Ne süre ile yaşayacağımız yalnız genetik mirasımız tarafından belirlenmiyor.
Bu mirasın nasıl yönetildiği de önemli. Sağlık kontrollerini düzenli yaptıran,
sağlık sorunlarını çözmede geç kalmayan, beslenmede, uykuda, stres yönetiminde ve bedensel aktivitesinde
dikkatli davranıp ciddi hatalar yapmayan, eğitim düzeyi iyi kişilerin ömrü daha uzun oluyor.
Yaşanılan çevre de önemli. Temiz bir çevrede yaşamak ömrü uzatıyor.
Güçlü dostluk ve arkadaşlık bağlarına sahip olmak ise son derece etkili bir özellik.
Ayrıca sağlam ve sıcak aile ilişkileri de fevkalade önemli sayılıyor. İnançlı olmak,
inanç zenginliği ve gücüne sahip olmak değeri son yıllarda çok daha iyi anlaşılan bir “ömür uzatıcı faktör” olarak ortaya çıktı.
Aidiyet duygularının sağlamlığı, hoşgörüyü, affediciliği, sevmeyi, merhamet etmeyi, paylaşmayı,
bölüşmeyi, gerektiğinde kabullenmeyi, “bu da geçer” diyebilmeyi kolaylaştırıyor.
Yani uzun ömrün sırrı sadece yaban mersini, brokoli ya da üzüm çekirdeğinin içine sıkıştırılmış değildir.
Seni Uzaktan Seviyorum.. Diye Düşündü Erkek İçinden.
Yaklaşmadan Anlatmadan Anlaşılmadan..
Ben Seni Beklentisiz Seviyorum.
Hiçbir Şey Ummadan
Talepte Bulunmadan
Hayal Bile Kurmadan..
Kendi İçimde Taşıdığım Sessiz Sedasız Bir Sır Bu.
Ben Belki de Senden Çok Bu Sırrı Seviyorum.
Seni Uzaktan Seviyorum.. Diye Geçirdi Kadın İçinden.
Ve Başını Çevirdi.
Bakmadı Bile Ondan Yana.
Bakması Gerekmedi.
Uzaktan Sevmek Daha Güzeldir Bazen.
Ne İncitir Ne Acıtır. Ne Yaralar Ne Kanatır.
Gözlerinle Görmediğin ama Sesini Duyduğun
Varlığıyla Huzur Bulduğun Bir Denizin
Yakınında Yürümek Gibidir Böyle Sevmek..
Uzaktan Sevmek En Güzelidir Bazen..
Bu Yüzden
Küfür Şeytana Mahsustur Tövbe İnsana..
Aşk Kadın’a Yakışır Sevmek İse Adam’a.
Birine sevginizin tümünü sunmak, Asla sizi de ayni sekilde seveceginin garantisi degildir.
Sevgiye karsilik beklemeyin; Sadece sevginin karsidakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdügüne emin olun.
Birine çarpilmak için bir an yeterlidir, birinden hoslanmak bir saat, ve birini sevmek içinde bir gün yeterlidir, ama birini unutmak ise bir ömür sürer.
Görünüse aldanmayin; kandirici olabilir. Zenginlige aldanmayin; yok olur gidebilir. Sizi güldüren birini seçin çünkü karanlik bir günü aydinlatan sey bir gülümsemedir.Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardir ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çikarip, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediginiz seyi hayal edin, gitmek istediginiz yere gidin, olmak istediginiz kisi olun, çünkü yasayabileceginiz tek bir hayatiniz var ve tüm bunlari yapabilmek için tek bir sansiniz.
Sizi tatli kilacak kadar yeterli mutlulugunuz olsun, güçlü kilacak kadar aci deneyiminiz, insan kilacak kadar üzüntünüz, ve sizi mutlu kilmaya yetecek kadar umudunuz olsun.
Daima kendinizi baskalarinin ayakkabilarina koyun.Eger ayaklariniz aciyorsa, o kisininkiler de aciyordur.
