biz kimseye kin tutmayız
ağyar dahi dosttur bize
kande ıssızlık var ise
mahallevü şardır bize.
.....................(Yunus Emre)
Uygar insan iddiasıyla ortada fink atan Avrupa'nın hümanizması ile islam Türk insan sevgisi hiç bir müşterekte buluşamayacak kadar birbirleriyle tezattır. Zira avrupa hümanizması ancak ve sadece haçlı zihniyetine hizmet edecek kapasitadedir. Kilisenin yaptırımlarının uygulandığı, insan denince sadece kendilerinden olanları kabul eden bir anlayışın bütün insanlığı kapsadığını söylemek gaflet ve hatta cehalettir. Kendi menfaatlerine ters düşen hiç bir şeyi kabul etmeleri mümkün değildir. Oysa ki bizim inanç ve kültürümüzdeki insan sevgisi öyle midir? zinhar..! Gönül sarayımızın sultanı güzel Yunus ne güzel söylemiş; "Yaradılanı severiz Yaradandan ötürü"... Bu cümlenin açılımını yapacak olursak ciltler dolusu kitaplar yazmamız gerekecek. Ya Hz. Mevlana'nın; "kim olursan ol yine gel" çağrısına ne buyurulur? İşte asıl alemşümul olan insan sevgisi budur. Yani Humanizm değil. Şu üç günlük dünyada gönüllerin kırılmasına razı olmayan yine müslüman Türk insanıdır. "Sevelim sevilelim / Dünya kımseye kalmaz" diyen Yunus misali. İşte elimizde bulunan mücevher budur. Ancak ne yazık ki bizler, elimizde bulunan bu mücevheri ya göremiyoruz, ya da farkında değiliz. Yıllardır iç ve dış mihrakların tesirinde kaldık ve kardeş kanı akıttık. Et ve tırnaktan farksız olan bizler, yine humanizm deyip insanlığın beynini uyuşturan batının üzerimizdeki emellerine alet edildik. Ne zaman idare mekanizmasında bir zayıflık hissedildiyse kan musluğunu biraz daha açtılar. Oysa ki batının üzerimizdeki emellerini biliyoruz. Oysa ki bir çok defalar batının bize dost olmadığını müşahade ettik. Oysa ki dünyadaki bütün devletlerin, uluslararası platformlarda kendi menfaatlerini ön plana aldığını da biliyoruz. Konu menfaat çakışmasına gelindiğinde, humanizmanın ceplerinden çıkan engerek yılanlarını görürüz. "Özgürlük benim, sadece benim engelsiz yaşamımdır" anlayışıyla başkasına özgürlük hakkı tanımayan batnın humanizmasının bizim insan sevgisiyle mukayese edilmesi bile utanç vericidir. Batının gözbebeğinde yüzbinlerce Boşnak soykırım yaşamadı mı? İkinci Dünya Savaşında almanlar yüzbinlerce yahudiyi soykırıma tabi tutmadı mı? Rusya milyonlarca müslüman Türk'ü sürgünlerde, temerküz kamplarında, tren vagonlarında acımasızca soykırıma uğratmadı mı? Yerlerinden yurtlarından edilen kardeşlerimiz hala sürgün hayatı yaşamıyorlar mı? Ermeniler, Anadolu'yu terkettiklerinde yüzbinlerce kardeşimizi soykırıma tabi tutmadı mı? Şimdi de yavuz hırsız oyununu oynamakta..! Bunca sabıkası olan humanizmin neresi insan sevgisi taşıyor anlayabilmiş değilim. Ya Doğu Türkistan'da kobay olarak kullanılan o kardeşlerimiz..? Çin'in nükleer denemelerine hedef olan o masum insanlarımıza reva görülen acaba humanizmin gereği midir? Filistin hala kan ağlıyor. Vuran kim? İsrail. O kim? Yeri geldiğinde barıştan ve hümanizmden dem vuran piyon devlet. İnsanlığın yaralı parmağına bile iş.meyen, ancak menfaati söz konusu olduğunda kan kusturan bir toplumun humanizmasını alın başına çalın!
Ve gelelim bize;
Tarih sahnesinde yaşanmış talihsiz olayların başında Timur ile Bayazıt'ın kavgası gelir. Sebep neydi? Koca bir hiç! Yavuz ile Şah İsmail'in kavgasına bakın, yine bir kışkırtmanın eseri. (Unutmayalım ki Yavuz Han'ın annesi bir Alevi'ydi).
Şimdilerde ise, yine batı kışkırtmasının eseri olarak bizi Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Laik-Antilaik gibi suni ayrımcılıklarla bölmeye kalkan batının kuklası haline getirilmek isteniyoruz. Bunun farkında olmayanımız yok... Hepimiz biliyoruz ki; batı, bizdeki emellerine kavuşabilmek için yüce milletimizi bu tür sentetik bahanelerle birbirine kırdırmak istemektedir. Öz be öz kardeş olan bu toplumu şu-bu diye ayırarak karşı karşıya getirmesinin tek amacı, tarih yüzünden bu yüce milleti silmektir. Alet olanlar da, kırılanlar da bizim insanımız..! Ha, batı emeline kavuşabilecek mi? Asla! Kesinlikle asla! Hayal bile edemezler. Her şeye rağmen biz kıyamete kadar varolacağız. Yüce Allah'ın izniyle.
Bütün bunları bildiğimiz halde... Bütün oyunların üzerimizde kurgulandığını ve bu senaryoların sahiplerinin atalarımıza da aynı oyunları oynadıklarını bildiğimiz halde, gönüldaşlarım, candaşlarım... Bu kavga neden? Neden bu alet olmalar, bu gaflet uykusu, bu aymazlıklar neden? Kitabımız Kur'an'ı Azimüşşan aynı, Peyugamberimiz (s.a.v.) aynı, kıblemiz (Kabe) aynı, dilimiz aynı, töremiz aynı... farkımız sadece adlarımız... sen Ruşen, ben Kadir, o Orhan, diğeri Aybüke, öteki Zeynep bir diğeri Elif... Farkımız yok ki...
Yurdumun güzel ve bir o kadar yürekli insanları... Haydi, gelin nifak tohumarının ekilmek istendiği gönül tarlalarımıza kucaklar dolusu Yunus Çiçekleri ekelim... Ne dersiniz?
Demir Yüksekliği. Vücutta demir fazlalığı uzun vadede birçok kanser riskinde artışa neden oluyor. Bu durum özelliklede erkekleri ve menopoz sonrası kadınlardan için risk taşıyor.
Demirin fazla olması vücutta paslanma benzeri oksitlenme yaparak, damar sertliğine ve tüm vücut hücrelerinin erken yaşlanmasına, yağlanmasına yol açıyor. Bu sebeple demir ilacı hekim kontrolünde alınmalıdır.
Fazla demir halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma gibi proplemler, karaciğer sirozu ve kalp kasında depolanan demir sebebiyle çalışmasında sorunlara neden olabilir.
