Ben şiiri memleket için sevdim.Memleket için şiire tutundumKendimi hep memlekete benzettim.Hep memleket kadar yalnız,memleket kadar boynu bükük oldum.Ben memleketi şiirde,şiiri memlekette buldum
En güzel aşk şiirlerini,sevda türkülerini,onun için yazmak isterdim Acılarım, özlemlerim, sevinçlerim yani hayatım,yani her şeyim memleketti benim.Ben şiiri memleket,memleketi şiir gibi sevdim
Hasta düştüm,kara sevda dediler... Memleket acısıyla yanmış,kavrulmuş tenim. Memleketimin sorunları,dertleri,boynu bükük insanları,çocukları,gençleri ve bin yıllık bitmez tükenmez çileleri,ağrıyan başım,sızlayan kemiklerimdi.Memleket memleket tutuldu bedenim.Tek ilacımsa,gülen mutlu bir memleketti benim
Aşk şiirleri de yazdım,aşık ta oldum...Ama ne alev alev yakan bir aşka,nede nazlı nazlı bakan bir aşığa şiir yazmak haz vermedi,memleketimin hallerini,dağlarını,tepelerini yazmak kadar.Hiçbir sevgiliyi özlemedim,memleketimin gülücüklerini özlediğim kadar...Ve kimseye memleket kadar yanmadı içim.Şiir dize dize memleket memleket, elvan elvan şiirdi benim için
Karış karış sevdim memleketimi...Köy köy,ırmak ırmak,dört mevsim,köşe bucak sevdim.Hiçbir meseleyi memleketten üstün tutmadım.Kahrolayım ki;en sevdiklerim hatta kendim için bile,memlekete ağladığım kadar ağlamadım
Yine de bir gün;şair diye anılacaksa ismim ve okunacaksa acemi şiirlerim,memleket sevdalısı bir şairdi denilsin isterim.Çünki tek ilham perim memleketimdi benim
Belki hiç yazılmamış bir şiir belki yarım yamalak bir dizeydim
-Yirmili yaşlarda yazılmış bir yazıdır.Çok acamice ve kusurlarla dolu olmasına rağmen o günlerin anısına saygısızlık etmemek için yeniden düzenlemedim...-
Keşke yine çocuk olsam...Sokaklarda çılgınca koştursam.Atlayıp bisikletime,kuşlarla yarışsam.Evlerin zillerini çalıp kaçsam.Gizlice girip mutfağa,annemin kurabiyelerini aşırsam.Top oynarken komşunun camını kırsam.Sonra kaçıp korkuyla yatağımın altına saklansam...
Akşam eve gelince kızsa babam...Kulaklarımı çekse,bağırsa,çağırsa.Ben ağlayarak koşup, anneme sarılsam...
Renkli renkli boya kalemlerim olsa.Yine karkacık,burgacık resimler yapsam.Dedemin aldığı bayramlık ayakkabıları,yastığımın altına saklasam.Sabaha kadar tekrar tekrar uyanıp,yerinde duruyorlar mı diye baksam.
Giysem masmavi önlüklerimi,beşe içinde okuluma koşsam.Keşke dönebilsem o günlere, keşke yeniden çocuk olsam...
Oysa çocukken ne kadar çok isterdim büyümeyi.Hele bir büyüyeyim derdim,hele bir büyüyeyim,neler neler yapacağım...
Ben de çalışıp para kazanacağım.Her istediğimi alacağım.Tek başıma maçlara gideceğim. Balık tutacağım.Kızlarla gezip tozacağım.Onlara aşk mektupları yazacağım.Dünyayı kötü adamların elinden kurtaracağım.Hele bir büyüyeyim,hepsinden nasıl da bir bir hesap soracağım...
Ne zaman, 'oğlum sen daha küçüksün,büyüyüp,adam olunca anlarsın' diye söze başlasa babam,kızardım...Ve bir an önce büyümek isterdim.Büyürsem,adam olacaktım çünki,her şeyi bilecek,her şeyi anlayacaktım...
Büyüdüm şimdi,koca adam oldum...Şimdi çok şeyi biliyor,çok şeyi anlayabiliyorum...Nasıl istemişim büyümeyi,kendime şaşıyorum...Nereden bilirdim büyüyünce hayatın bu kadar zorlaşacağını...Bu kadar acımasız olacağını.Beni büyüten her yaşın,biraz daha canımı yakacağını...
Anladım ki,büyüyünce de,istediği gibi yaşayamıyormuş insan..Her istediğini yapamıyormuş.Yapmak şöyle dursun,bazen istemek bile suç oluyormuş....Zormuş para kazanmak,aşık olmak zormuş...Hele kötülerden hasap sormanın hiç imkanı yokmuş...
