Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

#29.12.2010 09:35 0 0 0
  • Aleviyim diye geçinenler aslında Hz..Ali düşmanıdırlar.Çünkü Hz.Ali efendimiz tam peygamber aşıklısıydı.İslam'ın bütün emrettiklerini yapar yasaklarından sakınırdı.Oysa şimdi ki sözde Aleviler namaz kılanı ve içki içeni Alevi saymazlar.Bunu ispatlamaya hemen hazırım.Onlar namaz için saçma sapan mazeret uydururlar ki cümle alem hallerine güler.Oysa gerçek Alevi namaz da kılar içki içmez,Ramazan orucunu da tutar.
#18.12.2010 13:20 0 0 0
#17.12.2010 13:32 0 0 0
#17.12.2010 08:40 0 0 0
#16.12.2010 13:31 0 0 0
  • GERÇEK ALEVİ BU DEĞİLMİŞ!.




    "Müslüman değilim, din dersi istemiyorum" (TIKLAYIN)

    Alevi kardeşlerimiz beni sakın yanlış anlamasınlar ama son yıllarda alevilerin içine solcu, ateist, ermeni ve masonlar girdi.Gerçek alevilik özünden saptırıldı.

    Bunun içindir ki, asırlardır süregelen alevilik geleneği maalesef zayıflamaya başlamış olup onu bir araç olarak kullanan art niyetliler alevilerin içine sızmışlardır.Bu nedenle bunları ayıklamak yine gerçek alevi kardeşlerimize düşüyor.İşleri bundan sonra çok zor olacaktır.Allah yardımcıları olsun.
#16.12.2010 12:36 0 0 0
#15.12.2010 22:19 0 0 0
  • Allah'ın rahmet kapıları her zaman ardına kadar açıktır.Varsın kulların kapıları üzerimize kapansın.O Allah'tır ki kulunu severse bütün kapılar açılır ona, hatta insanların kapattıkları kapılar bile onun izniyle ardına kadar açılır yüzümüze...

    PAYLAŞIMLARINIZA TEŞEKKÜRLER!..
#15.12.2010 14:15 0 0 0
#12.12.2010 21:19 0 0 0
  • noimage

    Türkiye`deki çok gizli ABD üsleri hangi illerde?


    AMERİKA`NIN TÜRKİYE`DE 7 ÇOK GİZLİ ÜSSÜ VAR... BİR TANESİNİN BARTIN`DA OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM...
    ...1970`li yıllarda Türkiye`de sigara karaborsası vardı... En çok satılan da MARLLBORO idi... Henüz lisede öğrenciydim, sigara kaçakçıları BARTIN limanına gelen box`ları ambulans ile Zonguldak ve İstanbul`a nakil yapardı... Rahmetli babamın bir sözü de aklıma o zamanlar gelmişti... Bartın`da suyun altında bir mağarada Amerikalıların üssü olduğunu söylerdi... Demek ki bu sigaralarda o üsten çıkış yapıyordu... Araştırmak devletin işi... Bizden söylemesi...

    Amerika`nın 7 gizli üssünden bir tanesinin de BİLECİK-ESKİŞEHİR karayolu üzerinde 6 katlı bir binadan oluştuğunu 6 katın 5 katının yeraltında olduğunu, asansörlerle inildiğini, içinde yüzlerce oda olduğunu, Irak savaşı sırasında esirlerin sorgulanmak üzere buraya getirilmeleri için yapıldığını, basından öğrenmiştim... Şimdi bu bilgiye ulaşmak internette yasak... Ancak bu bilgi basılı olarak gazetelerin elinde var.
    ...AKP hükümeti ile beraber TÜRKİYE yol geçen hanına dönüştü... Valiler korkak oldu, emniyet müdürleri korkak oldu...
    ...Hukuk tamamen ortadan kalktı... Sorumluluk makamlarında oturanlar, sürekli görmeme yoluna gittiler...
    ...TBMM`den bir karar çıkmadığı halde, Valilere, jandarmaya, emniyete talimat verilmediği halde; Amerikan ordusu MERSİN ve İSKENDERUN limanlarını kullanarak, Mardin`e kadar gittiler... Kaç vilayetin üstünden geçtiler... Hiç bir yetkili bu yabancı askerlere HAYROLA, NEREYE BÖYLE demedi... Tezkere çıkmayınca tıpış tıpış geri döndüler...

