Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Kalbin kapısı nasıl açılır?

    ''Ey iman edenler!Sabırla ve namazla (Allah Teala'dan) yardım isteyin.Muhakkak (Allah Teala Hazretleri'nin yardımı) sabredenlerle beraberdir.(BAKARA SURESİ-152)



    Ayetimiz de Mevla Teala iki şeyle (sabretmekle ve namazla) benden yardım dileyin buyuruyor.
    Şimdi dünya halkı sabrı bıraktı, namazıda bıraktı.Peki maksudlarına nasıl kavuşacaklar?
    Allah'u Teala Hazretleri'nin yardımından mahrum kalan Musa (Aleyhisselam) ın kavmini hatırlayalım.Musa (aleyhisselam)'a muahlefet etmeleri sebebiyle Tih sahrasıda 40 sene mahkum bir halde kalmışlardı.Mevla Teala Hazretleri onlar hakkında:
    ''Buyurdu ki ' Şüphesiz orası (Beyt-i Mukaddes arazisi) onların (o isyankar israiloğullarının) üzerine 40 yıl haram kılınmıştır.Orada (bulundukları Tih sahrasında) hayeret içerisinde dolaşacaklar.Artık o fasıklar kavmine acıma''(Maide 26)


    Beni İsrail, güneşin altında sabahtan yola çıkıyorlar bir de akşam bakıyorlar ki aynı yerdeler.Tam 40 sene! Bundan anlaşılıyorki insan evinin yolunu bulamaz.Hatta bir odadan diğer odaya geçemez.Her an Mevla'nın yardımına muhtacız.Zira Allah zülcelal'den başka kimse hiçbir şeye kadir olamaz.


    Bir ayeti kerime de bunu teyid etmektedir:
    ''Eğer Allah(-u Teala) size yardım ederse artık size galip olacak kimse yoktur.Ve eğer sizi (yalnız bırakırda) zelil ederse, artık ondan sonra size yardım edecek kimdir?''( Ali İmran 160 dan)


    Herhangi bir müşkille karşılaştığımız vakitte mutlaka o müşkülün halli için yardım istememiz lazımdır.Ne ile? Ayet-i kerimenin mucibince, sabretmekle, namaz kılmakla.O iş oluncaya kadar niye gecikti dememeli, ümidsiz olmamalı, sabretmeli, namaz kılmaya devam etmelidir.O iş Allah'ın yardımıyla olur.
    Şimdi bizim eksiklerimizi tamamlamak ve milleti islama davet etmek gibi büyük bir davamız var.Buna ancak Allah'In yardımıyla erebiliriz.
    Bu nedenler hergün istiane (yardım talebi) namazı kılmalıyız, Mevla'ya yalvarmalıyız.İtikatımız, amellerimiz, ahlakımız islamın emrettiği gibi olsun.


    Her işte Mevla Teala Hazretlerine muhtaç olduğumuzu çok iyi bilmeliyiz.Her işe başlarken besmele çekmeliyiz.Mesela; yemek yemeye besmele çekerek başladığımızda,''ağza alınışında, çiğnenişinde, yutuluşunda, yemek borusundan geçişinde, mideye faydalı olup, zararlı olmayışında Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismi ile başlıyorum'' demek istemiş oluruz.
    Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismi ile başlarsak o zaman yardım olur.Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki:
    ''Şerefli ve kıymetli her hangi bir işe Allah'In ismiyle başlanmaz ise o iş hayırsızdır''.


    İslamın emrettiği, müsade ettiği her iş şereflidir.Neüzübillah kumar oynayan şerefli değildir, rezalet sahibidir.Keza gıybet etmek, söz taşımak, yalan söylemek, fesatlık koparmak için gezmek...Bunlar şerefi olmayan işlerdir.Şerefli iş; Kuran-ı Kerim öğrenmek, öğretmek, emri ile amel etmek, ihlası kazanmak ve kazandırmak, iyi niyet etmek ve ettirmektir.Böyle böyle ta ki zikri kalbe yerleştirinceye kadar çalışmalıdır.


    Mevla Teala'dan yardım istemekte Yüce Allah'ı unutmamak vardır.Unutmamak mes'elesi varya çok büyük meseledir.Şu ayeti kerime de Mevla Teala kendisini unatanlar için:
    ''Allah'ı unuttular.Allah (celle celeluh) da onları unuttu'' (Tevbe 67 den)
    Bir şey ki Mevla'nın bizi unutmasına (unutma muamelesi yapmasına) vesile oluyor, ondan daha kötü birşey yoktur.Mevla Teala'nın bizi unutması, rahmetinden ve fazl-ı kereminden taksim ederken bizi mahrum etmesi, bize vermemesi demektir.İşte Allah'ı unutmamanın ilacı ise bu ayet- kerime de buyurulduğu üzere:
    ''Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim'' (Bakara 152) ayeti celilesidir.