Demir fazlası ve karaciğerde demir birikmesi çocuk sahibi olamama sebeplerinden biridir.
Uzmanlar yaşlı insanların vücutlarında demir depolanmasının, demir eksikliğinden daha zararlı olduğunu ve vücutta demir depolanmasıyla kanser, şeker hastalığı ve kalp rahatsızlıkları gibi kronik hastalıklar arasında ilişki olduğunu belirtiyorlar.
American Journal of Clinical Nutritionda yayınlanan bir araştırma sonucuna göre yaşları 67-96 arasında 1016 insan üzerinde yapılan araştırmada bu kişilerin % 13′ünde demir fazlalığı tespit edildi. Demir fazlalığı olan kişilerde kronik şişmelerin, enfeksiyon ve karaciğer rahatsızlıklarının görüldüğü belirtildi.
Selenyum Nedir ? Selenyumun yararlarını anlamak için, önce selenyum hakkındaki gerçekleri anlamak önemlidir.
Selenyum toprakta bulunan bir iz elementtir ve iyi bir sağlığın korunması için küçük miktarlarda gereklidir. Birçok vücut işlevi için gereklidir ve hemen tüm hücrelerde fakat özellikle böbreklerde, karaciğerde, dalakta, testislerde ve pankreasta mevcuttur.
Selenyum DNA mıza zarar veren serbest radikallere karşı antioksidan olarak görev yapar. Kanser, kalp rahatsızlıkları ve hatta yaşlanma ile mücadelede yardımcı olmak üzere C ve E vitaminleriyle sıklıkla dâhil edilir. Viral enfeksiyonlarla mücadelede de kullanılır ve hatta AIDS/HIV in ilerlemesini yavaşlatabilir. Selenyum aynı zamanda normal karaciğer işlevini destekleyerek iyi sağlığa katkıda bulunur.
Selenyumun diğer yararları, kalp hastalıklarına karşı koruma, toksik minerallere karşı koruma ve alkol, sigara ve yağların etkilerini nötralize etmektir. Erkeklik gücünün arttırılmasına yardımcı olabilir ve aynı zamanda saçların, cildin ve gözlerin bakımında müdahil olur.
Selenyum E vitamini ile birlikte alındığında daha etkilidir.
Selenyum Kaynakları - Selenyum İçeren Yiyecekler
Selenyum İçeren Besinler Nelerdir? Selenyum minerali brezilya kestanesi, kümes hayvanları, deniz ürünleri ve et gibi gıdalarda yer alır. Soğan, sarımsak, kırmızı biber de selenyum bulunan yiyecekler arasındadır. Yulaf ve esmer pirinç de önemli miktarda sağlayabilir fakat bu bazen yetiştikleri toprağın selenyum içeriğine bağlı olabilir.
Günlük Selenyum Miktarı Ne Kadardır?
Selenyum içeren gıdalar dışında selenyum takviyeleri de alabilirsiniz. Önerilen günlük doz erkekler için 70mcg ve kadınlar için 55mcg dir. Başlıca yararları sağlamak için 600mcg a kadar bir miktar alınabilir.
Selenyum eksikliği insanların çoğu günlük beslenmelerinden yeteri kadar aldıklarından nadirdir. Ancak, bu eksiklik sizde var ise belirtileri kas zayıflığı ve yorgunluğu içerir. Öte yandan çok fazla selenyum da mümkündür. Eğer selenyum takviyesi alıyorsanız, günde 600mcg yi aşmamayı unutmamalısınız. Selenyumda aşırı doz veya selenyum zehirlenmesi, ağız kokusu ile beraber depresyona, mide bulantısı ve kusmaya, sinirliliğe ve saç ve tırnak kaybına neden olabilir.
Gerçekten Mineral Desteğine Gereksinimimiz Var mıdır?
Mineraller, bedenimizdeki milyarlarca hücrenin içinde yer alan ve hemen hemen her reaksiyonda rol oynayan görülmez içeriklerdir. Enzimleri etkinleştirmekten, kimyasal reaksiyonları harekete geçirmeye ve iyi bir kemik yapısı oluşturmaktan, sağlıklı beyin fonksiyonları sağlamaya kadar fonksiyonları bulunmaktadır. Bu yüzden minerallerin görevleri vucudumuz için önem taşır.
Vücudumuz kendisi mineral üretemediğinden, minerali yediğimiz yiyeceklerden almak zorundayız. Problem de burada başlar, çünkü temel mineraller artık topraklarımızda eskiden bulunduğu kadar bulunmamaktadır.
Son zamanlarda gerçekleştirilen çalışmalar bunu açıklıkla ortaya koymuş ve aynı zamanda da bunun sağlığımız üzerindeki etkilerini göstermiştir.
Kanada'da yapılan bir çalışmaya göre, son 50 yılda yiyeceklerde, demir, kalsiyum ve diğer mineraller de dahil olmak üzere, besin değerlerinde ciddi düşüşler olduğunu ortaya koymuştur.
ABD Ziraat Bakanlığı tarafından yürütülen bir başka çalışma ise, önemli sayıda Amerikalının kalsiyum, magnezyum, çinko, demir, bakır ve manganez gibi mineralleri tükettikleri yiyeceklerden yeterli miktarda alamadıklarını ortaya koymuştur.
Bu da, taze meyve, sebze ve et açısından zengin gıdaları tüketseniz bile, sağlığınızın, bir ya da daha fazla vitamin ve mineral eksiklikleri nedeniyle hala tehlikede olduğu anlamına gelmektedir.
Vitaminler vücudumuzda minerallerin yardımı olmadan fonksiyon gösteremediklerinden mineral eksikliği vucudumuz için vitamin eksikliğinden çok daha fazla zarar vericidir. Mineral vitamin arasındaki bu ilişki dengeli beslenme ve sağlığın korunması açısından önem taşır.
Mineral Eksikliği ile Oluşabilecek Sorunlar
Demir eksikliği: Demir eksikliği çabuk yorulma, çaprıntı, nefes darlığı, ciltte görülen solukluk, baş dönmesi, başağrısı, dudak kenarında görülen çatlamalara neden olabilir. Ayrıca demir eksikliği durumlarında hafıza dikkat azalması ve konsantrasyon eksikliği görülür.
Çinko eksikliği: Çinko eksikliği enfeksiyonlara yakalanma olasılığını artırır. Tat ve koku alma duyusu azalır. Çocuklarda büyüme bozukluğuna neden olur. Tırnakların dayanıksz hale gelmesi, saç dökülmesi, iştahsızlık görülür. Ciltte görülen egzama ve akne sorunları da çinko eksikliği ile ortaya çıkabilecek rahatsızlıklardır.
Magnezyum eksikliği: Magnezyum eksikliği kalp çarpıntısı ve kalp ritim bozukluğuna neden olur. Konsantrasyon eksikliği, stres, migren, kusma bulantı, kas titremesi, mide bağırsak krampları magnezyum eksikliği ile oluşabilecek diğer sorunlardır.