'Oğul hayat' derdi babam,'Ekmek' derdi, 'İş' derdi,'aş' derdi...'Memleket' derdi...Çocukken bunlar bana ne kadar da anlaşılmaz gelirdi...Öylece babamın yüzüne bakardım...
Şimdi hepsini anlıyorum...Çocukken bana çok uzak gelen şeyleri,şimdi iliklerime kadar yaşıyorum.Ve artık babama hiç kızmıyorum...
Ahh... O günleri nasıl da arıyorum.Tamam pişman oldum,ben artık büyümek,adam olmak,hiçbir şeyi bilmek,hiçbir şeyi anlamak istemiyorum
Vazgeçtim büyümekten
Ne olur
Gel beni al
Neredesin çocukluğum? ...
Zeka
Akıl
Kurnazlık
Bilgi
Zan
Liyakat
Ve cehalet
Aslında zannettiğin şeyler değildir bilir misin? ...
Zeka
Beynin kazan dairesidirMana ve hislere vücut giydirme,akla kapı açma, tanımlandırma, ilişkilendirme ve sebeplendirme yetisidirAma akıl olmadan bir işe yaramaz bilir misin?...
Akıl
Beynin omurgasıdırGüzeli çirkinden,doğruyu yanlıştan ayırt edip,kar ve zararı vaktinde algılayarak menfaatlere uygun şekilde davranabilme,eskilerin deyimiyle mukteza-yı hale mutabık hareket edebilme becerisidir.O da hissiz bir işe yaramaz bilir misin?...
Kurnazlık
Beynin beyhude hamallığıdırEğer ki,kendini kurnaz zannedersin.Bil ki zannettiğin kadar kurnaz değilsinKendini kurnaz,başkalarını saf görenlere,ilahi bir ders,bir ibret olmalı ki;kurnazlığın getirisi,sarf edilen emek ve harcanan zamanla çoğu zaman ters orantılıdır. Ve kurnazın ameli,genelde maksadının tam aksiyle cezalandırılırÖrnek mi istersin?Bak; hayvanat aleminin,kurnazlıkta padişahı tilki,ömrünü bir lokma iaşe peşinde, binbir çile ve zahmet içinde, ah vah ederek ve çoğu zaman aç,susuz eti kemiğine yapışmış bir vaziyette geçirirAptal zannettiğin balık var ya sadece ağzını açıp kapamak kadar bir zahmetle, semizlenir,semizlenir,semizlenir bilir misin?...
Bilgi
İnsanın tekamülüne sebeptirAma çıkış noktası icmai olmayan ve kat'i bir hükme dayanmayan bilgi enfüsidir.Ki ne kadar çok şey bilirsen bil,asla ilmin müntehasında değilsindir.Sen kendi kepçeni denize daldırıp su içtiğinde okyanus oldum diyemezsinÇünki aynı denizden,cümle alem sebeplenir.Sen yosunla,dalgayla,köpükle uğraşırken,o suya kafasını daldırıp,kana kana içenlerden,çok geridesindir.Senin bütün varidatınsa, ancak elinde tuttuğun kepçenin hacmidir bilir misin?...
Zan
Hükmün neşteridirBir yargının,birazcık ucuna dokunursun ve kendi kendine "Yargının tam ortasına düştüm,bu budur" dersin.Ama yanlış edersinPencerenden odana sızan güneşin cılız bir şuası,o değil,onun ufacık bir cilvesidir Sen odandakini,bizzat güneşin kendisi zannedersin.Ve tastamam güneşin bütün sırrına vakıf oldum zannedip Eblehane hükmedersin bilir misin?...
Liyakat
Bir konuda söz söyleme,hüküm verme yetkisidir..Dikkat et ama "Yetkisi" yetisi yada yeteneği değilYani liyakat,kimsenin kafasına göre takıp çıkarabileceği bir süs,bir kolye değildir.Ve kimseden istenmez.Vakti geldiğinde ehil olanlar tarafından,hak edene verilirHani güneş demiştik ya,az önce o,hiç izinsiz gelir,senin ta göz bebeğine yerleşir yanaklarını okşar anlını öper,damarlarına gizlenir.Çünki liyakatı,nurdan yana verilmiştirAma bu,sen de ona dokunabilirsin demek değildir.O,sana gölgenden bile daha yakındır ama sen ondan dört bin ışık yılı kadar ötedesindir bilir misin?
Cehalet
Ruhun katilidirVe cahillik nispeten az bilmek,az konuşmak,az okumak değildirMürekkepte sanıyorsan eğer alimliği,tarihe bir bak bakalım;en büyük Ebu Cehiller kimlerdir?...Makamın mevkiin tahsilin ne olursa olsun,hakikatten nasibin yoksa eğer, allame-i cihan olsan fark etmez,olsan olsan altın yüklü merkepsindir bilir misin?...