    Her ibadette, her işte huzur-u kalp lazımdır.Kimden yardım istediğini, kimi zikrettiğini, kime şükrettiğini, kim için kıyamda durduğunu, kime eğildiğini, kime secde ettiğini bilmek lazımdır.Mevla Teala Hazretleri:
    ''Beni hatırlamak için namaz kıl'' (Taha 14 den) buyuruyor.Her ibadette emir böyledir.Şu ayeti kerime de de:
    ''Ey iman etmiş olanlar!Allah'ı çokça zikretmekle zikredin.Ve O'na sabah akşam tesbihte bulunun''(Azhab 41)


    Şimdi zikrullah'ın her an lazım olduğunu şöyle anlayalım.Güneş doğduğu vakitte her yerı aydınlatır.Ancak kapısı, penceresi kapalı olan evlerin içerisine girmez.Buna sebep güneş midir yoksa evin sahibi mi? Işınlar kapıya kadar gelmeseydi güneş suçlu derdik.Fakat güneşin ışınları evin önüne gelmiştir.Kapılar, pencereler açıksa güneş, oralardan eve girecektir.Güneşin mevsimlere göre doğma ve batma arasında ki aydınlatma saatleri bellidir.Ama Allah'u Teala Hazretlerinin feyzinin doğma ve batması yoktur.
    O, daimi tulü halinde (parlamakta) dır.Sakarya nehrinin bir an kesildiğini bilen var mı?Fırat, Nil nehrinin bir an kesildiğini bilen var mı? İşte onların suyunu devamlı akıtan Mevla Teala ve Tekaddes Hazretleri bize de feyzini devamlı akıtmaktadır.Devam eden bu feyizden kulun istifade edebilmesi için kalbini açık tutması lazımdır.Göğüsümüzün sol tarafında bulunan kalbimiz Rasulullah'ın buyurduğu üzere:
    ''Mü'minin kalbi Allah'ın evidir.Müminin kalbi Rahman'ın arşıdır.Müminin kalbi Allah'ın hazineleridir.''


    Kalp feyze ne ile açılır?Zikretmek ile, hatırlamakla.Zikretmekle Mevla Teala'nın feyzi giriyor, zikredilemediği vakit Mevla'nın feyzinden mahrum kalınıyor.Adalet-i ilahiye böyledir.Allah'u Teala dileseydi o feyzi her durumda devamlı indirebilirdi.Ama kalbe feyzin gelmesini Allah-u Teala kula verdiği irade-i cüziyyeye bağladı.İşte bu nedenle de:
    ''Allah'ı çok zikretmekle zikredin(ki kalbiniz feyze açık olsun)'' buyuruldu.
    İnsan ne kadar çok zikredese o kadar çok feyiz gelir.Bakınız'Dikkat ediniz! Rabbimiz önce O'nu çok zikretmemizi istiyor.O çok zikretmekle emrolunduğumuz Allah var ya! O çok büyüktür.Rahmet yağdırıyor, sevgi yağdırıyor, nur yağdırıyor.
    Ayeti kerime de buyuruluyor:
    ''O Halık-ı Kerim'dir ki sizi zulmetlerden (karanlıktan) nura çıkarmak için melekleriyle beraber size rahmetini gönderir.Ve (Allah) müminler için pek merhametli bulunmaktadır.''(Azhab 43)


    Ali Haydar Efendi (kuddise sirrahu) buyurdu ki:''Böyle bir ayet hiçbir ümmet hakkında nazil olmadı''
    Cenab-ı Hak Peygamberi hakkında ne buyurduysa biz aciz ümmetine de aynı şeyi lutfetmiştir.Peygamberimiz hakkında:
    ''Muhakkak Allah(-u Teala) ve melekleri peygamber üzerine salatta bulunurlar.Ey iman etmiş kimseler! O'nun üzerine salatta ve tam bir teslimiyetle selamda bulunun.''(Azhab 56) buyurmuştur.


