YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • ''''Erkekler aglamaz.''''

    ''''Erkekler korkmaz.''''

    ''''Erkekler kari gibi gülmez.''''

    Derken ortalik dul kadindan gecilmiyor. Zira zavalli erkekler genc yasta Hakk''in rahmetine kavusuyorlar.

    Siz hic kapı komsusuna sabah kahvesine gidip karisini cekistiren erkek gördünüz mü?

    Fare görünce bagiran?

    ''''Bu ara sinirlerim zayif'''' deyip habire aglayan?

    Oysa onlar da kadinlarla ayni duygulara sahip olarak geliyorlar dünyaya.

    Lakin daha ilk gün ayaklarina mavi patik giydirmek suretiyle ''''Agir ol bakalim!'''' diyoruz.

    ''''Ne alakasi var mavi patikle?'''' demeyin. Mavi soguk ve ciddi bir renktir.

    Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf degildir o patiklerin rengi.

    Düsünülmüs tasinilmis secilmistir.

    Ayaga giydirildigi anda kulaga sunlar fisildanmis demektir: Sen erkeksin.

    Erkek olmanin gerekleri vardir. Ömrünün sonuna kadar bunlari yerine

    getirmekle yükümlüsün. Ömrünün süresi ise catlama kat sayina bagli. Icine ata ata ne kadar

    yasayabilirsen artık. Bize sorarsan pek uzun sürecegi kanaatinde degiliz.

    Dikkat edecegin husus en dramatik hallerde bile mavi patikli oldugunu unutmamandir.


#12.08.2016 18:29 1 0 0
  • noimage
    Renklerin hayatınızdaki yerini yeniden gözden geçirin. İşte renkler ve sembolik anlamları!

    Günlük hayatımızın içerisindeki renklere dikkatlice baktığımızda anlamlarını keşfedebiliriz. Renkleri kullanarak giyiniyor, günün her anında evimizin ve doğanın içerisindeki renklerle iç içe yaşıyoruz.

    Hayatımızın içerisindeki renkler ruh halimizi etkilemede son derece güçlü. Bazı renkler hoşumuza giderken, bazıları ise pek çekici ve hoş görünmüyor.

    Her renk kendi içerisinde farklı bir sembolik anlam taşıyor. İşte renkler ve sembolik anlamları.

    Renklerin anlamları üzerine düşünürken siyah aklımıza bir renk olarak gelmiyor. Bildiğimiz gibi renk çizelgesindeki tüm tonların karışımı olan siyah, özellikle batı ülkelerinde ölüm zamanlarında yas tutmak için giyilir.

    Son zamanlarda ölüm çağrışımının dışında gelinliklerde de kullanılmaya başlanan siyah, ciddi bir renktir. Şık davetlerin resmi rengi olan siyah, gizemi, seksi , güç ve zarafeti çağrıştırır.

    Beyaz rengi düşündüğünüz zaman aklınıza saflık ve barış gelmiyor mu?

    Beyaz eskiden yalnızca düğün ve spor müsabakalarında kullanılırken son zamanlarda sokak modasındaki baştan aşağı beyaz giyinilen stillerle de günlük hayatımıza da dahil oluyor.

    Tevazu, sadelik ve temizliği sembolize eden beyaz, meditasyon yaparken kullanılır. Ayrıca beyaz kanvas insanların yaratıcılıklarını ortaya koydukları bir obje olmasıyla bilinir.

    Altın rengi olan dore, zenginlik ve birlik göstergesidir. Hanedanlıklar ve İmparatorlarla bağdaştırılan parlak altın rengi, güneş ışınlarını yansıtır. Güç, cesaret ve lüks de sembolize eden altın, Tanrıların rengi olarak bilinir.

    Eğer cesaretinizi arttırmak istiyorsanız altın rengini meditasyon yaparken kullanabilirsiniz.

    Sinir sistemini güçlendiren parlak altın rengi, fiziksl sağlığı da sembolize eder.

