'Gazetemiz yazarlarından Yakup Almelek'in sözlerini yazdığı, oğlu Alper Almelek'in bestesini yaptığı marş, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) resmi marşı olarak kabul edildi. (24 Ekim 2001 - ŞALOM)'
Bir süre önce, komonistlerin (sosyalistlerin) faaliyetlerine dair aldikları kararları madde madde sıralamıştık. İçlerinden biri şöyle idi: '-Hangi ülkede faaliyet gösteriyor iseniz, o ülkenin ölmüş devlet adamlarını sahiplenecek, yapacağınız propaganda ile onu ve dediklerini çizgimize çekeceksiniz. Aradan yıllar geçtikten sonra herkes onu 'devrimci (solcu)' bilecek.'
Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmada '-Sosyalizmanın anası masonluktur!' diyor. Öyle oldugunu da madde madde elindeki delillerle ispat ediyor. Siz yaşadığınız süre içinde; okulda, işte, işyerinde, çarşıda, pazarda her yerde karşılaştığınız insanlardan, tanıdıklarınız veya değil hangisinden duydunuz birinin çıkıp da '-MASONUM' dedigini?
Duymadınız, duyamazsınız... Ama onlar '-solcuyum, sosyalistim, devrimciyim, ateistim, komunistim' derler. Kılıktan kılığa girerler.
İlginizi çekeceğini umduğumuz ibret dolu bir yazı, Eski Van milletvekili ve vatanın sevilen asil evladı muhterem İbrahim Arvas'in kaleminden:
'Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahs etmek isterim. Masonların İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da bir çok locaları vardır.
Mustafa Kemal Paşa'nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi DÖNMELER , ikincisi de MASONLAR'dı.
Bir gün eski adliye vekili Mahmut Esat Bozkurd'u çağırdı. Kendisine Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitab verdi.
'-Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver, gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet et. Seninde bu işde büyük şeref payın olacaktır.' dedi.
Gurup günü Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririn okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Gurup dinledi. Hülasası şöyle idi:
'Bizim Eba ancet gelen atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık, Masonluk ta kökü dışarda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da gurup kararıyla kapatalım.'
Ve söz istedi, kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti.
Meclisteki Masonları bir telaşdır aldı. Hele sözcüleri Şükrü Kaya'yı görse idiniz, başından süt dökülmüs kediye benziyordu.
Meşhur hatib Mahmut Esat Beye söz yetişebilir mi idi. Şükrü Kaya Masonluğun bir hayir (!) müessesesi olduğunu kürsüden söylediği zaman gurubun hemen bütün azası yüzüne haykırdılar.
Hayır eserleri dediğiniz nedir, birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun, in aşağı! dediler. Mahmut Esat ise MASONLUĞUN kökü dışarda, gizli, memleket ve millet için muzur bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reislerinin yani meşrik-i azamlarının YAHUDİ olduğunu bir çok vesikalarla ispat etti.
Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Mazhar Germen son çareyi Katib-i umumi Recep Peker'e iltica etmekte buldular. Ve salonda oturan Recep Peker'in etrafını alarak yalvarmağa başladılar. Guruptaki hava çok elektrikli idi. Heyecan son haddini bulmuş, her taraftan
'-KAPATALIM!' sesleri yükseliyordu. O esnada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek:
'-Arkadaşlar, çok mühim bir işin üstündeyiz, müsaade buyurun, bu işi bir defa da devlet reisine götürelim, onun da reyini alalım, gelecek hafta bugün tekrar huzurunuza getireceğim, dedi.
Bu söz gurubun tasvibine mazhar oldu ve mesele gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun, biz herhalde bütün locaları kapatırız dediler. Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:
-Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye'de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.
Salonda bir kıyamettir koptu, alkışlar, bağırmalar ve KAHROLSUN YAHUDI USAKLARI! sesleri tavanları çınlatıyordu.
Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı. Gurup dağıldıktan sonra doktor Mim Kemal'i öne katarak meclisteki Masonlar toplu olarak Reisicumhura gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisicumhura hitaben:
-Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız, demiş. Reisicumhur,
-Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupada hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?
-Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de BARCA MISON Cenaplarıdır, demişler. Bunun üzerine küplere binen MUSTAFA KEMAL PAŞA onlara hitaben:
-HAYDİ DEFOLUN BURADAN, CEHENNEM OLUN GİDİN, YAHUDI UŞAKLARI! Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi, bir çıfıt yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi'ye hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan!
diyerek onları kovmuş, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkamayan reisicumhura verdiler ve derin bir nefes aldılar.
Reisi cumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün MASON localarını kapattı.
İsmet Paşa'nın reisicumhurluğu sırasında kanun-u mahsusla localar kapanmadı diye Masonların müracaatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar.
Ve 1952 de ise Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden CELAL BAYAR da, Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği ve Masonların loacalarını kapatmak istediği kanun teklifini red ederek bu suretle localarını kanunla pekiştirdi.
Tabii bu ameliyeyi Meclis yaptı, fakat bu müzakerelerin devam ettiği üç celse zarfında Celal Bayar reisicumhur locasına gelerek (1) kanunun müzakerelerini sonuna kadar takip etmiştir.
(1) Bu tarihi müzakereleri ben de basın locasından takip ediyordum. Yanımda Burla'nın Ankara Müdürü Alaeddin Mizanoğlu vardı. Milyonluk müessesini kapatıp gelmiş, heyecan içinde müzakereleri takip ediyordu. Celal Bayar da olanca heyecanıyle hatipleri dinliyor fakat gözlerini benden ayıramıyordu. Haklı idi, onu bir hiçlikten o mevkiiye dünya masonluğu getirmişti.