    O vermekte devamlıdır.Biz almakta gevşeğiz.Eğer kalbimizi açık bulundursak, oraya devamlı bir nur yağacak, şeytan ve nefis tesirsiz kalacak.İmam Masum Hazretlerinin mektubatında okudum.:Şeytan bir adama diyor ki:''Kalbinin her yerini zikrullah ile dolurdun.Bir boş yer yok ki sokulayım''


    Şeytan ateşten yaratılmıştır.Ateşin nur karşısında dayanma gücü yoktur.Nitekim bir mü'min sırattan geçerken ateş ona seslenecektir:''Çabuk geç, senin nurun benim ateşimi söndürüyor''
    Zikreden kalp nur ile doludur.Şeytan ise böyle kalplere giremez.Öyleyse bizimde daima zikir üzere olup böyle bir kalbe sahip olmaya çalışmamız gerekir.
    Mevla Teala Hazretleri şöyle buyuruyor:
    ''Haberdar olunuz ki!Kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur''(Rad 28)
    Mutmain oluyor demek, yerleşiyor, rahat ediyor, huzura kavuşuyor, vesveselere evhamlara, ümidsizliklere yer kalmıyor.Böyle bir kalp sağlam bir kalptir.
    Zikir bütün hayırların kapısıdır.Zikretmek en büyük matlub ve maksattır.Zira hakkında:
    ''Ve zikrullah herşeyden büyüktür''(Ankebut 45) buyurulmuştur.İnsan Allah-u Teala'nın kendisine nur vermesini istiyorsa, kalbini zikrullah ile devamlı açık tutacak.


    Mısra:
    ''Padişah konmaz saraya, hane mamur olmadıkça''
    Bir insan dahi, kirli, tozlu, dağınık olan bir eve girmek istemez.Bir hadisi kudside de şöyle buyuruluyor:
    ''Beni yerim göğüm almaz.Ancak mümin kulumun kalbi alır''
    Yerler ve gökler ne kadar geniş ise de mekaniyet üzeredir.Allah Teala ise lamekanidir.La mekani olan, mekana sığmaz.Allah Teala kalibi la mekaniyet (mekansızlık) üzere yarattı.Onun için ''Mümin kulumun kalbine sığarım'' buyurdu.

    İsmailağacemaati.com
#08.11.2010 08:14 0 0 0
#07.11.2010 12:15 0 0 0
  • Sezeryan Doğum Böyle Oluyormuş! +18

    NORMAL DOĞUM BUNDAN DAHA HAYIRLIDIR.

    Eskiden analarımız normal doğum yaparlardı.Hem de tarla da, bağda, bahçe de oluyordu bu iş.Şimdikilere ne oldu da hemen sezeryanla doğum yapıyorlar?.Gerçi hanım kardeşlerimiz biraz beni fırçalayacak ama diyeceklerini bilir gibiyim..
#05.11.2010 11:44 0 0 0
  • Nice din âlimi vardır ki, Allah'ın dinini hakikî mânada öğrendiği hâlde ondan sapmış ve onu gerektiği gibi değil de, olduğundan başka türlü açıklamıştır. Elde ettikleri bu ilimle bilinçli tahrifler yapmışlar, içinde bulundukları durum veya birtakım menfaatler sebebiyle keyfî fetvalar vermişlerdir. Onlar ilimden kanatlarıyla yüce âlemlere uçabilecekken bu nimetten sıyrılmışlar, alçaldıkça alçalmış ve insanlık konumundan hayvanların düzeyine düşmüşlerdir.

    Bilirsiniz, Musa Aleyhisselâm zamanında yaşamış Bel'am b. Bâura adında biri vardı. Bu kimse önceleri ilim, irfan sahibi olup, Allahu Teâlâ'nın kendisine öğrettiği ism'i âzam ile dua ettiğinde duasına mutlaka icabet edilen bir zat idi.

    Fakat daha sonra Allahın kendisine ihsan ettiği bu nimeti isyanda kullanmış, Hz. Musa'ya ve ona tâbi olanlara beddua ederek sapıtmış, böylece Allah'ın rahmetinden uzak olmuştu. Bu olaya Kur'an'ı Kerîm işaret buyurmuştur. Bel'am b. Bâura'yı konu eden âyet'i kerîmeler şöyledir:

    "Onlara, o kimsenin haberini de anlat ki, kendisine âyetlerimizi vermiştik de o bunlardan sıyrılıp çıkmıştı. Derken şeytan da onu arkasına taktı da azgınlardan oldu.

    Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevasına uydu. Artık onun meseli öyle bir köpeğin hâline benzer ki, üstüne varsan dilini çıkarıp solur veya kendi hâline bıraksan yine dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalan sayan kimselerin hâli böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki düşünür ibret alırlar." (4)

    A'raf sûresindeki bu âyetler sebebiyle çeşitli tefsir ve tarih kitaplarına girmiş olan Bel'am b. Bâura ile ilgili olarak kaynaklarda özetle şunlar anlatılmaktadır:

    Rivayete göre; Mûsa Aleyhisselâm cebbar bir toplulukla savaşmak için hazırlanmış ve Kenânilerin Şam'daki topraklarına girmişti. Bu sırada Bel'am, el'Belkâ köylerinden Balâ'da bulunuyordu. Kenâniler'den bazıları onun yanına gelerek:

    "Ey Bel'am, Mûsa b. İmrân, ordusunun başında olduğu hâlde bizi yurdumuzdan sürmek ve öldürmek üzere geldi. Bizim ülkemize İsrail oğulları'nı yerleştirecek. Oysa bizlerin yerleşecek bir yeri yok. Sen duası kabul edilen bir kimsesin. Onları defetmesi için Allah'a dua et." dediler. Bel'am evvelce Musa Aleyhisselâm'ın peygamberliğine inanan bir kimse olduğu için onlara:

    "Yazıklar olsun size! O Allah'ın elçisidir; melekler ve mü'minler de onunla beraberdir. Allah be nim bildiklerimi bilip dururken, onlar aleyhine ben nasıl beddua ederim?!" diye red cevabı verdi. Ama kavmi dua etmesi hususunda ısrar etti. Hanımına gidip pek çok hediyeler vaad ettiler, kendisine bazı tekliflerde bulundular. Ve neticede Bel'am'ı kandırıp ikna ettiler.

    Ulemâu's-sû ve bel'am b. bâura

    Nihayet Bel'am da merkebine binerek İsrâil oğulları'nın çıkmakta olduğu Husban dağına doğru ilerledi. Biraz gittikten sonra merkebi yere çöktü, ilerlemedi. Bunun üzerine Bel'am inerek onu dövdü ve merkebini yürütüp tekrar bindi. Biraz ilerledikten sonra hayvan yine çöktü. Bel'am yine inerek, onu tekrar dövdü. Hayvan kalkınca Bel'am tekrar bindi.

    Biraz yol alınca mübarek hayvan yine çöktü. O yine inip merkebi yerinden kalkıncaya merkebi dile geldi ve:

    "Ey Bel'am! Nereye gidiyorsun? Meleklerin önümde durarak beni yolumdan çevirdiklerini görmüyor musun?! Allah'ın elçisi ile mü'minlere beddua etmek üzere mi gidiyorsun?" dedi.

    Fakat Bel'am'ın artık basireti kapanmıştı. Meseleyi bir gurur ve inat hâline dönüştürmüştü. Merkebin dile gelmesine aldırış etmeden onu döverek yürütmeye zorladı. Allahu Teâlâ da merkebin yolunu serbest bıraktı, o da yürüdü. Nihayet merkebi onu Husban dağına çıkardı. Bel'am b. Bâura orada Hz. Mûsâ ve onun askerlerinin aleyhine beddua etmeye başladı.

    Fakat Allah onun dilini kendi kavmi aleyhine çevirdi. Onlara hangi kötülükle beddua etmişse, dili kendi kavmine çevrildi. Kavmi içinde ne hayır dua etmişse, onu da Hz. Musa ve onun askerleri lehine çevirdi. Yanında bulunan kavmi, onun kendi aleyhlerine beddua etmekte olduğunu görünce:

    "Ey Bel'am! Ne yapıyorsun? Sen onlara hayır dua, bize ise beddua ediyorsun!" dediler. O:

    "Ben bunu kendi ihtiyarımla yapmıyorum. Allah dilime hâkim oldu." dedi. Bunun üzerine dili ağzından çıkarak göğsüne kadar sarktı. Bel'am bunun üzerine kavmine dönüp:

    "İşte şimdi dünyam ve âhiretim gitti, geriye ancak hile ve yalan kaldı." dedi.
    Tabiî kıssa devam ediyor, lâkin ibret için bize bu kadarı kâfi'

    Burada, Allah'ın âyetlerini apaçık olarak gördüğü hâlde bu âyetlerin gösterdiği yolda yürümeyenlerin durumu gözler önüne serilmektedir. Bel'am, burada dünyevî çıkar ve hesaplar için Allah'ın dinini tahrif eden bir din adamını sembolize etmektedir.

