Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Büyük Hedefler Için Büyük Hayaller Gerekli

    Abdülhamid Efendi büyük hedefleri için büyük hayaller kuruyordu. Gelecekte Osmanlı devletini tekrar eski ihtişamına kavuşturmayı düşünüyor ve bu alanda kendisini yetiştirmeye çalışıyordu. Zamanın süper güçlerini yakından izliyor, politikalarını, Osmanlı devleti üzerindeki sinsi emellerini ve ülke içindeki uzantıları hakkında bilgiler ediniyordu.

    Çevresi hayallerini anlamaktan uzaktı. Küçük düşünenler büyük düşünenleri anlayamadığı gibi yaşça büyükleri ve hatta hocaları dahi kendisini anlamaktan acizlerdi.

    "Çocukluğumdan beri ciddi bir tabiatım vardı. Oyun oynamayı sevmezdim. Daha pek küçük yaşımda beşeriyetin mevcudiyetine dair ciddi mevzular üzerinde düşünmeye başladım. Hayal peresttim. Bu halimden dolayı, hocalarım beni azarlar, babama şikayet ederlerdi." (4)

    Abdülhamid Efendi, daha şehzadeliğinde bile ilim ehli insanlarla, devletin önemli mevkilerindeki yöneticilerle sık sık görüşüyor, fikir alışverişinde bulunuyordu. Sadece yerli şahsiyetlerle değil, yabancı devlet adamlarıyla görüşerek onlardan Avrupa hakkında bilgiler ediniyordu.

    Zamanın mekteplerinde okutulan derslerin yeterli olmadığını, bunlara yeni derslerin eklenmesi gerektiğini söylüyordu. Bilhassa bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri yakından takip ediyor ve bu gelişmelerin okullarda ders olarak okutulmasını istiyordu.

    İlme olan merakı, oyun ve eğlenceden uzak hayatı gözden kaçmıyordu. Fırsat buldukça kitap okuyor, yerli ve yabancı basını yakından takip ediyordu. Ceride-i Havadis,Tasvir-i Efkar, Basiret gibi gazeteleri muntazaman alıyor, Çaylak, Çıngırak, Tatar gibi mizah dergilerinin etkilerini de takip ederek halk üzerindeki tesirlerini müşahede ediyordu. Avrupa gazetelerini ise ünlü kıraathane sahibi Sarafim Efendi ve kitapçı Elnino vasıtasıyla getirtiyor, okuyor ya da tercümesini yaptırmak suretiyle takip ediyordu. Bazı fikir ehli yazarlarla sohbeti ihmal etmiyordu.

    Spor ve at biniciliği Lala Mehmet Sadık ağa ve Mabeynci Os-man Efendi'den, silah talimlerini ve diğer askerlik bilgilerini hünkar yaveri çeşitli subaylardan, Mehmed Zafir Efendi'den Şaziliye tarikatını, Rumeli kazaskeri Halebli Ebü'1-Hüda efendi'den Kadıriyye tarikatını öğrenerek zamanın ilimlerini tahsil etti.

    Sadece mektepteki eğitimle iktifa etmedi. Kendisini yetiştirmek için durmadan çalıştı. Okudu ve nihayetinde çok kültürlü, dünya siyasetini, memleketin içinde bulunduğu şartları, zamanın süper güçleri ve içteki uzantılarının maksatlarını iyi kavrayarak gelecekte takip edeceği ince siyasetinin temelini attı.

    Abdülhamid Efendi, bilginin gücünü, kamuoyu oluşturan sebepleri çok iyi tetkik etmekteydi. Dikkat ve disiplin yeteneği, elde edilen sonuçları, bilgileri zamanı ve yerinde kullanma yeteneği de mükemmeldi. (5)
    Herşeye rağmen Abdülhamid han iyi bir eğitim gördü. Ferid ve Şerif efendiden Arabiyi, Kazasker Ali Mahvi Efendi ve sadrazam Safvet Paşa'dan Farisi'yi, Gümüşhanevi Ömer Hulusi Efendi'den tefsir, hadis, fıkıh ilimlerini, Gardet, Edhem ve Kemal Paşalardan Fransızca'yı; vak'anüvis (tarihçi) Lütfi Efendi'den ise Osmanlı tarihi derslerini gördü.
#28.12.2008 13:59 0 0 0
  • Bilindiği üzere (Aşere-i Mübeşşere) hayatta iken Efendimiz (sav) Hazretleri tarafından cennetle müjdelenmiş on kişi demektir.

    Bu bahtiyar insanların fazilet ve fedakârlıklarını, İslama hizmet konusundaki sebat ve azimlerini gören Efendimiz, bunların cennete gideceklerine hayatta iken işarette bulunmuş; benzeri bir mükâfata nail olmak isteyenlerin de benzeri hizmette bulunup fedakârlıklar yüklenmelerini ima etmiştir.

    Zaten akıl da böyle kabul etmektedir. Kime ne türlü bir İlahi ikram ve ihsan söz konusu olursa bilinmeli ki rastgele ve sebepsiz yere değildir. Mutlaka faziletler, fedakârlıklar, feragatler söz konusudur ki, karşılığında İlahi ikramlar, ihsanlar gelmektedir. Nitekim Rabbimiz ayetinde:
    - Hayrın da şerrin de zerresi zayi olmayacak, işleyenler karşılığını göreceklerdir, buyurmaktadır.