    Kişisel gücünüzü ve içinizdeki başarma azmini yükseltmek istediğiniz zamanlarda bu rengi kullanabilirsiniz.

    Tıpkı altın rengi gibi gümüş de zenginlik ve sağlığı sembolize eder. Gümüş rengi dişiliği, Ay'ı' yaratıcılık gücünü temsil eder ve bu özellikleriyle altın renginin tam karşıtıdır.

    Hassas enerjileri ve ruh halini ortaya çıkaran gümüş rengi, çevresindeki gizemli şeyleri temsil eder.

    Aydınlatıcı, dengeleyici ve havalı bu renk bilim, gelecek ve teknolojiyle bağdaştırılır.

    Mor rengin geleksel anlamı asalet ve soyluluktur. Gizemli diyarların da sembolü olan mor, tıpkı yah gibi yas tutarken kullanılan 2.renktir.

    Morun indigo tonları kişisel farkındalık, bilgelik ve bilinci temsil eder.

    Negatif anlamlara da sahip olan bu renk zalimliği de sembolize eder.

    Sevgiyi, yumuşaklığı, duyarlılığın ve şefkat duygusunu temsil eden pembe feminen bir renktir ve kadınlarla bağdaştırılır.

    Son dönemlerde pembe kurdeleler meme kanseri farkındalığı kampanyalarının sembolü haline geldi.

    Çocukluk döneminin saflığını sembolize eden pembe, negatif olak azimsizliğin ve zayıflığın belirti olsa da siyah gibi renklerle birlikte kullanıldığında güçlü etkiler yaratır.

    Kendini güçlü hissetmediğiniz günlerde kırmızı rujunuzu sürebilirsiniz. Kırmızı ilkel dürtüler ol sevgi ve güvenlikle bağdaştırılır ve temel çakranın rengidir.

    Kişisel güvenliğinizi ve gücünüzü arttırmak istediğinizde kırmızı rengi gözünüzün önüne getirin ve meditasyon yapın.

    Çin kültüründe kırmızı renk şans ve iyi talihle ilişkilendirilir.
#12.08.2016 18:17 0 0 0
  • Hayat Kıskanç Bir Kadın Gibi;
    Her şeyi yarım yaşıyormuşuz gibi geliyor bazen. Mutlulukların tadı hep damağımızda kalıyor. Başımıza gelen tüm felaketleri, iki gecelik gözyaşıyla dindiriyoruz. Çabuk unutuyoruz olup biteni ve bazen, hüznü yaşamayı bile beceremiyoruz.

    Oysa hayat, ardımızı toplayan, bıraktığımız yarımlarımızı eteğinin altına saklayan kıskanç bir kadın gibi bekliyor bizi. Biriken pişmanlıklarımıza son bir damla daha ekleniyor bağıra çağıra. O yüzden, en küçük hatalarımızla bile baş edemiyoruz zaman zaman. Hayat yüreğimize öyle bir sevda üflüyor ki boğazından, ciğerimiz, kalbimiz ve bize ait olan her şey ona koşuyor, kusursuz bir teslimiyetin en temel direği oluyor ruhumuz.

    Sonra sönüyor ışıklar yavaş yavaş, sevdanın üzerine konduramadığımız tozlar, gittikçe daha da belirginleşen kara lekelere dönüşüyorlar. Geçiyor o ilk hevesler, o ilk öpüşler ve daha kaç ilkimize bulaşmışsa o kıskanç kadının nice eseri. Aklımızı esirgediğimiz gerçek yaşamın üzerinde, gömleğin kolundaki ikinci ütü izi gibi eğreti duruyoruz. Süzgecin altında bıraktığımız yarımlarımız, posasındaysa yaşadıklarımız kalıyor sadece.

