Sağlıklı bir insanda böbrekler, ureter, idrar kesesi ve uretramn büyük bir kısmı bakteri yönünden steril bir bölgedir. Gerek kadınlarda ve gerekse erkeklerde uretra, orifîsten itibaren 1.5-2 cm. içeriye kadar bir bakteri florası ihtiva etmektedir. Normalde, yukarıdaki steril bölgelerden gelen idrar, uretramn bu bölgesinden geçerken daima az veya çok kontamine olmaktadır. Ancak sağlıklı bir kimsedeki bu kontaminasyon belirli bir bakteri sayısını geçmemektedir. Üriner sistemin ve idrarın bu özelliği göz önüne alınarak, mikrobiyolojik incelemeler için idrar örneği alınmadan evvel, idrar alınırken, laboratuara gönderilmesinde, besiyerlerine ekilmesinde ve sonuçların değerlendirilmesinde, biraz sonra açıkîıyac ağımız bazı kriterlere uyulması gerekmektedir.
İnsanlardaki üriner sistem infeksiyonlannın büyük çoğunluğu, uretra oriiîsinden giren bakterilerin oluşturduğu alttan gelişen infeksiyonlar şeklinde olmaktadır. Kadınlarda uretral orifisin, perine ve anuse anatomik olarak yakınlığı ve uretramn erkeklere oranla kısa olması nedeni ile bu tür alttan gelişen infeksiyonlar daha fazla oluşmaktadır.
Erkeklerde üriner sistem infeksiyonlanna 60 yaşlarına kadar az rastlanmakta fakat 60 yaşından sonra infeksiyon insidansı artmaktadır. Bu artışta prostat hipertrofilerinin rolü oldukça fazladır. Buna ilave olarak, tedavisi oldukça güçlük arzeden kronik prostatitler erkeklerdeki tekrarlıyan üriner infeksiyonlann başlıca nedenleridir.
Gerek kadınlarda ve gerekse erkeklerde idrar akımını güçleştiren anatomik engeller, taş ve tümör gibi oluşumlar, üriner infeksiyon gelişiminde, infeksiyonlann tekrarlamasında ve infeksiyonlann uzun süreli olmasındaki en önemli faktörlerdir.
Üriner sisteme uygulanan yabancı cisimler (kısa süreli dahi olsa kateterler veya diğer instrümantasyonlar) hastahanede oluşan üriner infeksiyonlann önde gelen sebepleri arasındadırlar. Üriner infeksiyonlann diğer bir oluşum şekli ise çok daha az miktarda rastlanan ve vücutta bulunan herhangi bir infeksiyon odağından, hematojen yolla gelen mikroorganizmaların oluşturduğu şekildir.
Gerek erkeklerde ve gerekse kadınlardaki üriner sistem infeksiyonlarında en çok görülen bakteri E.coli'dir. Herhangi organik bir lezyon veya instrümantasyon olmadan, bilhassa doğurganlık çağındaki kadınlarda meydana gelen üriner infeksiyonlann % 90′ındaki bakteriel etken E.coli'dir. Üriner sistem infeksiyonlannda etken olarak Klebsiella, Enterobacter, Proteus türleri, Pseudomonas, Enterokoklar ve daha az olarak da Staf. türleri, Acinetobacter, Citrobacter, Serratia, Alkaligenes ve Strp. pyogenes gibi mikroorganizmalan sıralayabiliriz. îmmün yetmezliği olan şahıslarda, sitotoksik ilaç alanlarda, kontrol edilemiyen diyabetik hastalarda ve uzun süreli antibiyotik tedavisine tabi tutulan hastalarda candida türü mantarlar ile meydana gelen üriner sistem infeksiyonlanna sıklıkla rastlanılmaktadır.
Bir veya daha fazla bakteri ihtiva eden miks infeksiyonlar genellikle prostatitli hastalarda, idrar akımının zorlandığı hallerde veya kateter uygulanan vakalarda görülmektedir.
Mikrobiyolojik incelemeler için idrar örneğinin alınmasında; sonda uygulanması, devamlı kateter taşıyan şahıslarda, sonda borusunun uretraya yakın bölümünden enjektörle İdrar alınması, suprapubik aspirasyon ve "mid slream" yani orta akım dediğimiz yöntemler kullanılır. Bunlardan ilk üçü, genellikle koopere olmayan hastalarda veya zorunlu olunduğu hallerde uygulanan yöntemlerdir.
Genel olarak idrar örneği almadan evvel, şahıslara idrar antiseptikleri ve antibiyotik gibi ilaçlar verilmemeli ve fazla miktarda su içirilmemelidir.
İdrar örneği almada, orta akım dediğimiz şekil, kooperasyon sağlanan tüm yatan ve poliklinik hastalarında uygulanan en yaygın yöntemdir. Bu yöntemde, hastaların bilmesi ve aydınlatılması gereken en önemli husus, idrar örneği alınmadan evvel yapılması gereken genital bölge temizliğidir. Zira genital bölge hijyen ve temizliğine özen göstermeyen şahıslardan alınan idrar örneklerinde, bilhasa kadınlarda çok sıklıkla 105 kriterinin üzerinde bakteri üremekte ve yanlış olarak üriner infeksiyon teşhisi konulmaktadır. Bu tür şahıslardan iyi bir temizlik yapıldıktan sonra alman idrar Örneklerinde infeksiyon bulunmadığı sık rastlanan olgulardandır. Temizlik için sabun ve su yeterlidir. Şahıslar evvela kendi ellerini iyice yıkayacaklar sonra, erkekler glans penisi ve orifisi, kadınlar genital bölgelerini, labiaları ve orifisi önden arkaya ve yukardan aşağıya doğru olmak üzere temizlemelidirler. Bu temizliğin hemen ardından işemeye başalayan şahıs, ilk baştaki ve sondaki idran değil işeme safhasının ortasındaki idrarı, mikrobiyolojik işlemler için steril bir tüpe veya steril ağzı geniş bir şişeye alacak (5-10 mi. olmak üzere) ve hemen kabın ağzını kapatacaktır. Alman idrar hiç bekletilmeden laboratuara intikal ettirilmelidir. Eğer bu mümkün değilse idrar belirli bir süre için buz dolabında bekletilmelidir.
Laboratuara gelen idrar örneği ya buz dolabında saklanmalı veya 1 saati geçmeyecek bir süre içinde hemen işleme alınmalıdır.
Laboratuarda yapılacak işlemler:
Bazı araştırıcıların üzerinde durdukları ve tavsiye ettikleri, kültür yapmadan evvel idrar örneğinin mikroskopik olarak incelenmesidir. Bunun için, santrifüj etmeden fakat iyice karıştırılan idrardan alınan bir damlanın lam üzerinde kurutulması, tespiti ve boyanmasından sonra immersion objektifi ile incelenmesi tavsiye
İdrar alındıktan sonra geçen süre çok önemli olduğu için, istek belgelerine idrar alındığı saat yazılmalıdır.
edilir. Bu yöntemle her immersion alanında görülen bir veya daha
fazla bakteri, 105sınınnı aştığı için üriner infeksiyon olarak değerlendirilir. Bu işlem, yükü fazla olmayan laboratuarlar için ve hekim muayenehaneleri için tavsiye edilebilir bir yöntemdir. Ancak çok fazla idrar kültürü yapan (80-100-120) bir laboratuarda, her preparatın hazırlanması, boyanması ve incelenmesi için en azından 4 dakika ayrılacak olsa, bir teknisyenin tüm mesai gününü kapsıyacağmdan, her laboratuar için pratik bir yöntem olmadığını belirtmek yerinde olur.
İdrar örneğinden yapılacak diğer işlem kültür yapmaktır.
Hemen her mikrobiyoloji laboratuarında kullanılan yöntem, pipet veya öze ile ekim yapmaktır. Ekim için kullanılan özeler kalibrasyonlan yapılmış fabrikasyon ürünleridir ve pahalıdırlar. Bundan ayrı olarak en azından ayda bir defa kalibrasyonlannm bozulup bozulmadığı, özel yöntemlerle kontrol edilmeleri gerekmektedir. İthal malı oldukları için teminleri güçlük arzeder. Bizim için en uygun olan 0.1 taksimatlı, 1 mi.İlk serolojik pipetlerdir.
