1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Söylenemeyenler söylenmeliydi artık

    noimage

    Söylenemeyenler söylenmeliydi artık
    On iki adımdan kurşunlar vursa da

    Ellerim ağlarken, güllerim gülerken
    Son sözümdür bunlar denilip, söylenmeliydi tüm sözler.
    Titreyen eller unutulup,
    Söyleyen diller susturulup,
    Ağlayan gözler kurutulup
    Açılmalıydı yüreklerin çıkını.
    Bir demet gül verip yüreklerin hayallerine
    Sislerde kalmış gerçekler, kan revan olsa da;
    Al budur; dertlerimin dermanı denile bilmeliydi


    Söylenemeyenler söylenmeliydi artık
    Yalanlara meyletmeden hüzünün dilleri

    Anlatılmalıydı seher vakti tadılan kokular,
    Son bulmadan sebepsiz korkular
    Açılmalıydı son bulmadan sözcüklerin sandığı!
    Ve seni ..
    Ve seni ..
    Denile bilmeliydi
    İçindeki mahkûmiyetleri azat edip!....

    Söylenemeyenler söylenmeliydi
    Ve amansız geceler şahidi olmalıydı bir şeylerin!.....

    Mesajlar yağarken gönül ekranına
    Sen nasılsın diye bilmeliydi diller.
    Bir yanın delice severken, öteki yanın;
    Öteki yanın;
    Susmalı ve utanmalıydı, sessizce.

    Söylenmeliydi söylenemeyenler!...
    Ellerin ateşlere değse de,
    Susmalıydı tüm sesler.
    Susmalı; gecelerdeki yalnızlığın isyanı.

    Ve denmeliydi;
    Gözlerden dökülen ne varsa.
    Meydan vermeden sözcüklerin dansözlüğüne,
    Bir zeybek oynamalıydı bulutlar!
    Yüreğine kargılar saplansa da;
    Gülebilmeliydi hayat!...

    Ve söylenmeliydi söylenemeyenler artık
    Açık etmeden her şeyi, sessizce susarak!

    Bir yanımız utansa da hayatın kurallarından,
    Dileklerimiz;
    Sevgi çadırlarına sığmalıydı.
    En kıymetli geçmiş, kıymet tanımasa da.
    Sözcükler dilsiz kalsa da
    Gözler, eller, diller değil!
    Yüz yüze bakarken solunan nefesler;
    Ben demeliydi!
    Ben,
    Seni,
    .
    Ve söylenmeliydi ne varsa söylenemeyenden yana
    Lambalar söndürülüp;
    Her seherde imkansıza, imkansız türküler söyleyip!...

    Sayın:
    AHMET ÖRNEK
#04.08.2010 18:55 0 0 0
#03.08.2010 23:19 0 0 0

  • noimage


    Ayağımıza batan çakırdikeninde vurulduk hayata,
    Acısında yeşerdi toprak;
    Kokuya boyandı ıhlamur ağaçları, akasya...
    Bazen serinlik oldu mor salkımlı,
    Bazen de kuşkonmaz yalnızlık;
    Başladık yıldızlara anlatmaya..
    Ötesi masaldı biraz,
    Uyuttuk çocukları...öpe-koklaya..

    ........



    Anlamlı bu harika şiiri bizlerle paylaştığın için yüreğine ve emeğine sağlık canım....




#31.07.2010 00:27 0 0 0
  • noimage


    Deniz okşayabilir mi
    sarışın bir dağın
    rüzgarlı saçlarını
    uzanarak yelesine hayatın
    tutuklayabilir mi zindanlar
    onun
    vuruşkan sevdasını
    .......

    Canım bu harika paylaşımın için güzel yüreğine sağlık...

#31.07.2010 00:23 0 0 0
#31.07.2010 00:16 0 0 0

  • noimage


    CAN DOSTUM



    Ay güneş kıskanır, bakmaz yüzüne
    Huri melek gibi, benim can dostum
    Kem gözler bakmasın, ela gözüne
    Ruhu sevgi dolu, benim can dostum

    Vuslatın yoluna, atmış bir düğüm
    Yüreği yanıktır, benim gördüğüm
    Acılar kol kola, olmuş kör düğüm
    Diken sarmış yolu, benim can dostum

    Sevgi başına taç, hüzün elbise
    Yolların düşmesin, asla kalpsize
    Bir selamın bile, hazine bize
    Canı sarar kolu, benim can dostum

    Topraklara vermiş, sevdiği yarı
    Felek tez yağdırmış, dağına karı
    Tarumar bir yürek, etmez mi zarı
    Zehre katmış balı, benim can dostum

    Hisleri ütülü, sevgisi kat kat
    Hüzünlü günleri, hiç vermemiş tat
    Gönlü huzur ister, ne saray ne yat
    Hakka ayan halı, benim can dostum

    İnce narın boyun, kalemdir kaşın
    Gülecek ay yüzün, akmasın yaşın
    Boyun büküp dara, düşmesin başın
    Derde anzer balı, Benim can dostum

    IŞIK der ki dostum, gülecek yüzün
    Çile yayı gerdi, bitecek hüzün
    Sevgiye doyacak, yokuşun düzün
    Kurumasın dalı, benim can dostum

    Azimet IŞIK 20.02.2010 Saat. 04.03 Kumbaba ŞİLE İST
#28.07.2010 20:05 0 0 0
  • Konu: Zerre

    noimage



    zerre ...


    Bir cam kırığı gibiyiz.bir zerre kadar..Işıkta dikkatli gözlerin seçebildiği..
    Belki de bir büyük parçanın zerresiyiz.savrulmuşuz dört bir yana.

    Uçak yolculuğu yapanlar bilir,belli bir yükseklik , insanları görmedğiniz yükseklik en güvenilir yerdir.İnsan seçilmez olur.sesler seçilmez..çağrılar,emirler,bağrışlar...sevinçler,ağıtlar duyulmaz.Ne hastanede ölüme yatan hasta,ne doğumhanede yeryüzüne kendi gözleriyle,kendi sesiyle katılan bebek...ne de pusu kuran,pusuya düşen....bir hayvan gibi insan avlayan insan...

