Öncelikle hoşgeldin OZAN aramıza, seni görmek çok güzell diyerek başlamak istiyorum...
İnsanoğlu rüzgar misali bir bakarsın eser de eser ortada toz bırakmaz ;bir bakarsın ılık ılık essem mi esmesem mi nazlı nazlı salınır da salınır...Sanki bu sessizlik estiğinden daha çok ürkütür insanı...Neden bu örneği verdin dersen aramızdan sessiz sessiz gidişinden ötürü...Sonuç burdasın ve seni burda görmek çok güzel Ozann..
Bu harika şiirle gelerek öyle bir toz duman kattın ki foruma; işte OZAN bu ve geldii! Dedirttirdin
Harika dizeler ve herbiri ayrı güzel ve anlamlı;içten...Şiir öyle bir bütünlük içeriyor ki hiç bir dizesini yada dörtlüğünü bölemedim kıyamadım..Sanki alsamda şurası çok güzel desem diğer dizeler boyun bükecek ve büyüsü bozulacak gibi..Yüreğini konuşturmuşsun yine ve emeğine ;yüreğine sağlık can arkadaşım diyorumm..İyiki varsın..
Ve benim babam yok yani hayatta değil . Ama o beni gönlümde ruhumda yaşıyor.O benim gizli sevdam, o benim en büyük aşkım, o benim en sevdiğim .
Sevgisinin yeri hep boş doldurulamaz.
Benimle ağlardı, benimle üzülürdü benimle ders çalışırdı, benimle yemek yerdi ve benimle hasta olurdu. Onu tanımlayamam onu anlatamam kelimeler yetmez ki.
Babanm en yufka yürekli ,fakirin babası , işçinin babası herkesin babasıydı.
Hiç unutamam; karlı soğuk bir gecede paltosuz gelmiş, üşüyen bir garibe çıkarıp vermişti..
Ah babacığım! Keşke hiç ölmeseydin .Bu zamanda senin gibi insanlar kalmadı artık yok
Onun verdiği sevgi verdiği ışıkla yolumu bulmaya çalışıyorum ve onun öğütleriyle bu zamana gelebildim.
Baba bir dağ gibi
Baba bir şifa gibi
Baba bir rüya gibi, bir hayal gibi
Baba ekmek, baba para
Baba çeker çileyi ve acıyı
Baba evin direği
Baba evin huzuru
Dertlere olur derman
Gönlümün fermanı...
...
..
.
Ben babalar gününün resmini tuvale yansıtıp o benim için siyah olan rengi beyaza boyayarak mutlu olmaya çalışacağim ve babası olanlar kıymetini bilsinler.
Ben buradan babaları olanlara sesleniyorum;lütfen onları çok sevin ,çok öpün çok okşayın ...
Bu seher de gül yaprağına düşen çiylerle düştün hayal aynama. Hurufattan ayn,şın ve kafı hıçkırık tuttu İklimime ışıl ışıl gülen gözlerin yağmağa başladı sabah serinliğinde
Avuçlarımı yumdum. Yaktı avuçlarımı kor gibi hayalin. Buymakla yanmak arasında gidip geldim. Yokluğun dondurdu, hayalin kavurdu. Ellerinden esen serinliği, nefesinin yakıcılığını hayal ettim. Hayal iklimimi baştan başa fetheden sendin. Harflerde kâh üşüdüler kâh yandılar. An geldi hasretin kıskacında hıçkıra hıçkıra ağladılar.
Sonra, yüreğim bir gül dalına tutundu. Sen açtın ucunda. Ayn,şın ve kaf harfleri boy verdi. Tek hece, tek söz gül açtı. Şerhe güç yetiremedi hiçbir şarih. Çünkü açılan gonca aşktı. Bir akşam alacasında sular tutuştu, güller kana kesti. Tüm aşk perileri, nefes nefesti hayaline yetişmek için. Gülüşünü hayal ettim, hayalin nefesimi kesti. Hurufatta hıçkırık, yüreğimde ateş ömrümden hasret ve aşk kıvamında bir seher daha geçti.
Takvimlerden bir yaprak düştü suya, mevsim hazana erdi. Hüzzam şarkılar boy verdi,seni betimledi rüzgâr, seni anlattı devran. Harflerimin yüreğine düştü hatıran. Aşkım hazan mevsiminde şıvgın verdi. Harflerin boğazına bir hıçkırık düğümlendi.
Hazan sarısı bakışların parçaladı yüreğimi eylül. Her parçası bir yana dağıldı. En büyük parça ayrılıktı. Diğer kısımlar hicran, hüzün, göz yaşı, veda. Bir araya getirmeye çalıştım parçaları olmadı. Yedi veren gülü sevdamızın dalları kırıldı. Mercan tespihimin ipi koptu. An hazandı, sen yoktun. Hazan sarısı bakışların parçaladı yüreğimi eylül
Artık, ne erguvanlar var ne ıhlamur kokan zamanlar. Ihlamurlar başka iklimlerde çiçek açıyor. Ben hazan sarısı anlara tutunuyorum. Avuçlarımda yanıyor hatıralar. Yokuşlar öylesine dik, sana gelen cılga dikenli. Geçit vermiyor dağlar. Bir yüreğim kalmıştı senden yadigar, onu da hazan sarısı bakışların parçaladı. Çığlık çığlığa martılar.
