YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • Ne kadar büyürsek büyüyelim, aklımız ne kadar gelişmiş olursa olsun, kimimiz hiçbir zaman kendisinden bir işi yapması için ricada bulunulduğunda, ‘hayır’ demeyi beceremez. Diyemediğinden de başına olmadık dertler açar, huzuru kalmaz. Yanına her yaklaşan kendisinden bir şey isteyecek ve o da “hayır” diyemeyecek diye endişeyle yaşar.

    Kabul ediyorum ‘hayır’ demek hoş bir duygu değildir. Hele sevdiklerinize veya oldukça iyi iş ilişkilerinizin olduğu bir müşterinizin taleplerine ‘hayır’ demek zordur. Ya da ufacık bir çocuğun rica dolu gözleri ile karşılaşıldığında ‘hayır’ demek bizim için daha da güçleşir.
    Red belirten bir kelime olduğundan, bunu hem duyan hem de söyleyenin morali bozulur. ‘hayır’ demek yerine farklı bir yol takip ederek, karşımızdaki insanları kırıp üzmeden istenmedık olayları yaşamaktan kurtulabılırız.

    Bize yapılan taleplere ‘hayır’ demeyip, karşımızdaki insanlardan, düşünmek ve değerlendirme yapmak üzere zaman isteyebiliriz.
    Üzerinde düşünmek,; dinlenip olayları mantık süzgeçinden geçirmeye yarar.
    Elbette her talepte aynı yöntemin uygulanması mümkün değildir.

    alınması gerekli önemli kararlarda, doğrudan ‘hayır’ veya ‘evet’ diyerek daha sonra pişman olmaktansa, düşünmek için zaman istemek, durumu her açıdan değerlendirmemizi sağlayarak işimizi kolaylaştıracaktır.
#06.08.2016 08:12 1 0 0
  • Mutfakta pek çok malzemeyi gereksiz yere çöpe atıyoruz. Örneğin limon veya portakal gibi narenciye kabuklarını çöpe atmak yerine bitki yetiştirmek için kullanabilirsiniz.

    Limon veya portakalın suyunu sıktıktan sonra kabukları atmayın. Mutfakta pek çok malzemeyi gereksiz yere çöpe attığınızı hatırlatmak isteriz. Örneğin limon veya portakal gibi narenciye kabuklarını çöpe atmak yerine bitki yetiştirmek için kullanabilirsiniz.

    KABUKLARINI ÇÖPE ATMAYIN

    Sadece görüntüsü güzel olduğu için bu öneriyi paylaşmıyoruz elbette. Bitkilere oldukça da faydalı bir öneri. Suyunu sıktığınız limon veya portakal gibi narenciyelerin kabuklarının altında ufak bir delik açın. İçine bir avuç toprak ve çimlendirmek istediğiniz tohumu koyun. Narenciye kabukları toprağı hem nemli tutacak hem de barındırdığı vitaminleri bitkiye geçirecektir.
#06.08.2016 08:06 1 0 0
  • noimage


    O bile gülebiliyor
    Siz hala sevgililerinize ağlayın.
#06.08.2016 07:26 0 0 0
  • noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    [imghttp://www.fresher.ru/images5/iz-zhizni-xvostatyx-i-ushastyx/16.jpg][/imgOLD]
    noimage
#06.08.2016 07:17 0 0 0
  • noimage

