Çikolata:
Panama kıyısında yaşayan Kuna halkının ana karadaki Panamalılardan dokuz kat daha az kalp hastalığı sorunuyla karşı karşıya kaldıkları gözlemlenmiş. Bunun nedeni araştırıldığında Kunalıların kan damarlarını korumaya yardımcı olan flavanols açısından zengin kakao ile yapılan bir içeceği çokça tükettikleri görülmüş. Genç kan damarlarına sahip olmak, yüksek kan basıncı, tip 2 diyabet, böbrek hastalığı ve bunama riskini düşülüyor. Ayrıca kakao çekirdekleri magnezyum, kalsiyum, demir, çinko, bakır, potasyum ve manganez mineralleriyle zengin. Siyah çikolata yüzde 70 oranında antioksidan içeriyor.
Yoğurt:
Yoğurt osteoporoz konusunda en büyük koruyuculardan biri. Yapılan bir araştırmaya göre, yoğurdun LDL/ HDL kolesterol oranını iyileştirdiği görülmüş. Ayrıca homosistein seviyesi ile yoğurdun ters orantısının olduğu saptanmıştır. Yoğurt, bağırsak sağlığını düzenlemeye ve yaşa bağlı bağırsak hastalığının tekrar etme asiliğini azaltmaya yardımcı iyi bakteriler' de içermektedir. Bu yüzden yoğurt probiyotik olarak düşünülmektedir. Bu bakterilerin ketimi bağışıklık sistemini desteklemeye, bağırsakları geliştirmeye ve bazı kanser risklerini azaltmaya yardımcı olur.
Şarap:
Makul seviyede alkol almak kalp hastalığı, diyabet ve yaşa bağlı hafıza kaybına karşı koruma sağlar. Farklı türdeki alkollü içeceklerin de bu gibi faydalar sağladığı iddia edilse de uzmanların görüş birliğine vardıkları içecek, kırmızı olmuştur. İçeriğindeki resveratrol adlı madde, kırmızı şarabı sağlık açısından ayrıcalıklı bir yere koyuyor öncelikle. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar da bu enin hücresel yaşlanmayı yavaşlatan genleri harekete geçirdiğini gösteriyor.
Yaban mersini:
Yayınlanan (1999 yılına ait) bir çalışmada araştırmacılar, fareleri bir süre yaban mersini özleriyle beslediler. Bu farelerin, normal - yiyeceklerle beslenen farelere göre, denge ve koordinasyon erinde yaşlandıklarında daha iyi performans gösterdiği görüldü, an mersinindeki (ve diğer yumuşak meyvelerdeki) bileşenlerin hafızada ve motor fonksiyonunda yaşa bağlı zararlar ile ilişkilendirilen iltihaplanmayı ve oksidatif hasarı hafiflettiği görülmüş. Yaban mersini, lif ve C vitamini açısından oldukça zengin. Yapılan araştırmalarda antosiyaninler, flavanollar gibi yaban mersininde doğal olarak bulunan bileşenlerin bazı kanser türlerine karşı mücadelede etkili olduğu gözlenmiş. Ayrıca yaban mersini içerisinde bulunan flavonoidlerin damar sertleşmesi riskini azalttığı saptanmış.
Balık:
Ağırlıklı olarak balıkla beslenen toplumlarda, et ve sebze ağırlıklı beslenenlere kıyasla ortalama yaşam süresinin daha uzun olduğu, insanların daha çok fiziksel direnç gösterdikleri belirlenmiş. 30 yıl önce araştırmacılar, kalp hastalığı görülmeyen yerli Alaska Eskimolarını incelediler. Araştırmacılar, Eskimoların normalin üstünde tükettikleri balık miktarının onları kalp hastalıklarından koruduğu sonucuna vardı. Çünkü balık arterlerde kolesterol birikmesini engellemeye ve anormal kalp ritimlerine karşı koruma sağlamaya yardımcı omega-3 açısından oldukça zengindi. Omega-3 total kolesterol seviyesini düşürüp kalp-damar sisteminin daha iyi çalışmasını sağlıyor.