En mutlu kisiler, herseyin en iyisine sahip olanlar degildir, onlar karsilarina çikan herseyin degerini en iyi bilenlerdir.
Mutluluk, aglayanlar, incinenler, arastirma yapanlar, ve çabalayanlar için vardir, çünkü böyle insanlar hayatlarina giren her insanin önemini takdir edenlerdir.
Ask bir gülücük ile baslar, bir öpücük ile gelisir, ve bir gözyasi ile son bulur.
En parlak gelecek, unutulmus bir geçmisin üstünde yükselir, geçmisinizdeki kalp kirikliklarini ve hatalari silmezseniz hayatin içinde ilerleme sansiniz olmaz.
SEVİN.. SEVİN.. SEVİN.. HİÇBİRŞEYİ VE HİÇKİMSEYİ DÜŞÜNMEDEN SEVİN.. SEVGİNİZİ, SEVDİĞİNİZİ ELDE ETMEK İÇİN HER YOLU DENEYİN.
BİRGÜN HERŞEY ÇOK GEÇ OLABİLİR. UNUTMAYIN!
Ağlar, ağlar gözyaşlarını kendi siler.
Yaşadıkları ağır gelir ve yaşatan herkesi siler.
Sana güvenip kurduğu, boşa çıkan hayallerini siler.
Kahkahasının tam ortasında gelirsin aklına, gülüşünü siler.
Senin yaşattıkların yüzünden, tüm insanlara güvenini siler.
Bazıları hiç akıllanmaz,
şarkıda da dendiği gibi, sileni sever, seveni siler...
Çok azı başarabilse de,
yeni bir hayata başlamak için geçmişini siler.
Bir sen farkında değilsindir hiçbir şeyin..
Sabırlıdır, sabreder…
Sabreder… Sabreder…
Ve kadın,
canı gibi sevdiği,
yıllardır mücadelesini verdiği adamı da bir çırpıda siler......
"Her şeyin bir sonu varken, son cümlesi olmasın dediğim tek ŞİİRİMSİN..
Bitersen, BİTERİM.. Gidersen kendimden GİDERİM..
SEVDAN ÖMRÜME armağanken, hangi paha biçilmez hediye BENİ yolumdan çevirir..
AŞKINA Yeminlerimi sıralamışken, Kim BENİ SENDEN vazgeçirir..
SENDEN öncesi YOK.. SENDEN SONRASIDA..
Anladımki SEVGİLİ; BEN SENDEN Sonra, GÖK KUŞAĞINA SARILMIŞIM.
. Artık tüm gök kuşağının renkleri BENİM'dir..
YÜREĞİMDEKİ yağmurlarsa sadece SANADIR SEVGİLİ..!
Tempolu yürümek mi yoksa zorlu bir koşu mu daha çok yağ yaktırır..
tempolu yürümek daha çok yağ yaktırır.
100 yaşını geçenlerde yapılan bir araştırma,
bu insanların hiçbir zaman yarışma amacıyla zorlu spor yapmadıklarını; fakat daima aktivite artışı tarzında ve
huzurla spor yaptıklarını ortaya koymuştur.
Sporu daha doğru deyimle aktivite artışınızı huzur hali içinde yapınız.
Stres altında ve yapmak zorundayım huzursuzluğu içinde yapmayın. Uzun süren hareketsizlik sonrası vücut
kan dolaşımında ve vücut bileşiminde bozunumlar olur bunu engelleyiniz.
Evet, aktivitenizi arttırmalısınız ama bunu gün içine yaymak ve haftada 3-4 kez birer saatlik
huzur dolu saatleri de kendinizden esirgemeyerek yapmak en doğrusudur.
Böylece sağlıklı yaşama adım atmış olursunuz... Unutmayın makine değilsiniz,
ancak ve ancak AKIL-RUH-BEDEN-ÇEVRE birlikteliği içinde varolabilen değerli bir varlıksınız....