    Bu sefer sizlere bu cennetle müjdelenmişlerden bir örnek arz etmek istedim. Zannederim siz de benim gibi ibretle okuyacak, hayretle tefekküre dalacaksınız.

    Belki siz de diyeceksiniz ki, demek cennetle müjdelenmenin bedeli basit değilmiş. Onlar gerçekten farklı feragat ve fedakârlıklar yaşamışlar.

    Bu on bahtiyardan biri olan Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.

    Devenin yuları yardımcısı Kamberin elinde kendisi de önde gidiyordu. Medinenin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:
    - Ne olur Allah rızası için!.. diyordu.

    İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti İmam soruyor:
    - Kamber ne istiyor bu yoksul?
    - Hurma istiyor Efendim!
    - Ver öyleyse!...
    - Hurma çuvalda Efendim!
    - Çuvalla ver öyle ise!..
    - Çuval da devenin üzerinde!...
    - Deveyle ver öyle ise!..
    Emri yerine getiren Kamber der ki:
    - Devenin ipi de benim elimde, demekten korktum. Çünkü Hz. İmam beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi.

    İşte burada ben bir nefs muhasebesi yapıyor ve kendi kendime diyorum ki, itimat ettiğim bazı hizmet insanları gelip de bana deseler ki:
    - Hizmetin şöyle bir miktar imkana ihtiyacı var.

    Ben tereddüt etmeden:
    - Verin isteneni.. diyebilir miyim?
    - Verilen yetmiyormuş, arabayı da istiyorlar.. deseler yine hiç tereddüt etmeden:
    - Arabayı da verin... diyebilir miyim?
    Diyebilirsem hemen şükür secdesine kapanıp:
    - Rabbim sana şükürler olsun hayatımda hiç olmazsa bir defa olsun Aşere-i Mübeşşereye benzedim, diyerek mutluluk duyabilir miyim, diye hayal ettim.

    Tabii, sadece hayal ettim, yoksa bunları aynen yaparak yaşadım değil.

    - Yapılamaz mı, çok mu zor? Hatta imkansız mı bazen Aşere-i Mübeşşereye benzeyen bir feragat ve fedakarlık içinde olmak?

    - Hayır, zor olsa da imkansız değil. Nitekim bunları yapan ve yaşayanlar var. Nispetini bilemiyorum; ama Aşere-i Mübeşşereye benzeyenlerin olduğu kesin.

    Çünkü onlar olmasa bunlar olmaz.
    Onlar da mutlaka böyle fedakârlık ve feragatten sonra ellerini açıp dua ederek diyorlar ki:
    - Rabbim! Sana şükürler olsun hayatımızda hiç olmazsa bu kadarcık olsun Aşere-i Mübeşşereye benzeme aşk ve şevki ihsan eyledin bizlere.

    Burada insan yine şöyle bir nefs muhasebesi yapmadan edemiyor da kendi kendine soruyor.

    - Bunu diyenler demişler, böyle bir benzeyiş aşk ve şevkine kavuşmuşlar. Acaba hiç böyle diyemeyenler de bir defa olsun böyle deme aşk ve şevki düşünüyorlar mı?

    Ahmet Şahin
#28.12.2008 13:56 0 0 0
  • Sevgili kardeşlerim... Bir noktaya parmak basmak istiyorum..Şöyle ki:
    Şeytanın en sevdiği amellerden birisi de küçük günahları hafife aldırmak, önemsememek ve "ne olmuş yani, Allah nasıl olsa seni bağışlar." diye oyalayıp durur..Oysa her zaman işlenen küçük günahlar için tevbe edilmezse bu yığıla yığıla büyük bir günah olur ki sahibini direkt cehenneme götürebilir...Bir kimse; "küçük günahları işlersem bana bir şey olmaz!" derse, küfre girer..Ama pişman olup da tevbe edip vazgeçerse Allah günahlarını af eder..
    Küçük günahları küçük görmek, büyük günahtır.
    Büyük günahları küçük görmek küfürdür..Yani dinden çıkar...Dinden çıkma meselesi herkesin tekelinde değildir...Mühim olan, küçükte olsa, bile bile o günahı işlememektir..Eğer işlenmeye devam edilirse bu alışkanlık haline gelir ki, sonu ölümle biter..Bu da o müslümanın helak olunmasına vesile olur...Günahları işlemeye devam eden kişi artık o günahlar için tevbe etmeye, yanaşma fırsatını da bulamaz..Sanki ona sevap işlermiş gibi gelir ki Allah korusun sonu perişanlık ve felakettir...
    Yukarıda ki bir arkadaşımız, "ben kimseye zarar vermeden içsem eğlensem bana bir şeycik olmaz." türünden laflar etmektedir..Bu, büyük bir hata ve gafletin getirdiği teamüldür...Resululah (S.A.V.)Efendimiz, bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
    "Nasıl yaşıyorsanız, öyle ölürsünüz..Nasıl öldüyseniz öyle haşrolunursunuz...Haşrolunduğunuz gibi muamele görürsünüz." buyuruyor...
    Kısacası şu; günahlarının hesabını yapmayan, cezasını çekmeye de mecbur kalır..Tevbe ve istiğfar edenler için sevap ve mükafat vardır...
    Yılbaşında yapacağımız tek şey; İbadet ve dua ile geceyi geçirmek, maddi ve manevi olarak nefsin hesabını yapmaktır..Ne mutlu ki bu geceyi ibadet ve dua ile geçirenlere!..Onlara kimseyeAllah katında nasip olmayan mükafatlar verilecektir..Çünkü gece herkes eğlenip günah batağında yüzerken gözyaşlarıyla Rabbi'ne ibadet eden kulların bütün günahlarının bağışlanacağından şüphem yoktur...En iyisini de bilen yine Yüce Allah'dır...
    Uyuyan ile uyanık bir olmaz,Diri ile ölü de bir değildir, sıcak ve soğuk da bir olmaz....Hülasa; bütün güzel amellerde Allah'ın rızası vardır...Kötü amellerde ise şeytanın rızası ve Allah'ın da gazabı vardır...
    Yılbaşı için hazırlanan bütün yiyecek ve içecekleri sonra ki geceye bırakılsa kötü mü olur?..Hemen o yiyecekler bozulur mu?..
    Unutmayın ki ölüm var ölüm!...Ölümü unutanı ,ölüm ansızın da yakalar ve daha da geriye dönüşünüz olmaz ve tevbe etme fırsatı da verilmez...Son olarak işte size iki ayet-i kerime; buyurunuz okuyalım....
    ..................................................................................................

