Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • İslam'a uygun söyleyen kardeşlerime örümcek kafalı diyenlere bir çift sözüm vardır:
    İslam'dan anlamadığınız besbelli olmuştur..Hiçbir delilleriniz yokken, desteksiz atışlarla kendinizi bir şey biliyor mu sanıyorsunuz?..Size göre, İslam'ı savunanlar örümcek kafalı oluyorsa, Kİ öyle düşünüyorsunuz..Eğer aydın olduğunuzu söylemek istiyorsanız bu memleketin hali ne böyle Allah aşkına?...Sizler İslam'dan nasibini alamamış güruhlarsınız...Nerede ve nasıl yetiştirildiğinizi bir kere irdelemek lazımdır ki ne olduğunuzu bilelim...Sağlam bir din terbiyesi ve eğitimi görmüş kişilerden hakaret ve rencide edici sözler çıkmaz..Bu kişinin avam ve pasif olduğunu gösterir..İslam'dan bilmediği halde;hemen neden öne atılıp da eleştirme gayretinde oluyorsunuz?...Neymiş efendim, "bana akıl verme, din öğretme, o sende kalsın!" demek, "ben cahilliğime devam edeceğim demektir...Cahillere verilecek en güzel cevap susmaktır...Anlamayana bir şey anlatmak da akıl kârı değildir...
    Allah aşkına, o İslam'ın bazı prensiplerini eleştirenler:Acaba kaç siyer,hadis,fıkıh, tefsir kelam dersleri görmüşlerdir?...Darwinizm'i kabul edenlerin kafasına vursak da bir şey anlamazlar ve anlamak istemezler....
    Bunlarla vakit geçirecek zamanımız yoktur...Varın bunları kendi hallerine ne yaparsa yapsınlar!...Flört ayaklarına gitsinler..

    Bizim bir akrabamızın kızı nişanlı olarak tam 3 sene flört hayatı yaşadılar..Sonradan da öğrendik ki çoktaan birbirini terketmişler..Hatta birbirlerinden ayrılmayacaklarına dail yemin de etmişlerdi..Ne oldu şimdi?Flört hayatını sevenler ve savunanlar artık bir kere daha düşünsünler!..Ben daha önceden de demiştim; 40 sene de geçse evlenmedikten sonra, gerçek ahlakını bilemeyeceklerdir diye herkese söylemiştim..Her zaman olaylara ferasetle bakarım..Yanılma payım yok denecek kadar azdır..Önyargılı olmadığım için her zaman ben haklı çıkıyorum,Allah'ın izniyle...Ben kâhin de değilim...Hayatın medresesinde okudum.Öyle kulaktan dolma bilgilerimde yoktur...Unutmayın ki; TECRÜBELER KONUŞUNCA,VARSAYIM VE HAYALLER ORTADAN KALKAR, VESSELAM...
#06.01.2009 00:59 0 0 0
  • Aman Ya rabbi,Aman Ya Rabbi!...Ne biçim hakaretlerle karşılaşıyoruz...Hakarete karşı hakaret etmek erdemli kişinin işi değildir...Susmak da fayda vardır...Hakaretle bir yerlere varılamayacağı gibi, sonu hiç hayırlı da olmaz...Meseleye gelelim....

    Şimdi bir kardeşimiz,flörtle ilgili İslam'a uygun bir mesaj göndermiş..Sayfaları teker teker inceledim...Konu dağıtılmış ve iş hakaretlerle dolmuş..İşgal edilen sayfaların hakkını nasıl vereceksiniz...Bana hakaret etseler ben karşılığını vermem..Ancaaaak; müslümanların umumuna ve de İslam'a hakaret söz konusu olursa orada dur bakalım arkadaş derim...

    Birileri "bana akıl verme, bilgini kendinde sakla" diye söyleniyor..Bu kibirli olmanın taa kendisidir..Ne kadar bilirsek bilelim, bilmediğimizin cahiliyiz...tamı tamına alim kişi yoktur..Çünkü ilmin sonu yoktur..İlim,dibi görülmeyen bir kuyu gibidir...İslam'da taviz yoktur ama hoşgörü vardır..Yani Kur'an ve sünnetten taviz verilemez...Ancak zaruretler söz konusu olunca fetva olarak hoşgörü mahiyetinde kolaylıklar vardır...
    Ben size başka bir yaklaşımla bilgiler verecektim ama konuyu dağıttığınız için artık önemi kalmamıştır...
    Değil flörtü, zinaya yaklaşmayın ayet-i kerimesini sizlere anlatacaktım...Bu ayetle yola çıkarak meseleyi çözmeye çalışacaktım..Bazı kardeşlerimiz kendi kafalarına ve nefislerine uygun olarak cevaplar vermekte bu arada kendilerine yeniden cevap verme ihtiyacını duyuyoruz...Bir şey size uygun gelmiyorsa kaynak ve delil isteyin ki, karşı taraf kendi görüşün doğruluğunu ispatlasın..İspatlayamayanlar nefsinden ve kendi kafasından bilmeden konuşuyorlar demektir..Bunlar kaalaya alınmaz...
    Hiç bir kimse bir başkasına fikrini kabulettirme baskısını güdemez..Lakin doğru cevaplar verilip hemen çekilmelidir...Tartışmak iyidir ama hakaret ve rencide edici olmamalıdır...
    Hazreti Peygamberimiz bir kere de olsa asla hiçbir kimseyle tartışmamıştır...İşte size bir kaç hadis-i şerif veriyorum..Buyurun okuyun...

    Mira (Başkasının Sözüne İtiraz) ve Cidal Etmek

    Mira ve cidal etmek yasaklanmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:

    "Kardeşinle tartışma, onunla alay etme! Ona bir söz verdiğin zaman, sözüne muhalefet etme! (Tirmizî)

    (Aranızdaki) tartışmayı terkediniz; zira tartışmanın hikmeti anlaşılmaz, fitnesinden de emin olunmaz! Taberânî, (Ebû Derdâ'darı)

    Kim haklı olduğu halde tartışmayı terkederse, onun için cennetin en yüce yerinde bir ev bina edilir. Haksız olduğu halde tartışmayı terkeden bir kimse için ise, cennetin orta yerinde bir ev bina edilir.
    Putperestlik ve içkiden sonra rabbimin beni nehyettiği ilk şey münakaşa etmekten sakındırmak olmuştur.İbn Ebî Dünya, Taberânî, Beyhaki, (Ümmü Seleme'den)

    Allah (ce) hidayet verdikten sonra cedele dalan bir kavim, dalâlete sapmış demektir.Tirmizî, (Ebû Umâme'den)

    Haklı da olsa kul, cedeli bırakmadıkça iman hakikatini kemâle erdiremez. İbn Ebî Dünya, (Ebû Hüreyre'den)

    Evet, şimdi tartışmaya devam edecek misiniz?...
#05.01.2009 18:04 0 0 0
  • Selamün aleyküm Muhterem kardeşlerim..Benim de sizlere yukarıda ki vermiş olduğum haber içerikli -e postada ki adreslerden en az 10 tane İngilizce protesto mektubumu gönderdim...Hepinizden ALLAH razı olsun...Benim ki daha etkili olur...Çünkü resmi yerlere gidiyor...

    Sanal alem de tepkimizi göstermeye devam ediyoruz...ALLAH cümlemizin yar ve yardımcısı olsun....Bu kampanyaya katılmak, bizim boynumuzun borcudur...Katılalım,erinmeyelim...

    Büyük bir insanlık dramı yaşanıyor kardeşlerim....Eğer tembel ve miskinlerden olursak Yüce Mevlamız bizden bunun hesabını mutlaka soracaktır...Bugün onların başına bu belalar geldi ise, yarın bizim başımıza da gelebilir, ALLAH korusun...
#04.01.2009 02:34 0 0 0
  • Gelin İsrail'i ayağa kaldıralım!
    İsrail devletinin Filistin'de yapmış olduğu katliamlar üzerine boykot kararı aldıklarını belirten Tüketici Hakları Merkezi TÜ-MER Genel Başkanı Ömer Keser, "Türkiye tüketicisini, İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanan boykot ve kınama mektubunu İsrail'de bulunan kurum, kuruluş ve birliklere göndererek tepki göstermeye, İsrail ürünlerini ve hizmetlerini boykot etmeye davet ediyoruz" dedi.


    Tüketici Hakları Merkezi (TÜ-MER) Genel Başkanı Keser'in konu ile ilgili açıklaması ve çağrısı şöyle:

    İsrail Devleti masum Filistin halkı üzerine bomba yağdırmaya devam etmektedir. Bu saldırılar neticesinde yüzlerce insan/çocuk yaşamını kaybetmiş, binlerce insan/çocuk yaralanmış hatta sakat kalmıştır. Filistin halkı tüm dünyaya yardım çağrısında bulunmak zorunda bırakılmıştır.

    İnsanlık, İsrail tarafından yapılan bu katliama öfke duymaktadır.

    Bizler Türkiye tüketicileri olarak, İsrail tarafından gerçekleştirilen bu saldırıları nefretle kınıyoruz. Ve masum Filistin haklı üzerine yağdırılan bu bombalara katkı sağlamak istemiyoruz.

    Bu nedenle Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan boykot ve kınama mektubunu İsrail'de bulunan kurum, kuruluş ve birliklere elektronik posta ile gönderiyor ve duyarlı tüm tüketicileri bu eyleme katılmaya davet ediyoruz.

    Türkiye tüketicileri olarak, İsrail ürünlerini ve hizmetlerini satın almayacağımızı ve İsrail markalarını boykot edeceğimizi tüm dünyaya duyuruyoruz.

    Öte yandan; yaşanan bu gelişmeler karşısında hükümetimize de tarihi görevler düşmektedir. Bugün tüm tepkilere rağmen katliamlara devam eden İsrail ile ilgili ekonomik ve siyasi ilişkilerin tekrar gözden geçirilmesinin zamanı gelmiş ve geçmektedir.