    Bugünlerde herkes, gitmekten bahsediyor. İşlerini öylece bırakanlar, sevgilerine özlem katmaya çabalayanlar, anlatmayanlar, anlaşılmayanlar... herkes... Sevdiğim bir dostum, boğazıma kadar dayandı her şey, diyor.
    Yüreğimdeki 'gidecek' listelerim her gün daha da çoğalıyor. Kendimi o listede görür müyüm diyerek, açıp açıp yüreğime bakıyorum sürekli. Ne zaman karşıma çıkıp eteğini sallasa o kıskanç kadın, kendi kendime bir kez daha soruyorum: gitmeli miyim?
    Bence gidişler, dönüşünüzü 'ben geldim' dediğinizde sevinçle boynunuza sarılan sevdiklerinizle şenlendirmedikçe, bir anlam taşımazlar.

    Bugün tekrar yüreğime bakacağım, elvedaların yerini merhabalar almışsa eğer, gitmemek için bir nedenim daha olacak ve ben o nedenden sımsıkı tutunup burada kalacağım. Savaşmadan, hesap sormadan, isyan etmeden... Sadece ve sadece yaşamak için!
#12.08.2016 18:03 0 0 0
  • Avustralya Sidney'deki bir alana 3604 fincan kahve ile Mona Lisa tablosu oluşturuldu.
    Kahvelere farklı miktarda süt tozu eklenerek esere uygun gölgelendirmelerin verilmesi de,
    tabloyu görenlerde hayranlık uyandırıyor

    noimage
    noimage
#12.08.2016 14:03 0 0 0
  • noimage

    Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

    Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,

    Dağlara dönmeli yüzünü insan.

    Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;

    Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak

    Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!

    Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,

    Kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

    Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,

    Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
    Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
    Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

    Değerli olabilmeli hayat!

    İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!

    Başkasının yerine koyabilmeli kendini;

    Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!

    Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
    Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
    Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

    Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...

    Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

    Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
    Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...

    Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
    Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
    Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...

    Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;

    Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

    Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

    Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı
#12.08.2016 13:53 0 0 0
  • noimage
    Birini Kırmak...
    Bazen insan, istemeden, bilmeden hayatında en değer verdiği kişiyi kırar.
    Bilirsiniz.
    Pişmanlığı fayda etmez.
    Geriye dönemez.
    Acı verir.
    İçi acır.
    Kırmıştır, kırılmıştır.
    Göze alamayacağı şey yok zannettiği bir dostluğu, bir sevgiyi belki bir birlikteliği parçalamıştır.
    Güzelim Çin vazosu kırılmıştır.
    Yapıştırırsın su sızdıracağını bile bile,
    Bakmaya kıyamadığın, artık yaralıdır.
    Ağlamak istersin, ağlayamazsın,
    Bilsen gözyaşların bir şeyleri tamir edecek, belki de seller akıtırsın, ama gözyaşları iyi bir yapışkan değildir, bu yüzden o yaşlar içinde erir gider.
    Kalbin acır, ama elinden bir şey gelmez.
    Yalvarırsın günlerce, belki de düne kadar varlığını bile reddettiğin yada sonsuz inandığın tanrıya, bir şans, ne olur bir şans daha diye.
    Sevdiğinin bir gülüşüne, bir nidasına, sana taktığı bir sıfata yerlere kapanmaya hazırsındır. Oysa o sessiz kalır.
    Sessizliği üstelik sessiz bir sessizlik değildir.
    Konuşur seninle, sohbet eder, seni, yaşamı paylaşır.
    Ama sessizdir işte.
    Anlarsın.
    Uzaktır, uzaklaşmıştır.
    Geri getiremezsin.
    Dokunamazsın.
    Bir mucize beklersin. Bir adım, bir gülüş, bir sıcaklık, tıpkı eskiden kalan ama eskimeyen bir yakınlık.
    Ve eğer içindeki çocuğu öldürmemişsen, belki o mucize gerçekleşiverir.
    Kırılgan ama eskisinden daha sağlam, yeni bir başlangıç yaparsın......
#12.08.2016 13:48 0 0 0
  • Bilim dünyası ilginç bir araştırmaya daha imza attı. İnsanlığın en önemli gizemlerinden biri olan ölümle yaşam arasında gidip gelme sırasında yaşananlar bilimsel bir bakışla yeniden gündeme geldi.
    Ölüm anında insanların bilincinin ne kadar açık olduğunu ve o saniyelik zaman sürecinde neler gerçekleştiği araştırıldı. Araştırmanın sonucunda ölümün tek bir ana ait bir şey olmadığı, devam eden bir süreç halinde gerçekleştiği ortaya çıktı. Yani 'Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti!' lafının doğruluğu bir anlamda kanıtlanmış oldu.