İnsan, tekbaşına ayakta durmayı öğrenmeli ve bilmelidir.
Geceler vardır sarhoş narasıyla ssssizlik boğulur,
Geceler vardır, kundakta ki bebeğin sesleri,
Geceler vardır derin sessizlik,
Geceler vardır seher vaktine kadar eller semadadır,Rabbine yalvarır gözyaşı döker kulların islahı için
Geceler vardır haramzedeler dolaşır sokaklarda
Geceler vardır acil bir hasta için yardım beklenir.
Geceler vardır aç yatar insan,
Geceler vardır tokluktan ölen gençler
Geceler vardır meyhaneler dolar taşar
Geceler vardır kimse görmesin diye kapalı kaplar içinde komşusuna bir tabak sıcak yemek götürür kimse görmeden...
Geceler vardır tembelliğini uykuyla geçirir..
Nihayet insan uyanır gündüzün ışığında, yine aynı dert aynı tasa..
Yazdıklarımda gayet samimiyim,hiç bir art niyetim yok.Kimse alınmasın.Alınanlardan peşinen özür diliyorum.Bir çok alevi arkadaşım var,hepsinin fikir ve görüşleri ayrı.Yıllar önce Malatyada bir radyoda konuşan alevi dedesi sorulara cevap veriyor.Bir bayan,namazı sordu,dedenin verdiği cevaba bakın "Bizim namazımızı Hz.Ali kıldı,bizde namaz yoktur".Bir başka soru,alevilerin tuttuğu değişik bir oruç var,"Orucumuzu ne zaman açacağız",cevap şu,"Şarkıcının ismi aklımda değil,işte o şarkıcı şu şarkıyı şu saatte söylediği zaman orucunuzu açın".Şimdi bir bu cevaplara bakıyorum,bir de"Şehadet kelimesini söyleyen herkes müslümandır" diye biliyorum,ama namazı inkar edenin de dinden çıktığını da biliyorum.Cami müslümanların ibadet yeridir,ama aleviler bir cem evidir tutturmuşlar.orada ibadet yapıyorlarmış.Bir kere orada yapılanlar ibadet değil,bir sosyal etkinliktir.Kardeşim eğer müslümansanız camiye geleceksiniz,cemevi ibadet yeri değildir,gerçi ibadet heryerde yapılır,ama toplu oarak yapacaksanız onun yeri camidir.Tanıdığım alevilerin hepsi tertemiz,pırıl pırıl,çok çok iyi insanlar,ama hiç birini ne camide görüyorum,ne ramazanda oruç tutarken,ne cuma namazında ve ne de bayram namazında,şimdi soruyorum bu nasıl müslümanlık,oysa benim ülkemin,onbir ay sarhoş gezen ayyaşı bile,ramazanda orucunu tutmasa bile,içkiyi bırakır ve bayram sabahı,herkesten önce bayram namazına koşar.Bu işlerden anlayan bir Allahın kulu beni aydınlatırsa sevineceğim.Saygılarımla.
Benim de bir alevi arkadaşım var.Geçtiğimiz senelerde ne namaz klıardı ne de oruç tutardı.Ama şimdi görüyorum ki, bu sene ramazan orucunu tuttuğu gibi, bir de beş vakit namazını kıldı.Bu arkadaşa ben namazı ve orucu tavsiye etmedim, kendisi sevdiğinden bu ibadetleri yaptı...Gelelim öteki meseleye...
O aleviyim diye geçinen kimse, "namazımı Hz.Ali kıldırdı, orucumu filancı şarkıcı şarkı söyleyince orucunuzu açın demesi, onu kafir etmiştir.Çünkü namazı ve orucu hiçe sayan, hafife alan dinden çıkmış olur.Alevilerin içine solculsr, ateistler ve masonlar girip aleviliği zedelemişlerdir.Maksatları alevi sünni ayırımı yapıp ülkede kaos yaratmaktır.Bir insan nasıl ve kime inandığını bilmesi lazım.Aksi takdirde müslümanlığı tartışılır.
(Men talebeni vecedeni ve men vecedeni aşakani ve men aşakani kateltühü ve ene diyetühü)
"Kimbeni anarsa beni bulur.Bulunduğum o kimseyi kendime aşık ederimsevdiririmkendime aşık ettiğim kimseyi arif ederimarif ettiğim kimseyi katlederimkatlettiğim kimseye diyet ben olurum.Onunla benim aramda hiç bir fark kalmaz."
Bu Hadis-i Kudsinin ledünni anlamı: Beni bilen araro arayan kimseye kendimi buldururumdiyor.Vecede: Bulmaktır.Bulunduğum o kimseyi kendime aşık ederimonu kendime sevdiririmaşık ettiğim kimseyi arif ederimarif ettiğim kimseyi katlederimyani öldürürüm diyor.Katlettiğim kimseye diyet ben olurum.Onunla benim aramda hiç fark kalmaz.Tabii kiyine bilen arayacaktır.Aramasını bilmeyen kimseleribadetine güvenirkitaba güvenir.Ben yapmış olduğum bu ibadetleoruçlanamazlahaclaKur'an okumaylaaradığımı bulacağım diyorsaaramasını bilmiyor demektir.Bir insaneğer Kur'anı Kerimi anlayarak okusaydıaramasını bilirdi.Çünkü Kur'anı Kerimkendisinin nerede olduğunu bizlere açıklıyor.