Fındık:
Fındık, zengin doymamış yağ kaynağıdır bu nedenle zeytinyağıyla benzer faydalar sunar. Araştırmalar, fındık yiyen kişilerin fazladan ortalama iki buçuk yıl kazandığını gösteriyor. Fındık sadece yüksek miktarda protein ve lif kaynağı içermiyor, çeşitli antioksidanları da bünyesinde barındırıyor. E vitamini, kan basıncını azaltan mineraller kalsiyum, magnezyum ve potasyum yönünden zengin. İçerdiği kalsiyumla, kemiklerin ve dişlerin yapısını güçlendiriyor, sağlıklı kalmasını destekliyor. B grubu vitaminleriyle kan yapımına destek oluyor. Alyuvarların parçalanmasını önlüyor, kalbi ve kasları koruyor
Zeytinyağı :
Birçok araştırma, kalp sağlığı açısından yararlı besinlerin başında zeytinyağının geldiğini gösteriyor. Dünyada kalp hastalıklarının en az görüldüğü ülkeler, zeytinyağının yoğun olarak tüketildiği Akdeniz ülkeleridir. Zeytinyağı, kandaki kolesterol miktarını kontrol ederek damar tıkanıklığını önlemede yardımcı olur. Ancak zeytinyağının kalp ve damar sağlığımıza olumlu etkisi bununla sınırlı değil. Zeytinyağı, tansiyonun kontrol altında tutulmasında da önemli bir rol üstlenir. Zeytinyağı ayrıca yaşa bağlı hastalıkları engellemeye yardımcı olabilecek güçlü antioksidanlar da içerir. Diyetisyenler de tümüyle yağdan arındırılmış bir diyeti doğru bulmuyor. Bu nedenle kişinin günlük yağ miktarını belirleyip, tercihlerini zeytinyağından yana kullanmaları öneriliyor. Akdeniz mutfağının bu sağlıklı ve lezzetli yağı, yaşam süresine katkıda bulunuyor.
Bayramlardır insanı insanla buluşturan. Küskünleri barıştıran, yalnızlıklara bayrak açan; "hayır yanlız değilsin" dedirten.
Bayramlardır yorgun, yılgın ruhumuzu dinlendiren..., MANEVİ BİR NEFES OLARAK içimize yerleşen.
Bayramlardır dua dua şifa olan hayatımıza, ALLAH'IN BİR HEDİYESİ olan...
Yüzümüzü hiç asmayalım, hiç bir şeyden şikayet etmeyelim.
Küskün olduğumuz birileri varsa, onlardan beklemeyelim ilk adımı ve bu bayram sadece Allah için bir adım atalım.
Erken kalkalım, uyuyarak değil yaşayarak geçirelim bayramı.
İmkanımız var ise muhakkak KİMSESİZLER YURDUNU, YAŞLI BAKIM EVLERİNİ, HAPİSHANELERİ, HASTANELERİ ziyaret edelim. Unutmayalım ki orada cam önü hüznüyle bizleri bekleyen insanlar var ve yine unutmayalım ki; "HEPİMİZ BİRER KİMSESİZ, HASTA OLMAYA ADAYIZ"
Şunu da aklımızdan çıkarmayalım ki bu bayram son bayramımız olabilir ve yine unutmayalım ki çevremizdeki herhangi birinin de son bayramı olabilir. Gelecekteki günlerde pişmanlıklarımızla karşılamak istemiyorsak yeni bayramları bu bayramdan temelini atalım.
Artık "ah o eski bayramlar" serzenişlerini bir kenara bırakıp, BAYRAMIMIZA SAHİP ÇIKALIM
En iyi şeyler, küçük çıkınlarda taşınırmış.
Küçük bir beden, çoğu kez büyük bir ruha yataklık edermiş.
Ufak balıklar lezzetli olurmuş.
Ateşe küçük odunlar atılırsa alevler artarmış,
büyük odunlar ateşi söndürebilirmiş.
