1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Konu: Kim Bilir

    noimage

    Tanıdık dertler biter meçhule düşmez yollar

    Her gece cinayete kurban gitmez umutlar

    Kavuşması imkânsız temiz aşklar yaşanır

    Güvercin kalbi gibi yürekler kanatlanır Kim bilir!

    noimage

    Çalınır Taş plaklar gönül pastan paklanır

    Kitaplar arasında kırmızı gül saklanır

    Bu sene çiçek açar hercai menekşeler

    Hayat bir sürgün verir kabul olur dilekler Kim bilir!

    noimage

    Uçurtma uçurulur gökyüzü gelin olur

    Her sabah ötelerden simitçiler duyulur

    'Arkası yarın'ları radyolar çalar yine

    Limon suyu sürülür saça Jöle yerine Kim bilir!

    noimage

    Çıkılır belki gülüm çıkmaz denen sokaklar

    Eylülün ortasında hep vurulmaz ya aşklar

    Gözden gelen yağmurlar dökülür mevsiminde

    Kaybolur karanlıklar gökyüzünün rahminde Kim bilir!


    noimage


    Yaşanan son hazandır ve bahara gebedir

    Toplarız mutluluğu belki sıra bizdedir Kim bilir!







    MEHMET ORHAN DURDU



    Mart-2010







    [main-arkaplan-muzik]483[/main-arkaplan-muzik]

#11.08.2010 14:35 0 0 0
  • Sunumu okuyarak benimle paylaşan her arkadaşımın güzel yüreğine,gözlerine sağlık diyorum...

    Teşekkür ederim arkadaşlar...
#11.08.2010 13:59 0 0 0
  • Konu: Gel
    ''Gel''

    Diyebilmek gidene ya da sebep ne olursa olsun bu emir kipini vermek ''İhtiyaçtan'' doğar.En güzel ''gel'' olanıda dostluğa,kardeşliğe,huzura kısaca içinde sevginin barındığı var olacağı ortama davet olan halidir..

    Harika dizeler ve anlatim.Senin sunumunla da ayri güzel olmuş canim.Yüreğine sağlık bu güzel şiir için..
#11.08.2010 13:49 0 0 0
#10.08.2010 21:52 0 0 0
#10.08.2010 21:51 0 0 0
#10.08.2010 21:46 0 0 0
  • Konu: GS2004

    noimage


    SELAM OLSUN

    Tükenip gider ömür, bir gün yüklenir göçüm
    Başucumda gördüğüm, dostlara selam olsun
    Her bir parçam bir yerde, söyleyin nedir suçum
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    Gam tarlasında kahrı, taşıdım kucak, kucak
    Dert yakama yapıştı, dolandım köşe bucak
    Ruh çıkarsa bedende, küllenir söner ocak
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    El sürmeyin yarama, derindendir hep kanar
    Yolum düştü gurbete, yüreğim her dem yanar
    Gönlüm ahu zardadır, hasretle sizi anar
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    Dertler ilacım oldu, günüm gecem amandır
    Bitti hevesim hazım, yorgun halim yamandır
    Ayrı düştü yollarım, kavuşmamız gümandır
    Yoluna can verdiğim dostlara selam olsun

    Hepimiz misafiriz, dünya denilen hana
    Yüreğim yaralıdır, yanar hasretten yana
    Ecel vaki olurda, toprak dolarsa cana
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam osun

    Gönül yarenden ırak, yaram depreşir azar
    Geçen gün ömürdendir, zaman mezarı kazar
    İpini salan dünya, benim olsa kaç yazar
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    Darbe yedi umudum, kavuşmak zor olacak
    Hayat denen meçhulün, yaprakları solacak
    Yitip gidiyor zaman, elbet vadem dolacak
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    Yücelerden bakmadım, yurt eyledim engini
    Felek direnip durdu, bitirmedi cengini
    Geçti vefasız ömür, can bulmadı dengini
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    Unutma dünya fanı, her can konup da göçer
    Yaratan gel deyince, Azrail tek, tek seçer
    Hakkın terazisinde, kul ektiğini biçer
    Yoluna can verdiğim dostlara selam olsun

    IŞIK hasret kavurdu, yanıyor canım özüm
    Alevlendi ataşım, yele savruldu közüm
    Ah ile geçti günler, bitti tükendi sözüm
    Yoluna can verdiğim, dostlara selam olsun

    Azimet IŞIK


    noimage


    Sayfama ziyaretiniz için teşekkür ederim.İyi akşamlar dilerim.
#10.08.2010 18:02 0 0 0

  • noimage



    noimage GÖZYAŞLARIM noimage



    Duygusal bir yapım var

    Gözlerim ağlamayla sürekli flört halinde

    Fay hattı yüreğimin tam altından geçmekte

    Her an depremlerin olduğu ve artçıların eksik olmadığı

    Böyleyim yapacak bir şey yok

    Bu yaşıma kadar değişmedim

    Bundan sonrada değişeceğimi düşünmüyorum

    Yaratıcı duygusal yaratmış, bu durum kendi kurgum değil

    Bende normal insanlar gibi olmayı isterdim

    Olaylardan, gördüklerimden çok etkilenmemeyi

    Beceremedim Demek ki olmuyor


    noimage


    Bazılarına göre önemsiz bir olayda bile yüreğime çığ düşebiliyor

    Göğüs kafesimde annesini kaybetmiş küçük bir kız çocuğunun hüznünü taşırım sürekli

    Gözü yaşlı birini gördüğümde,

    Gönlüme hitap eden bir türkü, bir ilahi, tatlı bir nağme dinlediğimde,

    Terk edilmiş, Çaresiz, Aç, susuz bir canlı gördüğümde,

    Hazırdır gözyaşlarım yuvasından çıkmaya

    Özellikle geceleri, el ayak çekilince daha çok kapımı çalarlar

    Gözyaşları mı geceleri çok seviyor

    Geceler mi gözyaşlarına davetiye çıkarıyor bilemiyorum

    Nadiren çok mutlu olduğumda da akarlar

    Doğumda sevinçten,

    Ölümde hüzünden

    Bazen bir mazlumun ahı olarak,

    Veya bir aşığın kavuşamadığı sevdası için dökülürler

    Sabah ezanını, Cenaze salası dinlediğimde de ağlarım

    Kim bilir belki de kendi ölümüme ağlıyorum

    Zaten hiçbir zaman müsait misin diye sormuyorlar ki bana

    Sebepli veya sebepsiz usulca yuvalarından çıkıp

    Yanaklarımdan süzülmeye başlıyorlar.


    noimage


    Şu üç kuruşluk dünyada bana ağır kan kayıpları yaşatan, bitmek bilmeyen isteklerim var!