    ...Hazır elim değmişken 3.üncü vilayeti de yazayım bari... Duyduğuma göre; Marmara depreminin merkezi Gölcük donanma üssüydü...
    Depremden önceleri sokaklarda bir çok Amerikalı asker gezmeye çıkarmış... Depremden sonra ortadan kaybolmuşlar.. Hatta deprem olduğu gün Amerikalı askerler donanma üssünün içinde ve suyun altında bir bölümde çalışmaktaymış.. Bu donanma üssünde, denizaltı imalatı yapılıyor... Dolayısıyla sivil işçiler çalışıyor, haklı olarak bazı şeylere şahit oluyorlar..
    Kenan Ayçiçek (ÇÇ)

    İsrail, Kandil`e silah gönderdi
    ABD`li gazeteci Hersh, Ortadoğu`daki gelişmeleri Takvim`e değerlendirdi: İsrail, Kandil`e silah sevkiyatı yaptı. Yahudiler, bölgede istikrarsız bir Türkiye istiyor.

    Dünyanın en saygın gazetecilerinden olan ABD`li Seymour Hersh, İsrail`in Ortadoğu`nun tek gücü olmak için neler yaptığını Takvim`e anlattı... İsrail, Ortadoğu`da tek söz sahibi olmadığını, Türkiye`nin sürekli güçlendiğini TAKVİM`e değerlendiren Pulitzer ödüllü Hersh, PKK ile İsrail bağlantılarına dikkat çekiyor.

    İsrail, Ortadoğu`da eski gücüne kavuşmak için birçok hamle deneyecek. Türkiye`yi zayıflatmak için de hazırda bekleyen PKK kullanılıyor. Bunun alt yapısı 2003`te atıldı. Geçen yıllar arasında kat edilen yolu iyi analiz etmek gerekir. 20 yıldır MOSSAD, Irak`ın kuzeyinde bekleme halindeydi. Şimdi ise faal olarak çalışıyor.

    İsrail`in PKK`dan beklentisi oldukça yüksek. Özellikle Irak`ta yaşanan kaostan sonra Irak`ın kuzeyi daha da önem kazandı. PKK şu anda kontrolsüz güç gibi. Türkiye`nin istikrarından huzursuz olan ülkeler PKK`yı kullanıyor. Şimdi sıra İsrail`de. İsrail, 10 yıl öncesinde Ortadoğu`da çok güçlüydü. Ancak hatalı politikalar, gücünü iyice eritti.

    PKK konusunda İsrail hükümetlerinin aldığı özel bir karar yok. İsrail`de hangi hükümet iktidarda olursa olsun, devlet tavrı olarak PKK`yı destekleyecek. Çünkü Ortadoğu`da güç dengelerini kendi lehlerine çevirmek için Türkiye`ye karşı oyunlar hazırlanmalı. Planlı bir şekilde bu hazırlanıyor.

    Ancak İsrail`in PKK maşasıyla yaptığı çalışma, Türkiye`nin lehine bir olayın gelişmesine neden oldu.
    Geçmişte darbeler yapan ordu, PKK nedeniyle AKP ile mükemmel bir uyum içinde çalışmaya başladı. Tek amaç PKK`yı yok etmek. Ordu ve hükümet tek güç olarak hareket ediyor. Bu konuda Türkiye asla taviz vermeyecek. Sonucu ne olursa olsun kaybeden PKK ve onun destekçileri olacak.

    Özellikle silah konusunda PKK`ya son derece büyük destek veriliyor. Dikkat edin PKK ve PJAK`ın kullandığı silahlar aynı. Hatta seri numaraları bile birbirlerinin devamı. Kandil`e silah yardımı helikopterlerle yapıldı. İsrail, PKK`ya desteğini zamanla arttırdı. Birçok ülkedeki MOSSAD ajanları, bu konuda çalışıyor.

    50 yıl önce Irak`ın kuzeyini terk eden Yahudi Kürtler, 2003 yılındaki işgalden sonra bölgeye geri döndü. Birçoğu şu anda PKK ile işbirliği halinde. Bu gelişmenin amacı çok yakında anlaşılacak. Biliyorsunuz Kürdistan Anayasası hazırlandı. Hazırlayan kişi Yahudi asıllı bir Kürt`tü. Sonra o profesyonel bir suikastle öldürüldü. Ancak o görevini tamamlamıştı. Cinayetin esrarı çözülemedi. Elbette zamanı gelince o da ortaya çıkacak.

    İsrail`in en büyük özelliği yaptığı işi çok gizli ifşa etmesidir. Ancak gelişen dünya teknolojisi, İsrail`in bu gizliliğini yok etti. Yapacağı birçok operasyon daha hazırlık aşamasında ortaya çıkıyor. Bu da İsrail`i çok zor durumda bırakıyor.