    Müfessirler tarafından âyetlerin nüzûl sebebi olarak burada her ne kadar Bel'am da, bu âyetlerin hükmü sadece ona değil; Bel'am gibi olan herkese şâmildir. Kibir ve dünyevî arzular sebebiyle sapıklığa düşen Bel'am, hak ve hakikati gördükten sonra Allah'ın bu nimetinden sıyrılıp, şeytanın peşinden giden, neticede şekil değiştirerek hayvanların mertebesine inen kimselere çok güzel bir misâldir.

    İşte her kim ilim ve hidayet sahasından ayrılır, nefsanî arzularına yönelir ve şehvetlerine tâbi olursa, ne acıdır ki onun hâli soluyan köpeğin hâline benzetilmiştir. Bu solumalar ise, birtakım emellerin ve dünya hayatının geçici güzellikleri peşinde koşarken zâhir olan, salyalı solumalardır.

    "'İşte âyetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu hikâyeyi onlara anlat, ola ki, üzerinde düşünürler."


    Rabbim bu âyetleri göz önünde tutup, bizleri bu kıssadan ibret alanlardan eylesin. Dini tahrif eden kötü din âlimlerinin şerrinden cümlemizi muhafaza buyurup, ehlisünnet âlimlerinin yolundan bizleri ayırmasın. Amin!

    Dipnotlar:
    1' Fâtır, 28
    2' Deylemî, "el'Firdevs", 8840
    3' Bakara, 159
    4' A'raf, 175'176

    Mustafa Özşimşekler
#05.11.2010 09:20 0 0 0
  • DİN HIRSIZI ALİMLER

    Gerçek şu ki, bu zamanda şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve gevşeklik, İslâm dininin yayılması ve kuvvetlenmesi hususunda görülen her kusur, ancak kötü âlimlerin bereketsizliğinden ve niyetlerinin,bozukluğundandır.

    İmam Rabbânî Hazretleri'nin Mektûbât'ını elime alıp şöyle bir karıştırdım. Yetmiş bin evliyanın reisi, ikinci bin yılın müceddidi kabul edilen, o büyük Allah dostunun yazmış olduğu mektuplardan bazılarına göz gezdirdim. Şüphesiz her birinde alınması gereken pek çok dersler var.

    Lâkin bir tanesi çok dikkatimi çekti: 1. cilt, 33. Mektup' İmam Rabbânî Hazretleri bu mektubunda; dünya muhabbetinin esiri ve şöhret tutkunu olan âlimleri kınamış, Allah katında çok değerli olan bu ilimlerini dünyevî ihtirasları ve menfaatleri uğruna aracı kıldıklarından dolayı zemmederek, onları "ulemâu's'sû'" (kötü âlimler) diye nitelendirmiştir.

    İlim rütbesi, gerçekten çok büyük bir rütbedir. Âlimlerin Allah katında ne kadar kıymetli olduğunda şüphe yoktur. Nitekim Kur'an'ı Kerîm'de "Kullar içinde Allah'tan hakkıyla ancak âlimler korkar." (1) buyrulmuştur. Bir hadis'i şerifte ise:

    "Kıyamet günü âlimlerin mürekkebiyle şehidlerin kanları tartılacak ve âlimlerin mürekkebi şehidlerin kanlarından ağır gelecektir." (2) buyrularak yine ilmin kıymetine işaret edilmiştir. Böylesine yüksek makamlar sahibi olan hatta uykuları dahi ibadet olarak kabul gören âlimler, şayet ilimlerini dinin yücelmesi için değil de isimlerinin ön plana çıkması veya birtakım dünyevî menfaatler için kullanır, dini tahrif etme yoluna giderlerse, o takdirde bu yüce makamlardan alçakların alçağı bir dereceye yuvarlanır, "kötü âlim"lerden olurlar.

    Yine o mektupta İmam Rabbânî Hazretleri bizlere ibrete şâyân bir olay naklediyor. Şöyle ki:

    "Büyüklerden biri şeytanı bomboş vaziyette otururken görmüş. O mel'una, böylesine boş oturmasının hikmetini sormuş. Şeytan şöyle cevap vermiş:
    "Bu zamanın kötü âlimleri işimde bana çok büyük destek sağladılar. Benim yerime insanları saptırma işini onlar üstlendiler. Böylece ben de işime karşı kayıtsız vaziyette oturuyorum."