Gelen idrar iyice karıştırıldıktan sonra her petri plağına (kanlı agar-EMB, Endo, MacConkey, vs) pipetle 0.1 mi. olmak üzere ekilir ve steril cam bir bagetle plağa yayılır.
Etüve konulan plaklar (35-37°C) 18-24 saatlik bir inkübasyondan sonra çıkarılarak koloni sayımlan yapılır. Her plakta sayılan koloni miktarı 10 ile çarpılarak mi.deki koloni miktarı olarak ifade edilir. Elde edilen değerlere göre, 0-10.000 arası koloni miktarı NORMAL, 10.000-100.000 arası ŞÜPHELİ, ve 100.000 ile yukarısı ÜRİNER İNFEKSİYON olarak kabul edilir. İnfeksiyon etkeni olarak kabul edilen mikroorganizmanın idantifıkasyon ve antibiyotik duyarlılık testleri de beraberce yürütülerek 48 saat içinde sonuca gidilir.
Sayısal olarak elde edilen sonuçların değerlendirilmesi şöyle yapılır; O-10.0O0/ml. NORMAL dediğimiz durumda bakteri cins veya tür olarak isim belirtilir, koloni sayısı bildirilerek rapor yazılır. Yapılacak başka bir işlem yoktur. Ancak, suprapubik aspirasyon veya sistoskopi esnasında veya ureterlerden alman materyeller için yukardaki kriter uygulanamaz. Burada az miktarda bakteri ürese dahi daima infeksiyon olarak kabul edilir. Bundan ayrı olarak, rutin işlerle satüre halde olan laboratuarlarda yaptırılması istenen özel işlemler için bu işle uğraşan teknik elemanla ilişkiye girmek şarttır. Örneğin; uretral, midstream idrar ve prostat lavajından (Three glass) sonra alınan idrarlar için veya ureterlerden alınan (sağ-sol) idrarlarda olduğu gibi. Zira bu tür idrarların takip ve değerlendirilmesi ayrı bir özen ister. Laktoza etki göstermiyen bakteriler çok az sayıda olsalar dahi muhakkak idantifiye edilmelidirler. Zira kronik salmonella taşıyıcılarmdaki bakteri sayısı infeksiyon sınırının çok altında olabilir.
ŞÜPHELİ olarak vasıflandırdığımız 10.000- 100.000/ml. arasındaki durumlarda laboratuarcı kültürün tekrarını istemelidir. Eğer 105lin altında fakat infeksiyon etkeni olabileceğini düşündüğümüz bir bakterinin (S.aureus P.aeruginosa gibi) saf kültür şeklinde ürediği tespit edilirse, bu da bir infeksiyon olarak kabul edilebilir.
Kadınlarda, bilhassa doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen sık ve ağrılı idrar çıkışı ile kendini belli eden bakteriyel orijinli "akut üretral sendrom" denilen durumlarda idrardaki bakteri miktarı 105'ten daha azdır fakat bu hastaların çoğunda devamlı piüri tespit edilmektedir. Bu tür vakalar 105 kriterine uymamasına rağmen infeksiyon olarak kabul edilirler.
idrar, gerek organik ve gerekse inorganik tuzlan ihtiva ettiği için bakterilerin üremesi yönünden iyi bir ortam oluşturur. Bu nedenle bakteriler in vivo olarak ve hiçbir doku invazyonu yapmadan üreyerek 105 kriterini aşarlar. Hastalarda üriner sistem infeksiyonlanna ait semptomların ve piürinin bulunmamasına rağmen bu tür vakalarında infeksiyon olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Zira başlangıçta asemptomatik olan bu invivo üremenin, kısa sürede invaziv ve semptomatik bir infeksiyona dönüşebildiği her zaman müşahade edilmektedir. Sonuçların yorumlanmasında klinisyen ve laboratuarcının tek başlanna karar vermeleri mümkün olamıyacağı için böyle durumlarda her ikisi arasında iyi bir kooperssyon olması şarttır.
Erkeklerde 105 veya daha üzerindeki bakteri tespit edilen sonuçlar daima üriner infeksiyon olarak kabul edilirler. Fakat kadınlarda tek bir idrar örneği ile ancak %80, kısa süre içinde alınan iki idrar örneğinde %90 ve birbirini takip eden üç idrar örneği sonucunda ise %100 doğru bir sonuca varılmış olur. Burada en önemli husus her seferinde aynı bakterinin üretilmiş olmasıdır.
Mikroorganizmaların idantifîkasyonunda tür seviyesinde en azından cins seviyesinde bir ayırım yapılmalıdır. Böyle basit ve süratli bir idantifikasyonun yapılabilmesi için her mikrobiyoloji laboratuanda TSİ, indol, üreaz, sitrat, MR, VP, gibi her zaman el altında bulundurulması gereken besiyerlerine gereksinim vardır.
Üriner sistem infeksiyonlarını süratli bir şekilde belirliyeb ilmek için bakteri metabolizması veya bakteriyel enzimlerle ilişkili bazı testler geliştirilmiş ve otomatize edilmiştir. Bunlar hem pahalı hem de bağımlı yöntemlerdir. Bunlardan ayn olarak, kağıt şeritlere emdirilen bazı reaktiflerle (nitrat redüksiyonu, vs.) kısa sürede sonuç verebilen bazı testler de geliştirilmiştir. Ancak sonuçlar her zaman güvenilir değildir. Zira gerek boyama için ve gerekse kültür için yapılan homojenizasyon ve konsantrasyon işlemleri esnasında diğer bakteriler bertaraf edilmektedirler.
Tüberküloz incelemeleri için idrar, sabahleyin ilk idrar olarak alınabildiği gibi, 24 saatlik idrarın toplanması şeklinde olabilir. Tüberküloz çalışmalarında kesin olarak negatif bir sonuca var
bilmek için değişik günlerde alınan üç ayn idrar ömeği üzerinde çalışılması gereklidir.
Sindirim sistemi doğumdan itibaren kısa sürede oluşan bir bakteri florası ihtiva eder. Bu floranın %99.9′unu anaerobik bakteriler teşkil eder. Florayı teşkil eden bakteriler, yukardan aşağıya doğru gittikçe artan bir sayıda olmak üzere yerleşmişlerdir. Duodenum bölgesinde 102-103 /mi. olan bakteri miktarı, ileumun son kısmında 106-107/ml. ve kolonda ise İO11-lO12/gr civarında bulunurlar.
Bir bakımdan, diğer patojenlere karşı sindirim sisteminin koruyuculuğunu yapan bu flora bakterileri, antibiyotikler ve kemot erapötiklerle yok edildiğinde, bağırsaklardaki denge ve koruyuculuk durumu ortadan kalktığı için "antibiyotiğe bağımlı kolit" gibi patolojiler oluşabilir.
Sindirim sisteminin, bakteriel yönden diğer bir direnç unsuru da mide asiditesidir. Şigella türü mikroorganizmalar aside oldukça dirençli olduklarından çok az sayıda (1O2X2) oldukları zaman dahi infeksiyon yapabilirken, dirençli olmayan salmonella,
vibriyo kolera türü bakteriler ise ancak l06-l0n veya daha fazla bakteri ile infeksiyon oluşturabilirler. Mide asiditesinin nötralize edildiği durumlarda (çok yemek ve içmek, süt, bikarbonat vs.) bakterilerin veya preforme toksinlerin, midenin asid barajım aşmaları kolaylaşır.
Gaitanın mikrobiyolojik incelemelerini yaparken, akut bakteriel ishallerle, birçok kitapta ayn bir konu olarak işlenen bakteriel besin zehirlenmelerini birlikte gözden geçireceğiz. Zira birçok yönden bu İki klinik antite arasına kesin bir sınır koymak mümkün olmadığı gibi, her ikisinde de en belirgin ve müşterek semptomların, bulantı kusma ve kann ağrısı ishal olduğunu söyliyebiliriz (botülizm besin zehirlenmesi hariç). Ancak bu semptomlardan bazan biri, bazan diğeri predorninan olarak görüldüğü gibi, ishallerin makroskopik ve mikroskopik görüntüleri de birbirlerinden farklı olabilir.