Yetişkin olmak, karar almak ve bu kararların sonuçlarına katlanmak hatta bedelini ödemektir; yetişkinleri çocuklardan ayıran en önemli şey. Kararsızlık, sizi etkileyen ve çoğunlukla karşıt duygu, düşünce, durum, kişiler ya da istekler arasında seçim yapabilme güçlüğünüzdür.
Kararsızlık, hem doğuştan kazandığınız bir eğilim hem de bir öğrenmedir. Hayatınızı ve geleceğinizi etkileyecek çok ciddi bir konuda, dönem dönem kararsız kalmanız normaldir. Bu durumun sürekli olması zamanla bir alışkanlığınıza da dönüşür. Kararsızlık, beraberinde bir konformizmi de getirir ve sizin bedel ödemenize sebep olur. “Eğer sık sık kararsız kalıyorsanız, yaşamınızda yolunda gitmeyen bir şeyler var demektedir.” “Kararsızlığın, artık kronik bir rahatsızlık halini almasına “Abulia” denir. Bu noktada artık kararsızlığınız gündelik yaşamınızı aşarak, bir yaşam tarzı haline gelir ve en basit şeylerin kararını bile veremezsiniz.”
Kararsız kalmanız, korkularınızla yüzleşememenize sebep olur. Psikolojinin sağlıklı insan modeline göre, insan sürekli kararsız değildir. Her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazırdır. Vereceğiniz karar hatalı da olsa sonuçlarını yaşar, görür ve en önemlisi de bunlardan ders alırsınız. Sürekli kararsız olan kişilerin, beyin şemaları yanlış bilgi üretir. Bu şemalar yaşamınızı biçimlendiren, bakış açınızdaki her şeyin tayin edicisidir. Sürekli kararsız olan kişilerin beyin şemaları “hatalı olanı seçme”,”hatalıyı seçersen kendini affetme”, “hatalıyı seçersen yalnız kalırsın” gibi bir sürü yanlış mesajla doludur.
Çocuklarınız, en çok sizi model alır. Kararsızlığınızın, çocuğunuzun ileriki yaşantısını olumsuz etkilediğini unutmamalısınız.
Bazı ailelerde anneler önce döverler sonra da çocuğa sarılıp ağlarlar. Sergilediğiniz bu davranış yanlıştır. Bu tutum sonucunda çocuğunuz, sizin duygularınızdaki kararsızlığınızı görür ve öğrenir.
Bu gece efkarım üstümde yine
Aklımda fikrimde sen varsın kadın
Yokluğun da yanar durur bu sine
Seni de hüzünler sarsın be kadın..!
Bir tek sana açtım yanan bağrımı
Gel de dindir diye gönül ağrımı
Nedense duymadın sen bu çağrımı
Yürekte ateşten korsun be kadın..!
El açtım olmadı hiç dileklerim
Dert üstüne yeni bir dert eklerim
Geleceksin diye boşa beklerim
Ele mezat bana sırsın be kadın..!
Sensizlikten artık yıldım bizarım
Kaderime küser sana kızarım
Köprü altlarıdır mekan mezarım
Aşk'dan anlamayan körsün be kadın..!
Hücre çoğalması DNA genetik sisteminin tüm yaşam süreçlerinde oynadığı çok geniş kapsamlı rolü gösteren bir başka örnektir.
Hücrenin büyüme özelliğini ve hücrelerin bölünüp bölünmeyeceğini bu bölünmenin ne zaman olacağını da genler ve genetik düzenleyici
sistemler tayin etmektedir
.Böylece ınsanın tek hücreli döllenmiş yumurta halinden tam olarak fonksıyonlarını kazanmış bır organizma haline gelinceye kadar gelişiminin her aşamasını birçok önemli genetik sistem kontrol etmektedir.
Eğer yaşamı tanımlıyan yaşamın bir ana teması var ise bu ana tema DNA genetik sistemidir.
