“Ne garip! En iyi davrandıklarım
Bugün en çok incitenler beni”
Günümüzde en iyi davrandığınız, iyilik yaptığınız, borç verdiğiniz, başkasına karşı hakkını savunduğunuz kişilerin, size karşı akıl almaz davranışlar sergilediklerini, adeta nankörlük yaptıklarını, dostluğa olan inancınızı zedelediklerini görüyorsunuz çünkü. Değer verdiklerinize gösterdiğiniz sevgi, bazen onların boyunu aşıyor. Halk deyişiyle “ne oldum delisi” oluyorlar. Bazen büyükleriniz de, siz onlara karışma hakkı verdiğinizde sınırı aşıyorlar. Sizi denetlemeye kalkışıyorlar. Akrabalarınızı değiştiremezsiniz ama arkadaşlarınızı seçerken özgürsünüz aslında.
Yanlış kişilere yatırım yapmamak koşuluyla. Yanlışlardan doğru çıkmaz. Özellikle en ufak bir sorununuzu konuşmaya kalktığınızda, karşınızdaki toz oluyorsa ayağınızı denk alın derim. Tabii çok da sorun yumağı gibi görünmenin bir yararı yok. Arkadaşınız ondan sadece sizi dinlemesini istediğinizi, başka bir beklentinizin olmadığını bilsin yeterli. On altıncı yüzyıl Fransız entelektüellerinden, şair Claude Mermet, “Dostlar kavun gibidir. Neden mi? Bir tane iyisini bulmak için yüzlercesini yoklarsınız da ondan.” derken, arkadaşlığın dostluğa dönüşmesinde seçimler kadar, dostluğun geçeceği testlerin de önemini anımsatır bize.
Hayat herkesi bir yerinden kirletiyor, örseliyor. Güven duygumuzu söküp alıyor. Zaten kimse kimseye yıllarca dost olacak sabırda da değil artık, sanki. Ya da bana öyle geliyor. Bir tane bile olması, aslında ne büyük zenginlik. Şair Cahit Külebi bakın ne diyor: ”İnsanlardan buz gibi soğudum / İşte yalnız sen varsın / Öyle halsizim ki hiç sorma / Anlarsın “. Anlamak: işte sihirli sözcük, o. Empati duymak, hissetmek de cabası...
YÜREGİM DİYORKİ....Bugün yine efkarım var dokunmayın bana...Küçük bir çoçuk gibi huysuz ve çekilmezliğim var....
Herşeyden herkesten hatta canımdan bezmişliğim var...
.Kimseyi görmez duymaz haldeyim bir boşluğa düşmüş gibiyim....
... Herşeyy...Boş ve anlamsız ..hani kıyamet kopsa kılım kıpırdamaz...
Bugün bir başkayım...Şefkatli merhametli bir eli bekleyen kanadı kırılmış yaralı bir kartal gibiyim......Ölümü bekleyen hasta gibiyim...
.Ruhu bedenden ayrılmış son duası edilmiş ceset gibiyim.dedimya bugün bir başkayım..
Hayallerim yarına kalmış dünlerim yabancı olmuş bugunlerim rol cizer olmuş..
Tadım tuzum yok Ben bende değilim bugün..Üstüme gelmeyin hayallerime asılmaktayım...son sözümmü...lafım meclise degil
nefes alan herkese...
Gülüşlerim yüreğimin sessiz cığlıklarının imzasıdır...
Saç dökülmesi her gün devam eder ve dökülenlerin yerine yenileri gelir. Saçlarımızın hayat döngüsü bu şekildedir.
O yüzden telaşa kapılıp günlük stresimizi daha da arttırmaya gerek yok.
herkes için farklılık gösterse de beslenme alışkanlıklarımızda yapacağımız bazı ufak değişiklikler gerek genel sağlığımız
gerekse saç sağlığımız için faydalı olacaktır. Ne de olsa sağlam kafa sağlam vücutta olur.
A-Vitamini
A Vitamini vücudumuz için bir çok faydası olduğu gibi saçlarımız ile alakalı önemi şu şekildedir:
A Vitamini tüm vücutta hücrelerin ve dokuların gelişmesi ve sağlığı için vazgeçilmezdir.Aynı şekilde saçlarımızın ve başımız için de faydalıdır.
Vücudumu bitkiler ve hayvansal ürünler sayesinde A Vitamini ihtiyacını giderebilir.
Kırmızı,sarı ve turuncu meyveler ve sebzeler A Vitamini deposudur. Koyu yeşil yapraklı sebzelerde A Vitamini ihtiva eder.
Ciğer,balıkyağı,yumurta ve pastörize süt A vitamini sağlayan hayvansal ürünlerin en başında yer alırlar.
B6 Vitamini, Folik-asit, B12 Vitamini
Saçlarımız oksijene ihtiyaç duyarlar. Vücudumuz ciğerlerimizdeki oksijeni dokulara taşıyan hemoglobinin üretimi için bu üç B Vitaminden yardım alır.
Sağlıklı ve güçlü saçlara sahip olmak, ancak düzenli kan ve oksijen sirkülasyonu ile mümkündür.