    TÜRKÇE MEKTUP

    İlgilinin dikkatine;

    Mensubu olduğunuz İsrail Devleti, çocuk, kadın, yaşlı, sivil, asker, insan, canlı tanımaksızın masum Filistin halkı üzerine bomba yağdırmaktadır.

    Bu saldırılar neticesinde yüzlerce insan yaşamını yitirmiş, yaralanmış veya sakat kalmıştır. Başka bir deyişle mensubu olduğunuz devlet insanları katletmektedir.

    Şu unutulmamalıdır ki tüm dünya, devletinizin bu saldırılarına öfke duymaktadır. Devletiniz tarafından ısrarla sürdürülen insan hakları ihlallerinin hesabını bir gün tüm dünyanın gözü önünde vereceğinizi unutmayınız.

    Tarih sizi yargılayacak ve bugün bizlerin vicdanlarında olduğu gibi cezalandırılacaksınız.

    Bizler Türkiye'de yaşayan tüketiciler olarak devletinizin yapmış olduğu bu saldırıları nefretle kınıyoruz. Masum Filistin halkına yaptığınız saldırılardan dolayı İsrail ürünlerini satın almayacağımızı, İsrail ismi taşıyan hiçbir hizmeti kullanmayacağımızı, İsrail ürünlerini ve markalarını boykot edeceğimizi tüm dünyaya duyuruyoruz.

    Filistin halkı üzerine yağdırmış olduğunuz bombalarda bizlerin katkısı olmasını istemiyoruz.

    Tüketici Hakları Merkezi TÜ-MER

    Consumer Rights Center



    İNGİLİZCE MEKTUP

    Just a little pity for the sake of humanity!!!

    To whom it may concern:

    The state of Israel which you belong to has been bombing on the innocent people of PALESTINE without considering if it's a child, a woman, an old, a civilian, a soldier, a human being or just a living.

    As a result of these attacks, lots of people have been dead, wounded or disabled. In other words your state has been murdering people.

    It shouldn't be forgotten that all the world has got angry about these attacks of your state or your government! Do not forget that you will pay the cost of the infringement of human rights disregarded by your state in front of the eyes of all the world.

    History will judge you and you will be punished like the common conscience do now.

    As consumers living in Turkey, We repreoach these attacks, which your state has done, with

    hatred. We are making heard to all the world that we will not buy any product carrying the name 'Israel' or any thing supported by Israel, we will not use any service by Israel and will boycott THE PRODUCTS AND TRADEMARKS OF ISRAEL because of the attacks on the innocent people of Palestine!!!

    We do not want to contribute any bombs thrown on Palestine people by your goverment.


    Tüketici Hakları Merkezi TÜ-MER

    Consumer Rights Center



    Israel Consumer Council (ICC)

    İsrail Tüketici Konseyi

    Elektronik Posta: [email]moatza@consumers.org.il[/email]

    Federation of Israeli Chambers of Commerce (FICC)

    Elektronik Posta:chamber@chamber.org.il

    Türk İsrail İş Konseyi (Israel Turkey Business Council)

    Elektronik Posta:israelturkeybusiness@gmail.com

    Israel Export and International Cooperation Institute

    Elektronik Posta: [email]library@export.gov.il[/email]

    Hayfa ve Kuzey Bölgesi Ticaret ve Sanayi Odası

    (Chamber of Commerce & Industry of Haifa & the North)

    Elektronik Posta: : [email]main@haifachamber.org.il[/email]

    Kudüs Ticaret Odası (Jerusalem Chamber of Commerce)

    Elektronik Posta : [email]jerccom@inter.net.il[/email]

    Tel Aviv Ticaret Odası (Tel Aviv Chamber of Commerce)

    E Posta: [email]chamber@chamber.org.il[/email]

    Beer Sheva ve Negev Bölgesi Ticaret ve Sanayi Odası

    (BeerSheva & Negev District Chamber of Commerce & Industry)

    Elektronik Posta: [email]chamber7@zahav.net.il[/email]

    Nazareth Ticaret Odası

    (Nazareth Chamber of Commerce)

    Elektronik Posta: [email]shaeen.com@gmail.com[/email]

    Eilat Ticaret Odası (Eilat Chamber of Commerce)

    Elektronik Posta: [email]atzmaim@bezeqint.net[/email]

    İsrail Narenciye Pazarlama Kurulu

    (Israel Citrus Marketing Board)

    Elektronik Posta:hanokdim@zahav.net.il

    Bitki Üretim ve Pazarlama Kurulu

    (The Plants Production and Marketing Board)

    Elektronik Posta: [email]michael@plants.org.il[/email]

    Süt Üreticileri Birliği

    Elektronik Posta: [email]office@isdb.co.il[/email]

    Meyva Yetiştiricileri Birliği

    Elektronik Posta: [email]gal77@netvision.net.il[/email]

    Sebze Yetiştiricileri Birliği

    Elektronik Posta: [email]hava@vegetable.co.il[/email]

    İsrail Mücevher Üreticileri Birliği

    (Israel Jewelry Manufacturers' Association)

    Elektronik Posta: [email]bendori@netvision.net.il[/email]

    İsrail İmalatçılar Birliği

    (The Manufacturers' Assocation of Israel)

    Elektronik Posta: [email]trade@industry.org.il[/email]

    İsrail Plastik ve Kauçuk Endüstrisi Birliği

    (Society of Israel Plastics & Rubber Industry)

    E-Posta: [email]ed@industry.org.il[/email]

    İsrail Mobilya İmalatçıları Birliği

    (The Israel Association of Furniture Manufacturers)

    E-Posta: [email]nurit@industry.org.il[/email]

    İsrail Elektronik ve Yazılım endüstrileri Birliği

    (Association of Electronics and Software Industries)

    Elektronik Posta: [email]elec_har@netvision.net.il[/email]

    HİSTADRUT (İsrail İşçi Sendikaları Birliği)

    Elektronik Posta: [email]davidp@histadrut.org.il[/email]

    Profesyonel ve Sosyal Tanıtım Birliği

    (Professional and Social Promotion Association)

    Elektronik Posta: [email]info@son.co.il[/email]

    İsrail Havacılık Birliği

    (Israeli Association of General Aviation-IAGA)

    Elektronik Posta: [email]iaopa@aopaisrael.org.il[/email]

    İsrail Profesyonel Güvenlik Birliği

    (Israel Professional Safety Association)

    Elektronik Posta: [email]memunim@netvision.net.il[/email]

    İsrail Ekonomik Birliği

    (Israel Economic Association)

    Elektronik Posta: [email]economic@israel.net[/email]

    Maurice Falk Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü

    (The Maurice Falk Institute of Economic)

    Elektronik Posta: [email]msfalkin@mscc.huji.ac.il[/email]

    Kundakçılık Müfettişleri Birliği

    (Arson Investigators Association)

    Elektronik Posta: [email]maofir@bezeqint.net[/email]

    Sigortacılık Zarar Tespit Uzmanları Birliği

    E-Posta: [email]igud@shamaeim.co.il[/email]

    Elektronik Sanayide Tasarım ve İmalat için İleri Teknoloji Kullanıcıları Birliği

    Elektronik Posta: [email]iltam@iltam.org[/email]

    Bahçıvanlık Örgütü

    (Gardening and Israel View Organization)

    Elektronik Posta: [email]info@gardeningm.org.il[/email]

    İç Denetçiler Enstitüsü

    (The Institute of Internal Auditors in Israel)

    Elektronik Posta: [email]office@iia.org.il[/email]

    Mühendislik, Mimarlık ve Teknoloji Mezunları Örgütü

    (Israel Organization of Consulting Engineers, Architecths and Technology GraduatesI OCEA)

    Elektronik Posta: [email]ioce@netvision.net.il[/email]

    Tel Aviv Yafo Müteahhitler ve İnşaatçılar Örgütü

    (Tel Aviv Yafo Contractor and Builders Organization)

    Elektronik Posta: [email]kablanv@zahav.net.il[/email]

    Kredi ve Emlak Çalışanları Birliği

    (Society of Trust and Real Estate PractitionersSTEP)

    Web: www.info.stepisrael.org;

    İsrail Ticaret Noktası (Trade Point Israel)

    Elektronik Posta: [email]tpisrael@tpisrael.org.il[/email]

    T.C. Kudüs Başkonsolosluğu

    Elektronik Posta: [email]turkcons.jerusalem@mfa.gov.tr[/email]

    T.C. Tel Aviv Büyükelçiliği

    Elektronik Posta: [email]turkemb.telaviv@mfa.gov.tr[/email]

    T.C. Tel Aviv Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği

    Elektronik Posta: [email]dttel@netvision.net.il[/email]

    İsrail Devleti Ticaret Ateşeliği

    Elektronik Posta: [email]Istanbul@moital.gov.il[/email]

    İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Yatırımları Geliştirme Merkezi

    Elektronik Posta: [email]maxli@moit.gov.il[/email]

    İsrail Gümrük İdaresi (Customs Service)

    E-Posta: [email]webmaster@mof.gov.il[/email]

    İsrail Standarlar Enstitüsü (Israel Standards Institute)

    Elektronik Posta: [email]vered@sii.org.il[/email]

    Kaynak: www.habervaktim.com
#04.01.2009 02:33 0 0 0
  • Eee, ben 28 senedir evliyim...Görücü usulüyle evlendim...Zengin de değildim...Hani çabuk bitecek ti evlilik?..Elhamdülillah,evliliğin temelini sağlam atarsanız o ömürboyu gider..Yapmacık söz ve davranışlarla gerçekleşen evliliğin sonu mahkemedir..Hele de bugün boşamalar ve boşanmalar artmıştır...Nedenn???
    Nedeni,İslam ahlakının her iki tarafta olmayışındandır vesselam..
#03.01.2009 23:25 0 0 0
  • Soru
    Flört tarzı ilişkiler hakkında neler tavsiye edersiniz?