    Türkiye`nin, İsrail`le yaşadığı gerilim artarsa, bundan kazançlı çıkacak ülke Ermenistan olacak. Çünkü ABD`deki Yahudi kuruluşları, kabul etmek istemeselerde 1915 olaylarına destek verecek. Hatta bazı konularda ortak çalışmaya başladılar. Türkiye`nin gelişmesini istemeyen bir diğer ülke de Ermenistan.

    TÜRKİYE`DE GİZLİ ÜSLERİ VAR
    Başarılı gazeteci Seymour Hersh, ilginç bir iddia ortaya atıyor: ABD, Türkiye`de birçok gizli üsse sahip. Geçmiş dönemlerde faaliyete geçen bu üsler, yanılmıyorsam 7 kentte bulunuyor. İsrail, bunların hepsinden haberdar. PKK da bu üslerin yerini biliyor. Hatta PKK`dan kaçan bir itirafçı, üsler hakkında açıklamalarda bulunmuştu. Fakat bu durum, Avrupa`nın her ülkesi için geçerli. Özellikle Orta Avrupa`nın birçok ülkesinde Amerikan üsleri mevcut. Hatta bazı Avrupalı ülkelerin hükümetleri, üslerin yerini bile bilmiyor. NATO üsleri olarak algılanan bölgeler, aslında sadece ABD`nin çalışmaları için kullanılıyor.`