Akut infeksiyöz ishaller, bakteri, virüs ve protozoerler tarafından oluşturulurlar. Biz burada sadece bakteriler ve protozoerler tarafından oluşturulan ishalleri incelemeye çalışacağız.
Bakteriler iki mekanizma ile ishal oluştururlar.
1. Enterotoksin salgılayarak
2. Bağırsak mukozasını tahrip edip iltihaplandırarak Birinci tür infeksiyonlarda, kan ve lökosit ihtiva etmeyen, proteinden fakir fakat bazan ileri derecede dehidratasyon belirtileri oluşturacak şekilde bol ve sulu ishaller meydana gelir (Kolera ve ETEC infeksiyonlannda olduğu gibi).
Enterotoksinler ya gıdalar üzerinde veya bağırsaklarda oluşturulur.
Bakterilerin, gıdalar üzerinde üreyerek aynı anda salgıladıkları enterotoksinler, tat ve koku bakımından besinlerde bir değişiklik yapmadıklarından, farkına varılmadan preforme toksin olarak alınırlar (S.aureus ve B.cereus'daki gibi). Diğer şekilde ise, ağız yolu ile alınan bakteriler, mide asiditesini aştıktan sonra bağırsaklarda tutunup çoğalmakta ve enterotoksinlerini burada sagıîamaktadırlar (V.kolera ve ETEC'de olduğu gibi).
Her iki şekilde de, oluşan toksinler bağırsak mukoza hücrelerindeki reseptörlere yapışır, adenilat veya guarülat siklaz'ı stimüle ederek, bağırsak boşluğuna bol miktarda sıvı ve elektrolit salgılanmasına neden olurlar. Oluşan sıvı miktarı, kolonun absorbsiyon kapasitesini çok aştığı için, ishal şeklinde, proteinden fakir, bol miktarda sıvı kaybı meydana gelir. Bu tür ishallerde, iltihap hücreleri ve kan bulunmadığı gibi bağırsakların histopatolo-jik incelemelerinde de herhangi bir patolojiye rastlanamaz.
İkinci tür infeksiyonlar ise, invaziv mikroorganizmalar tarafından meydana getirilen, miktar olarak az, fakat kan ve iltihap hücreleri çok, proteinden zengin ishaller, genellikle ileri derecede dehidratasyon belirtileri göstermeyen vakalardır (şigella ve EİEC gibi). Bu tür invaziv mikroorganizmalar mide asid barajını aştıktan sonra, kolon mukozasının yüzeysel kısımlarına penetre olurlar. İnvaziv bakterilerin penetre oldukları yerlerde meydana getirdikleri mukoza tahribatı, iltihabi reaksiyon, nekroz ve ülserasyonlarla birlikte, bol fibrin salgılanması ile karakterize bir patoloji meydana gelir. Kanlı ve müküslü ishallerle kendini belli eden bu olguya dizanteri adı verilmektedir.
İshal oluşumunda, yukarda özetlemeye çalıştığımız iki mekanizma haricinde, miks formlar ve bazı mikroorganizmaların bağırsak mukozasına adhere olarak normal absorbsiyon ve sekresyon fonksiyonlarını bozmak suretiyle ishale neden oldukları bilinmektedir. Bu vakalarda ne toksin ve ne de invaziv bir patoloji tespit edilmektedir. İshallerin oluşum mekanizmaları birbirlerinden farklı oldukları gibi, bir mikroorganizmanın da tek bir ishal türünün etkeni olarak belirlenmesi her zaman mümkün olamamaktadır. Zira bazan bir bakteri, invaziv karakteri yanında, S.dizanteride olduğu gibi enterotoksin de yapabilmektedir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, mikroorganizmaların oluşturdukları toksinler birbirlerinden farklı olabildikleri gibi, bir mikroorganizma birbirinden farklı etkilere sahip değişik toksinler de oluşturabilmektedir.
Akut bakteriel ishallerde etken olabilen başlıca mikroorganizmaları şöyle sıralıyabiliriz; şigella türleri, bazı salmonella türleri, S.aureus, C.difısil, B.cereus, V.parahemoîitikus, V.kolera, agronıonas türü, Campylobacter türleri, yersinia enterokolitika ve ETEC, EPEC, EHEC, EİEC, EAEC gibi coli türleri.
Amip ve Balantidium coli gibi protozoerler üe, yaptıkları patoloji yönünden invaziv bakteriler gibi davranırlar. Giardia lamblia gibi flajelli protozoerler ile bilhassa AİDS'li hastalarda sıklıkla rastlanan criptosporidium, izospora gibi mikroorganizmalar ince bağırsak mukozasına adhere olurlar ve mukoza hücrelerinin normal sekresyon ve absorbsiyon fonkiyonlanru bozarak ishallere neden olurlar.
Materyal alma:
Akut gastroenteritlerde, kolitlerde ve besin zehirlenmelerinde mikrobiyolojik incelemeler için hastalardan alınan kusmuk, duodenum muhtevası ve yenilen şüpheli gıda artıkları gibi materyeller kullanılır. Ancak bu tür infeksiyonların teşhisinde, bizim için en önemli materyel gaitadır.
Gaita örneği, genellikle hasta tarafından, plastik veya parafinlenmiş karton kutuya yaptırılarak elde edilir. Oturak ve sürgülerden mikrobiyolojik inceleme için materyel alınmamalıdır. Ancak, deterjan, dezenfektan ve sabun gibi maddeleri ihtiva etmediğine ve steril olduğuna emin olduğumuz kaplardan materyel alınabilir. Kolerada olduğu gibi bol sıvı çıkaran hastalardan steril bir sonda kullanarak, sondanın bir ucu bir deney tüpüne, diğer ucu hastanın anusundan sokularak sifon şeklinde gaita örneği alınabilir. Bir eküvyonla, anal sfinkterin ötesine geçilerek ve eküvyonu çevirmek suretiyle materyel alınabilir. Aynı yöntem ile sigmoidoskopi ve proktoskopi esnasında da materyel alınabilir.
Alınan gaita örnekleri en seri bir şekilde mikrobiyolojik incelemeye tabi tutulmalıdır. Mikroskopik incelemede protozoerlerin hareketli oluşları ancak bir süre devam edeceği için, kültür yapmak üzere kullanılacak materyelde patojenlerin sayısı dış etkenlerle (pH, ısı vs) devamlı azalacağından, zaman faktörü çok önemlidir. Hemen kültür yapmak mümkün olamıyacaksa veya materyel uzak bir yere gönderilecekse, muhakkak transport besiyerine konulmalıdır. Bu bakımdan CaryBlair besiyeri ideal olup, 1 gr. gaita 10 gr besiyeri ile emülsifiye edilerek saklanır.
Gaitanın mikrobiyolojik incelenmesi üç kademede yapılır.
1. Makroskopik inceleme
2. Mikroskopik incelem•
3. Kültürler
1. Makroskopik inceleme; hem klinisyen ve hem de laboratuara tarafından yapılmalıdır. Gaitanın şeklinin, kıvamının, renginin, kan ve müküs olup olmadığının incelenmesi bazan etiyolojik ajan hakkında aydınlatıcı bilgiler verebilir. Bundan ayrı olarak gaitada, tenya proglottileri, askaris gibi parazitler de görülebilir.