    Kelimelerimin ve kalemimin duygularım karşısında aciz düştüğü zamanlar var!

    Ruhumun istasyonlarını karınlıkların bastığı zamanlar var!

    Sevaplarımın her dem yenik düştüğü günahlarım var!

    Yan cebimde saklamak zorunda kaldığım acılarım var!

    Henüz Sarılıp kucaklaşamadığım vuslatlarım var!

    İşte bu yüzden damlalar konuşur:

    Söyleyemediğim cümlelerin yerine

    Çehremdeki çizgilerden usulca akıp giderler.

    noimagenoimage

    Anlatamam Yalnızlığımda iki damlanın yanaklarımı okşamasından duyduğum mutluluğu,

    Anlatamam Bu inci tanelerine neden sığındığımı,

    Anlatamam Çoğu kez neden tek tesellim olduklarını,

    Anlatamam Damlalardaki anlamı, satırlara dökemem

    Anlatamam Bir damla yaştaki saklı gizleri,

    Anlatamam halimi Beni; ancak, dostu gözyaşı olanlar anlar

    .......
    .....
    ...
    .



    Mehmet Orhan DURDU








    [main-arkaplan-muzik]191[/main-arkaplan-muzik]
#10.08.2010 14:08 0 0 0
  • Konu: Su Gibi

    noimage


    Yağmur tanesi kadar saf ve temiz doğar insanoğlu.. Daha dünyaya ilk merhabasında yaşlar akar gözlerinden tıpkı yağmur gibi. Dokuz aylık anne hasretinin sona erişinin sevincidir kimbilir. Belki de bir bilinmeze gelişin tuhaf korkusudur.

    Pınarlardan çağlayan su kadar berraktır teni.. Hiç bir yabancı madde karışmamıştır ki henüz ruhuna.. Gülücükler açarken yüzünün pembe bahçesinde daha toprağa ayağı bile dokunmamıştır. Ana kucağından halıya bile inmemiştir patikli ayakları.

    Ebeveynlerin adı ve "su" dur genelde ilk öğrenilen sözcükler. Çünkü onlarsız bir beden varolma savaşını sürdüremez ki..

    Gördüğü ilk yüzdür anası ve babası. En güzel dönemdir her şeyin önüne sunulduğu o günler.. Süt annenin göğsünde, şefkat ise onu saran kollardadır.

    Hayata karışması için özenle açılan yoldan kontrollu akar önce.. Sonra büyüdün derler. Bazen ürkerek, bazen gürül gürül bazen de palaspandıras yol alır.

    Su gibisin denilen çağ, bir de bakılır ki "su gibi geçti zaman" söylemleriyle hatırlanır.

    Su hayattır ve hayat da acısıyla tatlısıyla her şeyi paylaşmaktır insan için.

    Su iyi bir dost gibidir aslında mevkisi hiç önemli değil. Yeter ki bir bardak suya ulaşabilecek kadar yakın olsun yürekler. Kilometrelerce mesafe bile uzak değildir. Kristal bardakmış, sade bir cam bardakmış farkeder mi hiç içinde duru ve kanası içilecek lezzette bir su olduktan sonra..

    Kendini üstün gören her insan dışa ördüğü kabuğundan bir gün çıkacak ve herkesin giydiği o tek tip elbiseye er veya geç bürünecektir.

    "Doğum ve Ölüm" arasına sıkıştırılmış bir ömür yaşıyoruz aslında.. Umarım yapacağımız güzel şeyler için vaktimiz vardır. Geç kalmadan sevdiklerimize bir kez daha sevdiğimizi söylemeliyiz. Güzel olan hiçbirşeyi bir ertesi güne ertelememeliyiz.

    Su kadar güzel bir ömür diliyorum herkese.

    Saygı ve sevgilerimle..

    Aysel AKSÜMER
#09.08.2010 21:37 0 0 0

  • noimage


    Bizim bütün masallarımızın başlangıç cümlesi olan "Bir varmış, bir yokmuş" ; ne var, ne de yok, ya da bir görünen bir kaybolan, aslında olmayan ama olmasını düşlediklerimiz midir acaba? Bütün masallarımız bu cümleyle başlamadı mı?

    Nice büyük aşkların masalına en ılık sesiyle evsahipliği yaptı bu ifade... Ve kimini kitapların arasında güz mevsiminin gizemli sarı ışıltısında soldurdu, kimini kuğu gibi salındırdı, kimini kalplerin şiddeti büyük depremlerinde sarstı, ya da bir öteye erteletip savsaklattı.

    Hayallerimiz değil miydi? bizi zemheri soğuğunda, sıcacık bir günü yaşatan, kara bulutları taşan bir sütün köpürmüş kaymağı kadar beyaz bulutlara dönüştüren, kısır topraklara sevgi ve bereket tohumları serpen..

    Hep gerçeklerin günyüzüne itildi hayallerimiz... Ne zaman bir hayal kursak; birileri bizi engelledi ve güldü. Ama Mark Twain'in "Düşlerinizi kovmayın, çünkü onlar gidince belki siz kalırsınız ama artık yaşamıyorsunuz" sözünü bilmiyorlardı ki.

    Hayata geçirmek istediğimiz hayalleri söyleyince; "Kargalar bile güler, çık artık hayal dünyandan" demediler mi? Ama onlar J.Bernard'ın "Büyük şeylerin hayali ile yaşa, hiç olmazsa daha küçük şeyleri yapmak imkanı bulursun" sözünü duymamışlardı ki,

    Lisedeki beden öğretmenim derdi ki; "Setlerde atacağınız vuruşlarınızın, gözünüzün önünde hayali ilk atışını yapın" bu sözü; William Russell'in "En büyük işler, büyük hayaller kurma özelliği olan insanlarca başarılmıştır" sözü doğrulamıyor mu? Yani çok büyük işler bunu başarma hayaliyle yanıp tutuşan insanlardan çıkmadı mı?

