Tutunmak İstediğinde Sıkıca Tutar Elinden...
Hayatın Bütün Virajlarından Canın Acımadan Döndürür Seni...O Çok Sızlayan Yaraların Bile Çabuk İyileşir O Zaman.
Taşlı Sulardan Ayakların Kanamadan Geçip Gidersin...Düştüğün Kuyulara Bile Ya Bilerek Düşersin...Ya Da Kenarından Geçip Gidersin.
Hayat ve İçindeki Her Şey Bir Yolculukta Camdan Seyrettiğin Görüntülere Döner...Resmin Dışından Bakarsın Hayata.
Uzaktakinin Gerçek Yakınlığı Teselli Eder Seni...Seni Asıl Bilenin ve En Çok Sevenin Tesellisidir Bu Aslında
O Seni Bilir...Ne İle Mutlu Olacağını...Neyi Seveceğini Neye İhtiyacın Oldugunu BilirYaralarına Hangi Merhemin İyi Geleceğini De Yine En İyi O Bilir.
Yaraları Açan Da...Kanayan Yaralarına Merhemi Süren De O Dur.
Eğer Duyabilirsen İçindeki O'na Ait SesiSesini Duyurmuş Bir Garibin Yorgun Ama Mutlu Bakışıyla Gözlerini Kaldırıp Gökyüzüne O'na Bakarsın...Bilirsin Sen Her Konuşmak İstediğinde Sadece ve Sadece O HazırdırEn Yakın Ama...En Uzak Da Olabildiğin O Dur Aslında..
Sen Seçersin O'na Uzak Ya Da Yakın Olmayı...Hayatındaki Bütün Mesafelerde O'nun İzi Vardı
O'na Yakın Olduğunda Her Şeye De Yakınsındır Aslında...Sorduğu Her soruda Kendini Göstermek İster Sana.
Hayatın Eli En Tatlı Dokunuşlarıyla Okşarken Seni Sen Şifreyi Çözmeye Çalışırsın.
Bu Sırada Hayatındaki Yakınlar ve Uzaklar Yer Değiştirir...Yakın Bildiklerin Uzak...Uzak Bildiklerin De Yakın Olur.
Çözemediğinde Tekrar Tekrar Sorar Sorularını...Hiç Bıkmadan...Şifreleri Hayatın İçinde Gizler...Çözdükçe Güçlenirsin...Her Bir Soru Arasında Sana Teselli Zamanları BırakırYorulduğunu Ondan İyi Bilen Var mıdır?...Soruyu Çözemediğinde İse Soruyu Sevmeye Çalışırsın...Hatta Bir Adım Öteye Giderek Soruyu Soranı Da Seversin.
Gerçek Uzaklık Nedir Aslında Ya Da Gerçek Yakınlık...Bildiklerin Midir Yakın Olan...Uzaklar Hep Bilmediklerin midir.
Dalından ayrı düşen her yaprağın hüznünü yaşıyorum şimdi ey hayat! ....
Yorgunum, çok yorgun ey hayat, vefasız dünyanın ihaneti beni bitirdi.
Yalnızlığın en derin uçurumuna yaslanmış kalmışım yangın yüreğimle ey hayat.
YokumsaY beni ey hayat, doğmamış gibi.Sayki hiç yaşamadım, tatmadım, acıyı, ihaneti.
Karayip Denizi’ne uzanan sahilleriyle Meksika’nın en canlı kentlerinden olan Cancun, dünyanın en büyük sualtı heykel müzelerinden birine, MUSA‘ya ev sahipliği yapıyor. Denizin hemen açıklarına, 4 ila 8 metre arasında değişen derinliklerine yerleştirilen yaklaşık 450 gerçek boyutlu insan figürü, aynı zamanda müzenin kurucusu olan İngiliz fotoğraf sanatçısı ve heykeltraş Jason deCaires Taylor‘ın elinden çıkma.
Galeride sadece bir bakış açısı olabiliyor, ama sualtında heykellerin üzerinde süzülüp, aralarında dolaşabilirsiniz.
Toplam ağırlığı 200 tonu geçen koleksiyon 420 m2’lik çorak bir deniz yatağına yayılıyor. Özel malzemesi sayesinde doğal hayata uyum sağlayarak, yapay resif görevi de görüyor.