    kaynak

    Emre ŞAHİN
#12.12.2010 21:16 0 0 0
#12.12.2010 20:52 0 0 0
#12.12.2010 01:01 0 0 0
#12.12.2010 00:58 0 0 0
#11.12.2010 21:44 0 0 0
  • Bugün milletimiz,bölgemiz,İslam Dünyası ve tüm dünya buhran içinde kıvranıyor.içinde bulunduğumuz sıkıntıdan dolayı inim inim inliyor. Çünkü ahlakı bozulmuş,kültürü dejenere edilmiş,ekonomisi zaafa uğramış,ve siyaseti de çok karışık hale gelmiştir.Bundan dolayı milletimiz kendisine uzanacak kurtarıcı bir el,milli ve güçlü bir iktidar bekliyor. Ne yazık kiyıllardan beri parlak nutuklarla, degişik vaadlerle kendilerini aldatanlar ve kurtarıcı olarak gösterenler,iç ve dış destekle iktidar olmuşlar,milletinsıkıntılarını giderek rahatlatacakları yerde,derdine deva olacaklarıyerde sözlerinde durmamışlar,vaadlerini yerine getirmemişler,milletimizin sıkıntısını iyice artırarak başarısızlıklarını belgelemişlerdir.
    Milletin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için uyanması ve her söylenene inanmaması gerekir.Top yekün milletin sıkıntıdan kurtulması ancak siyasi iktidarla olur. Siyaset başta Peygamberlerin yürüttüğü kutsal bir meslektir. Siyaset idareciliktir. Milleti idare etme ilim ve sanatıdır.Bunun için milletin görevi yıllardan beri siyasi ekibini hazırlayan,yetiştiren ve her sahada birikimi olan kadroyu iktidara getirmesidir.Aksi taktirde daha uzun zamandertleri ve sıkıntıları artarak devam edecektir. Gariptir ki,bazı cemaatler siyasetin içinde oldukları ve siyasetçiler tarafından idare edildikleri halde "İslamda siyaset yoktur."diye dindar kesimi millet-devlet idaresinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.Şimdi sizlere İslam'da siyasetin nasıl yapılacağı hakkında bir fikir vermeye çalışacağız.
    İSLAMDA SİYASET
    Allah yolunda, O'nun rızası için yapılan çalışmalar ahlaki, kültürel, ekonomik ve siyasi şekillerde de olur.Müslüman bir kişi siyasetle uğraşabilir mi?Uğraşması doğru olur mu?Uğraşması gerekir mi?
    İslam Hukukunda siyaseti;"Milletin ahlakını korumak, mal ve can güvenliğini teminat altına almak, insanların yararına olacak şekilde hizmet etmek, mutluluklarını, dünya ve ahrette kurtuluşlarını sağlamak için yapılan çalışmalardır." diye tarif etmişlerdir.(Ömer Nasuhi Bilmen Hukuku İslamiyye, cilt:3, sayfa:22, madde:159)
    O halde yukarıdaki soruları şu şekilde cevaplandırabiliriz:
    Yalan söylememek, emanete hıyanet etmemek, sözlerini, vaatlerini yerine getirmek ve rakiplerine karşı mücadele verirken haddi aşmamak, aşırı gitmemek şartıyla Müslüman elbette ki siyasetle meşgul olacaktır.
    Siyasi çalışmanın neticesi olan iktidarın önemini anlatan Hac suresinin 41. ayetinin mealini ve kısaca yorumunu, konumuza ışık tutması açısından veriyoruz.
    "Onlar ( o müminlerdir ki) eğer kendilerine bir yerde bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar.(Bütün ) işlerin sonu Allah'a varır."
    Bu ayeti kerimede açıkça görülmektedir ki iktidar olmadan Müslümanlar namazı bile tam olarak kılmazlar, zekatı hakkıyla veremezler, doğruyu, güzeli, dini, imanı tam olarak anlatamazlar.Yaygın hale getiremezler.Millet için konulan yasakları ve haramları da uygulayamazlar.
    Esasen siyaset; ülkenin yönetim sanatıdır.Ve bir ülkenin yönetimini o ülkedeki siyasi çalışmalar, siyasi gruplar belirlemektedir.
    Bu itibarla "Müslümanlar siyasetle uğraşmasın" demek; Müslümanlar hakim değil mahkum, Müslümanlar idareci değil sürü olsun demektir.
    Böyle bir durum ise, Müslümanların şeref ve izzetine yakışmaz.
    Müslümanlara layık olan; hakim olmak ve ilme, ehliyete hürmet eden, adalete, hakkaniyete riayet eden bir idarenin oluşmasını sağlamaktır.
    Ancak dinimizde riya(gösteriş) yoktur.Dini değerlerimizi, sembollerimizi makam ve mevkii için istismar etmek haramdır.
    Bundan dolayı mümin kişi namazını, orucunu, ibadet ve taatini siyasette bir vasıta olarak kullanamaz.
    Allah için yapılması gereken ibadetler, kullar için, onlar görsün diye yapılır hale gelirse bu bir felakettir, şirktir.Allah korusun.
    Siyasi çalışmalar içinde bulunan Müslümanları din ile kendi rey ve kanaatlerini aynı kuvvette şeyler gibi kabul etmemelidirler.
    İslam dini noksansızdır.Her türlü yanlışlıktan uzaktır.Ama Müslümanların bir insan olarak hata etmeleri daima mümkündür.
    Bu yüzden dinimizde istişare emredilmiştir.Bu yüzden -temelde aynı teferruatta farklı- mezhepler ortaya çıkmıştır.
    Bu konuda Hz. Ömer'in (RA) davranışı ne kadar güzel bir örnektir.Bir gün Hz. Ömer bir konuyla ilgili fetva vermişti.Bu fetvanın sonuna katibi de şöyle yazmıştı: "Allah'ın ve Ömer(RA)'in görüşü ise budur."Bunun üzerine katibine çıkışan Hz. Ömer "Çok fena demişsin.Bu Ömer'in görüşüdür.Doğru ise Allah'tan yanlış ise Ömer'dendir" der ve ona göre düzelttirir.
    Ne kadar büyük bir olgunluk.Ne kadar büyük bir sorumluluk duygusu."Evet bu benim görüşüm ama hatalı olabilir" şeklinde düşünen, bunu açıkça söyleyen, dine zarar vermekten son derece kaçınan bir tavır, ne güzel bir ders.
    İşte bu şekilde hareket edilirse, millet birbirine düşmez.Kardeşlik ve birlik devam eder.Ülke kalkınır, herkes huzur ve güven içinde yaşamaya devam eder.
#11.12.2010 19:29 0 0 0
  • Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN Hocaefendi (Rahmetullahi aleyh)

