BİZ, binde bir karşımıza çıkan dostluk,arkadaşlık,sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?Akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuzadolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollaradayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu? Değerinibiliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizihep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına ,bir yenisine ertelerken hayat yanımızdangeçip gidiyor mu?
Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken birgün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katmıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımızarkadaşlıkların, eskimeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün.
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kitlenir.Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları 'BIRGÜN'' geçmişte kalmıştır; oysa, hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip Nasıl olsa ileride birgün tekrar karşıma çıkar '' dediğinizdir.Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
Mustafa Kemal arkadaşlarıyla birlikte Bingazi'ye gidiyordu. Trablusgarp Savaşı'na katılacaktı. Yolda bir Bedevi'ye rastladılar. Bu adam, el falından çok iyi anladığını söyleyerek, genç subayların fallarına bakmayı teklif etti. Hepsi avuçlarını gösterdiler, talihlerini öğrenmek istediler. Sıra Mustafa Kemal'e gelmişti. O, ya fala inanmıyor, yahut bir Bedevi'nin kehanetine itimat etmiyordu. Bununla beraber, arkadaşlarının ısrarlarına dayanamadı, elini uzattı.
Sarışın Subay'ın yumuşak elini sert avuçlarına alan Bedevi, bu elin çizgilerine bakar bakmaz, yerinden fırladı, ayağa kalktı ve büyük bir heyecanla: "Sen Padişah olacaksın!" diye bağırdı. "Padişah olacaksın ve 15 yıl hüküm süreceksin!" Gülüştüler, Bedevi'yi bırakıp yollarına devam ettiler. Aradan yıllar geçti. Mustafa Kemal, Türkiye Devleti'nin Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyetin 14. yılında hastalandı. Karaciğerinin şiştiğini görenler: "İçme Paşam!" diye yalvardıkları zaman, O, Bingazi yollarındaki falcı Bedevi'yi hatırlayarak güldü: "Arap vaktiyle söylemişti" dedi. "Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek!" ve ilave etti: "Hesapça bu son senemizdir!"
Mustafa Kemal gibi düşünebilmek; işçisiyle, memuruyla; öğrencisiyle, öğretmeniyle; genciyle, yaşlısıyla Mustafa Kemal gibi düşünebilmek…
Medeniyet yolunda ilerlediğimiz 21. yy ‘da ileriyi görebilen ve daha ileriye gitmeyi amaçlayan, yeni nesiller yetiştirmek, Mustafa Kemal gibi düşünebilmenin ilk adımıdır.
Bu adımı atarken, yeni neslin geçmişini iyi bilmesi ve özümsemesi gerekmektedir. Bunun içindir ki her fert üzerine düşen sorumluluğun bilincinde olmalıdır.
Gerçekte ülkenin yönetimini devralacak, geleceğimizi yönlendirecek, medeni ve saygın bir millet olma bilincini daha da pekiştirecek olan biz gençler, Ulu Önder Atatürk ‘ün İlke ve İnkılaplarının ışığında ilerleyeceğiz.
Aynı çağda yaşayan, gerek kendi milletleri, gerekse dünya için endişe ve korku kaynağı olan bazı liderler, bu gün ya unutulmuş ya da kötü miraslarıyla anılır olmuştur. Atatürk ise, sevgi ve saygı uyandırarak Türk milletini çağ ile tanıştırmaya gayret edip varlığını teminat altına almaya yönelmiştir.
Yalnızca 10 Kasımlar değil, düşünce ufkumuzda Atatürk ‘ün mücadele azmi, bizlere yüklediği sorululukları ve gösterdiği hedefler asla unutulmamalıdır.
Ülkemizin en zor anında bile düşünüp ortaya koyduğu milli hedef ve stratejilerin hatırlanması, bu tür çabaların anlam ve değerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.
Ancak bu şekilde ulu önderin kutsal emanetini gelecek çağlara ve nesillere ulaştırabiliriz.
Ünlü bir devlet adamının dediği gibi ‘Atatürk gibi insanlar, bir nesil için doğmadıkları gibi, belli bir devre için de doğmazlar; onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihlerinde hüküm sürecek insanlardır.’
10 KASIM
Yıl otuz sekiz On Kasım Perşembe
Hatırdan çıkmayacak bir sonbahar.
Sarsılıyor İstanbul yedi tepe,
Yaman esmiş Dolmabahçe’de rüzgar.
Gerçek olamaz, olsa olsa bir düş,
Dokuzu beş geçe Atatürk ölmüş.
Böyle toptan bir yas nerede görülmüş,
Beraber ağlıyoruz kurtlar, kuşlar.
