Bir kirlenmeden korunmak için susarak yaşadığım her şeyin bir yenilgi olduğunu çok sonra öğrendim.
Benim, kıyısında bir saygıyla beklediğim olanak, başkalarının çiğneyip attığı bir sıradanlıktı.
İnsanin acısını insan alir.
Banka Soygunu::
Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paralari bitmis ve bir banka soymayi
kafalarina koymuslar. Gece yarisi olmus, Dursun ve Temel kapilari açip içeride
kasalari aramaya koyulmuslar. Temel bir kasa görmüş, açmislar ve içinden bir
kase muhallebi çikmis. E bu kadar ugrastik bosa gitmesin demisler ve bunu
Temel afiyetle yemis. Daha sonra bir kasa daha görmüsler ve onu da açmislar
bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun yemis. Tabii ikisi de sasirmis koca
bankada nasil para olmaz diye ve orayi terk etmisler.
Ertesi gün gazetelerde manset : "Dünyanin en büyük Sperm Bankasi soyuldu!.
Streslerin,mutsuzlukların çoğaldığı günlük yaşamda romantizme ah ne kadar çok gereksinimimiz var.
Farklı söylemlere, farklı bakış açılarına, farklı uygulamalara, Ne çok, ne çok ihtiyacımız var güzel duygulara,
güzel düşüncelere; kavgadan, gerilimden, korkudan uzak günlere.
Kırmızı güllerin,çekici kokuların ve büyüleyici bir şekilde, romantizm ve tutku sınırında
dans etmeye ne çok ihtiyacımız var.
DANS; Tutkudur, aşktır, sevgidir,hayattır, havadır, sudur,rüyadır, bir insanı geliştirendir,
umutsuz bir insanı hayata bağlayandır,
bulutlara ulaşmaktır, her şeyden ötedir ama sadece sevgiyle yaptığın sürece.
Bu romantik anlara tabi ki romantik bir müzikle başlamak gerekir.
İnsanın ruhuna dokunan romantizmin dibine vurabileceğiniz danslı günler diliyorum.
Dans bir tutkudur; iki beden, tek bir ruhu oluşturur.
“Dansın her devirde büyüleyici bir etki yaratmasının nedeni, yaşam eyleminin sembolü oluşudur" ...
Dans sevgi uyandırır ve canlı sevinçten umut besler.
İnsanlar müzikle o kadar mutlu oluyorlar ki sonrasında DANS doğdu…O gün bugündür mutlu olmak ve
ruhunu özgürleştirmek isteyen herkes MÜZİK dinliyor,şarkı söylüyor ve DANS ediyor.
Dans, bir müzik tarzı olmaktan öte bir kültür ve yaşam tarzıdır.Duygularınızı, aşkınızı,
sevincinizi ve üzüntünüzü partnerinize ifade etmenin en etkili yoludur. Sizi asil ve cazibeli kılar.
Gizlenen, saklanan ve baskılanan heyecan ve duygularımız,her çeşit duyguyu ifade etmenin en güzel yoludur.
Ruhun besin kaynağıdır.Dans zihnin, bedenini müziğin notalarına savurmasıdır.
DOĞRU SÖZCÜKLER
İmla kurallarına mutlaka uymalısınız.
Türkçe’de bazı sözcükler söylenişlerindeki kolaylık ve alışkanlığın yazı diline de yansıması sonucu
yanlış yazılıyor. Bunları yaparsanız, yazınızı okuyan sizin için “acemi” diye düşünür.
“Acemi” bir yazar olarak adlandırılmamak için şu sözcüklerin yazılışına mutlaka dikkat edin:
Yanlız değil yalnız yazmalısınız
Yalnış değil yanlış yazmalısınız
Çünki değil çünkü yazmalısınız
Herkez değil herkes yazmalısınız
Kurdela değil kurdele yazmalısınız
Meyva değil meyve yazmalısınız
Makina değil makine yazmalısınız
Sarımsak değil sarmısak yazmalısınız (Kaynak TDK Türkçe Sözlük)
Fasulya değil fasulye yazmalısınız
Ambülans değil ambulans yazmalısınız
Akedemi değil akademi yazmalısınız
Deklerasyon değil deklarasyon
Papuç değil pabuç yazmalısınız
Otobos değil otobüs yazmalısınız
Orjinal değil orijinal yazmalısınız
Konservatuar değil konservatuvar yazmalısınız
Alimünyum ya da aliminyum değil alüminyum yazmalısınız
sovan değil soğan yazmalısınız
Kapora değil kaparo yazmalısınız
Prosedir değil prosedür yazmalısınız
Traş ve heykeltraş değil tıraş ve heykeltıraş yazmalısınız
Dokuman değil doküman yazmalısınız
Labaratuvar veya labaratuar değil laboratuvar yazmalısınız
Acenta değil acente yazmalısınız.
