YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • noimage
    Yok mu telefonun, bir ara bir sor..?
    Hasretin içimde sönmeyen bir kor
    Ne sen kendini yor, ne de beni yor
    Ya bir haber yolla ve yahut cık gel
    Olmasın bu aşk’a hiç kimse engel..!
    noimage
    Burnumda tütüyor o zambak kokun
    Ne olur cıkıp gel gönlüme dokun
    Yine o çocuk su tavrını takın
    Ya bir haber yolla ve yahut çık gel
    Olmasın bu aşk’a hiç kimse engel..!
    noimage
    Gelde bayram olsun bitsin gam çile
    Bir seher vaktinde gel dokun zile
    Ne dilersen ey yâr gel benden dile
    Ya bir haber yolla ve yahut çık gel
    Olmasın bu aşk’a hiç kimse engel..!
    noimage
    Sensiz kurak toprak bir çöl gibiyim
    Bazen bir fırtına bazen tipiyim
    Yokluğun da inan öfke küpüyüm
    Ya bir haber yolla ve yahut çık gel
    Olmasın bu aşk’a hiç kimse engel..!
    noimage
    Kırma ne olursun bu son çağrımı
    Sensin dindirecek yürek ağrımı
    Bir tek sana açtım ey yâr bağrımı
    Ya bir haber yolla ve yahut çık gel
    Olmasın bu aşk’a hiç kimse engel..!
    noimage
#09.08.2016 17:00 0 0 0
  • Konu: RAZIYIM..

    Sen diye başlayan her cümleme bir virgül koyuyordum
    Ben'lerime hüzün ekleyerek her defasında sana dönüyordum
    Her sabah şafağın alnından öpüyordum sen diye
    Öperek uyandırıyordu her sabah anılar, senin niyetine
    Ve yorgun kalbime yenik düşüyordu sensiz geceler
    Kırgınlıkların beter vuruşları çok acıtıyordu canımı
    Ama yaramaz bir çocukluk tarafımız vardı, hatırladın mı
    AŞK'ı da zaten ilk o zamanlar tanımıştık...
    Ve hiç aklımıza gelmemişti, ayrılık....
    noimage

    https://www.youtube.com/watch?v=Xxl1y-TIwjY
#09.08.2016 15:23 0 0 0
  • Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
    "O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
    Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    Senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    noimage
    Alıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan
    olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin
    noimage
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları...
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    "O benim."
    diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
    Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
    olacaksın.
    noimage
    Mesela turuncuya, ya da pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden,
    Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem
    her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin
    kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın.
    Ucundan tutarak..
    .noimage
#09.08.2016 14:32 0 0 0
  • Bu şarkı "Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerikalı iki kız kardeşe aittir.
    Orijinal adı "Good Morning to All" yani "hepinize günaydın"dır.

    Daha sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere aittir
    ,Onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman
    şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.
#09.08.2016 13:13 1 0 0
  • Bana çocukluğumu geri verin…
    Oyunda kavga edeyim HAYATLA değil..!
    Kendimi kaybetmeden saklambaç oynayayım,
    sobelediğim BENİM olsun..!
    Kalp yarası yerine dizlerim yaralansın..!
    Acıyı sadece biberden bileyim, yüreğimde değil..!
    Tek hedefim kiraz ağacının tepesine tırmanmak olsun..
    Karanlık yine korkutsun beni, kötü insanlar yerine..!
    Off ne zormuş büyük olmak..!!
    Bana çocukluğumu verin,
    BÜYÜKLÜK sizde kalsın..!!.:(((
#09.08.2016 12:28 0 0 0
#09.08.2016 12:22 0 0 0
  • Esasında hayat o kadar basit ki. Zorlaştıran, sorunları zaman zaman içinden çıkılmaz haline getiren hep bizleriz. Kendi beynimiz.
    Biz istemezsek kimse bizi üzemez. İzin veren bizleriz. Sonra üzülen, pişman olan da.
    Tılsımlı kelime sanırım “huzur.” Kendimizle, yaşadığımız gerçeklerle barışık olma halinin adı bu.
    Hepimiz bir şekilde onun peşindeyiz. Huzurluyken mutluyuz çünkü. Nefes aldığımızı hissettiğimiz anlar onlar. “İyi ki varım” dediğimiz…
    Ne zaman biteceği belirsiz bu hayat denen deneyim oyununda huzur herşeyin başı ise bizim atabileceğimiz basit adımlar var mı? Beynimizi yönetme adına.....
    Bugünü son günümüzmüş gibi yaşarsak ufak şeyler dert olmaz. Bir yıl sonra bunlar bize zaten önemsiz gelecek.
    İçinde bulunduğuMuz anı yaşamayı öğrenebiliriz. Gözler resim çeksin. Duyduklarımız müziğe, kokular parfüme, yemekler şölene dönsün. Biz istersek her dokunuş başka bir anlam ifade edemez mi?
    Herkes farklı, buna saygı göstermeli. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışırsak doğal olarak o kişiyi daha iyi anlarız. Kişilerin fikirlerinde biraz bile olsa doğruluk payı arayabilirsek de hoşgörü limitimiz artacak.
    Daha iyi bir dinleyici olabiliriz. Kimsenin sözünü kesmeden, cümlesini bizim bitirmediğimiz… Konuşmadan önce derin bir soluk almak kritik bir beceri.
    Yardım etmeye çalışırken önceliği küçük şeylere vermeli. Kimseye yaptığımız iyiliklerden bahsetmeye de gerek yok tabii ki.
    Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın. Sahip olduğumuzu düşündüklerimiz esasında bizde birer emanet. Herşeyin bir başlangıcı ve bir sonu var.
    Yüreğimizin sezgisine ve iç sesimize güvenelim. Duygularımız bize bir şey söylemeye çalışıyorlar. Genelde de yanılmıyorlar.
    Unutmayalım ki bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
#09.08.2016 12:15 1 0 0
#09.08.2016 11:25 0 0 0