2. Mikroskopik inceleme; hastadan gaita alınır alınmaz mikroskopik inceleme hemen yapılmalıdır. Bunun için, şekilli bir gaitada, bir kürdan veya öze ile değişik yerlere dokunarak alınan küçük parçacıklar bir lam üzerinde, bir damla şalinle ezilerek emülsifiye edilip üzerine bir lamel kapatılarak, sulu gaitalarda ve kanlı müküslü gaitalarda, öze ile alınan müküs partikülleri bir lam üzerine yayılıp, üzerine lamel kapatılarak incelemeye hazırvaziyete getirilir. Hazırlanan bu direkt preparatlarda parazit yumurtaları, hareketli flajelli ve kirpikli protozoer ve kirpikli protozoer ve kistlerini, amip ve kistlerini, mantar elemanlarını, eritrositler ve iltihap hücrelerini görebiliriz. Aynı preparatlar bir damla lugol solüsyonu damlatmak suretiyle boyalı olarak da incelenebilir. Gaita bir lam üzerine çok ince bir şekilde yayılarak metilen mavisi, gram, giemsa gibi boyalarla boyanarak hücre ve protozoerler yönünde de incelenebilir. Böyle boyalı preparatların bakteriel yönden incelenmesinin hiçbir yaran yoktur. Sadece, mikroskop alanında yaygın olarak gram pozitif kokların ve gram pozitif iri basillerin bulunması, klinikle uyuştuğu zaman Stafllokok veya C.difficil infeksiyonunu düşündürebilir.
3. Kültürler:
Bir klinik mikrobiyoloji laboratuarının, gaitada mevcut olabilecek tüm patojenleri rutin olarak araştırması mümkün değildir. Bakteriel ishallerin teşhisinde bir laboratuarın kültür yönünden rutin olarak yapabileceği işlem, ishal etkeni olması muhtemel bakteriler arasında sınırlı bir araştırma yapabilmekten ibarettir. Bu sınırlama, genellikle o bölgede hangi tür bağırsak infeksiyonlannın bulunduğuna ve laboratuarın kapasitesine bağlıdır. Bu nedenlerle, ülkemizde gaita kültürleri çoklukla salmonella ve şigella cinslerine yöneliktir.
Ülkemizde bu tür mikroorganizmaların izolasyonu için kullanılan besiyerleri zenginleştirici olarak tetrahionat'lı buyyon veya seîenit-F besiyerleri, ayırtıcı olarak EMB, endo ve MacConkey besiyerleri ve selektif olarak da deoxycholate citrat, salmonella şigella ve bizmut süîfit ağar besiyerleridir.
Yukarda belirttiğimiz besiyerleri haricinde, değişik firmalar tarafından enterik patojenlerin izolasyonu için dehidrate olarak hazırlanan hem ayırıcı ve hem de seçtirici daha birçok besiyeri vardır. Her laboratuar kendine uygun olan birkaç tanesini kullanabilir.
Zenginleştirici besiyerlerinin kullanılması: mercimek veya eşdeğer büyüklükteki gaita, tüpteki 10 mi besiyerine ekilerek 37 derecede inkübasyona terkedilir. Bu besiyerlerinden, inkübasyonun 8-12. saatleri arasında alınan materyel öze ile ayırıcı ve seçtirici besiyerlerine pasaj yapılır.
Ayırıcı besiyerlerine ekimlerde; öze ile alman bir miktar gaita veya müküs parçası azaltma yöntemi ile ekilir. Seçtirici besiyerlerinde de aynı yöntem uygulanmasına rağmen, burada alınan gaita veya müküs parçalarının daha fazla olması gerekir. Her iki tür besiyerinde de 18-24 saatlik inkübasyondan sonra laktoza etki göstermiyen koloniler seçilerek idantifikasyon işlemlerine başlanır. İdantifikasyon işlemleri genellikle her laboratuarın kendi kapasitesine göre sahip olduğu otomasyon, biyoşimik ve serolojik testlerle yapılır.
Kolera vakalarında, alkalen peptonlu su, zenginleştirici bir besiyeri olarak kullanılır. Bolca ekilen gaita 6-12 saatlik bir inkübasyondan sonra TCBS (thiosulfate citrate bile salts sucrose) besiyerine pasaj yapıldığı gibi, TCBS besiyerine gaita direkt olarak da ekilir. Şüpheli olan san, mat ve büyük kolonilerden blyoşimik ve serolojik olarak idantifikasyona gidilir.
Campylobacter için, değişik antibiyotikleri içeren Campy BA plakları kullanılmaktadır. Mikroaerofilik ortamda ve 42°C'de inkübe edilir. 24 - 48 saat sonra şüpheli kolonilerden yapılan preparatlarda karakteristik morfolojisi ile tanınır. Yersinia enterocolitica, soğukta da (4 - 5 °C) üreyen bir bakteri olduğu için, bir miktar gaita 0.033 M fosfat tamponlu şalinle karıştırılarak buz dolabında muhafaza edilir ve müteakip günlerde, buradan alınan birkaç damla materyel MacConkey veya SS ağara pasaj yapılır. Gaita bu fosfat tamponlu şalin içinde üç hafta kadar saklanabilir. Bugün aynı bakteri için daha fazla geliştirilmiş olan CİN ağar tavsiye edilmektedir. Ekilen materyel 25-35°C de inkübasyona terke-dilerek 24-48 saat sonra laktoza etki göstermiyen şüpheli koloniler incelemeye alınır.
Gaita kültürlerinde, S.aureus, B.cereus, C.perfringens gibi bakterilerin aranması gereksizdir. Bu tür bakteriler ancak salgınlar esnasında, hem yenilen gıdalardan ve hem de ishalli hastaların gaitalarından bol miktarda olmak üzere izole edildikleri zaman bir mana ifade ederler. Yine ishalli vakalardan yapılan kültürlerde predominant olarak üreyen bakteriler, aeromonas, pleisiornonas, edwardsiella vs. yönden araştırmaya tabi tutulabilir.
îshal nedeni olan E.coli'lere gelince, bunların toksigenik veya invaziv karakterde olup olmadıklarını meydana çıkarmak için bazı testler mevcuttur. Ancak bunların rutin bir laboratuarda yapılmalarının, hastayı takip ve tedavi yönünden hiçbir yaran yoktur. Bu testler, epidemiyolojik yönden sadece referans laboratuarlarında yapılırlar.
Burun ve ağızdan başlayıp, alveollere kadar uzanan solunum sisteminin, topografik olarak üst ve alt solunum bölgeleri diye ikiye ayrılması, mikrobiyolojik yönden büyük bir önem taşır. Zira üst solunum bölgesini teşkil eden burun, ağız boşluğu ve farenks-de, normal olarak doğumla birlikte başlayıp, bir hafta gibi çok kısa bir sürede oluşan bir bakteri florası teşekkül etmektedir. Halbuki alt solunum bölgesini teşkil eden trakea, _ bronşlar ve akciğerler ise mikrobiyolojik olarak sterildirler. Üst solunum bölgesine dahil olan paranasal sinuslar ve orta kulak da bakteri ihtiva etmeyen steril bölgelerdir. Solunum sisteminin mikrobiyolojik yönden arzettiği bu özellik, bu sisteme ait mikrobiyolojik incelemelerde ve bu incelemelere ait yorumlarda çok dikkatli olmamızı gerektirmektedir.
Normal flora dediğimiz aerob, anaerob ve fakültatif anaerob olan topluluk içinde, parazit fakat patojen potansiyele sahip olan mikroorganizmalar mevcuttur. Bunlardan ayn olarak daima patojen olduğu kabul edilen bazı mikroorganizmalar vardır ki, bunlar sadece hastalıklar esnasında ve taşıyıcılarda (C.diphtheria, B.pertussis gibi) görülürler.
Solunum yolunda bulunan ve patojen potansiyele sahip olan bakteriler, bazı şartlarda, diğer bakteriler aleyhine olmak üzere predominant bir hale geçerek sayıca çok fazla artarlar. Bu olaya kolonizasyon ismi verilir. İlaçla tedavisi gerekmeyen kolonizasyon, kendini yaratan şartlar ortadan kalktığı anda, bulunduğu şahsa hiçbir zarar vermeden kendiliğinden kaybolabilir.
İster patojen, isterse patojen potansiyele sahip olsun,bir mikroorganizmanın solunum yollarında bir hastalık meydana getirebilmesi için evvela yerleşmesi ve sonra çoğalarak bir kolonizasyon oluşturması gerekir.
