezmeye giderken giyinenlerden tabii ki farklı olur
Yazar Elif Çakır, sizi Leydi Diana'ya benzetmişti. "Şık giyimi, kültürü ve eğitimiyle tam bir leydi" diyor. Öyle misiniz?
- Onun teveccühü, iyi niyeti...
Eşiniz SP yerine AKP'yi seçseydi şimdi TV ve gazetelerde giyim zevkinizle konu olacaktınız. Eski partili kadın arkadaşlarınızı şimdi önemli protokollerde görünce içiniz burkulmuyor mu?
-Hayır. Keşke yaptıkları bir sosyal projeyle anılabilseydi bu arkadaşlarım, o zaman gıptayla bakarım. Mesela Emine Erdoğan'ın Gazze'deki katliamı durdurabilmek için First Lady'leri toplantıya çağırmasını çok takdir ettim.
Hangi renkleri, kostümleri tercih ediyorsunuz?
-Uzun yıllar akademisyenlik yaptığım için zamanla oturmuş bir tarzım oldu. Siyah, beyaz ve koyu tonları tercih ederim. Parlak renklerde giysi almak aklımın ucuna bile gelmedi. Cafcaflı ve karışık renkli başörtülerinin bana yakışmadığını düşünürüm.
İslami kesimin Erbakan Ailesi'nden günümüze estetik zevkini nasıl buluyorsunuz?
-Tarz zaman içinde oluşur. Eğitim ve çalışma hayatı olmamış, sadece gezmeye giderken giyinen insanlarla, çalışma hayatından gelmiş, eğitimli insanların giyim tarzı tabii ki farklılık gösterecektir.
İslami kesimin yeni zenginlerinin saray gibi şaşaalı dekore edilmiş evlerini gazetelerde görüyoruz. Siz ne diyorsunuz?
-Lüks merakım hiç olmadı. Biz sade yaşayan insanlarız. Bunu değiştirmeyi de hiç düşünmedik. Böyle yaşayanları onaylamasam da söyleyecek çok şey olmadığını biliyorum.
NUR SERTER'İN SAMİMİYETSİZLİĞİNİ ANLAMAKTA ZORLUK ÇEKİYORUM
İstanbul Üniversitesi'nde yarım kalan bir akademisyenlik kariyerim var. Öğrencilerimi özlüyorum. Son günlerde CHP milletvekili Nur Serter'in başörtülülere, çarşaflılara rozet takmasını büyük bir hayretle izliyorum. Halbuki o biliyorsunuz, İstanbul Üniversitesi'ndeki ikna odalarının mucididir. Bu kadar samimiyetsizliği anlamakta zorlanıyorum.
Bu kadar eşşeğin arasında ne işin var?
Osmanlı'nın ünlü tiplerinden birisi de Öküz Mehmet Paşa'dır.
Bu ilginç lakabı taşıyan paşayla ilgili birçok fıkra anlatılır.
Bunlardan birisi şöyle:
Paşa bir gün karargah çadırında komutanlarıyla birlikte oturuyor, harp planları üzerinde çalışıyormuş.
O sırada, bir sığır sürüsünün oradan geçeceği tutmuş. Sürü çadırın yanından geçip giderken bir öküz, çadırın kapısından içeri kafasını uzatmış, içerdekilere bakmış bakmış, "Möööö!" diye seslenmiş, sonra yoluna devam etmiş.
Komutanları almış bir gülmek!...
Kıkır kıkır gülüyor, sessizlikte ve hiç gülünmemesi gereken durumlarda, bulaşıcı bir hastalık gibi insanları saran krizi zor bastırıyorlarmış.
Öküz Mehmet Paşa da durumun farkına varmış elbette ama bilmezlikten gelip sormuş.
"Niye gülüyorsunuz?"
Komutanlar,
"Kusura bakmayın paşam," demişler. "Siz bu öküzün lisanından anlarsınız. Acaba ne dedi?"
Paşa istifini hiç bozmamış:
"Öküz dedi ki," diye tercüme etmiş."Seni biliyoruz, bizdensin... ama bu kadar eşşeğin arasında ne işin var ?..." [Bir gazeteden alıntı]
Tmolos kardeşimizin son mesajı bana çok olumlu geldi..Başka mesajları da böyle güzel olsa idi şimşekleri üzerine çekmeyecekti...Lakin bazı sözler yanlış anlaşıldığından cevapları kırıcı oluyor..Karşımızda ki kişinin ne maksatla söylediğini iyice bilmemiz lazım..Her neyse;
Tmolos kardeşim..Allah yar ve yardımcınız olsun..Yolunuz açık olsun..Szler için duacıyız...Selametle gidip gelmek nasip olsun İnşaallah...
Allah'a emanet olunuz...
Kurtulmuş`tan sorulara cevap!
06-01-2009 / 17:38
Vahşete seyirci kalmak gibi bir lekenin kıyamete kadar Türkiye`nin alnında kalmaması için derhal harekete geçilmelidir.