    NİSA SURESİ, 17.Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.
    18- Tevbe; etmeyip de kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm gelip çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.

    Rabbimiz bizi nasıl da uyarıyor?..Bu gaflet uykusundan uyanalım İnşaallah...
#28.12.2008 02:27 0 0 0
  • Erkek dediğin; kadın deliyse veli,erkek deliyse kadın veli olmalıdır...Bilmem ne anlatmak istediğimi anladınız mı?..
#27.12.2008 19:16 0 0 0
  • 1. Yardım amacını ileri sürüp, kul hakkı yemek caiz midir.?

    2. Aynı ülkede yaşayan insanların değişik inançlarına saygı gösterilmeli midir.?

    3. Bir ülkede sadece dini bayram mı olmalıdır.?

    4. Yılbaşı veya doğum günü veya başka bir sebep ile,
    biraraya gelinip eğlenilirse günah mı işlenmiş olunur.?

    5. Cevap 1: paragrafınızın altında yazdıklarınızın
    yılbaşıda bir iki dostunuz ile biraraya gelip de o gece eğlenilmesi ile ilgisi nedir.?

    Atesilter kardeşimize cevabımız:
    Cevap 1...Kişinin üzerinde bir başkasının kul hakkı olduğu halde, o kişinin hakkını ödemeden,yardım veya hayır işlemesi caiz değildir..Hakkı olandan helalik dilemesi lazım ki, yardım veya hayırlarda bulunsun...Yoksa Allah'ın huzuruna kul hakkıyla çıkıp hesaba çekilir...
    cevap 2...Evet, saygı göstermelidir..Çünkü bir başka dine mensup kişiye saygı gösterilmezse o kişi de onun dinine saygı göstermez ve bunun neticesinde olumsuz olaylar kaçınılmaz olur...Dinimizde zorlama yoktur...Bir kimseye dini baskı yapmak da caiz olmaz...İnançlara saygı her zaman gerekir..İnsan inancıyla hür yaşamalıdır...
    Cevap 3...Esasen biz müslümanlar olarak dini bayramlarımızı kutlamanın büyük faydaları vardır...Eş,dost,akraba, komşu ziyaretlerini yapmak hem sevap olmakta hem de birbirlerimizle kaynaşma,hediyeleşme ortamı oluşmaktadır...Bu da toplumun ayakta kalmasına, örf ve adetlerin yok olmamasına sebep olur...Dini bayramlar kıyamete kadar Allah'ın izniyle kutlanacaktır.Ancak; dini olmayan resmi bayramlar öyle değildir.Resmi bayramlar tarihe mal olmuş bayramlardır..Bu bayramları kutlarken yakınlarımızı ziyaret etme geleneği yoktur...Bu açıdan;dini bayramlar resmi bayramlardan daha çok önemliidir...Millet olarak resmi bayramlarımızı da gerektiği gibi kutlarız..Bunda hiçbir sakınca yoktur...
    Cevap 4...Gerek evliliğin yıldönümü gerekse doğum yıldönümü münesebetiyle tertiplenen merasim ve toplatıların kendisi günah olmaz. Günah, bu toplantılardaki tutumlardan meydana gelebilir.

    İnsanlar bir araya gelince helal olan şeyleri yiyor, helal olan şekliyle sohbet ediyor, hayattan bir yaprağın daha koptuğunu, ömürden bir yılın daha gittiğini düşünüyor, faydalı sohbetler yapıyor. Günah olmayan şekilde eğleniyorlarsa elbette böyle evlilik yıldönümü veya doğum günü kutlamalarında haram olmaz. Hiçbir sakınca söz konusu hale gelmez. Şayet bu vesile ile haramlar işleniyor, günahlara maruz kalınıyor, çok israflı eğlence ve yeme içmelerle kötü örnek olunuyorsa; günahlık, günden değil, günde işlenen hatalardan meydana gelmektedir.