    Ama zaman zaman hayal kırığına da uğramıyor değiliz. İşte o zaman içimizde ne büyük fırtınalar oluşur, yaralar açılır. Schiller'in dediği gibi "Hava için gökgürültüsü neyse, insanın ruhu için hayal kırıklığı da odur". Kendimize uzun süre gelemeyiz.

    Ama sırf hayal kurmak; amaçlarımıza ulaşmak için yeterli değil, çaba ve gayret de lazım. Joubert "Hayali kuvvetli olan ama bilgisi olmayan kimsenin kanatları vardır. Fakat ayakları yoktur" sözünü ne de güzel söylemiş.

    Bazen insanlar büyük yanılgıya uğrarlar. Hayal ettiği şeylere ulaşınca hiç düşlerindeki gibi olmadığını farkederler. En kötüsü de bu değil mi ? O kadar yol alıyorsunuz ama bir arpa boyu yol katetmemiş oluyorsunuz.

    Ama yine de hayallerimizden vazgeçmemeliyiz. Yahya Kemal'in dediği gibi "İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar" Yani hayallerimizin bittiği anda aslında bir de bakmışız yokolmuş gitmişiz. Yani yazımın başına dönüveririz "Bir varmış, bir yokmuş" misali.

    Aysel AKSÜMER



#09.08.2010 21:29 0 0 0

  • noimage


    Bugün yine mucit alet telefondan bahsetmek istiyorum. Telefonda; neleri konuşmayı seviyoruz, neleri sevmiyoruz ya da olması gerekenler ne, telefonun hangi amaçlar için kullanılması gerektiği gibi konularda şöyle muhabbet edelim istedim.

    Öncelikle telefonda nasıl konuşulacağını maalesef bilmeyen insanlardan bahsedeceğim;
    Telefonun amacı; yakınında olmayan insanlarla iletişim kurmak ve meramını anlatmaktır. Bir insan niye başka birisini arar; özlemiştir ama mazereti vardır yanına gidemiyordur. Sesini duyarak hasret gidermek, iyi olduğunu bilmek ve rahatlamak ister.

    Resmi bir iş için veya mesleği gereği arar. Çocuğu uzak bir yerde okuyorsa bir ihtiyacı var mı diye sormak ve sürekli yanında olduğu hissini vermek için arar. Örnekler daha da artabilir.

    Ama; birbirini her gün gören insanların bir de akşam neredeyse saatler süren telefon konuşmalarını hiç anlamam. Ne bulur da ne konuşurlar anlamak mümkün değil. İşyerimde bir arkadaşım vardı sevgilisi ile konuştuktan sonra kolu kilitlenmiş ve öylece kalmış ahizeyi yerine koyamamış. Allahtan ev arkadaşı doktormuş da ilk müdahaleyi o yapmış. Bunu anlattığı zaman günün konusu olmuştu, sen misin o kadar konuşan? Adam kıza sırf tutulmakla kalmamış, bir de kolu tutulmuş.

    Bazıları ise bir konuşur, bir konuşur içiniz daralır, acaba konu nedir? diye merak edersiniz ama gelmez o son. En sonunda dayanamazsınız "Canım sen beni bir şey demek için mi aramıştın? diye bir hamlede ağzından lafı çekmeye çalışırsınız. Bilmez ki onun boş vakti, belki sizin dolu bir anınız. Uzatmanın ne alemi var ki? Önce bir sormak lazım "Ben konuşuyorum ama vaktin var değil mi? diye. Ama nerede.....

    Kimisi de öyle hızlı ve yüksek sesle konuşur ki sanırsınız "hızlı tren" ahizeyi kulağınızdan uzaklaştırırsınız sağır olma tehlikesine karşı. Arada da acaba bana yanlış bir şey söylüyor mu, iğneliyor mu diye kulak kesilirsiniz ve o trenin altında ezilmemeye çalışırsınız. Eğer bir samimiyetiniz yoksa diyemezsiniz de "Az biraz yavaş" diye. Görüşme bitince derin bir "Oh" çekersiniz.

    Sizi uzun zamandır aramayıp aramayıp ansızın arayan biri de; uzun uzun nasılsın, çocuklar nasıl, daha daha nasılsın der der, anlarsınız "Bayram değil seyran değil, bu vatandaş beni niye aradı" tahmin edersiniz sizden bir iş talebinde bulunacak. Sonunda yanılmazsınız "lafın gelişinden gidişi çoktan bellidir" üzülürsünüz "keşke sırf beni merak ettiği için arasaydı " diye...

    Beni sorarsanız böyle yazdığıma bakmayın ben telefonda konuşurken çok sıkılan birisiyim. Çok kısa bitiririm konuşmamı elimde değil. Çok özlediğim ya da olağanüstü bir durum yoksa genelde böyledir yani kısadır görüşmelerim...

    Bir şarkısı vardır Teoman'ın "Babamın öldüğü yaştayım" diye, ben de ayrıca çok severim. Şarkının bir kıtasında güzel bir söz vardır; "Telesekretere konuşamayanlardanım" diye. Ben de bir garip olurum telesekretere not bırakırken hep komik gelir karşımda birisi olmadığını bilerek konuşmak ama gereklilik tabi o notu ben de bırakıyorum zaman zaman..

    Peki siz "Telefona konuşamayıp, megafona konuşanı gördünüz mü? Ben onu da gördüm bizim bir esnafımız vardı. Dükkandaki telefonla eşi ve çocuklarıyla konuşmazdı telefon faturası çok gelmesin diye, "apartmanın sadece dış kapısını açmak" ve "kim o" demek için kullanılan megafonda bayağı bayağı muhabbet ederlerdi. Bu da bizim komik ama gerçeklerimizden....

    Sevgilerimle...

    AYSEL AKSÜMER
#09.08.2010 21:25 0 0 0

  • noimage


    Dünyaya geldiğimiz tarih bizim kurtuluşumuzdur aslında her ne kadar buna "doğuş" deniyorsa da... Kolay mı? dışarıda ne olup bitiyor haberin olmadan, dar bir alanda, ayağını bile doğru dürüst uzatamadan, uzunca bir süre boynuna dolanırsa boğulma riski bile olan bir göbek bağıyla 9 ay 10 gün korku içinde sabırla beklemek.

