YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • noimage
    Bir gün gelir tek bir bedende, zihinde başka bir bedenin görüntüsüne duyulan aşk’ın bittiği sanılır.
    Sonra başka bir bedenin görüntüsüne duyulan yeni aşk çıkıp gelince O’na ya “eski aşk” denir ya da O aşkın bittiği sanılır.
    Halbuki bitmez hiçbir aşk; kendimize bile gizli gizli söylediğimiz şeyleri sakladığımız, en güvenilir yer olan kalbimizde bir köşeye çekilir. Ve bizler son nefesimizi verip de kalbimiz son kez atana kadar köşesinden zaman zaman çıkıp bizimle gezintilere çıkar.
    Bazen koyu lacivert bir gecede yaşanan ilk sevişmeye götürür sizi kolunuzdan tuttuğu gibi, bazen de hiç sevgili olamadığınız birini her görüşünüzde “heyecandan ölüş anı”nıza …
    Bitti dediğiniz, eski dediğiniz o aşk(lar) içinde bulunduğunuz zaman diliminden alır sizi hiçbir gerçek hiçbir koşul dinlemez ve alır kendi yaşanmışlığına sürükler. Engel olamazsınız; alınan nefesler gerçektir ve sesler o sürüklendiğiniz dünyada.
    Aşklar yaşanır ve asla bitmez. Her birimiz içimizde aşık olduğumuz kim varsa hepsine halen aşığızdır son tahlilde; bir zamanede bir yerlerde yaşanmıştır o aşk ve yaşanan hiçbir aşkın sonu gelmemiştir, gelmeyecektir.
    Hemen hemen bütün şiirler, bütün ezgiler, insanın elinden çıkan neredeyse bütün eserler bu bitmeyen aşkların meyveleridir; tıpkı bu yazı gibi
#08.08.2016 08:45 0 0 0
  • noimage
    Ne kadar sürerse sürsün, her fırtına diner, her kasırga biter.
    Rüzgar tozu dumana kattıktan sonra susar, yağmurlar tüm şiddetiyle döküldükten sonra yeryüzüne,
    yorulup kendilerini saklayan bulutlarına çekilir. Her şey susunca, yavaş yavaş açılan gökyüzünden,
    güneşin ışıkları görünmeye başlar.
    Yağmuru taşıyan bulutlar çekildikçe, güneş olanca haşmetiyle doğar, yıkıntıların üzerine.
    Bitmeyecekmiş gibi görünse de her fırtına biter, yerini güneşe bırakarak. Fırtınanın içindeyken
    sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelir.
    Oysa hayatta her şey devinim halindedir.
    Her şeyin bir zamanı vardır.
    Ne kadar sürerse sürsün, her fırtına diner, her kasırga biter.
    Rüzgar tozu dumana kattıktan sonra susar, yağmurlar tüm şiddetiyle döküldükten sonra yeryüzüne,
    yorulup kendilerini saklayan bulutlarına çekilir. Her şey susunca, yavaş yavaş açılan gökyüzünden,
    güneşin ışıkları görünmeye başlar.
    Yağmuru taşıyan bulutlar çekildikçe, güneş olanca haşmetiyle doğar, yıkıntıların üzerine.
    Bitmeyecekmiş gibi görünse de her fırtına biter, yerini güneşe bırakarak. Fırtınanın içindeyken
    sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelir.
    Oysa hayatta her şey devinim halindedir.

    Her şeyin bir zamanı vardır.
    İnsanın ruhunda yaşanan fırtınalar da böyledir.
    Acının kederin içindeyken hiç bitmeyecek gibi gelir, ne kadar yaralandığımızı anlayamayız.
    Bilançosu, acılar bitince çıkar ortaya.
    Kaybettiklerinin sana öğrettikleriyle dünyayı daha farklı görmeye başlarsın. Büyürsün, güçlenirsin, sahip olduklarına daha çok değer verirsin.

