YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

#03.08.2016 08:36 0 0 0
  • noimage

    Kayıp Ülkeleri Bulunuz.

    "Yine paltosuz gelmiş, bir de peruk takmış.
    Gelirken yanında bilgisayarını da getirmiş. Pis ve çapaçul bir durumda.
    Safran sarısı bir yüzü var. Kafasının içinde kim bilir ne tilkiler dolaşıyor.
    Vaktinde üç roman yazan adam bu mu? Zaman dünkü başarılı adamdan
    geriye kişiliksiz bir virane bırakmış. Şimdi bir sanal manyak, tam bir manyak.
    Saçma sapan amaçlar peşinde koşuyor. Ben insanları severim ama insanlar
    ayağını yorgana göre uzatmalı. Davul bile dengi dengine çalar. Kim bilir kaç
    adam böyle sudan sebeplerle ziyan oldu."

    Paragraftaki 21 gizli ülkeyi bulunuz
    Hadi bakalım kolay gelsin... :)

#03.08.2016 08:31 0 0 0
  • Bakin ne yapmislar? Siz yaziyorsunuz, cizgi filmdeki kiz AYLiN, tekrarliyor.
    Önce TÜrkce dahil dilediginiz dili secin.Sonra, yazarak Aylin'i konusturun.
    Müthis bir iş.
    TUrkce bazi karakterleri telaffuz edemiyor ama yine de harika bir bulus.
    Ayrica mouse'unuzun hareketi ile basi ve gözleri hareket ediyor.
    Asagidaki linki tiklayin.
    İyi Eğlenceler.


    http://www.oddcast.com/home/demos/tts/tts_example.php?sitepal
#03.08.2016 07:22 0 0 0
  • noimage

    Her günüm kederle geçer benim
    Mutlu olmaktı oysa bir tek dileğim
    Rabbim den el açıp istediğim
    Sendin yâr canın sağ olsun..!
    noimage
    O gül yüzünü unuttum sanma
    İstemedim sende ben gibi yanma
    Giderken bedua ederdim amma
    Kıyamadım yâr canın sağ olsun..!
    noimage
    Gidişin oldu hep boynumu büken
    Sendin oysa beni ayakta tutan
    Ateşi sönmüş de dumanı tüten
    Ben oldum yâr canın sağ olsun..!
    Kalmadı mecalim artık hastayım
    Sen gittin ya ben derin yastayım
    Tükendi ömrüm kar boran kıştayım
    Ölüyorum yâr canın sağ olsun..!

    noimage
#03.08.2016 07:05 0 0 0
  • Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.

    Daha büyük evlerde, ama daha küçük ailelerle yaşıyoruz.

    Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı.

    Diplomamız bol ama sağduyumuz az.

    Uzmanlar arttı ama sorunlar çoğaldı.

    İlaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı.

    Çok para harcıyoruz Ama az gülüyoruz.

    Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.

    Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz.

    Çok konuşuyor ama az gönül veriyor ve bol yalan söylüyoruz.

    Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik.

    Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza uğramak için karşı sokağa gidemiyoruz.

    Uzaya ulaştık ama kendi iç derinliklerimizden habersiziz.

    Havayı temizledik ama ruhları kirlettik.

    Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık.

    Çok yazıyor ama az gelişiyoruz.

    Daha çok plan yapıyor ama daha az sonuç alıyoruz.

    Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla.
    Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı.

    Tanıdıklar çoğaldı ama dostlar eksildi.

    Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı.

    Daha mutlu olmak için somurtarak çalışıyoruz.

    Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik.

    Ve nihayet: Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık...

#03.08.2016 06:50 0 0 0
  • emel'in babası vefat eder... Cenazeye gelen bir aile dostu Temel'e sorar: Nasıl oldu?
    Cevap: 30.kattan aşağıya düştü...
    Adam: Vah vah desene çok feci ölmüş...
    Temel: Yok yok öyle ölmedi... tam yere düşecekken manavın tentesine çarpıp tekrar yükseldi...