Kalsiyum eksikliği: Kalsiyum eksikliği kemiklerin zayıflaması, erken diş çürümeleri, tırnak kırılmaları, uyku sorunlarına neden olur. Kalp çarpıntısı, kas ağrıları, kas krampları, eklem ağrıları da kalsiyum eksikliği ile oluşabilecek rahatsızlıklardır.
Doğru Mineral Desteği Seçimi
Kaliteli bir mineral desteği seçimi için yol gösterici ilkeler aşağıda belirtilmiştir.
Mineraller ve Diğer Gıdaların Aynı Anda Desteklenmesi
Herhangi bir besinin eksikliği sağlık problemleri için açık bir davetiye olacağından, sadece mineralleri içeren değil, aynı zamanda genel sağlığın sürdürülmesi için gerekli vitaminleri de içeren gıda desteğini birlikte almak gerekir. Gıda takviyesi olarak kullanılan desteklerin çoğunda vitamin ve mineral çeşitleri bir arada formüle edilmiştir. Multivitamin multimineral olarak bilinen ürünlerde vitaminler ve mineraller biraraya getirilmiştir. Bunun sebebi vitamin ve minerallerin görevlerini faydalı bir şekilde yapabilmeleri için birbirlerine ihtiyaç duymalarıdır.Tüm kötü beslenme olayları ile aynı anda mücadeleye yardımcı olmak üzere, içinde amino asitler, eser mineraller, antioksidanlar ve baharat özleri de bulunan vitamin mineral takviyesini tercih edin.
Daha iyi Emilim için Şelat edilmiş Mineralleri Kullanın
Vücudumuz, minerallerin emilime hazır hale gelebilmesini sağlamak için, mineral maddelerini sindirim sistemimizde şelat edilmiş hale dönüştürür. Ancak birçok kişide bu süreç olması gerektiği gibi çalışmadığından, mineral maddeleri emilememektedir.
Bu nedenle, emilimi on kat daha fazla arttırabilen şelat edilmiş mineralleri kullanmak daha akıllıca olacaktır.
Doğa Sinerjistik Olarak Fonksiyon Göstermektedir
Yüksek kaliteli bir destek üretmek, birkaç içeriği bir araya getirip karıştırdıktan sonra paketlemek anlamına gelmemektedir. Mineral desteği yaratmak, doğanın sinerjisinin bir tek dozunun bilimsel bir formülasyonunu içerir. Bu yetenekli bilim adamları tarafından yaratıldığında, böyle bir destek parçalarının toplamından çok daha büyüktür.
Formüldeki aktif içeriklerin sayısı arttığında, bu içeriklerin çoğu, birbirleri ile karıştırıldıklarında, ya birbirlerini nötrleyecek ya da zararlı etkiler oluşturacaklarından, bu işlem daha da zorlaşmaktadır.
Bu nedenle de, desteğinizin güvenliği ve etkinliğinden emin olmak için, üst düzey yetkili bilim adamları ile çalışan şirketler tarafından üretilmiş bir ürün aldığınızdan emin olun.
Üreticiler Ne Kadar Güvenilirdirler?
ABD'deki doğal ürün endüstrisi çok sıkı kurallarla takip edilmemekte olduğundan, iyi bir gıda takviyesi ürünü bulmaya çalışmak, sağlığınızla kumar oynamak gibi bir riskle karşı karşıya gelmeniz anlamına gelebilecektir. Bazı doğal ürünlerin içinde, etiketinde belirtilmiş olan aktif içerikler bile bulunmamakta, diğerlerinde ise aktif içerikler yararsız ya da zararlı miktarlarda bulunmaktadırlar. Daha da kötüsü, bazıları sağlığınıza zararlı olabilecek diğer maddeler de içerebilmektedirler.
Bu nedenle, mevcut en üst düzey standart olan ve üretim ve kalite kontrol süreçlerini çok sıkı bir şekilde garanti eden farmasötik GMP uyumluluğunu uygulayan bir üretici seçmeye gayret edin.
Sorunuz ve sıkıntınızı dile getirmişsiniz ancak bunu işin ehli bir avukata danışmanız sizin için daha aydınlatıcı olacaktır.Burdan okuyarak olur da bilir kişi denk gelirse elbette size cevap yazacaktır.Yinede bu sonunuzu hukuki açıdan bir avukata danışmanızda fayda var..Teşekkür ederim...
Paylaşım çok güzel diyerek beğeninizi sunarken yazımda hata yaparak Türkçe'yi katlediyorsunuz.Çok ilginç..Lütfen söylemlerle yapmak bir arada olursa anlamı ve değeri olur..Teşekkürler...
Amino Asitlerin Görevleri
Amino asitler proteinlerin yapı taşlarıdır. Hücreleri yapılandırır, dokuları onarır, enzimlerin oluşturulmasından sorumludur ve ruh sağlığımızda temel bir rol oynarlar.
Proteinlerin parçalanarak amino aside dönüşümü amino asitlerin vücuttaki ilk işlevleridir. Bu dönüşümden sonra amino asitler bulabildiği her yerde nitrojen ile birleşerek vücudumuzun kullanabileceği binlerce çeşit protein formatını alır.
Açıkça bilindiği gibi bazı amino asitleri (özellikle 20 amino asit) vücudumuz protein yapılandırılmasında kullanmaktadır. Bu tip amino asitler temel amino asitler ve temel olmayan amino asitler olarak guruplara ayrılırlar.
Temel Amino Asitler hangisidir?
Temel amino asit bilgilerine göre, vücudumuzun kesinlikle üretemediği 8 ana amino asit bulunmakta ve bunlar temel amino asitler olarak adlandırılmaktadırlar. Bu amino asitlerin yiyeceklerimizle almamız gerekmektedir. Bununla beraber, amino asitler için temel olmayan sözcüğünün kullanılması sizi yanlışa yöneltmemelidir. Çünkü bütün Amino asitler gerçek protein sentezleri için gereklidirler.
Gerçek Protein Sentezi İçin Nelere İhtiyacımız Var?
Uygun bir protein sentezi elde edebilmek için, vücudumuzda bütün amino asitlerin aynı zamanda ve doğru miktarda bulunmaları mutlaka gereklidir. Eğer çok az miktarda bir temel amino asit varsa, bu, kısıtlayıcı amino asit diye adlandırılır ve diğer amino asitlerin ne kadar var olduğuna bakılmaksızın sentez edilebilen proteinin miktarını kısıtlayacaktır.
Temel amino asitler üzerinde çalışıldığında, sadece bir amino asitin bile miktar olarak azlığının, protein sentezini büyük çapta azaltacağını ve eğer tedavi edilmezse tamamen kesileceğini görürüz.
Tamamlanmış ve Tamamlanmamış Protein Nedir?
Protein nedir? Proteinler organizmanın hücre yapısı örgüsünü oluşturan organik maddelerdir.