    'Ölüm Sonrası Aslında Ne olur' kitabının yazarı Doktor Sam Parnia ve ölüm sonrası 'bilinci' inceleyen uzmanlar, bir an için öbür dünyaya yolculuk eden insanların anlattıklarına bilimsel açıklamalar getirmeye çalışıyor.
    Acil müdahale sırasında bilinçlerinin açık ve olan bitenden haberdar olduklarını belirten hastaların ifadeleri için Doktor Parnia, bu tür durumların ölüm sonrasını öğrenmekten öte doktorlara acil müdahale pratiği yapma şansı verdiğine inanıyor.

    Yukarıdan izleme:
    Geri dönüş yaşayanların yüzde 10 ila yüzde 20'sinin, bilinçlerinin sürekli açık olduğunu, bir kısmının ise acil müdahale esnasında sağlık görevlilerini yukarıdan kendilerini izlediğini söylediğini belirten Dr. Parnia şöyle devam ediyor: "İnsan öldüğünde beyindeki kan dolaşımı da duruyor ve beyin fonksiyonlarını yerine getiremiyor, bu sebeple bilincin açık olma durumu her ne kadar gerçekliğini yitirse de doktorların kan dolaşımını tekrar başlatacak mucizevi bir müdahalede bulunmaları az da olsa bilinç durumunu tartışılabilir hale getiriyor." Bilim genel bir ifadeyle nabzın durmasıyla birlikte ölümün de gerçekleştiğini açıklıyor, fakat bilimsel araştırmaların asıl ilgilendikleri kısım, kalbin durması ve hücrelerin ölmeye başlamasından sonra gerçekte beyinde nelerin gerçekleştiğini öğrenebilmek.
    Örneğin nabzın durmasıyla birlikte oksijen miktarının ne ölçüde ve ne hızda değiştiği ölüm süresini belirleyen önemli bir etmen.

    Standart Ölüm anında yaşananlar:
    Bilim dünyası ilginç bir araştırmaya daha imza attı. İnsanlığın en önemli gizemlerinden biri olan ölümle yaşam arasında gidip gelme sırasında yaşananlar bilimsel bir bakışla yeniden gündeme geldi.
    Ölüm anında insanların bilincinin ne kadar açık olduğunu ve o saniyelik zaman sürecinde neler gerçekleştiği araştırıldı. Araştırmanın sonucunda ölümün tek bir ana ait bir şey olmadığı, devam eden bir süreç halinde gerçekleştiği ortaya çıktı. Yani 'Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti!' lafının doğruluğu bir anlamda kanıtlanmış oldu.

    'Ölüm Sonrası Aslında Ne olur' kitabının yazarı Doktor Sam Parnia ve ölüm sonrası 'bilinci' inceleyen uzmanlar, bir an için öbür dünyaya yolculuk eden insanların anlattıklarına bilimsel açıklamalar getirmeye çalışıyor.
    Acil müdahale sırasında bilinçlerinin açık ve olan bitenden haberdar olduklarını belirten hastaların ifadeleri için Doktor Parnia, bu tür durumların ölüm sonrasını öğrenmekten öte doktorlara acil müdahale pratiği yapma şansı verdiğine inanıyor.