    Adam: Vah Vaah! Daha şiddetli çakıldı o zaman.
    Temel: Yok! Karşıdaki kasabın tenteden zıpladı bu sefer karşı binanın çatısına...
    Adam: Demek çatıya çarpıp öldü.
    Temel: Yok ya! Çatıdan yuvarlanıp elektrik tellerine gitti...
    Adam: Deme ya! Çarpıldı o zaman...
    Temel: Yok canım teller yaylandı babamı 200 metre yukarı fırlattı.
    Adam: 200 metreden yere çakıldı öyle mi? Yazık...
    Temel: Yok ya yine en baştaki bakkalın tenteye...
    Adam: Orda mı öldü?
    Temel: Yooo... Ordanda yine kasaba... En sonunda bunalan adam Temel'e bağırarak sordu: Ulan nasıl öldü bu adam?
    Temel: "Baktık durmuyor... Vurduk!"
#03.08.2016 06:46 0 0 0
  • Temize çekebilir misin hayatı..? Silebilir misin alın yazısını..?
    Gözler, görmemişken yarını, Düşler kovalanır ömür boyu..
    Karalama defteri değil hayat..Sayfalarını yırtıp atamazsın..
    Yaşadığın her anı yok sayamazsın..Dün, asla dediğin gerçeği,
    Gün gelir yaşarsın..Sabır, damla damla işlendiğinde ruhuna,
    Kelimeleri yutkunur, susarsın..Silgisi yoktur hayatın,
    Sayfalarını yırtıp atamazsın..Alın yazısıdır bu, Ancak yaşarsın...

    noimage
#03.08.2016 06:38 0 0 0
  • Hangi çiçek, diğerini “sarı açtı” diye ayıplar?
    Hangi kuş, “farklı ötünce” diğerine yasak koyar?
    Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar.
    Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar....



    noimage
#03.08.2016 06:31 0 0 0
  • Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.
    Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.
    ...
    Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün,
    Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.
    Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.
    Ukalayla dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.
    Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.
    — İlim bil, irfan bil, söz bil.
    — İkram bil, kural bil, doyum bil.
    — Usul bil, adap bil, sınır bil.
    — Yol bil, yordam bil.
    — Hal bil, ahval bil, gönül bil.
    — Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
    — Mert ol, yürekli ol.
    — Kimsenin umudunu kırma.
    SEN SENİ BİL; ÖMRÜNCE BU YETER SANA...
#03.08.2016 06:24 1 0 0


  • Öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur.
    Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemin (örneğin, çocuk istismarı, aile içi şiddet, fiziksel ya da sözel saldırganlık, toplumsal şiddet vb.) temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar.
    Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilir. Eğer dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir
    Öfkenin nedenleri
    Olayları kişiselleştirme; Hayatta her zaman baş gösteren ve can sıkıcı, rahatsız edici birçok olay vardır. Ancak, bunu kişiselleştirdiğimiz zaman (üzerimize alındığımız zaman) öfkelenmeye daha yatkın oluruz.
    Bir durumun kontrolünü kaybetme hissi insanı öfkelendirebilir.
    Kişinin kendisini veya benliğini tehdit altında hissetmesi öfkelenmesine sebep olabilir.
    Öfkeyi kullanarak çevreyi kontrol etmeyi yaşam biçimi haline getiren kişiler deneyimlerinden, bunun işlerini halletmemenin bir yolu olduğunu öğrenmişlerdir.
    Öfkenin bedensel sonuçları
    • Baş ağrıları,
    • Mide rahatsızlıkları,
    • Solunum problemleri,
    • Cilt problemleri,
    • Jenital ve böbrek fonksiyonlarında problemler,
    • Arterit,
    • Sinir sistemi rahatsızlıkları,
    • Dolaşım sorunları,
    • Var olan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
    • Duygusal rahatsızlıklar,
    • ve intihar sayılabilir.
    Öfkenin yaşam kalitesine etkisi
    Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir. Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerimizin ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde aktarmalıyız.
    İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu bir şeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazen işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, alerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.
    Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir.
    Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsiniz.
    Öfkenin yönetimi
    Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmektir. Sizde kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir.
    Mantık öfkeyi yener, çünkü haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Yıllarca dünyayı ve karşılaştığı olayları belli bir bakış açısıyla değerlendiren birine, yeni bir anlamlandırma biçimi kazandırmak uzun ve zorlayıcı bir çaba gerektirir. Sinirlendiğinizde tepki vermeden önce 5 kere nefes alıp verin ya da içinizden 10'a kadar sayın. Bu arada olaya olumlu bakma konusunda kendinizi uyarın. Hem karşınızdaki kişiyi ya da kişileri kırmamış olursunuz, hem de kendinizi öfkenin zararlı etkilerinden korumuş olursunuz.
    Tepki vermeden önce kendinize tanıyacağınız 15 saniyede hızlı bir değerlendirme yapabilirsiniz:
    * Nerdeyim?
    * Kimlerleyim?
    * Neler oluyor?
    * Zihnimden neler geçiyor?
    * Olaya nasıl bir anlam verdim?
    * Beklentilerim neler?
    * Neler yapıyorum?
    Günlük yaşamda, zamanı dondurup kendimizi değerlendirmemiz de mümkün kuşkusuz. Ancak bu soruların tümünü olmasa bile, hiç değilse 2-3 tanesini kendimize sorabileceğimiz 15 saniyelik bir mola, tepkilerimizi yumuşatacak ve daha az öfkeli olmamıza yardımcı olacaktır.
    Alternatifler bulun
    Sizi öfkelendiren şeye bakmaktan kendinizi alıkoyun. Konu o esnada olabildiğince sakin kalabilmeniz. Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın.
    Çevrenizi değiştirin
    Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan "şeylerin" yakın çevremizde olduğunu fark ederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.
    Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman AYIRMALISINIZ.