Bir aile kutu içecekleri ile birlikte pikniğe giderler. Aile üyelerinden ikisi Pazartesi günü hastaneye kaldırılır ve yoğun bakım ünitesine alınır. Ve Çarşamba günü aile üyelerinden biri ölür.
Otopsi sonuçlarına göre ölüm sebebi leptospiroz'dır. Sebep olan virüs tenekenin üzerinde yaşamaktadır ve içecek bardak kullanılmadan içilmiştir. Test sonuçları virüsün tenekenin üzerine kurumuş fare idrarından bulaştığını ortaya koymuştur. Bildiğiniz gibi bu kutular depolarda saklanıyor ve hiç bir temizlik yapılmadan perakende olarak satışa sunuluyor.
Yapılan bir çalışma içecek kutularının üzerinin umumi tuvaletlerden daha kirli olduğunu ortaya koymuştur. (daha fazla mikrop ve bakteri yaşıyor)
Bu nedenle kutu içecekleri tüketmeden önce mutlaka yıkayın.
Evlenmek niyetiyle görüşmeye gelmişlerdi. Delikanlı, genç kızı, şöyle bir süzdü ve sessizce düşündü: "Güzel kız fena değil. Ama biraz kendini beğenmiş. Acaba bu hali devam eder mi? Ya ederse? O zaman bununla yaşanmaz. Ben dayanamam ukala bir kadına, kadın dediğin biraz uysal olmalı... Neyse canım, hele bir evlenmeyi kabul etsin. Ben onu değiştirmeyi bilirim."
Genç kız da simasının ortasına sinsi bir tebessüm kondurdu. "Fena çocuk değil. İşi de yerinde. Rahat bir hayat yaşarım. Lâkin biraz 'dediğim dedik' gibi. Acaba buna, sözümü dinletebilir miyim? Aman canım, düşündüğüm şeye bak. Evlenelim de ben onu mum gibi yapmasını bilirim."
Ve "değişim savaşı"nın imzaları alkışlar arasında atılır. Ayaklar birbirini ezmek için yarışır. "Bal/ayının" tatlı meltemi yerini yavaş yavaş kuzey rüzgârlarına bırakır.
Genç adam, sabah işe gitmeden eşini uyandırmaya çalışır: "Ben hazırlanırken sen de kahvaltı hazırlayabilir misin?" Genç kadın uyumaya devam eder. "Hayatım, geç kalıyorum haydi uyan." Genç kadın sağından soluna dönerek, "Sabahın bu saatinde de kalkılmaz ki? İşyerinde bir tostla çay alırsın." der. "Allah! Allah! Ben akşama kadar çalışacağım, sen bir kahvaltı hazırlamaya zorlanıyorsun." "Ama çok uykum var." "Benim de uykum var ama kalkıp işe gitmek zorundayım." Kadın istifini bozmaz, kapıyı çarpıp çıkarken "Can çıkmayınca huy değişmezmiş." diye söylenerek işe gider genç adam.
Başka bir gün. "Hayatım, bugün yemek yapamadım. Dışarıya çıksak diyorum." "Yine mi? Ama çok yorgunum, şöyle evimde dinlenmek istiyorum. Dışarıya hafta sonu gideriz." "Annem haklıymış. 'Bu adamı değiştiremezsin' demişti de inanmamıştım."
Kimse 'ben onu değiştiririm' demesin
Birbirini değiştirme hayaliyle kurulan bir aile tablosu bu. Her iki taraf da "Acaba eşimi nasıl mutlu ederim?" yerine "Nasıl değiştiririm?" sevdasında. Daha doğrusu "güç savaşında". Oysa eşler güçlerini" değişim savaşı"nda tüketmek yerine mutluluğu yakalamak yolunda sarf etmeli. Evlilik, "Ben seni adam ederim" yerine "ben seni mutlu ederim" düşüncesi üzerine kurulmalıdır.
O zaman evin pencerelerinde mutluluk meltemi eser. Saksılarında huzur çiçekleri açar. Odalarında şen kahkahalar çınlar. Eşler, birbirini mutlu etmek için yarışır. Planlar, "onu nasıl değiştiririm" yerine "onu nasıl mutlu ederim" üzerine yapılır. Mürebbiye gibi değil, psikolog gibi davranılır. "Değişim savaşı" vererek ne kendisini tüketir ne de eşini.
