Eğik başını kaldır gökyüzünün mavisine.
Umuda bir dem kat, utanmadan sıkılmadan mutluluğa karış.
Utangaç gülüşlerinden bir damla hayat bağışla,
Siyah renkli bir gül dalına.
Bir gelinlik başı ile ört
Gözlerimin en kahve yanına.
Ve uyut beni gönül salıncağında.
Kanamalarım durulmayacak biliyorum.
Sen kapama en iyisi.
En siyah yerinden öpüver yüreğimin.
Ve aşkın Elif halinde gülümse bana.
En sonunda Elif ol şiir sonu cümlerinde.
Ve ben sana yar oldukça,
Yüreğinin en eğik harfiyle gülümse bana.
Usulca köklerinden sökülüp, fethedilen ülkelerin güle yataklık yapmış loş odalarındaki pencere önünde çölün bağrını özleyen çöl gülü, yine usulca terk ederken misafiri olduğu kenti, usûlen gözlerinden salıverdiği şebnemde sevdâlı bir koku ve üstüne suretinin yorgun izdüşümünü nakşettiği paramparça bir ayna bıraktı.
Gidişlerin de gelişler gibi öğretildiği yerde artık inanıyorum ki;
Kesin aşk bize öğütlenip öğretilmişti efendim.
İmdi susmanın yeri olduğunu bilir ve asil bir mührü vurur gibi dudaklarımıza susarız. Bin parça aynada bin surette raks ededursun gölgeler. Zirâ kır(ıl)ıp yansıdığı ışığın hatırı var gölgesini sürükleyip götürdüğü suretinde çöl gülünün.
Ağlayalım... Temizlenmek için. Ne kadar temiz tutmaya çalışsak dahi benlik tozundan toprağından koruyamadığımız gönüllerimiz için...
Ağlayalım... Asıl ağlanacak halimize ağlamayıp da, olur olmaz herşeye döktüğümüz gözyaşları için...
Ağlayalım... Değer vericilerin en Yücesi olan Mevlamız'ın bize verdiği (en büyük insan olma) değerini unutup, yaratılmışlardan değer dilenciğinine çıktığımız için...
Ağlayalım... Ölenlerin değil asıl yaşayanların acınacak bir halde olduğuna, asıl onlar için dökmediğimiz gözyaşlarına...
Ağlayalım... Yaşayıp da hayrımıza olmayan, yaşayamayıp da hayrımıza olan herşey adına...
Ağlayalım... İçimizde öksüz ve yapayalnız bıraktığımız asıl kendimiz olan yabancıya...
Ağlayalım... Saymakla bitiremeyeceğimiz zayıflıklarımıza, kusurlarımıza, yanlışlıklarımıza...
Kimselere duyurmadan hıçkırıklarımızı, kimselere göstermeden yaşlarımızı ağlayalım...
...
Onun Güzelliğini Herkes Görüyorsa O Bence Az Güzeldir.
Herkes Biliyorsa O Bence Hiç Güzel Değildir.
Onun Güzelliğini Yalnız Ben Görüyorsam Bu Sevgidir.
Onun Güzelliğini Yalnız Ben Biliyorsam Bu Aşktır.
Hiç Kimse Bilmiyorsa Bu Yanlızlıktır.
Vurur da geçer gönlüme hep, ezici pişmanlıklar..
Açılır ellerim duâya dururum!
Bir halsizlik, bir ürkeklik, bir mahçupluk içindeyim
Susarım, sadece Sana'dır (c.c.) bükük boynum
Bakamam semâna,
Utanıyorum
Ne büyük bir ateştir ki bu,
Hadsiz yanıyorum
Avuçlarımda gül birikmişti Sen'i (c.c.) sevince,
Şimdi dikenlere döndüler günahlarımla,
Kanıyorum
Sızlanırım hep, ağlarım günahlarıma
Pişmanım bütün yaptıklarıma
Yüzüm yok belki ama
Yok ki başka bir yer gideyim
Yüzüm olmasa da geldim kapına
Ey Rabbim(c.c.)!
Hükmedip cehennemine atarsan,
Rab (c.c.) Sen'sin, hakkındır
Lütfedip Rahmetine sararsan,
Rahman (c.c.) Sen'sin şanındır
Ve bu son demde,
Yüzsüzüm, ama yine de kapına geldim
Güçsüzüm, ateşin sinede affına geldim
Şimdi bütün anmalar bir susmanın içinde..
Şimdi bütün susmalar bir odanın içinde..
Anlatmaya bir sözcük, bir bakış arıyorlar,
Önce sakladıkları, bir adamın içinde...
Gerçekler yalan, yalanlar gerçek-miş gibi,
Dünya kendi etrafında dönüyor-muş gibi,
Hiçbir şey bilmeyip çok şey biliyor-muş gibi,
Yaratıcının değil de yaratılmışların kuluy-muş gibi,
Hep bâki-i-miş, bâki kalacak-mış gibi...
Ağlamak
Unutmak kadar kolaydır inan
Sevin ağlayabiliyorsan
Sevin ağlayorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Gül ağlayorum ağlayorum diye
Sana bir şey yapamam
Ağlayamıyorsan
GECE;güneşi batırma dedi.
AYIN ONDÖRDÜ; beni bir daha görme dedi.
AĞAÇ; yeşile hasret kalasın diye beddua etti.
KALDIRIM; kalbin benim gibi taşa dönsün,dedi.
SOKAK; tüm yollar ona ,bundan böyle yollar sana haram olsun dedi...
Bu kadarını beklemiyordu. Leyladan kurtulmanın bu kadar zor olduğunu bilmiyordu. Ve anladı ki O,leylaya tutsak,leyla ya köle idi. Ve leylanın kara saçlarından,leylanın kesretinde Leylanın vahdetini bulmaya yeminliydi...o günden sonra ne leylaya isyan etti ne yazgıya...Leylayı yaşadı yıllarca bi-haber...
ve anladı ki o Leylanın içindeydi leyla onun içinde...
Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor: "Damardan kan almak gerek'" diyerek Mecnun' un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır;
"-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan"
Doktor Mecnun'a:
"-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir iğne batmasından mı korkuyorsun?" diye sorar.
Mecnun'un cevabı şu olur;
"-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum, varlığım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu yararken Leyla'yı incitirsin, işte ben bundan korkuyorum."
Kalp büyük bir mağara,sevmek de büyü bir imtihandır sana...
Yıllara ,kasırgalara,yaşlılıklara inat,kökleri sağlam çınarlar gibi devrilmeyenlere selamlar olsun ve selam güzele olsun cünkü;
"Güzele iltifat etmek güneşe mum tutmaya benzer .Mum nasıl sönük kalırsa güneşin karşısında iltifatlarımda sönük kalır güzelliğinin yanında..."