Ust solunum bölgesindeki represantatif florayı şöyle belirliye-biliriz: Alfa, beta ve nonhemolitik streptokoklar, nonpatojen" neisserialar, difteri harici corynebakteriler, mikrokoklar, stafilokoklar; Bacteroides, fusobacteriler, aktinomisetler ve peptostreptokoklar gibi anaeroblar; daha az olarak enterik bakteriler, hemofiluslar, N.meningitis, streptokok piyogenes ve yeast'ler. Bu bakteriler birçok üst solunum bölgesi infeksiyonlarında etken olabildiği gibi hiç bir şeyi olmayan normal şahıslardan da izole edilebilirler. La-rinksin altındaki bölge flora ihtiva etmez. Ancak üst taraftaki floranın aspirasyonu ile kolonize olabilir. Burun ön delikleri civarı çoklukla S.aureus, epidermidis ve difteroidlerle kolonize olurlar.
Şimdi, solunum yollan infeksiyonlannı, üst ve alt solunum bölgesi infeksiyonları olarak iki ayrı grupta incelemek üzere, bu bölgelere ait mikrobiyolojik materyellerin nasıl alınacağını, nasıl inceleneceğini ve sonuçların nasıl yorumlanacağını kısa olarak açıklamaya çalışalım.
Üst solunum bölgesi infeksiyonları, farenjit, tonsillit, sinüzit, otit ve epiglottit şeklinde görülürler. Bu infeksiyonlar ya florayı teşkil eden bazı mikroorganizmalar tarafından veya damlacık infeksiyonları şeklinde dışardan alınan mikroorganizmalarla (C.diphtheria. B. pertussis gibi) oluşurlar.
Üst solunum bölgesinde sık karşılaştığımız en önemli infek-siyon etkeni, yaptığı süpüratif ve post streptokoksal hastalıklarla tanınan A gurubu beta hemolitik streptokok (S.pyogenes) dur. Üst solunum yolu infeksiyonlan içinde aşılanmaların yoğunlaşmasından sonra insidansı çok azalan ve çocukluk çağlarında lokal ve sistemik çok tehlikeli hastalığa neden olan C.diphtheria vardır. Bu bakteri, farinks ve tonsillerde yerleşen bazen larinks ve trakeaya kadar inebilen (Croup) ve yalancı mem-branlar ile kendini belli eden, primer toksik bir infeksiyon olan difterinin etkenidir.
N.meningitis'e üst solunum yolu infeksiyonlarında etken olarak değil, menenjit öncesi veya sonrası taşıyıcılarda rastlanır. N.gonorrhoeae'ye bazı toplumlarda, süpüratif üst solunum yolu infeksiyonlarında, gittikçe artan bir sıklıkta rastlandığı bildirilmektedir.
Çocuklarda daha sık olmak üzere otitis media ve epiglotti-dis'lerde H. influenza'ya, pis kokulu ve membran oluşumu ile seyreden Vincent anjininde fusobakteriler ve spiroket'lere, immünosüpressiv ve granulositopenik hastalardaki üst solunum yolu infeksiyonlarında Candida türlerine, enterik bakterilere sta-filokoklara, P.aeruginosa ve diğer birçok bakteriye rastlanır. • Üst solunum bölgesi infeksiyonlannda rnateryel alınması:
Bu bölgenin infeksiyonlannda kullanılan materyel genellikle eküvyonla alınan sürüntülerdir. Ağız boşluğu, tonsiller ve farinks arka duvan iyice aydınlatıldıktan ve bir dil baskısı ile dil ağız tabanına doğru iyice bastırıldıktan sonra eküvyon, hiperemik, ülseratif ve iltihaplı bölgelere bastırılarak materyel alınır. Ağız florası ile bulaşmaması için eküvyonun dile, dişlere ve yanak mukozalarına değdirilmemesine dikkat edilir.
Rutin olarak üst solunum bölgesi infeksiyonlarında tek eküvyonîa alınan kültürü %5′lik koyun kanlı ağara ekim yapmak, mevcut infeksiyonun teşhisi için yeterlidir; zira bu bölgenin in-feksiyonlarmda yapılacak mikroskopik incelemenin, aşağıda belirlenecek infeksiyonlar haricinde hiçbir değeri yoktur. Mikroskopik inceleme sadece fluoresan antikor tekniği kullanılarak, A grubu beta hemolitik streptokokların ve bazen de B.pertussis'in erken teşhisinde kullanılabilir.
Difteride yalancı membranlardan yapılan sürüntüler ve alınan membran parçacıkları, hem mikroskopik inceleme ve hem de kültür için kullanılır. B.pertussis'de ve H.influenza'da nazofa-renksden alınan materyeller kültür için yeterlidir. Boğmacada ba-zan öksürük plakları da kültür için kullanılabilir. Vincent anjininde ülserasyon ve membranlann bulunduğu bölgeden alınan materyel direkt ve boyalı preparatlar hazırlanarak ışık ve karanlık saha mikroskobisiyle incelenir. Sifilizde dudaklar ve dildeki pri-mer lezyonlardan (chancre) ve mukozalardaki sekonder lezyonlar-dan (pîaque) alınan materyellerden, bir damla şalin içinde hazırlanan preparatlar karanlık satfjtaıikroskopisi ile incelenir.
Fungal infeksiyonlarda şüphelilezyonlardan alınan materyeller direkt ve boyalı preparatlar şeklinde İncelenir.
Üst solunum bölgesi infeksiyonlarında kültür.
Eküvyonîa alınan materyel rutin olarak sadece %5′lik koyun kanlı ağara ekilir ve çoklukla sadece beta hemolitik streptokok yönünden araştırılır. Bunun haricinde, şüpheli ve predominant olarak üreyen bakteriler daha ileri araştırma kapsamına alınır. İmmünosüpressiv ve nötropenik hastalarda, bakteriel ve fungal her türlü kolonizasyonun üzerine eğilmek gerekir.
C.diphtheria, B.pertussis, H.influenza, patojen neisseria'lar ve diğer nadir bakteriler (legionella gibi) için özel besiyerleri kullanılmalıdır.
Değişik firmalar tarafından geliştirilen bazı yöntemlerle, üst solunum yolu infeksiyonlarının erken teşhisine gidilebilmektedir.
Alt solunum bölgesi infeksiyonlan:
Bunları pnömoniler, bronkopnömoniler, bronşiolitler, bronşitler ve trakeitler olarak sıralayabiiriz. Bu infeksiyonlann büyük bir çoğunluğunun etkeni viruslardır. Bu bölgenin bakteriel infeksiyonlanna gelince; genellikle küçük çocuklarda H.influenza, S.pneumonia ve S.aureus ile, otuz yaşma kadar olan erişkinlerde mikoplazmalar ve yaşlı kimselerde ise S.pneumonia ile oluşurlar.
Yaşlılarda, bilinçsiz hastalarda, alkoliklerde ve anestezilerden sonra oluşan aspirasyon pnömonilerinde çoklukla, oral anae-roblar, viridans streptokoklar, S.aureus, K.pneumonia, diğer ente-rik bakteriler, P.aeruginosa, acinetobacter ve son yıllarda sıklıkla rapor edilen legionella gibi mikroorganizmalar tespit edilirler.
Pürülan pnömonilerin çoğunluğunun patogenesisinde, üst solunum bölgesinde oluşan bir kolonizasyon rol oynamakta ve ko-lonize bakteriler değişik nedenlerle aşağı inerek infeksiyona ne-
den olmaktadırlar. Erişkinlerdekİ bir kısım pürûlan pnömoniler, geçirilen bir virüs infeksiyonundan sonra, sekonder olarak gelişmektedirler. Çok seyrek de olsa bazı pnömonilerde Salmonel-la, Brucella, B.anthracis, Pasteurella, Nocardia cinsi bakteriler, Actinomyces, Bacteroides gibi anaeroblar, bazı parazitler ve mantarlar etken olarak tespit edilebilirler.
Bu arada yoğun bakım ünitlerinde ve bazı servislerde kullanılan nebulizer, atomizer ve diğer aspiratör gibi tedavi aletlerinin boru ve ağız parçalarından, inhalasyon yolu ile giren P.aeruginosa, S.aureus, Klebsiella ve diğer bakterilerin oluşturduğu pnömonileri de unutmamak gerekir.