Ruhumdun bedenimdin, hâlâ da öylesin; ama beni yürüyen bir ceset yapmaya yetti bu z/amansız firar. Hazan sarısı bakışlarının gölgesi uzun uzadıya vurur iklimime. O sebeple benim için her mevsim sonbahar. Razıyım eylül gülüşlerine yâr. Biliyorsun zaman dar. Akim kalan sevdamıza ıssız dağ başlarında öksüz çeşmeler ağlar
Bana sözün vardı, ıhlamurlar çiçek açtığında avdet edecektin iklimime. Erguvan mevsiminde yan yana yürüyecektik. Olmadı, bir türlü gerçekleştiremedik ıhlamur kokulu hayallerimizi. Bir kehribar tespihin rengine tutunduk. İçimizde aşka dair tortular. Hep başka iklimlere yağdı yağmurlar. Bize hazan sarısı zamanlar düştü. Düşlerimizi hayra yormadılar, bize hiçbir şey sormadılar.
Vedasız gidişini düşündüm üç gün, üç gece. Yüreğime düştü korlar. Kavrulan yüreğimin bir yerinde, bir katre tebessümün kalmış; onun serinliğine sığındım. Ne yaptım ne ettimse, senin hayalin olamadım. Sen haziranda açmış bir güle benziyordun. Ben hazan sarısı günlerde kaldım. Sessizce ağladım
Bu aşk, bu yara, devredecek parçalanan yüreğimde bir daha ki sonbahara. Ayrılık şarkısı çalsa da çay bahçelerinde. Hazan sarısı bakışlarından yadigar günlerde çayımı yudumlarken. Buğulu bakışlarını hayal edeceğim. Semaverin içli içli uğuldayışını dinleyeceğim. Ayrlığın dalgaları döverken yüreğimin kepezlerini , seni sevmekten vazgeçmeyeceğim. İnadına, arabesk şarkılar dinlemeyeceğim.
Seninle paylaşacağım çayımın her katresini. Sesini duyacağım kepezleri döven dalgaların sesinde. Sana hasret nefes alıp vereceğim .Ihlamurların çiçek açmasını, erguvanların donanmasını bekleyeceğim. Bir donanma kuracağım aşk adına iklimine sefer eyleyeceğim. Şayet, ulaşabilirsem iklimine; yakacağım tüm gemileri bir daha geri dönmeyeceğim. Tutuklu kalacağım bir ömür boyu buğulu bakışlarında.
Bulutlar ağlıyor ayrılığımıza. Havada bir hüzün kokusu. Sular yokuşa akıyor. Yüreğimde ıhlamur kokulu zamanların hayali. Dalıp gidiyorum uzaklara. Avuçlarımda bir kor tutuyorum adı ayrılık olan. Mekan talan, devran talan. Sen olmayınca, uçurumun kenarında eylül düşler kurmak düştü bahtıma. Direndim bunca zaman ayrılığa. *"Ölüm ile ayrılığı tartmışlar elli dirhem fazla gelmiş ayrılık." diyen ozana katıldım. Hiç sevmedim ayrılığı. Hasretim ıhlamur kokulu zamana hâlâ...
Gittin gideli, hasret ateşten bir piyale yüreğimde . Seni hatırlatır her baktığımda gül, erguvan lâle. Şehrin üzerinden bulutlar geçer gider bilinmez iklimlere. Benimle birlikte üzülür bir zamanlar arşınladığın sokaklar, caddeler. Sana üveyiklerle,turnalarla selamlar yollarım yazdığım şiirlerde. Sen kurduğum cümlede her şey. Özne ,tümleç , yüklem , nesne. Harflerimin özgül ağırlığısın. Şiirlerimde imge.
Güne seninle başlarım istisnasız. En ıssız en yalnız anlarımda hep yadımdasın. Gittin bana yadigar kaldı yasın. Nedense seni hep çiçeklerle anarım. Bazen bir hanım elinin hoş kokusu hatırlatır seni. Bazen yasemin beyazlığında ellerin düşer hatrıma. Akasyalar, erguvanlar senin için açar itikadımca. Leylak kokularıyla senin ıtrın olur başımı döndüren. Velhasıl çiçekler âleminde her güzellik baştan başa sen.
Sana, çiçekler perisi desem, güzelliğini anlatmaya kifayet eder mi bilmem.Harfleri, kelimeleri, renkleri özenle seçsem; bir şiir yazsam, adın geçmese içinde. Lâkin, sana dair ne varsa yüreğimde, satırlara dökebilsem. Sen olsan şiirimde ahenk, hayallerimde renk. Güzele ve güzelliğe değgin her renk , her söz seni hatırlatır. Çay demlerken düşersin yadıma bir de. Ama senin elinin değdiği çayların kıvamına ve tadına ulaşamam yokluğunda. Senin elin değmeyeli öksüz kaldı demliğimle çaydanlığım da. Bardaklarda hüzün...
Çektin gittin uzaklara, bir gülüşün kaldı bende hatıra. Güzelliğini emanet ettim zambaklara. Adının ucuna iliştirilen gülü yüreğimde saklarım hâlâ. Bir kor olur düşer hasretin avuçlarıma. Bulut olur bakışların yağmurlarıma. Üveyikler havalanır, selamım olursun dört bir yana kanatlarında. Erir yüreğim senden uzakta. Sana yeniden tutulurum her nefes alışta , derin bir nefes alırım hayalin ciğerlerime dolar. Gün yirmi dört saat seni yaşar seni solurum