#03.08.2016 05:45 0 0 0
  • Ne ilginçtir değil mi yaşamımızın başlangıcından ömrümüzün sonuna kadar belki de en çok aradığımız, bulup ta kaybettiğimiz ve gün geçtikçe değerini daha iyi anladığımızı daha çok ihtiyaç duyduğumuz ruhumuzun gıdası mutluluk...
    Mutluluk nedir acaba para mıdır, sevgimidir, aşk mıdır, ihtiras mıdır, hayal kurmak mıdır?
    Bir ömür harcanır onun için kimileri sevdiğine, kimileri hayallerine, kimleri ülkesine kavuşmak, kimileri insanca yaşanacak bir dünya hayaline sahip olmak için...
    Zaman geçtikçe ne kadar da sahteleşir, anlamsızlaşır gülüşmeler, ne kadar çok enerji sarf ederiz mutlu olmak mutlu etmek için, kalıplarımızı kırıp içimizden geldiğince, gözlerimizin içi ışıldayarak kahkahalar atmak için ne kadar da zorlanırız..
    Bazen içimizde hissederiz, bazen sevdiklerimizin gözlerinde, bazen ulaşma hayalini bile kuramayacak kadar karamsarlaştığımız düşüncelerde…
    Mutluluk bazen sevdiğimizin gözlerine bakıp sadece ikinizin bulunduğu hayal aleminde
    dolaşmaktır el ele,göz göze…
    Mutluluk bazen dostlarını, aileni, babanı, anneni, ablanı, ağabeyini, kardeşini düşlemektir,
    Mutluluk bazen sevdiklerine SENİ SEVİYORUM demektir utanmadan, sıkılmadan...

    Mutlu bir hayat yaşama temennisi ve her şeye rağmen gülebilme gücü ve iradesiyle…
    noimage
#03.08.2016 05:40 0 0 0
  • noimage



    Hayat bir aynadır. Siz ona gülümserseniz, o da size gülümser. Yaşamını iyileştirmek isteyen herkes ilk önce olumlu düşünmeyi öğrenmelidir. Çünkü, düşünceler inançları, inançlar davranışları, davranışlar da çevre ile etkileşimi belirler. Zihni sağlıklı olanların, bedenleri de daha sağlıklı olur. Dolayısıyla, olumlu düşünce hayatın kalitesini ve süresini de artırır. Olumlu düşünce yeteneği öğrenilebilecek bir yetenektir. Bu yeteneği geliştirmek için başkalarının deneyimlerinden faydalanmak etkili bir ilk adım olur. Dolayısıyla, çevredeki iyimser insanları belirleyip, onları örnek almak olumlu düşünce yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur
    Olumlu düşünmek ve olumlu yaşamak için insan kendine ve çevresine güvenmelidir. Hayatı sadece onu değiştirebileceğine inananlar iyileştirir. Kendine ve çevresine güvenen, inançlı ve azimli insanlar hayatın kalitesini geliştirir, kendileri ve çevreleri için mutluluk kaynağı olur.
    Dünyada iki büyük güç vardır: biri korku, diğer ise inançtır. Olumlu düşünebilmek için insanın korkularını da yenmesi gerekir. Korkuları yenmenin en etkili aracı ise inançtır.
    Düzenli olarak fiziksel ve ruhsal egsersiz yapmak insanda olumlu düşünceyi, sağlıklı ve dengeli yaşamı geliştirir. Yaşam ulaşılan sonuçlar değil, istenilene ulaşmak için yürüttüğümüz süreçtir. Bu süreçte bilinçli çaba göstermek, tutarlı olmak, çevremize güven vermek ulaşılan sonuçlardan çok daha büyük mutluluk kaynağıdır.
    Hayatta en demokratik olarak dağıtılmış kaynak zamandır. Herkes için gün 24 saattir. Zamanı iyi kullanmak ve ileride değişmesini istedikleriniz için önceden adımlar atacak cesaret ve uzak görüşlülüğü göstermek insanın olumlu düşünce yeteneğini de geliştirir.
    Olumlu düşüncenin temelinde sevgi yatar. Olumlu düşünebilmek için insanları sevmek, onlara bir şeyler kazandırabilmenin heyecanını yaşamak gerekir. Kendini iyi hissetmenin yolu, içten bir duyguyla başkalarına yardım edebilmektir.