    Nüfüs Cüzdanımızda belirtilen ay, gün ve yıl dışında aslında bilmem kaç kez doğarız ya da ölüp ölüp diriliriz. Bir yaşımıza daha girer, ömrümüzden bir gün daha götürürüz. Kızdığımız birilerine de ömrümü yedin deriz.

    Matematiksel yaşımı bu şekildeki konuşmalarıma göre hesaplamaya kalksam acaba kaç yaşındayım diye düşündüm. İnanın işin içinde çıkamadım.

    Doğuş kelimesi oldu bitti içimde hoş bir heyecan uyandırır. Uyuduğum her gecenin sabahında güneşin doğuşuyla gözlerimi yeni bir güne açmam mutluluk verir bana. Çocukluğumdan beri bu böyledir. Hiç bir sabah yüzüm asık uyanmamışımdır. Bazen bir gariplik mi var ben de diye de düşünmeden edemiyorum. Ama maalesef benim gibi neşeyle uyananlar azınlıkta sanırım.

    Genelde "sabaha özel sözler" mahmur gözlerle, yer yer esnemelerle biçimlenmiş asık bir yüz eşliğinde;

    - "Daha dur ya uykumu bir açayım ondan sonra konuş",
    - "Sabah sabah bana dokunmayın",
    - "Nefret ediyorum bu sabahlardan",
    - "Sabah sabah nereden buluyorsunuz bu enerjiyi",
    - "Benim uyanmış göründüğüme bakmayın ben aslında hala uyuyorum"
    - "Sabahları yanıma yaklaşmayın, kırarım, sonra gelin"

    diye başlar. Agresiflik dizboyudur yani.. Ya da bütün bu sözleri sarfetmeden yüzünde yazıyormuşcasına dolaşırlar. Zaten anlarsınız ve "ateşle yaklaşmayın uzak durun" uyarısı görmüş gibi uzaklaşırsınız.

    Bu tür söylemlere maruz kalmış kişilerin de yorumları genelde klasiktir. Başını iki yana sallayarak, kaşlarını çatıp dudaklarını bükerek;

    - "Yahu ben mecbur muyum bu tafraya",
    - "Yine tersinden kalkmış",
    - "Rüyasında benimle kavga etmiş herhalde",
    - "Sanki canına mı kastettik uykusunda",
    - "Bir gün de gülerek uyansa şaşarım",

    gibi sözlerdir. Genelde iç ses olarak kalması hayırlıdır çünkü dıştan söylemek bir savaşın başlamasına onay vermekten farksızdır. Çünkü sabahları sinirli olanlar gerçekten günün ilerleyen saatlerinde neşe ile kahkaha atmaya başlarlar. Herkesin tabiatı farklı tabi ki anlayış göstermek şart.

    Uyku için yarı ölüm derler. Öyle ise gözlerimizi açınca neden mutluluk duymuyoruz ki. Yaşasın! Güneşin ihtişamlı doğuşunu bugün de göreceğim aynı zaman da büyüleyici batışına da tanık olacağım. Sevdiklerime sarılacağım doya doya demek varken..
    Her gün yeniden doğuyormuşuz gibi düşünmek lazım aslında. Neden emanet bir can taşırken canımıza okuyoruz ki.. Zaten bir gün öleceğiz o süreyi kendimize doğru hızla yaklaştırmanın bir manası da yok gibi.

    Yaşadığı topraklarda iç ve dış düşmanlara karşı azmiyle kanıyla canıyla verdiği mücadelenin sonucunda halk bir ülkenin yeniden doğuşunu sağlayıp bayrağını göndere dikebiliyorsa:

    Vücudundaki kötü huylu tümörleri; moraliyle, sabrıyla, yaşama sevinciyle, mücadeleci kimliğiyle, "kötülüğe yer yok benim bünyemde, tümörlerim bile iyi huylu olur" diye espri yapabilecek kadar güçlü insanlar tamamen iyileşerek yeniden doğabiliyorlar. O tarihi de ikinci kez doğuş ilan ediyorlar kendilerine..

    Doğuşlar; pişman oluşlar, mahvoluşlara değil mutluluklara çanak tutsun hep.. Yaşamak her ne olursa olsun çok güzel..

    Sevgi ve saygılarımla..