Alt solunum bölgesinin kronik infeksiyonlarmda en çok tespit edilen bakteri, Mtuberculosis'dir. Kronik infeksiyonlarda bazı mantar ve anaerob bakterilere de rastlamak mümkündür.
Alt solunum bölgesi infeksiyonlarmda materyel almak:
Alt solunum yolundan gelen tüm salgılar daima üst solunum bölgesi florası ile kontamine olurlar. Bundan dolayı bu tür hastaların çıkardığı balgam, bize her zarnan hastalık hakkında fikir verebilecek iyi bir materyel değildir. Mümkün olduğu kadar az kontamine olmuş, tükürükle karışmamış ve öksürük yardımı ile derinden çıkarılan iyi bir balgam örneğinin alınması için, hastayla iyi bir dialoğun kurulması gerekir. Hastaya, sabahleyin alınacak bir balgamın çok iyi bir örnek olduğu, ağızda bulunan yemek artıkları vesairenin en az üç defa olmak üzere çeşıae suyu ile çalkalanarak temizlenmesi gerektiği, öksürmek suretiyle derinden gelen materyelden kendisine verilen kaba çıkartması gerektiği iyice anlatılır. Balgam çıkaramıyan hastalara, klinisyenin gerektiği şekilde yardım etmesi şarttır.
Trakeostomili hastalarda kısa sürede kolonizasyon oluşur. Bu tür hastalarda, trakeal aspirasyonla alman materyelden mikrobiyolojik muayene yapılarak ilerde oluşabilecek alt solunum bölgesi infeksiyonlan için hazırlıklı olmalıdır.
Empiyemli hastalarda, torasentez işlemi en iyi materyel alma yöntemidir. Bronkoskopi esnasında alınan bronşial lavaj sıvıları da büyük bir ihtimalle rjakterieî yönden kontaminedir. Ancak bu tür materyeller fungal infeksiyonlar ve Pneumocystis carinii incelenmesi yönünden önem taşırlar.
Bilhassa anaerobik organizmaların araştırılmasında, transtra-keal aspirasyon materyeli, daha İyisi, torasentez yöntemi ile alınan materyelîer çok değerlidirler. Bunlar haricinde alınan ma-teryellerden anaerob kültür yapılmamalıdır.
Alt solunum bölgesine ait materyeli (balgam) mikroskopik incelenmesi :
Lam-lamel arasına konulan örnekler^-fungal elemanlar, P.carinii ve bazı parazitler yönünden ışık mikroskobunda incelenebilirler.
Boyalı preparatlar (gram - metilen mavisi - wright vs.) ışık mikroskobunda, fungal ve bakteriyel infeksiyonlar yönünden incele-
meye tabi tutulurlar. Boyalı preparat için, balgamın yoğun kısmından alınan mercimek büyüklüğündeki bir parça, iki temiz lam arasında müteaddit defalar ezilerek, her iki lamda da homojen bir buzlu cam görüntüsü elde edilmeye çalışılır. Preparatlar kurutulup, gerektiği şekilde tespit (alev-alkol vs) edilerek boyanır. Bu incelemelerde torasentez ve transtrakeal aspirasyonla alınan materyellerde görülen her mikroorganizma infeksiyon etkeni olarak kabul edilir. Balgamdan hazırlanan preparatlarda ise evvela balgamın mikrobiyolojik incelemeler için uygun olup olmadığı araştırılır.
Küçük büyültme ile (100 x) bakılan preparatda, genellikle 10 dan daha fazla yassı epitel hücresinin görülmesi, balgamın tükürük ile karıştığını ve incelemeye değer olmadığını gösterir. İkinci etapda, preparatdaki polimorf nötrofil lökosit (PNL) sayısı araştırılır. Eğer her alanda 15-20 civarında PNL görülürse, solunum yolunda bir infeksiyon olduğuna karar verilir. Üçüncü etapda, mikroorganizmalar gözden geçirilir. Preparatda değişik mikroorganizmalar değil, bir tür mikroorganizmanın predominant olarak veya saf olarak bulunması infeksiyon ihtimalini arttırır. 15-20 PNL ile birlikte, her tür bakterinin az sayıda görüldüğü hallerde infeksiyonurı mikopıazma veya chiamydia gibi mikroorganizmalarla olabileceği düşünülebilir. PNL miktarına bakarak karar verilirken nötropenik hastaların, immünosüpressiv hastalfin bulunabileceğini de unutmamak gerekir.
Klinisyen solunum yolu infeksiyonlanmn teşhisi için materyel aldığı zaman, istek belgesine, neden şüphelendiğini ve neler aranması gerektiğini bildirmelidir. Zira rutin olarak boğaz ve balgam kültürleri sadece kanlı ağara ekilir ve çoklukla da sadece beta he-molitik streptokok ve predominant üreyen bakteriler araştırılır.
Balgam kültürlerinden her zaman kesin sonuçlar alınamıyacağırın bilinmesi gerekir. Zira bazı araştırıcılar, pnömokoksik bakteriemi tespit edilen hastaların %45′inde ne boğazdan ve ne de balgamdan pnömokok tespit edilemediğini bildirmişlerdir. Bunlara ilave olarak, transtrakeal aspirasyon kültürleri ile, balgam kültürleri arasında da bir korrelasyon kurabilmek her zaman mümkün olamamaktadır.
Mikrobiyolojik olarak, faringeal infeksiyonlarla, kolonizasyom. birbirinden ayırt etmek zor veya imkansızdır. Burada karar, solunum bölgesinin klinik durumuna göre verilir.
Dünyanın 2050 yılındaki yıllık elektrik ihtiyacının 4′te 1′inin, Sahra gibi büyük çöllere koyulacak güneş aynaları aracılığı ile karşılanması mümkün.
Greenpeace derneği, Avrupa Güneş Termal Elektrik Birliği ve Uluslararası Enerji Ajansı'na bağlı SolarPACES grubunca oluşturulan rapora göre, güneş enerjisinin aynalar vasıtasıyla toplanması teknolojisi alanında yapılacak büyük yatırımlar aynı zamanda geniş çapta istihdam olanakları sağlayacak ve iklim değişikliği ile mücadelede de ciddi yarar sağlayacak.
Raporun yazarlarından biri olan, Greenpeace'den S. Teske, güneş enerjisi tesislerinin yenilenebilir enerji kaynakları konusunda gelecekteki en büyük proje olacağını söyledi.
Yirmi sekiz sayfalık raporda, güneş enerjisi santrallerine bu sene yapılacak yatırımların iki milyon avroyu aşacağının sanıldığıi belirtildi. Raporda, "güneşten elde edilecek enerjinin, 2030′da dünyanın ihtiyacının yüzde yedisini, 2050′deyse yüzde yirmi beşini karşılayacağının hesaplandığı" açıklandı.
Bu santrallerin hepsinin 2050′deki toplam kapasitesinin ise senelik 1500 gigavat olacağının sanıldığı belirtildi.
Bu amaca ulaşılabilmesi için her sene yapılacak yatırımların 2015′te senelik 21 milyar avroya, 2050′deyse senelik 174 milyar avroya çıkması gerekiyor.
Ozan öncelikle çok teşekkür ederim bu özlediğimiz,içten ve okudukça bizleri daldan dala konduran bu harika yürek özü şiirlerini sunduğun; bizlere okuma zevkini yaşattığın için arkadaşım...
Seveceksem;
Seni nasib etsin Yaradan...
Bir değil bin yılda geçse aradan;
Hala tutkum,aşkım olsun aynı demde;
Görülmemiş olsun böylesi hiç bir Adem'de...
Yoksan nasibimde;
Cehennemdeyim zaten istesemde,istemesemde...
Yine harika bir anlatım ve içtenlik yer alıyor dizelerinde...Hani bir masal okuruz da çocukken heyecanla sayfayı çevirince ne gelicek deriz işte senin şiirlerinde kıtadan kıtaya her geçişde bu var arkadaşım...Yüreğine sağlık...
Komik;
Çıkası,kaçası gelmez odalarımdan;
Ve anlarlar nedendir viraneliğim...
Acırlar sadece yalnızlığıma,terkedilmişliğime...