Sustum… Öylesine… Bir nefeste… Aheste… Varsın güller açılmasın bundan sonra… Varsın olsun! Eksik olsun…
Çoklar aza, anlar hiçliğe, canlar ecele devrile dursun… Koygar şahinler uçurmam bundan gayrı, turna kanadıyla yaralanmış göklerimde… Kıyılmış ne varsa beyhudedir bundan böyle… Sustum… Dertli kalem… Artık sen söyle!..
Sustum… Bu vakte kadar, söz kalesinin burçlarında niçin mahpustum? Viran olmanın noksan kıldığı bir tutam acıyla,
mürekkep renginde içimi kustum… Siyahın üstüne renk tanımakla yapılan hatayı, saçımda an be an artan aklardan öğrendim…
Ve öğrendim susmayı, akıtmaya kıyamadığım sağanaklardan… Uyan ey zaman!
Sustum… Kelamın koridorlarında infilak eden sedamı, yunmuş yıkanmış kızıllıklara yar eyledim… Sustum ve nihayet kar eyledim… İncecikten bir sızıyla inlerken neyler, son sözümü, sona ermeden evvel suskunluk alfabesiyle söyledim… Evet! Belkide bir zamanlar meyustum…
Ama korkmayın artık… Sustum… Sustum…
Sustum… Cana, canana, zamana, mekana, zekana, korkana, yürek burkana, gökten sarkana, yerle bir olan arkana… Tuş oluşunu gördüm, sustum… Yaratık mesabesine indirgenmişlerin haliyle sustum! Tersine açan bir çiçek gibi, topladım yapraklarımı gün ışığından..
Sustum… Sebepsiz yere… Ruhum yara bere…
Özlemediğim bir gölge dolaşır şimdi zamanın peşinde!
Her müşterek kaldırıma rast gelişinde,
İnanılmamış ne varsa, inkar edilecek değerdeler…
Perdeler…
Yatmadan önce su içmek kalp krizi riskini azaltıyor , kanın yüzde 80'ini sudan oluşmaktadır. Bu su kanın akışkanlığını sağlamaktadır..
''Kanın akışkanlığının azalması, bazı sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Özellikle kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalması, kalp krizi ve felce neden olabiliyor. Kan akışkanlığında kanın içindeki sıvı miktarının önemli etkisi var.
Akşamları biraz fazla yemek yendiğinde kan içindeki yağ, kolesterol ve protein miktarı artarak akışkanlık azalır. Akşam yemeğinde ve yatmadan önce içilen birkaç bardak su kanın akışkanlığını artıracağı için kalp krizi riskini de azaltıyor. Bu nedenle sağlığımız için gün içinde 2-2.5 litre, yatmadan önce de en az birkaç bardak su içmeliyiz.''
Yemeklerden en az yarım saat önce de bir bardak su içilmesi ile yiyeceklerin hazmedilmesi kolaylaşmaktadır. aynı şekilde beden ısısının düzenlenmesinde de rolü olan suyun, idrar, ter, nefes ve gaita yolu ile vücuttaki atıkların atılmasında önemli etkisi vardır.
Suyun, hücrelere gıda ve oksijen taşınmasını sağlama, yiyeceklerin vücutta enerjiye çevrilmesi gibi birçok konuda rolü vardır. ,BU NEDENLE dengeli sıvı almanın önemi oldukça büyüktür.
Uzay meyveleri:
Çinli bilim adamları baz meyve ve sebzeleri orijinal boyutlarından daha büyük, bazı özelliklerininse daha üstün
olmasını sağlamak için tohum halindeyken uzay gönderiyor. Sıfır yerçekimi, kozmik radyasyon gibi uzaya has
7 unsura maruz bırakılan tohumlar geri getirilip toprağa dikiliyor. Salatalıklar beyzbol sopası uzunluğunda olabiliyor.
Domateslerde ise yüzde 27 daha fazla antioksidan oluşabiliyor. Şu ana kadar, 3 bin bitki türü uzaya gönderildi.
Hücreler programlanacak:
Kök hücre konusunda büyük mesafe kateden uzmanlar, bu yapı taşlarının kemiğe ya da
karaciğere dönüşmesini sağlayarak hastalıkları kökünden çözmeyi amaçlıyor.