TV8`de canlı olarak yayınlanan "Erkan Tan`la Başkent`ten" programına katılan Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Çağlayan`da Saadet Partisi öncülüğünde ve 150`yi aşkın STK desteğiyle düzenlenen "Filistin`e Destek" Mitingi`nin son yılların en organize, en muhteşem, en disiplinli ve en kalabalık miting olduğunu söyleyen Kurtulmuş, "Saadet Partisi iktidarında AKP`den farklı ne yapabilirsiniz" sorusuna meydanda tek yürek olan Filistin sevdalılarına da onaylattığı önerilerini dile getirerek cevap verdi.
Kurtulmuş konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Saadet Partisi iktidarda olsaydı Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihi misyonunu yerine getirerek üzerine düşeni yapacaktı.
1) İlk olarak hükümet Türkiye`nin İsrail`deki büyükelçisini derhal geri çekecekti.
2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sadece büyükelçimizi çekmekle kalmayacak, aynı zamanda Birleşmiş Milletler, İslam Konferansı Örgütü, Arap Birliği, Avrupa Birliği gibi kuruluşları da harekete geçirerek İsrail`in bu vahşetine karşı tavır almaları için somut adımlar atacaktı.
3) Hükümet, İsrail-Suriye görüşmelerindeki arabuluculuk rolünden vazgeçtiğini derhal bütün dünyaya deklare edecekti.
4) Türk Kızılay`ı devreye sokularak Gazzeliler`in ihtiyacı olan acil yardım malzemelerini büyük bir etkinlikle organize edecek, bölgeye gönderecekti.
5) Bu saldırılar neticesinde Gazze`de meydana gelen yaralılar derhal bir havayolu koridoru oluşturularak Türkiye`ye getirilip tedavileri yaptırılacak veya Türk Kızılay`ı tıbbi ve doktor ekip ve ekipmanlarıyla bölgeye girerek yaralıların ve hastaların tedavilerini yapacaktı.
6) Türkiye-İsrail Dostluk Grubundaki parlamenterlerin istifası ile bu grubun feshi sağlanacaktı.
7) İsrail`le askeri anlaşmalar iptal edilecekti!
8) İsrail jetlerinin Konya`daki eğitim uçuşlarına son verilecekti!
9) Gazze katliamı müsebbibleri uluslararası savaş suçları mahkemesine çıkarılacaktı.
Bu bir acil eylem planıdır ve devreye sokulmadığı müddetçe yapılacak hiçbir etkinlik İsrail`in gözünü kan bürümüş acımasızlığını durduramayacaktır. `Filistin`in tapuları Türkiye`dedir` demek yetmez. Bu vahşete seyirci kalmak gibi bir lekenin kıyamete kadar Türkiye`nin alnında kalmaması için derhal harekete geçilmelidir."
Bir seyiciden gelen "AKP`ye Erbakan`ın devamı diye oy verdik ancak onlar ABD`ci çıktı, siz de öyle mi olacaksınız" sorusuna, değil Milli Görüş gömleğini çıkarmak imkan olsa Sultan Fatih`in Topkapı Sarayı`ndaki kaftanını giymek istediklerini dile getirerek cevap veren Kurtulmuş, kongrede sarf ettiği "ALLAH`tan başka kimseye kul olmayacağıma, `ne yapalım reel politik` demeyeceğime söz veriyorum!" ifadelerini de cevabına ilave etti. Kurtulmuş, hükümeti özüne, Milli Görüş`e dönmeye de davet etti.
"Erbakan Hükümeti döneminde İsrail pilotları Konya semalarında eğitildi mi?" sorusuna "Kesinlikle hayır!" cevabını veren Kurtulmuş, Erbakan Hükümeti döneminde bakan olup şu anda Saadet Partisi yöneticisi olan arkadaşlarının bu konuda bir çalışma yaptığını ve bu ve benzeri iddiaların bir dezenformasyon olduğunu, söz konusu anlaşmanın Refah-Yol hükümetinden önce yapıldığını dile getirdi.
"Erbakan`ın bu ülkeye beş hizmetini sayar mısınız? sorusuna MSP-CHP koalisyonu ile başlayan Kurtulmuş, doğu ve güneydoğuda yatırımlar ile istihdamın artırıldığını, Kıbrıs Barış Harekatı ile şahsiyetli bir milli duruş serdilendiğini, Refah-Yol döneminde ise toplumun her kesiminin milli gelirden eşit pay almasının sağlandığını, D-8 birlikteliği ile cumhuriyet tarihinde ilk defa lider ülke olma idealinin güdüldüğünü ve nihayetinde Türkiye`nin itibarının yükseltildiğini söyledi. Erbakan`ın MSP döneminde şahsiyetli bir dış politikaya imza attığını dile getiren Kurtulmuş, 1980 yılında zamanın Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen`in İsrail yanlısı politika güttüğü gerekçesiyle, 24 kişilik MSP grubu gensorusu ile düşürüldüğünü hatırlattı.