Bu memlekete en çok hizmet eden,
Bu aşk ile dağlara gücü yeten,
On sekiz milyonun omzunda giden
Atam, Ankara sırtlarında yatar.
Sizin sevdalarınızda hille var oğul,
Biz kadınımıza yar derdik,
Yar dedikmi baş egerdik,
Hiç etmezdik sayğıda kusur yok,
Hep gece karanlıklarında sevişirdik.
Bizede güneş dogardı oğul,
Hiç şafak sokmedi üstümüze,
Hic bir yar öpüşmrdi gün ortasında,
Ondan diyorumya oğul,
Sizin sevdalarınızda gün ortasında,
Dilim varmıyor utanıyorum,
Söyliyemiyorum.
Bizdede gurbet vardı oğul,
yarimizi tek başına bıraktıkmı,
tek başına sevisırdi geceleri,
Kağıtın kalemin hasyeti vardı yar gibi,
Yar kokardı hasretten öte yar gibi,
Biz sevda ninnileriyle büyüdük oğul,
anne dilinden,
Hoyratlanmamış türkcesiyle türkü kokan,
Şafak aydınlığıyla tan yerini karıştırmayan,
Mas mavi gözlerden çıkan harflere dokunmadan,
Arımız saglam,sözümüz tok,
Bizde hıle hurda yok.
Bizde iki yol yoktu oğul,
Kalple yürek aynı bir oda,
Düşlerimiz yatardı bir yanda,
Diger yanda can dediğimiz,
Uykularımız bölünmezdi bizim,
Gecenin kiymetini,
Gündüzün kıymetine karıştırmadan,
Bir yastık sözünü unutmadan,
Değmeden gözümuz başka göze,
Gözümüz kapanıyor oğul.
Sizin sevdalarınızda hille var oğul,
Ar edebın adına aş koydunuz,
Sevda sözü dilinizden düşmüyorken,
Ar edebi unuttunuz,
Sizi düşünüyorumda oğul
Biz yokken siz hiç yoksunuz….
Ne yakut köşk isterim ne de sırça bir konak
Gönlümün sultanı ol mekan kur hep bende kal
Dilerim ki ey güzel bana yazar seni hak
Seni sensiz yaşamak bilsen ki ah ne zor hal..!
Başka bir şey istemem varlığına muhtacım
Sensin gönül sultanım sensin benim baş tacım
Senin le hep vuslata ermek dir tek amacım
Duy sesimi ne olur duy da beni benden al..!
Şu dünya da seninle mutlu olmak var iken
Sensizliktir ey güzel benim boynumu büken
Kırma beni ne olur benim bak hasret çeken
Şu yanan yüreğime gel de dokun muştu sal..!
Sal ki pası silinsin kalmasın tek bir ukde
Bu izmirli emrine, her an hazır amade
Doldur aşk şarabını uzat ver bade bade
Yeşersin gönülde aşk çiçek açsın hep dal dal..!
Bilim insanları 'pentakuark' adı verilen yeni bir atom altı parçacığı keşfetti
:
İsviçre'de bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın uzmanları, Higgs Bozonu'ndan sonra "pentakuark" adı verilen
yeni bir parçacık keşfettiklerini duyurdu. Bilim insanları pentakuark parçacığının varlığını 1960'lı yıllarda tahmin etmişti.
Ancak daha önce bulunan Higgs Bozonu parçacığı gibi onun varlığı da ancak onlarca yıl sonra,
Büyük Hadron Çarpıştırıcısı sayesinde kanıtlandı...
-------
Laboratuvarda insan beyni üretildi:
-Bilim insanları, laboratuvar ortamında, neredeyse insan beyni formunda bir beyni yaratma denemelerinde başarılı oldular.
------
Uzaktan kumandayla beyin kontrolü gerçekleştirildi.:.
St. Louis'deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi, Illinois Üniversitesi ve Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacıları, beynin derinliklerindeki nöronların yapısını ve işleyişini anlamak için ilaçları doğrudan dokuya enjekte etmekte kullanılacak, uzaktan kumandayla kontrol edilebilen bir beyin implantı geliştirdi. Amerikalı bilim insanları, geliştirdikleri bu implant sayesinde farelerin hareketlerini uzaktan kumandayla kontrol edebilmeyi başardı.
-------------
-----Kök hücreden atan kalp dokusu elde edildi:.
ABD'li bilim insanları, kök hücreden büyüyen ve atan kalp dokusu üretti. Elde edilen dokular, doğuştan kalp hastalıklarının tedavisinde bilim insanlarına yardımcı olacak...