Hak Teala Hazretlerikendisini insanlarda mevcut etmiştir.Cenabı Allah Kur'anı Keriminde bize bizden daha yakın olduğunu bildiriyor. (Ve nahnü akrebu ileyhi min hablil verid) "Biz ona şah damarından daha yakınız" diyor.ŞimdiKur'anı Kerimi okuyanbu ayeti anlayarak okusa idibize bizden daha yakın olanı bulmanınher halde ilimle olduğunu bilmiş olurdu.Onun içinbuna şüphesiz bir ilim lazımdır.Daha önceki sohbetlerimizdeilmin iki kısım olduğunu belirtmiştik.Bu ilimlerden birisi zahir ilimbirisi batın ilimdir.Bir insanbu iki ilmi tahsil etmeyle aradığını bulacaktır.Fakatne yazık kizahir ilmini arıyoruz ve tahsil ediyoruzbiz zannediyoruz bu zahir ilimle aradığımız bulunacak.Madem kiKur'anı Kerimde adı geçen bir ledün ilmi vardıro halde bu ilmi tahsil etmek lazımdır.Zahir ilmi tahsil eden uyanık bir kimse düşünürledün ilmi nerededir? Bunun okulu var mıdır? Bu ilim nerede öğretiliyor? Bunu aramaya çıkacak.
Fakat şimdiki zamanımızda bu ilimgizli bir ilim olduğu içinbunu zahir ulemalarımızzahir hocalarımızbu ilmin var olduğunu fakat nerede öğrenildiğini bilmediklerinden diyorlar ki: bu ilimpeygamber ve evliyalara mahsustur.Biz peygamber değilizevliya da değiliz.Bu ilim bize gerekmez.Biz zahir ilminiAllah'ın buyruklarını yapalımyasaklarından da kaçınalımböylelikle bu alemde bulamazsak ahirette bulacağız deyip kesip atıyorlar.
Cenabı Hak Teala Hazretleriayeti kerimesinde şöyle buyuruyor (Vemen kane fi hazihi a'ma vehüve fil ahirati a'ma) "Bu dünyada ama olanöbür alemde dahi amadır" Eğer bu ayeti anlasalardıaramaya çıkarlardı.Bu aramaya çıkması dabir ilme bağlıdır.Onun için bilen arar deniliyor.Bilmeyen cahildircehaletinden dolayı aramasını bilmez.Ne zaman bilen arayacak; o zaman Allah'ın insanlarda mevcut olduğunu anlayacak.O zaman insanlar da Allah'ı bulabilecek ve görebilecektir.Bu insan da olgun bir insan olabilecektir.Nasıl olgun bir insan olacak? İnsan bir ruhla ruhlanmış.Nasıl Kur'anı Kerimde Cenabı Allah Adem babamıza (Venefahtü fihi min ruhi fekau lehu sacidin) "Biz Ademe kendi ruhumuzdan ruh üfledik" demesiyleo kişi insanı kamil oldu.Şimdi aramayı bilen bir kimsebu insanı kamili arayacaktır.Yeryüzünde insanı kamili buldun muo zamanAllah'ı bulması çok kolay olacaktır.
Fakat insanı kamili aramayıp da kendi ibadetine güvenerek bulurum diyenleraramalarını bilmiyorlaronlar bulamayacaklardır.
Büyüğümüzokuduğumuz ilahilerin sahibi Mısri Niyazi Efendi Hazretleribunu açık açık anlatmış.
Hakkı istersen yürü insana bak
Şems-i zat yüzünde rahşan eylemiş
Fakatbu tasavvufi olduğu için okumaya korkuyoruz.Kur'anı Kerim arapçadırarabidir.Okuyoruz ama anlamıyoruz.Peygamber Efendimiz hadişi şeriflerinde diyor: "Hafızların küllüsü cahildir" neden? Ezbere okuyoranlayarak okumuyor.OndanNiyazi Efendinin buyurduğu gibieğer Hakk'ı istiyorsanHakk'ı arıyorsan o insanı araAllah'ı insanda arayacaksıninsanda bulacaksın.ÇünküCenabı Hakk'ın zatının güneşi o insanın yüzünde parlamıştır diyor.Cenabı Allah'ıninsanların yüzünde yedi ayeti vardır.Kur'anı KerimiMushafı Şerifi yakbu yedi ayet yanmaz deniliyor.
Bu yanmayan yedi ayetiniCenabı Allah kudret eliyleinsanların yüzüne yazmıştır.Bunun İçin Kur'anı Kerimde buyruluyor. (İkra kitabeke kefa binefsi kel yevme aleyke hasiba) "Sen (nefis) kitabını okubu günsana hesaba kifayet edecektir." insanınkendisini Allah'tan gayri kabul etmesi bir nefistir.Nefsini okumakkendini okumak demektir.
Resulullah Efendimiz de hadisi şeriflerinde (Men arafe nefsehu fekad arafe Rabbehu) "Kim kendi nefsini bildiyse o Rabbini bildi" buyuruyor.İşte ayeti kerimede bunun için diyor (İkra Kitabeke kefa bi nefsikel yevme aleyke hasiba) (nefis) kitabınızı okuyunuz bu gün hesaba kifayet edecektir.Fakatbu ayeti kerimeyi ehli zahiralemi ahirete atıyor.
Alemi ahiretteinsanlar denilecek "Kitabınızı okuyunuz." Çünkü insanlar dünyada her ne işlerler sebiri sağındabiri solunda iki melek onları yazıyor.İşte bu yazılanlar kitap halinde toplanacak ve alemi ahirette insanlara denilecek. "Kitabınızı okuyunuz" ve "Nereye layıksan oraya git." Kur'anı Kerimahiret için nazil olmuş değildir.Bu alem içindir.Bu alemde Kur'anı Kerimi anlayarak okusaydıkKur'anı Kerimin bizim bir insanı kamile gitmemizi emrettiğini görecektik.Lakin şu ayeti okuyoruz anlamıyoruz.Buna vesile ayeti deniliyor. (Vebtegu ileyhil vesilete) "Ey iman edenlersiz Allah'tan korkunuz ve ona bir vesile arayınız ve bu yolda çok cehd ediniz ki felah bulasınız."