    Karı koca anlaşmışlar,sevişmek istediklerinde birbirlerine şifreli konuşacaklar.
    Şifre:Çamaşırları beraber makineye atalım mı.
    Bi akşam adam mutfakta olan karısına seslenir.
    -Karıcım çamaşırları makineye atalım mı.?
    Kadın:İşim var aşkım bitireyim sonra atarız.
    Adam bir müddet sonra tekrar seslenir.
    -Karıcım hadi atalım çamaşırları makineye
    Kadın yine oralı olmamaktadır işi vardır.
    Bir müddet sonra kadın seslenir.
    -Kocacım geliyorum makineye çamaşırları atalım mı?
    Adam:
    -Gerek yok canım ben çamaşırı elde çitiledim.
#06.08.2016 07:05 0 0 0
  • noimage
    Çok hayaller kurdum seninle boşa
    Her daim yeniden döndüm hep başa
    Bakmadın gözümden akan tek yaşa
    Gönlüme kelepce takıp ta Gittin..!
    noimage
    Hançerle yüreğim yarasım gelir
    koşup ta yanına varasım gelir
    Varıp ta aşk ile sarasım gelir
    Yüzüme son defa bakıp ta gittin.!
    noimage
    Vuslat güllerini alıp dermeden
    Aşk denen menzile yazık ermeden
    Doya doya seni bir gün görmeden
    Hasret ateşiyle yakıp ta Gittin..!
    noimage
    Bu muydu kavlimiz bu muydu andın
    Söyle yâr kimlerin sözüne kandın
    Sen bana canımdan öte bir candın
    Kalbime hançeri çakıp ta Gittin.!
    noimage
#06.08.2016 06:44 0 0 0
  • Eskimolar adına igloo denen buzdan evler yaparlar.
    Bu evlerin yalıtımı çok önemlidir. Ana yapıyı oluşturan buz bloklarının arası karla sıvanarak tıkanır.
    İyi bir igloonun kapısı da yer üstünde olmaz. İçeri girip çıkarken kapının açılıp kapanması,
    içerdeki sıcak havanın dışarı kaçmasına soğuk havanın içeri dolmasına neden olur.
    Bundan dolayı buzdan bir ev yapılırken önce geçici bir kapı yapılır ve evden içeri girilir.
    Asıl kapı evin altındaki kar kazılarak yeraltından geçirilen kapıdır. Bu sayede buz evin yalıtımı tamamlanır.
    Buzdan ev elbette ki bizim ölçülerimizde sıcacık değilse de, bu sayede oldukça elverişli bir ısıya gelir...
#06.08.2016 06:33 0 0 0
#06.08.2016 06:15 0 0 0
  • “İnsanların çoğu, kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Kendisini sevilmeye lâyık görmediği için, sevilmekten korkuyor.
    Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için..
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya bir şey vermediği için.
    Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.”
#06.08.2016 05:48 0 0 0
  • ''Ne kadar kibirli dursada,bardagın önünde egilir çaydanlık...
    Öyleyse bu büyüklenme niye?
    Bu kibir,bu gurur niçin?
    Mütevazi ol,hatta bir adım bile geçme gurur kapısından...
    Bardagı insan bunun için,öper daima alnından...''
#06.08.2016 05:46 0 0 0
  • Konu: İNSANLAR...
    İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan..
    Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından, Kimi hafifçe okşar ruhumuzu,
    Kimi de hüzün bırakır ardından.. İnsanlar vardır; Usulca sokulurlar içimize,
    Sonsuzcasına orada kalsın isteriz.. Bazıları serap gibidir, Yokluğunda hayalleridir gerçeğimiz…
    İnsanlar vardır; Su gibi aziz, su gibi duru.. Konuştukça su olur akarlar kalbimize, Kan gibi,
    Can gibi, Canan gibi… İnsanlar vardır; Işığı sönmüş yıldızlar gibi çaresizdirler. Açtın mı kollarını,
    Kalbine doldururlar ışığı.. İnsanlar vardır, Soğuk duvarlar misali Gülümsemenin sıcaklığını bilmezler,
    Bilseler de sevmezler… İnsanlar vardır, Gelip geçerler hayatlarımızdan Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla…
    Ben kalanlardan yanayım. Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını…
#06.08.2016 05:41 0 0 0
  • Pers Sultanı iki adamı olume mahkum etmis.
    Sultanin atini ne kadarsevdigini bilen mahkumlardan bir tanesi hayatını bagişlarsa bir yıl icinde ata uçmayi ögretebilecegini söylemis.
    *Kendini dünyadakitek uçan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş..
    Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve"Atların uçamadığını biliyorsun.
    Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya..?
    Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar."
    " Pek değil " demiş birinci mahkum."
    Kendime dört özgürlük şansıveriyorum.
    Birincisi : Sultan bu yıl olebilir.
    Ikincisi :Ben olebilirim.
    Üçüncüsü:At olebilir...
    Dördüncüsü... " Belki ata uçmayı öğretebilirim..!
    "UMUTLARIMIZIN HİÇ TÜKENMEMESİ DİLEĞİYLE...
#06.08.2016 05:34 0 0 0
  • noimage

    ğlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.
    Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!

    Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.
    kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.

    İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.

    Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

    Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler
    Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.
    Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.

    Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

    Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.

    Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
    O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
#06.08.2016 05:10 0 0 0
  • noimage
    Unuttum gözlerini
    Unuttum o tatlı sesini..!
    Gidişinle sildim yok ettim
    Bende kalan sana ait her şeyi..!
    noimage
    Olurmu seveni üzmek
    Olurmu seveni bırakıpta gitmek
    Anlamsız sebebsiz..?
    Hiç yaşanmamış gibi Aşk
    Sadece bir elveda demek..!
    noimage
    Zaman zaman aklıma geliyorsun
    Gözlerimde bir damla yaş oluyor
    Süzülüyor İçimi yakıyor
    Yüreğimi sızlatıyorsun..!
    noimage
    Yasak bir bahçenin gülü gibisin
    Dikenin yüreğime batıyor
    Acıtıyor kanatıyorsun
    Öldürmüyorsun belki ama
    Bir türlü taşıyamadığım
    Nefes bile alamadığım
    Acısına dayanamadığım
    Sensizlikle süründürüyorsun..!
    noimage
    Var git yoluna
    Vefasız yâr.!
    Senin adında yalan olsun
    Gözün aydın yolun açık olsun
    Ben sevdayı Aşk’ı sende yitirdim
    Bütün güzellikleri sende bitirdim
    Aşk’ı bulduğumu sandım
    Yanıldım..!
    Dilerim sen bulursun..!
    noimage
#05.08.2016 19:51 0 0 0
  • Hapşıran bir kişiye ‘çok yaşa’ demek adeti hemen hemen her kültürde vardır.
    Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara
    İngilizlerin ‘God bless you’, Almanların ‘gesundheit’, İtalyanların ‘felicita’
    deme adetlerinin kökeni, hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna
    inanılan çok eski zamanlara gider.

    İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna, ruhun ise insanın başı
    içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar.
    Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar
    hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.

    Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat’ın
    öğretileriyle insanlar, hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma
    refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan
    hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana ‘uzun yaşa’, ‘sağlıklı yaşa’
    gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.
    Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna, insanı
    hastalıktan koruduğuna, hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki
    de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara ‘tebrikler’
    veya ‘iyi şanslar’ deniliyordu.

    Hapşırana ‘çok yaşa’ denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına
    rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan ‘God bless you’ (Tanrı seni takdis etsin)
    cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya’da bulaşıcı ve öldürücü veba
    hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik
    hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara ‘God bless you’ denilmesi Papa
    tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.
    Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde ‘God bless you’ diyecek kimse yoksa, o
    kişinin kendi kendisine ‘God help me’ (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye
    edilmiştir.

    Genelde ‘çok yaşa’ diyene ‘sen de gör’ yani ‘sen de benim yaşamımı görecek kadar
    çok yaşa’ denilmesi de adettendir. Hapşırana ‘çok yaşa’ deyince hapşırmanın
    kesileceğine inananlar da vardır...
#05.08.2016 18:44 1 0 0
  • Çok eski zamanlarda, güzeller güzeli bir genç kız, gönlünü köyün çobanına kaptırmış.
    Ama talihsizlik bu ya, köyün beyinin oğlunun da kızda gözü varmış.
    Evlilik hazırlığına başlayan kız, bir gün atına binmiş çobana yemek götürürken,
    yolda beyin oğlunun atıyla ona yaklaştığını görmüş.
    Kız başına gelecekleri anlamış, çobandan başka birine yar olmamak için de Tanrı’ya yakarmış:
    ‘Tanrım taş keseyim, yeter ki beni bu bey oğluna yar etme’.
    Kızın duası kabul olmuş ve oracıkta atı ile birlikte taşa dönüşmüş.İşte o günden beri,
    evliliğe hazırlanan kızlar ve yeni gelinler,
    Karahayıt’taki bu kayaya gelerek, mutlu bir evlilik sürmek için dua eder...
#05.08.2016 18:35 0 0 0
  • Konu: Desert Rose
    https://www.youtube.com/watch?v=3gzqsmx1KGU
#05.08.2016 18:28 0 0 0
  • Evinizde, yatak odanızda ya da bahçenizde hamam böceği bulduğunuzda öldürmeden önce iki kere düşünün.
    Sakın öldürmeyin!

    Hemen hepimiz evlerimizde gördüğünüz hamam böceklerinden iğrenir ve hemen çaresine bakmaya çalışırız. Fakat yeni yapılan araştırma, hamam böceklerinin beyninin geleceğin antibiyotikleri olacağını gösteriyor.
    Popular Science dergisinde yer alan habere göre, Nottingham Üniversitesi'nde yürütülen laboratuar testlerinde, hamam böcekleri ve çekirge gibi belirli böceklerden elde edilen beyin dokularının güçlü antibiyotik kalitesinde olduğu ve "hastane mikrobu " olarak bilinen MRSA isimli virüsü insan hüclerine zarar vermeksizin yüzde 90'dan fazlasını öldürdüğü belirlendi.
    Araştırmacılar, böceklerin sinir sistemi dokularında bakteriler için zehirli, fakat insan hücreleri için zararsız olan 9 farklı molekül tespit ettiler. Bu dokuların geleneksel ilaçlara dirençli olan enfeksiyonların tedavisinde etkili olan yeni tür antibiyotiklerin geliştirilmesinde kullanılabileceğini belirttiler.

    MRSA gibi ilaca dirençli hastalıkların tedavisinde yeni yöntemin ucuz antimikrobiyal ilaç kaynağı olduğunu söyleyen araştırmacılar, bundan sonra evinizde, yatak odanızda ya da bahçenizde hamam böceği bulduğunuzda öldürmeden önce iki kere düşünün.
#05.08.2016 13:34 0 0 0