    Ve bilirsin her fırtına yaralar açsa da, bir şeyler alıp götürse de, uzun sürse de, diner bir gün.
    Bilirsin, en ağır fırtınanın ardından en parlak güneş açar tüm haşmetiyle üzerine, fırtınaya inat.
    Her ne yaşıyorsan şu an bilmek gerek, inanmak gerek ki….
    “Bu da biter, bu da geçer”….

#08.08.2016 08:37 0 0 0
  • noimage

    Hayat dediğin bir bardak ÇAY..
    İnsan ise sadece bir ŞEKER...
    Karıştırdıkça hayattan tat aldığını sanırsın..
    Oysaki hayatın seni erittiğini...
    noimage

    ÇAY BİTİNCE...Anlarsın......
#08.08.2016 06:55 0 0 0
  • noimage

    Vaaz vermek değil niyetim duyuyorum zira.
    Belki hayatı daha yaşanır kılmak için ya da belki sade, ama sade anlatmak için...
    Sen anlat dedi Tanrı bana, anlaşılsın diye değil, hiçbir mükafat istemeden anlat...
    Çünkü bir mükafattır artık bir anlatıcıya doğru düzgün anlaşılmak!
    Sen anlat dedi...
    Sen sade anlat!
    Umudu hatırlatsın diye umutsuzluğu, çareye yol açsın diye çaresizliği anlat...
    Ders verme dedi kimseye, çünkü hoca denmez öğrenmesini bitirene.
    Çırakları olan bir çıraktır usta, olsa olsa...
    Sen anlat dedi bana Tanrı, sen, duyduğumu söylemek.
    Söylemeye değer şeyler sade anlat...

    Küçükken herkes akıllı, ben aptalım sanırdım.
    Biraz büyüdüm; herkes aptal ben akıllıyım sandım.
    Uzun zaman önce; "herkes kör, bir ben mi görüyorum?" diye sordum.
    Akabinde; "bir ben görüyor, bir ben duyuyor olamam!" dedim, sorguladım.
    Şimdi ise; sayesinde, hakikatin neresinde durdugumun farkındayım.
    Hatırladım...

    Hiç kitap okumayan birİ niçin merak eder seneye yazılacak kıtapları?
    Bu dünyada bile yaşamayi beceremeyen niçin merak eder diğer gezegenlerdeki hayatı?
    Geçmiş ve bugün ne zaman bitirildi de gelecek sorgulanıyor?
    İşler hala kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslararasi ilişkilerde...
    Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş düşman ülkeler...
    Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız!
    Oyunları savaş gibi görenler savaşı da oyun gibi görüyor elbet...
    Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciger arkadaş...
    Bir şeyi, bir kadını, bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı...

    Gönlüm aranıp dünleri feryat etme,
    Kan almak için yarınlar icat etme,
    Dünler düş olup gitti, yarınlarsa hayal,...
    Cahilce şu gerçek günü berbat etme.
#08.08.2016 06:47 0 0 0
  • noimage

    Bu gece yine yoksun yatağım buz mevsim kış
    Dertli başım dumanlı gözümde mahzun bakış
    Hüzün dokur yüreğim acıyla nakış nakış
    Anladım ki sevgili sensizliğin tadı yok
    Yarım kalan aşkımın adresi yok adı yok
    noimage
    Sarılarak yattığın yastığın baş ucumda
    Sokulurdum sinene ellerin avucumda
    Düşününce anladım günahım çok suçum da
    Sanırdım sevgimizin kalbinde miadı yok
    Yarım kalan aşkımın adresi yok adı yok
    noimage
    Bir elimde kalemim bir elimde kağıdım
    Sayfalarca yazsam da biter sanma ağıtım
    Bu kalp seni unutmaz mahşere dek bağıtım
    Düşündüm ki sevgimin hatıranda yadı yok
    Yarım kalan aşkımın adresi yok adı yok
    noimage
    Bir masaldan kaçarken gelip girdin serime
    Kim olsa çok severdi seni benim yerime
    Yeter artık yüreğim erim erim erime
    Şu zavallı gönlümün artık hiç muradı yok
    Yarım kalan aşkımın adresi yok adı yok
    noimage

    https://www.youtube.com/watch?v=0lO4iuKljtA&list=RDeWVOo-ubhcA?hl=cs_CZ#t=254
#08.08.2016 06:36 0 0 0