    Yukarıdan izleme
    Geri dönüş yaşayanların yüzde 10 ila yüzde 20'sinin, bilinçlerinin sürekli açık olduğunu, bir kısmının ise acil müdahale esnasında sağlık görevlilerini yukarıdan kendilerini izlediğini söylediğini belirten Dr. Parnia şöyle devam ediyor: "İnsan öldüğünde beyindeki kan dolaşımı da duruyor ve beyin fonksiyonlarını yerine getiremiyor, bu sebeple bilincin açık olma durumu her ne kadar gerçekliğini yitirse de doktorların kan dolaşımını tekrar başlatacak mucizevi bir müdahalede bulunmaları az da olsa bilinç durumunu tartışılabilir hale getiriyor." Bilim genel bir ifadeyle nabzın durmasıyla birlikte ölümün de gerçekleştiğini açıklıyor, fakat bilimsel araştırmaların asıl ilgilendikleri kısım, kalbin durması ve hücrelerin ölmeye başlamasından sonra gerçekte beyinde nelerin gerçekleştiğini öğrenebilmek.
    Örneğin nabzın durmasıyla birlikte oksijen miktarının ne ölçüde ve ne hızda değiştiği ölüm süresini belirleyen önemli bir etmen.

    Bir adamın hikayesi:
    Araştırmacılar, dinsel ve felsefi tartışmaların veya geri dönüş hikayelerinin de insanların bu şekilde düşünmelerine ve hissetmelerine neden olduğunu söylüyor.
    Bilinen önemli olaylardan biri de 20 yıl önce baptist bir başkanın başına gelen talihsiz bir kaza sonucu yaşadıkları. Ölümcül bir kaza geçiren Don Piper’ın bedeninde yaşama belirtisi bulamayan sağlık görevlileri, uzman bir doktorun gelmesini beklemek üzere cesedin üzerini örttüklerini ve bir rahibin Don’un başında dua ettiğini söylüyor. Bir süre sonra, Don’un da rahiple birlikte duaya eşlik ettiğine inanamayan görevliler ,Don Piper'ın yaklaşık 1 saat kadar ölüm halinde bulunduğunu belirtiyor.
    Başından geçenleri sonrasında bestseller olan "Cennet'te 90 dakika" adlı kitabında anlatan Don, daha önce dünya da hiç işitmediği şarkıları duyduğunu, diğer inananları gördüğünü ve sadece iyi şeyler düşündüğünü anlatıyor.

    Yeni bir bilim dalı mı?
    Doktor Parnia’ya göre, bu tür hikayelerin mistik oluşundan ve yapılan araştırmaların uyandırdığı meraktan öte, ölüm sonrası yaşanan tecrübelerin, doktorlara acil müdahale esnasında sağladığı faydalar daha gerçekçi: "Bu tür araştırmalar, insan aklı ve bilinci hakkında önümüze daha geniş ve daha nesnel bir alan açıyor, hatta yeni bir bilim dalı bile doğuyor olabilir böylelikle hastalara daha çok yardımcı olabiliriz. Dahası, bu çalışmalar, ölüm esnasında insan aklını ve yapısını incelemek isteyen fizikçiler için fevkalede veriler sunuyor." Avrupa ve Amerika'da yaklaşık 25 hastane 'bilinç' araştırması için çalışma yapıyor, fakat Doktor Parnia'nında eklediği gibi bu tür incelemeler bir gecede sonuç verebilicek türlerden değil ve en azından 3 yıl daha tahmin edilebilir analizler yapmaya mahal vermiyor.