  • İngiltere'nin başkenti Londra'da, "dünyanın sıfır noktası" olarak bilinen Greenwich semtindeki Kraliyet Denizcilik Okulunun girişinde, bir Osmanlı topunun bulunması dikkati çekiyor.
    Osmanlı Sultanı 3. Selim döneminde, 1790-91 yıllarında yapılan 5,2 ton ağırlığındaki bronz top, Türkiye ile İngiltere arasındaki tarihi ilişkileri gözler önüne seriyor.
    Birleşik Krallık ile Osmanlı Devleti arasında 1807 yılında yaşanan anlaşmazlık üzerine Çanakkale Boğazı'ndan geçerek Marmara Denizi'ndeki Kınalıada'ya çıkarma yapan İngiliz donanmasının bu adadan aldığı Osmanlı topu, donanmanın başındaki Amiral Sir John Duckworth tarafından İngiltere'ye getiriliyor.
    Osmanlı topu İngiltere'ye getirildikten sonra dönemin Cumberland Dükü Prens Ernest tarafından 21 Ekim 1807 tarihinde Greenwich'deki Kraliyet Denizcilik Okuluna veriliyor. 1821 yılında Greenwich Hastanesine bağlanan okul, 1933 yılında Suffolk'a taşınınca Osmanlı topu da okulla beraber ülkenin doğusundaki Suffolk'a götürülüyor.
    Top, 2007 yılında Greenwich'e geri getirilerek, ziyaretçilere açılan denizcilik okulunun girişine konuluyor. Böylece top 200 yıl sonra Türkiye'den getirildiğinde ilk konulduğu yere dönmüş oluyor.
    Üzerinde 3. Selim'in tuğrası ile hilal ve yıldız simgeleri bulunan Osmanlı topu, ziyaretçilerin de ilgisini çekiyor. Semtteki gözlem evi, müzeler ve tarihi yapıları ziyaret eden çok sayıda kişi, Osmanlı topunun önünde hatıra fotoğrafı çektiriyor.

    noimage
#09.08.2016 11:19 1 0 0
  • noimage

    Kumkapı'da bir balıkçı bağırıyor:
    Canlı balık,canlı balık...
    Yaşlı bir teyze,yaklaşıp soruyor:
    Evladım balıklar taze mi?
    Canlı balık, canlı balık...
    Evladım balıklar taze mi?
    Teyze, canlı diyoruz ya işte!..
    A evladım, ben de canlıyım ama taze miyim?
#09.08.2016 11:01 0 0 0
  • Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.

    İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru
    altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
    - Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..

    Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
    - Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..

    Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
    İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti..

    Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:
    - Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..

    - Değdi teğmenim. dedi asker..
    - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
    - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı..

    Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için.. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:

    - Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı...

    GELECEĞİNİ BİLİYORDUM...
#09.08.2016 10:54 0 0 0
  • Hindistan’da bir sucu boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine uzanan uzun yolu dolu olarak tamamlarken çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün devam etmiş. Sucu her seferinde patronunun evine sadece bir buçuk kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş:
    Kova ile sucu
    - Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.
    - Neden? diye sormuş sucu. “Niye utanç duyuyorsun?”
    Kova cevap vermiş:
    - Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim bu kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.
    Sucu şöyle demiş:
    - Patronun evine dönerken yolun üstündeki çiçekleri fark etmeni istiyorum.
    Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş:
    - Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçekler olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.