B Vitamini eksikliği , saçların kan ve oksijen tedariğini kesmekten farklı değildir. Sonuç olarak saçlar incelmeye, dökülmeye ve yavaç uzamaya başlarlar.
B& -B12 Vitamini açısından zengin besinler sırasıyla; kırmızı et,tavuk eti,balık eti, yumurta,soya fasulyesidir. En iyi Folikasit kaynağı olan besinler ise yapraklı sebzeler, portakal suyu, avocado, brokolidir.
C-Vitamini
C-Vitamini kolajen üretimi için gereklidir. İnsan vücudu C Vitaminini uzun süreli depolayamadığı içinhergün C-Vitamini depose olan besinlerden düzenli olarak almamız gereklidir. C Vitamini açısından zengin besinler portakal,kavun,biber,koyu yeşil yapraklı sebzeler.
Çinko
Çinko eksikliğinin en önemli neticelerinde biri kepek ve saç dökülmesidir.Hücre ve doku yenilenmesine yardımcı olan çinko aynı zamanda saç köklerimizde bulunan yağ salgılayan bezlerin üretiminde yardımcıdır.
Besinler arasında en iyi çinko kaynakları deniz mahsulleri,kümes hayvanları, midye ,karides,istiridye, tam tahıllı ürünler, kabuklu yemişler, ve baklagillerdir.
SU
Düzenli hidrasyon genel sağlığımız ve saç sağlığımız için vazgeçilmezdir.Vücudun her hücresinin ve her sistemin düzgün çalışması için su kullanır, bu yüzden sadece saçlarınızı yıkamanız yetmez bol bol su içmeniz gerekir.
Gayrı anlatılmaz bu savaş bence
Dağ taş konuşmuştu kendi dilince
Hücum diye bir ses duydum ilk önce
Sonra allah allah dedi
mehmedim..
https://www.youtube.com/watch?v=IU6QwqwM1Qs
6 yaşındaki çocuk birgün babasına sorar;
Çocuk; Baba 18 yaşıma girdiğimde bana ne hediye alacaksın?
Baba; Daha çok var evladım, der
(çocuk 17 yaşındadır) ve hastaneye kaldırılır.
Doktor çocuğun kalbinde sorun oldugunu söyler. Çocuk babasına sorar.
+ Baba ben ölecekmiyim ?
Adam ağlamaya başlar cevap veremez .
Çocuk iyileşip evine döndüğünde artık 18 yaşında gelmiştir. Eve geldiğinde yatağının üzerinde bir kağıt görür ve alıp okumaya başlar.
Kağıtta şunlar yazılıdır...
"Sevgili oğlum hatırlıyormusun, "Baba 18 yaşıma girdiğimde bana ne alacaksın." diye sormuştun. İşte hediyem bu sana,
Artık Kalbim kalbinde atıyor. Sana Kalbimi verdim oğlum, iyiki doğdun ..."
hatırlarmısınız eskıden askerde olan abilerimize mektuplar yazardık....
aşık olduğumuz kıza veya erkeğe ilanı aşk için bir kağıda mektup yazmayı seçerdık!!!
babalarınıza ve annelerinize sorsanız belkı hala mektuplarını saklamaktadırlar .
vaybee ne güzeldi o günler değilmi..?
pekı sizin hatırladıklarınız varmı, büyürken kaybettikleriniz..
lisedeyken okulun son gününde veya son haftaasında herkesin einde bir hatıra defteri oluyordu.. sevmediğimiz kışıleri bile özleyeceğimizi düşündüğümüzden onlarada bir sayfa ayırdık ...işin en komıgı ise bütün yazıların başı aynıydı,
kalbin kadar temız olan bu sayfayı bana ayırdıgın için teşekkür ederim...........
ama şimdi herkes birbirinin msn adresini alıyor....!!
teknolojinin kazandırdıkları aşikarda birde teknoloji ile kaybettiklerimiz vardı..
mahalle aralarında top oynamalarımız vardı şimdi bakıyorum da mahalle aralarda top oynayan çocuklarımızın yerini
internet cafeler almış..
alışkanlıklarımızı saymakla bitmeyeceği gibi birde ne olduğunu bilmeden evimizin baş köşesine koyduklarımız var en çok vakıt ayırdıklarımız ve en çok sevdiklerimiz arasında yerlerini aldılar oysakı bizim raflarımızda üstü tozlanmış kuranı kerimlerimiz var..
ceşme başında sokağın köşesindeki muhabbetimiz var.
bakkal amca ile atışmalarımız var ,
biz varız...
Biz ki özde insan doğduk hepimiz anadan
Akıl fikir vermiş bizlere yüce Yaradan
Mayası bozuk ise düzelir mi sonradan
Haine arka çıkan, bilsin bizden değildir....
Bunca zaman bizleri nasıl da kandırdınız
Kin ve nefret öfkeyle millete saldırdınız
Tazecik goncaları dalında soldurdunuz
Kardeşe kurşun sıkan, bilsin bizden değildir....