Proteinlerin görevleri; Büyüme ve gelişmeyi sağlarlar. Hücresel yapıların oluşumunda rol oynarlar. Bazı hormonlar ve enzimlerin üretilmesinde gereklidirler. Hastalıklara karşı savaşan maddeleri üretirler. Vücud için bir enerji kaynağıdırlar. Proteinlerin önemi organizma için üstlendikleri görevler açısından temel bir anlam taşır.
Protein içeren besinler; Et, balık, yumurta, tavuk, süt, peynir, yoğurt, fındık, soya fasülyesi, kurubaklagiller protein kaynakları açısından zengindir.
Protein çeşitleri; Proteinler tamamlanmış ve tamamlanmamış olarak sınıflandırılırlar.
Tamamlanmış proteinleri et, tavuk, balık, yumurta gibi hayvansal besinlerden alırız.
Tamamlanmış proteinler vücudumuzun ihtiyacı olan tüm gerekli amino asitleri içerir. Bu gibi hayvansal proteinler, B12 vitamininin en güvenilir kaynakları olup, lif içermemektedirler ve çoğunlukla da bol miktarda doymuş yağ ve kolesterol içermektedirler.
Tamamlanmamış proteinleri ise meyve ve sebzelerden alırız. Bu tip yiyeceklerde bulunan bir ya da birden fazla amino asitler açısından düşüktürler. Kabuklu kuruyemişler, bakliyatlar, tohumlar ve tahılların protein içerikleri farklı olup, vejetaryenlerin proteini tam olarak alabilmeleri için, bu yiyeceklerle doğru kombinasyonu yapmak zorundadırlar. Bu kişiler için B12 vitamini, tamamlayıcı olarak gereklidir.
Bu arada vejetaryenler unutmamalıdırlar ki, soya fasulyesi vücuttaki tamamlanmış proteini besinlerin kombinasyonunda az da olsa bir esneklik vererek sağlayacak birkaç sebzeden biridir.
Günlük protein ihtiyacı: Günlük protein alımı vücut ağırlığına bağlı olarak kilogram başına yaklaşık 1 gr proteindir. Örneğin 60 kg olan birinin günlük protein ihtiyacı da 60 gr proteindir.
Amino Asitlerle İlgili Diğer Bilgiler:
· B6 ve C vitaminleri amino asit metabolizması ve amino asitlerin emilmesi için olup gerekli vitaminler olup, bu vitaminler amino asitlerin emilimine yardımcı olurlar. Bu vitaminleri amino asit desteklerinizle birlikte alın.
· Eğer amino asit desteği alıyorsanız, vücut için çok daha uygun olan L- FORM'ları önerilir.
· Aldığınız amino asit ürününün doğru oranlarda amino asit içerip içermediğini kontrol ediniz.
· Eğer sadece tek bir amino asit alıyorsanız midede emilimini kolaylaştırmak amacıyla açken alınız.
· Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki; temel amino asitlerde; temel ve temel olmayan diye adlandırılan tüm amino asitler vücut için sağlandığında amino asitlerin fonksiyonları en iyi şekilde görülecektir.
Kan Nasıl Temizlenir ve Kanı Temizleyen Bitkiler Nelerdir?
Dulavratotu: Kan temizleyici bitkiler arasında yeralan Dulavratotu, kan ve lenfatik sistem dahil olmak üzere tüm dolaşım sistemi için çok güçlü bir arındırıcıdır. Deride hapsolmuş toksikleri temizlemekte de güçlüdür. Nerdeyse bitkinin her bölümü kullanılabilir. Kökleri ve tohumları en çok kullanılan bölümlerdir, çünkü bu bölümler yüksek oranda kimyasal konsatrasyonu içermeye meyillidir, ama sapları ve yaprakları da kullanılabilir.
Kırmızı yonca, kolesterol ve toksik atıkla karışmış kanı sulandırmak için yararlı bir bitkidir. Sağlıklı bir dolaşım sistemine sahip olmak oldukça önemlidir. Kan temizleyici olarak kullanılan bölümler çiçekleridir ve zengin bir mor rengine sahip olan çiçekleri kullanmak çok önemlidir.
Kırmızıbiber, dolaşım sisteminin sağlığını geliştiren ve dolaşım sistemini destekleyen en güçlü bitkidir. Bu durum, kırmızıbiberi kanı temizlemek ve zehirli maddelerden arınmak için önemli kılar. Bitkinin etkisi doğrudan biberin acısına bağlıdır. Zehirlerden arınmak ve iyileşmek için habenero gibi acı biberleri kullanması gerekir. Sıkça, yemek yaparken kullanılan jalapeno gibi zayıf biberler de yararlı olmakla birlikte acı biberlerden çok daha az etkilidirler.
Klorofil bitkileri yeşil yapan pigmenttir. Fotosentezle, güneş enerjisini emer ve onu bitki enerjisine dönüştürür. Klorofil tükettiğimizde, kanımıza ve hücre dokularımıza karışır. Bilimsel olarak, klorofilin moleküler yapısı, adım adım, kanımızı kırmızı yapan pigment-insan hemoglobinine benzer. Klorofil, dahilen alındığında, kırmızı kan hücrelerinin inşasına yardım ederek insan hücrelerini oksijenat yapabilir.
Klorofil, kandaki toksinleri ve asitleri etkisiz kılar ve onların vücuttan atılmasına yardımcı olur. Zehir atıcı ve bağışıklık geliştirici özellikleri en uygun sağlıklı halin oluşmasına yardımcı olabilir. Klorofil, Vitamin K'da bolca bulunur. Vitamin K, vücutta, daha sonradan böbrek taşına dönüşen kalsiyum oksalat kristallerinin oluşmasına mani olan bir bileşik sağlar.
Anksiyete Tedavisi ve Yaygın Anksiyete Bozukluğu Tedavisi İçin Bitkisel Öneriler.
Anksiyete rahatsızlığında anksiyete ile birlikte görülen rahatsız edici hisleri yatıştırma durumunda doğal bitkisel ilaçların kullanımı az değildir. Anksiyete rahatsızlığı çoğu batı ülkesindeki en yaygın ruh sağlığı meselesidir ve anksiyetede bitkisel ilaç kullanımı son zamanlarda çok dikkat çekmektedir. Anksiyete rahatsızlığında daha az yan etki göstermeye meyilli olan bitkisel tedaviler, bağımlılık yapmaya daha az yatkındır ve tedavide yararlı etkileri bulunmaktadır. Herhangi bir tedaviyi değiştirirken ya da ilaveler eklerken dikkatli olunmalıdır ve bitkisel bir ilaç almadan almadan önce ilaç etkileşimlerine fazlasıyla dikkat edilmelidir.