Seçmenin Ak Parti`ye dört beklenti ile oy verdiğini dile getiren Kurtulmuş, ekonomik pastadan milletin de adil bir bölüşümle pay alması, özgürlüklerin genişletilmesi, mevcut statükonun millet lehine değiştirilmesi ve sivil bir anayasa değişikliği gibi beklentilerde somut bir sonuç almayan Ak Parti`nin "ben değiştim" diyerek kendine göre bir çıkış yolu bulduğunu dile getirdi.
Kurtulmuş programdan Erkan Tan`ın başarı ve kolaylık dilekleriyle ayrıldı
Ben bir ara 3-4 sene önce hastane de hasta olarak yatıyordum...O zaman, bizim odamıza birisi girdi ve dedi ki:
Allah rızası için yardım edin!..Annem ameliyata alındı paramız yok, sigortamız yok ne olur yardım edin!" diye yalvarıyordu..Fakat ben o adamın yalancı olduğuna dail şüphe ettim..Kimseye de bir şey diyemedim...Birkaç kişiden para kopardı gitti...Aradan 5- 10 dakika geçti ki, Hastane de hademelik yapan birisi girdi ve bize dedi ki:"Abiler, az önce buraya bir hastam var diye, ameliyat için para isteyen kimse girdi mi?" dedi.."Evet, girdi" dedik...Hademe dedi; "Yahu abilerim, bu adam sahtekarmış, ameliyathane de kimseler yok, ben doktorlara da sordum, öyle bir hasta bize gelmedi dediler.." diye bizlere anlattı ama o sahtekarı kim bulacaktı ki?..Topladığı paraları alıp toz olup gitmiş...
Bunları niye anlatıyorum..Dilencilik asla bir meslek değildir,ama gayri resmi meslektir...Gerçek fakirler dilenmezler...Onları bulmamız lazım ki hayır yapalım..Yoksa hep enayilerden oluruz..Vicdanlarımızla değil, aklımızla hareket edelim..Benden söylemesi...
İslam'a uygun söyleyen kardeşlerime örümcek kafalı diyenlere bir çift sözüm vardır:
İslam'dan anlamadığınız besbelli olmuştur..Hiçbir delilleriniz yokken, desteksiz atışlarla kendinizi bir şey biliyor mu sanıyorsunuz?..Size göre, İslam'ı savunanlar örümcek kafalı oluyorsa, Kİ öyle düşünüyorsunuz..Eğer aydın olduğunuzu söylemek istiyorsanız bu memleketin hali ne böyle Allah aşkına?...Sizler İslam'dan nasibini alamamış güruhlarsınız...Nerede ve nasıl yetiştirildiğinizi bir kere irdelemek lazımdır ki ne olduğunuzu bilelim...Sağlam bir din terbiyesi ve eğitimi görmüş kişilerden hakaret ve rencide edici sözler çıkmaz..Bu kişinin avam ve pasif olduğunu gösterir..İslam'dan bilmediği halde;hemen neden öne atılıp da eleştirme gayretinde oluyorsunuz?...Neymiş efendim, "bana akıl verme, din öğretme, o sende kalsın!" demek, "ben cahilliğime devam edeceğim demektir...Cahillere verilecek en güzel cevap susmaktır...Anlamayana bir şey anlatmak da akıl kârı değildir...
Allah aşkına, o İslam'ın bazı prensiplerini eleştirenler:Acaba kaç siyer,hadis,fıkıh, tefsir kelam dersleri görmüşlerdir?...Darwinizm'i kabul edenlerin kafasına vursak da bir şey anlamazlar ve anlamak istemezler....
Bunlarla vakit geçirecek zamanımız yoktur...Varın bunları kendi hallerine ne yaparsa yapsınlar!...Flört ayaklarına gitsinler..
Bizim bir akrabamızın kızı nişanlı olarak tam 3 sene flört hayatı yaşadılar..Sonradan da öğrendik ki çoktaan birbirini terketmişler..Hatta birbirlerinden ayrılmayacaklarına dail yemin de etmişlerdi..Ne oldu şimdi?Flört hayatını sevenler ve savunanlar artık bir kere daha düşünsünler!..Ben daha önceden de demiştim; 40 sene de geçse evlenmedikten sonra, gerçek ahlakını bilemeyeceklerdir diye herkese söylemiştim..Her zaman olaylara ferasetle bakarım..Yanılma payım yok denecek kadar azdır..Önyargılı olmadığım için her zaman ben haklı çıkıyorum,Allah'ın izniyle...Ben kâhin de değilim...Hayatın medresesinde okudum.Öyle kulaktan dolma bilgilerimde yoktur...Unutmayın ki; TECRÜBELER KONUŞUNCA,VARSAYIM VE HAYALLER ORTADAN KALKAR, VESSELAM...
Bu arada; Kıymık bacımıza ve Levis-501 kardeşlerime de candan teşekkür ediyorum,Şuurlu oldukları için..Bu kardeşlerimiz gereken cevapları vermişlerdir onlara...