    Ne büyük yanlıgı..kendi boyutlarımızı, akıp giden nehir gibi zamanın kıyısından akışımızı abartmamız.
    Sevmem abartılı insanları .Herşeye ağlayıveren ya da kahkahaları ile,giysisi ile "ben-ille de ben,her zaman ben"diyenleri.Ne kadar sahici olduğu kuşkulu olan bu akışta, ne kadar büyütürler her yaşanılmışı,her düşünceyi...her duyguyu....her sözü..
    Sevmem kabile halinde yaşayan aileleri..böyleleri kapalıdır,kuşkucudur,duvarları vardır,garanticidir...varsa yoksa" biz" derler.Geniş aileleri içinde yaşanır" herşey." Dışardan evlilik olsa, " pek zordur "gelene "yabancı" deyip ötekileştiriverirler.Böyle aileler engeldir barışa.

    Karışmamak,kendin kalmaya çalışmak bir diken gibi..yabancı eli eli kanatmak...oysa güle can veren sana can veren kim? Bir düşün iyice.

    Feodalite sadece siyasi,ekonomik bir durumu içermez,kanımca böyle aileler de kendi değerleriyle feodal bir anlayışı hüküm sürdürler sınırları içinde.Yazılı olmayan kuralları ile sınırlar koyarlar birbirlerine.

    Gücün yetiyorsa rüzgarı durdur.yağmura hükmet...nesin ?gökyüzünden yeryüzüne baktığımda "yok"sun . .

    Dili,sesi,rengi engelleyebilir misin?Kapladığın yer galakside bir zerre kadarken sen yetinmemiş sınırlar çiziyorsun habire.

    Kanatları kırık çocuklar yetiştirirler ve bununla övünürler.
    Oysa "sevmek özgürleştirmektir ."

    Bir bulut bile dünyanın bütün denizlerini gezerken,bir rüzgar bir uçtan diğerine kanatlanırken insanın bu telaşı niye.
    galiba kalıcı olma çabamız...devam ettiğini görmek çocuklarında....torunlarında..

    yetmeyince şiir,resim,bina,köprü,şirket v.b adımız ille de kalmalı ..

    bir cam zerresi gibiyiz.keskin kenarlarımızı yonttukça kaybettiğimiz parçaçıklarımızla bütüne katılmanın ,azaldıkça ilginç bir şekilde çoğalmanın,insan olmanın öyküsü belki de bu.

    Bütün önceliklerimizi gözden geçirme zamanı...
    telaşlarımızı,kaygılarımızı....
    tek tek üzerini çizip sadeleşmeli.
    herkese yeterince ekmek
    herkese yeterince su
    herkese önce herkesi ve herşeyi sevmeyi öğretmeli.
    mutluluk dışardan gelen bir dalganın kıyılarımıza ulaşması gibi bir durum hiç değil.
    mutluluk denizlerimizden taşan dalgaların yüzümüzde içten bir gülümseyişle bizi ıslatmasıdır.
    mutluluk bizde.
    bizden ayrılan dalgaların ulaştığı kıyılardan el sallayan bir çocuk elidir belki de.
    gülümse

    mutlululuğu duymayı hakediyoruz.



    Sonbaharımsın
    Zerre...
#24.07.2010 19:01 0 0 0
  • Baba annem emekli öğretmendir.Durmadan okur.Ne sorsam yanıtını söyler.Dün hava çok güzeldi.Baba annem balkonda,büyük babam oturma salonunda oturmuş gazete okuyorlardı.Ben de balkondan çevreyi seyrediyordum. Birden baba annemin sesi duyuldu:
    -Pes be! Olur mu canım?
    -Bu çağda böyle yapılır mı?
    -Ayıp ayıp!
    -Bunlarda hiç akıl fikir yok mu?
    -Nasıl anne baba bunlar böyle?
    -Yazık çok yazık be!
    -Vah zavallı yavrucuk vah!
    Büyük babam oturma salonundan seslendi:
    -Hayır ola Leyle Hanım! Ne esip gürlüyorsun,ne oldu yine?Yine neden kızdın be canım!
    Gazetede okuduğun her habere kızıp duruyorsun.Kızıp durma boşuna tansiyonun çıkacak.
    Bu güzel günümüzü bize zehir etme!
    Büyük babamın sorusuna büyük annem hiç yanıt vermedi.Ancak alçak sesle kendi kendine yine konuşuyordu.Doğru bir davranış değil ama ne söylediğini anlamak için biraz yakınına gittim. Bana taraf döndü:
    - Bak hele yavrum şu habere bak hele! Sesli oku şu haberi de büyük baban da duysun.Anlasın neden kızdığımı,dedi.Haberin başlığı"Doktor Yerine Yatıra Götürülen Çocuk Öldü"idi.Haber başlığının altında da şunlar yazıyordu:
    -Çocuğun ateşi yükselmiş.Devamlı başı ağrıyormuş.Durmadan da kusuyormuş.Göğsünde,boynunda toplu iğne başı büyüklüğünde mor döküntüler varmış.Bazen şuurunu kaybediyormuş.Ensesi sertleşmiş.Boynunu sağa,sola çeviremiyormuş.Komşuları çocuğun annesine ve babasına çocuğu doktora götürmesini söylemişler.Onlar doktor da kim oluyormuş deyip doktora götürmemişler.Çocuk iyice
    rahatsızlanınca bir yatıra götürmüşler.Çoculkağlaya ağlaya,bağıra bağıra ölmüş.
    Haberi okuyup bitirdiğimde bu kez büyük babamın öfkeli sesi duyuldu:
    -Tüh be! Çocuk menenjitten ölmüş.Cahil ve yobaz anne baba yüzünden ölmüş yavrucuk.!Yazık yazık vah vah!Böyle analık babalık olur mu?Bunlar kendilerini ne zannediyorlar?Bunlar hala orta çağ kafası taşıyorlar,dedi.
    Baba annem koltuğundan kalkıp büyük babamın yanına geldi:
    -Ne oldu bey?Bak ben boşunamı kızmışım.Lanet olsun böyle ana babalara,böyle insanlara!Bilime inanacaklarına hala bilim dışı şeylere inanıyorlar.Gerçi bu tür davranışların çoğalmasına şeriat yanlısı yobaz yöneticiler de çok büyük katkı yapıyor.Ama anne babalar ,yönetenlerin değil bilimin ve bilim insanlarının sesine kulak vermeleri gerekir,dedi.
    Büyük babam.
    -Sinirlenip kızmakta haklıymışsın Leyla Hanım dedikten sonra bana dönüp şunları şöyledi:
    Akıllı kızım benim!Çağdaş insanın kılavuzu akıl ve bilimdir.Akıl ve bilimin dışında bir kılavuz aramak cahilliktir,yobazlıktır.Hele bu anne babanın yaptığı ise ağır cezalık bir suçtur.Çocuklarını bile bile ölüme göndermişler.Hasta olan insan doktora gitmelidir yavrum!Şunu unutma ülkemizde her hastalığın tedavisi yapılmaktadır.Habere konu olan çocuğun hastalığının tedavisi yurdumuzun en uzak köşesindeki sağlık kurumunda bile yapılabilmektedir.Çocuğun yok yere ölümüne çok üzüldüm,dedi ve benden kendi yazdığım
    "Beş Duyu"şiirimi okumamı istedi.Ben de aşağıdaki şiiri okudum. Siz de okuyun,bakalım beyenecek misiniz?