Eşim olma, karım ol! Bakma daha ilkel durduğuna sen, ruhu vardır
kelimelerin. "Karı-koca" "eş"ten daha çok şey anlatır. Hatta belki
bize unutulmuş bir şeyi söyler. Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe
"koca", kadına da "onun karı" demiş eskiler? Eşim değil, karım ol!
Kedilerin eşi olur, terliklerin de... İnsanın eşi ...olmaz. Bir ömür
eşlik ediyor diye mi sevgiliye eş denir? Eşlik etmek yeter mi?
Fazlasını beklemez mi insan yârinden? Kelimeleri yitirmeseydik
anlardık belki, evlenecek erkeğe eskilerin neden "koca" dediklerini.
Çünkü "koca" bilge demektir, yüce demektir. Koca demek, dağ demektir.
Ve ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksiktir.
Dağların yücesine kar yağar diye kadına da "kocanın karı" demişler.
Bakma şimdi evlenenlerin "karı-koca" ilan edildiğine. "Koca ve onun
karı" olmalıdır aslında. Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak
ve masum olmalı kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü
üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım
görünür... Eşim olma, karım ol! Bana benzemeye çalışma sakın. Bana
benden lazım değil bir tane daha. Ama unutma ki sensiz yarımım. Her
zaman söylemem, ama sen anla. Eşim olma, karım ol! Beni
tamamla...
Özlemle geçiyor sensiz her günüm
Ateşten gömlektir gecem gündüzüm
Düşünmekle geçti bu günüm dünüm
Bir gün yaşamadım, sensiz vefasız...
Her nefes alışta adın anarken
Aşkın ile ateş'lerde yanarken
Yüreğim sensiz her gün kanarken
AŞK' a koşamadım sensiz vefasız.....
O kadar yürekten bağlıydım sana
Senin varlığındı can veren bana
Gelde bak yürekten sen akan kana
Sevdim çoşamadım, sensiz vefasız...
Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Domatesçi, biberci bağırır da kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
İnsan bağırırken düşünemez. Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.
Popçular, folkçular boğazlarını patlatana kadar bağırıp duruyor.
Ama..
Dede Efendi'yi okuyanlar bağırmıyor
İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur ...
Çivi ve telle yapılan,unutulmaya yüz tutmuş filografi sanatının büyüleyici ÖRNEKLERİ:
Filografi ahşaP bir zemin üzerine çakılmış çiviler arasından teller geçirilerek,
belli örgü teknikleri kullanılarak çeşitli desenler meydana getirilmesi sanatıdır.
Doğar doğmaz ayağına geçirilen pembe patikler sana yumuşak başlı, sessiz ve uyumlu olmanı fısıldar.
“Öyle rahat oturma,
sesli gülme,
eteğine dikkat et,
yürürken önüne bak” demenin kibarıdır ve kuralları ayaklarından bağla***** uygulatmaya başlarlar.
Özgürlükler kapısı rengi olan mavi patik yerine pembe giymek zor zanaattır.
Çocukluktan başlayan uyarılar ve baskılanmalar, patik boyutunun büyümesine bakmaz ve ilerde de devam eder.
“Sen kadınsın, evinin kadını olacaksın” denir.
Giderken gelirken sormak izin almak zorundasın.
Önce mavi patikli ve soyadını taşıdığın babandan, sonra gene mavi patikli soyadını aldığın kocandan.
“Erkeğe ses edilmez, adam dışarıda bin tane kişiyle uğraşıyor ekmek parası için” denir.
Sanki kadın da dışarıda çalışmıyormuş gibi.
“Kadın dediğin evini pırıl pırıl tutar” denir.
“Mavi patikli ev işi mi yaparmış” denir.
Sanki mavi patiklinin dışarıda çalışarak sırtlandığı yükün bir kısmını o pembe patikliler almamış gibi.
Hadi bunları sindir. Tabi sindirebilirsen..
Mavi patik giyenler aldatır.
“Mavi patiklidir, yapmış bi hata, pembe patikli affedici olmalıdır” denir.
“Bak mavili pembeli patikler giydirilmiş çocukların var” denir.
“Büyüklük pembe patikli de kalsın” denir.
Dayanamayıp boşansa, “boşandın da noldu, patikli çocukların mavi patikli babalarından oldu, senin de adın pembe patikli dul oldu” denir.
Bu dedikodu ve akıl vermeler her ne renk patik giymiş olursa olsun her insan tarafından söylenir ve uzar da uzar…
Peki aksi durumda;
Pembe patikliye iftira atılsa, öldürülür. “Mavi patikli namusunu temizlemiş” denir. Konu kapanır.