Metruk bir bina gibiyim;
İçimden sen taşınalı çok olmuş...
Sensizliğin rüzgarı dolaşırken;
Penceresi kırık odalarımda;
Ölüm bile kolay kalır,
Sahipsizliğimin,terkedilmişliğimin yanında...
Şiirlerini okurken üç boyutlu filmi gözlüğü taktığın an olayın geçtiği mekanda hissiyle ordaymışın gibi izlersin ya...Bu şiirinde de aynı özelliği buldum..Adeta okudukça'' o metruk binanın''odalarında dolaştım...Bu güzel şiirlerin için teşekkür edip yüreğine sağlık diyorum...
Geceyeli arkadaşım siz şiir dostlarının birbirine vereceği destek ve bu güzel yorumlarla daha çok harikalıklar doğacaktır buna eminim..Ozan'a destek tam destek...Sevgiler geceyeli...
şimdi yalınayak bi yalnızlık koynumda büyüttüğüm...
üstü başı paralanmış, sürekli ağlamaklı...
sussun,
uslu dursun diye ağzına veririm kalbimin ucunu,
ne varsa sevgiye dair emer doyana kadar...
Canısım bu şiirleri bacım okusun ağlasın diye mi seçtinn..Emeğine sağlık güzell bacım,teşekkür ederimm..
''SEVGİ'' Kavramı günümüzde genelde çok yozlaştı.Sevgi denip adına ,değerini başka kalıplara bürüyüp çabucak yok edebiliyorlar.Ancak yinede sevgiyi bilen layığıyla yaşatabilen insanlarımız;yüreklerimiz var toplum içinde...
Allah ''SEVEN'' VE ''SEVİLEN''lerden eylesin bizleride...Yüreğine sağlık Ozan bu güzel anlamlı dizelerin için...
19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a geldiği gündür. Ulusal bayram günümüzdür. Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır.
1914′de başlayan Birinci Dünya Savaşı dört yıl sürdü. Savaş öncesi Avrupa'nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrıldı. Birbirleriyle savaştılar. Bu savaşta bizimle birlikte onlar yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Savaş sonunda Mondros Silah Bırakışması imzalandı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay'a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon'a; İtalyanlar Antalya'ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir'e girdi. Böylece yurdumuz paylaşıldı. Ordularımız dağıtıldı, İstanbul Boğazı düşman gemileri ile doldu.
Trablusgarp'da Birinci Dünya Savaşı'nda Anafartalar'da düşman güçlerini yenen Mustafa Kemal bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu'ya geçmeye karar verdi. 16 Mayıs günü İstanbul'dan Bandırma Vapuru'na bindi. Bu yolculuğu General Hikmet Gerçekçi şöyle anlatıyor : «Karargah üstlerinin hemen hepsini deniz tutmuştu. Kimse kamarasından dışarı çıkamıyordu. Samsun'a az bir yolumuz kalmıştı. Herhangi bir terslik çıkmazsa, çok değil yarın sabah orada olacağımızı ümit ediyorduk, bu düşünceler içinde güvertede ellerimle küpeşte demirini tuta tuta yürümeye çalışırken O'nun kamarasından çıktığını gördüm. Sert bakışlarıyla ufka bir göz gezdirdikten sonra kaptan köşküne çıktılar. Bandırma vapurunda hemen herkesi deniz tutmuştu, oysa Mustafa Kemal dipdiriydi ve çok sağlıklıydı. Kıyı bir ana baba günü halini aldı. Gemimiz demir atınca coşkun gösteriler yükseldi. Hemen ardından geminin etrafını kayıklar aldı. Halkın bu coşkun gösterisini görünce boğazıma bir şey tıkandı, gözlerim yaşardı. Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun'da sevinç gösterileri ile karşılandı.» Burada bir hafta kalan Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs günü Havza'ya geldi. Çalışmalarını burada da sürdürdü.
Mustafa Kemal, Amasya'da yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırdı. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa'nın bu çalışmalarından hoşnut değildi. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul'a çağırdı. Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten çekildiğini bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına sade bir yurttaş olarak devam etti. 4 Eylül günü Sivas'a gitti. Sivas Kongresi'nde «Ya bağımsızlık, Ya ölüm» ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.
Mustafa Kemal Paşa Sivas'tan sonra Ankara'ya geldi 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi'ni topladı. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurdu. Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başladı. Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.
19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mızdır. Spor beden eğitimidir. Spor bedeni geliştirir. Sağlıklı olmamızı sağlar. Spor yapanlar hayatta daha başarılı olurlar. İyi bir sporcu sağlam bedenli, becerikli ve başarılı bir insandır, içki, sigara kumar gibi alışkanlıkları yoktur. Spor kötü alışkanlıkların edinilmesine fırsat vermez.
İlk, orta, lise ve dengi okullarımızda izci örgütleri vardır. İlk okullardaki bu örgüte küçük izci denir, izcilik, öğrencileri yaşamın güçlüklerine alıştırır. İzcilerin özel giysileri, çantaları, mataraları, ipleri ve çakıları vardır. Beden eğitimi öğretmenleri izcilere yürüyüşler yaptırır. İzciler için yaz aylarında ormanda, yaylada, göl ve deniz kıyısında izci kampları kurulur. Bu kamplarda izciler yaşamın güçlüklerine alışırlar.
19 Mayıs'ta yurdumuzun her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar.
19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk'ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında : «Ben 19 Mayıs'ta doğdum» demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk'ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.
BAYRAM GÜNÜ
Güler yüzlü bir bahar sabahıydı. Babam:
— «Onur, bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı. Bayram törenini birlikte izleyelim.» dedi.
Hemen babamın boynuna sarıldım. Yanaklarından öptüm, içim içime sığmıyordu.
— Sağol baba. Beni ne çok sevindirdin bilemezsin, dedim.
Hemen kahvaltımızı yaptık. Babamın elinden tutarak bayram yerine doğru yürüdük. Yol boyu evler, dükkanlar, mağazalar, okullar, daireler bayraklarla donatılmıştı. Geçit töreninin yapıldığı alana geldik. Konuşmacılar Atatürk'ten Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan kongrelerden söz ettiler. Çok güzel şiirler okundu. Sonra çeşitli spor gösterileri seyrettik. Liseli ağabeylerin gösterileri çok güzeldi. Ateş çemberinden atlıyorlardı. Burada en çok hoşuma giden gösterilerden biri, beyaz ve kırmızı eşofman giymiş ağabeylerin yere yatarak bayrağımızın resmini çizmeleriydi. Bu gösterileri bütün seyirciler ayakta dakikalarca alkışladılar. Eve gelirken babama :
— Baba, neden 19 Mayıs Bayramı yapılıyor diye sordum.
— «Yavrum dedi. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yurdumuzu düşmanlar paylaştılar. Bize yalnız Ankara ve çevresindeki bazı iller kalmıştı. işte bu sırada Atatürk «Türk yurdu bölünmez bir bütündür» diye harekete geçti. 19 Mayıs bin dokuz yüz on dokuzda yurdu düşmandan temizlemek için Samsun'a çıktı. Oradan Amasya'ya, Erzurum'a, Sivas'a giderek Ulusal Kurtuluş Savaşı hazırlıklarına başladı. Ordular kurdu.
Daha sonra yaptığı savaşlarla düşmanı yendi. 29 Ekim bin dokuz yüz yirmi üçte cumhuriyeti ilan etti.
O tarihten beri, her yıl Atatürk'ün Samsun'a çıktığı gün olan 19 Mayıs'ı Gençlik, Spor Bayramı ve Ata'yı Anma Günü olarak kutluyoruz. Atatürk bu bayramı «Türk gençliğine armağan etti» dedi.
— Demek Ulusal Kurtuluş Savaşımız 19 Mayıs bin dokuz yüz on dokuzda başladı. Onun için her yıl bu ulusal günü bayram yaparak kutluyoruz. Gençlik, Spor Bayramı size kutlu olsun, babacığım, dedim.
Babam durdu, gülümsedi.
— Onur. bayram hepimizin bayramı. Hepimize kutlu, mutlu olsun yavrum, dedi.