  • İngiltere Kraliçesine dev bir inci hediye edilmis.Kraliçe taca takılmayacak kadar büyük bu incinin delinerek, tahtın arkasına asılmasını istemiş.
    Ancak Ingiltere’de ki bütün kuyumcular “Kusura bakmayin, dünyada tek olan bu inciyi delerken kırıp sebebi olmak istemeyiz.” gerekçesi ile inciyi kırmaya yanaşmamışlar.
    İnci Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin kuyumcularına götürülmüş ama hepsi de aynı gerekçeyi ileri sürüp inciyi delmeye yanaşmıyorlarmış.
    Neden sonra bir deniz subayı İstanbul’da kapalıçarşı’da bu işi yapabilecek nitelikte ustaların olduğunu söylemiş. Bir heyet hazırlanmış doğruca Sultanın yanına.
    Sultan bir tercüman vermiş heyetin yanına ve Kapalıçarşı’ya göndermiş. Tercüman, çarşıda köhne bir dükkana sokmuş heyeti.
    İçeride ak saçlı ustaya durum anlatılmış.
    Ne çareki usta diğer meslektaşlarının söylediğinin aynısını söyleyince..
    Heyet hep birlikte sızlanmaya başlamış.
    “Kraliçe bizi mahvedecek.” diye.
    Usta heyetin çaresizliğine acımış.
    “Bakın efendiler, demiş;
    Sorumluluk kabul etmem ama bende bir çırak var, belki bu işi o yapabilir.
    Ama diyorum ya sorumluluk kabul etmem.
    ” Heyettekiler çaresiz,”olur” demiş.
    Usta seslenmiş:
    - Oğlum Veli,hele bir bak hele…
    Arka taraftaki perde aralanmış.
    Elinde bir matkapla 12-13 yaşında bir çocuk çıkmış.
    Usta:
    -Oğlum, demiş, hele şu inciyi bir del.
    Bu sözü duyan Veli hiç düşünmeden elindeki matkabı inciye daldırmış.
    İnci tam ortasından delinmiş.
    Heyet sevinç içinde ustaya dönmüşler:
    -Ya usta bu nasıl iş, dünyanın en ünlü kuyumcularının yapamadığı bu işi bu çocuk nasıl yapar?
    Usta bir heyete bakmış, bir de Veli’ye ve soruyu cevaplamış:
    -O haddini bilmez…
#08.08.2016 06:27 0 0 0
  • İnsan kazandıkça kaybetme korkusunu yaşar. Kazandıkça neleri kaybettiğini unutur. İlk bakışta çelişki varmış gibi görünüyor değil mi? Aslında değil.
    Kazanmak deyince akla ilk gelen zenginlik,para,mal,mülk.Tüm bunların getirdiği saygınlık,sözde sevilmek,ün,güç,kudret..Aslında değil.
    Kazandıklarını kaybetmekten korkan birisi onlara sımsıkı sarılır. Sahip olmaktan hoşlanmaya başlar ve bu hoşnutluğunu arttırmak için de daha çok çalışır , kazanır, satın alır. Kazanmak bazılarımız için tam da bundan ibarettir. Aslında değil.
    Peki nasıl oluyor da kazanmaktan büyük keyif alan, sahip olduklarıyla kendini tamamlamaya uğraşan insan kaybetmeye başlıyor? Kaybettikleri arabası, evi, bankadaki parası mı? Aslında değil.
    Önce sevdiklerine vakit ayıramaz oluyor, oysa bunu onları düşündüğü için, onlara daha iyi bir gelecek sunup refah içinde yaşamalarını sağlamak için yaptığını sanıyor. Aslında değil.
    Sonra kendine ayırdığı vakitte azalmalar oluyor. Oradan oraya kendisi için koşuşturup durduğunu sanıyor. Olmak istediği gibi değil, olması istendiği gibi bir hayatı yaşamayı tercih ediyor. Aslında değil.
    İşin aslı ne peki? Cüzdandaki zenginliği hayatın merkezi olarak görmemek mi? Kalp ve akıl zenginliği diye bir şeyin de olabilirliğine inanmak mı? Bu soruların cevabı tek mi? Aslında değil.