Her küçük şey mutlaka işe yararmış,
Bir çok küçük, bir büyük edermiş.
Sağanak dediğimiz, küçük damlacıklardan ibaretmiş.
Ufacık bir yağmur, kocaman bir toz bulutunu yok edebilirmiş.
Muazzam bir aydınlık, küçük bir delikten görülebilirmiş.
Saman çöpü, rüzgarın yönünü gösterirmiş.
Bütün hasat, bir kıvılcım yüzünden elden gidebilirmiş.
Büyük bir geminin batması için, küçük bir delik yeterli imiş.
Çok veren malından, az veren canından verirmiş.
Yükte hafif olmak, pahada ağır olmaya engel değilmiş.
Deve büyükmüş ama ot yermiş, şahin küçükmüş ama et yermiş.
İnsan küçük bir adama iyiliği dokunduğu zaman cömertliği öğrenebilirmiş,
büyük adama iyilik ederse öğreneceği şey ızdırap olurmuş.
Büyük adamın büyüklüğü devam ediyorsa, bunun sebebi,
onun küçük adamlara gösterdiği ihtimam imiş.
Büyük makineleri küçük çarklar çalıştırırmış.
Küçük başlangıçlar olmadan, büyük sonuçların sağlandığı vaki değilmiş.........
Bir duruşu olmalı insanın, tüm olumsuzluklara rağmen hiç bozulmayan...
Yediği sert darbelerden etkilenmeyecek kadar sağlam, kelebek zerafetinde olmalı hem de..
Erdeme uzanacak, yardım bekleyen ellere eğilecek kadar esnek üstelik...
Güven vermeli yanında olanlara; en az düşmana verdiği korku kadar net ve kesin...
Birey olduğunun bilinciyle sürdürmeli yaşamını, sürülerden uzak durmalı...
Agresif bakmalı hayata, rutinin hayat tarzı olmasına izin vermemeli...
Ana yollara alternatif yan yolların da olduğunun bilinciyle, taze tutmalı yaşam sevincini...
Gözlerinden yaş gelecek kadar güldüğünde de, hüzünlenip ağladığında da, saklamamalı göz yaşlarını...
Ve bunları yapabilmek için önce farkında olmalı, farkına varmalı...
Bu ' biri' hayatınızdaki o boşlukta iyilerin derinliğini bırakmıştır.
Bıraktığı derinlik de, devamında iyi damlalarını ardından getirmek de gecikmeyecek ve 'İyikiler' denizini oluşturacaktır.
Bu deniz berraktır.
Ayaklara batacak çakıldan ıraktır.
Ne kadar derine giderseniz gidin denizin dibi aynı mavilikte olacaktır.
Bu deniz suskundur.
Sizi fırtınalarında savurmaz.
Başka denizlerdeki fırtınaların önceden habercisidir.
Onu izlerken dalıp gidersiniz hayallere, ama şu anki gerçeklerle..
Bu deniz Filizdir.
Yeşilinin taze kokusu,yeni doğuşların müjdesidir.
Emekle beslenir,meyveleri çeşit çeşit renk renkdir.
Bu deniz paylaşımdır.
Lokman ağzındayken, kursağı boş olanları düşünmektir.
'Ne fark eder ki' deyip geçmemektir.
Binlerce deniz yıldızı sahile vurduğunda,'hangi birini okyanusa geri göndereceğiz' dememektir.
Bir tanesi için bile çok şey fark ettiğini bilmektir..
Bu deniz ' Sevgi' dir..
Her harfinin hakkını vererek söylemek,değerini bilerek yaşamaktır.
Sözde değil Özde Sevmektir…
İnanmakla, herşeye ulaşılır sanıyordum. Aslında haledaha da sanıyorum. Ve istediğimiz herşeye de sahibiz aslında.
Zor olan ne? Kolay olan ne? Nedir ki yaşadığımız?