Aksi halde kadın "dırdırcı", erkek "baskıcı" mutluluksa "toz-duman" olur. Bu sebeple, evlenecek gençler, ruhen uyum sağlayabilecekleri kişileri seçmelidir. "Ben onu değiştiririm" diye düşünerek başlıyorlarsa, boşuna evlerini dayayıp döşemesinler. Silahlarını yağlasın, kelime mermilerini yığsın, savaş yerlerini belirleyip sığınaklarını hazırlasınlar. Gelin arabasının arkasına da "Evleniyoruz mutluyuz" yerine "Evleniyoruz savaşa gidiyoruz" diye yazmayı unutmasınlar.
bak! bugünüde sensiz gecirdim..
yokluğun yine aci verdi bana..
gör! hasretinde ne acilar cektim..
gozlerin merhem oldu su yarama..
gündüz hayalimde gece düşlerimde sevdim..
simdi yanimda yoksun ya..
senli anilari hep birbirine kenetledim..
nefesini icime cektim kana kana
’sen’ diye haykirdi bu yüreğim..
resmini nakis nakis isledim koynuma..
hayallerim darmadağin’ken tarumardir umutlarim
yoklugun ucsuz bir bicak misali saplandi canima..
yüreğimi yüreğine serdim ben sevdikce..
resmine bakip ağladim her gece yana yakila
askin ugultusunu güvercinin kanatlarina verdim..
yüreğimin sesi kaldi gönlümun en ücra yerinde..
özlemin dili olsaydi haykirirdi ciğlik ciğliğa..
’sen’ ’sen’ diye..
idam fermanini yazdim ben yokluğuna..
yakindir yokluğunu ipe asip hasreti infaz etmeme...
Ağladığımız zaman, çok güldüğümüzde,acı bir rüzgar gözlerimize doğru yüzümüze çarptığında gelir.
Esasına bakılacak olursa,göz yaşının gelmesi için belirli bir fırsat gerekmez. Daima akmaktadırlar.
Sadece onların varlığını fark etmeyiz.
Onların varlığını fark etmemiz,çeşitli sebeplerle,aşırı bir şekilde boşanmalarından olur.
Gözlerimizi gözyaşı akıntısından korumak için,temiz tutmalıyız. Her üst gözkapağının altında,
gözyaşı meydana getiren kesecikler mevcuttur.
Bu kesecikler, devamlı ve düzenli bir şekilde gözyaşı meydana getirirler. Gözümüzü her kırpışımızda, gözkapakları,
gözümüzün yüzeyindeki bir miktar gözyaşını emer. Bu iş, bir otomobil camsilicisinin çalışmasından farksızdır.
Hayatımız boyunca,bu iş ikiyüz elli milyon defa vuku bulur. Bahis konuşu sistem,gayet mükemmel bir şekilde ayarlanmıştır. ..
Ancak,yukarda sayılan ve belirtilen fırsatlarda,kontrolün gevşemesi,hatta geçici bir süre için ortadan kalkması,
gözyaşlarının büyük ölçüde boşanmasına sebebiyet verir..
İnsanı içten içe yiyip bitiren bir kurt gibidir...
Kene gibi bi yapıştımı insanın ruhuna bir türlü söküp atamazsın üzerinden...
Musallat olduğu kişiyi için için kemirip tüketen çok kötü bir duygudur şüphe...
Çoğumuz yaşarız yaşantımızın belirli dönemlerinde…
Sevdiğimiz insandan şüphelenmeye görelim,hayat bize zehir olur artık...
Ne gecelerimiz huzur içinde geçer artık, ne gündüzün ışığı içimize aydınlatır..
Hem araştırırız şüphelendiğimiz kişiyi, hem de öğrenmek istemeyiz aslında şüphelendiklerimizi…
Gittiğimiz yolun sonuna varmak istemeyiz aslında..Bizi bekleyen korkunç sondan korkarız…
Hem nefret ederiz karşımızdakinden, hem de ona geçerli sebepler çıkarmaya çalışır,
masum olmasını dileriz içten içe..
'Evet” ile 'hayır' arasına sıkışır kalır aklımız... Emin olup olmamak arasında gidip gelir yüreğimiz..