    BEŞ DUYU

    Erken yat,erken kalk.
    Sağlığına iyi bak.
    Vücudumuz üç parçadır
    Baş ve gövde ,kol,bacak.

    Tadı alır dilimiz,
    Her şey tutaer elimiz.
    İşitir kulağımız.
    Koku alır burnumuz.

    Kalbimiz tık tık atar.
    Bize temiz kan yapar.
    Nefes alır ciğerler,
    Ayaklarsa gezerler.

    Gözdür görme organı,
    Damarlar taşır kanı.
    Böbrekler kanı süzer,
    Dişlerse ekmek ezer.

    Deri güzel bir örtü,
    Anlar yumuşağı,serti,
    Onu pis tutanların,
    Bitmez başının derdi.

    Kalptır vücudun canı.
    O yapar temiz kanı.
    Yemek midede erir,
    Beyinse komut verir.

    Müfit AKSAKAL

    (Üzülme Öğretmenim,İstanmbul 2001)
#24.07.2010 18:54 0 0 0
  • Konu: Dost Bakkal
    Babam beş yıldır ticaretle uğraşıyor.Çarşının en işlek caddesinde dükkanı var.Hazır giysi,ayakkabı,kumaş,tül ve halı satar.Yaz tatilinde bazı günler babamın dükkanına gider
    babama yardımcı olurum.Dün yine babamın dükkanına gittim.Babamın dükkanının karşısındaki boş dükkanı temiz giyimli,kravatlı genç bir adamın temizlediğini gördüm. Babama sordum:
    -Babacığım,dükkanı bu adam mı tutacakmış?Çok da genç ve kibar birisine benziyor.Dükkanda acaba ne satacakmış?
    Babam:
    -Yavrum bu genç adamüniversiteyi bitirmiş.Yüksek ziraat mühendisiymiş.Mesleği ile ilgili ve mesleği dışında iş arayıp bulamamış. Bu dükkanı tutmuş.Bakkallık yapacakmış.Çev-
    remiz bakkal dolu.Bakalım dükkanın kirasını ödeyecek kadar para kazanacak mı ? dedi.
    Aradan on beş gün kadar bir zaman geçmişti."Kitap Sevgisi"adlı öykü kitabımı okuyordum.Uykum geldi.
    -İyi geceler anneciğim,iyi geceler babacığım! dedim.Yatmak için odama giderken babam seslendi.:
    -Oğlum,yapacağın bir işin yoksa yarın öğleyinde dükkana gel. Dükkanı düzenleyeceğim.Bana yardımcı olursun,dedi.
    Ertesi gün babamın dükkanına gittim.Babamın dükkanının karşısındaki boş dükkanın her tarafı pırıl pırıldı.Raflar değişik türde sabunlar,kolonyalar,makarnalar,yağlar,büsküviler,yoğurtlar,şekerler vb.ile dolmuştu.Camlı
    rafların içindeki peynirler,,
    zeytinler,tatlılar,kuru yemişler,hayvan yağları vb. bir başka türlü güzel gözüküyordu. Açıkta satılan hiçbir yiyecek yoktu.Kapısının üstüne "Dost,Dürüst ve Temiz Bakkal" tabelası asılmıştı.Bakkal dükkanı gerçekten tabelada yazdığı kadar temiz ve düzenliydi.
    Arı kovanı gibi de çalışıyordu.
    Yüksek ziraat mühendisi olan genç bakkal gelen her müşteriyi güler yüzle karşılıyor.Güler yüzle uğurluyordu.Genç mühendisin müşterilerle olan ilişkisini biraz izledikten sonra babama sordum:
    -Babacığım,bakkal dükkanı açan genç adam dükkanın kira parasını ödeyecek kadar para kazanıyor mu? Babam:
    -Barış yavrum! Bu genç adam şu gördüğün dükkanı on beş yirmi gün önce açtı.İlk bir iki
    gün dükkan dolup taştı. Buradaki bütün esnaf ben de dahil halk dükkanı ve satıcıyı merak ediyor.Bu kalabalık ondandır diyorduk.Ancak hepimizin yanıldığını anladık.Dükkanın müş-
    terisi günden güne artıyor.Bak şu bakkal dükkanlarına şu koca markete giren çıkan kimse var mı?Bir de bu genç adamın dükkanına bak.Dükkanın her tarafı insan dolu.İğne atsan yere düşmez.
    -Peki babacığım!Her tarafta bakkal dükkanı varken,alıcılar neden bu dükkana geliyor?
    -Yavrum!Adam bir defa çok kibar ve çok doğru bir insan.Satacağı malın niteliği ne ise onu söylüyor.Tartıya hile karıştırmıyor.Doğruluktan ayrılmıyor.Her sattığı malınfişini ya
    da faturasını veriyor.Fiş almayanları uyarıyor.Fiş istemenin bir vatandaşlık görevi olduğunu,fiş vermeyen satıcının da suçlu duruma düşeceğini söylüyor.Anlayacağın adamın özü de bir sözü de.Ayrıca çok da temiz. Sattığı hiçbir şeye elini sürmüyor.Örneğin beyaz peyniritenekeden çatalla çıkarıp poşete koyuyor.Kıymayı,eline eldiven takarak alıp tartıyor.Dükkanın içinde sigara içmiyor.İçenleri nazikçe uyarıyor.Sigara satarken,sigaranın sağlığa zararlı olduğunu belirtiyor.Günü geçmiş hiçbir yiyecek maddesini satmıyor.
    Bu genç bakkalın en önemli özelliklerinden biri de güler yüzlü olması.Herkesi güler yüzle karşılıyor,güler yüzle uğurluyor.Bu genç adamın müşterileri güler yüzle karşılayıp güler yüzle uğurlaması beni kık yıul öncesine götürdü.O zamanlar dördüncü sınıfta okuyordum.
    Cengiz Aksakal adında bir öğretmenim vardı.Bir derste dedi ki:
    -Güler yüzlü insanlar,her işte kendi konumundaki insanlara göre çok daha başarılı olurlar.Öğretmenimin kırk yıl önce söylemiş olduğu sözün kırk yıl sonra doğru olduğunu bu
    bakkal olayını yaşayarak öğrenmiş oldum.
    Bakkallık yapan bu genç mühendisin doğru,dürüst,temiz,çalışkan,kibar ve güler yüzlü olması hepimizi etkiledi.Şimdi bu çevrede gördüğün bütün esnaf bu genç adamın davranışlarını kendine örnek alıyor.Hepimiz onun gibi temiz,düzenli ve güler yüzlü olmaya özen gösteriyoruz.
    -Babacığım verdiğin bilgiler için teşekkür ederim!Ben tüketiciler hakkında bir şiir
    yazdım .İzin verirsen onu okumak istiyorum.
    -Oku bakalım yavrum!