    Hayatta iki değer var ki, paylaştıkça artıyor: sevgi ve bilgi. Sevgisini ve bilgisini paylaşan insanlar en büyük zenginliğe kavuşan insanlardır.
    Hayatta mutluluk olumlu düşünce ile başlar, olumlu söylem ve eylemlerle gelişir, paylaşılan sevgi ve bilgiyle doruğa erişir.
#03.08.2016 05:35 0 0 0
  • noimage

    Düşlerimiz ve uğruna bir ömrü değer biçtiğimiz hayallerimiz… ve gerçeğe dönüşme beklentisi içerisinde yani, zamanı hazımsızlığın, sabırsızlığın yaşanmışlıklarında kavrulan, kavruldukça olgunlaşan ruhlarımız….

    Hayal etmek, umut beslemekdir…. Umut beslemek, zamanın tarlasına yaşayacak olduğumuz mutlu günlerin fidanlarını dikmek demektir… sonrasında o fidanları, bazen heyecanla bazen kaygıyla, bazen sevinç bazen hüzün gözyaşlarıyla sulamak gerektir….… Bazen gerçeklerin acımasızlığından bazen, yaşam şartlarının katılığından ve bunların doğurduğu düş kırıklıklarından korumayı… bilinmezliklerin karamsarlığa davet eden basitliklerine karşı direnmeyi gerektirir… Hayellerin ancak bu zorluklara göğüs gerdiğin nisbette gerçekleşir… Unutma, bu macerada, korku ve sevinç, arzu ve tutku senin her daim peşindedir...

    Bilmeliyizki, hayellerimize ve hedeflerimize kavuşana kadar huzursuzuz, yolumuz uzun…. Bu gerçeklerin arasında yaşamaktan memnunmusun? Şayet memnun değilsen….. bu huzursuzluktan kaçmak, basitliklere sarılıp yaşamak, kendimize ihanettir bunu biliyormusun????
    Sen sen ol hayellerinden vazgeçme, basitliği seçip kendine ihanet etme… o güzel hayellerini, cücelerin dev gibi görünen gölgelerinden korkup terk etme, vazgeçme……. sahip olabileceğin güzel günlerin fidanlarını, düş kırıklıkları bahçesine gömme…. Ve unutma… şayet cesursan, YAŞAMIN, içinde bulunduğun şartlarla değil, cesaretle arkasında durduğun hayellerinle şekillenir ve güzelleşir….