Ne diye yaşıyoruz? Bir boşluk. Kocaman, hiç bitmeyen. Bir sonsuzluk. Başı , sonu , belli olmayan. Bir mutluluk. Hiç tanımlanamayan. Tek bildiğimiz, hayatlarımızın başlangıç ve bitiş tarihleri. Hepsi bu.
Bu süre zarfında, yaşadıklarımız ne? Hayatta amacımız varmış. Bulabiliyormuyuz? Dünyada yaşadığımız süre , bunun için bize yetiyor mu? Bir mutluluk arayışı belki de. Belki de mutluyuzdur aslında. Nasıl olacağını bilmiyoruz. Ya da mutluluğun ne olduğunu bilemiyoruz.
Belki de bilmek istemiyoruz. Sorunlar, üzüntüler yaşanmadan ulaşılamaz , belki de gerçek mutluluğa. Aslında ne mutluluk var ne de mutsuzluk belki de. Ya da biz de yok olabiliriz, bu koca evren içinde.
Neredeyiz ki? Hayatın gerçeği yalanı neresi? Bugüne kadar tek çözebildiğim, dünyada olduğumuz sürece mutsuzluklara, hastalıklara, sorunlara odaklanırsak, kocaman bir karanlığın, siyahın içinde yaşadığımız.
Gülmeye, mutluluğa ve sevgiye odaklanırsak, gökkuşağı renkleri içinde yaşadığımızı farkettim. Ne yaparsak yapalım bitiyor bir şekilde.
Sizi seviyorum. Kim olduğunuz , ne olduğunuz, nerede olduğunuz farketmez. Seviyorum işte. Belki de bu satırları okurken ihtiyacınız olan tek şey, sevildiğinizi duyma ihtiyacıdır. Belki de ,kimse, içten ; " Seni seviyorum ", dememiştir size.
Bir , " seviyorum " , sözcüğü yeter bazen . Koskoca bir hayatın tüm izlerini silmeye. Seni seviyorum, diyen sevdikleriniz, sevenleriniz olsun. Nerede olduğunu bilmezeniz de. SENİ SEVİYORUM.
Adamın biri doktorda muayene olduktan sonra doktorun anlattıklarını dinlemiş ve parayı uzatmış.
Doktor parayı alınca teşekkür etmiş ve adam oradan ayrılmış.
Kahvehanede bir arkadaşı ile çay içip sohbet ederken arkadaşına sormuş:
Yahu şu doktor bana birşeyler anlattı ama bazı kelimeleri anlayamadım demiş.
-Hangi kelimeleri anlayamadın diye soran arkadaşına;
Mamafih, binaenaleyh ve teşekkür kelimelerini anlayamadım demiş.
Biraz mukallid olan arkadaşı;
-Valla bu kelimeleri bende anlayamadım, o doktor herhalde sana sövmüş deyince adam şimşek gibi yerinden fırladığı gibi doktorun muayenehanesinde soluğu almış.
Hışımla kapıyı açıp, doktor bey diye gürlemiş:
-Mamafih de sensin, binaenaleyh de sensin. Teşekkür de senin ağzının ortasına olsun.
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
Kız kardeşimin gelinliği,
Şehidimin son örtüsü,
IŞIK ışık dalga dalga bayrağım,
Senin destanını okudum
Senin destanını yazacağım,
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım,
Seni selamlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım,
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder,
Gölgende bana da bana da yer ver.
Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar,
Yurda ay yıldızının ışığı yeter,
Savaş bizi karlı dağlara Gôtürdüğü gün,
Kizıllığında sığındık,
Dalgalardan çöllere düşürdüğü
Gölgene sığıındık,
Ey şimdi süzgün rüzgarlarda dalğalı
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde aşan çiçeğim
Senin altında doğdum
Senin dibinde öleceğim,
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim
Yer yüzünde yer beğen,
Nereye dikilmek istersen,
Söyle seni oraya dikeyim.
Yazarak sevmenin, görmeden hissetmenin, bizi nasılda hasret gemisine doldurduğunu izledim başka hayatlarda.