    Ahmed ŞAHİN

    Cevap 5..Yine yukarıdaki konulara tekrar gözatınız...İster tekbaşına, isterse toplum olarak yılbaşını kutlanması dinimizde yeri yoktur...Her kim ki, "ben yılbaşını inadına kutlayacağım." derse dinden çıkmış olur...Verilen ayetve hadislere dikkat ederseniz bize hak vermiş olursunuz...
    Evet,İnşaallah meseleler anlaşılmıştır...Teşekkür ederim kardeşim...
#27.12.2008 00:48 0 0 0

  • Soru
    Yılbaşı size neyi ifade etmektedir, İslamdaki yeri nedir; kültürümüzdeki yeri nedir? Yılbaşı münasebetiyle dindar oyuncak ve aksesuarcıların, "biz satmasak başkaları satıyor" düşüncesiyle Noel Baba oyuncakları, parti şapkaları, çam ağaçları satmaları caiz midir? Buradan elde edilen para helal midir?

    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;

    Konuya birkaç yönden cevap vermek daha uygun olacaktır:

    Cevap 1:

    Bu konuyu iyi kavrayabilmek için önce şu ayet ve hadisleri göz önüne getirmek gerekir

    1. "Iyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah`tan korkup sakının..." (Mâide, 5/2. )

    2. "Zulum yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah`tan başka velileriniz de yoktur, sonra yardım da göremezsiniz. (Hûd, ll/113.)

    3. "O (Allah) size Kitapta : "Allah`ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların da, kâfirlerin de tümünü cehennemde toplayacaktır". (Nisâ, 4/140)

    Konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan hadis-i şerifler vardır. Bunlardan biri şudur:

    "Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır." (Ebu Davûd, Libas 4) Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır.

    Ibn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak başar. Mağlupların galipleri taklit etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (Ibn Haldun, Mukaddime (trc.) I/374-75.)

    Cevap 2:

    İslâm Dini yepyeni bir nizamla ortaya çıkmış, önceki dinlerin hükümlerini bütünüyle yürürlükten kaldırmıştır. Bu dinin gecesi de gündüzü kadar aydınlıktır. Müslüman anasından metbu' olarak doğar, tabi' olarak değil. Yani o ilmiyle, irfanıyla, yüksek ahlâkiyle ve dindarlığı ile herkese örnek olur, herkes ona uymaya özenir. O ise kimselere özenmez. Çünkü dini ona yeterince malzeme sunmuş, ihtiyacını karşılamıştır. Tabii bu tabiiyet ve matbuiyet ilim ve teknikte, sanatta değildir. Çünkü ilim ve teknik müslümanın yitik malıdır, onu nerede, kimin yanında bulursa almaya daha haklıdır. O halde tabiiyet ve matbuiyet ahlâk, din, adalet ve hakseverliktedir.

    O halde diğer dinlerin kutsal saydığı günleri kutlamak, onların âdetlerine uymak, büyük günahlardandır.

    Buna birkaç misal verelim :

    a) Batı ülkelerinde olduğu gibi, yabancı kadın ve erkeklerin bir arada toplanıp dans etmeleri, çeşitli oyunlar tertiplemeleri İslâm'a göre büyük günahlardandır. Bir müslümanın onlara özenerek bu gibi şeyleri helâl kabul etmemek şartıyla yaparsa büyük günah işlemiş olur. Helal sayacak olursa, küfre girer.

    b) Güzellik yarışmaları, bilindiği gibi daha çok gayr-i müslim ülkelerde yapılır. Bundan amaç, şehvetperestlere kadın vücuduyla ziyafetler çekmektedir. Aynı zamanda genç kızları bu gibi ahlâksızlıklara özendirmek suretiyle onları baştan çıkarmaya yöneliktir. Tabii Kur'ân'a ve Sünnete göre, bir müslüman kadının bu tür müsabakalara katılması, soyunup etini teşhir etmesi büyük bir günah ve ağır bir suçtur. Çünkü ahlâkı ifsad etmekte, kadının annelik vakarını düşürmekte, onu bayağı bir eşya gibi müzayedeye çıkarmaktır.

    Bu tür müsabakaların mubah olduğunu iddia eden kimse dinden çıkar. Tevbe ve istiğfar etmesi gerekir. Aksi halde cenaze namazı kılınmaz.

    c) Noel Yortusunu Hıristiyan alemiyle birlikte kutlamak da büyük günahlardan biridir. Hattâ buna özenerek İslâm'da böyle güzel âdetler olmadığını söyler, Hıristiyanları takdir ederse, İslâm Dininden çıkar

    Yılbaşında tebrikleşmek de İslâmî sünnetlerden değil, Hıristiyanlara mahsus bir âdettir, Bundan da Müslümanların kaçınması gerekir. Kendi millî ve dinî günlerimizde tebrikleşmemizde ise sayısız yararlar vardır. Her şeyden önce dinî ve millî âdetlerimizi yaşatmış, çocuklarımıza güzel örnekler vermiş oluruz. (Bkz. Celal Yıldırım, İslam Fıkhı)

    Cevap 3:

    1- Noel Baba, Yılbaşı, Christmas bayramı gibi başka dinlerin alameti, sembolü olan günlere, o günü tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir.