------------
------Amerika'daki Türk bilim insanı, cilt kanserini 10 saniyede teşhis eden cihaz geliştirdi:
1. Bilim insanları 'pentakuark' adı verilen yeni bir atom altı parçacığı keşfett
İsviçre'de bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın uzmanları, Higgs Bozonu'ndan sonra "pentakuark" adı verilen yeni bir parçacık keşfettiklerini duyurdu. Bilim insanları pentakuark parçacığının varlığını 1960'lı yıllarda tahmin etmişti. Ancak daha önce bulunan Higgs Bozonu parçacığı gibi onun varlığı da ancak onlarca yıl sonra, Büyük Hadron Çarpıştırıcısı sayesinde kanıtlandı.
2. Laboratuvarda insan beyni üretildi
Bilim insanları, laboratuvar ortamında, neredeyse insan beyni formunda bir beyni yaratma denemelerinde başarılı oldular.
3. Elektrikli arabaların seyir halindeyken şarj olabilecekleri yol yapıldı
İngiltere’de uygulaması sene sonu başlatılacak elektrikli arabalar için şarj yolları, elektrikli arabaların yaygınlığını arttırarak fosil yakıtlı araçları tarihin tozlu sayfalarında bırakmayı planlıyor. İngiltere Karayolları tarafından geçen hafta yapılan açıklamaya göre, elektrikli araçlar için şarj şeritleri, 18 aylık çalışmanın ardından ilk fizibilite çalışması ile deneme aşamasına geçecek.
4. Uzaktan kumandayla beyin kontrolü gerçekleştirildi.
St. Louis'deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi, Illinois Üniversitesi ve Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacıları, beynin derinliklerindeki nöronların yapısını ve işleyişini anlamak için ilaçları doğrudan dokuya enjekte etmekte kullanılacak, uzaktan kumandayla kontrol edilebilen bir beyin implantı geliştirdi. Amerikalı bilim insanları, geliştirdikleri bu implant sayesinde farelerin hareketlerini uzaktan kumandayla kontrol edebilmeyi başardı.
5. İlk titanyum kafatası nakli gerçekleştirildi.:
Çinli doktorlar, üç yaşındaki bir kız çocuğuna 3D yazıcıda üretilen titanyum kafatası nakletti. Kafatası 3D veri ve bilgisayar tomografisi kullanılarak basıldı.
6. Kök hücreden atan kalp dokusu elde edildi
ABD'li bilim insanları, kök hücreden büyüyen ve atan kalp dokusu üretti. Elde edilen dokular, doğuştan kalp hastalıklarının tedavisinde bilim insanlarına yardımcı olacak. Haberin detayı
7. Laboratuvarda, yaşayan hücrelerden uzuv üretildi
Araştırmacılar bilimin sınırlarını zorlayarak laboratuvarda, yaşayan hücrelerden bir uzuv yapmayı başardı.
8. Kaybolan hafıza geri getirildi.
Amerikalı ve Japon bilim insanları, farelerin kaybolan hafızasını yerine getirmeyi başardı..
9. Amerika'daki Türk bilim insanı, cilt kanserini 10 saniyede teşhis eden cihaz geliştirdi:
ABD'deki MIT Üniversitesi'nden Dr. Dağdeviren, cilt kanserinin teşhisinde 10 saniyeden kısa sürede sonuç veren cihaz geliştirdi. Harvard Üniversitesi'ne "Genç Akademi Üyesi" olarak kabul edilen ilk Türk olan Dr. Canan Dağdeviren, cilt kanserinin teşhisini kolaylaştıracak, dövme gibi vücuda yapıştırılabilen ve 10 saniyeden daha az sürede sonuç veren cihaz geliştirdi
Sanal gerçeklik uygulamasıyla fobilerle mücadele her geçen gün yaygınlaşıyor.
Belçika’daki Van Gogh Hastanesi de bu uygulamayı kullanan merkezlerden biri: “Sanal gerçeklik egzersizi yapan kişi güvenli bir ortamda olduğunu bilir. Ancak beyin bunu gerçek olarak algılar ve insanların terapiye daha iyi uyum sağlamasına yardımcı olur. Aslında sanal gerçeklik, video oyunlarında karşımıza çıkıyor. Bunu akrofobi ya da yükseklik korkusu veya travma sonrası stresi yenmek için kullanıyoruz.”