Öğren
Öğren ki;
Dokunduğun her toprağı cansız zannetmeyesin
Öğren ki;
Adam yerine koyulmanın kıymetini
Adamlar hatırlatmadan bilesin
Ezcümle;
Zeki,akıllı,kurnaz yada bilgi sahibi olabilirsin.Yada öyle zan edip,Kendine liyakat verebilirsinHatta cehlini de yok sayabilirsin
Ama kendini yıldızlara eş tutma be çocukSen yerde yüzükoyun,perperişan,sersefilsin
Bilir misin?...
Siz iki harika yürek bir araya gelip defalarca okuyarak her seferinde duygu yoğunluğunun doruğuna ulaştığım;gözyaşlarımı tutamadığım bir harika sunum ortaya sergilemişsiniz dostlar...
Geceyelim seni bu güzel şiiri oluşturduğun onu bizlerle paylaşma olanağını verdiğin için teşekkür eder,o güzel yüreğin başka acılar yaşaması diyorum canım...
Sevgili Hayall..Bu güzel şiire harika sunumunuzla ayrı bir tat vermişsiniz onu bizlere ayrı bir güzellikle görücüye çıkarmışsınız.Sizinde emeğinize yüreğinize sağlık diyorum.
Sağlık,huzur ve sevgi sizlerle beraber olsun arkadaşlar...
Seni forumda yeniden çeşitli paylaşımlarla aramızda yeniden görmekten mutlu olduğumu belirtmek istedim öncelikle.
Çok emek harcıyarak ama bir o kadar istek ve hevesle severek yapmiş olduğun bu harika flash çalisman için seni tebrik ederim.Müzik zaten çok güzel ve sen bu flashla ona hayat vermişsin.Başarılı bir çalışma olmuş,emeğine ,yüreğine sağlık diyorum.Daha nice güzel çalışmaların olması dileğiyle...
3.Flash çalişma grubu üyeliğine geçmiş olmanıda kutlar;hayırlı olsun derim Haktan..
Ey kimsesiz yerlerin yaralanmış çocuğu, hangi rüzgar savurdu unutulmuş ülkeye ne zaman konuşacak içinin ırmakları ne zaman uyanacak uykusundan mavi uzak bir şehir için karartırır yüreğimi ölü evleri gibi kapanır gece üstüme ey kimsesiz yerlerin yaralanmış çocuğu ...
Günlerdir yarım bir şiiri gezdiriyorum koynumda Sabırsız;aceleci,acılı Bir iç çekiş geçen yıllar yapılar sokaklar caddeler aynı,hiç değişmemiş, değişen bir benim geçip giden gençliğim Cebimde sevdiğimin mezarından kalma çiçekler yüreğimde kanat çırpan şiirin. yarım kaldı şiirin ,tamamlayamadım aşkınlığım(a), dolu dizgin eksilmeye hazırım... bekle beni.
Özlemek!
Yeryüzünün ruhu bu gece daha da yakın bana; Şehri Botan'da
İnsanın her yerde acı çektiğini görüyorum, saf ve hafif günün arayışı, geçen hiçbir günün ardından tükenmek bilmiyor. İşte ben zavallı çılgın, neysem oyum şimdi de! Hey dolunay! Bana kağıt, kitap yığınları üstünde göründün yine bu gecede.