Bu vesile nedir? Bir alime soracak olursakbize diyecek ki, Allah'ın emirlerini yapyasaklarından kaçın.Bu yaptıklarınAllah'tan korktuğuna vesile olacaktır.Şayet böyle olmuş olsaydıayeti kerimenin şöyle demesi icab ederdi: Ey insanlarAllah'tan korkuyorsanız Allah'ın buyruklarını yapınyasaklarından kaçınbe vesileyle Allah'tan korktuğunuzu isbat edersiniz.
Allah'tan niçin korkulur? Allah öcü müdür ki ondan korkasın?
Bir hadisi şerif vardır.Peygamber Efendimiz bu hadislerinde şöyle buyuruyorlar: "Allah'tan en çok korkanlarAllah'a en yakın olanlardır." Yine bir başka hadisde: (Re'sul hikmeti me hafetullah) "Hikmetin başı Allah korkusudur."
Mevzumuzun başında sözü geçtiği gibiyineAllah'ı bilenAllah'ı bulan Allah'tan korkar.Allah'ı bilmeyenAllah'ı bulmayan Allah'tan korkmuş sayılmaz.Çünkü oşirkin ortasında tufan denizinde batmıştır.Buradan kurtulamaz.Kurtulabilmesi için vesile yaetine uyarako vesile olan insanı kamili bulacakbunun sayesinde şirklerden kurtulmuş olacaktır.
Başka bir ayeti kerimede de şöyle buyruluyor: (Velimen hafe makame rabbihi cennetan) "Rabbın makamından korkanlar için iki cennet verilecektir." Cennetin birisinin büyüklüğüdünyamızın kaç misli büyüklüğündecennetbu kadar büyük iken bir kişi iki cenneti ne yapacak? Sana dünyayı verselerbu dünya gibi bir tane daha verselerne yaparsın? Cennetler 8 olmak hasebiyle4'ü amel mukabilinde verilecek4'ü de irfan cenneti olacak.Amel cennetindeyeme içmeylelezzetlenme vardır.
İrfan cennetindeyeme içme yoktur.Peki öyleyseorada lezzetlenme neyle olacak? Cemali İlahi ile olacak.Allah'a baktıkça zevk duyacaksın.Baktıkçayemeyi içmeyi de unutacaksın.İşte kim Rabbın makamından korkuyorsaonlara bu cennetler verilecektir.Nedir Rabbımızın makamı? Rabbımızın makamıuluhiyyettir.Uluhiyyet nedir? Uluhiyyette 3 mertebe vardır.Bu mertebeler.Ef'aliyetmevsufiyet ve mevcudiyettir.YaniAllah tüm işlerin failidirişleyicisidir.Bütün sıfatların mevsufudurbütün sıfatlarla sıfatlanan O'dur.Bütün varlıklarınmevcudiyetin sahibi de yine O'dur.
Allah'ı bilmeyen cahil bir kimseAllah'ın uluhiyetine el atmışher fiilin faili Allah ikenikinci bir fail olmuşşu işi işledim şunu şöyle yaptımbunu böyle yaptım der.Fail Allah ikenkendisi fail olmuş.Allah'tan korkmak bu mudur?
Tüm sıfatların sıfatlananı Allah ikenbiz cehaletimizdenbilmeyişimizde dolayı Allah'a ortakçı olduk.Nedir bize verilen bu sıfatlar? Baştayaşamamız gelirBu hayatyaşamak bize emanet verildi.Neden senbunu kendine bağladın? Eğer hayat senin idiyseneden ölüyorsun? Hayat sahibi ölmez.
Cenabı AllahKur'anı Kerim'inde hayatı kendine bağlıyor. (Allahü lailahe illa hüvel hayyül kayyüm) "O Rabbınız ki birdironun temsilieşidiakranıyoktur.O tek olan Allah hayatla kaimdir." Hayatı kendine aldı.Allahinsanlara ilmini de emanet vermiştir.Biz bu ilme de sahip olduk.Ben okudumben tahsil ettimşu ilimleri öğrendimşunları biliyorum derim.Fakat kişiKur'anı Kerimi anlayarak okusaydıbunu da Allah'ın kendisine aldığını görecekti. (Vallahu ya'lemu ve entüm la ta'lemun) "Bilen Allah'tır siz bilmezsiniz."
Görmeyeduymaya gelinceCenabı AllahKur'anı Kerim'inde bunların da kendisinin olduğunu bildiriyor. (İnnallahe hüvessemi'ul basir) "O tek olan Allah duyar ve görür." VelhasılCenabı Allah bizlere ne gibi sıfatlar verdi isebunları emaneten verdi.Ayeti kerimede buyruluyor. (Entüeddül emanati ila ehliha) "Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder." Bu emanet ehli kimdir? Allah'tır.Bizlere verdiği emanetleribizler de sahibine verirsekAllah'a ortak koşamkatnşirkten kurtulmuş oluruz.Dolayısıylabütün bu varlıkların onun olduğunu anladığımız zamanbizim burada hiç bir payımız olmadığınıkendimizin ancak bir mazhardan ibaret olduğumuzun idrakine vardığımızda daCenabı Allah'ın Adem'i kendisine alet ettiğiniişlerini Adem'le gördürüpsıfatlarını Adem'in mazharından zuhura getirdiğini anlamış oluruz.