    İSLAM'DA SİYASETİN YERİ VE ÖNEMİ


    İslam dininin, hiç şüphesiz -her mevzuda olduğu gibi- siyaset, devlet, hükümet, yönetim esasları, idareciler ve idare edenler hakkında da, çeşitli hükümleri, tavsiyeleri, emir ve yasakları vardır; çünkü en kamil ve en tam dindir; hiçbir sahayı ihmal etmez, sağlam ve kusursuzdur; Allah Celle Celalühü'nün razı olduğu, uymayı emrettiği, hak dirdir; ek****iz, noksansız, komple bir sistemdir, pratik ve aktif bir hayat dinidir, ütopist ve hayalperest değildir, gerçektir, gerçekçidir, dipdiridir, hayatiyet doludur, insanoğlunun her meselesiyle ilgilenir, her sorusunu çözer, her müşkilini halleder.
    O halde müslümanlar, bu siyasi içtimai (sosyo-politik) konularda da -ibadet ve taatlerde olduğu kadar- dinin ahkamına uymakla, emirlerini tutmakla yükümlü ve sorumludurlar; bu sahalardaki ödev ve görevlerini yapmak zorundadırlar; asla ilgisiz, bilgisiz, etkisiz, renksiz, lakayt, bigane ve pasif kalamazlar; kalırlarsa, mes'ul olurlar, günaha girerler, büyük ve devamlı veballer altında kalırlar, dünyada hor ve zelil, müstaz'af ve esir düşer; ahirette azab görür, perişan olurlar. Din, bir bütündür, bir kısmını yapıp, diğer kısmına sırt çevirmek olamaz. Ülkemizdeki laiklik, müslümanların siyasetle uğraşmamaları demek değildir. Aksine var güçleriyle uğraşmalarını ve siyasi yönden teşkilatlanmalarını ve siyasi yönden teşkilatlanmalarını gerektirir; çünkü yönetim, demokrasi ve rey oyunlarıyla dine karşı grupların eline geçer, inhisarına düşerse bu, müslümanların en tabii haklarının çiğnenmesi, ibadet ve taatlerini dahi yapamama durumuna düşülmesi sonucunu doğurabilir. (Başörtü, Cuma namazı, Ayasofya v.s. konularında olduğu gibi). Müslümanların seçimlere katılmamaları, siyasetle ilgilenmemeleri, devlete talip ve sahip olmamaları, yönetime iştirak etmemeleri, pasif kalmaları, içteki azınlıkların, dıştaki emperyalist güçlerin arzusudur.
    Çünkü müslüman halkların uyanmaları, haklarını istemeleri, yönetimi elde etmeleri, onların asırlardır süren mücadelede yenik düşmeleri, istila ve istismarlarının sona ermesi demek olacaktır.
    Emperyalistler, sosyal bünyesi zayıf, hakları cahil ve şuursuz, ilim ve teknikte geri ülkeleri ya doğrudan doğruya istila ederek sömürürler; ya da kendi yandaşları ve ajanlarını iktidara getirerek, onları kullanarak yönetirler; o milletin kendi öz vatansever evlatları -ezkaza- herhangi bir yolla iktidarı elde ederlerse hemen onları ihtilallerle, iç ve dış gailelerle bertaraf etmeğe çalışırlar. Bu bakımdan dünyanın her yerindeki müslümanların çok uyanık olmaları, oyuna gelmemeleri, siyaset ve yönetimin dini ve milli menfaatlere uygun yönde çalışmanın, hem en büyük ve en temelli hakları, hem de en ciddi ve önemli görevleri olduğunu asla unutmamaları gerekir. O halde sizler de temiz siyasetle çok yakından ilgilenmelisiniz. Bu sahayı, beceriksizlerin, ahlaksızların, hayalperestlerin, yalancıların, inatçıların, istismarcıların, sahtekarların, düzenbazların, muhterislerin, rüşvetçilerin, hırsızların, ajanların, hainlerin eline terk etmeyin. Parçalanıp, dağılmayın; sevgi ve saygıyla, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile hareket edip, birlik ve beraberliği, galibiyet ve keseriyeti mutlaka sağlayın. İyi bilin ki hizipçiliğe ve inatçılığa devam ederseniz yönetim çok kötü ellere geçebilir. Bu tehlikeleri gördükçe içim yanıyor; bu hayati gerçekleri görmeyen, sorumsuzca hareket eden fanatik, dar kafalı partili ve particilere çok şaşıyor ve çok teessüf ediyorum.
    Maddi ve manevi benliğimizi kaybetmeden, haklarımızı çiğnetmeden, yurt zenginliklerimizi, ekonomik ve kültürel varlıklarımızı yağmalatmadan, hürriyet ve istiklalimizi elden kaçırmadan, vatanı böldütmeden, her tür varlığımızı daha da geliştirmeğe, çalışmalıyız; çok dikkatli, çok müteyakkız, çok olumlu, çok sevimli, çok vefakar, çok fedakar, çok vatansever.. (yani özetle: "çok derviş") olmalıyız. Bir taraftan çok dürüst ve idealist, diğer yönden de fevkalade pratik ve pragmatik olmamız gerekiyor. Birlik ve beraberliğe engel olan herşeyi, her ne pahasına olursa olsun aşabilmeli, her müşkili halledebilmeliyiz, küçük pürüzler takılıp kalmamalıyız.
    Taşlaşmış taraftarlık duygularıyla lüzumsuz sevgiye haksız bağlılıklarla yersiz düşmanlık ve asılsız çekişme ve çatışmalarla birlik ve beraberliği sabote etmek isteyenlere alet olmadan, ulvi gayemize doğru sarsılmaz adımlarla ilerlemeliyiz.
    Çünkü bizim güçlü, kuvvetli ve sağlıklı olmamız tüm insanlık için elzemdir herkes bizden medet umuyor, tüm dış Türklerin, cümle islam aleminin gözbebeği ve en büyük ümidiyiz, bütün soydaşlarımız ve dindaşlarımız bize bel bağlamış, bizi gözlüyor, bizden işaret ve beşaret bekliyor.
    Bizim selahımız, felahımız ve muvaffakiyetimiz doğulu-batılı, kafir-mümin cümle insanlığın, dünya ve ahiret saadet ve selametiyle birçok yönden ve çok yakından bağlantılıdır.
    Tevfik Allah'tandır.
    Allah celle celalüh yardımcımız olsun!
    İslâm, Haziran 1990
#11.12.2010 19:26 0 0 0
  • Cumanız mübarek olsun kardeşlerim...