    Cevabımız

    Değerli Kardeşimiz;

    Flört Müslümanlarların lügatında yeri olan bir kelime olmadığı gibi, ifade ettiği mânâ da Müslümanlarda hayat bulan bir olay değildir. Flörte kimler ne mânâ yüklerse yüklesin. İslâm böylesine hissi bir konuda erkekle kadına sınırlar çizer ve Efendimizin meşhur ikazı iki tarafı da kesin ölçülerle korumaya alır, muhafaza eder.

    Nedir Efendimizin kesin ve çok makul olan ikazı?

    - Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye, baş başa kalırlarsa üçüncüleri şeytandır!

    Evet, biribirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsi hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Nerede başlar, nerelere kadar gider. Zaten toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir.
    Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi?

    Elbette öyle bir iddiamız olmaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez. Bildiğim gerçek odur ki kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir.

    Bilindiği üzere kolay elde edilen şeyin kıymeti pek bilinmez, kolayca da terk edilmesinde mahzur düşünülmez. Değerli şeyler ise hep zor elde edilir, böylece de kolayca terk edilmezler. Kadın değerlerin en yücesi, itibarını korunması lazım gelenlerin de en önde gelenidir. Kadının bir gün falanın yanında, öteki günü de filanın kolunda olması, bir başka gün ise kimin yanında olacağının bilinmez hale düşmesi, onu hayatı boyunca itibarsızlığa mahkum eder. Bir değerli hayatı böylesine değersiz ve itibarsız hale düşüren şeye ise siz ister flört deyin, isterse başka bir şey; ne savunulur ne de sonucu basite alınacak bir doğallık olarak görülebilir.

    Yine bir kudsi beyandan öğrenmekteyiz ki sonu evliliğe varmayan gayrimeşru yakınlaşmalardan taraflar öylesine pişmanlık duyacak ki ahirette:

    - Keşke ateş parçası tutsaydım da böyle sonuçlar verecek başlangıçlar yapmasaydım diye feryat edeceklerdir.
    Ama bunun faydası olmayacaktır. Çünkü ok yaydan çıkmış, kurşun hedefi vurmuş; tamiri mümkün olmayan tahribat vaki olmuştur.

    Onun içindir ki dindar ailelerde kadın, kuracağı yuvada mutlu ve huzurlu olmak için geride şaibeli bir geçmiş bırakmamaya çok dikkat eder, vardığı yerde başına kakılacak bir sürü yanlışların sahibi olmama konusunda büyük titizlik gösterir. Bu dikkat ve titizliğinden dolayı da ömür boyu sevinç duyar, itibar sahibi olmanın mutluluğunu yaşar.

    Kadını tertemiz mutlu bir ailenin kurucusu değil de, günlük zevklerin malzemesi haline getiren erkekler, yahut da kendilerini bu duruma düşürmüş kadınlar elbette konuyu bizim gibi yorumlamayacak, hallerine uygun düşen hayatın savunucusu olacaklardır. Böylelerine bizim ne söyleyecek sözümüz, ne de verecek cevabımız olur. Kendi düşen ağlamazdan başka.

    Ahmed Şahin, Aile İlmihali, 142.
#03.01.2009 18:10 0 0 0
  • neoCK kardeş, bana sağlam delil getirmezsen namertsin!...Dikkat et yazılarına!..Ben Kürt değilim ama bu mübarek alime iftira etme!..Kafana göre ne idüğü belli olmayan deliller de getirme!...Risale-i Nur Külliyatı'nı okudun mu sen?...

    Said-il Nursi Hazretlerinin bütün maksadı müslümanları dinsizlerin elinden kurtarmaktır...Yani İsmet İnönü'nün iktidarında vatan sattında korkunç bir dinsizlik başgösteriyorlardı..İşte Bu büyük alim bunun için çok çileler çekmiş ve sonunda da idam edilmiştir...Hiç bir zaman da Atatürk'le zıtlaşmamıştır..Yalan bari söyleme!..Onu sürgünden sürgüne göndermişlerdir..Hatta Doğu cephesinde harbe katılmış, Rus ve Ermenilere karşı savaşmıştır..Kısacası; vatan için her şeyini ortaya dökmüştür...Aldığı mükafat da idam edilmek olmuştur...
#01.01.2009 23:39 0 0 0
  • Bu ülkede yıllardır din ile ilgili resmi bir kuruluşumuz vardır.
    Bu kuruluşumuz Devletimizin ve Hükümetimizin kontrolu altında
    en yetkili ve eğitimli din adamlarımız tarafından yönetilmektedir.

    Eğer Yılbaşını Kutlamak yasak olsa,
    şimdiye kadar geçen yıllar içinde herhalde bizlere bu konuda bir açıklama yapardı.

    Atesilter kardeşim...Yukarıdaki sözler senden alıntıdır..Kafana göre yorum yapma!...

    Bedüzzaman Said Nursi Hazretleri,(Rahmetullahi aleyh) 1922'de Ankara'ya geldiğinde devlet merasimiyle karşılandı. Kendisine yapılan Şark Umumi Vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı tekliflerini reddetmiştir..
    Diyanet İşleri Başkanlığını teklifinin ret etmesinin sebebi ise devletin kendisini emir altında tutup fetvayı devletin kendi arzusuna göre verdireceğinden korktuğu için ret etmiştir..Bunun için ne kadar sorumluluk taşıdığını da ifade etmiştir..Bu konu çok uzundur..Said-il Nursinin hayatını okumanızı tavsiye edrim..Hatta bu mübarek büyük alim , her türlü maddi ve manevi sıkıntıları olmasına rağmen Allah katında, teklifi kabul etmesi durumunda vebal taşıyacağını bildiği için kabul etmemiştir..
    Oysa şimdi ki diyanet işleri başkanı devletin emrindedir..Çünkü Said Nursi hazretleri kadar takva ehli değillerdir..Takva ehlikimse dünyalık için azıcık tekliflere boyun eğmez..İşte hakikatlar bunlardan ibarettir..Takva ehli Allah'dan her haliyle korkan kimsedir...
    Diyanetin neden yılbaşı hakkında bir açıklama yapmadığını siz düşününün bakalım...Tabii ki, makam,mevki ve koltuğunu kaybetme korkusu yaşadıkları içindir...
#01.01.2009 00:36 0 0 0
  • Hasret
    Parmak kaleme hasret
    Kalem kağıda hasret
    Kağıt kelama hasret
    Kelam ilhama hasret

    Aşık sazına hasret
    Sazı sözüne hasret
    Yarın umuda hasret
    Umut düşüne hasret

    Bahar bülbüle hasret
    Bülbül gülüne hasret
    Savaş barışa hasret
    Barış huzura hasret

    Elem gülene hasret
    Gülen neşeye hasret
    Sıla gelene hasret
    Gelen yarene hasret

    Mecnun Leyla'ya hasret
    Leyla sevdaya hasret
    Sevda murada hasret
    Murat vuslata hasret

    Şehit vatana hasret
    Vatan millete hasret
    Ana evlada hasret
    Evlat anaya hasret...

    (Alıntı)
#31.12.2008 21:52 0 0 0
  • Israil'in Terör Gelenegi

    Bir süredir "baris" rüzgarlarinin estigi Ortadogu, son bir hafta içinde Israil'in Lübnan'da gerçeklestirdigi bombalamalarla yeniden isindi. Bu durum, bazilari için sasirticiydi. Bir "baris ve demokrasi sembolü" olarak gördükleri Israil'in, içi küçük çocuklarla dolu bir ambulansi nasil olup da havaya uçurdugunu, ya da sivil yerlesim bölgelerini nasil olup da fütursuzca bombaladigini anlamakta güçlük çektiler.

    Oysa, Bati medyasinin propaganda ilüzyonundan kurtularak ve Israil'in gerçek kimligini göz önünde bulundurarak vaziyete bakildiginda, Israil'in sözkonusu "gazap üzümleri" operasyonunun hiç bir sasirtici yönü olmadigini görebiliriz. Çünkü Israil, bir terör devletidir; terör, Yahudi Devleti için olagan bir dis politika aracidir.

    Israil'in geçmisine bir göz attigimizda ise, bu tanimi kesinlestiren yüzlerce örnek bulmak mümkündür.

    Terörizmden Basbakanliga

    Israil'in kuruldugu yillar, ayni zamanda Ortadogu'nun da terörle tanistigi yillar olmustu. Yüzyilin basindan beri sistemli bir "devlet kurma" programi izleyen Siyonist hareket, 1940'li yillarda Filistin'de olusturdugu terör örgütleri ile bölgeyi kan gölüne çevirdi.

    Sag kanat Siyonistler, Filistin'deki Araplara ve ilerleyen yillarda da Ingilizlere karsi savasacak olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal Askeri Örgüt) ya da kisaca Irgun adli silahli yeralti örgütünü kurdular. Irgun ve 1940 yilinda ondan ayrilan Avraham Stern'in kurdugu LEHI (Lomamei Herut Yisrael-Israil'in Özgürlügü Savasçilari), Araplar'a ve Ingilizlere karsi kanli terör eylemleri gerçeklestirdiler (LEHI, kurucusunun adindan dolayi Stern Çetesi olarak da anilir). Irgun ve Lehi'nin iki aktif teröristi, yillar sonra tüm dünyanin taniyacagi isimler haline geleceklerdi: Menahem Begin ve Yitzhak Samir! Ikisi de, sirasiyla, Basbakan oldular.