Ben galiba gidiyorum sevgili, içimde bir garip hüzün var. Sanki ne yapsam olmuyor gibi hissediyorum.
Seni severken, üstelik senin de sevdiğine inanırken, nasıl beceremedik bu işi bilemiyorum ama sanırım ben gidiyorum.
Ellerimin sana dokunmadığı bir dünyada yaşamaktan, yalnız sesini du***** kısıtlı vakitlerde mutlu olmaya çalışmaktan, bedenini ve aklını yanımda hissedememekten yorgun düştüm.
Kurduğum bütün hayaller boşuna, hiçbirini gerçekleştiremiyorum, etrafı sularla çevrili yalnız bir ada gibiyim.
Arada bir konan kuşlar da olmazsa, içimde yaşayan bir nefes kalmayacak.
Sabretmeyi öğrenmiştim ama bu kadarı beni bile aşıyor.
Taş olsa çatlardı diyorum.
Zor demek ki aşkı gerçekten yaşatmak, ben beceremediysem özür diliyorum. Biliyorum, sevgi anlamaktır ancak
sürekli anlayan taraf ben olacaksam, o zaman aşk da sadece bana ait olmaz mı?
Bu durumda aşkımı da cebime koyup gitmek gerekiyor, sanırım vakti geldi, gidiyorum.
İçimde hiçbir kırgınlık taşımadan, sadece iki kocaman insanın beceriksizliğine kızarak, şu minnacık yüreklerimizi bir arada tutamayışımıza içlenerek zaman zaman, inatçılığımızın sonunda ikimizi de köprüden düşüreceğini söyleyerek üstelik,
yoksunluğumu hissetmediğini anladığım için, gitmeye hazırlanıyorum.
Rüzgarda çarpan kapılar gibi, sürekli kendime çarparak yaşamaktan sıkıldım.
Yüreğim öyle yorgun ki tahmin edemezsin.
Bana da alıştırdın ya sensizliği, ayrılığı da yadırgamıyorum demek ki!
Ben galiba gidiyorum sevgili!
İçimde biraz burukluk olsa da, nefes aldığım sürece seni aklımın, kalbimin bir yerinde tutacağımı biliyorsun.
Artık vakit geldi
ve
ben galiba gidiyorum sevgili...
Çocukken nelerden mutlu olurduk, şimdi nelerden tat almaya çalışıyoruz. Neler için gözyaşı dökerdik, şimdiki gözyaşlarımız neyi ifade ediyor?
Çok sevdiğim birinin, kendisini ifade ettiği bir yerde söylediği söz, dikkatimizi çekti.
“Küçükken saçlarımız kesilince bile ağlardık şimdi ise çok daha kötü şeyler için bile ağlamıyoruz, giderek katılaşıyoruz.”
Ağlardık;
Yolda düştüğümüz zaman canımız yanmasa bile, bize ilgi göstersinler diye
O en sevdiğimiz oyuncak arabayı almadıklarında
Tabaktaki son lokma zorla ağzımıza tıkıştırılırken
Yaramazlık yaptığımız zaman hafifçe kulağımız çekildiğinde
En favori oyuncağımız kırıldığında
Arabanın ön koltuğuna oturmamıza izin vermediklerinde
Yorulduğumuz zaman “eşek kadar oldun” diyerek bizi kucaklarına almadıklarında
Arkadaşlar dışarıda oynarken, annemiz bize eve çağırdığında
Gerçekte anlamını bilmeyip, “seni sevmiyorum artık” dediklerinde
Çocuklar oyun oynarken bizi aralarına almadıklarında
Mutlu Olurduk;
Elma şekeri yerken, şekerli kısımdan başlayıp, elmanın son ısırığına gelinceye kadar
Salıncakta sallanırken yüzümüze çarpan rüzgârın verdiği mutluluk
Kar yağdığında yerler bembeyaz olmuşsa ve kardan adam yapıyorsak
Rengârenk resim boyaları ile özgürce resim yaparken
Büyüklüğü ve değeri ne olursa olsun, hediye aldığımızda
Üstümüzde yeni bayramlıklarımızla ceplerimize şeker doldururken
3 sakızı birden ağzımıza atıp çiğnemeye çalışırken
En yakın arkadaşımızla oyuncaklarımızı paylaşırken
Şekerli sakızın şekeri bitinceye kadar çiğnerken
Denizde dudaklarımız morarıncaya kadar oynarken
Birileri anlamsızca yüzümüze gülerken
Çizgi film seyrederken
Çikolata yerken
Leblebi tozu yerken
Dondurma yerken
Koşarken
Oynarken
Şu bir gerçek ki, geçmişte ağlamanın ve mutlu olmanın ne demek olduğunu az çok biliyorken,
şimdi ikisini birbirine karıştırmış ve ne yapacağını şaşırmış bir şekilde avare dolanıyoruz.