    2- Böyle zamanlarda, böyle zamanlara has hindi vb. şeyleri sırf gıdalaşmak için almak, ucuz postane hizmetinden yararlanmak için tebrikleşmek haram değilse de, onlara benzeme, onların uygulamalarını yaygınlaştırma ve meşru gösterme anlamı taşıdığından tehlikeli ve mahzurludur. Müslümanların, hangi maksatla olursa olsun, o günlere mahsus bir şey yapmamaları gerekir.

    3- Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara "günahta yardım" anlamı taşıdığından, haram ya da tahrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse "meyte" olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz.

    4- Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş, kart vb. şeyleri basmaları da aynıdır. Yani bunlar sırf yılbaşına özel olarak kullanılacaklarsa yapılıp satılmaları aynı derecede mahzurludur: Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir. Ancak satıcılar bizzat yılbaşını kutlamış gibi günah almazlar. Çünkü, satılan şeylerin kötü amaçla kullanılması haramdır. Halbuki süs eşyaları satmak esasen haram olan bir iş değildir. Bu açıdan satıcıların sattığı süs eşyaları bizzat haram değildir. Bunu bir dükkanı içki imalatçısına vermeye benzetebiliriz. İmamı Azama göre içki satışı yapacak birisine binayı kiraya vermek haram değildir. Bu noktadan yapılan satışın kendisi haram değildir. Bunu yanlış yerde kullanacak olanların yaptıkları haramdır.

    Bununla beraber, bir şeyin haram olmaması hiçbir sorumluluğunun olmadığı anlamına gelmez. Böyle bir konuda yardımcı olmak, en azından mekruhtur. Mekruh ise harama yakın derecede kişiyi sorumlu eden demektir. Bu nedenle bir mecburiyet yoksa bu işin yapılmasını tavsiye etmeyiz.

    Müslümanlar bu yılbaşını takvim başlangıcı yaparlarsa, yılbaşı gecesinde yapılan âyin veya eğlencelere iştirak ederlerse ne olur?

    Yılbaşı dolayısıyla yapılan dinî âyine katılan (Hristiyanlarla beraber bu toplu ibâdeti yapan) müslümanlar en azından haram (büyük günah) işlemiş olurlar.

    Dinî âyîne katılmadan yılbaşı dolayısıyla toplantı ve eğlence yapan müslümanlar, bu eğlencelerde ayrıca hiçbir haram işlemeseler dahi, kökeni dinî (İslâm'dan başka ve ona göre bugün mûteber olmayan bir dîne dayalı) olan bir faâliyete katıldıkları ve başka dinden olanlara -dinle ilgili bir konuda- benzer hale geldikleri için günah işlemiş olurlar. Yukarıda kaynağını verdiğimiz, "Bir din ve kültür topluluğuna kendini benzetenler onlardan sayılır" meâlindeki hadîs bu davranışı yasaklamaktadır.

    Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir. Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir. İslâm'ın beş temel amacından biri dîni (müslümanların hayatında İslâm'ı) korumaktır. İslâm'ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.

    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti. Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları müslümanlara yasakladı.

    Yılbaşında Müslüman olmanın gereği nedir?

    Hepimiz Müslümanız elhamdülillâh. Ama hepimiz Müslümanlığımızın icabını yaşamıyoruz maalesef...

    Biz, Müslümanlığın icabını yaşama hâline "dindarlık" diyoruz. Kim inandığı gibi yaşıyorsa, ona dindar insan sıfatını takıyor, dindar adam, diye yâd ediyoruz. Bu sıfat onun hakkıdır zaten.

    Siz dindarlığı, zamanın kötülük ve fitnesine karşı giyilen koruyucu bir zırh olarak da kabûl edebilirsiniz.

    Aslında dindarlık, sahibini sadece âhirette Cennet'e koyan bir yaşama tarzı olmakla kalmayıp, dünyada da huzura, saadete sevkeden bir yaşama tarzıdır.

    Nitekim İsa Peygamber'in doğumu ile Hazret-i Muhammed'in hicretine başlangıç olan yılbaşlarında dindar olanla olmayanın yaşayışını ibretle seyrediyorsunuz.

    Dindar olanlar, yılbaşı gecelerinde düşünüyorken, şuur altında bile olsa diyorlar ki:

    — Yılbaşı gecesinin mânası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin âkıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi.. demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.

    Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyili olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, - ister ikrar et, ister inkâr - kabire, öteki dünyaya doğrudur.

    İşte dindarlık böyle düşündürüp, böyle tedbirli hareket ettirdiği içindir ki, dindar insanın, geçen senelerinden pişmanlığı azdır. Ama kendisini dinî ölçülerle kayıtlı görmeyen başıboş insanlarda ise her yılbaşında böyle bir muhakeme ve düşünceden eser yok. Tam bir şuur ve idrak mahrumiyeti içindeler.. Ölüme bir sene daha yaklaşmanın delilini teşkil eden gecede, hem ahlâkından, hem mâneviyatından, hem de parasından zararlar görmekte, fireler vermekte, pişman olacağı fiilleri çoğaltarak işlemekteler. Birkaç saatlik bu eğlence ve sefahetin arkasından ömür boyu üzüntü ve pişmanlıklar gelmekte...

    Onu böyle ömürboyu pişmanlıklara sevkeden şey, İslâm'ın icabını yaşamayışında, yâni, dindar olamayışındadır.