    BİLİNÇLİ TÜKETİCİ

    Alışveriş yapmadan
    Fiyatlara bakarım.
    Kalitesiz malları
    Ellerimle anlarım.

    Yiyecek alacaksam
    Tarihine bakarım.
    Günü geçen malları
    Bir bakışta anlarım.

    Bilinçli tüketiciğim.
    Reklamlara hiç kanmam.
    Damgasız ve tarihsiz
    Yiyecek asla almam.

    -Şiirin çok güzel. Çok da güzel okudun .Tebrik ederim yavrum!Şiir de söylenenler çok
    doğru yavrum!Her müşteri şiirde belirtildiği gibi bilinçli olmalıdır.

    Müfit AKSAKAL
    (Üzülme Öğretmenim,İstanbul 1999)
#24.07.2010 18:46 0 0 0
  • noimageCanım Bacımmnoimage


    Foruma geldiğim andan itibaren gösterdiğin bu sevgi ve özlem yumağına beni sardığın için canı gönülden tşkr.ederim sana..Bu yürek atana kadar bendesin Şayes'tem.Yüreğine sağlık bu güzel şiir için...

    ''gün gördüm, günler gördüm
    seni gördüm, şad oldum''

#24.07.2010 18:28 0 0 0
  • Konu: Yalnızlık
    Şayestem güzel bacımm..Bu can kurban sanaa..:((((Allah razı olsun birtanemm..Bende seni çok özlemiştim..Burda görünce seni çok mutlu oldum..Herşey güzel asil yüreğince olsun canım..Sevgiler kardeşim..
#24.07.2010 18:16 0 0 0
  • Konu: Yalnızlık

    noimage


    Tanımı çok yapılmıştır yalnızlığın. Birçok yazar ve şairin sanatsal ifadelerini bilirsiniz bunun hakkında. Ama, önemli olan sanırım kendi yalnızlık tanımlarımız. Yalnızlığı nasıl tanımlıyorsak öyle bakıyoruz çünkü hayata. Hayata bakışımız da yalnızlığımızın derecesini belirliyor bir parça.

    "Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan
    Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
    Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
    Bir benim, benim olan masaldır yalnızlık."

    diyen Cahit Sıtkı için "yalnızlık" ona hayatı zindan eden bir durum olsa gerek. Kaçınılmaz bir durum. Şair yalnızlığı kendi muhayyilesinin yarattığından öte, hakkında bir hüküm veremediği, gökyüzünde her an onu gözetleyen bir kartal gibi tasvir ediyor dikkat ederseniz. Sonrasında ona mahsus bir masal olduğunu iddia ediyor yalnızlığın. Öyle ki böyle diyen bir insan yalnızlığı kendisine ait bir kurummuş gibi görerek yalnızlığını perçinliyor. "Öğrenilmiş Çaresizlik" diyebiliriz böyle düşünen birinin durumu için. Çaresizliği öğrendiği için de böyle yazıyor olmalı şair.

    Ne midir öğrenilmiş çaresizlik?

    Bir deneyle açıklayalım:Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar,zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar!Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı 'hayat dersi'ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar.Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm'den fazla zıplanamaz inancı)varlığını sürdürmektedir.