    Aysel AKSÜMER
#09.08.2010 21:21 0 0 0
  • Bundan elli yıl kadar önceydi.Bir akşam üstü kapımız çalındı. Gelen dedemin asker arka-
    daşı Ömer Çavış'tu. Kurtuluş Savaşı'nda dedemle aynı cephede savaşmışlar.
    Yatmaya gitmeden önce konuğumuzdan Kurtuluş Savaşı anılarından birini anlatmasını
    istedim.Saçlarımı okşadı.Dalıp düşündü.Sonra gözleri dolu dolu oldu ve anlatmaya başladı:
    -Kurtuluş Savaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu.Düşman ordusu silah ve mermi bakı-
    mından bizden kat kat üstündü.Kurşunlar sağımızdan,solumuzdan,başımızın üstünden vızıl-
    dıyarak geçiyor ve binlerce parçaya bölünen top mermisi parçaları üzerimize bir yağmur gibi
    yağıyordu.
    Yemek yapılan yer siperlerin tam ortasındaydı.Her manga ya da takımdan bir kişi gidip
    yemekleri getiriyor.Sonra tüm askerlere dağıtıyordu.O gün bizim karavanacı Ali,siperdeki
    mutfaktan yemeğimizi almış,ağır ağır geliyordu.Benim takımımdaki Adil Ombaşı:
    -Koş Ali koş! Yoksa kurşun yiyip öleceksin diye bağırdı.Ali hiçbir şey olmamış gibi yavaş
    yavaş geliyor iki eliyle tuttuğu yemek tenceresini dökmemeğe çalışıyordu.
    Adil ombaşının uyarısının dikkate alınmadığını gören subaylarımızdan biri telaş ve heyecan içinde Ali'ye yüksek sesle seslendi:
    -Çabuk ol evladım!Şimdi vurulup gideceksin.Yavaş yürümenin zamanı mıdır şimdi?
    Veliköylü Ali,yani senin deden söylenenleri duymuyor.Elindeki yemek dolu tencereyi dökmeme gayreti içinde ilerliyordu.O arada düşmanın attığı top mermisi gelip Ali'nin önüne
    düştü.Etraf toz duman içinde kaldı. Ali toz toprak içinden zor seçiliyordu.Ali vuruldu diye
    yüreğimiz ağzımıza geldi.Toz bulutu dağılınca bir de ne görelim.Ali,yemek tenceresinin
    üzerine kapanmış sağ salim duruyor.Ancak yüzü,gözü toz toprak içinde.Biraz sonra Ali ayağa kalktı.Ancak ayakta duramadı.Top mermisinden sıçrayan bir parça Ali'nin sağ bacağına isabet etmiş,bacağını kırmıştı.
    Ali,hiçbir şey olmamış gibi yine tencereyi tutup getirmaye çalışıyordu. O sırada top
    mermileri yine vızır vızır başımızdan,kulaklarımızın dibinden uçuşuyordu.Erlerden biri fırlayıp tencereyi kapıp getirdi.İrice bir asker de iki atlayışla Ali'nin yanına vardı.Sırtladığı gibi sipere getirdi.Ali'nin bacağından kan akıyordu.Sol kulağının yarısı da kopmuştu.
    Ali,hiçbir şey olmamış gibi gülüyor,yiğitçe davranıyordu.Hemen askeri doktor gelip
    Ali'nin yaralarına acil yapılması gerekenleri yaptı.
    Doktor,Ali'nin yaralarını sararken komutanımız geldi.Ali,yaralı yaralı yine kalkıp komutana selam vermek istedi., Komutanın el işaretiyle tekrar oturdu.Komutan:
    -Oğlum Ali!Çabuk gelmen için iki defa uyarıldığın halde yine yavaş yavaş yürüdün ve
    vuruldun.Çabuk gelseydin vurulmayacaktın,dedi. Ali:
    -Doğru söylüyorsun komutanım!Çabuk gelsem vurulmayacaktım.Ancak o zaman da
    yemeği ve ekmekleri dökecektim..Biliyorsunuz iki gündür askerimiz aç.Karnına bir lokma
    ekmek,bir kaşık sıcak çorba girmedi.Yemek dökülmesin,askerin karnı doysun ki düşmana iyi mermi atsın,kılıç çeksin diye yavaş yürüyordum. Hem komutanım! Ben buraya vatan hizmetine,vatanı savunmaya geldim.Görevin büyüğü,küçüğü olur mu?Ben yemek taşıma görevini de kutsal bildim.Ben her gönlü yiğit,mert asker gibi ne düşman mermisinden ne
    de ölümden korkarım.Bu can bu vatana,rengini şehitlerimizin kanından almış olan ay yıldızlı bayrağımıza kurban olsun!Biz bu günler için doğduk.Buralara geldik.Ölürsek şehit,kalırsak gazi olacağız komutanım!
    Ali'nin sözleri hepimizi duygulandırdı.Bazı askerler gözyaşını tutamadı.Komutan:
    -Ali,seni doğurup büyüten,buralara gönderen ananın ellerinden öperim.Vatan kutsaldır.Hepimizin canı vatana kurban olsun.Vatan varsa biz varız.Vatan yoksa biz de yokuz. Bazı tuzu kurular,tefeciler,alın teri dökmeden kazananlar bedelli askerlik olsun diye söylenip duruyorlar. Olur mu öyle şey! Yoksulun çocuğu gidip cephede şehit olsun,bir bacağını,gözünü cephede bıraksın,zenginin çocuğu para verip sırt üstü yatarak askerlik yap-
    sın.Olamaz böyle saçma şey.Çok konuştum yiğitlerim! Haydi ateeeş!demesiyle düşmanın üstüne top yağdırmaya başladık.Komutanın süngü tak emriyle süngü savaşı başladı.Düşman askerini yenip savaşı kazandık ama binlerce şehit verdik. Çok analar ağladı.Çok yavrular
    yetim kaldı. İşte Atatürk'ün önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı Alilerin,Ahmet-
    lerin Hasanların,Hüseyinlerin gazi ve şehit olmalarıyla kazanıldı. Bugün özgür yaşıyorsak ,
    tutsak değilsek bu gazi ve şehitlerimiz sayesindedir. Cumhuriyetimizin,laikliğin kıymetini
    bilelim.Vatanımıza,cumhuriyete,Atatürk'e,Atatürk devrim ve ilkelerine sahip çıkalım.Şeriat
    heveslisi yobazlar ve din tacirleriyle de mücadele etmekten kaçınmayalım,dedi.
    Ömer Çavuş'un bu anısı beni çok duygulandırdı.Vatanımızın hangi koşullarda savaşılarak
    kurtarıldığını daha iyi anladım.Verdiği bilgilerden dolayı Ömer Çavuş' teşekkür edip elini öptüm.
    Yaşasın bizlere bu vatanı bırakanlar!
    Yaşasın Atatürk!
    Yaşasın gazilerimiz!
    Yaşasın Ömer Çavuşlar...