Onur DURUKAN
MUSTAFA KEMAL PAŞA SAMSUN'DA
Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919′da
Samsun'a geldi. Bir süre çalıştıktan sonra
kentin postanesine gitti. Görevli bulunan PTT memuru o günü söyle anlatıyor :
Hava yağmurlu ve elektrikliydi. O zamanlar paratoner sistemi olmadığı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi, bir haber verdi. Mustafa Kemal Paşa geliyor. O sırada, Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım.
— Buyurun Paşam.
— Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor dedi.
— Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!
— Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur, dedi.
Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.
— «Sen ölürsen ben de ölürüm» dedi.
Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza'yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa'nın adamlarının emir beklediklerini söyledi. Paşa şifreli bir not verdi, yazdım. Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı. Bir kağıda çabucak şifreli bir şeyler yazdı. Havza'ya iletmemi söyledi. Amasya ile de istediği konuşmayı yaptı, sonra;
«Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu.» Dedi ve maiyetiyle gitti. Birden aptallaşmıştım. Oturduğum yerden kalkamadım. Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi. Fes kapmaya, mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı. O bir gerçek vatanseverdi, Atatürk'e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte
Ahmet Remzi COŞKUNER
ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINDA
Bir gemi yanaştı Samsun'a
sabaha karşı
Selam durdu kayığı,çaparası,
takası,
Selam durdu tayfası.
Bir duman tüterdi bu geminin
bacasından
Bir duman
Duman değildi bu
Memleketin uçup giden
kaygılarıydı.
Samsun limanına bu
gemiden atılan
Demir değil
Sarılan anayurda
Kemal Paşanın kollarıydı.
Selam vererek Anadolu
çocuklarına
Çıkarken yüce komutan
Karadeniz'in halini görmeliydi.
Kalkıp ayağa ardı sıra baktı
dalgalar
Kalktı takalar, izin verseydi
Kemal Paşa
Ardından gürleyip giderlerdi
Erzurum'a kadar
Cahit KÜLEBİ
GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA
Ben o yılların macerasından geldim.
Barut, toz ve ihtilaldi hepten.
Dolaklı hilal bıyıklı süvarilerle,
Hüzünlü marşlar söyleyerekten
Bir davul zurna, bir üçlü, bir bayrak.
Saf çelik kılıçlar ata yadigarı
Yorgun söğütler, mahzun yollar, kağnılar
Göğsü tekmil döğmeli bir zabitin ardından
Bir yıldızlı tan yerine at sürerekten.
Derdini bilemedik,
Dermanın olamadık Gazi Paşa,
Sana hasretimiz cân-ü yürekten.
Artık bir özge tarih oldu yaşadığımız;
Bozkırdan, mavzerden, kandan ve sesten,
Namlular elpençe, süngüler pusuda,
Kalpağın, dolgun bıyıkların, kırbacın
Bir sen kaldın, bir vatan kaldı, bir koşu,
Bir macera kaldı dillere destan,
Bir gök kaldı mavi, bir kitap yeşil.
Gayri bundan geri bana ağlamak yaraşır.
Temmuzda bir serçe kalkar Sakaryadan
Ağustosta kartal döner.
Günler uzar hasretle dışımızdan, içimizden
Bir kudretli kumandadır bakışın Paşam,
Geceler içinde patırtılarla yanar
Ağlamak ne kelime ki bizlere,
Ankara'dan gelir geçer trenim,
Bir gün olur elbet ben de binerim,
Varır toprağına yüzüm sürerim
Biz vatan çocukları. Gazi Paşam,
Dilimiz takılı kaldı;
Diyemedik
Boynumuz bükülü kaldı;
Doyamadık
Turgut UYAR
MUSTAFA KEMAL'İ DÜŞÜNÜYORUM
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş;
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında,
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere;
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyor zaferden zafere.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Ölmemiş bir Kasım sabahı;
Yine bizimle beraber her yerde.
Yaşıyor dört köşesinde vatanın;
Yaşıyor damar damar yüreklerde.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum,
Uykularıma giriyor her gece.
Ellerinden öpüyorum.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
BANDIRMA VAPURU
O GELİYOR
Yıl 1919
Mayısın on dokuzu
Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor.
Sanki harlı bir ateş
Yakıyor ruhumuzu.
Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.
Üzülmemek elde mi;
Hız yüklü, inan yüklü, umut yüklü bu gemi
O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,
O hız, doldukça damarlara kan gibi,
Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak,
Ateş püskürecek uyuyan volkan gibi;
Gittikçe büyükleşen
Gölgene dikilmekten
Karardı gözlerimiz.
Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz!
Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel;
Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel.
Celal Sahir EROZAN
Ben «bandırma Vapuru»
Esme rüzgar esme halim perişan
Mustafa Kemal'im güvertede
Ben Karadeniz'de dalgalarla boğuşan
Küçük köhne bir tekne
Baştan ayağa dek iman dolu
Bu hasretlik daha ne kadar uzar
Uçmak isterim Samsun'a doğru
Bakışlarım kararır gözlerim dolar,
Ben «Bandırma Vapuru»
Karadeniz'de küçük köhne bir tekne
Yağma yağmur esme rüzgar
Yolumu bekler Anadolu
Gümüş dere durmaz akar.
Mustafa Kemal'im güvertede
Dayamış alnım ufka bakar.
Ben «Bandırma Vapuru»
Var git başımdan Karadeniz
Bu gece efkarım var
N'oldu ey gönül n'oldu
Gümüş dere durmaz ağlar
Kan ağlar altmış üç ilimiz
Kan ağlar Anadolu
Ben «Bandırma Vapuru»
Mustafa Kemal'im güvertede
Kaputuna bürünmüş
Bakışlarında kararlılık saçlarında rüzgar
Yıldızlar geçiyor alnından
Uzak zaferlerin şavkı vurmuş yüzüne.
Ben «Bandırma Vapuru»
Duyarım sesler gelir Anadolu'dan
Samsun'a doğru
Bir şey var gecenin içinde
Rüzgarlarla karanlıklarla dağılan
Bir şey var gecenin içinde
Mustafa Kemal'in sevinciyle ağaran.
Mesut TARCAN
GÜZEL SÖZLER
· 19 Mayıs güven, sevinç, hareket günüdür.
· 19 Mayıs yeni Türkiye'nin ve Atatürk'ün doğum günüdür.
· Spor gençliğin kuvvet kaynağıdır.
· Gençliğinde dik duranın ihtiyarlığında beli bükülmez.
Doğayı koruma açısından imarı yasak sit alanı olan turistik cennet köşelerimizdendir Ölüdeniz.Bu otel tam manzaraya nazır harika bir konumdadır.Doğayla baş başa olup kafamı dinleyim diyen kişiler için ideal bir mekandır öneririm.Emegine sağlık Nehir'cim..
Ozan yüreği güzel arkadaşımm..Epeydir yoktum ve bir hevesle geldim şiir sayfana hayal kırıklığına uğradım...Bıraktığım gibi duruyorr...İlham meleklerin gelsinn ve bizleri mahrum etme harika şiirlerinden...
Ayrıca çok tşkr.ederim anneler günü tebriğin için..Sağlıcakla kalasın...
Sahibini arayan bir bağlılıktır toprak, yağmura aç yanık çatlakların içinde uzayıp giden bekleyiştir aşk gibi. Hep sevdikte düşünmedik yağmur yağarken gökgürültüsünü
Ah şaşkın toprak onu sular gibi sevdin sesinin ırmaklarını besledin, gözlerinin bal rengini entarinin eteklerine çizdin masal kokulu. Gördün onu ama alamadın pencereden içeriye giren gökyüzünü , yeşerdi ekinlerin uçlarında sen sarmalayamadın saçlarını
Koptukça takvim koyu sohbetlerin yapraklarında yoktu zaman ruhlarında, resimleri kaynaşmış sarmaş dolaş yüzüyorlardı sanki derin bir okyanusta, kâh köpükte, kâh dinginlikte özdüler sözdüler aslında ,gökgürültüsünün ortasında sessiz sedasız toprak ve yağmurun birleşme yanığına çoktan sığındılar...