    Hepimizin kendine özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Allah’ın büyük planında hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer siz de gerçek güzelliklere sahip olabilirsiniz.
#09.08.2016 10:49 0 0 0
  • noimage
    30 Ağustos Zafer Bayramı'nın önemi nedir?
    30 Ağustos Zafer Bayramı, 1922 yılında kazanılan Başkomutanlık
    Meydan Muharebesi yani Büyük Taarruz'u anmak için kutlanır.
    30 Ağustos ilk kez 1923'te kutlandı.
    30 Ağustos günü 1935 yılında
    Zafer Bayramı ilan edildi ve
    tüm yurtta kutlanmaya başladı.

    Peki 30 Ağustos tarihi neden bu kadar önemli?

    30 Ağustos 1922 tarihinin Zafer Bayramı olarak
    kutlanmasının nedeni İstiklal Savaşı'nda düşman kuvvetlerin
    ülkeden tamamen çıkarılması yolunda kazanılmış bir zafer olmasıdır.
    İstiklal Savaşı sürecinde ilk olarak Sakarya
    Savaşı'yla Yunan orduları gerilemek zorunda kaldı.
    Bundan sonra TBMM'de düşmanın yurttan

    atılması için taarruz yapılması kararı alındı.
    Hazırlıklar 1922 yılının Ağustos ayında tamamlandı.
    Atatürk'ün başkomutanlık yaptığı taarruz

    26 Ağustos 1922'de başladı.
    4 gün süren
    taarruz boyunca Yunan kuvvetleri dağıtıldı ve çoğu esir alındı.
    Kalan Yunan kuvvetleri İzmir'e çekildi.
    Taarruz güçleri, artık yönünü İzmir'e çevirmişti.
    30 Ağustos zaferinin ardından,
    9 Eylül 1922'de İzmir'in de kurtarılmasıyla ülke
    işgal güçlerinden tamamen temizlenmiş oldu.


#09.08.2016 07:10 0 0 0

  • “Türk olmak, gurur duymaktır şanlı bir tarihe sahip olduğun için,

    Türk olmak, özgür olmaktır hürriyeti damarlarında taşıdığın için

    Mutlu olmaktır Türk olduğunu söylemekten,

    Türk olmak, tüyleri diken diken olmaktır İstiklal Marşı’nı dinlerken”


    noimage

    noimage

    noimage

    noimage
#09.08.2016 06:59 0 0 0
  • noimage
    Sigara kullananların hem kendilerine, hem çevrelerindekine,
    hatta karınlarında taşıdıkları çocuğa ne kadar zarar verdiklerini
    gösteren bu reklamlar amacına ulaşıyor.

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage
#09.08.2016 06:30 1 0 0
  • noimage
    Saymaz tabi insan sevdiği için yaptıklarını. Bülbül saymadı kaç diken battı kanadına,kaç damla kan akıttı,nede tren sevdalı olduğu rayların arasındaki tahtaları. Saymaz tabi seven. Seven sayamaz. Sevdalı unutur dünya hallerini. Maddiyatı hatırlamaz. Ne martılar sayar dalgaları nede balıklar sevdalı olduğu denizin çalkantılarını. Kaç kere kovulur güvercinler balkonlardan. Ama onlar yinede yükseğe sevdalı. Kaç kere ölse de yine canlanır sevdalı. Ağlamaları hep gizli, sevdiğine açıktır kahkahaları. Yeri gelir sevdiği için akıtır göz yaşlarını ama saymaz akan damlaları. Sevdiğinin yangınlarına çare olacak sanar gözyaşları. Kendi de yanar farkında bile değildir uzaklara uçuşur kül olmuş parçaları.
    Olmadık yerde hatırlar mı dersin insan sevdiğini.

    Kendi için olmaz aldığı nefesler. Başkası içindir artık kalp atışları. Sayar mı dersin onun adını kaç kere söylediğini. Sayamaz,sevdiğinin adı artık onun yaşam umudu olmuştur. Umutsuz kalan hiçbir şey yaşayamaz. Ölmemek için onun adını kazır yüreğine. Damarlarından sevdiği akar. Her yeri kaplanmıştır. Nereye baksa onu görür. Hep onun kokusudur burnundaki. Hiç korkmaz artık karanlıklardan.
    Sevdalı yalancıdır. Yüreğini kandırır. Eğer şanslıysa kendisi gibi bir sevdalı bulur. Ama genelde sevdalı şansızdır. Yalan yüreklere kapılmıştır. Yanlış yollara sapmıştır. Kaybolduğunun bile farkına varamamıştır daha. Sevdalı için artık geri dönüş yoktur. Uçuruma gittiğini bilir. Düşeceğini görür. Ama yine de atar yüreğini o uçurumdan. Yüreğinin düşüşünü izler ıslanmış gözleri ile. Hiç keşke bile demeden çeker üstüne düşen acıyı.