    Şâyet dinin emirlerine sadık kalacak bir iman kuvveti, dindarlık emâresi kazanabilse, her yılbaşı, tam aksini düşünmesine, kendisine çekidüzen verip iman ve ahlâk bakımından yükselmesine sebep olacak, geçmişinden pişmanlık duyan bir sefahet ve sefalete düşmeyecek...

    Demek ki, yılbaşı gecelerinde kimilerini o hâle düşürüp, kimilerini de bu duruma çıkaran şey, dindar olup olmamaktan başka birşey değildir.

    Anlaşılan, şahsı düşündürüp, mes'ud ve bahtiyar kılan şeyin dindarlık olduğu kesindir.

    Ferdi muhakemesizleştirip sefalete itenin de dinde lâubalilik olduğu bir vakıadır.

    Demek imtihan dünyasıdır bu. Her ikisine de yol açık. İsteyen oraya, dileyen de buraya yönelir. Kimi yılbaşında şuurunu iptal eder. Kimi de ihyâ...

    Biz şükrederiz dindarlığımıza, hamd ederiz bizi böyle düşündürüp, amel ettiren Rabbimize.

    Bizim yılbaşı anlayışımız ne olmalıdır? Ölmeden önce hesaba çekilmek için ne yapmak gerekir?

    Bazıları yılbaşını, 'vur patlasın çal oynasın' düşüncesizliğine dönüştürüyorlar, sanki ömürlerinden bir sene gitmemiş, aksine bir sene kazanmışlar gibi sevinç çığlıkları atarak işi sarhoşlaşmaya kadar götürüyorlar.

    Herhalde kaybettikleri bir yılı düşünmemek için başvuruyorlar böylesine şuur ve muhakeme iptaline...

    Harcanan vakti nakitten de kıymetli gören İslam büyükleri ise böylesine bir şuur iptaline asla rıza göstermiyorlar, aksine kaybettiğimiz yılın sonunda tam bir nefis muhasebesine girmemizi, harcadığımız seneyi nasıl bir yaşantı içinde tükettiğimizin muhasebesini yapmayı ısrarla tavsiye ediyorlar. İsterseniz bir de onları dinleyelim de nasıl bir muhasebe ve muhakeme içinde olmamız gerekiyor, harcadığımız yılın sonunda görelim.

    Hicri 334 senesinde Bağdat'ta vefat etmiş olan büyük mutasavvıf Şibli Hazretleri, Bağdat halkına yaptığı her konuşmasına şu sözlerle başlıyordu:

    - Ömürlerinden bir seneyi daha tüketerek varacakları sona biraz daha yaklaşan ahiret yolcuları! Yaklaştığınız yerde hesaba çekilmeden önce burada kendinizi hesaba çekin!

    Her vaazına bu cümleyle başlayan Şibli Hazretleri'ne bir hürmetkârı, bir gün şöyle bir soru sordu:

    - Hep 'Ahirette hesaba çekilmeden önce kendinizi dünyada hesaba çekin!' buyuruyorsunuz. Dünyada kendimizi hesaba çekerek yaşarsak sanki ahirette hesaba çekilmeyecek miyiz?

    - Evet, dedi, burada hayatını hesaba çekerek yaşayan, orada hesaba çekilmeyebilir. Efendimiz (sas) Hazretleri; "Ahirette hesaba çekilmeden önce dünyada kendinizi hesaba çekin!" buyuruyor, öyle ise burada hayatını hesaba çekerek yaşayan orada hesaba çekilmeyebilir. En azından hesabını kolay verir. Bunun üzerine soru sahibi, kendini burada hesaba çekerek yaşamaya başlar. İbadetlerini eksiksiz yerine getirme gayretine girer. Günahlardan kaçınıp sevaplarını, hayır hasenatlarını çoğaltma titizliğine yönelir. Yani ahirette hesabını veremeyeceği işleri dünyada yapmama kararı alır. Böylece hayatını tam bir şuur içinde hesaba çekerek yaşamaya başlayan genç, bir gece rüyasında hocası Şibli Hazretleri'ni beyaz bir ata binmiş, bulutlara, yukarı uçup gidiyor halde görür. Arkasından seslenir:

    - Hocam bekle ben de geleyim seninle!.. Şibli Hazretleri'nin cevabı kesin: "Ben bu hapishaneden bir kurtuldum, bir daha bekler miyim burada?"

    Bu rüyanın manasını öğrenmek için sabah ilk iş olarak üstadını ziyarete giden talebesi, hocasının kapısında cenaze hazırlığını görünce, onun dünya hapishanesinden gece kurtulup ahiret saraylarına doğru uçtuğunu anlamakta gecikmez. Ama çok üzülür bu ani gidişine de o günün akşamında Rabb'ine dua ve niyazda bulunarak üstadını rüyada görme niyetiyle yatağına uzanır, az sonra kendisini hocasının huzurunda bulur. İlk sorusu, vaazlarında tekrar ettiği cümle olur:

    - Sen dünyada kendini hesaba çekerek yaşardın, orada hesaptan kurtuldun mu, durum nasıl? İmam tebessüm ederek cevap verir. Meleklerin beni hesaba çekmek üzere karşıma geçtikleri sırada Rabb'imden hitap geldi:

    - O kuluma hesap sormayınız. Çünkü o hesabını yaparak yaşadı, buraya temiz bir amel defteriyle geldi!.. Siz onun amel defterine bakın yeter, hesabını göreceksiniz orada... Şibli Hazretleri, talebesine; "Siz de" der, "kendinizi orada hesaba çekerek yaşayın.. Hesabını veremeyeceğiniz işlerle gelmeyin buraya. Size de; 'O kulum hesabını yaparak yaşadı, temiz bir amel defteriyle geldi buraya, defterine bakın yeter', denebilir!.."