Geceyi de sevdim sende, gündüzü de; bir yalnızlığı sevemedim seni tanıdığımdan beri. Bazı zamanlarda yoktun
yanımda yada hiçbir zaman mı olmadın? Seni kaybetme korkusunu da içimde taşıdım hep; yinede seninle yaşamayı sevdim,
birde çocuk tarafını baktıkça ben olan. Yağmuru ıslanışlarında, sıcağı bakışlarında sevdim seni yaşarken.
………Bir pencereyim aslında sana açılmayı bekleyen, bir adayım aslında keşfedilmeyi bekleyen, bir Leyla’yım aslında
Mecnun’u çok seven, ehlileştirilmemiş bir kısrağın delice koşan arzularıyım ben; gel.
Hayat bir aynadır. Siz ona gülümserseniz, o da size gülümser. Yaşamını iyileştirmek isteyen herkes ilk önce olumlu düşünmeyi öğrenmelidir. Çünkü, düşünceler inançları, inançlar davranışları, davranışlar da çevre ile etkileşimi belirler. Zihni sağlıklı olanların, bedenleri de daha sağlıklı olur. Dolayısıyla, olumlu düşünce hayatın kalitesini ve süresini de artırır. Olumlu düşünce yeteneği öğrenilebilecek bir yetenektir. Bu yeteneği geliştirmek için başkalarının deneyimlerinden faydalanmak etkili bir ilk adım olur. Dolayısıyla, çevredeki iyimser insanları belirleyip, onları örnek almak olumlu düşünce yeteneğini geliştirmeye yardımcı olur
Olumlu düşünmek ve olumlu yaşamak için insan kendine ve çevresine güvenmelidir. Hayatı sadece onu değiştirebileceğine inananlar iyileştirir. Kendine ve çevresine güvenen, inançlı ve azimli insanlar hayatın kalitesini geliştirir, kendileri ve çevreleri için mutluluk kaynağı olur.
Dünyada iki büyük güç vardır: biri korku, diğer ise inançtır. Olumlu düşünebilmek için insanın korkularını da yenmesi gerekir. Korkuları yenmenin en etkili aracı ise inançtır.
Düzenli olarak fiziksel ve ruhsal egsersiz yapmak insanda olumlu düşünceyi, sağlıklı ve dengeli yaşamı geliştirir. Yaşam ulaşılan sonuçlar değil, istenilene ulaşmak için yürüttüğümüz süreçtir. Bu süreçte bilinçli çaba göstermek, tutarlı olmak, çevremize güven vermek ulaşılan sonuçlardan çok daha büyük mutluluk kaynağıdır.
Hayatta en demokratik olarak dağıtılmış kaynak zamandır. Herkes için gün 24 saattir. Zamanı iyi kullanmak ve ileride değişmesini istedikleriniz için önceden adımlar atacak cesaret ve uzak görüşlülüğü göstermek insanın olumlu düşünce yeteneğini de geliştirir.
Olumlu düşüncenin temelinde sevgi yatar. Olumlu düşünebilmek için insanları sevmek, onlara bir şeyler kazandırabilmenin heyecanını yaşamak gerekir. Kendini iyi hissetmenin yolu, içten bir duyguyla başkalarına yardım edebilmektir.
Hayatta iki değer var ki, paylaştıkça artıyor: sevgi ve bilgi. Sevgisini ve bilgisini paylaşan insanlar en büyük zenginliğe kavuşan insanlardır.
Hayatta mutluluk olumlu düşünce ile başlar, olumlu söylem ve eylemlerle gelişir, paylaşılan sevgi ve bilgiyle doruğa erişir...
.
Ne desem bilmem ki sana ey zalim
Ne bir gün aradın ne sordun halim
Sensiz yaşamaya yok ki mecalim
Yâr bana diyecek sözmü bıraktın.!
Sensiz ben nakıs’ım sensiz hep hasta
Yokluğun da inan şu gönül yasda
Bakmaya yüzüm yok ne eşe dosta
Mutlulukdan yana hazmı bıraktın.!