    Şeytanın bu cevabını okuyunca düşündüm de, asırlar önce bu sözü söyleyen şeytan, herhalde şimdilerde insanları saptırma işinden tamamen el etek çekmiş, belki de emekliye ayrılmıştır. Zira âhir zamanda kötü âlimlerin çoğalacağı rivayetlerde geçmektedir.

    Şimdilerde bakıyoruz ki, ekranlar ulemâdan geçilmiyor. Yeni fikirler, yeni içtihadlar gırla gidiyor. Aykırı görüşleri savunanlar, bugüne kadar sapasağlam gelmiş olan İslâmî hükümlerin hilafına görüş serdedenler âdeta birbiriyle yarışıyorlar. Netice itibariyle, milletin kafası allak bullak, hangisine inanacağını şaşırıyor. Efendim şimdi bu milletin kafasını, şeytan bu kadar karıştırabilir mi? Allah bilir ya, şeytanın bile kafası karışıyordur.

    İmam Rabbânî Hazretleri yine o mektubunda şuna dikkat çekiyor:

    "Gerçek şu ki, bu zamanda şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve gevşeklik, İslâm dininin yayılması ve kuvvetlenmesi hususunda görülen her kusur, ancak kötü âlimlerin bereketsizliğinden ve niyetlerinin bozukluğundandır." Ne kadar ilginç bir tespit değil mi? Şimdi bu tespite göre; bu millet dinini hakikî mânada bilmiyorsa, İslâm'ı elinden geldiğince yaşamak yerine bilinçsizce tartışıyorsa, Din'i Mübin'i İslâm'a asırlarca sancaktarlık yapmış bir neslin evlatlarından binlercesi, maalesef Hıristiyan olabiliyorsa, acep suç kimindir?!

    Hıristiyan olmak deyince, bir kardeşimiz şöyle söylemişti:

    "Misyonerlerin kendi dinlerini anlatmasında ne sakınca var? Biz de kendi dinimiz anlatalım." Güzel kardeşim! Hıristiyanların kendi dinlerini tebliğ etmeleri konusunda bizim onlardan çekindiğimiz falan yok. Lâkin şayet onlar Hıristiyanlığı anlatır, istedikleri gibi bunun propagandasını yaparlar da, sen Yüce İslâm'ı hakkıyla anlatmaz, millete lâyıkıyla dinini öğretmezsen, o zaman bu Müslüman toplumu misyonerlerin kucağına atmış olursun İ

    şte sakınca burada güzel kardeşim. Nitekim misyonerlerin Türkiye'mizdeki faaliyetleri malûm. Ayrıca "Dinler arası diyalog ve hoşgörü" toplantıları da buna fazlasıyla zemin hazırladı ve onlara bu konuda iyice cesaret verdi. Yani anlayacağınız onlar tam gaz gidiyor.

    Din âlimleri ne yapıyorlar?

    Peki, ya bizler?! Özellikle de İslâm'ı anlatması gereken din âlimleri ne yapıyorlar?!

    Müstesnalar olmakla birlikte gördüğümüz kadarıyla bir kısmı bunu dert bile edinmiyor. Bir kısmı da "Geleneksel İslâm'ı(!)" (ne demekse) yıkmakla meşguller. Adamların dertleri, gayretleri bu'

    Misyonerlerin faaliyetleri ortadayken, konuşulması ve anlatılması gereken pek çok hakikat varken, şu Müslüman halkı aydınlatmak yerine onların kafalarını karıştırma gayretinde olanlar, İslâmî hakikatleri gizleyenler, Allah'ın lânetine uğramaktan korkmuyorlar mı? Nitekim Rabbimiz "İndirdiğimiz açık hükümleri ve doğru yolu biz insanlara Kitap'ta beyan ettikten sonra gizleyenler var ya, işte onlara Allah lânet eder, bütün lânet ediciler de lânette bulunurlar."(3) buyurmuştur.
#05.11.2010 09:19 0 0 0
  • Erkek Fatmalar bu mesajı okuyorlar mı acaba?...

    Okumuş olsalar inanın ki kabadayılık yaparlar...