Bitkisel Anksiyete İlaçları
Sarı Kantaron (Hypericum perforatum)
Bu antidepresan bitkisinin hafif etkisi,tüm tıbbi bitkilerin en popülerlerinden biri olmasını doğuruyor ve anksiyete tedavisi üzerinde düşünüldüğünde en güvenilir bitkidir. Sarı Kantaron hafif bir sakinleştirici olmanın fazladan bir yararına sahiptir ve uykusuzluk tedavisinde yardımcı olabilir. Sarı Kantaron bitkisi, her ikisi de bu bitkinin ferahlatma etkisinde önemli bileşenler olduğu düşünülen hypericin ve hyperforin içerir. Bu bileşiklerin etkisi, bu bitkide kendiliğinden bulunan flavenoid glükozidi tarafından geliştirilir ve iyi bir ilave hypericin ve flavenoid glükozidinin miktarlarını standartlaştıracaktır.
Sarı kantaron bitkisi Almanya'da hafif ve orta derece depresyon ve ankisiyetenin tedavisinde ilaç olarak onaylanmıştır.
Diğer sentetik sakinleştirici ve yatıştırıcı ilaçlarla beraber kullanılmaması gerekir.
Ağır depresyon ve intihar eğiliminin olması gibi durumlarda hekimin onayı olmadan kullanılmamalıdır.
Herhangi yeni bir tıbbi tedaviye başlamadan önce sağlık hekiminize danışmanız önerilir ve Sarı Kantaron kullanmanız halinde, genel anesteziden yedi gün önce kullanımı bırakılmalıdır.
Çarkıfelek (Passiflora incarnata)
Çarkıfelek sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahiptir ve özellikle anksiyete ve uykusuzluk için önerilir. Anksiyete tedavisinde alışkanlık yapmayan şekliyle bilinir. Bu bitkisel ilaç tesirinde büyük ölçüde ılımlıdır ve valerian kullanmadan önce anksiyete ile birleşmişmiş uykusuzluk için düşünülmelidir.
Bu bitkinin 400 farklı çeşidi olmakla beraber kullanılan tür Passiflora incarnatadır. Tedaviye yönelik bu tür kullanılır. Diğer çeşitleri yetersiz veya etkisizdir.
Valerian - Kedi Otu (Valeriana officinalis)
Kedi otu kökü kullanımda olan şifalı bitkilerin en kuvvetli olanlarından biridir. Bu güçlü kokulu bitki valiumun elde edildiği bitki oluşuyla ünlüdür. Kullanımda olan en etkili ve hızlı yayılan sakinleştiricilerden biridir ve anksiyete ile özdeşleşmiş uykusuzluk için üç haftadan fazla valerian kullanımında dikkat edilmelidir.
Sürekli kullanımlarda 4-6 haftada bir kullanıma ara verilmesi önerilmektedir. Aralıksız kullanımı uyarıcı etkiye yol açabilir.
Tavsiye edilen dozun yan etkileri nadirdir. Yüksek dozlar baş ağrısı, huzursuzluk, görmede bulanıklık, sabahları halsizliğe yol açabilir.
Şerbetçi Otu (Humulus lupulus)
Esas olarak bu bitkisel ilaç bir yatıştırıcıdır ve sık sık uykusuzluk ve sinirsel gerilimi tedavi etmede tesirini arttırmak için çarkıfelek bitkisi ile bir araya getirilir. Son zamanlarda yapılan bir Alman araştırması benzodiazepine bir alternatif olarak, şerbetçi otunun ve kedi otunun geçerli bir alternatif sağladığı sonucuna vardı. Alman Sağlık Bakanlığının bitkisel preparatların hazırlanması ve ruhsatlandırılmasından sorumlu E Komisyonu uykusuzluk için şerbetçiotunun kullanımına onay vermiştir.
Yüksek Tansiyon Nasıl Düşer ve Yüksek Tansiyon Nasıl Düşürülür?
Reçete ilaçlarının kullanımı olmaksızın doğal yöntemlerle kan basıncını azaltmak için bitkisel ve doğal bazı ürünlerin kullanımı yararlı olabilir. Aşağıda derlenip düzenlenmiş, doğal yöntemlerle kan basıncını azaltmanın en iyi bilinen yollarının bir listesi bulunmaktadır. Ancak şunu da akılda bulundurmakta fayda vardır, doğal yöntemlerle kan basıncının düşürülmesinin yanı sıra yağı ve sodyumu az olan, dengeli bir diyeti içeren ve bazı egzersizlerle tamamlanan sağlıklı bir yaşam tarzı için çaba göstermek kan basıncınızı düşürmenize ve yaşam kalitenizi geliştirmenize yardımcı olacaktır.
Yüksek Tansiyonu Ne Düşürür - Yüksek Tansiyona Ne İyi gelir?
Sarımsak : Bu mucizevî şifa birçok şeyi tedavi edişiyle bilinir ve bu yüksek kan basıncını da içerir. Çalışmalar, sarımsak ilavelilerin kullanımının mutedil hipertansiyonu kontrol altına almakta etkili olduğunu kanıtlamaktadır.
Potasyum : Tansiyon nasıl düşürülür ? Bu soru potasyum eksikliğinin kandaki sodyum miktarını arttırdığının düşünülmesiyle ilgilidir ki bu da yüksek kan basıncına ya da onun kötüleşmesine sebep olabilir. En iyi seçenek doğal olan bütün yiyeceklerden bu minerali almak olmakla birlikte günlük ek potasyum almak yüksek kan basıncınızı düşürebilir. Potasyumu muz, baklagil,som balığı ve kayısı gibi potasyum zengini yiyeceklerden alabilirsiniz.
CoQ10 : Koenzim Q10 nun yüksek kan basıncı üzerindeki etkisinde,her biri CoQ10′un birincil ve ikincil hipertansiyon durumlarında doğal yollarla kan basıncını düşürmekte etkili olduğu sonucunu gösteren çalışmalar yapılmaktadır. Yüksek tansiyonu düşürmek için CoQ10 verilen hastalar, zararlı yan etkileri olan farmasötik ilaçlarla tedavi edilen hastalarla aynı kan basıncı düşüşünü göstermişlerdir.
Kara Hindiba Kökü : Bu, diüretik (idrar söktürücü) reçetelere iyi bir alternatif olan doğal diüretik olarak işe yarar. Su retansiyonu kan basıncını arttırır; karahindiba kullanımı su retansiyonunu rahatlatır böylelikle kan basıncı düşer.
Folik Asit : Uzun bir süredir, toksemi ya da preeklamsi diye bilinen bir durum yüzünden hamileliği süresince yüksek kan basıncının riski altında bulunan hamile bayanlara tavsiye edilmektedir ve kan basıncını normal seviyede tutmaya çalışan herkese tavsiye edilmektedir
Böbrek Taşı Bitkisel Tedavi ve Böbrek Taşı Nasıl Düşürülür?
Böbrek taşı için bir doğal bir çözüm mü arıyorsunuz ? Eğer öyleyse, bu sayfada tanımlanmış olan bitkiler size yardımcı olabilir. Böbrek taşları modern Batı toplumunda sıklıkla karşılaşılan bir vakadır. Ne yazık ki ortalama bir diyet ve yaşam tarzı, böbrek taşlarının toplanmasının meydana gelişinde ve böbreklerin kristalleşmesinde etkilidir. Bir böbrek taşı nöbeti inanılmaz acı verici bir tecrübe olabilir; kadınlar bir başka böbrek taşı nöbeti yaşamaktansa yeniden çocuk doğurmayı tercih ettiklerini söylerler. Doktorların bir böbrek taşını yok etmede önerdikleri asıl çözüm ameliyattır. Bunun yanında bazı bitkilerde bu konuda yardımcı olabilir.