    Alıntı
#09.08.2010 21:13 0 0 0
  • Dün annemle annesinin evine gittik.Annemin annesi benim de annem sayılır.Onu çok
    ama pek çok seviyorum.Ona canım anneannem diyorum.
    Anneannem çok bilgilidir. Ona ne sorsam hemen yanıtını verir.Bir gün anneanneme dedim ki:
    -Anneanneciğim! Size ne sorsam hemen yanıtlıyorsunuz.Siz bu kadar bilgiyi nasıl öğren-
    diniz?
    Anneannem gülümsedi.Okuduğu Cumhuriyet gazetesini elinden bıraktı.Ayağa kalktı.Elim-
    den tutup beni üst kattaki bir odaya götürdü.Odanın dört bir yanı kitap dolabıyla kaplıydı.
    Dolapların içleri cilt cilt ansiklopediler,değişik türde kitaplar,dergiler,atlaslar,sözlükler ve
    gazetelerle doluydu.
    Bir kitap dolabının önünde durarak dedi ki:
    -Bak şu kitaplara yavrum! Ben bütün bilgileri bu kitapları okuyarak öğrendim.Kitaplar he-
    pimizin en iyi arkadaşıdır.İnsanlar kitap okuyarak bilgi sahibi olurlar.Merak ettiklerini ki-
    taplardan öğrenirler.Herkesin evinde bir kitaplık olmalıdır.Kitaplar okunduktan sonra böyle
    kitaplıklarda korunmalıdır.Kitaplarımızı temiz ve düzenli kullanmalıyız.Kitaplarımızdan arka-
    daşlarımızın yararlanmasını da sağlamalıyız.
    Her yıl kasım ayının ikinci haftası Dünya Çocuk Kitapları Haftası olarak kutlanır.Bu hafta-
    da kitapların önemi anlatılır.Kitap sergileri açılır.Çocuklara kitaplar armağan edilir,kitap
    sevgisi kazandırılır.Seni yarın Dünya Çocuk Kitapları Haftası nedeniyle açılacak olan kitap
    sergisine götüreceğim.Sana sevdiğin tüm kitapları alıp armağan edeceğim.
    Kitap sergisine götürüleceğimi duyunca bir çığlık attım.Hoplayarak anneannemin boy-
    nuna sarıldım.O gece sevinçten uyuyamadımUyuduğum zamandada kendimi hep kitap sergisinde gördüm.
    Sabahleyin anneannemin öpücüğü ile uyandım.Kitap sergisine gideceğimizi anaımsayın-
    ca çok sevindim.Yatağımdan fırladım.
    -Günaydın anneanneciğim,dedim. O da bana:
    -Günaydın Barış.Kahvaltın hazır. Hemen yıkanıp kahvaltını yap.Kitap sergisine gideceğiz
    dedi.
    Kahvaltımı yaptım. Dişlerimi fırçaladım.Kitap sergisine gitmek için anneannemle evden
    çıktık.Otobüs durağı evimize çok yakındır.Durağa kadar yürüdük.Otobüse binmek için sıra-
    ya girdik.Otobüse önce anneannem,sonra ben bindim.Şoför amcaya öğrenci kimliğimi gös-
    tererek kutuya biletimi attım.Sonra da anneannemin yanındaki koltuğa oturdum.Yolcuların
    hepsi otobüse bindi.Ayakta yolculuk yapan çok yolcu vardı.Bizim oturduğumuz koltukların
    önünde çok yaşlı ve sakat bir amcanın ayakta durduğunu gördüm.Hemen kalkıp yerimi o
    amcaya verdim.
    -Teşekkür ederim evladım,dedi.Benim yer verdiğimi gören bazı genç yolcular da yerlerini
    yaşlılara verdiler.Otobüsümüz trafik nedeniyle ağır ağır ilerliyordu. Biz üç durak sonra inecektik. Yarım saatlık bir yolculuktan sonra ineceğimiz durağa geldik.Anneannem inmemiz için bir düğmeye bastı. Otobüsün ön tarafındaki ekrana kırmızı"DURACAK"yazısı
    çıktı.Biraz sonra da otobüs durdu.İnecek yolcuların hepsi arka kapıdan indi.Biz ön kapıya
    yakın olduğumuz halde biz de arka kapıdan indik.Otobüsten inince anneanneme sordum:
    -Anneanneciğim!Ön kapıya yakın olan yolcular da arka kapıdan indi.Ön kapıdan inilmez
    mi? Anneannem:
    -Yavrum! Belediye otobüsleri toplu taşıma araçlarıdır. Toplu taşıma araçlarına ön kapıdan
    binilir,arka kapıdan inilir.Bu bir kuraldır.Bu kurala bütün yolcuların uyması gerekir.Bizim
    geldiğimiz otobüsteki yolcuların hepsi bu kurala uydular.Bu durum beni çok mutlu etti,dedi.
    Biz söyleşi yaparken trafik lambasının kırmızı ışığı yandı.Yeşil yanıncaya kadar bekledik.Yeşil yanınca acele etrmeden karşıya geçtik.Karşıya geçerken gözleri görmeyen bir teyzeyle karşılaştım.Onun elinden tutup karşıya geçirdim.Gözleri görmeyen teyze bu iyi-
    liğimden dolayı bana teşekkür etti.Anneannem de:
    -Aferin Barış!Hem otobüsteki yaşlı adama yetrini vermen hem de karşıya geçerken gözleri görmeyen hanıma yardım etmen beni çok mutlu etti.Her zaman böyle davranmanı
    bekliyorum.Her iki iyi davranışın için sana çok teşekkür ederim yavrum!
    Anneannemle hem yürüyor hem söyleşi yapıyorduk. Anneannem birden durakladı.Etrafa
    baktı:
    -Aaa!Kitap sergisinin açıldığı binayı geçmişiz Barış.Geri dönelim.Sergi şu binadadır,dedi.
    Dönüp,serginin açıldığı binaya girdik.Anneannem,kitap sergisinin açıldığı tüm salonları gezdirdi.Salonlara konulan uzun masaların üstleri kitapla doluydu.Ziyaretçiler,bazı kitap
    masalarının önünde sıraya dizilmişlerdi.Bu insanlar,yazar ve şair olan amcalara,teyzelere
    alacakları kitapları imzalatacaklarmış.
    Anneannem,beni çocuk kitaplarının satıldığı bölüme götürdü.Oradan beş masal,altı öykü,
    dört de şiir kitabı aldı.Saçlarımı okşayarak:
    -Yavrum!Bu kitapların hepsi senindir.Kitaplarını temiz kullan.Yapraklarını biküp katla-
    ma.Üzerlerine yazı yazma,dedi.
    Kitapları büyük bir sevinçle kucakladım.Hepsini özenle çantama yerleştirdim. Kitap al-
    dığı için anneanneme teşekkür ettim,elini öptüm.Anneannem de beni kucaklayıp öptü.Ya-
    naklarımı okşadı:
    -Yavrum Barış!Sevindiğin için çok mutlu oldum.Kitap sevgisi çocuklukta başlar.Kitap okuyan insan bilgili olur.Bilgili insanın ailesine,ulusuna,vatanına yararı dokunur. Sen yeter
    ki kitap okumayı sev.Sna bir de kitap dolabı alacağım,dedi.
    Anneannemin söylediklerini duyunca sevincim daha da arttı.Eve gelir gelmez kitaplarımı çantamdan özenle çıkardım.Beni kitap sergisine götürdüğü ve bana istediğim kitapları al-
    dığı için anneanneme tekrar teşekkür ettim.Elini öptüm.O da beni öpüp kokladı:
    -Kitaplarını güle güle kullan yavrum!İnşallah ileride sen de iyi bir yazar ya da şair olur-
    sun,dedi.
    Çantamdan çıkardığım kitapları tek tek incelemeğe başladım. Önce "Öğretmenim"adlı
    şiir kitabını okudum.Kitabın şairi Müfit Aksakal'mış.Kitapta birbirinden güzel yüz yirrmi
    tane birbirinden güzel çocuk şiiri var. Benim en çok "Kitap Sevgisi" şiiri hoşuma gitti.Oku-
    yun bakalım siz de sevecek misiniz?