    Gün gelir yine buluşmak üzere sözleşir uçurumla. İçindeki çocuğun elinden tutar,gözlerini siler. Acısını da alıp geri döner sevdalı. Bir gün geri dönmek zorunda kalmayacağını umut ederek...
#09.08.2016 05:51 0 0 0

  • —Göğün her yerde mavi olduğunu anlamak için dünyayı dolaşman gerekmez.
    Bak, aynı zamanda da baktığını gören ol.
    —Geldiğin zaman boşluk dolduran değil, gittiğin zaman yeri doldurulamayan ol.
    ...—Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.
    —Seni seviyorum derken inanarak söyle.
    —Özür dilerken karşındakinin gözlerinin içine bak.
    —Asla başkalarının hayalleri ile dalga geçme.
    —Derinden ve inançla sev.
    —Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam anlamıyla yaşayamazsın.
    —Anlaşmazlıklarda dürüstçe savaş.
    —İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp, onlar hakkında karar verme.
    —İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.
    —İnsanlara beklediğinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol.
    —Yavaş konuş ama hızlı düşün.
    —Eğer kaybedersen aklını da kaybetme.
    —Üç S yi unutma:
    Sevgi - herkese,
    Saygı - kendine, başkalarına,
    Sorumluluk - Tüm hareketlerin için.
    —Eğer hata yaptığını fark edersen, hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme.
    —Konuşmayı sevdiğin biriyle evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır.
    —Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama.
    —Satır aralarını da oku, bilgilerini paylaş.
    —Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır.
    —Dua et. Büyük güç verir.
    Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır.
    —En iyi ilişkin, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman olacaktır.
    —Şunu bil ki; karakterin senin kaderindir.
    —Sınırsızca sev, her gönülde çiçek olacağına, bir gönülde buket ol.
    —Sevgi için kollarını kapalı tutma, sonra kendinden başka tutacak şey bulamazsın.
    —İçinden ne geliyorsa yap. Doğal ol.
    —Mutluluk, sorunsuz bir yaşam değil, onlarla başa çıkabilme yeteneği demektir.
    —Gülmek için mutluluğu bekleme, sonra tebessüm bile edemezsin...
#09.08.2016 05:46 1 0 0
  • Konu: DuANıZ oLuN
    İnsanların daha merhametli olması için dua ediyorsanız, daha merhametli olun..

    İnsanların daha hoşgörülü olması için dua ediyorsanız, daha hoşgörülü olun..

    İnsanların daha dürüst olması için dua ediyorsanız, daha dürüst olun..

    İnsanların daha cömert olması için dua ediyorsanız, daha cömert olun..

    İnsanların hayvanlara, çocuklara, evsizlere, yağmur ormanlarına,
    tedavisi imkansız hastalıklara yakalanmış olanlara yeniden yardım eli uzatmaya başlamaları için dua ediyorsanız,
    yeniden yardım eli uzatmaya başlayın..

    Bu dünyanın daha sağlıklı olması için dua ediyorsanız, daha sağlıklı olun..

    Bu dünyanın daha barışçıl olması için dua ediyorsanız, daha barışçıl olun...

    Olması için dua ettiğiniz şeyi olun..

    '''
    diyor yazıöyle de...önce kendimizden başlasak nasıL oLur??
#09.08.2016 05:34 0 0 0
  • Beraber akardık sevdanın damarlarında.
    Etiydik, kemiğiydik, bedeniydik aşkın.
    Aşk, biz demekti; bizse sevda...
    Serde serzenişler duyuyorduk gözlerimizle.
    Ağlıyordu kalplerimiz...
    Gözyaşlarımızı toprağa gömüyorduk.
    Dinmiyordu pervasız yakarışlar.
    Geçiyordu günler,haftalar...
    Ve eriyordu bebek yüzün günden güne.
    Sebepsiz yaşıyordum erken ölümü.
    Vakti gelmeden de kayboluyordun ellerimden,
    Sanki şimdi de yaşamıyordun.
    O gün gelip çattığında,
    Kan kırmızıydı gözbebeklerim.
    "Gitme!" diyordum usulca,
    "Beni bırakma!" diye fısıldıyordum kulağına,
    "Benim için kal!" diyordum ellerine sarılırken...
    Olmuyordu.
    Hiçbir şey durduramıyordu gidişini.
    Sen gidiyordun...
    Ve işte o zaman birer çığlığa dönüşüyordu isyanlarım,
    "Neden beeeeen?" diye haykırıyordum,
    "Neden benim yarimi aldın benden?
    Beni de al,beni de götür onun avuçlarında!"
    Hastalığa yenik düşmüş bedenin,
    Gözlerimin önünde toprağa verilirken,
    Sol avucumda bir tutam saçın duruyordu,
    Hastanedeyken dökülen...
#09.08.2016 05:23 0 0 0