Şifalı bitkiler böbrek taşlarının evde iyileştirilmesinin gerekli olan bir parçasını oluşturur. Aşağıda belirtilen bitkiler bir araya getirildiğinde ve birlikte kullanıldığında etkilidirler.Kurutulmuş bitkiler çay yapmak için kullanılabilir ve aynı zamanda bu bitkilerin karışımı da kullanılabilir. İdeal olarak, böbrek taşları için bitkisel çarelerin iki çeşidi de kullanılmalıdır
Tüm bu bitkiler herhangi bir böbrek taşını çözebilmeye yetecek kadar güçlüdür, ancak yalnızca bitkilerin kalitesi iyiyse ve formüller düzenli bir şekilde yeterli dozajda kullanılırsa.
Ardıç taneleri böbrekleri daha fazla harekete geçirir ve böbreklerdeki,idrar kesesindeki ve safra kesesindeki bakterileri yok eder. Böbreklerindeki taşları, kristalleşmeyi ve atıkları bir araya getirerek toplayan herhangi birinde aynı zamanda bakteri ve muhtemelen iltihap bulunur. Ardıç taneleri etkili bir böbrek temizleme yöntemi ya da böbrek taşlarına doğal bir şifa için bir önemlidir.
Ayı Üzümü Bitkisi (Uva Ursi)
Ayı üzümü bitkisi böbreklerin zehrini dışarı atmaları ve böbreklerin çalışmalarını hızlandırması için etkili olan bitkilerden biridir. Kullanılan bölümler yapraklardır. Bu bitki bir böbreği temizleme yönteminin ya da böbrek taşları için şifalı ev çaresinin diğer bir ana unsurudur.
Kara Hindiba Yaprağı
Birçok etkili bitki ile birlikte ,karahindiba da dünyanın çoğu ülkesinde yaygın bir yabani ottur. Karahindibanın yaprakları böbrekleri hızlı çalıştırmakta mükemmeldir. Yaprakları olgunlaşmalarının zirvesindeyken kullanınız, çünkü bu, phyto-kimyasalların çoğunun yapraklarda bulunduğu zamandır.
Mısır Püskülü, At Kuyruğu ve Maydanoz Kökü ve Yaprağı
Bu bitkiler de güçlü böbrek hızlandırıcılar ve zehir atıcılardır. Böbrek taşları için bu bitkileri evinizde bir şifa olarak elinizde bulunduğu kadar çokça kullanmak gerekir. Mısır püskülünü yalnızca organik bir şekilde yetiştirilmiş mısırdan kullanmak önemlidir. Aynısı maydanoz için de geçerlidir.
Zona Hastalığı Tedavisi. Zona ağrısını haffletme tedavisinin genel amaçları yalnızca refah seviyenizi rahat ettirmek değildir bu aynı zamanda döküntünün iyileşmesini hızlandırmaktır, böylece toplam sürdüğü süre azaltabilir.
Düşünülebilecek doğal zona ağrısı rahatlatma bazıları buradadır.
Zona Tedavisi
Lizin
Lizin zonayı iyileştirmeye yardımcı olarak çalışır çünkü virüslerin çalışır durumda olması için gerekli,vücutta bir amino asit olan argentinenin emilimini engeller.Zonadan şikâyetçi olanlara günde üç defa 1000 mg lizin almaları sık sık tavsiye edilir.Böyle yaptıktan sonra,nerdeyse hemen gelişmeleri görebilirsiniz,
Bu tedaviyle ilgili aklınızda bulundurmanız gereken bir diğer şey ise lizini süt ürünleri ile almamanızdır çünkü bu,tedavinin bütün yararını etkileyebilir.
Acı Biber meyvası:Kurutulmuş olgun meyvalardan üretilmiş olan standardize hazır preparatlar haricen kullanılabilir.
Elma Şarabı Sirkesi
Yumuşak bir el beziyle elma şarabı sirkesini bölgeye hafifçe bastırmak acıyı hafifçe rahatlatmaya yardımcı olmanın yanı sıra iyileşme sürecini hızlandırmaya da yardımcı olacaktır,böylelikle kısa zamanda kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.
MSM ve C Vitamini
Son olarak,ağrınızı dindirmek için alabileceğiniz diğer iki doğal madde ise MSM ve Vitamin C dır.Vitamin C,bol miktarda kırmızıbiber,oranj,kavun ya da çilek-kiraz gibi vitamin C zengini yiyecekleri yiyerek bir diyetle de alınabilir ya da 4000 mg değerine kadar ilave alabilirsiniz.
MSM için, zona hastasıyken günde iki kere 1000 mg alınması öneriliyor.
kurdaşen hastalığı nedir - kurdaşen hastalığının sebebleri - kurdaşen hastalığı hakkında - kurdaşen hastalığının tedavisi
Kurdeşen Nedir ve Kurdeşen Hastalığı Neden Olur? Kurdeşen (ürtiker) vücudun herhangi bir yerinde meydana gelen etrafı kızarık, ortası soluk, yüzeysel ve kaşıntılı cilt döküntüleridir. Kaşıntılı, kabarık, 2 mm den 30 cm ye varabilen farklı boyutlarda ve şekillerde görülen plaklar biçimindedir.
Plak biçimindeki bu döküntüler genel olarak 20 dakikayla 3 saat arasında devam edip, iz bırakmadan gider. Sonra başka bir yerde yeniden oluşur. Derideki kızarık alanlar birleşip, büyük, yuvarlak ya da düzensiz biçim alabilirler. Kızarıklıklar bastırılınca beyazlaşıp solar. Yaygın kaşıntı ve yanma hissi görülür. Tek bir ürtiker plağı 24 saatten daha uzun sürmez, fakat tekrarlayarak sürebilir ya da kronik bir durum alabilir.
Kurdeşen diğer insanlardan daha hassas olmaları ve daha kolay reaksiyon göstermeleri sebebiyle alerjik bünyeli kimselerde daha fazla görülür.
Toplumda kurdeşen olarak bilinen ürtiker adı latincesi Urtica olan ısırganotundan kaynaklanmaktadır. Ciltte meydana gelen döküntü ısırganın ciltte yaptığı reaksiyona benzetildiği için bu şekilde adlandırılmıştır.
Kurdeşen hastalığı toplumda yüzde 15-20 arasında görülür. Kadınlarda daha fazla görülen kurdeşen, genel olarak 20-40 yaşlarında daha çok görülüyor.