    Bu sag kanat teröristler ile sol kanat Siyonistler arasinda da gizli bir ittifak vardi. 16 Eylül 1948 günü Stern örgütünün teröristleri, Birlesmis Milletler'in Filistin arabulucusu olan ve Siyonistlerin isgal politikalarini elestirmesiyle taninan Kont Folke Bernadotte'u Kudüs'te öldürdüler. Yeni kurulmus olan Israil Devleti'nin Basbakani Ben Gurion, Stern militanlarinca gerçeklestirilen suikasti lanetledi ve Bernadotte'un BM karargahindaki cenazesine de katilarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu olan Stern üyeleri ise kayiplara karistilar. Ancak bir süre sonra bu militanlar ortaya çiktilar, hem de çok ilginç bir biçimde... Bernadotte'u vuran Joshua Cohen adli tetikçi, Basbakan Ben Gurion'un özel korumasi oluverdi birden bire.! Suikast emrini verenlerden Yitzhak Samir ise Mossad'in Avrupa masasi sefligine getirildi.(1) Ben Gurion'un basbakanliginin sürdügü bu dönemde, Samir'in de katkisiyla, çok sayida "Israil düsmani" Mossad ajanlarinca Avrupa'da öldürüldü. Kisacasi Israil'in liderleri aktif birer teröristtiler, ya da terörizmi el altindan destekliyorlardi.

    Terör, Israil'in kurulmasiyla bitmedi, azalmadi da. Aksine, daha da çok kan dökmeye basladi.

    Israil Tarzi Terör

    ... 80-100 kadar erkek, kadin ve çocuk öldürülmüstü. Çocuklari kafalarina sopalarla vurarak öldürdüler. Her evden en az bir kisinin canina kiyildi. Köylerde erkek ve kadinlar yiyecek ve su verilmeksizin evlere kapatildilar. Sonra da sabotajcilar gelip evleri havaya uçurdu. Bir kumandan, bir ere emir vererek, havaya uçurmak istedigi bir evin içine 2 kadin kapatmasini söyledi. Bu arada bir asker, öldürmeden önce bir Arap kadinin irzina geçtigini anlatti. Yeni dogmus bir çocugu olan Arap kadinina birkaç gün süreyle etraf temizlettirildikten sonra kadin ve çocuk öldürüldü. 'Harika bir adam' diye nitelenen iyi yetistirilmis, iyi bir egitim görmüs kumandanlar, asagilik katiller haline gelmisti. Hem de gelisen korkunç olaylarin içinde ister istemez bu duruma düsmüs degillerdi. Aksine soykirimi ve yoketme metodlarini bilinçlice kullaniyorlardi. Onlara göre dünyada ne kadar az Arap kalirsa, o kadar iyiydi...

    Üstteki satirlar, Israil'in Davar gazetesinin 9 Haziran 1979 tarihli sayisinda yayinlandi. Yazilanlar, 1948'de Dueima adli Filistin köyünün ele geçirilmesi sirasinda yapilanlara taniklik eden Israilli bir askerin katliam hatiralariydi.

    Önemli olan bu satirlarda anlatilanlarin, istisnai bir terör eylemini degil, Israil'in kutsal terörünün siradan bir örnegini tarif etmesidir. Bir diger "siradan örnek", Israillilerin devlet kurduklari yilda, 1948'de Deir Yassin köyündeki Arap halka giristikleri katliamdir. Menahem Begin'in yönettigi Irgun ve Stern teröristleri, Kudüs yakinlarindaki Deir Yassin köyüne düzenledikleri baskin sirasinda, hamile kadinlarin ve çocuklarin da dahil oldugu 280 kadar Arap köylüsünü önce sokaklarda dolastirdiktan sonra kursuna dizmislerdir. Ancak bir de önemli "detaylar" vardir: Öldürülen genç kizlarin çogunun irzina geçilmis, erkeklerin cinsel organlari koparilmistir. Siyonistler bazi kurbanlari öldürmek için biçak kullanmislardir. Raporlarda "ortadan ikiye biçilen" küçük bir kiz çocugundan da söz edilmektedir.(2)

    Bu sekilde alti ay içinde Arap köylerine düzenlenen sayisiz baskinlarla 400 bine yakin Arap, yurdunu terketmek zorunda kaldi. Deir Yassin Katliami bu baskinlarin sadece birisiydi. Israilliler'in yillar içinde terör yoluyla bosalttiklari köy sayisi, Israil'in az sayidaki "muhalif" seslerinden biri olan Israel Shahak'in tespit ettigi rakama göre, 385'tir. Bu köylerde yasayanlarin içinde korku yöntemiyle kaçirilanlarin yaninda, Deir Yassin'le ayni kadere ugrayanlar da vardir.

    Israil'in terörü, ilerleyen yillarda da kan dökmeye devam etmistir. Kibya ya da Sabra Satilla katliamlari, yine buzdaginin görünen kisimlaridir. Israilliler çogu kez bu açik eylemleri bile üstlenmemeye çalismislardir. Örnegin Israil'in 1982 yazindaki Lübnan'i isgali sirasinda Sabra ve Satilla mülteci kamplarinda öldürülen 1.500'ün üstündeki Filistinli'ler hakkinda Begin "yahudi olmayanlar, yahudi olmayanlari öldürdü, bize ne!" demisti. Oysa kisa süre sonra katliami gerçeklestiren Falanjistlerin Israil subaylarinin komutasinda oldugu ve Israil ordusunca silahlandirildiklari ortaya çikti.

    Israil Tarzi Iskence

    Israil'in kutsal terörünün önemli bir parçasini ise iskence olusturmaktadir. 1967'den bu yana iki milyondan fazla Filistinli'yi isgal altinda yasamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin muhalefetini kirmak ve onlari göçe ikna etmek için sistemli bir iskence politikasi uygulamistir.

    Yahudi Devleti'nin korkunç iskence yöntemleri, ilk kez Londra'da yayimlanan Sunday Times'in 1977 yilinda yayinladigi uzun bir arastirmada ortaya çikti. Belgelenen vakalar, 1967'den itibaren on yillik Israil isgali sirasinda iskence gören kirkdört Filistinlinin durumlarini ortaya koyuyordu.

    Buna göre, Israil'in; Nablus, Ramalla, Hebron ve Gazze'deki hapishanelerinde, Kudüs'teki Rus sitesi ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözalti merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanilmaz iskenceler uygulaniyordu. Sistemli dayak disinda, Israillilerin kullandigi iskence türleri arasinda; cinsel organlara elektrik verme, tutukluyu çirilçiplak buzlu suya sokma, gözleri baglanmis olan tutuklunun üzerine özel egitilmis köpekleri saldirtma, vücudun degisik yerlerinde sigara söndürme, arkadan tecavüz, tirnaklarin ve saglam dislerin sökülmesi gibi yöntemler vardi. Bazi tutuklularin kizlari da tutuklanmis ve bunlara babalarinin gözü önünde tecavüz edilmis, sonra da tutuklu kendi kiziyla cinsel iliskiye girmesi için zorlanmisti. Bazi erkek tutuklularin cinsel organlarina ince cam çubuklar sokulmus ve sonra da bu çubuklar organin içindeyken iskenceciler tarafindan kirilmisti. Erkek tutuklularin hayalarinin sikistirilmasi da çok kullanilan yöntemlerin biriydi. Bu iskenceler sonucunda çok sayida Filistinli tutukluda kalici sakatliklar meydana geldi. Çogunun cinsel fonksiyonlari sona erdi, görme ve isitme duyularini ve akli dengelerini yitirenler oldu. Bu fiziki iskencelerin yaninda psikolojik yöntemler de vardi. Siyasi tutuklular, kasten, Israil ordusuna çizme, kamuflaj agi, vb. malzeme imal etme islerine kosuluyorlar, reddettiklerinde fiziki yöntemlere basvuruluyordu.(3)

    Sunday Times'in ortaya çikardigi bu vakalar, 1967-1977 yillari arasindaki iskence vakalariydi. Ilerleyen yillarda da Israil'in kutsal terörü ve kutsal iskencesi sürdü. Yalnizca 1987-1993 döneminde; Israil birlikleri tarafindan 1.283 Filistinli öldürülmüs, 130.472 tanesi hastaneye kaldirilacak derecede yaralanmis, 481 tanesi sürülmüs, 22.088 tanesi gözaltina alinmis, 2.533 ev mühürlenmistir. (4) Gözalti ve tutukluluk sirasinda kullanilan iskence yöntemlerinin hangi boyutlara vardigini bilmek de mümkün degildir.

    Israil iskence gelenegi ile ilgili olarak en son 1995 Agustosunda ortaya bazi yeni bilgiler çikti. Emekli Albay ve tarihçi Mose Givati, "Çöl ve Alevlerin Içinde" adli kitabinda, 1948, 1956 ve 1967'deki Arap-Israil savaslarinda Israil ordusunun savas esirlerine inanilmaz iskenceler yaptigini yazdi. Buna göre, esir alinan Misirli askerlerin gözleri sigara ile oyulmus, cinsel organlari kesilerek agizlarina tikanmisti...

    Burada önemli olan bir nokta var. Israil devlet aygiti, terör ve iskenceyi yalnizca pragmatik bir uygulama olarak degil, bunun da ötesinde kutsal bir misyon olarak görmektedir. Israil'in terörü, Livia Rokach'in ifadesiyle, "kutsal" bir terördür. Çünkü bu terör, yahudi dini kaynaklari tarafindan emredilir.

    Terörün "kutsalligi"

    Eski Ahit'in Tesniye kitabinda, 7. Bap söyle baslar:

    "ALLAHin Rab, mülk olarak almak için gitmekte oldugun diyara seni götürecegi ve senin önünden çok milletleri, Hittileri ve Girgasileri ve Amorileri ve Kenanlilari ve Perizzileri ve Hivileri ve Yebusileri, senden daha büyük ve kuvvetli yedi milleti kovacagi; ve ALLAHin Rab onlari senin önünde ele verecegi ve sen onlari vuracagin zaman; onlari tamamen yok edeceksin; onlarla ahdetmeyeceksin ve onlara acimayacaksin ve onlarla hisimlik etmeyeceksin; kizini onun ogluna vermeyeceksin ve onun kizini ogluna almayacaksin... Çünkü sen ALLAHin Rabbe mukaddes bir kavimsin; ALLAHin Rab, yeryüzünde olan bütün kavimlerden kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti."