    Peki kaybederek kazanmak mümkün mü? Aslında evet.
    Zenginliğini kaybetmeye başlayınca elinde kalanın kıymetini bilmeye başlıyor mu? Aslında evet.
    Aşkını kaybetmiş bir insanın bile gidenin ardından bakarken kazanacağı hazineleri yok mu? Aslında evet.
    Her giden sevgili,her biten ilişki, her vedalaşılan dost cebimize artılar koymuştur mutlaka değil mi? Aslında evet.

    Kazanırken kaybedenlerdensek eğer en azından kaybettiklerimizin farkında olalım. Belki o zaman telafi edebiliriz.
    Şayet geç kalmadıysak …..
    Kaybederek kazananlardansak eğer yitirdiklerimizi tebessümle analım. Unutmadan ve ders çıkarmayı da bilerek………
#08.08.2016 06:16 1 0 0
  • noimage

    Kime sorsam “ Mutlu musun? “ diye bir solukta “ evet “ cevabı alamıyorum. Önce bir düşünüyor ve “ Mutluyum. Ama…” diye devam ediyor.

    Eğer bir cümlenin içerisine “ ama “ girmişse, bir tarafta bir şeyler eksik kalmış oluyor. “ Ama “ kelimesi bağlaç değil aslında. Yani bir şeyleri birbirine bağlamıyor; tam tersi ayraç rolünü üstleniyor. “ Mutluyum. Ama… “ dediğinde “ ama “ dan önce söylediğiniz hiçbir şeyin anlamı kalmıyor.

    İnsanların birçoğu mutluluğun hemen arkasına “ ama “ ekleyince bir yerlerde bir şeylerin eksik kaldığını hissediyorum.

    İyi günde, kötü günde insanların yaşam sevinçlerini koruması ya da koruyabilmesi sağlıklı bir ruh halinin en belirgin göstergesi.

    Sağlıklı bir ruh haline sahip olmak için insanın önce içindeki kapıyı çalması gerekiyor. Tıpkı Mevlana’nın dediği gibi: “ İçindeki kapıyı çal; başka kapıyı değil… ”

    İçindeki kapıyı çalınca kendinle yüzleşirsin. Önce şu soruyu sorarsın kendine: “ Ben kendimi ne kadar seviyorum? “