Kurdeşenin en belirgin özelliği ciltte 1-2 santim çapında kırmızı, kabarık, kaşıntılı, yer değiştiren döküntülerin buunmasıdır. Kabarıklıklar genel olarak yüzde, kollarda, bacaklarda ve parmaklarda meydana gelir.
Stres, fiziksel unsurlar, bazı cilt sorunları ya da cilt dışı sistemik rahatsızlıklar ve ailesel hastalıklar kurdeşenin önemli sebepleri arasında yer alır.
Kurdeşen hastalığının iki türü vardır. Her ikisinde de döküntünün görünümü aynıdır, süreleri ise farklıdır.
Akut hastalık genellikle 24 saat içinde düzelir. Tekrarlayan ürtiker plakları nadir olarak bir aya dek devam edebilir. Her yaş gurubunda görülebilir ve Kronik ürtikere nazaran daha çok rastlanır.
Akut ürtiker parazit, bakteri, mantar, virüs biçimindeki enfeksiyonlar, fıstık, fındık, yumurta, süt, balık, kabuklu deniz ürünleri, ilaç reaksiyonları ( antibiyotikler, ağrı kesiciler, epilepsi ilaçları), böcek sokmaları akut ürtikerin sebepleri arasındadır.
Kronik ürtiker genç erişkinlerin rahatsızlığıdır. En az 6 hafta müddetince her gün ya da bir iki gün arayla döküntüler meydana gelir.
Kronik ürtikerde neden çoğunlukla anlaşılamaz. Hastaların sadece bir bölümünde sebep anlaşılabilir. Stres, fiziksel faktörler, ailesel hastalıklar, bazı cilt rahatszlıkları ya da cilt dışı sistemik hastalıklar kronik ürtikerin sebepleri arasında yer alır. Kronik üritkerde yüzde 70-80 oranında sebep bulunamamaktadır.
Kurdeşen Tedavisi
Kurdeşen hastalığının tedavisi için öncelikle kurdeşene sebebiyet veren unsurun alımına son verilmesi gerekir. Kurdeşene sebep olan başka bir sistemik rahatsızlık bulunuyorsa onun tedavisine başlanmalıdır.
Kurdeşenin yol açtığı şikayetler için antihistaminikler kullanılır. Tek bir ilaç ya da öbür ilaçlarla kombinasyon biçiminde de verilebilir.
Uçuk Nedir, Dudak Uçuğu Nasıl Geçer ve Uçuk Tedavisi Bitkisel Çözümler. Herpes enfeksiyonu herpes uçuk virüsünden doğru yayılan yüksek oranda bulaşıcı enfeksiyonun bir sonucu olarak oluşur.
Doğal şifaları kullanıyorken olası bir uçuk başlangıcının ilk belirtilerinde acil bir şekilde müdahale etmek gerekir. İlk belirtiler ağız ve dudak çevresindeki hassasiyet ve acı, düşük ateş, boğaz ağrısı, şişkin bezeler ya da nezlenin ve yahut soğuk algınlığının baş göstermesiyle tecrübe edilenlerle aynı belirtileri içerir. Genellikle asıl yara görülmeden bir gün ya da bir kaç saat önce, dudak ve ağız çevresindeki deri yanar ya da karıncalanma hissi vuku bulur.
Uçuk virüsü için doğal şifa uygulamadaki ilk adım stresi mümkün olduğunca hayatınızdan uzaklaştırmaktır, çünkü stres bağışıklık sistemini zayıflatabilir ve herpes uçuk virüsüne davetiye gönderebilir, böylelikle herpes enfeksiyonu meydana gelebilir. Uzun süreli zaman dilimlerinde dışarıda olduğunuzda aşırı güneş ışığı uçuk virüsünü tetikleyebileceği için koruyucu doğal dudak kremi ve dudak merhemi sürünüz.
Ellerinizi düzenli olarak yıkadığınıza emin olunuz ve kişisel eşyalarınızı bir başkasıyla paylaşmamayı alışkanlık haline getiriniz çünkü bu enfeksiyonu yayabilir. Acınızı arttırabilecek olan baharatlı ya da asidik yiyeceklerden kaçınınız aksi takdirde uçuğunuz daha da kötüleşecektir. Jalapeno biberleri ve domatesleri içeren yiyeceklerden geçici olarak uzak durunuz. Zinc, lizin (lysine), fenol (phenol) , tannik asit bileşenlerini içeren şifalar antiviral özelliklere sahiplerdir ve bu yüzden herpes virüs lezyonlarını yinelemek ve oluşturmakta herpes enfeksiyonu üzerinde inhibitör (kısıtlayıcı) bir etki gösterir ; bunlar uçuk virüsü için doğal şifa yöntemleri kullanıyorken faydalı oluşumlardır.
Allantoin içeren dudak merhemleri özellikle bir yara kabuğu oluştuysa o bölgeyi nemlendirecektir. Nemlendirilmiş bir yara kabuğu çatlamaya ve kanamaya daha az meyilli olacaktır. İyileşmeyi hızlandırmak için bir miktar oğulotu (melissa) içeren doğal ürünleri ya da adaçayını kullanmayı deneyiniz.
Uçuğa Ne İyi Gelir?
* Ekinezya (Koni Çiçeği) - Güçlü bir antiviral bitki olan ekinezya, beyaz kan hücrelerinin üretimini tetiklediği kanıtlanan polisakkarid fazlalığından enfeksiyonu önleyebilir. Yeni yapılan bir araştırma sonucu ekinezya bitkisinin soğuk algınlığına neden olan influenza virüsü, solunum sinsityal virüsü ve uçuk virüsü gibi virüsleri öldürücü etkiye sahip olduğunu göstermiştir.
* Oğulotu (Melissa) - Latincede Melissa diye bilinen oğulotu iyileşmeyi hızlandıran ve aynı zamanda herpes virüsünün baş göstermesini engelleyebilen antiviral maddeler olan tannik asitlerine sahiptir.
* Mir - Herhangi bir ağız iltihabı için iyi olabilecek bir bitki olan mir doğrudan istilacılara karşı savunmada bulunarak ve vücudun savunma mekanizmasını teşvik ederek çalışır.
* Sarı Kantaron - İyi bir stres giderici bitki olan sarı kantaronun aynı zamanda virüslerin büyümesini yavaşlattığı da kanıtlanmıştır. Hypericin maddesi herpes virüsünün büyümesini kontrol altına almakta özellikle iyidir.
* Çay Ağacı Yağı - En iyi kalitedeki çay ağacı yağı yüksek miktarda terpinen ve az miktarda sineol içerir. Mükemmel bir antiseptik olan çay ağacı, Yeni Güney Galler yerlileri tarafından eski zamanlardan beri enfeksiyonla mücadele temsilcisi olarak kullanılmaktadır.
* C Vitamini - Bir diğer adıyla askorbik asit olarak bilinen C Vitamini yaygın bir şekilde bağışıklık sistemini güçlendirmede ve enfeksiyonlarla savaşmada kullanılmaktadır.