    Sanki bayramdır bir telaş kaplar
    Sela ile birlikte abdestler başlar
    Camiler tıklım tıklım dolmaya başlar
    İstanbul'da da bir hoş olur müslümanların Cuma günleri
#10.12.2010 08:25 0 0 0
  • Batı Uygarlığı'nın Dirilişi

    Osmanlı 1699'da Karlofça anlaşması ile Avrupa macerasını bitirdi.Bu tarihten sonra zaman dizimini kaydetmek Avrupa'nın elindeki kalemin nasibidir. Batılı tekno bilim toplum tasavvuru dolu dolu üç asırlık bir paradigmadır. Bu süre insanlık tarihi perspektifinde pek kısa bir zaman aralığını ifade eder. Müslümanlar İspanya'da yediyüzelli yıl kalmışlardı: Endülüs Emevileri (756-1031), Murabıtlar (1090-1147), Muvahhidler (1147-1229), Gırnata Beni Ahmer Emirliği (1231-1492). İspanya'dan Müslümanların çıkarılışında Müslüman emirliklerin iç çatışmalarının etkisi unutulmamalıdır. Reconquista Haçlı ruhunun İspanya kolu idi. Müslümanların zorla Hrıstiyanlaştırılması, "Yeniden Fetih" anlamına gelen bu terimin politika edilmesi ile oluşturuluyor. Zorla bir yere kapatılan Müslümanlar üzerilerine "vaftiz suyu" serpilerek 'Hıristiyan'laştırılıyor. Daha sonra Arap isimleri almaları, kullanmaları, Arapça konuşmaları yasaklanıyor. Müslümanların hamama gitmeleri bile 'müslümanlık' alameti sayıldığı için yasaklanmıştır. Müslümanca davrananlar Engizisyon'da yargılanır ve dinden aforoz edilirdi. Afaroz edilmek, halkın kendisiyle konuşmadığı ve her tür saldırısına maruz kaldığı, hak ve özgürlükler yönünden savunmasızlık durumu. Kendisine mal satılmaz, malı alınmaz, hatta gasb edilebilir. Müslümanlar kendi iç çelişkileri yüzünden tarih dışı kaldılar.Tarih kavimlerin ölümünü ve helakini yazmaktadır. Dolayısıyla bir uygarlığın doğduğuna şahit olan ya da bir ekonomi-politik sistem içinde yaşayan tefekkür bu yapının devam edeceğini düşünmekten ziyade bir gün söneceğini taakkul etmelidir. "Halbuki bunlardan önce hem malı itibariyle ve hem de görünüşü itibariyle onlardan üstün nice nesilleri helak etmiştik"(19 meryem 74). Bu ayette salih toplumun helaki için bir kriter verilmiştir: "Sonra bunların ardından gelenler namazlarını zayi ettiler ve şehvetlerine uydular"(19 Meryem 59). Nitekim İbn Hazm'ın "Güvercin Gerdanlığı" isimli kitabında şehvetine düşmüş toplumun günahlarından birçok kesit aktarılır. İbn Hazm 1064'te ölmüştür.