    Hakikaten kendimizi ne kadar seviyor, koruyor ve dikkat ediyoruz? Sabahları uyandığımızda, o günün kalan ömrümüzün ilk günü olduğu bilinciyle, önce aynadaki insana tebessüm edebiliyor muyuz?
    İçindeki kapıyı çalınca kendinle yüzleşirsin. Önce şu soruyu sorarsın kendine: “ Ben kendimi ne kadar seviyorum? “
    Hayal yoksa umut yoktur, mutluluk yoktur. Hayallerinizle yüzleşin, sınırlarını zorlayın hayallerinizin… Size yetişmese bile başkalarına fayda sağlayacak hayallerinizi büyütün.
    Yanlış yerde yanlış kapı çalmayın. İyi günde, kötü günde yine gülümsemek için içinizdeki kapıyı çal.....
#08.08.2016 05:47 0 0 0
  • MUTLULUK İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş...
    Hep şikayetçi hep bıkkınmış... Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...
    Saklayalım, zor bulsunlar...
    Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya...
    Sorun büyükmüş...
    Mutluluğu saklamak kolay değilmiş ...çünkü...
    Kimisi:
    '' Everest'in tepesine saklayalım'' demiş, kimisi:
    '' Atlas Okyanusu'nun dibine'' demiş.
    Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası...
    Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi..
    Sigara paketi, lale bahçesi...
    Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
    Derken meleklerden biri:
    '' iÇLERİNE SAKLAYALIM '' demiş... '' Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!'
    İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
#08.08.2016 05:44 0 0 0
  • Konu: Dokunma.....
    noimage
    Dokunma...Bırak Aksın Gözyaşlarım...
    Sen Onları Göz Yaşı Olarak Gör..Ama Bil Ki Onlar Gözyaşı Değil..
    .Parçalanan Kalbimden Süzülen Kanlar...Karışma Hayallerime...
    Kirletme...Bırak Saf Kalsın Yine...Sevdam Gibi...Aşkım Gibi Ve Dönme Artık...Çünkü
    Ben O Eski Ben Değilim...Kırarım...İncitirim İstemesem ..de.
    Bırakmış Olduğun Acıların Hışmıyla...
    Bakmaya Doyamadığım Gözlerin...
    Kanar Benimkiler Gibi...
    Çektiğimi Çekme İstemem...
    Neden Mi CANN!!! Sen ne Yaparsan Yap..
    .Ben Yine De Sana Kıyamam...
#08.08.2016 05:30 0 0 0
  • Her kez bahseder sevmekten ama hiç düşünülmez neleri bozmuşuz ellerimizle.
    Sevmelerimiz değişmiş sevdalarımız yozlaşmış, seni seviyorum deyip,
    arkasında duramayınca aslında sevmiyormuşum diyip ruhumuzu kirletmiş, etiklerimizi yitirmişiz.

    Ben kimliğimizi hiç törpülemeden bencilliğimizi sevmişiz. Hiç bir şeye beklentisiz bakamaz olmuşuz,
    vermediklerimizi bir bir aramak, kendimizde hiç olmayan değerleri karalamakla geçirmişiz yıllarımızı.
    Sonra nedenleri, niçinleri, keşkeleri sıralayıp çekilmişiz kabuğumuza aslında biz kirletmişiz ruhumuzu.
    Yalanları kocaman balonlar yapıp masumdum diyip; çocukluğumuza bile ihanet etmişiz.
    Hiç haz almamışız sunulan güzel doğadan onu bile çekemeyip kirletmişiz.

    Bir ömre emek gerekirmiş biz kolayı seçip yozlaşmışız. Ağır basmış durmadan istemelerimiz şunu da,
    bunu da, bunları da demekten uslanmamış sahip olamayınca da kandırmışız kendi kendimizi.
    Omzumuza aldığımız sorumlulukları taşımaktansa; kolay ya! Kaçmak KAÇMIŞIZ.
    Dur durak bilmeden her şeyi hızlı tüketip aslında biz sebep olmuşuz yalızlığımıza.
    Şimdi geride kalanlara sahip çıkma vakti gelmiş, yaş geçmiş, ömür tükenmiş,
    umutlar dayanmış kapıya biz kimse duymasın derdinde saklanmışız
    GİZLİ HAYALLERE.
    Yargıda yanılmak bu olsa gerek yanılmışız biz olarak hiç yaşayamadığız dünyada.
#07.08.2016 20:39 0 0 0
  • noimage

    -"Gerektiğinde vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet elbette büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir millettir."

    -İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

    -"Bir milletin başarısı, mutlaka bütün milli güçlerin bir istikamette oluşmasıyla mümkündür. Bu nedenle bilelim ki, elde ettiğimiz başarı, milletin güç birliği etmesinden, ortak hareket etmesinden ileri gelmiştir. Eğer aynı başarı ve zaferleri gelecekte de tekrarlamak istiyorsak, ayni esasa dayanalım ve aynı şekilde yürüyelim."

    -"Öğretmenler; Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri, yeni nesli sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin beceriniz ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir... Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır."