Bu vatanın ekmeğin yiyip suyun içenler
Vatan haini olup aslından vaz gecenler
Lafım size değildir haşa pirler erenler
Toprağıma göz diken,bilsin bizden değildir.
Hijyenik olmayan pamuklu cocuk bezi ile tahta besik ile buyuduk.
Cocuklar icin guvenli kapaklar, kilitler, elektrik prizleri yoktu.
Cesmeden su icerdik.. Pasta yerdik, ekmek yerdik, sekerli icecekler icerdik ve fazla kilolarimiz yoktu
cunku sokakta oynardik.
3-4 arkadas ayni siseden icerdik ve hicbirimiz olmezdik.
Oyuncak arabalari , bebekleri haftalarca ugrasip kendimiz yapardik sadece fren yapinca nasil iz kaldigini gorebilmek icin.
Problemlerimizi kendimiz cözmeyi ögrendik.
Sabah evden cikip aksam sokak lambalari yanincaya kadar disarida kalabilirdik.
Anamiz gece sokaktan bizi ceke ceke, bağira bağira alirdi. Kimse bize ulasamazdi cep telefonlarimiz yoktu.
Komsu bahcesindeki kiraz agacina dalardik.
Bilirmisiniz "dalmayi" meyve bahcesine "dalmayi" dut agaclarinin tepesinde dolasmayi onu sallamayi ve örtünün üzerinden dut yemeyi bilirmisiniz?
Ögretmenlerin daha cok zamani vardi ve neseliydiler. Herkes koleje gitmezdi, gitmeyenler aptal sayilmazdi.
Kuaför de olunabilirdi. Sans-talih-kader-kismet sattiniz mi sokaklarda. Bağıra bağıra.
Yaptigimiz herseyin arkasinda dururduk ve tutarliydik. Okulla veya kanunla celiskide oldugumuzda ailemiz bizi dışlar mı
düşüncesi yoktu.
Sorumluluk sahibiydik ve herseyi basardik.!!!.."
Evet biz basardik ve cocuklugumuzu yasadik doya doya... Evet biz de cocuktuk.
Okulda birinci sınıf ögrencileri, bir aile fotografı üzerinde tartışıyorlardı. Fotograftaki küçük çocugun saç rengi
ailenin öteki bireylerinin saç renginden degişikti... Ögrencilerden biri o erkek çocugunun belki de evlat edinilmiş
olabilecegini söyledi. Onun bu sözünü duyan başka bir küçük kız ögrenci, birden sesini yükseltti;
- Ben evlat edinme konusunda her şeyi bilirim, çünkü bende evlatlıgım!...
Arkadaşı sordu;
- Madem biliyorsun, bize de anlatsana... Evlat edinilmek ne demektir...?
Küçük kız ögrenci kendinden emin bir biçimde bilgisini özetledi;
- Annenin karnında degil, yüreginde büyümüşsün demektir...
sonradan mı acılar hissedilir
hep sonradan mı değer kirpiğe gözyaşı,
ve bir ıslaklığın acı tuzu yakar yarayı
hep sonradan mı?
kimi zaman çetrefilleşir yaşam
yol ki geri dönsen boş..
önümüz karanlığa bekçilik eden zebani sürüsü
hep sonradan mı doğar güneş, yağar yağmur, kar..
başım bir yastığa değdiğinde mi anlarım yalnızlıkları...
sonradan mı severim, hep sonradan mı?
yaşamın noktalarını takip ederim şiirlerde
hep sonradan mı aklıma gelir bu kelimeler
vefa, değerini bilmek, sevmek, sonradan mı?
kaybetmek sonradan değilse
ucuz romanlar gibi hayat..
sayfalarında küflü düşler barındıran
ve bir an bir mermi de sıkamıyorsun alnına..
..tatlı bir rüyanın ortasında
hep sonradan mı kından çıkar bıçak
ve sonradan mı kemik hisseder çeliği
hayat iki mintan yakası,
biz birleşme düğmesi .
sonrası yok anın...
ha gayret desekte...
yetmiyor kimsenin nefesi.
Hayat geçiyor. Bugün için yarın olan zaman, yarın dünde kalacak.
Zaman algımız, hayatı algılamamızı etkiler.
Sürekli geçmişe takılıp kalmak, nasıl ki kişiyi mutsuz ediyorsa,
sürekli geleceği düşünmek de bir o kadar mutsuz etmektedir.
Geçmişe takılan üzüntü yaşarken, geleceğe takılan ise kaygı yaşamaktadır.
İşte böyle bir durumda geçmiş ile gelecek arasında sıkışmadan hem bugünümüzü yaşamak,
hem geleceğe yatırım yapmak hem de geçmişte yaşananlardan bir yandan dersler çıkarmak,
bir yandan da olumsuz yaşantılara güçlü bir şekilde hoşça kal demek lazım.
Sağlıklı bir hoş geldin ve sağlıklı bir hoşçakal için
affetme mekanizmamızı çalıştırmalıyız. Hem kendimizi, hem diğer insanları affedip,
olumsuz duygulardan ve
geçmişten gelen duygu yüklerinden kurtulalım.