Bir tarafımız inanmak ister, diğer tarafımız kabul etmez..
Bizi yavaş yavaş zehirleyen bir yılın gibidir...Sinsi sinsi yerleşir içimize ve bütün dünyamızı eline geçirir..
İnsanı yiyip bitiren bir duygudur şüphe...
Aklın sınırlarını zorlayan senaryolar yazmaya başlar insan, sonra kendiside inanır..
. Artık her şeye sorgulayıcı gözlerle bakar ve hayat çekilmez bir hal alır..
Kendi aklımızın belki de yanlış yorumlarına yenik düşeriz.
İnsanı içine bir kere kurt düştü mü artık geri dönüşü yoktur... Kötü huylu bir ur gibi yavaş yavaş her yanımızı sarar...
Çilelerin en büyüğüdür şüphe...Yuvarlana yuvarlana gittikçe büyüyen içimizi yakıp kavuran bir ateş topu olur sonunda..
Bizi de, karşımızdaki kişiyi de yakar bitirir, küle çevirir herşeyi..
Nietzsche , "Şüphe değil, kesinliktir insanı deli eden..." der...
O kesinliğe giderken katettiğimiz yol hırpalar bizi, sonuca ulaştığımızda artık hiçbir şey kalmamış olur ve
bundan sonra keşke’ler başlar…
Hayatı iyi yaşayabilmek, onun hakkını verebilmek, mutlu olabilmek için iyi düşünmek gerekiyor. Hayatı bir şekilde çözmek gerekiyor. Ondan da önemlisi, insanın kendini çözmesi gerekiyor. İhtiyaçları iyi anlamak gerekiyor. İhtiyaçların nasıl karşılanacağını iyi bilmek gerekiyor. Nasıl bir hayat yaşamak gerektiğini iyi tartmak şart. Ve iyi bir ilişki için çok fazla düşünmek gerekiyor.
İyi bir hayat için şart bunlar. Ve ne yazik ki, tam da bu noktada her şeyi berbat ediyoruz.
Düşünmeyi iyi bilmiyoruz. Olayların analizini yapamıyoruz. Hayatın nereye doğru akıp gittiğinden haberimiz yok. Başımıza gelenler için hatayı hep başkalarında arıyoruz. Kendimizi eleştirmekten özellikle kaçınıyoruz. Başkalarının hatalarını yüzümüze vurmalarından nefret ediyoruz. Kendi içimizde olup bitenlerin anlamını ve kaynağını merak etmiyoruz. Hayatı iyi bilmediğimiz için, onun içinde değil de, kıyılarında geçinip gitmeye çalışıyoruz. Terk ediliyoruz, terk ediyoruz. Ancak bunun asıl nedenleri konusunda kendimizi kandırıyoruz. Hayatın bir serüven olduğunu unutuyoruz. Hayatın bir doktor reçetesi olduğunu zannediyoruz. Ve ezberimiz bozulduğunda sudan çıkmış balığa dönüyor, dehşete kapılıyoruz. Hayatta her şeyin göreceli olduğunu kafamıza yazmıyoruz. Olayları özel koşulları içinde değerlendiriyoruz. Hayata bir bakış edinmiyor, genel teorilerle yaşamaya çalışıyoruz.
Ve olan bize oluyor sonunda. Düşünce fakiriyken, Zengin ilişkiler yaşamak istiyoruz. Ve olmuyor..
Aşağıdaki problemleri yaşadığınzda zaman kaybetmeden,
mutlaka bir doktora başvurun ve muayene olun
• Hastalıklar erken teşhis edildiği takdirde tedavi şansı da artar
• Bu nedenle vucudunuzun verdiği sinyallere karşı duyarlı olun.
*1-Kan öksürmek ya da kusmak;
tüberküloz, akciğer kanseri, ya da iç kanamanın habercisi olabilir.
*2-Gece krampları veya cilt renginde mor1uk,
bacağınızda ağrı, kızarıklık ya da sıcaklık hissi ise;
kan pıhtılaşmasının belirtisidir.
*3-Daha önce hiç yaşamadıgınız ani ve şiddetli baş ağrısı;
felç ve damar toplanmasına yol açabilir.
*4-Aniden gelişen bilinç kaybı da;
dehidrasyon, felç, nöbet, düzensiz kalp atışı
ya da diğer kalp problemleri, kansızlık,
düşük kan şekerinin belirtisi olabilir.