    I. Samuel kitabi 15. Bap'in basinda ise su ayet yer alir:

    "Ordularin Rabbi söyle diyor: Amalek'in Israil'e yaptigini, Misir'dan çiktigi zaman yolda ona karsi nasil durdugunu arayacagim. Simdi git, Amaleki vur ve onlarin herseylerini tamamen yok et ve onlari esirgeme ve erkekten kadina, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden esege kadar hepsini öldür."

    Ayetlerde geçen Hittiler, Yebusiler, Amalekler gibi kavimler, M. Tevrat'in yazildigi dönemlerde Ortadogu'da bulunan toplumlardir. Bu nedenle bu ayetlere (ve M. Tevrat'in içindeki yüzlerce benzerlerine) göz atan pek çok kisi, tarihin derinliklerinde kalmis birer siddet olayinin hikayesini okudugunu sanabilir. Oysa gerçek böyle degildir... Israil'in "güvercin" siyasetçilerinden Amnon Rubinstein, su satirlari yaziyor:

    "(Israilli radikallerin) kullandigi lisanda, günümüzdeki Araplar; Yebusiler'dir, Amalekler'dir ya da Kenan diyarinin Tevrat tarafindan lanetlenen yedi kavminden herhangi birisidir... Tesniye'de, 'geride hiç bir sey kalmayacak sekilde' Amalek'i yok etmek üzere verilen emir, dogrudan bugünkü Araplar'a yönelik olarak yorumlanmaktadir... Israil'in savaslari da bu çerçevede anlasilmakta ve bu savaslarda bu 'yeni Amalekler'e karsi insancil davranilmamasi gerektigi söylenmektedir. Haham Menachem M. Kasher, 1967 savasindan sonra yazdigi bir yazida, Tevrat'in 'onlari sizin önünüzden yavas yavas azaltacagini ve yurtlarina sizi yerlestirecegim' seklindeki ifadesinin, Israil'in Araplar'la olan iliskisini tarif ettigini yazmistir... Bar Ilan Üniversitesi'nden Haham Israel Hess, daha da ileri gitmis ve 'Tanri'nin Amaleklere karsi girisilen savasa bizzat katildigini' söylemistir. Israel Hess'in konuyla ilgili yazisinin basligi ise, 'Tevrat'in katliam emirleri'dir." (5)

    Kisacasi, Israil kimligi olusturan en büyük faktör olan "dinci" ekol, Muharref Tevrat ayetlerini bu sekilde yorumlamakta, ve böylece Yahudi Devleti'nin uyguladigi teröre teolojik bir mesru temel olusturmaktadir. Iste bu nedenle terör ve Israil, birbirinden ayrilmaz iki parçadir. Yahudi Devleti, mevcut ideoloji ve kurumlariyla ayakta kaldikça, terörü mesru bir siyaset araci olarak görmeye devam edecektir.

    "Gazap üzümleri"nin bombalariyla ambulans içinde parçalanan çocuklar, bu gerçegin ne ilk ne de son kurbanlaridir.


    DIPNOTLAR
    1) Richard Curtiss, "The Good Cops and Bad Cops Who Killed the Peace Process". Washington Report on Middle East Affairs. Haziran 1995
    2) Lenni Brenner, The Iron Wall: Zionist Revisionism from Jabotinsky to Shamir, London: Zed Books, 1984, ss. 141-143
    3) Ralph Schoenmann, Siyonizm'in Gizli Tarihi, Kardelen Yayincilik. 1992. ss. 79-95
    4) Washington Report on Middle East Affairs, Haziran 1994
    5) Amnon Rubinstein, The Zionist Dream Revisited: From Herzl to Gush Emunim and Back, 1.b., New York: Schocken Books, 1984, s. 116

    http://www.enfal.de/yak2.htm

    Kaynak: Harun Yahya
    by MUHAMMED Faruk
#30.12.2008 19:13 0 0 0
  • İSRAİL'İN KİRLİ TARİHİ

    Bazi devletlerin kirli çamasirlari vardir. Ortaya çikmasini istemedikleri, bilinmesinden rahatsizlik duyduklari ve bu nedenle resmi tarihlerinden çikardiklari tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örnegin Vietnam Savasi sirasinda ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karsi uyguladiklari iskence ve katliamlar—ki bunlarin sonucunda 1.5 milyon Vietnamli yasamini yitirmistir—Amerikalilar tarafindan mümkün oldugunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savas sirasinda ört-bas edilmeye çalisilmistir, savas sonrasinda ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile ayni yol denenmistir. Bu "Rambo" filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam'da yasadiklari zorluklar anlatilir, Amerikali birliklerinin diri diri yaktiklari köylüler degil.

    Yine de Vietnam savasinin içyüzü pek çok insan tarafindan bilinmektedir. Çünkü savas dünyanin gözleri önünde yasanmis bir olaydir ve bu nedenle tam anlamiyla ört-bas edilmesi mümkün olmamistir.

    Ancak baska bazi devletler, kirli çamasirlarini çok daha basarili bir biçimde gizleyebilmislerdir. Bu devletlerin belki de en basarilisi ise, Israil'dir. Siyonizm'in 1930'lu ve 40'li yillardaki tarihi sözkonusu kirli çamasirlarla dolu iken, Yahudi Devleti bu gerçekleri yalnizca gizlemekle kalmamis, dahasi kendi lehinde bir propaganda aracina dönüstürmüstür.
    Öncelikle Israil'in nasil bir imaja sahip olduguna bakalim.

    Israil'in Iki Yüzü

    Israil, onyillardir tüm bir ulusu isgal altinda yasamaya zorlayan dünyadaki yegane devlettir. 1948'de Filistin topraklarinin önemli bir bölümünü isgal etmis ve Filistinlilerin bir kismini kendi yönetimi altinda yasamaya zorlamis, bir kismini sürmüs, hatta bir kismini da "imha" etmistir. 1967'de tüm Filistin topraklari Israil isgali altina girmistir. Ayrica Israil; Misir, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarini isgal etmis, yillarca bu topraklardan çekilmemistir. Israil'in isgal ettigi bölgelerdeki halka karsi uyguladigi devlet terörü ise oldukça ünlüdür. Israil ayrica dünyanin baska bölgelerindeki acilarda da pay sahibidir: Dünyanin dördüncü büyük askeri gücüne sahip olan Yahudi Devleti, Üçüncü Dünya'daki baskici diktatörlere, fasist rejimlere destek olmus, onlara silah satmis, onlarin ordu ve gizli polislerini egitmistir. Pinochet, Idi Amin, Bokassa, Mobutu, Marcos, Noriega gibi eli kanli diktatörlerin tümü, Israil'in yakin birer müttefiki olmuslardir.

    Kisacasi, Israil, oldukça "kirli" bir devlettir. Birlesmis Milletler'de aleyhine en çok karar çikartilan, ama bu kararlarin hemen hiç birini tanimayan Yahudi Devleti, dünyanin dört bir yanindaki pek çok insanin gözünde saldirgan, zorba ve küstah bir çete devletidir.

    Ancak Israil'in bir baska yüzü daha vardir. Daha dogrusu Israil çogu zaman bir baska yüzle insanlarin karsisina çikar. Bu yüz, Israil'in bir "çete devleti" degil, aksine bir "mazlumlar ve magdurlar yuvasi" oldugu imajini verir. Bati'daki pek çok insan da Israil'i bu yüzüyle tanir. Bu görüse göre, Israil, dünyanin dört bir yaninda irkçilarin hedefi olan yahudilerin yegane siginagidir. Bu düsünce, temelde "yahudi soykirimi"na dayanir: Buna göre Israil, Naziler'in Yahudi irkina yönelik korkunç iskence ve katliamindan kurtulan yahudiler tarafindan kurulmus bir siginaktir. Naziler 6 milyon yahudiyi acimasizca öldürmüslerdir. Bu bir daha asla yasanmamalidir. "Bir daha asla" seklinde sloganlasan bu mantik, Israilliler tarafindan son derece ustalikla kullanilmakta ve üstte sözünü ettigimiz tüm "kirli" isler, bu yolla hasir alti edilmektedir.

    Bu yolla Israil'in isgalleri ve devlet terörü mesrulastirilir: "Israil, güvenligini saglamak zorunda, yeni bir soykirim mi yasansin?" mantigi kullanilir. Israil Devleti sürekli olarak soykirim konusunu gündemde tutmakta ve bunu varliginin bir numarali mesruiyet kaynagi olarak göstermektedir. Israil'i ziyaret eden her yabanci devlet adami, ilk olarak mutlaka Yad Vashem adli "Soykirim Müzesi"ne götürülür.

    Tarihin Perde Arkasi

    Israil'in sözünü ettigimiz iki farkli imaji, takdir edilir ki, birbiriyle uyusmasi oldukça zor olan imajlardir. Bir yanda açikça saldirgan, irkçi, isgalci ve baskici bir devlet, öteki yanda "mazlumlarin siginagi" seklinde bir görüntü vardir.

    Iste "Soykirim Yalani" adli kitabi ortaya çikaran arastirmayi yapmamiza neden olan sey de, bu iki zit görüntüdür. Bu iki zit görüntünün ardinda farkli bir gerçek olabilecegini düsündügümüz için bu kitaba konu olan tarihsel bilgileri arastirdik. Ve sonuçta ortaya pek az kimsenin farkinda oldugu bir gerçek çikti.

    Bu gerçek, özetle sudur: Israil devleti, ikili bir karaktere sahip degildir. Yani bir yandan baskici ve saldirgan, bir yandan da "mazlumlarin siginagi" degildir. Aksine, baskici ve saldirgan karakter, Israil devletinin, bu devleti kuran ve yasatan siyasi kültürün yegane özelligidir. Israil'in "mazlumlarin siginagi" olarak bilinmesine neden olan sey de, aslinda bu siyasi kültürün kendi halkina reva gördügü bir takim zulümlerden ibarettir.