Artık viran bağım bülbülüm ötmez
Yaralı yüreğim dikiş de tutmaz
Söndürdün ocağım dumanım tütmez
Ellere bakacak yüzmü bıraktın.!
Yokluğun hazandır gelmen nevbahar
Bilsen sana karşı ne hasretim var
Ne olur cıkıp gel yâr bağrına sar
Bana aşk’tan yana özmü bıraktın.!
Ya gel bağrına sar, ya cekip de vur
Kolunda saati yâr vuslata kur
Bilmem bu sevda da nedir ki kusur .?
Kış oldu her mevsim yaz mı bıraktın.!
Dilerim ben gibi sen kalma nacar
Ne bağım yeşerir ne gülüm acar
Gençlik kuş misali gün gelir uçar
Gecmişden yana yâr izmi bıraktın..!
Ağız, vücudumuza, hastalıkların giriş yollarından bir tanesidir. Bu yüzden hastalıkları engellemede ve sağlıklı olmada ağız ve diş bakimi çok önemlidir.
Ağızdan alınarak ic organlarımızda hastalık yapan mikroplar ve kimyevi maddeler vardır. Bunlar bakteri, virüs, mantar, parazit... gibi küçük canlılar olabileceği gibi, sigara, alkol, boyalar... gibi binlercesini sayabileceğimiz kimyevi maddeler de olabilir. Mikropların, yapılarına göre çeşitli karakterleri vardır. Kimisi dokuları tahrip eder ve çabuk ürer, kimisi patojen hale erişince ürer. Ağız temizliği yapılmadığı zaman en zayıf mikropların bile üreyeceği ortam hazırlanmış olur. Temizlenmeyen bir ağızda yiyecek artıkları dişlerde birikerek burada bakteri plakları oluşturur. Bakteriler bu plaklardaki glikozu kullanarak asit üretirler. Asit ise diş çürümelerine ve diş eti yaralarına sebep olur.
Ağız ve diş bakımının kötü yapılması durumunda, diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının meydana geleceği kişi tarafından bilinmelidir. Kişinin düzenli olarak dişlerini fırçalaması, diş ipi kullanımı alışkanlığı kazanması ve beslenme düzenindeki alışkanlıklarını bir sisteme koyması gerekir. Ne yazık ki diş ve diş eti sorunları genellikle arka plana atılmaktadır. Diş ve diş eti hastalıkları daha önceden önlem alınarak korunup, hastalık oluşması engellenebilir.
- Diş hekimine gitmek için diş ağrısı beklenmemelidir. Yılda iki kez diş muayenesi yapılmalıdır. Çocukluk döneminde yapılan beslenme diş için çok önemlidir. C, A ve D vitamini alınmalıdır. Süt ve süt ürünleri ile taze meyveler çok yararlıdır.
- Yumuşak besinle yerine sert olanları da tercih edilmelidir. Havuç, elma gibi yiyecekleri ısırarak yemek diş sağlığı için önem taşır. Her tatlı yedikten sonra ağız su ile çalkalanmalı, asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.
- Sigara ve alkol diş sağlığı için zararlıdır. Fındık, ceviz gibi sert kabuklu yiyecekler dişler ile kırılmamalıdır.
- Diş macunu bilinenin aksine suyla ıslatmadan kuru şekilde fırçalanmalıdır.
Diş minesinin dayanıklılığını arttıran en önemli madde flordur. İçilen su miktarında yeterli oranda flor varsa sorun yoktur. Ancak flor az miktarda alınırsa dişlerde çürüme meydana gelir. Fazlalığında ise dişlerde sararma başlar. İçilen suyun ve kullanılan tuzun oranları florla değerli hale gelebilir.
Benim doğduğum topraklarda,
kaderimiz doğuştan yazılıdır.
şiirlerimiz hayatımızı anlatır.
sevdamız da yüreğimiz de mert olur.
seni unuttum kelimesi ?
biz ölünce mezar taşına yazılır...
Bil istedim ..!