    - Ne dersiniz? Biz de harcadığımız sene sonunda, harcayacağımız senenin de başında kendimizi bir hesaba çeksek mi? En azından hesabını veremeyeceğimiz yanlışlarımız olduysa, tövbe, istiğfarla onları terk etme kararı alsak mı? Yapamadığımız ibadetlerimizi, hizmetlerimizi yapma azmine girsek mi? Yılbaşında bari bu muhasebeyi yapsak mı? Yoksa boş mu ver? Ömrümüzden bir sene daha gittiği halde, sanki bir sene daha kazanmış gibi 'vur patlasın çal oynasın' düşüncesizliğine düşenlere biz de katılarak malum tekerlemeyi biz de mi tekrar etsek?

    - Ayağını sıcak tut başını serin, hayatını yaşa düşünme derin!.. Fakat unutmamak gerek ki, hayatını düşünmeden yaşayanların sonunda duydukları pişmanlık çok derin oluyor; ama bu derin pişmanlığın hiçbir faydası olmuyor. Öyle ise gelin biz hayatımızı düşünerek, hesabını yaparak yaşama kararı alalım yeni yılımızda. Hesabını verebileceğimiz nice yeni yıllar dileğimle... (Ahmed Şahin)
#26.12.2008 22:20 0 0 0
  • Paylaşımlarınız için teşekkürler kardeşlerim..Ben hiçbir kimse görmedim ki haline şükredeni!..Hem zengini şikayetçi, hemde fakiri!...
    Demek ki dünya sıkıntılı bir hayatmış...Bugün sizi sevenler, yarın terkediyorlar..Bu mu arkadaşlık,dostluklar?...
    Kabirlerdekilerin büyük çoğunluğu dünyası için çırpınanlar, hep pişman olmuşlardır...Halbuki yiyemeyeceği malı biriktiriyorlar, oturamayacağı meskenlerin fazlasını ediniyorlar..Sonra da pişman oluyorlar...
    Dünya sıkıntısından kurtulmanın tek yolu Aşk-İlahi ehli olmaktır...İşte hayatın lezzeti ondadır..Hem bu dünya da, hem de ahirette...Gerisi laf-ı güzaftır..
#20.12.2008 21:00 0 0 0
  • Hakan kardeş,paylaşımlarınız için teşekkür ederim.Bu mesajınız bir alıntı mı,yoksa bir rüya mı, nedir?..Onu yazmamışsınız..Bu eğer rüya ise size mi aittir?..Merak ettim de,sorayım dedim...
    Çok güzel bir anlatım olmuş..Elinize sağlık...
    Dua ediniz ki bunlar gerçekleşmemiş...Yoksa haliniz ve halimiz perişandır..
    Allah bizi gaflet uykusundan uyandırsın(Amin)

    Selametle...
#20.12.2008 20:52 0 0 0
  • Nasreddin Hocamız kimsenin şakasının ve sözlerinin altında kalmamıştır..Hem manalı hem de güldürücü yönleri vardır..Yani kısacası hazır cevaplıdır..
    Allah rahmet eylesin..
#19.12.2008 23:29 0 0 0
  • ALLah razı olsun Asiyan kardeşim..Paylaşımlarınız için çok çok teşekkür ederiz..
    Allah dostları olmazsa yeryüzü batar...Eskiden sayıları çoktu.Buna göre millet idare ediliyordu..Ne zaman ki son yüzyıl içinde sayıları azaldı, malumunuz odur ki görünen köy kılavuz istemez..Bugünkü halimiz içler acısıdır..Ne medeniyyet kaldı ne de insanlık..
    Allah sonumuzu hayırlı etsin..(Amin)
#19.12.2008 23:20 0 0 0
  • Nergish kardeş Allah razı olsun paylaşımlarınızdan..
    Ancak; görünen o ki, kola ve neskafenin zararını bildiği halde bu bizim milletimiz halen de küpüne giriyor..Ben anlamadım bu milletin ne olduğunu..Bu millet akıllıdır diyen beri gelsin...
#19.12.2008 23:13 0 0 0
#19.12.2008 23:05 0 0 0
  • Deli balta kardeşime katılıyorum..Aynen de dedikleri doğru...Dışarıda kavga, içeride sarmaş dolaş..Bunlar oy rantı telaşındalar..Riyakarlık ve yalakalık insana fayda değil,zarar verir...
    Adam gibi adam olmak lazımdır...Davalarını savunacaklarsa öyle polemiklere girip de milleti uyutmaları hakkı yoktur...
    Eğer davanızda haklı çıkmak istiyorsanız,karşınızda ki rakibinizi iyice dinleyeceksiniz..Ondan sonra da siz konuşmaya başlayacaksınız..İşte o zaman gerçekler meydana çıkar ve kimin haklı olduğuda anlaşılmış olur..
    Melih Gökçek ile Kılıçdaroğlu'nun çene yarışı hiç de bir anlamı olmadı..Yine meseleler sürümcemde kaldı...Bu arada Uğur Dündar da biraz taraftar davrandı...Melih Gökçe'yi susturmaya çalışması iyi olmadı..Yani düellonun sonucuna varılamadı...
#19.12.2008 22:59 0 0 0
  • Konu: NarCicegi
    Garip halim var


    Derdim denmez ağyare,

    Garip halim var benim.