    İbn Haldun'a göre mülk; refah, lüks getirir ve bunlar da ahlakı ifsad eder. Lüks ve refahla nefislerde şerler ve aşağılık (süfli) duygular zuhur eder ve süfliyata dair alışkanlıklar oluşur. Bu duruma düşen toplumların devlet sistemleri mahviyet ilkelerine göre yaşar ve müzmin bir ihtiyarlık hastalığına maruz kalır (İbn Haldun, Mukaddime, MEB, 1989: 157-158). Yine bu duruma düşen devlette mülk sahibi hükümdarın kendi soyundan gelmeyen yardımcılar edinmesi ve sertlikle davranan bir ordu teşkil etmesi devletin ömrünü uzatır (İbn Haldun, 1989: 158). İbn Haldun'a göre devletlerin çöküşü tavırlar nazariyesi diye bilinen beş tavrı takip eder. Toplumlar tıpkı canlı organizmalar gibi doğar, büyür, gelişir ve ölürler. Ona göre zamanın değişmesi ve kavmlerin durumlarının değişmesi kaçınılmazdır. Cemiyetlerin adetleri ve dini yaşayışları istikrarlı bir yol tutmaz. Halk hükümdarı ve alimlerini taklit eder ve onların dini üzere yaşar. Devlet bozuldukça şehir yapıları da bozulur. Devlet halka zulm ettikçe umran bozulur, tahribat artar, mamur yerler harab olur. Devlet, halkın malına namusuna ve kanına haksız muamelede bulundukça kendisini ve umranı yok eder. Devletin beş tavrı vardır: 1) Galibiyet,istila, 2) İstibdat, nesep asabiyetini reddetme, 3) Rahatlık, 4) Kanaat, barış, 5) İsraf. Son aşamada devlet artık ihtiyarlamıştır, vergileri attırmıştır, ahlaki erdemlerini yitirmiştir. İbn Haldun, devletin çöküş sürecine girişini daha ikinci tavırda uç veren davranışlara bağlar. Kendi neseb ve kabilesinden olmayan yardımcı ve askerlere görev verir. Vezirlik, komutanlık, vergi memurluğu gibi. Bu mevkileri şahsına mahsus makamlar kılarak 'memleket asabiyetini' bozar. Kendi kavmi bu durumdan rahatsız olur ve düşmanlık etmeye başlar. İşte bu durum devletin artık yıkılma sürecine girdiğini işaret eder (age.1989: 263- 265, 171- 172). Umranın maddesinin ve iktisadi yapısının bozuluşuyla zarureten sureti de bozulur. Umranın gayesi hadaret ve refahtır. Refaha ulaşan toplumlar (umran) bozulmaya başlar. Çünkü hadaret ve refah ile bozuk bir ahlak hasıl olur. Ahlaki bozukluk da ekseriyetle bozuk bir din anlayışına düşmekledir. Dinen ve ahlaken bozulma insanlık olarak da bozulmayı getirir. İnsan yabancılaşır meshedilmiş olur. Meshedilmiş insanlar toplumunun devlet düzeni de çöküşle yüzleşir (İbn Haldun,1989:344-345-347).

    İbn Haldun'un çevrimsel ve organizmacı kuramını fatalist ve determinist bulan yazarlar vardır. Hakikaten de Kur'an'da toplumların çöküşü meselesinde toplumun kurtuluşuna delil de bulmak mümkündür.Yunus (as) kavmi, Peygamberlerinin başına gelenleri öğrendikten sonra hidayete dönmüş ve helaktan kurtarılmışlardır: "O vakit vazifesini bırakıp yüklü bir gemi ile kaçmıştı"(37 Saffat 140), "Derken kendini balık yuttu"(37: 142), "Biz onu sahile attık" (37: 145), "Biz onu yüz binlerce kişiye peygamber gönderdik hatta daha ziyadesine. Nihayet ona iman ettiler.Biz onları bir zamana kadar faydalandırdık" (37:147-148). Demek ki imana gelip de ittiba eden toplumlar helakdan kurtulmuşlardır. Bununla beraber bu örnek sünnetullahı değiştirmeyecektir. Bugün Yunus peygamberin kavmine dair bir iz kalmamıştır.Toplumların çevrimsel manada çöküşe uğrayacağı fikrinde İbn Haldun'un isabet kesbettiğini söylemek mümkündür. Kaldı ki İbn Haldun çöküşün ertelenebileceğini de ifade eder. Yunus (as) örneğinde din temelli bir "asabiyet" toplumsal ve siyasal manada dayanışmacı birlik tesis etmiş, bir arada yaşama, toplumsalı beraber koruma, dostluk (velayet) ve kardeşlik ruhunda buluşma duygularını baskın öğe kılmıştır.