*5-Ateşiniz varken vücudunuzdaki bir yara da;
özellikle kızarıyorsa sistemik bir enfeksiyona
yakalanmış olabilirsiniz..
*6- Boğuluyormuş hissiyle birlikte nefes darlığı,
ya da zor nefes almak;
genellikle astım krizi, anafilaktik şok, zatürrie
veya zayıflamış bir akciğerin belirtisidir. .
*7-Gözünüzün önündeki siyah noktalann sayısında
ya da büyüklüğünde artış veya ışık çakması ise;
retina yırtılması ya da aynlmasının bir işareti olabilir.
*8-Göğüste baskı, ağrının çeneye, sırtınızın üst bölümüne,
omuzlannıza yayılması durumunda ise;
kalp krizi geçiriyor olabilirsiniz.
*9-Vücudunuzun tek tarafında gücsüzlük, hissizlikle vücudunuzun
bir tarafını aniden hareket ettirememe gibi bir soruna;
ayni zamanda görme, konuşmada güçlükler ve baş dönmesi de
eşlik edebilir. Bu belirtiler varsa, felç ya da geçici iskemik kriz
(beynin bir bölgesinde kanama ya da kansızlığa bağlı felç)
geçiriyor olabilirsiniz.
*10-İştahsızlık, bulantı/kusma, kannda şişlik ve ağrı varsa;
nedeni apandisit ya da bağırsak tıkanıklığı olabilir..
Bekle beni. seni benden ayıran ne varsa hepsini yok etmeye yemin ettim.
sözümü tutarım bilirsin. şimdi senden uzağım diye kesme ümidini sakın.
bu aşk bizim yazgımız. ne kadar zor olursa olsun. hangi engel çıkarsa çıksın bu aşk yaşanacak mutlaka.
o gitti artık diyenlere inanma bedenim yanında olmasada yüreğim sende.
ruhum sende. kapa gözlerini ve düşün beni.
hisset yüreğimi. elbet bitecek bu ayrılık günleri. bekle beni…
senden uzakta olmak kolay mı sanıyorsun?
kolaymı dayanmak buna? hiç kimselere söyleyemediğim derdim içimi öyle
acıtıyor ki. özlem besliyorum habire.
biliyormusun seni özlemek bazen korkunç bir sancı oluyor.
bu sancıyla uyumak mümkün değil.
evin içinde volta atarak karşılıyorum
sabahı.
aklımda sen aklımda kavuşma anımız.
o büyük an.
bekle beni
yüreğimi elime alıp geleceğim kapına. beni gülerek karşılayacaksın.
hani dedim ya seni özlemek korkunç bir sancı diye, bir tek gülüşünü hatırladığım da zayıflıyor o sancı.
beni hayatta bir aşkın birde gülüşün tutuyor. sen güldükçe bu ayaz günlerin yerini
bahar bahçe alıyor. ah sevgilim kalbim sadece senin için atıyor.
bekle beni… gelmez diyenlere inat geleceğim mutlaka.
beni gören herkes şaşıracak sen hariç .
çünkü bekliyor olacaksın beni.
çünkü inandın bana çünkü benim gibi
senide hiç birşey vazgeçiremedi
bu aşktan.
sahi hatırlıyormusun ilk göz göze geldiğimiz anı? ikimizinde insanlara güvenimizin hiç olmadığı bir zamandı
yaralanmış yüreklerimizi iyileştirecek ilaç gibi sarıldık birbirimize.
bilseydik bu kadar zor olacağını yinede yaşarmıydık bu aşkı?
yine böyle delice bir tutkuyla bağlanırmıydık birbirimize?
bence evet söyleselerdi bize sizi tahmin bile edemeyeceğiniz kadar zor günler bekliyor deselerdi yinede dinlemezdik
aşk gelmişti kapımıza bir kez. reddetme şansımız yoktu
aşkın reddetilmeyeceğini bilecek kadar büyümüştük ikimizde bekle beni…
inan bana hiç kimseyi bu kadar çok istemedim ben
evet başka aşklarda yer buldu yüreğimde
ama hiç biri senin gibi değildi
gelip talan ettiler kalbimi sonrada
derin yaralar açıp gittiler.
ben inandım sana
bunca zaman sonra ilk kez kalbimde
yara açmayacak birini bulduğuma inandım
gitmedim ben
zorunlu bir ayrılık bizimkisi.
elbet bitecek ve bittiğinde
sevgilim
beklediğine değecek…
Yaşamla aramızda hiç bitmeyen bir etkileşim var.