    Bu genel yorumu yapmamiza neden olan somut gerçek ise, öncelikle Nazizim ve Siyonizm arasindaki bilinmeyen tarihsel iliskidir. Soykirim Yalani adli kitabimizda bu konuyu ayrintilariyla gözler önüne serdik. Filistin'de bir Yahudi Devleti kurmak için yeterli sayida Yahudiyi Avrupa'dan göç etmeye bir türlü ikna edemeyen Siyonistlerin, II. Dünya Savasi öncesi dönemde Naziler'i—ve diger pek çok fasist hareketi—destekleyerek zoraki bir göç sagladiklarini ortaya koyduk. Almanya'yi Yahudiler'den arindirarak etnik yönden "saf" hale getirmek isteyen Nazilerle, bu ülkedeki sözkonusu Yahudiler'i Filistin'e götürmek isteyen Siyonistlerin nasil dogal müttefik olduklarini inceledik. Naziler'in Alman Yahudilerine yaptiklari baski ve zulümlerin, Siyonist liderler tarafindan neden sevinçle karsilandigini ve iki tarafin ne gibi isbirlikleri gelistirdiklerini ortaya çikardik.

    Bu tablo açikça göstermektedir ki, Israil, antisemitizm (Yahudi düsmanligi) tehlikesinden kaçan Yahudiler için bir siginak degildir, aksine bu Yahudileri tehdit eden antisemitik hareketler, Siyonizm tarafindan en basindan beri desteklenmistir.

    Bu gerçegin bilinmesinde ise büyük yarar vardir, çünkü bu gerçek, Israil devletinin kendi mesruiyetinin dayanagi olarak gösterdigi en büyük gerekçeyi çürütmektedir. Nitekim bugün Israil'in politikalarina, hatta varligina karsi çikan "anti-Siyonist" Yahudiler de bu tarihsel gerçege isaret etmekte ve Siyonizm'in Yahudiler için bir kurtulus degil, aksine en büyük tehlike oldugunu savunmaktadirlar.

    "Soykirim Yalani" kitabinin verdigi en önemli mesaj, bizce budur. Israil, hem isgal ettigi Arap topraklarinin gerçek sahiplerine, hem de bu topraklara zor yoluyla getirdigi Yahudiler'e baski ve zulüm uygulamis bir devlettir. Israil'in resmi ideolojisi olan Siyonizm, bu nedenle asla ve asla gerçek anlamda baris yanlisi olamaz. Baris ve huzura dayali bir siyasi kültür, her irkçi ve fasist hareket gibi Siyonizm'in de yok olmasina neden olacaktir çünkü.

    Israil'in bir "baris ve demokrasi" ülkesi olarak tanitildigi Türkiye'de, bu gerçeklerin bilinmesi gerekmektedir. "Soykirim Yalani", iste bu yönde atilmis önemli bir adimdir.

    Soykirim Efsanesi Nasil Dogdu?

    Nazi Almanyasi'ndaki Yahudilerin baski ve iskence politikasina maruz kaldiklari konusu, Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yilindan itibaren Bati'daki yayin organlarinda islenmeye baslamisti. Medyayi bu konuda besleyen en önemli kaynak ise birer sivil toplum örgütü niteligindeki Yahudi kuruluslariydi. Nazilerin Yahudilere karsi toplama kamplarinda sistemli bir "soykirim" yürüttügü yönündeki iddialar ise, 1942 yilinda yogunluk kazandi. Bu iddialari dile getirenler Dünya Siyonist Örgütü ve onun Batili ülkelerin hemen hepsinde kurulmus olan kollariydi. Örnegin Yahudilerin Nazi toplama kamplarinda "sabun" haline getirildiklerine dair saiyalar, ilk kez Amerika'daki Siyonist hareketin lideri ve Amerikan Yahudi Kongresi'nin (AJC) baskani olan Stephen Wise tarafindan duyuruldu. Wise, 1942 yilinda resmi bir açiklama yaparak, "yahudi cesetlerinin Almanlar tarafindan sabun, yag ve gübreye dönüstürüldügünü" iddia etti. Gaz odalari iddialari da yine ayni dönemde resmi siyonist kuruluslarin temsilcileri tarafindan duyuruldu.

    Bu iddialarin genel medya tarafindan desteklenmesinin ise iki nedeni vardi: Birinci neden, Yahudi sermayeli yayin organlarinin bu konuya gösterdikleri özel ilgiydi. Ikinci ve daha önemli olan neden ise, bu haberlerin Batili ülkelerin savas halinde olduklari Nazi Almanyasi'na karsi kullanabilecek iyi bir karsi-propaganda malzemesi olusuydu. ABD yönetimi bu propagandayi çok gerekli buluyordu; çünkü "kendi çocuklarimizi neden Avrupa'da savasmaya gönderdik" diye düsünen genis halk kitlelerini savasin gerekliligine ikna etmek için, "gaz odalarinda öldürülüp sabun yapilan" masum insanlari kurtarmak kadar iyi bir gerekçe bulunamazdi. Nitekim Almanlar hakkinda buna benzer gerçek disi bazi vahset hikayeleri, I. Dünya Savasi sirasinda da Amerikan kamuoyunu ülkelerinin savasa girmesine ikna etmek için üretilmisti.

    Savas yillarinda bu sekilde üretilen Soykirim söylentileri, Nazi toplama kamplarinin Amerikan, Ingiliz ya da Sovyet birlikleri tarafindan 1945 yili içinde ele geçirilmesiyle birlikte iyice güçlendi. Çünkü müttefik ordulari bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya'daki Belsen'de binlerce yahudi tutuklunun korkunç durumdaki cesetleriyle karsilasmislardi. Bunlarin fotograf ve filmleri dünya medyasinda yayinlandi. Bu cesetler soykirimin açik birer delili sayildilar. Oysa sözkonusu cesetlerin ölüm nedeni Nazilerin her türlü önleme ragmen bir türlü basa çikamadiklari tifüs salgini ve savasin son aylarinda Alman tasima sisteminin çökmesi nedeniyle bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya'daki büyük kamplarda basgösteren açlikti. Buna karsilik, daha Bati'da yer alan kamplardaki Yahudi tutuklularin gayet sihhatli ve psikolojik yönden de rahat bir durumda oldugu gözlenebiliyordu.

    Nürnberg Mahkemesi

    Soykirim efsanesini "adli" bir anlamda tarihsel literatüre geçiren en önemli gelisme ise, 1946 yilinda Nazi savas suçlularini yargilamak için düzenlenen Nuremberg Mahkemesi oldu. Bu mahkemede bazi "tanik"lar kürsüye çikarildilar ve toplama kamplarindaki yahudi tutuklularin gaz odalarinda sistemli bir biçimde ihma edildigini anlattilar. Bu verileri degerlendiren mahkeme, "6 milyon Yahudinin Nazi toplama kamplarinda imha edildigini, bunlarin dört milyonunun özel üretilmis imha araçlariyla katledildigini" kabul etti. Bu mahkemede delil olarak sunulan malzeme ve ifadeler, Soykirim literatürünün hala en büyük dayanagidir.

    Ancak mahkeme gerçekte pek dürüst ve tarafsiz bir ortamda yapilmamisti. Nazi Almanyasi'ni yenilgiye ugratmis olan müttefikler-ABD, SSCB, Ingiltere ve Fransa-Nazi rejimini ne kadar korkunç ve acimasiz gösterebilirlerse, kendi argümanlarini o kadar iyi savunacaklarini düsünüyorlardi. Bu nedenle Siyonistlerin savas sirasinda ürettikleri tüm Soykirim hikayeleri mahkeme tarafindan ciddiye alindi ve hepsi kabul edildi.

    Yahudi kuruluslari tarafindan mahkemeye getirilen "görgü taniklari", toplama kamplarinda sahit olduklari gaz odasi manzaralarini anlattilar. Bu sahitlerin verdikleri ifadelerin çok büyük bölümünün gerçeklerle uyusmadigi bugün biliniyor. Örnegin mahkemeye çikarilan ve Dachau toplama kampindan kurtulduklari söylenen pek çok tutuklu bu kamptaki gaz odalari hakkinda detayli ifadeler vermislerdi. Oysa Dachau'da "gaz odasi" olarak gösterilebilecek tek bir bina dahi olmadigi için, Soykirim literatürünün savunuculari ilerleyen yillarda bu iddiayi geri almak zorunda kaldilar. Bugün Dachau'da gaz odasi oldugunu savunan hiç kimse yoktur.

    Diger toplama kamplarindaki sözde gaz odalari ile ilgili ifadelerin çogu da çeliskiliydi. Bazilari gerçeklesmeleri bilimsel yönden imkansiz hikayelerdi.

    Nuremberg Mahkemesi'ne sahit olarak çikarilan en önemli kisi ise Auschwitz toplama kampinin kumandani Rudolf Höss"tü. Höss, çok önemliydi, çünkü mahkemeye çikarilan sahitlerin ezici çogunlugunun aksine bir Yahudi degil, bir Nazi subayiydi. Hem de Auschwitz'de iki yildan uzun bir süre en üst düzey yetkili olmustu. Höss "itiraflarinda", Auschwitz'in içinde "Wolzek" adi verilen özel bir imha kampi oldugunu, kendi komutasi altinda burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldügünü söyledi. Ama "Wolzek" diye bir yer hiç bir zaman bulunamadi, dahasi Auschwitz'de 2.5 milyon Yahudinin öldügü iddiasi da bir süre sonra Yahudi tarihçileri tarafindan geri alindi. Rakam önce 1.25 milyona, en son olarak da Yahudi tarihçi Jean Claude Pressac tarafindan 775 bine düsürüldü.