Ağlıyoruz;
Terk edildiğimizde (acısını yüreğimizde hissedebiliyorsak)
Küçük düştüğümüzde (eğer bunun farkına varacak kalbe sahipsek)
Para kaybettiğimizde (kumar, borsa, soygun vs.)
İşimizi kaybettiğimizde (eğer uzun süre işsiz kalmışsak)
Evlenirken
Boşanırken
İçerken
Mutlu oluyoruz;
Terk ettiğimizde
Küçük düşürdüğümüzde
Para kazandığımızda
İş bulabilmişsek
Evlenirken
Boşanırken
İçerken
Ne acıdır ki, artık ağladıklarımıza gülüyor, güldüklerimize de ağlayabiliyoruz.
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
"Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.
"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş
"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"
üm insanlık bir yolculuğa çıktı , kendine yolculuk,kendini tanıma ,bu yolculuğun adı…
Teknolojiyi tanıdık,somut her şeyin adını koyduk ama fark ettik ki kendimizi unutmuşuz.
Peki biz kimiz ? Neden böyleyiz ?
Kimine göre zor kimine göre kolay sorular ,peki cevapları neler ?
Hayatın iki rengi var ve biz bu iki renkten birindeyiz.Ya beyaz ya da siyahtayız.Zaman zaman yaşadıklarımıza verdiğimiz tepkiler bizim yerlerimizi değiştirir durur.
Bizi bu hayatta var eden çoğunlukla da kaybeden egomuzdur.Ego ; iki uçlu çalışır.Ya hayatta haz isteriz;en kazançlı iş,en güzel partner,lüks bir yaşam,sağlıklı ömür
Ya da acıdan kaçmak ister; hayat bana istemediğimi vermesin, borçlarım olmasın,aldatılmayayım vb.
Ama bunları düşünürken biraz kendimize bakmamız lazım.Biz hangi renkteyiz beyaz mı , siyah mı?
Siyah tarafta olan insan; tüketim insanıdır ve stres yüklüdür.Sürekli tüketen fazlaca hiperaktiftir.
Beyaz tarafta olan insan,üretim insanıdır ve sakin yaşar.Hayatta yük alan ve yük olan insanlar vardır.Eminim ki sizinde ailenizde,çevrenizde böyle insanlar vardır.
Karşınızdaki insanın isteklerine ters olan şeyleri söylediğinizde , ne yaparsanız yapın dediklerinizi kabul etmez.Aile de çok rastlanan bir durumdur.Anneler ve babalar çocuklarının isteklerine ters gelen şeyler söylediklerinde onların düşmanları olmaya başlarlar.
Bir insan egosunu kontrol edecek durumda değilse,hayatta doğruları göremez.O sürekli ona güzel gelen şeylerin peşinde koşar.Meslek hayatımda bir çok eşle çalıştım.Onlara şunu fark ettirdiğimde yıkıma uğramışlardı.
Evli olmanız demek aile olduğunuz anlamına gelmez.Eğer birbirinize tahammül edemez hale geldiyseniz siz zaten evli değilsiniz.Aynı evin içinde bir kalabalık yığınısınızdır.