#12.08.2016 12:17 1 0 0
  • noimage

    bizim duygularımız betonlar kadar katılaşmış
    ne yağmur işliyor bize
    ne de bahar
    boşuna yağıyorsun yağmur
    betonlara cemre düşmez ki...
#12.08.2016 12:07 0 0 0
  • Konu: CESARET
    noimage

    Hayat denilen oyunda
    İkimize de aynı harfler verilmişti.
    Sen esaret yazabildin…
    Ben ise bir joker hakkı istedim hayattan
    C harfini alıp büyük harflerle CESARET
    Yazdım…
#12.08.2016 12:02 0 0 0
  • İSMİNİ YAZ..... PENGUENLER İSMİNİ KARA YAZSIN

    noimage

    Buradan:
    http://www.star28.net/snow.html
#12.08.2016 11:54 0 0 0
  • noimage
    Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim. Tanrı "Hayır. Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, senin bırakabileceğin bir şeydir." dedi.

    Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim. Tanrı "Hayır. Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, o geçici bir şeydir." dedi.

    Tanrıdan bana sabır vermesini istedim. Tanrı "Hayır. Sabır büyükacılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir. Sabır verilmez, hak edilir." dedi.

    Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim. Tanrı, "Hayır. Ben sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana bağlı." dedi.

    Tanrıdan beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim. Tanrı "Hayır. Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini
    anlamanı, onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar." dedi.

    Tanrıdan ruhumu olgunlaştırmasını istedim. Tanrı "Hayır. Kendi kendine olgunlaşmalısın, ama meyvelerini alman i çin
    yardım edeceğimden emin olabilirsin." dedi.

    Tanrıdan hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim.
    Tanrı, "Hayır.Ben sana hayatı vereceğim, böylece hayata dair her şeye sahip olabilirsin." dedi.

    Tanrıdan, tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim.

    Tanrı şöyle dedi: "Ohhh! Nihayet do ğru bir şey istedin."Ruhu olgunlaşmamış bir kul tanrıya hep "ver bana..." ile biten dualar eder, olgunlaşmış bir ruh ise "vermemi sağla..." diye bitirir dualarını..

    "Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir"
#12.08.2016 10:50 0 0 0
#12.08.2016 10:42 0 0 0
  • noimage

    Bir kez geçer, bir insan karşı’ya,
    Ondan sonra artık her şey karşı’dır...
#12.08.2016 10:25 0 0 0
  • noimage
    Çay'ı Çok Sevdiğimi Söyleyince , Yaşlı Bir Teyze Anlattı Geçenlerde
    Bak Evladım Diye Başladı Söze:

    Çayın Alt Demliği Evdeki Kaynanadır ; Devamlı Kaynar Durur.
    Üst Demlik Evdeki Gelindir; Alt Demlik Kaynadıkça O Olgunlaşır, Demlenir.
    Gelinin Kocası İse Bardaktır ; Biraz Kaynana Doldurur Onu Biraz Da Gelin.
    Çocuklar Çayın Şekeridir ; Tat Verir.
    Görümce İse Çay Kaşığıdır ; Arada Bir Gelir Ve Karıştırır Gider.
    Kaynataya Gelince; O Da Bardak Altıdır; Dökülenleri Bir Araya Toplar.
    Çay Deyip De Geçmemek Lazım Demek Ki...
#12.08.2016 07:07 0 0 0
  • noimage
    Ne kadar kırıldığınız, hırpalandığınız, kandırıldığınız ya da üzüldüğünüz değil
    bunlara nasıl tavır aldığınız ve yıkılmamak için çabalarınız ve uğraşmalarınız sizi güçlendirir.
    O sebeple size değer vermeyenlere değil kendi başarınıza borçlusunuz gücünüzü.
#12.08.2016 07:04 0 0 0
  • Ülkemizde ve dünyada her yıl binlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olan ve kurtuluşu olmayan bir bağımlılık yapan uyuşturucuların içerisinde hangi maddeler var? Kullanıldığı anda neler yaşanıyor? Kullanılan uyuşturucular kişiye nasıl hissetiriyor ve sonrasında ne tür kalıcı hasarlar bırakıyor?