    Aranızda harbi,bitirim erkek Fatma var mıdır?...Onlar bazen sevecen oluyorlar bazen de eli sopalı...Ben erkek Fatmalar çok gördüm..
#05.11.2010 00:51 0 0 0
#05.11.2010 00:20 0 0 0
#04.11.2010 08:11 0 0 0
  • Ay Kız
    Siyâsi görüşü açık, ileriyi gören biri olması.
    Adîl ve dürüst olması.
    Toplumun derdini kendi derdine tercih etmesi
    Yaşantısı ve gündemiyle halkın içinden olması

    bölee birini bulurmuyum bilmemm amaa nesseee


    Ne o?.evleneceen mi yoksa bu vasıflı olanı bulduğun zaman?..
#04.11.2010 07:25 0 0 0
  • Rüyamda tavuklar, inekler, köpekler, ve de bir at peşime düştü..Onlardan ne kadar kaçmak istesem de kurtulamıyordum.Sonra; yüksek,ağaçlık bir tepeye çıktım.Yanıma sadece bir at gelebildi ve ona biraz ot verdim sakinleşti...Onu da biraz tokatladım ve uyandım...

    Bunu yorumlayacak olan kimdir?.

    Çok teşekkür ederim..
#04.11.2010 07:20 0 0 0
  • Bana göre hiç de huzur vermez bu manzaraları yerler.Sadece temiz hava verip kafamıız dinlendirir.Bunlar ikinci plandadır..

    Kediyle köğeği bir saraya bıraksalar geçinebilir mi?.

    Huzur; güzel ahlak ve hoşgörü muhabbettedir..
#04.11.2010 07:13 0 0 0
  • Muhterem kardeşlerim..Ben size yardımcı olmaya çalıştım.Bundan böyle Nehir kardeşimiz konuya devam edecektir.Sorusu olan ona sorsun.Soruların cevabını bulamıyorsa ben yardımcı olabilirim..Şimdilik Allah'a emanet olunuz..
#03.11.2010 09:33 0 0 0
  • lütfütoros
    ırk ayrımı sizce doqru bir kavrammıdır yani örneqin romanlar müslümanlıkta herkesten aşarı seviyedemidir? lütfen cevap verirmisiniz

    Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler ırkçılığı ırk üstünlüğünü kesin olarak reddetmektedir. Birkaç misal verelim! Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:



    (Ey insanlar sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. indinde en üstününüz takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat 13]




    Takva, Allahu Teâlâ'ya inanıp Onun emir ve yasaklarına riayet etmektir. Kısaca haramlardan sakınmak demektir.



    Bir önceki âyet-i kerimede Ey iman edenler buyurulurken bu âyet-i kerimede Ey insanlar şeklinde hitap edilmektedir. Hitap yalnız inananlara değil bütün insanlaradır. Bütün insanlar aynı ana-babadan yani Hz. Âdem ile Hz. Havva'dan meydana geldiler. Bu bakımdan bir ırkın diğerine üstünlük taslamaya hakkı yoktur.





    Âyet-i kerimede tanışmakta kolaylık olması için milletlere ve milletler içinde kabilelere ayrıldığımız ve indinde üstünlüğün Müslümanlığa bağlılıkla ölçüleceği bildirilmektedir. Araplar veya Yahudiler üstündür denmiyor. Birkaç âyet önce de Müminler ancak kardeştir buyuruluyor. [Hucurat 10]


    Müminler kardeştir

    Arapların veya başka bir ırkın değil ,yalnız müminlerin kardeş olduğu açıkça bildirilmektedir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:



    (Rabbiniz bir olduğu gibi babalarınız dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi kırmızının karaya karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]
#03.11.2010 09:26 0 0 0
  • hellix
    bir kadının kaşlarını aldırması harammıdır?

    Peygamberimiz (s.a.v.)'in lânetine kaş aldıran ve alanlar da dâhildir. (Ebû-Dâvûd)

    Kaş aldırmak kaşın kıllarını yolarak iyice inceltmek ve kaşı yukarıya almak suretiyle yapılmaktadır. Bu hilkati değiştirme mahiyetindedir. Ancak kadının yüzünde biten kılları aldırması ve kocasının izniyle (İmam Nebevi de caiz görenler arasındadır. İbn Hacer Fethu'l-Bari Kahire 1959 C. XII s. 500.) Bir hanımın kendini beyine karşı cazip duruma getirmesi müstehabdır. Beyini yabancıların cazibesinden korumuş olma hikmeti de vardır.

    Fıkıh âlimleri, yüzünde sakal ve bıyık biten kadının onları gidermesinin caiz olacağını; ancak kaşları inceltmenin tabi şeklinden çıkarmanın caiz olmadığını belirtirler. Çünkü kaş ve kirpik birer aza mesabesindedir. Aslında olmayıp sonradan biten yüzdeki kıllar ise bu sınıfa girmediğinden kadının bunları gidermesin de bir mahzur görülmemektedir. Fıkıh kitaplarına baktığımızda şu hükmü görmekteyiz:

    Kadını çirkinleştiren yüzdeki tüyler alınır. Erkeklerde görülen sakal bıyık gibi şeylerin kadınlarda görülmesi halinde; alınması caizdir.