Her fobinin ve her hastanın bu uygulamayla tedavisi ise hiç şüphesiz ki farklılık gösteriyor. İsviçreli bilim adamları yeni yaklaşımlarla sanal gerçekliğin fobilerin tedavisindeki verimliliğini artırmaya çalışıyor: “Sanal gerçeklik makinemizi geliştirirken üç boyutlu görüntü içeriği oluşturmak yerine bu içeriği görüntüleme fikrinden yola çıktık. Bu tür bir kamera sayesinde, seslerle ve sanal gerçeklik uygulaması yardımıyla gerçek bir deneyim yaşatarak bir panoramik sekansı çekebileceğiz.”
Bu sanal gerçeklik cihazları Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da fobilerin tedavisi için yaygın olarak kullanılıyor.
Ne güzel birşeydir evdeki HUZUR..
Sıcacık, SENDEN olan; SENİN olan evin..
Ocakta yeni DEMLENMİŞ çay,
Fırında, mis gibi bir KEK kokusu..
Hele bir de dışarıda;...
Bir SONBAHAR YAĞMUR’u çiseliyorsa,
Ve dinlediğiniz ŞARKI’lara;
Bahçenizdeki KUŞLAR eşlik ediyorsa..
ODA’sında MIŞIL MIŞIL uyuyan,
Bir EVLADIN varlığı ile doluysa yüreğiniz..
Çalan bir kaç TELEFON’da,
Merhaba DOST.. nasılsın dilekleri almışsanız eğer ve,
Yaptığı KIZARTMA bile, sizsiz boğazından geçmeyen
Bir de DOST KOMŞU’ ya sahipseniz..
Başka şeye GEREK YOK..
KRAL’da sizsiniz, KRALİÇE’de..
Varlığının anlamını bilmeyenler,
Amaçlarından çok uzak yaşayanlar, amaçlarından başka bir şey yaşamayanlar,
Gidenler, gelenler, gelip de bulamayanlar,
Ağlayanlar, ağlamaya çalışanlar, ağlamaklılar,
Size sesleniyorum!
Mertler, namertler,
Sevenler, sevmeyenler, sevilenler, nefret edenler,
İçkiciler, kumarcılar, eroin esiri olanlar,
Ülkeler arası savaşa hayır'cılar, milletler içi savaşa evet'çiler,
Çevrenize bakmayın, size sesleniyorum!
Sanal alemin sanallığında sanallaşanlar,
Bir yudum suyun verdiği mutlulukla şükredenler,
Günlerce yağan yağmurdan şikayetçi olanlar,
Sağcılar, solcular, sağını solunu şaşıranlar,
Gülenler, gülmeye çalışanlar, gülümsemekle yetinenler,
"asla" kelimesini iki cümlesinden birinde kullananlar,
"keşke" demek zorunda kalanlar,
Mantığıyla duygusunun arasında kalanlar, duygusallar, mantıkçılar,
Evet evet size sesleniyorum!
Bir eli yağda bir eli balda yaşayıp yetinmeyenler,
Bir lokma ekmeğe muhtaç kalanlar,
Size sesleniyorum!
Çocuğun mu var derdin var diyenler,
Bir bebek ağlayışına hasret kalanlar,
İlkokullular, orta dereceliler, üniversiteliler,
Memurlar, memur olamayanlar,
İnsana insan olduğu için değer vermekten acizler,
İnsanı tanrı kabul edip her şeyin üstünde tutanlar,
Kulun kulları, efendinin efendileri,
Kesinlikle size sesleniyorum!
Yanlışları görüp görmezden gelenler, dile getirmekten çekinenler,
İki adım ötesinin farkında olmayanlar,
Herşeyden haberleri olanlar, ayaklı gazeteler,
Dedikodu yapıp dedikoduyu sevmediğini her daim dile getirenler,
Size sesleniyorum!
Ölenler, ölenle ölenler, yaşarken ölenler,
Kahramanlar,
Kahraman olduklarını sananlar,
Evet sizler
Parfümleri yalnızca Paris'ten olanlar,
Saf bir çiçeğin kokusuyla yetinenler,
Aşıklar, sevdalılar, nişanlılar, evliler,
Yalılarda yaşayanlar, kirayı denkleştiremeyenler,
İflas edenler, köşeyi dönenler,
İki gönül bir olunca...'cılar,
Ne var biliyor musunuz,
Bunların hepsi olmasa da çoğu, çoğumuzun içinde var,
Biz böyle yaşamaya belki de alışmışız çoktan,
Siz, gece yolcuları,
Selametle kalın!
Mutluluğun ne olduğu üzerine çok şey söylenmiş olsa da mutluluğun insan hayatındaki yeri tam belli değil sanki
Hayatımda ne değişirse mutlu olurum? Bu soru sorulduğunda deneklerin çoğu hayat kalitelerini değiştirecek şeyler söylemiş.