    Bunların hepsinin cevabını bulabileceğiniz bu galerimizi okuduktan sonra, eşinizi, dostunuzu çocukları edineceğiniz bilgi birikimiyle daha tatmin edici bir şekilde uyarabilirsiniz.
    Ekstazi (Extasy):
    Kalıcı Hasarları: Bu uyarıcı uyuşturucuyu kullananların beyninde sinir zehir etkisi yaramaktadır.
    Bu da ekstazi kullanan kişilerin depresyona olan eğilimleri arttırır, odaklanma yeteneği oldukça zayıflatır ve hafıza ciddi anlamda zarar görür.
    Meth (Kristal):
    Kalıcı Hasarları: Uzun vadede kullanımı ise tam anlamıyla facia olmaktadır. Ömrünüzü yüzde 80 azaltmış olmakla beraber çıban-damar zehirlenmesi, kan hastalıkları, akciğer hastalıları, cilt lekeleri, diş yapısındaki bozulmalar, beyin felci, beyinsel fonksiyonlarda azalma, sanrılar göreme, paranoya gibi bir çok kalıcı hasar bırakmaktadır. Sinir uçlarını emerek mutluluk hormonu salgılattığı için bir süre sonra sinir uçları körelir ve normalde keyif veren şeyler bir zaman sonra mutluluk hissettirmemeye başlar.
    Esrar (Haşiş):
    Kalıcı Hasarları: Nefes hastalıkları en sık görülen kalıcı hasarlarından birisi olmaktadır. Bunun yanında erkeklerde sperm sayısının ve cinsel isteğin azalmasına yol açar. Aşırı derece bağımlılık yaptığından dolayı psikolojik hastalıklar meydana gelmesi kaçınılmazdır. Sosyal ortamlardaki bozuklular da bu uyuşturucunun kullanımıyla doğru orantılı olmaktadr.
    Kokain:
    Kalıcı Hasarları: Akabinde uyku bozukluklukları, cinsel iktidarsızlık, kasılmalar ve sanrılar görme, beyin felci ve böbrek yetmezliği de zamanla bu uyuşturucunun etkileri olmaktadır. En gözle görülür hasarı ise burundan çekildiği için burun iç zarına ve semptomunun çökmesine sebebiyet verir.
    Speed (Uyarıcı):
    Kalıcı Hasarları: Kalıcı hasarları met (meth) ile aynı özellikleri taşımaktadır. Hızlı yaşlandırma, aşırı kilo kaybı, saldırganlık, sanrılar görme, davranışsal ve duyusal bozukluk olarak sıralayabiliriz. Bu uyarıcıyı beyazlatmak için kimyasal detarjanlar kullanılmaktadır. Bunun için de cilt ve diş yapısı bozukluğu, saldırgan haller davranışsal anormallikler içindeki kimyasalların fizyolojik ve psikolojik etkilerinin göstergesidir.
    GHB (Uyuşturucu):
    Kullanıldığı Anda Etkileri: Aşırı sevinç, arzu verici, etkileri olan GHB, rahatlatıcı etkisiyle de bilinir. Doz aşımı olduğunda baygınlık, kusma ve aşırı kasılmalar gözlemlenir. Sıvı olmasından dolayı alkolle karıştırılır. Fakat bu uyuşturucu alkolle karıştırdığı takdirde içenin yaşama şansı bir mucize sayılmaktadır. Uyuşturucunun en belirgin özelliği ise sese, ışığa aşırı duyarlılık ve tepkilerin durgunlaşması olmaktadır.
    Eroin:
    Kalıcı Hasarları: Kalıcı hasarları başta kadın ve erkekte kısırlık olmakla birlikte, bellek bozukluğu yaratmaktadır. Genelde bu maddenin saf hali bulunamadığından dolayı içine karıştırılan kimyasallardan dolayı öldürücü bir madde olmaktadır. İlacın belirli bir süre kullanımından sonra damar enfeksiyonları, tetanos, apse, kalp, karaciğer, akciğer ve beyinde çok ciddi hasarlar bırakmaktadır.
    Yatıştırıcı (Depresanlar):
    Kalıcı Hasarları: Yatıştıcılar genel olarak uyuşturucuların yan etkilerini hissetmemek için kullanılmaktadır. Doktor gözetiminde verilen yatıştıcıların da aşırı dozda alınmasıyla beraber koma veya ölümle karşılaşmak kaçınılmaz bir son olmaktadır.
    LSD (Asit):
    Kalıcı Hasarları: Beyinde ve psikolojide kalıcı hasarlar verebilir. Özellikle melankolik kişiler LSD aldığı zaman çoğunlukla "bad trip" denilen aşırı melankolik sürece girerler ve bu da psikolojilerinde kalıcı hasara sebebiyet verebilir. Öte yandan LSD alıp ne yaptığını bilmeyerek uçacağını zannederek camdan atlayan, kör olana kadar güneşe bakan veya cinayet işleyen vaka sayısı da oldukça fazladır.
#12.08.2016 06:40 0 0 0
  • Gerçekte fil hastalığı, tropikal bölgelerde görülen bir asalak hastalığıdır. Ancak, ona benzeyen başka belirtiler de aynı adla anılmaktadır. İnsanı öncelikle adıyla ürküten fil hastalığı (elefantiyazis), tropikal bir hastalıktır. Ama lenf yollarının tıkanmasına bağlı başka şişmelere de aynı ad verilmektedir. Lenf damarları yoluyla büyük miktarlarda su ve artık madde dokulardan uzaklaştırılır. Gerçek fil hastalığına yani asalak kökenli olanına Batı ülkelerinde pek rastlanmaz. Zaman zaman görülen vakalar, lenf sisteminin kanser hücreleriyle tıkanması ya da radyoterapi sonucu hasara uğramasından kaynaklanan durumlardır.