    "...Kuşları okuyorum içimde, ağacın kuşlarını
    Yeni pişmiş çilek reçeli gibi kaynayan
    Dalların üzerinde
    Gemilere dadanan kuşları okuyorum bir de
    Göklerde bir başına dolaşan
    Görkemle
    Büyük denizlerdeki yalnız kuşları
    Ve okuyorum yıllardır bütün yalnızlıkları
    Okuyorum da
    Kuş olsun, insan olsun
    Yalnızlık sevmesini bilmeyenlerin icadı..."

    diyen Edip Cansever'in tanımı kulağıma daha bir hoş geliyor. Yalnızlığın bizlerin icadı olduğuna Cansever gibi ben de inanıyorum. Öyle sıfatlar var ki diyorum, sadece Tanrı'ya yakışan, işte onlardan biri yalnızlık. Küçük dünyamızdakilerse sevmeyi unuttuğumuz anlarda çalıyor kapımızı ve sevmeyi hatırlayana dek de o kapının önünden ayrılmıyor. Dediğim gibi her insan bulunduğu durumun tanımını kendi yapıyor. Yapamıyorsa da böylece seçiyor...

    Murat Gil
#24.07.2010 18:05 0 0 0

  • noimage


    Yüce Allah'ın sonsuz kudret sahibi olması, yarattığı canlı, cansız tüm varlıkların Allah'a boyun eğmesi, büyüklenen kimselere çok ağır gelir. Çünkü Rabbimiz'in muhteşem yaratmasına tanık oldukça, kendi acizliklerinin farkına varırlar. Bu yüzden, Allah'ın eşsiz gücüyle yarattığı mucizevi yaratılış delillerini görmezden gelerek ve apaçık gerçeği reddederek rahatlayacaklarını zannederler. Bu büyük bir yanılgı içinde, sıkıntı dolu bir yaşam süren kişiler vicdanlarını rahatlatmak için dine karşı alaycı bir tutum sergilerler.

    Bu kişilerin, iman edenlerin imanlarını artıran yaratılış delilleri karşısındaki alaycı tavırları Kur'an'da, "Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar." (Saffat Suresi, 12-14) ayetiyle ifade edilir.

    Bu çok açık kanıtlar bu kimselerin iman etmelerine yeterli olmaz, gözlerinin önüne serilmiş sayısız mucizevi gerçek karşısında alaycı bir tutum sergilerler. Ne büyük akılsızlıktır ki; Allah'ı ve Kuran'ı inkar etmenin kendilerine üstünlük kazandıracağını, etraflarındaki insanların gözünde büyüyeceklerini düşünürler. Oysa kendileri de çevrelerindeki insanlar da Allah'a muhtaç, ahirette sorgulanacak aciz varlıklardır. İnsanların değer yargıları bu nedenle önemli değildir. Çünkü sahip oldukları özellikler kibirlenecek ve büyüklenecek şeyler değildir. Tümü Rahman ve Rahim olan Allah'ın onlara verdiği nimetlerdir. Ancak bu kişiler şükretmek yerine, sahip oldukları sayısız nimete nankörlük eder, hafife alırlar:

    Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, Biz de bugün onları unutacağız. (Araf Suresi, 51)

    Allah'ın gücünden ve yaşama amacından habersiz bu kişiye ibadetlere ilişkin hatırlatma yapıldığında, "Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır." (Maide Suresi, 58) ayetiyle bildirildiği gibi hemen alaycılığa başlar. Konuşması, yüz ifadesi, tavırları ve söylediği sözler, alaycı gülümsemesiyle birleşir ve kişi çirkinleşir.

    Din konusunda alaycı esprilerle eğlenen kişi, o anda eşsiz bir güç tarafından kuşatılmış olduğunu, Allah'ın dilediği anda canını alabileceğini düşünemez. Anlattıklarıyla ve yaptıkları düzeysiz esprilerle çirkinleşen bu kimselerin arasında dindar olduğunu iddia edenler de vardır. Vicdanlarının sesine kulak vermeyen bu kişiler, Allah'ın ayetlerini -haşa- alay konusu edinerek insanları kendilerince eğlendirirler, hatta kendileri de eğlenirler. Dini eğlence konusu edinerek çirkinleşen kişi, Rabb'i huzurunda sorgulanırken, cehennemin kenarında onun uğultusunu işitirken bu esprileri yapabilecek midir?..

    Samimi inanan insan asla bu tarz espriler yapmaz, bu esprilere gülmez, çok rahatsız olur, kutsallarını koruma duygusu kabarır. Müminler dine saygıyla yaklaşan, Allah aşkını içinde taşıdığı belli olan insanların sözleri karşısında coşku duyar ve haz alırlar.

    Yaşamın en ciddi konusu olan imanında samimi müminler, inkârcıların Kuran'da haber verilen bu davranışlarına tanık olduklarında daha da coşkuyla Rabb'lerinin hoşnutluğunu arar, ibadetlerine daha büyük coşkuyla devam ederler.

    "Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7) ayetiyle bildirilen gerçeği kavramış kişinin, Allah'ın kendisiyle birlikte olduğunu bildiği halde O'nun dinini hafife alacak espriler yapması mümkün müdür?

    Allah'ın her an kendisiyle birlikte olduğunu, O'nun tarafından kuşatıldığını unutan ve Allah'ın dinini hafife alan kişiyi, merhamet ederek Kur'an'la uyarmak Yapılması gereken en güzel davranış bu olacaktır.

    Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır. (En'am Suresi, 70)


    Fuat Türker
#16.06.2010 14:39 0 0 0

  • noimage


    Samimi inananlar Yüce Allah'tan içleri titreyerek korkan, O'nu büyük bir aşkla seven, Allah'ın koruması altında yaşayan insanlardır. Yalnızca Rabb'lerinden korkar, yalnızca O'na güvenip dayanırlar. Yaşamları boyunca dinin hükümlerine uyar, Allah'ın beğenip tavsiye ettiği ahlakı sergiler, hiçbir koşul ve ortamda bu ahlakın dışına çıkmazlar.