    Aşktan oldum avare,

    Garip halim var benim.



    Yâre kucak açayım,

    Kanatlanıp uçayım,

    Dost iline kaçayım,

    Garip halim var benim.



    Aşkı vurur canıma,

    Dokunuyor kanıma,

    Yaklaşılmaz yanıma,

    Garip halim var benim.



    Girdim aşkın bağına,

    Düştüm yâr tuzağına,

    Oturdum uzağına,

    Garip halim var benim.


    Âşık olmuşum güle,

    Oyuncak gelir ele,

    Yunus bu dertten öle,

    Garip halim var benim.

    Kelimeler:
    Ağyar: Başkaları, yabancılar, eller
    Avare: Başıboş
#19.12.2008 22:23 0 0 0
  • Konu: NarCicegi
    Genç kalmanın sırrı
    70, 80 ve 90 yaşlarında üç kardeş varmış. Üçü de, 60 yaşında üçüzler gibi görünüyormuş. 70 yaşındakine genç kalmanın sırrını sormuşlar. O da, 80 yaşındaki abisine sorulmasını söylemiş. Benden on yaş büyük olduğu halde, benim gibi 60 yaşında görünüyor demiş. 80 yaşındakine gitmişler, o da 90 yaşındaki abisini göstermiş, benden büyük olduğu halde o da, 60 yaşında görünüyor, ondan sorun demiş. 90 yaşındaki delikanlı ihtiyara sormaya gitmişler. Buyurun size açıklayayım demiş. Önce bir şeyler yiyelim, ondan sonra anlatırım demiş.

    Yemekten sonra sofraya bir karpuz getirmesi için hanımına rica etmiş. Hanımı genç nine de, üst kattaki tavandan bir karpuz seçip getirmiş. Delikanlı ihtiyar, karpuzu beğenmemiş, daha iyisini getir demiş. Kadın gidip yine bir karpuzla gelmiş. Bizimki onu da beğenmemiş, tekrar başka bir karpuz getirmesini söylemiş. Nine yine bir karpuz getirmiş, ama onu da beğenmemiş.

    Misafirlere, (Hanım iyisini bilemedi, gelin beraber seçelim karpuzu) demiş. Tavana varınca bakmışlar ki, tek karpuz var. Genç ninenin hep aynı karpuzu getirdiğini anlamışlar.

    Genç dede misafirlerine, (Şimdi genç kalmamın sırrını anladınız mı?) diye sormuş. Onlar da anlamadık demişler. Dede, (Karpuz tavanda bir tane değil miydi? Hanım beni mahcup etmemek için, her seferinde başka karpuz getiriyor gibi göründü. "Tavanda başka karpuz mu var, hepsi bir tane" demedi. O beni hiç üzmedi ben de onu üzmedim. Aile içindeki hiçbir şeyi dışarıya, yani ne kendi ana babamıza ne de başkalarına kesinlikle yansıtmadık. Yani birbirimizi, başkalarının önünde hiç zor duruma düşürmedik, mahcup etmedik. Böylece, ikimiz de genç kaldık) diyerek genç kalmanın sırrını açıklamış.
#15.12.2008 19:47 0 0 0
  • Konu: GS2004
    Yandım ben

    Ey dost seni seveli,

    Aklım gitti, kaldım ben,

    Geçip ırmağı gölü,

    Denizlere daldım ben.



    Bir zerre aşk ateşi,

    Kaynatır denizleri,

    Bu sevdayı çekeli,

    Tutuşup da yandım ben.



    Bir kişide aşk ola,

    Onda keder kalmaya,

    Bu aşk geleli bana,

    Gamım gitti, güldüm ben.



    Bak bu kuru ağaca,

    Düşmüş idi sokağa,

    Nazar kıldı, er ona,

    Taze civan oldum ben.



    Yunus al aşk tadını,

    Gel miskin koy adını,

    Rabbimin muradını,

    Miskinlikte buldum ben.
#13.12.2008 15:52 0 0 0
  • Konu: NarCicegi
    Yandım ben

    Ey dost seni seveli,

    Aklım gitti, kaldım ben,

    Geçip ırmağı gölü,

    Denizlere daldım ben.



    Bir zerre aşk ateşi,

    Kaynatır denizleri,

    Bu sevdayı çekeli,

    Tutuşup da yandım ben.



    Bir kişide aşk ola,

    Onda keder kalmaya,

    Bu aşk geleli bana,

    Gamım gitti, güldüm ben.



    Bak bu kuru ağaca,

    Düşmüş idi sokağa,

    Nazar kıldı, er ona,

    Taze civan oldum ben.



    Yunus al aşk tadını,

    Gel miskin koy adını,

    Rabbimin muradını,

    Miskinlikte buldum ben.
#13.12.2008 15:36 0 0 0
#10.12.2008 23:10 0 0 0
  • Hamsi yemuyenin kafasında ki hücreler ölmüş midur acaba?
#07.12.2008 23:30 0 0 0