Bir kudsi hadiste buyruluyor: "Ey Adem oğlu sen olmasaydınben olmazdım.Ben olmasaydımsen de olmazdın. "Allah'ın zuhuruAllah'ın açığa çıkması insanladır.Adem'ledir.İnsan hayatını kaybettiği zaman kalıbıeleriayaklarıgözlerikulakları ve dili meydandafakat hiç birisi iş görmüyor.Bu günbu saat gelmezden öncenasıl olacağımızı Peygamber Efendimiz bizlere söylüyor. (Mutu kable entemutu) "Siz ölmeden önce ölünüz." Bu hususta Kur'anı Kerim'inde Cenabı AllahVesile ayetini bildirmiştir. "Bu yolda çok cehd ediniz ki felah bulasınız" diyor.
Ölmeden evvelki ölümilimle olacaktır.İlimsiz olmaz.Bu ilmi yahsil etmeye başladığımızdabu ilminAllah'ın bir ayeti olduğunu anlayacağız.Bizde tasarruf edenin Allah olduğunu anlamış olacağız.İzdirari ölüm geldiğindeyani ruh bedenden çıktığında ne olacağız? kaygılarından bizi ilim kurtaracaktır.
Rabbine arif olmuş ve bu tevhid ilmini tahsil etmiş olan bir kimsenin ruhubedenden ayrılır ayrılmaz Rabbına kavuşacaktır.Bir ölüm hadisi vardır.Hak Teala Hazretleri buyuruyor. "Fail olduğum halde hiç bir işimden tiksinmedimhiç bir işim bana zor gelmedilakin mü'min kulumun ruhunu kabzetmekten tiksindim.Ama ne yapayım o kulumun da bana vuslatı gerek." Onun için ölümAllah'a kavuşmaktır.Ama ihtiyari ölümle kavuşamadıysanizdirari ölümle kavuşamazsın.Ayeti kerime vardır. (Men kane fi hazihi ama fehüve fil ahireti ama) "Bu alemde ama olan ahiret aleminde de amadır."
Bu ilmi tahsil etmemiz içingerçekolgun bir insan bulacağız.İşte Niyazi Efendi Hazretlerinin dediği:
Hakkı istersen yürü insana bak
Şemsi zat yüzünde rahşan eylemiş
Allah'ın zatının güneşiinsanın yüzünde parlamıştır.Çünkü Cenabı Allahölmezçürümezyanmaz olan yedi ayetiniinsanın vechinde yazdı.Onun için diyor:
Zahida suret gözetme
İçeri gel cana bak
Vechi üzre gör ne yazmış
Defteri Rahman'a bak
Resulullah Efendimiz boşuna mı demiş? (El insanu vel Kur'anu tev'emani) "İnsanla Kur'an ikiz kardeştir." Kur'anda ne var iseinsanda da var.Pir Efendimiz de Kur'anın üç kısım olduğunu bize bildiriyor.İnsanın yüzünde Kur'anı okuyor.
Vechi üzre gör ne yazmış
Defteri Rahman'a bak
Vechinde manayı Kur'an okuyan
Eylemez Evrat içinde lafzı Kur'anı bahs.
Kim senin yüzünde Kur'anın manasını okuyorsao kağıt üzerinde yazılmış Kur'an sözlerinden bahsetmez.Biraz öncePir Efendimizin Kur'anın üç kısım olduğunu bildirdiğinden bahsetmiştik.
1) Lafzı Kur'an: Bu Mushaf Şeriftir.Kur'anın sözleridir.
2) Suveri Kur'an: Bu kainatta gözümüz ne görüyorsabunlar da Kur'andır.Yalnızbu kainatın kitabını okumak içinledün ilmini tahsil etmek lazımdır.Mısri Niyazi Efendi bunu şu beyitleriyle açıklamıştır:
Hep kitabı Haktır eşya sandığın
Ol okur kim seyri evtan eylemiş
Senin bu eşya sandıklarınhep Hakk'ın kitabıdır.Seyri meratip görenlerbu eşyanınkitap olduğunu bilirler ve onu okurlar.
Hak Teala Hazretleribu kainatın kitap olduğunu Lafzı Kur'an dediğimiz Kur'anın sözlerinde bildirmiştir. (Vetturi ve kitabin mestur fi rakkin menşur) Turdağların en yücesidir.Hazreti Musa Aleyhisselam için diyor.Tur dağı dağların en büyüğüdür.Peki nedir bu Tur dağı? İnsanı kamilin gönlüdür.İnsanın kamilin gönlünden daha büyük bir yer yoktur.
Hak Teala Hazretleribir kudsi hadisinde buyuruyor: (Ma veseani ardi vela semai bel veseani kalbu abdi) "Yerler ve göklere sığmam mü'min kulumun kalbine sığarım." İşteen büyük dağ budur.Kitab-ı mesturbütün bu kainatsatırlarla yazılmış bir kitaptır.Bu kainata bakalımsana kitap olduğunu nasıl söyleyecek? Bir ilahide geçer:
Her neye baksa gözün sırrı Sübhan ondadır
Neye baktıngözün neyi gördü? Bitkileri mi gördü? O bitkideAllah'ın bir sırrı var.Bir insaneşyaya baktığı zaman o eşyada Hakk'ın ef'alini görecek.Bir bitkide hareket varbüyüme varonu büyüten Allah'tır.O birkinin içinde deonun mevcudiyeti var.Aç gözünü debu kitabı oku.Bu alem ve içindekilerin bir kitap olduğunu gör.İşte bu eşya dabu kainat daikinci saydığım Kur'anın sureti olmuş oluyor.Anlayanbilen bir kimseeşyada Hakk'ın ef'aliniHakk'ın sıfatlarınıHakk'ın zatını görüyorsa Kur'anda da bunlar var.