    Peki Höss neden yalan ifade vermisti? Basit; Höss'ü sorgulayan Ingiliz gizli servisi, ona agir bir iskence yapmis, dahasi ailesini ve çocuklarini öldürmekle tehdit etmislerdi!... Bu, bugün ispatlanmis tarihsel bir gerçektir. Höss bu durumda kendisini ve ailesini kurtarmak için her seyi imzalayabilirdi, nitekim öyle yapti.

    Soykirim hikayesi Nuremberg mahkemesine dayanarak hizla büyüdü. Yahudi tarihçiler mahkeme tutanaklarindan alintilar yaparak kitaplar yazdilar. Baska tarihçiler bu kitaplardan alintilar yaparak yeni kitaplar yazdilar. Ilerleyen yillarda yeni bazi "soykirim sahitleri" çikti ve bunlar yazdiklari kitaplarla Nuremberg'teki verilmis olan ancak sonradan "siritan" bazi ifadelerin yerlerine yenilerini koymaya çalistilar. Israil'de özel bir Soykirim Arastirmalari Merkezi kuruldu. Dünya kamuoyunun soykirimi kesin bir tarihsel gerçek sanmasinin en önemli nedeni ise, Hollywood'un Yahudi sermayeli film sirketleri ve Yahudi yönetmenleri tarafindan çevrilen 100'e yakin Soykrim filmi oldu.

    Soykirimin sorgulanmasi ise 60'li yillarda basladi. ABD'deki Northwestern University'den Dr. Arthur Butz, Fransa'daki Lyon Üniversitesi'nden Robert Faurisson ve pek çok "best-seller" kitabin yazari Ingiliz tarihçi David Irving sözkonusu revizyonist akima öncülük ettiler. Revizyonist akimin bugün en önemli entellektüel merkezi, California'daki Institute for Historical Review adli kurumdur.
    (DEVAM EDİYORUZ)
    __________________
#30.12.2008 19:11 0 0 0
  • noimage
    BULANCAK/ERDOĞAN KÖYÜ (BİZİM KÖYÜMÜZ)

    Tarihi

    Eski BulancakErdoğan Köyü, Bulancak İlçesine 7 km mesafede bulunan büyük bir köydür. Köyümüzün 502 hanesi ve 1482 nüfusu vardır. Erdoğan Köyü birçok mahallenin bir araya gelmesinden meydana gelmektedir. Köyümüzün doğusunda Yaslıbahçe Köyü ve Eriklik Köyü, batısında Kayhan Köyü ve Yunuslu Köyü, kuzeyinde Kızılot Mahallesi, güneyinde Hacet Köyü ve Tepecik Köyü bulunmaktadır.

    Erdoğan KöyüErdoğan Köyünde ikamet eden 1482 nüfus vardır. Köyümüz çok eski bir yerleşimdir. Köyümüzün ilköğretim okulu Cumhuriyet tarihinin en eski ilkokullarından biridir. İlk olarak 1933 yılında köy evinde eğitim ve öğretime başlanmıştır. Köyümüz halkı ekonomik şartların yetersizliği nedeniyle çok göç vermiştir. Köyümüzden gurbette yaşayan 10 binin üzerinde nüfus olduğunu tahmin etmekteyiz. Köyümüz içinde 4 km asfalt yol bulunuyor. Şebeke içme suyumuz mevcuttur. İlköğretim Okulumuz olup yetersiz ve eski olduğundan dolayı köyümüz halkından Emekli Baş Komiser Galip GÜNGÖR tarafından kaba inşaatı üstlenilen 8 derslikli bir okul inşaatımız devam etmektedir.

    Erdoğan Köyü, Çayır Ayrıca köyümüzde faal durumda olan 4 cami mevcut olup 3 kadrolu imamımız mevcuttur. Bir camiimizin de inşaatı devam etmektedir. Yine köyümüzde bir Tarım Kredi Kooperatifi bulunmaktadır. Tarım Kredi Kooperatifi'nde bir müdür, bir ziraat mühendisi ve bir memur görev yapmaktadır. Yine köyümüzün bir derneği mevcut olup; bu dernek 1967 yılında kurulmuştur. Bugünde faaliyetlerine Şinasi HENDEN başkanlığında devam etmektedir. 2005 yılında camilerimizin onarımı ve İlköğretim Okulumuzun Bilgi Teknolojisi sınıfının alt yapısı bu derneğimiz aracılığı ile gerçekleştirilmiş olup çalışmalarına planlı bir şekilde devam edilmektedir. Derneğimizin merkezi Merkez Camiimizin alt katında faaliyetlerini sürdürmektedir.

    2006 yılında İstanbul Bayrampaşa'da burada yaşayan köylülerimiz tarafından derneğin İstanbul şubesi açılmıştır.
#30.12.2008 15:59 0 0 0
  • BULANCAK HAKKINDA GENEL BİLGİLER
    Doğu Karadeniz Bölgesi'nde, Giresun İli'ne bağlı bir ilçe olan Bulancak, doğuda Giresun, batı ve güneybatıda Ordu İli, Güneydoğuda Dereli İlçesi, Kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir İlçe toprakları genel olarak 3. Zaman (Tersiyer) sonlarının volkanik patlamaları ve parçalanmalar sonucu oluşan kırıklı ve volkanik oluşumlardan meydana gelen bir arazi yapısı göstermektedir.

    İlçe arazisi engebeli ve sıradağlarla kaplıdır. Bu dağlar üzerinde buzul göller (Karagöl, Ayğır ve Geyik Gölleri) ile bazalt kayalar bulunmaktadır. Deniz kenarından itibaren başlayan tepeler, güneye doğru yükselir ve Karagöl Dağları'nda 3.107 m.ye ulaşır. İlçenin belli başlı yükseltileri, Kızalan Tepesi, Solakyatak Tepesi, Evliya Tepesi, Seyit Tepesi, Zemzem Tepesi, Naldöken Tepesi, Bektaşoğlu Tepesi, Kaya Tepesi, Kel Tepe, Hasançelebi Tepesi, Yıldız Tepesi, Yokuşbaşı Tepesi, Topalkız Tepesi, Armutlu Tepesi, Kümbet Tepesi, Karatepe, Pekdemir Tepesi, Karataş Tepesi ve Dikmen Tepesi'dir.

    Pazarsuyu Deresi ve kolları kaynağını, Karagöl Dağları'ndan alır. Bulancak Deresi, İncüvez Deresi, Erikliman Deresi ilçenin başlıca akarsularıdır. Bulancak'ın batısındaki Pazarsuyu Deltası en önemli düzlüğü oluşturur. Bulancak kıyı şeridinde, batı kesiminde Yassıtaş, İncevüz kumsalları yer alırken, doğu kısmında Karaburun, Burunucu, Küçüklü ve Yalıköy kumsalları yer almaktadır.

    Meşe, defne, funda, kocayemiş, mersin ağacı ve meyve ağaçlarından oluşan bitki örtüsü, kestane, gürgen, karakavak, kızılağaç, ıhlamur ve karaağaç gibi orman bitki örtüleriyle kaplıdır. Yüzölçümü 608 km2 olan ilçenin toplam nüfusu 56.636'dır.

    İlçenin ekonomisi tarım, ormancılık, küçük sanayi ve hayvancılığa dayalıdır. Başta fındık olmak üzere, mısır, arpa, patates ve fasulye yetiştirilmektedir. Halkın asıl geçim kaynağı fındık olup, Türkiye'nin ihraç ürünü olan fındığın 5/1'i bulancıkta üretilir. Pazarsuyu'nda balık avlama alanları olup, bunlar yerel tüketime yöneliktir. İlçede çok sayıda fındık kırma atölyeleri bulunmaktadır. Ayrıca çamaşır suyu, kereste, balık yağı, tuz, tuğla-kiremit üreten fabrikalar vardır. Küçük sanayi mobilya üretiminde yoğunlaşmıştır. İlçe topraklarında simli kuşun yatakları olup, burada işlenmektedir.

    İlçe ve yöresinin tarihi MÖ.1400-1200 yıllarına, Hititlere kadar inmektedir. Hitit tabletlerinde Azzi Ülkesi olarak geçen Giresun yöresinde MÖ. 1200'lerde kavimler göçü sırasında burada da küçük bir koloni kurulmuştur. Hitit Devleti'nin yıkılmasından sonra bölge, Frigya Krallığı'nın yönetimine girmiş, doğudan gelen İskit ile Kimerler buraya hakim olmuşlardır. Giresun bölgesindeki Pers yönetimini Büyük İskender, Kapadokya Krallığı ve Roma dönemi izlemiştir. İstanbul'un Latin istilası sırasında Bizans İmparatoru Komnenos'un çocukları MS.1204'te Trabzon Rum İmparatorluğunu kurmuşlar, Bulancak da bu devletin sınırları içerisinde kalmıştır.

    Kemer KöprüMalazgirt Meydan Savaşı'ndan(1071) sonra Anadolu'ya gelen Selçuklu Türkleri, Karadeniz sahillerini de Türk hakimiyeti altına almıştır. Bulancak, Hacı Emir Bey'in oğlu Süleyman Bey zamanında 1397 yılında Türklerin eline geçmiştir. II. Murat döneminde Osmanlı yönetimine girmiş, 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde (1461) Trabzon'un alınmasıyla Karadeniz Bölgesi ile birlikte kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.

    O dönemde Kepsil olan adı, 1871'de Akköy olarak değiştirilmiş, 1928'de de ismi Bulancak olmuş, 1934 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.

    İlçede günümüze gelebilen tarihi eserler arasında, Acısu Kaya Kilisesi, Burunucu Camii ve Çeşmesi, Merkez Eski Camii ve Demircili Kemer Köprüsü bulunmaktadır.
#30.12.2008 15:48 0 0 0
  • noimage

    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    BULANCAK İSKELESİ
    noimage
    BULANCAK'IN DENİZDEN GÖRÜNÜMÜ
    noimage
    noimage
    BULANCAK İSKELESİNİN BİR BAŞKA GÖRÜNÜMÜ..
    noimage
#30.12.2008 15:42 0 0 0
  • Yılbaşı gecesinde öyle veya böyle; istersek iyi niyetli olsak bile, kesinlikle Allah katında hesaba çekiliriz...