Ağlarsın.
“Pembe patikli işte hemen ağlar” denir.
Gülersin.
“Pembe patiklisin, bu kadar gülme” denir.
Susarsın.
“Sen ne biçim pembe patiklisin. Başkalarının pembe patiklileri böyle mi? Fıkır fıkırlar Allah için” denir.
Konuşursun.
“Pembe patikli milleti işte. Dır dır başının etini yer” denir.
Fikir verirsin.
“Sen ne bilirsin ki” denir.
Söylemezsin.
“Sen ne bilirsin ki” denir.
Eleştirirsin.
“Sen benim ailem hakkında konuşamazsın” denir.
Sessiz kalırsın.
“Zaten sen olduğu günden beri içten pazarlıklıydın” denir.
Yaşarsın.
“Vurdumduymazsın” denir.
Ölürsün.
“Zaten hep böyle hastaydı” denir.
Pembe patikli olmak zor zanaat.
Ne yapsan yaranamazsın bu dünyada.
Öbür tarafa göçeyim dersin.
“zaten cehennemin yarısından fazlası pembe patikli olacakmış” denir...
Beni mi Arıyorsun Sevgili..!
Yarım Kalmış Hikayeleri Oku...
Yolun Ortasında Terkedilen Bir Kimsesizi Dinle...
Sensiz Geçen Saatlere Adı Konulmamış Yaşanmışlıklara Sor...
Kaybedilen Umutlarda Enkaz Altlarında Ara...
Beni Bulacak Olursan Sakın Yaklaşmaya Kalkma!
Kırıklarım O Kadar Keskin ki Dokunursan Ellerini Kanatır...
Yaralarımda Bir O Kadar Derin İçine Herşeyinle Seni Hapsettim...
Dokunursan Canın Acır, İçin Sızlar...
Dayanamazsın...
Paramparçayım...
Her Bir Parçam Ayrı Yerde...
Kolay Dağıttın Ama Toplamaya Gücün Yetmez..
Haktan gayrısına aman dilemedik ki
Elif gibi doğru olduk eğilmedik ki
Ne sellerle cebelleştik yenilmedik ki
Umutların eksilmesin başaracağız
Bugünler zor çetin ama atlatacağız
Sabır denen o taşları çatlatacağız
Yürek yüreğe verince dağlar düz olur
Sabır bilen gönüllere kışlar yaz olur
Büyük aşkın derdi büyük yar da naz olur
Umutların eksilmesin başaracağız
Bugünler zor çetin ama atlatacağız
Sabır denen o taşları çatlatacağız
Bir yazar yazı yazmak için okyanus sahillerinden birine gitmişti. Sahilde yazı yazmayı çok seviyordu. Çünkü deniz manzarası ve sesi onun kafasını tamamen boşaltıyor ve kendini çok iyi hissediyordu. Yazılarını genelde balkonda deniz manzarasına karşı yazardı.
İlerleyen zamanlarda sahilde bir genç gözüne takıldı. Genç sabaha karşı kumsalda dans eder gibi hareketler yapıyordu. Ve sonra bir şeyin daha farkına vardı. Genç her gece hep aynı saatte geliyor, saatlerce sahilde garip hareketler yapıyor ve gidiyordu. Yazar artık yazı yazmayı bırakmış her gece genci izliyordu.
Bir gece yine daktilosunu masanın üzerine koydu, bir fincan kahve aldı ve yazısına başladı. Tam o sırada yine genç çıkageldi. Artık merakı o kadar çoğalmıştı ki dayanamayıp sahile gencin yanına indi. Biraz yaklaşınca, gencin sahile vuran denizyıldızlarını, okyanusa attığını fark etti. Gence bunu niye yaptığını sordu.
Genç adam birazdan suların çekileceğini, eğer bunu yapmazsa, sahile vuran denizyıldızlarının öleceğini söyledi. Yazar gözünü sahile, uçsuz bucaksız kumlara çevirdi. Milyonlarca denizyıldızı sahili doldurmuştu. Gencin çabasının ne kadar da beyhude olduğunu
düşündü ve kendi kendine gülümsedi.
Genç adama, sahile vuran milyonlarca denizyıldızını gösterdi ve “Her gece boşuna uğraşıyorsun. Bak sahilde milyonlarca var. Ne fark eder ki?” dedi.
Genç, yere eğildi, yerden bir denizyıldızı aldı, denize attı. Ve yazara dönüp, “Bak onun için fark etti” dedi. O geceden sonra sahilde,
artık iki adam dans eder gibi garip hareketler yapıyordu.