    Yüce Allah'a ve O'nun yarattığı kadere saygıyla boyun eğen müminler, Allah'ı çok sevdikleri için O'nun yarattığı her şeyin kendileri için bir hayır ve hikmet içerdiğinin bilincindedirler. Başlarına gelen hiçbir olay karşısında üzüntüye, paniğe, öfkeye kapılmaz, her zaman tutarlı ve kararlı davranışlar sergiler, asla kontrolden çıkmazlar. Elde etmek istedikleri ve çaba gösterdikleri bir konuda sonuç diledikleri gibi olmadığında da karamsarlık duymaz, ümitsizliğe kapılmazlar. Maddi kayıplar yaşadıkları ya da hastalandıkları zaman dahi imanın getirdiği mutlulukları azalmaz.

    Müminin en önemli özelliklerinden biri, yaşamındaki koşullar ne olursa olsun çok olumlu bir ruh haline sahip olmasıdır. Mümin her olayda hayır görür, hikmet arar. En zor zamanlarda dahi umudunu yitirmez. Çünkü her şeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden Allah'tır ve mümin buna kesin bilgiyle iman eder. Olumsuz gibi görünen durumların da Yüce Allah'tan bir imtihan olduğunu bilir. Allah'ın o durumu yaratmasındaki hayır ve hikmetleri bekler; çünkü "...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara Suresi, 216) ayetiyle haber verildiği gibi, Allah'ın yarattığı her şeyde mümin için çok fazla hayır ve hikmet vardır. Rabbimiz müminlerin velisi, yardımcısı ve dostudur; dosttan gelen her şey de değerlidir, güzeldirVe samimi mümin için her şey güzelliğe dönüşecektir.

    Halim olan Allah gönülden katıksızca Kendisi'ne yönelen kullarını cennet ehli olacakları şekilde eğitir. Samimi müminin bu manevi eğitimindeki her aşama kendisini cennete yaklaştıran bir adımdır. Bu eğitim sırasında kuşkusuz hata da yapacaktır. Ancak mümin yaptığı hataları da olgunlukla değerlendirir; eksikliklerine ve davranışlarındaki hatalara da hayır gözüyle bakar. İman etmek hatasız olmak anlamına gelmez. Rabbimiz insanı imtihan ortamının gereği olarak eksiklik ve acizliklerle yaratmıştır. Her insan gibi hatalar yapan mümini cahiliye insanlarından ayıran, yaptığı hatayı vicdanıyla fark ettiğinde ya da hatalı olduğu hatırlatıldığında, bile bile hatasında ısrar etmemesidir. Samimi mümin hatasından pişmanlık duyar, Allah'a yönelip tevbe eder ve tekrarlamamaya çaba gösterir. Bu da Müslüman'ın samimiyetinin önemli bir göstergesidir. Müminlerin hataları karşısındaki tavırları Kur'an'da şu şekilde bildirilir:

    Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 135)

    Mümin Allah'ın ruhundan taşıyan değerli bir varlıktır. İnsanın hatasını gözünde büyütmesi, hataları nedeniyle kendini değersiz görmesi, Kur'ani bir bakış açısı değildir. Dünya üzerinde yaşamış, yaşayan, yaşayacak -peygamberler de dahil- tek bir tane hatasız, günahsız insan yoktur. Hata, sevap hepsi birer renktir. Yatığı hatadan dolayı müminin kendisine karşı güvensiz bir ruh haline sahip olması yanlıştır. Mümin, 'İnsanlar ne der, hakkımda ne düşünürler, ya bana sevgileri ve güvenleri azalırsa?' gibi düşüncelerle vesveseye kapılmaz. Mümin insanların değil, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefler. Bir hatası olduğunda da yalnızca Allah'tan bağışlanma diler. Allah'ın sonsuz bağışlayan olduğunu bilir ve Hz. İbrahim'in, "Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur" (Şuara Suresi, 82) sözleriyle ettiği dua gibi Rabb'ine çağrıda bulunur.

    Mümin, kesin bilgiyle iman eder, Allah'a dayanıp güvenir ve her koşulda güzel ahlaklıdır. Allah'ın "Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz." (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle de bildirdiği gibi, değerlidir. Diğer müminler tarafından da sevilmeyi ve güvenilmeyi ister. Ancak bu sevgiyi ve güven duygusunu diğer müminlerin kalbinde yaratacak olan da Rabbimiz'dir. Bu konuda tevekkül eden mümin, hata ve eksikleri karşısında müminlerin kendisine olan sevgilerinin azalmayacağını hatta daha da artacağını bilir. Çünkü önemli olan kişinin hata yaptığında gösterdiği tavırdır. Allah korkusunu içinde taşıyan mümin, hata yaptığında vicdanı çok rahatsız olur; pişmanlık duyar ve Allah'a sığınarak, hatasını telafi etmeye çaba gösterir.

    Aczini daha iyi anlayan insan, Allah'a ne kadar muhtaç bir varlık olduğunu daha derinden fark eder. Bu gerçekler insanın Allah'a olan boyun eğiciliğini artırır. Rabbimiz diğer müminlerin kalbinde de o kişiye karşı bir merhamet şefkat duygusu oluşturur.

    Müminler, acizliklerinin ve her an hata yapma ihtimali olduğunun bilincindedirler. Bu yüzden hata yapmak, asla küçük düşmelerine neden olmaz. Kendi yaptıkları ya da şahit oldukları hatalardan ders çıkarır, aynı yanlışa tekrar düşmemeye çalışırlar. Hata yapan bir mümini, tıpkı hastalanan çocuğunun kendi başına iyileşemeyeceği için yanından ayrılmayan bir anne gibi- yalnız bırakmaz, ona yardım ederler. Pişmanlık hisseden ve kendini düzeltmek için çaba gösteren insana duyulan sevgi ve saygı artar. Yüce Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir ve Kendisi'ne sığınan kullarını affeder.

    Rabbimiz Kuran ayetlerinde, hatasından ibret alarak tevbe eden ve aynı hataya tekrar düşmemek için samimi çaba gösteren kullarını bağışlayacağını, "Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Maide Suresi, 39) ayetiyle haber verir. O Rahman'dır, Rahim'dir.