3) Şimdi gelelim üçüncü manaya: BuMaani Kur'andır.Bu Kur'anı da insan kendisinde bulacaktır.Ancako vesileyi bulanlara okutulacaktır.Hiçbir ilim öğretmensiz öğrenilmez.Her ilmin bir öğretmeni vardır.Bu ilmin öğretmenini bulduğumuz zamankainatın nasıl bir kitap olduğunuinsanın yüzünün de Rahmanın defteri olduğununasıl okuyabileceğimizi bize bu öğretmen öğretecekYunus'un bir sözü var:
Hasta olmuş iniler Kur'an ün'ünü dinler
Kur'an kendisi olmuş kendi Kur'an içinde
Hem Kuranı okuyor.Hem sadayı dinliyorhem de kendisi Kur'an olmuş.İnsanlardaokunmaya layık çok meseleler vardır.Kendimizde olan mevcudiyeti okuyabilmemiz içinbir öğretmene ihtiyaç var.Öğretmeni bulduğumuz zaman dahem lafzı Kur'anı okuruzhem kainatınhem de kendimizin bir Kur'an olduğunu anlamış oluruz.
Evlilik korkusu, kişinin çevresinde ve ailesinde yaşadığı olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler doğrultusunda yaşadığı bir korkudur. Ayrıca psikolojik olarak yaşanan bir bağlanma korkusu olabilir. Bunu aşmak için önyargısız yaklaşım sergilemeli, fedakâr olunmalı, paylaşımcılığı öğrenmeli, bencillikten uzak durmalıdır.
Evlenmekten korkuyor musunuz?
Gençlerin çoğunlukla mutlu bir rüya gibi düşündüğü evlilik, kimilerinin de korku dolu kâbusu haline gelebiliyor. Çevresinde gördüğü olumsuz evlilik örnekleri veya evlendikten sonra alması gereken sorumlulukların korkusu yüzünden birçok çift mutluluk hayallerini evlilik aşamasında bitiriyor. Özellikle büyük şehirlerde yalnız yaşamayı bir yaşam tarzı olarak seçen gençlerin oranı giderek yükseliyor. Reem Nöropsikiyatri Merkezi'nden nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, birçok kişiyi derinden etkileyen evlilik korkusu ve sebeplerini anlattı. Evlilik korkusu, kişinin çevresinde ve ailesinde yaşadığı olumsuz evlilik örneklerinden edindiği bilgiler doğrultusunda yaşadığı bir korkudur. Ayrıca evlilik korkusu psikolojik olarak yaşanan bir bağlanma korkusudur. Karşı tarafa bağımlı yaşamak, onun fikirlerini önemsemek bazı insanları yalnız yaşamanın doğru olduğuna iter. Farklı kültürlerde ve farklı ailelerde yetişen kişiler birden kendilerini bu zorlu kurumun içine sürüklemek istemez. Bir başkasının sorumluluğunu almak herkes için kolay bir durum değildir. Çünkü evli olduğunuz zaman sadece kendiniz için yaşayamazsınız. Çoğul düşünerek bu doğrultuda kararlar almanız gerekir. Yeri geldiğinde fedakâr olmanız, maddi ve manevi imkânlarınızı buna göre ayarlamanız gerekir.
Evlilik korkusunun sebepleri
Evlilik korkusunun sebebi çevre ve aile olabilir. Kişinin anne ve babasının mutsuz ve sürekli tartışıyor olması bu korkuyu doğurabilir. Ayrıca çevresinde yaşayan evli çiftlerin kavgalarına ya da tartışmalarına şahit olması da bu korkuyu artırabilir. Kişi çelişkiler yaşar, kendisinin de mutsuz bir birlikteliğinin olacağına inanır. Evlenmekten vazgeçer ve evlilik kurumuna olan ilgisi de zamanla yok olur. Uzun zaman tek başına yaşayan insanlar da başka bir insanla birlikte yaşamayı kabul etmekte zorlanıp evlilikten kaçabilir. Evlilik korkusu mutlu bir ailede yaşamış çocuklarda da görülebilir. Mutlu bir ailede büyüyen çocuk mükemmeliyetçi bir ruh halinde olur ve karşı taraftan da bunu bekler. İlişkisinde yaşadığı en küçük tartışmada bile onun anne ve babası kadar mutlu bir beraberliğinin olamayacağını düşünmeye başlar. Bir başka deyişle fazla mükemmeliyetçi olmak da bu korkunun oluşmasına sebep olabilir.
Ailevi ve çevresel baskılar nedeniyle boşanmanın zor olması da evliliği engelleyen nedenlerden biridir. Kişiler evlenince bir daha ne olursa olsun boşanamayacağını düşünürler. Ayrıca nişan, düğün merasimlerinin geleneksel uygulamaları ve bunların meydana getirdiği stres de insanı evlilikten uzaklaştırabilir. Daha iyi eş bulma düşüncesi de, evliliği zorlaştırır. Önüne çıkan adayları, ekonomik, kültürel ve eğitim alanında daha iyisini bulurum düşüncesi ile beğenmemek, bir süre sonra insanı kronik bekârlığa götürebilir.
Kılıbık olma korkusu, evlenince birçok ev işine ortak katkı sağlama, özellikle eşi çalışıyorsa mutfak ve temizlik işlerine katılma ihtimali de kişileri evlilikten uzaklaştırabilir. Onlar için annelerinin evinde özgür ve rahat yaşamaları daha cazip gelebilir. Bazı kişiler de evlilik sürecinde, giderek hayatlarının rutine gireceğini ve monotonlaşacağını düşünür. Bunların dışında aile sorumluluğu dediğimiz anne ve baba olmak, ileride doğan çocuğa bir hayat sunmaya çalışmak da evlenme düşüncesinde olan bir bireyi evlilikten uzaklaştırabilir.