Biz yaşamı değiştirmeye çalışırız.
Yaşamda bizi değiştirmeye çalışır.
Yaşamı istediğimiz gibi değiştiremezsek mutsuz; oluruz.
Yaşam bizi gerektiği gibi değiştiremezse ;uyumsuz; görünürüz.
Eğitim, çalışma, para kazanma, dostlar edinme, kitap okuma, film izleme, politik görüş kazanma gibi çabalarımızın hepsi de yaşamı değiştirme; uğraşıdır.
Çevreden etkilenme, yeni görüşler kazanma, bakış açımızın değişmesi, politik görüşlerimizin değişimi gibi tutumlar da yaşamın bizi değiştirdiği göstergeler.
Bizim eksenli davranışımız ve yaşamı değiştirme çabalarımız kimi kez ;tutuculuk, değişimi algılayamama, uyum sağlayamama; olarak görünür.
Biz de eksenli davranışımızın yaşamı değiştirmediğini düşünüp çabalarımızın boşuna olduğu duygusuyla umutsuzluğa düşeriz.
Ama, eksen değiştirip yeniliklere uyum sağlayanların içinde de ;kişiliksiz uydumcu; olduğuna ilişkin kuşku sürüp gider. Bu iç oyucu kuşkuyu da uyum sağlamanın kazançlarıyla avutmaya çalışırlar.
Oysa gerçek, çoğu kez ikisinin karşılıklı etkileşimi ile belirlenir.
Ne bütünüyle yaşamı biz değiştiririz.
Ne de yaşam bütünüyle bizi değiştirir.
Önemli olan ;yaşamı yönetebilmek; tir.
Yaşam yönetimi; yeni bir kavram.
Kazanılması gereken donanımın en önemlisi. En üst düzeydeki beceri.
Bilginin, bilincin, donanımın, becerinin, ustalığın büyük bir ;iş ve güç birliği;.
;Yaşam yönetimi;, kişinin gerçek gücünü bildiği, hedefini seçtiği, kendi yapabilecekleri ile yapması gerekenleri doğru yerde, doğru zamanda buluşturduğu büyük bir özyönetim ustalığı.
Kendisiyle çevre koşulları arasında doğru stratejiyi belirlediği planlama gücü.
Teslim almadan ve teslim olmadan buluşmayı başardığı değişim.
Kendisine seçtiği ekseni sorgulamayı başaran bir eleştirisel bakış açısı.
Doğru ekseni kaybetmeyen bir uzgörüşe sahip olma.
İnsanı, dünyayı, yaşamı, başarıyı, başarısızlığı doğru algılayan bir bilince sahip olma.
Ne olduğunu, ne olmadığını bilme.
Ne olacağını, ne olamayacağını doğru kestirme. Ustaca bir öngörü.
Olmak istediğine yönelen kararlı bir irade.
Bu kararlı iradeyi sürdürecek azim ve sebat.
Yaşamın iniş çıkışlarına göğüs gerecek bir dayanıklılık.
;Yaşam yönetimi;, bütün bunların olumlu bir bütünleşmesi.
Ağlamak yerine düşünmek.
Sızlanmak yerine silkinmek.
Yakınmak yerine yapıcılık.
Beklemek yerine harekete geçmek.
Yarının yerine bugünü koymak.
;Belki; nin yerine ;kesinlikle; yi getirmek.
Kim; diye soracağına ;ben; diyebilmek.
Yaşam yönetimi; ni başarmak.
Yaşamı biz mi değiştiririz?
Yaşam mı bizi değiştirir?
Yönetebilirsek, yaşamı biz değiştiririz.
Yönetemezsek, yaşam bizi önüne katar ve sürükler.
Belki de öğrenmemiz ve öğretmemiz gereken en önemli şey budur.
Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı takdirde kronik hale dönüşebilir. Baharla birlikte havadaki değişim insanları olumsuz etkileyebilir. Bunun için düzenli beslenme, kahvaltıyı ihmal etmeme, bol su içmek ve yürüyüş yapmak önemlidir.