    İman eden insanın sorumluluğu, Rabb'inin tavsiye ettiği Kur'an ahlakını yaşamına hakim kılması ve Allah'ın rızasının en çoğunu aramasıdır. Bu amaçla kararlı bir şekilde Allah için yaşayan bir insanın sevilmemesi ve bu insana güven duyulmaması zaten mümkün değildir. Mümin-imanının gereği olarak- diğer müminlerin de kendisini imanından dolayı seveceklerine ve sevgiyi kalplerde yalnızca Allah'ın yaratacağının bilincindedir.

    İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)


    Fuat Türker
#16.06.2010 14:36 0 0 0

  • noimage



    Canım Annem,

    Sen; babama gelin olarak gelişini anlatırken ben de içi gülen gözlerinde o anı resmederdim. Yıllara meydana okuyan güzel yüzün kimbilir o zamanlar nasıldı? Babam gibi yakışıklı biri sana aşık olduğuna göre olağanüstü olmalıydın

    Sizin evlendiğiniz o özel güne ait tek bir fotoğraf yok elimde Çünkü yokmuş o zamanlar öyle teknoloji ya da vardı da sizin gücünüz yoktuAma babamın yeniden yuva kuracağım dediği kadınla bir sürü fotoğrafları olacakmış. Stüdyo bile ayarlamışlar anısı olsun diye.. Onlara ben bakamam ki aslında ne yalan söyleyeyim yırtmak bile isterim. Ama zorla baktırırlarsa eğer bu içten gelen güdümü gözyaşlarımla başarırım belki

    Yarın eşyaları, öbür gün ise kendisi gelecekmiş evimize.. Bu ev tamamen senin hatıralarında doluyken, o nasıl sığacak ki bu eveDolu bir bardak üstüne su alır mı söyle anneciğim!

    Dün bütün evi adım adım dolaştım. Mutfaktan "Hadi kuzum, yemek hazır" diyen, banyodan "Kızım havlunu aldın mı? Bir şey lazım mı? diyen şefkatli sesin geliyor kulağıma. "Aman anneciğim ben artık büyüdüm" diyordum sana hani.. Ama ben büyümemişim senin hala kuzun olarak kalmışım biliyor musun?

    Babamla yattığın odanın kapısını açamadım bile.. Şimdi o yatağa başka bir kadın mı yatacak.. Hayır düşünemiyorum bile..

    Anneciğim iki gün sonra kemiklerin sızlayacak belki.. Gerçi bütün tanıdıklar babama "Hanımın senin yalnız kalmanı istemezdi, o da huzurlu olur artık" diyorlar ama bence hepsi yalan anne.. Hangi bir kadın kocasını başka bir kadınla hayal edebilir ki? Ben ölü de olsam istemem anne

    Aysel AKSÜMER

#16.06.2010 14:20 0 0 0

  • noimage


    Hava açık ve rüzgarsızdı peki yüreğindeki kara bulutlar da neyin nesiydi. Toplanmışlardı kara basan gibi... Hani yüreğinin dağları, yaslardı sırtını ve güvende hissederdi. Ah doğru unutmuş olmalıydı. Onları çoktan üfleyip, püfleyerek yıkmıştı.

    Tütmüyordu bacası artık, dertleri kurum bağlamış, zift tutmuştu. Tıkanıp zehirlenmesi an meseleseydi. Olumsuz düşüncelerden çarçabuk kurtulmalıydı. Belediye gelip açamazdı ki... Toparlanmalıydı.

    Ya da kapanan ve aşınan yolları için karayollarından ekip mi çağıracaktı. "Hayır" dedi kendi kendine ve " bu benim sorunum kendim hallededeceğim" diye devam etti.

    Ağlamamalıydı bu sadece güçsüzlüğünü gösterirdi. "Neleri başardım bunu mu başaramayacağım" dedi ve o güvenle yapabileceklerini düşündü.

    Belki temiz bir hava ona iyi gelecekti. İçindeki kötü havayı, dışarıdaki iyi havayla takas etmek üzere dışarı çıktı.

    Kendi karanlığından sonra, dışarının aydınlık yüzü ona gülümseyen bir insan gibi geldi.

    Kuşlara baktı uzun uzun ve "ne kadar özgürler" diye düşündü. Üstelik cıvıl cıvıllar, ötüşüp duruyorlar. Hele ağaçlar yeşile doymuş hatta taşıyorlardı.

    Tabiat baharda acaba daha mı mutluydu? diye düşündü. "Kimbilir" dedi kendi kendine. Ama insanoğlu tabiat gibi değildi ki.. Baharda da kışı yaşayabiliyordu.

    Bir simitçi gördü ona doğru yaklaşan... Durdurdu ve bir tane aldı susamlarını kuşlarla paylaşmak için...

    Doğa ona iyi gelmişti. Şimdi kendini çok daha iyi hissediyordu.

    Aysel AKSÜMER
#16.06.2010 14:16 0 0 0

  • noimage


    Kulaklarında sadece eşinin "Defol git" diyen sesi ve kapının gümbürtüsü vardı.. Boş kaldırımlarda adımlarını takip ediyordu nereye götürdüğünü bilmeden.. Nefesi tıkandı bir an.. Yanından kimsenin geçmemesi için dua ediyordu çünkü tutamıyordu kendini, hıçkırıklara boğulmuştu.

    Karşı caddedeki apartman bahçesinden iri bir köpek çıkmış ve havlama sesi yankılanıyordu. Burnunu çekti ve hıçkırığını içinde boğdu. Susmuştu kafasını iyice öne eğdi ve adımlarını hızlandırdı. Dua ediyordu köpek arkasından gelmesin diye..

    Otobüs durağına geldiğinde çevresine şöyle bir baktı ve "Allah'ım ne kadar ıssız" diye iç geçirdi. Birkaç arabanın geçerken durağa doğru yanaşması ve kafalarını eğerek ona bakmasından rahatsız olmuştu. İçi ürpermeye başladı. Vücudu zangır zangır titriyordu. Nihayet bir otobüs göründü uzaktan.. Belki durmaz transit geçer korkusuyla eliyle işaret etti. Neyse ki durmuş ve binmişti.