    KİTAP SEVGİSİ

    Küçük yaşta başlar kitap sevgisi,
    Okuyan bireyin çoktur bilgisi.
    Okuyana fazladır toplum ilgisi,
    Hiç durmadan kitap oku arkadaş!

    Bilenle bilmeyen asla bir olmaz.
    Okumadan bilgi beyine dolmaz.
    Kitap okuyanın çiçeği solmaz.
    Hiç durmadan kitap oku arkadaş!

    İki söylüyorsan bir de dur dinle.
    İnsanlık yücelir ancak bilimle.
    Çağdaşlık ilerler bilim ve fenle,
    Hiç durmadan kitap oku arkadaş!

    Kitap hem bir dosttur hem eşsiz önder.
    Kitap okuyanlar ileri gider.
    Güzellikler,yenilikler keşfeder.
    Hiç durmadan kitap oku arkadaş!

    Müfit AKSAKAL
    (Öğretmenim,İstanbul 2010)
#09.08.2010 21:11 0 0 0
  • noimage

    Sevil'cim doğum günün kutlu olsun canım.Allah sevdiklerin ve ailenle daha nice güzel seneler nasip etsin sana.Mutluluk hep gölgen olsun canım.Sevgiler...
#09.08.2010 21:05 0 0 0
  • noimage

    noimage

    ....Doğum günün kutlu olsun....
    .....Yaşa hep gönlünce.....
    .......Mutluluklar seni bulsun.......
    ........Seni bulsun ömrünce.......
    ........Kutlu olsun doğum günün.........
    ..........Hayatın başarılarla dolsun.........
    ...........Sevdiğinle sevdiklerinle...........
    .............Uzun sağlıklı huzurlu.............
    ..............Mutlu bir hayat yolculuğun olsun..............

    noimage

    noimage

#05.08.2010 17:13 0 0 0

  • noimage


    Barış,Aysun,Leyle, kızılay kolunda görevliydiler.Bazı günlerde dersten sonra beyaz
    bez üzerinde "KIZILAY" yazan yazıyı buyunlarından asar yardım toplarlardı.
    Bir pazar günü Kızılay için yardım topluyorlardı.Cennet kadar güzel bir bahçeye girdiler.Renk renk güller,menekşeler,karanfillerle çevrili yolda eve doğru gidiyorlardı.
    Köşkü andıran evin önünde yaşlı bir adam genç birisine sert bir ses tonuyla şunları söylüyordu:
    -Be kardeşim! Be adam! Sen benim söylediklerimi hiç duymaz mısın?İşe başlarken ne
    demiştim sana?Her şetde tutumlu olacaksın.Atalarımız ne demiş:"Sakla samanı gelir zamanı."Ak akçe karagün içindir."Bak budadığın bu ağaç dalları iki aydır burada duruyor.
    Bazılarını da dereye attığını biliyorum.Sonra bu dallar bu güzelim bahçenin görüntüsünü bile bozuyor.Bunları ve dereye attığın ağaç dallarını topla,odunluğa taşı.Hepsini kır,istif et.Kışa kadar kurusunlar.Kışın işe yarar bunlar.Haydi,doğru işin başına koş!
    Leyla:
    -Arkadaşlar,gelin geri dönelim.Bu adam bize bir kuruş bile vermez.Baksanıza ağaç dallarından kalan çöpleri bile kerestelik odun gibi görüyor.
    Barış:
    -Öyle deme Leyla!Belki de hizmetliği uyarmak için öyle konuşmuştur.
    Aysun:
    -Ben bu yaşlı adamı tanıyorum.Yardımsever bir insandır.Bence gidip ondan Kızılay için yardım isteyelim diyorum.
    Leyla:
    -Bu adam cimrinin birine benziyor.Bize kırk para vermez.Haydin gidelim...
    Öğrenciler bahçenin dış kapısına doğru giderken yaşlı adam arkalarından seslendi:
    -Heey çocuklar!Niçin geldiniz?Niçin gidiyorsunuz?Siz Kızılaya yardım toplamıyor musu-
    nuz?Para almadan mı gideceksiniz?
    Öğrenciler, yaşlı adamın sözleri karşısında donup kaldılar.Birbirlerinin yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya başladılar. Ne ileri ne de geri gidebiliyorlardı.
    Yaşlı adam gülerek yanlarına geldi.O zamanın koşullarına göre de büyük miktarda para verdi. O gün söylediği sözler kulağıma küpe olmuştur. Yaşlı adam o gün demişti ki:
    -Siz benim hizmetli ile yaptığım konuşmaları duydunuz.Bu adam çok cimri birisine benziyor.Bize bir kuruş vermez diye düşünerek gidiyordunuz. Ben cimri bir insan değilim.Ben işini bilen,kazandığım paranın bir kısmını kara gün için biriktiren,parasını yerinde harcayan bir adamım.Bu yerleri,bu bahçeyi,bu köşk gibi evi bu yüzden elde ettim.Ben böylelikle gereksinimi olanlara,sakatlara,yardım kurumlarına yardım etmek
    için de para ayırırım. Çeşitli okullarda okuyan on kimsesiz çocuğun da her türlü gereksinimini karşılıyorum.Şunu unutmayınız ki:gereksiz para harcamak başka,cimrilik başkadır.Eğer hizmetliye buradaki dalların hesabını soracak kadar işini bilen bir adam olmasaydım,şimdi size bu parayı veremezdim.
    Yaşlı ve tutumlu adamın sözlerinden öğrenciler çok etkilendiler.Kızılaya yaptığı yardımdan dolayı ona teşekkür ederek yanından ayrıldılar.
    Müfit AKSAKAL