    -"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."





#07.08.2016 20:05 0 0 0
  • noimage
    Hemen her aşkın farklı bir hikâyesi vardır. Bu duyguyu yaşayan iki kişinin kimi zaman hayatlarını alt üst eden,
    bazen de kendilerini cennette hissetmelerini sağlayan… Ama illaki vardır her aşkın kendisine özgü sıcacık bir öyküsü.
    Hemen her aşkın farklı bir hikâyesi vardır. Bu duyguyu yaşayan iki kişinin kimi zaman hayatlarını alt üst eden
    , bazen de kendilerini cennette hissetmelerini sağlayan… Ama illaki vardır her aşkın kendisine özgü sıcacık bir öyküsü.

    Aşk bir paylaşımdır. Bazen duyguları, bazen de küçücük bir sandviçi. Ama aşk paylaşıldıkça çoğalır, güzelleşir,
    güzelleştikçe de keyif verir.

    Aşkın çiftler arasında birbirlerine müdahale etmek hakkı verdiği düşünülür. Oysa müdahaleler kimi zaman karşımızdakini incitici boyutlara varabilir. Karşımızda bulunan insanı yaptığımız müdahaleler ile incitecek davranışlardan uzak durmak akıllıca olacaktır.

    Elimizde bulunan teknoloji harikası cep telefonlarını elbette kullanalım. Konuşalım, mesaj atalım. Ama unutmayalım bu aletler 24 saat kesintisiz iletişim halinde olmamız için icat edilmedi. Arada bir özlemek ve kendimizi özletmek için kesintisiz bağlantı halinde olma isteğimize gem vurmaya çalışalım.

    Seviyorsak, mutluysak, kendimizi gereksiz şeylerle yormak yerine bu mutluluğa teslim olmayı tercih edelim. Olumsuzlukları düşünmeyelim. Ne olacaksa bir kere olacaktır. Düşüncelere dalıp kendimizi zehirlememiz huzurumuza dolayısıyla da ilişkimize olumsuz yönde yansıyacaktır.

    Seviyor ve seviliyorsanız hayata borçlanmış sayılırsınız. Borcunuzu etrafınızdaki insanları neşelendirerek ödemeye çalıştığınızda hayatı kendinize borçlandırmış sayılırsınız.

#07.08.2016 19:23 0 0 0
  • noimage

    İki insanın iyi geçinmesi hiç kusursuz olmaları ile değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleri ile mümkündür. Çok güzel bir lafı var Mevlana’nın. “Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır” demiş. Gerçekten de öyle. “İnsanları oldukları gibi kabul edebilmek ve iyi taraflarını görerek her insanda var olan güzeli yakalamak meziyettir.

    İki insanın iyi geçinmesi hiç kusursuz olmaları ile değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleri ile mümkündür. Çok güzel bir lafı var Mevlana’nın. “Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır” demiş. Gerçekten de öyle. “İnsanları oldukları gibi kabul edebilmek ve iyi taraflarını görerek her insanda var olan güzeli yakalamak meziyettir,

    Mutlu olmanın yolu gerçekten de yanındakini görmek ve yüceltebilmek, hiçbir menfaat gözetmeden sevebilmek ve takdir edebilmektir. Bunu hak edenlere bile söylemeden geçirdiğimiz ne çok günler, aylar var.
    “Her insan mutlu olamaz,

    Çünkü gereğinden fazla özler hayatından çıkanları
    Hak ettiğinden daha büyük umutlarla bekler hayatına girenleri
    Ve asla görmez yanı başındakileri” .