    Hz..Ebubekir (R.A.) Hz.leri şöyle buyurmuştur..."Meşru olduğu halde, bir çok helalleri terkettik..Çünkü bu helalleri işlerken,Rabbimizi unutacağız sandık"...diyor..Bu mübarek sahabinin sözlerinden bir şeyler anladınız mı?..İşte onlar neden cennetle müjdelendiğinin sırrı burada yatıyor...Eğleneceğiz ama, nasıl eğleneceğiz?..Adam gibi adam olarak eğleneceğiz...
    Rabbini unutmadan tabii ki..
    Size bir kıssa anlatayım da konularımıza açıklık gelsin istiyorum...
    Şah-ı Nakşibend-i (Rahmetullahi aleyh.)Hazretlerinin bir talebesi çarşıda esnaflık yapıyordu..Gelen ve giden müşterileriyle ilgileniyordu...Sanki ahiretini unutmuş gibi ticaretle uğraşıyordu...Bu durum diğer talebeler nezninde tuhaf karşılanıyordu...Sonradan, Nakşibed hazretlerine şikayet ettiler..Efendi Hazretleri;
    -" Bir de ben bakayım şu talebemiz ne yapıyor?" diye yanına vardı sessizce...Ferasetle (kalp gözüyle) bakarak o da hayret etti...Daha hiç bir şey demeden dergâhın yolunu tuttu...Peşinde ki diğer talebeleri merak edip sordular:
    -" Efendimiz...O kardeşimizi nasıl buldunuz,halet-i ruhiyeti(ruh hali) nasıldı?...Nakşibend Hz.leri:(Ağlayarak)
    -"Evlatlarım...Bu talebemizin üzerinde öyle bir hâl gördüm ki ben bile şaşırdım..Çünkü o, alışveriş yaparken kalbinde daima "Allah, Allah" zikrinin seslerini işittim..Bu bana Allah tarafından beyan olundu...Kendisine bir şey söylemeyin, çünkü kalbine övünüp da küçücükte olsa kibir girer,"Maazallah" şeytan girip zikrine mani olur."dedi..Bütün talebeler hep birlikte ağlamaya başladılar.."Keşke biz de onun gibi olabilseydik! dediler

    Evet kardeşlerim..İşte gerçek bir müslüman gencin hali böyle olmalıdır...Onun mertebesine yılbaşı gibi kutlamalarla ulaşılmaz..Eğlencelerimize dikkat edelim..Eğlenceler bazen Allah'ı unutturur..Allah'ı unutturan eğlencelerden sakınalım...Her zaman daima kalbimizi yoklayalım..İnsan yaşadığı gibi ölür, bunu da unutmayalım...Keşke Allah'ımız bizi kendisini zikrederken canımızı alsa, o bize en büyük nimet olmuş olur...
#30.12.2008 01:58 0 0 0
#29.12.2008 21:29 0 0 0
#29.12.2008 21:16 0 0 0
  • Yahu arkadaşlar ben size ayet ve hadisler vererek konuya açıklık getirdim...Yukarıda ki arkadaşımız yılbaşı gecesinden başka ibadet etmezmisiniz diye sual soruyor..El-cevap.
    Müslümanın, her nefes alıp vermesin de Allah'ı zikretmesi lazım...Aklı sıra;demek istiyor ki, "ben yılbaşını kutlarsam bana günah olmaz, elalemden bana ne!"demek istiyor..Allah rızası için söyleyin!...Yılbaşını kutlamak zerre kadar sevap olacaksa ona da razıyım..Yılbaşını kutlamayla size kesinlikle Allah katında sevap verilmeyecektir....Ben fetva vermiyorum..Ayet ve hadisler bunu gösteriyor...İnatlaşmayı bırakın da o gece Allah deyin...Oynama şıkıdım, şıkıdımlarla geceniz harap olur...Ya o gece aniden bir deprem olsa!Kapıya kaçarken (Tabii ki kapıya kadar çıkmak nasip olursa) Allah,Allah mı dersiniz, yoksa Yallah Yallah mı dersiniz?...
    Ya Rabbi!..Şu basireti kapalı olanların gönüllerini aç!..Sana en samimi kullarından eyle!..Bizi de af eyle!...
    Ya Rabb!...İçimizde ki beyinsizler yüzünden bizi helak edecek misin?..Azabından ve ikabından sana sığınıyoruz...

    "Daha zamanım var derken; elveda bile diyemezsin bir gün giderken....
#28.12.2008 23:29 0 0 0
  • Selamün aleyküm muhterem kardeşlerim..."Nişanlılık döneminde dini nikah yapılması uygun mudur?..."Başlığı adı altında yeni bir tartışma konusu açıyoruz...Buyrun herkes bir şeyler fikir ortaya atsın ama delillerle birlikte bu konu tartışılsın..Günümüzde bu konuya önem vermeyenler olduğu için gerçek veya sanal alemde de olsa biz hakikatları söyleyeceğiz...Evet, şimdi hiç vakit kaybetmeden konularımıza başlıyoruz..
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM...

    Nişanlılık döneminde kıyılan nikahla taraflar evlenmiş olacağı için başbaşa kalmaları caizdir. ancak nişanlılık döneminde dini nikah kıyılmasını doğru bulmuyoruz.

    Bina mı yapacaksınız, temeline dikkat ediniz. Çünkü temeldeki yanlışlık çatının sağlamlığıyla düzeltilemez. Zayıf temel, üzerindeki sağlam çatıyı da çökertebilir.
    Okuyucumun sorusu bunu hatırlatıyor bana. Nasıl bir yanlış başlangıç yapmışlar onu arz edeyim.

    Öğretmen kızcağız, yine öğretmen bir delikanlı ile nişanlanmışlar. "Ne âlâ ne güzel." diyeceksiniz benim gibi. Acele etmeyin sonuna bakın.

    Daha nişanlılık döneminde tutmuşlar bir de hemen dinî nikah yapmışlar. Yani kızcağız, bütün selahiyeti tam tanımadığı nişanlısının eline vermiş.

    Sonra ne mi olmuş? Bakın ne olmuş.

    Nikahı yaptıktan sonra oğlan teklifini yapmış:

    - Sen özel okulda öğretmensin, orayı terk et, benim gibi Milli Eğitim'e geç. Birlikte olmamız daha güzel.

    Kızcağızın cevabı ise kesin hayır olmuş.

    - Milli Eğitim'de ben başım örtülü çalışamam. Burada idare ediyorlar. Dolayısıyla bu isteğine uyamam.

    Ne olmuşsa bundan sonra olmuş. Damat "Sen de başını açarsın", deyince kıyamet kopmuş.

    Aldıkları bütün eşyalar iade edilmiş, münasebetler kesilmiş. Yani ayrılmışlar.

    Ancak oğlan diretiyormuş:

    - Gerçi eşyalarımı aldım; ama nikahı vermem. Yani boşamam.

    Kızcağızın sorusu şu:

    - Şimdi ne olacak?

    Baştan yapılan yanlışlığın sonunda neler hissedilirse bunda da onlar hissedilecek, aynı üzüntü ve sıkıntı yaşanacaktır.
    Çünkü yanlışlık baştan yapılmış, henüz taraflar biribirlerini tam tanımadan, bütün ihtimalleri konuşup bir sonuca bağlamadan hemen karar vermiş, dinî nikahı yaptırmışlar.

    Defalarca yazdık. Nişanlılık dönemi tarafların biribirlerini tanıma dönemidir. Böyle tanışma döneminde işi hemen sonuca götürüp de dinî nikah yapılmaz. Yapılırsa selahiyet erkeğin eline geçtiğinden, geri dönülmez hale gelinir. Halbuki nişanlılık, dönülmesi mümkün olan bir devre olmalı; bu dönemi taraflar tanışma süreci olarak yaşamalılar.

    Bu muhayyerlik dönemi yaşanmamış, resmisinden çok önce dini nikah yapılmış, sonunda iyice tanışıp da, ben senin özel okuldaki hizmetini uygun bulmuyorum; uygun olanı, benim gibi resmî yerde hizmet etmen, başın açılsa da.. demeye gelince, anlaşamayacaklarını anlamışlar. Anlamışlar; ama iş işten geçmiş, dinî nikahı yapmış, ayrılma imkânını bütünüyle erkeğin eline vermişler. Buna rağmen de ayrılmışlar; ama erkek nikahı vermiyor, yani boşanmıyormuş.
    Şimdi ne olacak? Esas mesele burada.

    Bir defa nikah, kızcağıza verilen zinetleri, mehri ve eşyaları kendi malı yapar, iadeyi gerektirmez. Çünkü nikahla bunlar onun malı olmuştur. Dinî sorumluluğu hisseden taraflar bunun da uhrevi sorumluluğunu hissetmeli, verdiklerini geri almamalılar.
    İkincisi de, erkeğin kadını boşamasıdır. Çünkü nikahı altında birinin, hem maddi hem de manevi sorumlusudur. Bu sorumluluğu sebepsiz yere taşımaya razı olmamalıdır.

    Üçüncüsü bizim temennimiz, bütün bunlara rağmen tarafların ortak noktaları bulmaları; anlaşmayı, temel mefhumlarda birleşmeyi düşünmeleridir. Çünkü meslek birliği vardır. Bu, önemli bir birliktelik olsa gerektir. Biribirlerini anlamaları kolay olacaktır. Acele karar, iki tarafa zarardır.
    Selam ve dua ile...
    sorularlaislamiyet.com (Editör)
#28.12.2008 19:12 0 0 0