    Uygarlığın çöküşü kuramına dayalı olarak düşünerek hareket eden bir fikir adamı iki tür yaklaşım sergileyebilir:

    1) Uygarlığın verilerini alarak (mimesis), yani taklit ederek zaafları ve çöküş sebeblerini izale etmek. Bu yol son iki- üç yüzyıllık batı dışı toplum refleksidir. Azgelişmiş toplumlar batı toplumunun eksenlerini kendi toplumlarına adapte ederek uygarlık idealini ve standartlarını temine çabalamakta ve "geleneksel" değerlerini de " uygarlık" göstergeleri içinde yaşatmaya çalışmaktadırlar. Bu gurup düşüncede uygarlık ilerleyen bir süreçtir. Bilim, teknoloji, kent kültürü, demokrasi vs. az bilinenden çok bilmeye doğru ilerler. Yaşanan süreç de bu "gelişimi kanıtlar". Önceki tarihte yapılmamış harikalar bu dönemde yapılmıştır. Bilgisayar, internet, tv, tıp, ulaşım, barınma, gıdanın temini ve soğuk zincirde saklanması gibi alanlarda büyük gelişmeler ve değişmeler vardır. Bunlar uygarlığın batıya dair bir tasavvur biçimi olmamasının kanıtıdır, insanlığın ortak mirasıdır. Bu mirası sahiplenmeli lakin ahlak meselesinde öz kültür ve din kalıplarımıza sadık kalmalıyız.

    2) Diğer düşünce şekli uygarlığın Batı malı olduğu ve insanlığın ortak mirası sayılamayacağı iddiasıdır. Her ne kadar Batı uygarlığı içinde bulunuyorsak da burada olmayı biz seçmedik. Dolayısıyla her kültür kendi "medeniyet"inin miracına çıkar. O halde uygarlığın reddedemediğimiz verilerini (teknoloji, siyasi kültür, şehir yapıları) alsak da, "müslümanca" bir düşünce ile bunlardan nasıl kaçınabileceğimizi teorize etmemiz gerekir. Bugün İslam'ın önündeki en büyük engel kapitalizmdir. Kapitalizm, Müslümanları dünyevileştiriyor. Müslümanlar Batı toplumları karşısında, hem taklit ederek ve hem de onların mamüllerine "pazar" olarak sekülerleştiriliyor.

    Sanıldığının aksine Batı uygarlığı bir çöküşün eşiğinde değil.Çünkü Batı, kendine karşı kültürleri tahavvül ederek dinamiklerini kendi lehine kullanıyor. Adeta doku nakli yaparak kendi eksikliklerini tamamlıyor. Tarih boyunca Batı denilen kültür, Mısır- Antik Yunan- Yahudilik-Hıristiyanlık- Endülüs İslamcılığı- Osmanlı nizam-ı alemciliği şeklinde sıralanabilecek projeleri içselleştirdi ve onları kendine ait bir kimliğe dönüştürdü. Bu dinler ve kültürleri kendi başına varlık kazanamayacak bir tek boyutluluğa uğrattı. Yalnızca Batı kültürü içinde nefes alabilecek, Batı'ya muhtaç ya da Batı kültürüyle "birlikte" bir kimlik olarak varlık kazanmasına fırsat verecek bir politika uyguladı. Bugün Avrupa düzeni bir anlamda tarihsel çok kültür ve çok millet sisteminin judeo-hıristiyan temelli yeniden üretimi gibidir. Bu sisteme rakip olabilecek İslam'ın da evrensel değil bölgesel/ üniter bir İslam (Euro İslam gibi) halinde yeniden tanımlanması Batı kültürünü güçlü kılmaktadır. Müslümanca düşüncenin Batı karşısında teorize edilmiş bir "dünya" kurgusu kalmadı. Terakki etmek istediğimiz için Batı karşısında geri kalıyoruz. Modernleşme sürecini kestiğimiz zaman da yeniliyoruz. İktisadi yönden çalışma şevkleri zayıf, şecaat ve atılganlıklarını yitirmiş, asabiyet (birlik- dayanışma) duygularını kaybetmiş toplumlar modernizmi alt edemeyecek. Avrupa, İbn Haldun'u kendi kültürel düzeninin filozofu kılmayı başarmış görünüyor. Müslüman Doğu, refah, keyif, eşyaya hayranlık buhranıyla çökmüştür.

    (ALINTI)
#10.12.2010 08:09 0 0 0
  • Köyün birinde adam ölmek üzereyken kulağına "şehadet getir demişler!" o da:
    - "Ne şehadeti onu getirmeye gücüm yok, şu sarı dana nerede şimdi?" diye son nefesini vermiş.
#09.12.2010 11:04 0 0 0