Evlenmesi riskli olan insanlar
Narsist kişilik bozukluğu olanlar evliliklerinde büyük sorunlar yaşayabilir. Egoist, ileri derecede bencil, paylaşımı sevmeyen kişilerin evlilikleri her zaman risk taşır. Sosyal uyum bozukluğu ya da asosyal kişilik bozukluğu olanların evlilikleri eğer eşlerden biri çok fedakâr değilse genellikle boşanma ile sonuçlanır. Asosyal ya da antisosyal kişilik bozukluğu olan gençleri 'evlenirse normale döner, huyları düzelir' gibi gerekçelerle evliliğe teşvik etmek, karşı tarafı mağdur edebilir.
Evlilik korkusunun belirtileri
Evlilikten kaçan kişiler bağlanmaktan korktukları için uzun süreli birlikteliklerden kaçar. Yalnız yaşamanın en doğru yaşam biçimi olduğuna inanır. Daha çok bekâr ve yalnız yaşayan insanlarla görüşmek ister. Fazla mükemmeliyetçi düşünür. Bencil yaklaşımları olabilir.
Evlilik korkusunu aşmak için
Kişi kendine olan güvenini üstün tuttuğu gibi başkalarına olan güvenini de üstün tutmalı. Önyargısız yaklaşım sergilemeli, fedakâr olunmalı. Paylaşımcılığı öğrenmeli, bencillikten uzak durmalı. Doğru bir ilişkiden neler beklediğini tam anlamıyla düşünmeli. Düzgün, düzenli ve disiplinli yaşamak, kişisel başarının anahtarlarından biridir. Bu ise çoğu kez evlilikle mümkün olabilir. Aile, toplumun en küçük ünitesidir. Sağlıklı toplumlar, sağlıklı ailelerden oluşur. Sağlıklı evlilikler bir toplumun en sağlam dinamikleridir. Bu nedenle düzenli, başarılı bir yaşam ve sağlıklı, uzun ilişkiler yaşayabilmek için gerekirse psikolojik destek almaktan da kaçınmamalıdır.
32. Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Bu mübarek âyet, iyi hal sahipleri olan kölelerin ve cariyelerin evlendirilmelerini emrediyor, yoksul oldukları takdirde Allah'ın lütfü ile zengin olacaklarını bildiriyor. Evlenmek için halleri müsait olmayanları da ilâhi lütuf ile zengin oluncaya kadar sabredip iffetlerini korumaya devam etmelerini tenbih ediyor. Mukatebe yapmak isteyen kölelerin ve cariyelerin kendilerinde bir hayır bilinmekte ise kitabeye kayd ile kendilerine mal bakımından yardım edilmesini tavsiye ediyor. İffetlerini korumak arzusunda bulunan cariyelerin de dünya malını dileyerek zorlama ile zinaya sevkedilmemelerini ihtar ve böyle bir zorlamaya mâruz kalanları daha sonra Cenab-ı Hak'kın af edip günahlarını örteceğini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (ve) Ey ehli îman!, (sizden olan bekârları) evlendiriniz. Yani: Zevcesi olmayan erkekleri ve henüz evlenmemiş veya kocası ölmüş kadınları evlerdirmeğe gayret ediniz, (ve kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi hali olanları) da onların velileri, efendileri olan zatlar!, (evlendiriniz) bu evlenecek kimseler, (eğer yoksul oldular ise) bunlardan dolayl ümitsizliğe düşmemelidirler, çünkü Allah Teâlâ dilerse (onları lütufundan zengin kılar) rızıklandırır, bu evliliği onların haklarında geçim bolluğuna bir vesile kılmış olur. (ve Allah vâsidir) mahlûkatı için genişlik göstermeğe kadirdir, onun nimetine, kudretine son yoktur ve (Alimdir) her şeyi hakkiyle bilir, dilediği kullarını hikmet menfaat gereğince bol rızka nail buyurur. Bu âyeti kerime, bu suredeki sekizinci
hükmü kapsamaktadır. Köleler ile cariyeler, iyi hal, ile kayıtlanmış bulunuyor. Çünkü iyi olmayan köleler ile cariyeler ise hallerini itinâ, kendilerine şefkat gösterilecek bir durumda bulunmamış olacakları için onları evlendirmeğe kalkmak, faide yerine zarar verir. Hür kimselerde ise nisbeten iyi hal galip ve kendi işlerini mallarını bağımsız olarak ifaya, idareye selâhiyetli oldukları için onlar evlenmek isteyince velilerin müsaade etmesi lâzımdır. Bu sebeple onların haklarında "iyi hal" kaydı zikredilmemiştir. Ve bu nikâh ile emir, nedb içindir, yoksa vücub için değildir. "Eyama" eymin çoğuludur. Karısı olmayan erkekler ile kocası bulunmayan bakire veya dul kadınlar demektir.