    Sennnn….. cesaretin kadar güçlü, sahip olduğun hayellerin kadar değerlisin…
#03.08.2016 05:30 0 0 0
  • Benim doğduğum topraklarda,
    kaderimiz doğuştan yazılıdır.
    şiirlerimiz hayatımızı anlatır.
    sevdamız da yüreğimiz de mert olur.
    seni unuttum kelimesi ?
    biz ölünce mezar taşına yazılır...
    Bil istedim
    ..
    noimage
#03.08.2016 05:21 0 0 0
  • Zararsız bir deli ile bir general bir handa aynı odada misafir olurlar.
    Deli hancıya sabah erken yola çıkması gerektiğini söyler ve sabah ezanında uyandırılmasını rica eder.
    Hancı deliyi istediği vakitte uyandırır.
    Karanlıkta giyinmeye çalışan deli yanlışlıkla generalin elbiselerini giyer ve yola revan olur
    Epey yol katettikten sonra ortalık aydınlanınca üzerindekileri fark eder. Şöyle söylenir:
    "Vay aptal hancı! Benim yerime generali uyandırmış!"
#02.08.2016 20:24 0 0 0
  • Yaşam kalitesi algısında önemli yeri olan sağlık; hayat tarzımızla ve davranışlarımızla etkilediğimiz çevremizle çok sıkı bir ilişki halindedir.
    Bu nedenledir ki, zaman süreci içerisinde davranışlarımız ve yaşantımızda meydana gelen değişiklikler sağlık konusunda çok yeni boyutların oluşmasına sebep olmuştur.

    “Yaşadığımız bu çağda şehirleşmenin hızla artışı, insanların vücutlarını daha az hareket ettirmesi, çarpık yapılaşmanın getirdiği sosyo-ekonomik ve kültürel problemler ve psikolojik gerginliğe sebep olan faktörler (gürültü, yoğun trafik, vs.) insanların sağlık sorunlarının şeklini değiştirmiştir.kas-iskelet problemleri, kalp-damar rahatsızlıkları, psiko-sosyal bozukluklar) giderilmesinde, fiziksel aktivite ve spor, koruyucu ve tedavi edici özellikleri ile rekreatif etkinlikler içinde “İnsanın; anatomik, fizyolojik ve psikolojik yönden iyi durumda olması, etkinliklerini sürdürebilmesi ve gereken hallerde, yedek gücünü kuvvetini ortaya koyabilmesi
    için” harekete; hareketli olabilmesi için de düzenli egzersize gereksinimi vardır. Hareketsizliğin sebep olduğu sağlık sorunlarının (obezite, vücut kompozisyonu bozuklukları, erken kemik erimesi, bel ve sırt ağrıları, hipertansiyon, kötü kolesterol artışı, şeker hastalığı, kas-iskelet problemleri, kalp-damar rahatsızlıkları, psiko-sosyal bozukluklar) giderilmesinde, fiziksel aktivite ve spor, koruyucu ve tedavi edici özellikleri ile rekreatif etkinlikler içinde ayrıca bir öneme sahiptir .

    Spor ve sağlık bilinci yerleşmiş bireylerden doğan toplumun performans sporlarında da başarıyı yakalaması beklenen bir netice olacaktır. Bu sebeple sağlıklı yaşam ile fiziksel aktivite ve spor konusunda; kişilerin, ailelerin, eğitimcilerin ve yöneticilerin bilinçli olması çok önemlidir.
    Bu yüzden fiziksel aktivite ve spor eğitimi, 7 den 77 ye kadar her yaştaki insanın yaşam kalitesini arttırmak, çocukluk çağından itibaren; doğru beslenme, vücudunu doğru kullanma doğru değerleri yaşam felsefesi olarak benimseme özelliklerini geliştirmeyi hedefler. Ayrıca, sigara alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durma, daima aktif yaşam tarzını benimseme, aile ve toplum ile uyum içinde olma gibi değerlerde kazandırılmaya çalışılır. Ailede başlayan bu alışkanlıklar, okul çağında gelişir.
#02.08.2016 20:18 1 0 0
  • En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
    Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
    Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
    Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya
    yürüyerek gelirdik.
    Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
    Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile
    dalardık.
    Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek
    arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
    Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su
    içerdik.
    Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı
    bardaktan kana kana içerdik.
    Kısacacı evine girip gelen
    elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
    Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
    Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu..
    noimage
    ebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın
    üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
    Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
    Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi
    kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
    Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir
    bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan
    çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
    Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
    Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
    Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı
    alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

    Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
    Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin
    camında,
    temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
    Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
    Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş
    hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
    Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan
    çocuk yok.
    Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl
    vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
    Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..
    noimage
    Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye
    hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
    Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden
    hep
    korkmuş çekinmişimdir.
    Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini
    bitiremediği
    arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
    Benim değildir bu kültür.
    Ne ruhuma, ne de kültürüme hitap eder.
    Nedir bunlar?
    Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
    Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
    İyi de neden böyle olduk ?
    Biz mi istemiştik?
#02.08.2016 19:57 0 0 0