    (Üzülme Öğretmenim,İstanbul 2001)



    noimage
#04.08.2010 19:10 0 0 0

  • noimage


    Ben bir sevda çiçeğiyim.Yaşım insanlık tarihi kadar eskidir.Dünyanın geçirdiği tüm
    evreler bende saklıdır.En iyi arkadaşınız da benim.Benimle dost olanların hiç canı sıkılmaz.
    Sevgi benimle filizlenip çiçek açar.Umut bende,bilim bende,fen bendedir.
    -Beni tanıdınız mı?
    -Özür dilerim.O denli hoş anlattınız ki zihnim karıştı.
    -Kendinizi tanıtmaya devam eder misiniz?
    -Doğada doğdum.Babamın adı Güneş,annemin adı Topraksu'dur.Doğada büyüyüp geliştim.
    - Sizi daha iyi tanımak için birkaç soru daha sorabilir miyim?
    -Buyurun!
    -Niteliklerinizi anlatır mısınız?
    -Tüm bilgileri kuşaktan kuşağa aktarıp gözleri görmayanlare ışık,kulağı işitmeyenlere ses verir;pas tutmuş kör beyinleri aydınlık yaparım.Benimle dost olanların yüreği insanlık
    sevgisiyle dolar.Yobazlıktan,fanatiklikten kurtulur.Gerçekleri konuşmaktan korkmaz.Kadın-erkek eşitliğini savunur.Doğuran,besleyip büyüten,koruyup kollayan tüm
    kadınlara saygı duyar.Erkek arkadaşıyla söyleşi yaptı diye öz kızını öldürmez.Namus bekçiliğine soyunmaz.Dil,din,renk,ırk,cinsiyet,bölgecilik ayrımı yapmaz.Kendisini Allah'ın
    yeryüzündeki elçisi gibi görmez ve kimsenin kılık kıyafetine karışmaz.İnsanların yatak odalarına kamara sokup izlemez,telefonlarını dinlemez.Atatürk devrim ve ilkelerini savunur.Savaştan değil barıştan yana olur.
    -En çok nelerden hoşlanırsınız?
    -Elden ele dolaşmak hoşuma gider.
    -En çok neye üzülürsünüz?
    -Tüm canlıları bir anda yok edecek güçte olan silahlardan bile tehlikeli görülmem beni
    üzer.En çok üzüldüğümse tutsak edilip farelere yem edilmem,bazen de etrafa aydınlık
    mikrobu saçmayayım diye yakılıp yok edilmemdir.Şimdi beni tanıdınız mı?Beni hala tanıyamadıysanız beyin körlüğü hastalığına yakalanmışsınız demektir.Hastalık kronikleşip
    üzeri pas tutmadan lütfen sayfalarımı çevir ve oku.Oku ki:Gelecek kuşaklara kavga ve savaşlardan uzak,barıştan yana aydınlık bir dünya bırakasın...

    Müfit AKSAKAL
    (İlköğretim Dilbilgisi 6,Başarı Yay. İstanbul 1988)


#04.08.2010 19:07 0 0 0
  • Kendine iyi bak dediğin an

    noimage

    O kadar zaman oldu ki,
    Kendine iyi bak demeyeli!
    Yolculuklarım, çağlar ötesinde biter oldu.

    Diğer zamanların hiçbir anlamı olmazdı.
    Ha dişlerim kökünden sızlamış,
    Ha cehennem ateşlerinde yanmışım!
    Ha zaman devrilmiş, hiç fark etmezdi!
    Yıkıntılar arasında kalsa da, kendime sakladığım gülüşlerim,
    En derin uçurumlara düşüp,
    En keskin kılıçlarla yaralansam da,
    Yine ve yeniden ayağa kalkardım
    Ellerimde ölümün mor çiçekleriyle.
    ------------------------- kendine iyi bak dediğin anda.

    Kendime küserdim,
    hayatın öteki yüzü, hallerime acısa da!.
    Ve bilirdim ki; tılsımlı bir sözcük güldürürdü beni,
    Yalan ömrümün gerçeklerinde, yüreğim yanarken!...

    Bedeli belirsiz bir hayınlık
    Domuz dolusu sıkarken yüreğime,
    Açılan yaralarım kan akıtmazdı yabana.
    Küskün çarelerim bekleyişlerde tükenirken,
    Dillerim hayata tutunurdu alemler yansa da!...
    Ve ben susardım,
    Ve hayat susardı,
    Ve zehir'e kesen ayazların gecesinde,
    Ölümler çağlayanından,
    Yeni hayatlar dökülürdü!
    Ölümlere gittiğim sensizliklerime
    --------------bir kendine iyi bak, dediğin anda

    Bir yanım katli vacip isyanlara çıksa da,
    Suskun dizelerim, umuduma ateşler yakardı

    Hayatımın ödenmemiş günahları,
    Bu günümü yalana saydırırken,
    Bir çekirge sürüsüne dönerdi acabalarım!.
    Can suyuna eremeyen köklerim,
    Çıkar yol ararken,
    Senden kalan sevda filizlerini yeşertmeye
    Bir namludan fırlayan, kendine iyi bak kurşunu,
    Kendine yol bulurdu yüreğimin kuytularında.
    Ve bir kendine iyi bak sözcüğü
    Yeniden vuslatın tadını çalardı, damaklarıma
    Hayaller boyu olsa da.

    Ve ben susardım,
    Gecenin karası susardı,
    Adamlığım insanlığım susardı
    Aklımın idamına hükmeden tümcelerde!.

    Sana sevdalarımı biriktirdiğim satırlarımı yazarken,
    Nefesi kesilirdi kalemimin.
    Ve seni seviyorumlu her cümleyi silerdi,
    Yalanları tanıyan ayrılıkların silgisi!.
    Ve ben hep kendime kızardım,
    Kararan yoklukların
    Yarım kalmış yanlışlarıyla.

    Tüm yanlışların bir bir ve yeniden,
    Gerçeklerin doğrusuna hükmederdi.

    Ve sen bilirdin,
    Bir kendine iyi bak demenin bedelini.
    Ama yinede haz duyardın mezalimden,
    Yinede haz duyardın!
    Kendine iyi bak demeden,
    Beni uykulara gönderdiğin
    Kara gecelerden
    Yinede haz duyardın,
    Beni ölümlere gönderdiğin
    Zindan gecelerden



    Sayın:

    AHMET ÖRNEK
#04.08.2010 19:00 0 0 0