    Nedenleri

    Tropikal ülkelerde hastalığın nedeni asalak solucanlardır. Bu solucanların çeşitli türleri vardır, ama en sık rastlanılanı Wuchereria Bancrofti'dir. Solucanın insan bedenine giriş yolunu kavramak için yaşam çevriminin bilinmesi gerekir. Solucan, çoğalmak için yumurta bırakır. Bunlar, "larva" denen küçük, gelişmemiş biçimlere dönüşür. Larvalar, sivrisineklerle taşınır ve sineğin soktuğu insanlara geçerler. Daha sonra lenf sistemine yönelirler ve orada gelişip erişkin solucanlar haline gelirler. Erişkinler bir yıl kadar süren bir dönemden sonra kana da karışabilirler. Ancak, asıl hasar yaptıkları yer lenf yollarıdır. Solucanlar genellikle lenf damarlarını tıkayıp iltihaba yol açarlar. Sonuç olarak da, genellikle bacakların alt kesiminde ve üreme organları çevresinde ağrılı şişlikler ortaya çıkar. Hastalığa neden kanser ise, şişliğin nedeni kanser hücrelerinin lenf damarlarını tıkamasıdır. Radyoterapide (kanser tedavi yöntemlerinden biri) ise, damar tıkanıklığından çok, doku hasarı ön plandadır. Ama, sonuç aynıdır.

    Tedavi

    Rahatsızlık verici olmakla birlikte, tropikal fil hastalığı, yaşamı tehdit edici bir hastalık değildir. Solucan "dietil - karbamazin" adlı bir ilaçla yok edilebilir. Şişliğin inmesi için de, bacak yükseğe kaldırılır ve lenf sıvısının tıkanıklığı aşması için varis çorapları kullanılır. Sıcak ülkelerde fil hastalığının kökünü kazımanın en etkili yöntemi, larvaları taşıyan sivrisineklerin yayılmasını ve üremesini önlemektir. Tehlikeli bölgelere yapılan gezilerde sivrisineklere karşı cibinlik altında uyumak ve böcek ilacı kullanmak gibi önlemler alınmalıdır.
    noimage
#12.08.2016 06:30 1 0 0