Daha çok para, daha iyi bir iş, daha iyi koşullar, ev, araba vb. Çarpıcı sonuç aslında insanların istediklerinin kendilerine mutluluk getirmediği.
Yeterli uyku, bulunulan çevre, özellikle de insan yapımı değil de doğal çevrenin insanların mutluluk derecelerinde farklılıklar yarattığı belirlenmiş.
Bir taraftan doğayı yok ederken, mutluluğumuzu da yok ediyoruz yani...
Mutlu insan dışa dönük, bugünün deyişiyle pozitif düşünen yani iyimser, kendini kontrol edebilen kişiler. Yani “dağıtalım”, “kopalım”,
“bu dünyayı boşverelim”, “canımızın istediği gibi yaşayalım pek mutluluk getirmiyor. Aksine, zamanı planlanlayan, boşa vakit geçirmeyen ve
bunu stres etmeyen kişiler diğer gruba göre çok daha mutlu...
Mutlu insanların bir başka özelliği de çalışma ve eğlenmeyi, çalışırken haz alabilmeyi becerebilmeleri. Yani ya kendinizi çalışırken mutlu
hissedeceğiniz bir işiniz olsun, ya da ne yapıyorsanız onu sevin, en iyi şekilde yapmaya çalışın.
Ait olma hissi mutlu insanın en önemli özelliği. İnsan tek başına var olmak için yaratılmamış. İyi ilişkiler, iyi arkadaşlar, iyi evlilik
aile bağları insanların mutlu olması için şart olanlardan.
İnançlı olmak hem mutlu olmak, hem de hayatta karşılaşılan zorluklarla başedebilmek için önemli bir faktör. Hayatın anlamını sorgulamak
ya da bu çerçevede anlamlandırmak ölüm korkusu ile başetmemizi sağlıyor.
Unutmamak gerek, mutlu olmak için ne geçmişte, ne gelecekte değil anda olmak yeterli.
Ay kendi yörüngesinde dolanırken, kimi zaman Dünya'nın gölgesine girer. Buna Ay tutulması denir. Ay tutulması, dolunay zamanında ve ayın düğüm noktalarına yakın olması durumunda meydana gelir. Ay'ın Dünya'nın gölgesine girmesi ile Güneş'ten aldığı parlaklığı kaybetmesi neticesinde görülür. Güneş karşı düğüm noktasında veya ona yakın olmalıdır. Bu şartlar altında Dünya'nın gölgesi Ay'a düşer. Bu 1.360.000 km uzanan gölge konisi ay uzaklığından yaklaşık 8800 km geniştir. Ay saatte 3456 km hareket ettiği için, ortalama Ay tutulmasının zamanı yaklaşık 40 dakika ile bir saat arasında değişir. Ay tutulması, yeryüzünün ayın ufuk çizgisinin üzerinde olduğu herhangi bir bölgesinden gözlenebilir.
Ay'a karşı olan Dünya yüzeyine çarpan güneş ışınları Dünya'nın atmosferi tarafından kırıldığı için, Ay tutulmasında Ay tamamen kaybolmaz. Dünya etrafında kırılan ışıklarda mavi renk yutulduğu ve kırmızı renk yansıtıldığı için, Dünya'nın gölgesi kırmızı renkte görülür. Bu zayıf ışık kalıntıları görünürlüğü mahalli atmosferik şartlara bağlı olarak Ay'ı tuhaf bir bakır renginde ortaya çıkarır.
Dünyanın akciğerleri, yaşama ve bazen de ölüm sebebimiz, mücadele nedenimiz
Doğa Ana'nın en sevdiği olan ağaçların, korkunç yüzler barındırdığını kim bilebilirdi ki?
Nisan'ın tarihçesi 15. yüzyılın sonlarında, Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da etkisiyle, kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik taktikler düşünmektedir.
En sonunda 31 Mart gecesi Kalenin önüne giderek bir elinde Kur'an bir elinde İncil "Şu iki kitap üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız BU akşam size bir şey yapmayacağım" der. Gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler. Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir. Bunun üzerine Müslümanlar "Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz" dediklerin de Haçlı ordusu komutanı "Benim sözüm size dün akşam içindi, bugün için size bir sözüm yoktur" diye cevap verir ve bütün Müslümanlar orada şehit edilir. İşte o gün bugündür 1 Nisan hristiyanlar arasında hile günü olarak kutlanmaktadır ve bu bir gelenek haline gelerek Günümüzde 1 Nisan şakası haline gelmiştir.