33. Evlenmeye güçleri yetmeyenler de, Allah kendilerini lütfuyla zengin edinceye kadar iffetlerini korusunlar. Sahip olduğunuz kölelerden "mükâtebe" yapmak isteyenlere gelince, eğer onlarda bir hayır görürseniz onlarla mükâtebe yapın. Allah'ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde etmek için iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları buna zorlarsa bilinmelidir ki hiç şüphesiz onların zorlanmasından sonra Allah (onları) çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
(Evlenmeğe -çare- bulamayanlar da) nikâh için lâzım gelen mihri, nafakayı teminden âciz bulunanlar da (Allah kendi lütufundan zengin kılacağı değin iffetlerini korusunlar) zinadan ve diğer haram şeylerden kendilerini korumaya çalışsınlar, Cenab-ı Hak'kın kendilerine zenginlik vereceği zamana kadar sabırdan, temizlikten ayrılmasınlar. Onların böyle iffetlice yaşamaya çalışmalarının bir mükâfatı olarak bir gün bir nimete, servete nail olabilirler. Artık o zaman evlensinler, (ve ellerinizin sahip olduğu kimselerden) Yani: Köleler ile cariyelerden (mükatebe yapmak isteyen olunca da): Yani: bir bedel karşılığında azad edilmelerini isteyince de bakınız: Düşününüz; (eğer onlarda bir hayır bilmiş iseniz) yani: Onlarda iyi hal, emanete riayet, kitabete ait bedeli kazanıp vermelerine kabiliyet görür iseniz (onları kitabete kaydediverin) onları hürriyetlerine kavuşturmaya yardım etmiş olun. (ve) ey onların velileri, efendileri (Allah'ın size verdiği mallardan onlara veriniz) onları biran evvel hürriyete kavuşturmak için kendilerine yardım ediniz, meselâ: Kitabet bedelinin bir kısmını kendilerine bağışlayınız. Beytülmal tarafından kölelere yapılacak yardım da bu cümledendir. Bu ilâhi emir de bu suredeki dokuzuncu hükmü kapsamaktadır, (ve genç cariyelerinizi iffetlerini korumak istiyorlarsa) onlar nefislerine hâkim olup zinadan kaçınmak istedikleri halde siz de onları takdir ve korumaya devam ediniz, (dünya hayatının geçici mahm dileyerek) onları (fuhşa sevketmeyiniz) onların fuhşiyatina meydan vermeyiniz, onların sürekli olarak iffet ile yaşamalarını temine gayret gösteriniz. Onlar iffetlice yaşamak istemeyince de onları engellemeye çalışmak lâzımdır, bu halde yapılacak şey, onların zinasına müsaade değil, onları zinadan men'e çalışmaktan ibarettir (ve her kim onları) zinaya (zorlarsa) o zorlayan büyük bir günaha girmiş olur, tövbe ve istiğfar etmedikçe bu günahtan kurtulamaz. Fakat o zorlanan cariyelere gelince (Şüphe yok ki, Allah onların) o cariyelerin haklarında öyle zorlandıklarından sonra da (çok bağışlayandır) onları af eder ve günahlarını örter ve (rahimdir) onları ilâhi merhameti ile korur, cezalandırmaz. Gerçek şu ki, zorlamaya binaen muvafakat etmekde caiz değildir. Şu kadar var ki, gönülsüz olarak ağır zorlamaya mâruz kalan şahıs hakkında ilâhi aff tecelli eder. Yüce "Gafur" isminin zikri buna işareti içermektedir ve bu beyan ilâhi, bu suredeki onuncu hükmü kapsamaktadır. "Cahiliye zamanında Abdullah Ibni Übeyy gibi bazı kimseler, para kazanmak için cariyelerini zinaya teşvik ederlerdi. Übeyy'in iki cariyesi Resûl-i Ekrem'e müracaat ederek bu pek çirkin hareketten dolayı şikâyette bulunmuşlardı. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş böyle bir hareketin insanlığa aykırı, pek ziyade çirkin bir şey olduğunu bildirmiştir. "Kitabet" Efendi ile kölesi veya cariyesi arasında bir bedel karşılığında yapılan bir akittir. Şöyle ki: Mükellef olan bir kimsenin mükellef kölesini veya mükellef olan cariyesini onların rızalariyle bir muayyen hizmet veya muayyen bir nakdi bedel karşılığında azat etmesi demektir ki, o hizmet veya bedel ifa edilince kölelik ortadan kalkar. Kölelerin ve cariyelerin böyle kendi rızalariyle birer bedel karşılığında mükatebe yapmaları İslâm hukunca sade caiz olmakla kalmamış, belki mendub bile bulunmuştur. Emin, geçimini temine muktedir bir köle veya cariyeyi kitabete kesmek, onu hürriyete sevketmek demek olacağı cihette pek övülmüş bir muameledir. Bu sebepledir ki, kitabete başlanan bir köleye veya cariyeye kolaylık göstermek, üzerine aldığı kitabet bedelinin bir kısmını, meselâ: Üçte birini veya dörtte birini kendisine bağışlamak veya kendisine ayrıca nakden yardımda bulunmak pek güzel görülmüştür. Hattâ böyle bir yardımda bulunmak Şafiilere ve Zahirilere göre bir vecibedir. İşte Islâmiyetin hürriyeti ne kadar gerekli gördüğüne bu da pek açık bir delildir.
Eğer evlenmekten korkuyorlarsa nesilleri nasıl devam edecek?Kısa zamanda toz olup gider nesli...Tarihin sayfalarında yerini alır...
Ben, hiç evlenmemiş erkekler tanıyorum.Adam zengin ama mirasını kime bırakacak, söyleyin!..Devlete mi, kardeşlerine mi? Yaşıyorlarsa ana veya babasına mı, hangisine?...Bunları düşünecek kim vardır?..
Selamün aleyküm arkadaşlar...
Bu sitemizde erkek ve bayan üyelerimizin sayılarının oranları ne kadar olduğunu öğrenmek için bir anket açmış bulunuyorum..Bu nedenle; bakalım bu sitede kimler daha çok varmış..Buyurun anketimize...
Ben zaten 30 yıla yakın evliyim.İyi, kötü, acı, tatlı herşeyi tecrübe ettik..Evlilik hassas bir müessesedir.Dikkatli ve onurlu bir şekilde yürütülürse sorun çıkmaz.Hoşgörü, muhabbet, geçinebilecek kadar nafaka yeterlidir...
Ben evlilikten korksaydım şimdiye kadar evlenmezdim..