Ah, senin sevimli ışığında dağ tepelerinde gezinebilseydim, kara oyuklar çevresinde ruhlarla uçabilseydim, alacakaranlığında çimenler üstünde dolaşabilseydim, bütün bilgi sislerinden ve bilmem gerekenlerden sıyrılıp senin şebnemlerinde yıkanarak sağlığa doğabilseydim Ah dolunay o kadar uzaksın ki bana ve ben seninle olma özlemiyle yaşıyorum bu geceyi deo kadar güzelsin ki!!! Şu an özleminin kıraç yangınlarına susamanın etkisinden kurtulamayan kalbim, artık hiçbir acıya kapalı kalmamalı: ' eğer , geçen ana dur, o kadar güzelsin ki dersem o zaman beni zincirleyebilirsin. O zaman sevinçle yok olmaya razıyım. O zaman ölüm çanları çalabilir. O zaman görevim bitmiş olur. O zaman saat dursun,yelkovan düşsün, vaktim tamam olsun
'Ey özlenen, içimdeki masum çocuk, ben senin ışığında gömülüyorum yine düşüncelere, bir çocuk gibi oyun oynuyor düşlerim , düşüncelerim. Zeka denilen şey aslında ahmaklıktan başka bir şey değildir, niçin masumluk kendi kutsal değerini bilmez? Oysa yapılacak tek şey kendini bütünüyle vermek, sonsuz olması gereken mutluluğu duymak değil midir? Umutsuzluk mudur bu? Hayır sonsuzluktur. Ad bazen göklerin parlaklığını sislendiren bir sestir ama, duygu her şeydir ey sevgili! İnsan için tam olan ne var ki yaşam da?istekten zevke doğru akacak,zevkin kucağındayken gene isteğin özlemini çekecektir. İnsanoğlu bu ikilemden asla kurtulamayacak. istek, zevk,gene istek,gene zevk, yeniden istek,sonunda; keşke bu dünyaya hiç gelmeseydim
İşte insan olmanın ayrıcalığı . Fırtınadan sonra gökte ebemkuşağı görünür. Ebemkuşağı insanlık eyleminin göğe vuruşudur bilir misin? Bu renkler hayattır. Yalnızlık içinde yaşayan, çevrelerinde ne mekan, ne de zaman bulunmayan Tanrıçalar anneleridir. Oluşum değişimişte annelerin sonsuz düşüncelerinin sonsuz diyaloğugüzellikleri yakaladığını sanırsın, elinde bir süpürge sırığı,bir değnek,bir mantar kalır.insandan her zaman kaçacak olan, sükunu tatmaktır. Sevgili, sağduyumun son yargısı şudur; Hayat o kimsenindir ki, her gün onu kendinin eder. Ey sevgili,(m) ben senin o parlak ışığında yine haykırıyorum!!!!Özgür bir toprakta,özgür bir halk arasında bulunmak istiyorum. O zaman geçen ana, dur o kadar güzelsin ki, diyebilirim, işte o zaman yeryüzünde geçirdiğim günlerin izi kaybolmaz.
Şimdi ben böyle bir mutluluğun önsezisi içinde, şimdi, o en yüksek anın zevkini tadıyorum ve biliyorum ki; çok uzakta "gözlerin gibi Akdeniz kokan" öyle bir yer var, o yerlerde mutluluklar
paylaşılmaya hazır bir hayat var.
Yinede özlemler gözlerine büyütülür kaldırımlarına korku psikolojisinin sindiği bu şehirlerde
Yine özlem ve yinede umutla içimdeki masum çocuksun.
Umutluyum yine yarınlarımdan...Ne kadar beklediğim o güzel günlerin kapımı çalmayacağını bilsemde...Eğer bir gün yolunu şaşırırsa hayat ya da vicdanlı tarafından bir rüzgar estirirse bana doğru tek istediğim kapıma gelen güzel günlerimi, yüreğimin salonunda en iyi bir şekilde ağırlamak...'' Tamam artık bana müsade '' dediğinde beraberinde beni de götür diyebilmek...
Umudumu kaybetmeden, ama geleceği yargısına kendimi çok kaptırmadan bekliyorum sadece...İstiyorum ki ; kapımı çalan güzel günlerime sunacak, onu mutlu edecek anılarım olsun geldiğinde...Mutlu edecek anılar...Hatalarla kirlenmemiş,yapay olmayan,içinde benliğimden başka ben bulunmayan,sevgi sarhoşluğuyla yaşanmış güzel anılar...
Anlattıkça, anımsadıkça yüreğimin pır pır olacağı, içimde kelebeklerin uyumlu danslarını yapacağıbir anılar demeti istiyorum...Yüreğimi güzel günlerime sonuna kadar açıp, benim yaşadıklarımı, güzel günlerim de yaşasın istiyorum... İçimi bilsin, çevremdekilere inat beni ben olduğum için sevsin istiyorum...Beni bırakıp gitmeyeceğine ya da giderken beni de yanında götüreceğine,sonsuza dek ayrılmayacağımıza inanmak istiyorum... İnandıkça da yaşamak...
Bugünün ne kadar yıpratıcı,ezici, altından kalkamayacağım hakaretlerle dolu olduğunu biliyorum...Yaşıyorum...Belki de bugünün anlamsızlığı, yüreğimi yarınlarınların güzel olacağı düşüncesi çölünde savuruyor...Çöl ortasında bir kum tanesi ...Varlığının hiçbir şey ifade etmediği, yokluğunun farkedilmeyeceği bir kum tanesi...
Kum tanesi olmayı bana uygun gören kaderime inat,güzel günlerimle susuzluğumu gidereceğim anı nakış nakış işliyorum yüreğimin derinliklerine...
Sabırsızlıkla bekliyorum, hatalar güneşinin yaktığı bedenimin güzel günlerimin yağmurunda ıslanacağı anı...
Beynimin içinde yankılanan,avaz avaz bağırdığım,gözlerime bakan herkese içten içe haykırdığım ama duyulmayan bir çırpınışla sana sesleniyorum güzel günlerim GEL ARTIK!...