-Baharın gelmesi, havaların ısınmaya başlaması birçok insanda yorgunluk hissi oluşturuyor. Sürekli uyuma isteği, dikkat eksikliği, işleri erteleme düşüncesi ve bitkinlik gibi belirtilerle kendini gösteren bahar yorgunluğu, önlem alınmadığı zaman kronik hale gelerek insanların hayatını olumsuz etkiliyor.
Bahar yorgunluğunun sabahları uyanmakta zorlanma, işe gitmeme ve işleri erteleme isteği, devamlı uyuma isteği, kendini yalnız, güçsüz, mutsuz, tedirgin, tembel hissetme, dikkati toparlayamama, sinirlilik gibi belirtileri bulunmaktadır. "Bu belirtilerin hepsini ya da birkaçını kendinizde hissediyorsanız bahar yorgunluğu yaşıyorsunuz demektir. Havadaki değişim sinirlilik, gerginlik, stres meydana getirmekte ve bahar yorgunluğunun gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Stres damar büzüşmesini artırarak bahar aylarında kalp-damar ve romatizmal hastalıklarda artışa da neden olabilmektedir.
Yorgunluğu nasıl yenebiliriz?
Lifli sebzeler, yeşil sebze ve meyve, domates, patates, kayısı tercih edilecek yiyeceklerdendir. En önemli öğün ise kahvaltıdır, kahvaltı mutlaka düzenli biçimde yapılmalıdır.
Günde en az 3 litre su tüketilmelidir.
Çalışma ortamının havası her zaman temiz olmalıdır.
Uyku ritmine özen gösterin. Sabahları erken kalkmak önemlidir.
Açık havada özellikle de sabah saatlerinde yapılan yürüyüşler yararlıdır. En az 15-20 dakika süreli sabah ve aç karnına yapılan jimnastik faydalıdır.
Bir çuval gibi olduğumuz zamanlar vardır hani…
Hani, taşıyamayız ağırlığımızı, minik bir kelebek konsa omzumuza, altında ezilecek durumda
hissettiğimiz…
Bırakmak isteriz hani kendimizi boş bir çuvalmışçasına…
Hani her şey de üst üste gelir sanki, haberleşmişcesine…
Offf… Sıkar da sıkar bir eller yüreğimizi…
Ne ağlamak kafidir o anlarda, ne yorganın altına saklanmak…
Yediğimiz yemeğin de tadı yoktur nedense…
Bir taraftan, hadi silkelen deriz kendimize, bir tarafımız acır dururuz halimize…
Her bir kolumuz, bacağımızda ipler var gibidir, hani…
Her bir ipi çekiştiren onlarca, yüzlerce… Hatta binlerce kişiler…
Offf… Gelmeyin üstüme…
Rahat bırakın beni!...
Diye söyleniriz, ya içten içe, ya da çığlık çığlığa haykırmak isteriz tüm dünyaya!...
Çok doluyuzdur, çok…
Böyle durumlarda, az bir parça bırakmak gerek kendini, yere…
İnsanız neticesinde…
Yapabileceğimiz şeyler vardır, gücümüzün yetemeyeceği şeyler…
Her şeyin mükemmelini de yapmak zorunda değiliz ki zaten!...
Zaten yaşam bir dersten ibaretken…
Bilmek gerekir ki, mümkün değil, her şey olamaz kontrolümüz altında…
Kontrol edemeyeceğiz şeyleri bir kenara ayırmak gerekir…
Ne kaybetmeye korktuğumuz mutluluklarımız, ne altından kalkamayacağımızı sandığımız
sorunlarımız…
Ohhh… Sanki biraz açıldım mı ne!...
Kendi hatalarımızı deşeriz, karşı tarafı suçlarız…
Canımızı acıttıkça acıtır… Kanattıkça kanatırız…
Her şeyden önce şunu bilmeliyiz:
Hatalarımız da olacaktır… Eksiklerimiz de…
Becerilerimizde… Beceriksizliklerimizde
Bugün kabul ettim en sonunda…
Canım ne çok sıkkındı bir bilseniz… Günlerce…
Şu an çuvalımı boşalttım, içine taze umutlar doldurdum…
Herkesin var oluşunun bir anlamı var…