Siyahta olan insanlar sorunların hep dışarıda başkası tarafında kaynaklandığını düşünür.Bu sebeple de çözümü dışarıda arar.En büyük stres buradadır çünkü problem hiç çözülmez sadece yatıştırılır. Siyah taraf insanının arzuları vardır.Bunların peşinde koşar.
.Hayatımızda kimse kötü değildir,bizim kadar,hayatta kimse iyi değildir bizim kadar.Bu iki cümleden hangisi size yüzde yüz uygun.Eminim ki her ikisi de zaman zaman bize uyuyor.Biri siyah biri beyaz.Ama gri yok.
Resim
ÖMRÜM.....
.Seni ''SEN "' diye Sevdim BEN..
Varlığına inat yokluğunda Bile Sevdim Seni..
Sana duyduğum Sevgim bir günlük olsaydı eğer..
Seni ''SENSİZLİKDE'' bile yaşatmazdım CANIMIN içi...
Seni hiçbir zaman ''ACILARIMIN İNSANI' diye sevmedim ki BEN ..
Yüreğindeki sıcaklığı Ve gözlerindeki ıslak gözyaşlarını SEVdim..
Hep ''ALDIGIM NEFES'' bildim.
Yüreğime dokunduğun için...
Diğer YANIMI sevginle tamamladığın için ''SEVDİM SENİ''...!!!
Sanma ki ; İsyanım SANA Sanma ki ; Sitemim YARADANA !..
SİTEMİM DE İSYANIM DA SÖZ dinlemeyen deli GÖNLÜME
Atatürkçülük; Türkiye Cumhuriyeti' nin kuruluşunun ve sürekliliğinin temeli olan Türk toplumunu çağdaş laik demokratik katılımcı uygarlıkçı özgürlükçü bir toplum durumuna getirmeyi amaçlayan düşünceler ilkeler ve uygulamalar bütünüdür.
1. Cumhuriyetçilik: Ulusal egemenlik ve temsil anlayışını yerleştirmek yani halkın devlet yaşamına etkin bir biçimde katılmasını sağlamak.
2. Milliyetçilik: Ulusal Ant (Misak-ı Milli) ile sınırları belirlenmiş olan ülkemizde ulusal birliği toplumsal saygıyı bireyin kişiliğine ve özgürlüğüne değer vermeyi amaç edinmektir.
3. Halkçılık: Herşeyden önce devleti halkın devleti yapmaktır. Bu da halkın demokratik bir toplum durumuna getirilmesiyle olacaktır. Halkçılık ulusun kendi geleceğine egemen kılınması demektir.
4. Devletçilik: Demokratik bir yapıya kavuşmuş olan devlet ve toplum yaşamında dengeli ve planlı bir ekonomik kalkınma modeli oluşturmak tam bağımsızlığın ekonomik bağımsızlığı da içerdiğinin bilincinde olmak bireylerin özel girişimini esas tutmakla birlikte kamu çıkarını yakından ilgilendiren konularda devletin etkinliğine öncelik tanımaktır.
5. Laiklik: Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak yurttaşların vicdan ibadet ve din özgürlüklerini tanımaktır. Devletin demokratik bağımsız; ulusun özgür olabilmesi Laikliğin tam olarak yerleşmesine bağlıdır. Laiklik inanç ile akıl ve pozitif bilimin sınırlarını kesin olarak çizen temel ilkedir.
6 .İnkılapçılık: Siyasal sosyal ekonomik düzendeki ayrıcalıkları ortadan kaldırmaktır çelişkileri aşmaktır. Türk devrimi Türk toplumunu her yönüyle ve kurumuyla çağdaş bir toplum durumuna getirmektedir.
*Bu temel ilkelere ek olarak ayrıca; Ulusal Egemenlik ve Bağımsızlık Ulusal Birlik ve Berabarlik Yurtta ve Cihanda Barış İlkesi Çağdaşlaşma Bilimsellik ve İnsanlık Sevgisi sayılabilir.