    İbn-i Abidin sakal ve bıyığın kadında fıtrat olmadığını bu sebeple (eğer çıkarsa) kesilmesinin (müstehab) olacağını beyan etmiştir!

    Yüzden tüyü izale etmek haramdır. Ancak kadının sakal ve bıyıkları çıkarsa kesmesi haram olmaz. Bilakis müstehaptır.
#03.11.2010 09:19 0 0 0
  • saralatuva
    SİNİRLİ HALİMDE ORUCUMU BOZDUM NE YAPMAM GEREKİYOR.?.. teşekürler.

    61 gün kefaret orucu tutacaksınız.Sinirlenmek mazeret değildir.
    Bu, Ramazan orucu için geçerlidir..
#03.11.2010 09:14 0 0 0
  • Son Umut

    ... Benim Sevdgiim biri var ve onunla bir gelecegim olsun diye herzamn dua ediyorum oda cok dua ediyor, her namazdan sonra aklimiza geldigi her an ediyoruz. Dualarimiz kabul olup olmadigi nasil anlaya biliriz?

    Ben onunla bir iLiskiye baslamadan önce hayirlisi olsun diye dua ediyorudum, bir zaatin mezarina gitiigimde dua ettiim oLmasi gerekiyosa allahim sen onun klabinden geceni en hyrli sekilde nasip et diye eger olmasi gerekiyosa en yakin zamanda bir iliski baslasin diye diledim ve kabul oldu.... onunla baslamamda bir hayir oldugunu düsünüyorum !! sizcede inanmam dogrumudur?
    hayirli zaatlarin mezarlarinda edilen dualar kabul oluyormus, benim etitigimde kabul olurmu??

    Rüyalara cok inandigimdan etkileniyorum gördüklerimden, gecenlerde rüyamda ihlas,felak nas surelerini okuyordum bir arkadasimla birlikde aciklamasina bakarsan arzu ve isteklerinin gerceklesmesine gibi vs.vs. rüyalara inanmak dogrumudur?
    Dinimizde Flörtün dogru olmadigini biliyorum, ama benim sevdigim uzakta sadece internete yada telefonda görüse biliyoruz, bii yakinlasma yok ve bizim niyetimiz baya ciddi,.... benim allaha daha yakin olmam icin elinden geleni yapiyor,.... sonumuzun olmasini cok istiyorum !! napmam gerekiyor...??
    Icten edilen dualar bir sekilde kabul oldugu dogrumu?
    :((

    Mübarek zatların kabrini ziyaret edip sadece "burada yatan filan kimsenin yüzüsuyu hürmetine duamı kabul eyle ya Rabb.! diye dua edilse İnşaallah kabul olunur.Ancak namazı terketmemek ve helal rızık kazanmak gerekir.Bir de güzel ahlak sahibi olmamız lazım.
#03.11.2010 09:11 0 0 0
  • mustafa şaha
    babam anneme çok sinirli bir anında sen benden 3 kere boşsun dedi.çok ama çok sinirliydi.acaba tekrar nikah kıyılabilir mi

    Eyvah ki eyvah!.Ne yaptı baban şimdi?

    Şimdi bu 3 kere boşsun dediğine göre "üç talakta boşsun" mu dedi.Onu iyi anlayalım..Yoksa 3 kere boşsun dediyse geriye 2 talak hakkı kalıyor.Yani, annenizle yeniden nikah yapabilir.Bu konu çok ciddidir..

    Eğer, "3 talak ta boşsun!" dediyse artık geriye dönüşü olmayan bir yola girmiş oluyor.

    Babanıza söyleyin; ağzından "3 talakta boşsun diye söyledi mi?..

    Aşağıda ki linki tıklayın lütfen...

    BAîN TALAK;BU TALAK ÇOK TEHLİKELİ!. OKUYALIM..
#03.11.2010 09:04 0 0 0
  • Cocacola nasıl olsa yahudinindir.İşbu, bu şekilde milletimizi enayi yerine aldıkları için bizim sırtımızdan geçiniyorlar.Bunların malalrını hiç almasak daha iyi değil mi arkadaşlar?...

    Bu konuyu güncelleştirelim..
#03.11.2010 08:43 0 0 0