#07.08.2016 19:17 0 0 0
#07.08.2016 19:11 0 0 0
  • noimage
    Eyy gönlümün hicranı yâr
    gittiğin günden beri
    bir selamını çok gördüğün
    ve arayıp sormadığın
    O vefasızlığına
    ne diyebilirim ki..?
    bu saatten sonra Allah aşkına..!
    noimage
    Acısı içim de
    yetim bir yolculuğa çıkarken zaman
    ve ardından hasretinle kahrolup
    sana dair
    için için yanarken yüreğim..!
    noimage
    Ve sen
    duymazdan gelirken feryatlarımı
    canın sağolsun yârr
    canın sağ olsun demekten başka
    ne diyebilirim ki sana..!
    noimage
#07.08.2016 11:11 0 0 0
  • Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et.Çünkü; Aşk sessiz,sevgi dilsizdir...


    Bir adam anlatıyor ve bir avukat dinliyor:

    Karımı 1998'in sonbaharında kaybettim... Yedi senelik evliliğimizin iki senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.

    Karım, her evlilik yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, 'Bunlar bizim hayatımızın gölgeleri' derdi.. Öldüğünde,yedi tane resmimiz vardı. 1997'in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece 'Biliyorum' dedi.

    İzmir'e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine... Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti.Ama sanırım 'Arkasına bak'yazmaya filan niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım.Hiçbir şey yoktu.Sonra birşey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyormusunuz,herbirinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler yazmıştı. 1997'dekiresmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.

    Ve içinden şu sözler çıktı: '14 Mart1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı / Söylemene gerek yok, biliyorum...' 2002'deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor. İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor..

    Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et.Çünkü; Aşk sessiz,sevgi dilsizdir...
#07.08.2016 08:15 0 0 0
  • Kapitalizmin insanları yalnızlaştırdığını belirten Kapışmak: " Bencilleştik. Estetik yaptırmak, araba almak, evin en iyisini almak. Gözümüze sokulan şu, en iyi evde oturursan mutlu olursun, en güzel kadınla, en yakışıklı erkekle evlenirsen mutlu olursun. Bence dünyanın ve ilişkilerin sonunu egoizm getirecek. İnsanlar egoistleşmeye başladılar. " dedi.

    Kapışmak şöyle konuştu: " Doğuştan iki farklı duyguyla doğuyoruz. Birinci ve ikincil duygular bunlar. Birincil duygular daha çok sevme, sevilme, saygı, merhamet, vicdan. İkincil duygularda üreme, yeme - içme acıkma. Birinci duyguları insanlardan alırsan eğer, insanlar ikincil duyguların peşine düşerler. Çünkü beyin tamamlamak zorunda kendisini, bir şey bulmak zorunda. Biz yalnızlaşırsak, biz korkutulursak eğer neyin peşine koşacağız? Sevmek sevilmek alınıyor bizden. Evlenme deniliyor topluma. Evlenmenin yürütülemediği anlatılıyor. Büyük beklentiler konuluyor ortaya ve biz ulaşamıyoruz. Lüks evler, lüks otomobiller, ulaşamayınca da ikincil duygular devreye giriyor. Hem suç oranları artıyor hem de bencil duygular."
#07.08.2016 08:08 0 0 0
  • noimage
    Biz eski zaman çocuklarıyız...
    Varlığı da, yokluğu da biliriz,
    Cefayı sonuna kadar çeker,
    Vefayı fazlasıyla öderiz..
    Büyük şeylerde gözümüz olmaz,
    Küçücük mutlulukları yeğleriz...
    Nerden geldiğimizi unutmaz,
    Geldiğimiz yeri hazmederiz..
    Yüreğimizle yaşar,
    Sevdiklerimizi dünya malına değişmeyiz...
    Büyürken, küçülmeyi biliriz biz...
    Düşerken dik durmayı,
    Yeri geldiğinde susmayı,
    Özümüzü korumayı,
    Biliriz biz...
    Öyle gördük, öyle öğrendik,
    Belki anamızdan, babamızdan,
    Belki mahalle bakkalından,
    Belki komşumuzdan,
    Belki de çocukluk arkadaşlarımızdan...
    Eski zamanlardan,
    Eski topraklardan,
    Ama hep güzel insanlardan,
    Hep iyi insanlardan...
#07.08.2016 07:48 0 0 0