    Önce bir koltuğa oturdu. Cebinde sadece bozuk paralar vardı. Kimse görmeden çantasının içinde tek tek saymaya başladı. O da ne eksikti! Şimdi ne yapacaktı. Gözlerini sıktı ve "ben bittim" diye iç geçirdikten sonra yavaşça muavine doğru eğildi. Avucuna sıkıştırdığı bozuk paraları uzatarak;

    - Çok afedersiniz biraz eksik ama..

    Muavin almış ama yüzünü buruşturmuştu. Tepeden tırnağa süzdükten sonra "Geç tamam" deyişi Meral'i yerin dibine sokmuştu. Yanakları kıpkırmızıydı. O anda ölmek istedi.

    Ürkekçe oturdu bir cam kenarına.. İçinin yandığını hissediyordu. İki durak sonra birden ayağa kalktı ve düğmeye basarak "Lütfen durdurun inecek
    var! diye bağırmaya başladı.

    Muavin:

    - Abla sen bunu taksi mi sandın. Durak diye bir şey var. Öyle zınk diye durmaz bu otobüs Az ileride durak.. O zaman inersin:.

    En yakınından darbe yedikten sonra muavinin bu sözleri o kadar hafif geldi ki Meral'e kızamadı bile.. Kısık bir sesle "Tamam o zaman" diyebildi..

    Otobüs; durağa doğru yanaştı ve durdu. Meral hızla basamakları indi ve aynı yolu yürüyerek geri dönmeye başladı. Kendi kendine kızıyor, elini kafasına götürüp dövünüyor, bir yandan da içinden konuşuyordu:

    - Off kafa mı bırakıyor bende Yarın Elvan okula gidecek, önlüğü, yakası beslenmesi ne olacak.. Ütülenecek çamaşırlar sepette.. Hem hamur işi günüydü.. Ergun beceremez ki..Olan çocuğuma olur.. Hem ağlar o ben olmadan..

    Yol gözünde büyüdükçe büyümüştü. Caddede sanki ölüm sessizliği vardı. Kafasını sağa sola çevirmekten bile korkuyordu. "Allah'ım başıma bir şey gelmeden bir evime gitsem" demeye başlamıştı bile.. .

    Hem kafası hem bedeni öyle yorgundu ki.. Nihayet apartman görünmüştü. Dudakları titremeye başladı. Burnu ince ince sızlıyordu. Sanki yoğun yağışlar sonrası dolmuş barajlar gibi gözyaşları durmadan taşıyordu pınarlarından

    - "Allah'ım ben gurursuz muyum? Beni kovduğu kapıdan içeri nasıl gireceğim" diye düşünürken daha da kötüsü geldi aklına "Ya kapıyı bana açmazsa. Cebimdeki son paramı da muavine verdim. Gecenin bir yarısı ne yaparım?

    Düşünceden düşünceye atlıyordu. Bu sefer de babasını hayal etti. Annesini kaybettikten kısa bir süre sonra babası ikinci evliliğini yapmıştı. Bir de üvey kardeşi olmuştu. Gitseydim eğer babam beni karşısında görünce heyecanlanacak ve ;

    - "Meral yavrum! Kötü bir şey mi oldu?" diye kalbini tutacak, üvey annesi ise içinde bulunduğu durumu tahmin edip suratını asacaktı.

    Bir kez daha nefret etti kendinden.. "Ah kafam ah! Ne olurdu okuyup çalışsaydım. Ergun'un bu çilesini belki de çekmezdim. Bir ev tutup çocuğumu alıp otururdum" diye düşündü..

    Ergun; peynir azalsa, kolay mı para kazanıyorum az ye.. Detarjan bitse "sabunla elinde yıka"diyordu. Ayrıca kendi evinin işi dışında bütün sülalesinin ev temizliği için Meral'i gönderiyordu. Meral artık usanmıştı. Kötü bir şey de dememişti aslında sadece;

    - "Ergun ben artık çok yorgunum. Ne olur acı bana, evimin işi yetiyor zaten gönderme sağa sola" diye rica etmişti. Aldığı cevap ise;

    - "İşine gelirse kızım ya bu deveyi güdersin, ya da bu diyardan gidersin" olmuştu. Sonrasında gözünün yaşına bakmadan sürükleyerek kapının önüne koymuştu.

    Meral; kovulduğu kapının önüne gelmişti tekrar.. Bir kuşun can çekişir hali vardı kalbinde.. O kadar gücü bitmişti ki.. Doluya koyuyor dolmuyor, boşa koyuyor almıyordu ve dedi ki:

    - Bırak Meral artık kendini! Kızın için çekeceksin bu Ergun'u..

    Çünkü kızı olmadan nefes alamayacağını kısa sürede test etmişti. Zile yavaşça bastı:

    Ergun; pis pis sırıttı ve küstah bir ses tonuyla;

    - Mecbursun kızım bana! Gir içeri ve bir daha da gıkını çıkarma tamam mı?

    Meral koşarak kızının odasına girdi. Uyuyordu biriciği öptü yanaklarından doya doya.. Artık son enerjisini bir tek kızı için bu evde tüketecekti. Her şeye rağmen..


    Aysel AKSÜMER

#16.06.2010 14:13 0 0 0
  • noimage

    noimage


    Yüreği güzel kardeşim Ömer...

    Seni tanmaktan mutluyum ablam.Allah herbir gününü önceki günden güzel ve hayırlı eylesin.Ailenle ve sevdiklerinle nice seneler dilerim sağlık,huzur ve bereket içinde.BEŞİKTAŞ'ımızı en başa aldım:)Doğduğunda bir kartal daha dünyaya gelmiş gururluyuz:)

    İyi ki varsın kardeşim.Mutlu daha nice seneler dilerim...

    noimage

#14.06.2010 20:03 0 0 0