* Buz - Diğer doğal yollu tedaviler ve ev şifaları iltihabı almak için etkilenmiş bölgeye buz tedarik etmeyi içerir. Deri sızlamaya başladığında herpes virüsünün ilerlemesinin ilk aşaması boyunca buz kullanınız. En azından herpes virüsünün daha yavaş ilerlemesi için düzenli buz uygulamaları dokuların ısısını ve metabolik hızı azaltır. Buzu tannik asit içeren siyah çay kesesi tamponları ile birlikte kullanınız. Bu kesinlikle herpes virüsü için kullanılabilecek en basit ev tedavileri ve şifalarından biridir.
Yulaf: Yulaf; afyon bağımlılığı, uyuşturucu ve nikotin bağımlılığı, anksiyete, sinirlilik, öfke ve uykusuzluk tedavisi için kullanılan yabani buğdaygil bitkisinden elde edilir. Nikotin isteğini azaltır ve ruh halini dengeler.
Karayılan Otu
Asabiyet, acelecilik, sinirlilik ve sigarayı bırakmaya eşlik eden semptomlara karşı iyi çalışan bir bitkidir.Kişileri anksiyeteden kurtaran güvenilir bir yatıştırıcıdır ve kadınların regl dönemleri boyunca dengeli kalmalarına da yardımcı olur.
Kedi Otu
Kedi otu, anksiyete, uykusuzluk ve stresten şikayetçi insanların kullandığı bilinen bir sakinleştiricidir.Kasları rahatlatır ve bu yüzden, sigarayı bırakmak isteyenler için tercih edilen bir seçenektir.
Lobelia
Lobelia, kişilerin nikotin isteklerini kontrol etmelerine yardımcı olur ve sigaranın tadını kötü bir hale getirir. Buna ilaveten, zihni ve vücudu rahatlatmak için de kullanılır.
Sarı Kantaron
Bu bitki hatırı sayılır bir yere sahiptir, çünkü sigara kullananları sigarayı bırakmak için son derece önemli olan olumlu düşünme davranışına teşvik eder.
Çördük
Çördük, COPD (Kronik Obstrüktif Pulmoner Hastalığı) ile özdeşleşmiş nefes alıp vermeyi güçleştiren, akciğerlerde mukus depolanmasını temizlemeye yardımcı olan önemli bir bitkidir. Üstelik, bu bitki, anksiyeteyi azaltmakta ve hatta sigara yoksunluğuyla oluşan stres içinde yardımcıdır.
Kore Ginsengi (Korean Ginseng)
Ginseng enerjiyi hızlandırmaya yardım eder ve vücudun sigarayı bırakmasına eşlik eden stresle, anksiyeteyle ve öfkeyle baş etmesine yardımcı olur. Nikotin yokluğuyla kesilen vücut sisteminin dengesini yeniden kurmaya da yardım eder.
Mimoza Çayı (Mimosa Hostilis)
Mimoza çayı, vücudun alışık olduğu genelde nikotin eksikliğiyle meydana gelen baş ağrısından kişiyi kurtarmaya yardımcı olur. Bir fincan çay ruh halinizi dengeler ve sakin kalmanızı sağlar. Bağımlılık yapmaz.
Reflü yalnızca yetişkinlerde değil çocuklarda da görülebilir. Doğuştan ve sonradan olmak üzere çocuklarda iki çeşit reflü olabilir.
Reflünün bebeklerde sıkça görülmesinin sebebi, besinlerin mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının daha yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin yatar pozisyonda sıvı gıdalarla beslenmesidir. Katı yiyeceklere geçilmesi ve kendi başına dik şekilde oturmaya başlamasıyla kendiliğinden ortadan kalkabilir. Bu durumda tedaviye gerek yoktur. Fakat kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırır, bebek kilo alamaz, solunum yolu sorunları sıklıkla yaşanıyorsa bir doktora başvurmak gerekir.
Bebeklerde sıkça görülen reflü belirtileri beslenme zorlukları, huzursuzluk, büyüme geriliği, kusma ve yutma güçlüğüdür. Bulantı, kusma, mide yanması, yutma zorluğu ve ağızda asit tadı çocuklardaki reflü bulgularıdır.
Gastroözofageal reflü bebeklerde sıkça görülmekle birlikte bu yaş grubunda genellikle fizyolojik bir durumdur. Bebek büyüdükçe ve mide kapak düzeneğini oluşturan yapılar geliştikçe reflü belirtileri zamanla kaybolur.
Bebeklerde yetersiz beslenmeye bağlı gelişme geriliği, huzursuzluk ve ağrı nedeniyle beslemeyi reddetmek, solunumla ilgili proplemler, yemek borusunda hasara bağlı kan kaybı sonucu kansızlık, tekrarlayan kulak ve sinüs enfeksiyonları gibi proplemlerin meydana gelmesi halinde tedaviye başlanması gerekir.
Bebeklerde Reflü Belirtisi
Bebeklerde görülen reflünün en açık belirtisi kusmadır. Bu tür kusmalar genellikle durdurulamayan, devamlı, her yemekten sonra olan kusmalardır. Bebeklerdeki reflü, yemek borusu ile mide arasındaki kapakçık sisteminin olgunlaşmamasıyla bağlantılıdır.B öyle rahatsızlığı olanların birçoğu 1 yaş civarında kapakçık sisteminin olgunlaşmasıyla düzelir ancak bir kısmı ise düzelmez ve bu durumda ilaç tedavisine başvurulur.
Doğuştan olmayan reflü ise çoğunlukla 6-7li yaşlarda görülür. Büyük çocuklarda reflü varsa ilaç tedavisi dışında beslenmesinde de bazı ksıtılamalar getiriliyor. Reflü hastası çocukların asitli içecekler, çok yağlı besinler, katkılı maddeli içecekler ve yiyeceklerden uzak durmaları ve uyumadan önce yemek yememeleri gerektiği belirtiliyor.
Reflünün belirtileri arasında bulantı, kusma, öksürük, kansızlık ve gelişme geriliği görülebilir. Daha sonraki yıllarda midede ekşime, geğirme, göğüs kafesinde ağrı ve yanma hissi, ağızda ekşi tat ve ağız kokusu gibi belirtiler görülebilir.
Reflü sebebiyle çocuklar iştahsızlık ve kusma sonucu iyi kilo alamadıklarından dolayı büyümeleri geri kalabilir. Yemek borusuna kaçan asit, iltihaba ve ileride yemek borusunda yara gelişmesine neden olabilir.
Ginko biloba: Hafızayı kuvvetli tutmasıyla bilinen ginkgo bilobanın yapraklarındaki maddeler kılcal damarlardaki kan dolaşımına destek olmaktadır. Kılcal damarlardan bol oksijenli kan geçmediği takdirde zihinsel güç giderek kaybolur. Kan dolaşımı yetersizse, ne kadar çaba gösterilirse gösterilsin düşünmekte zorluk çekilir. Ginkgo Biloba kan dolaşımını harekete geçiren en önemli doğal seçenektir.
Ginko bitkisiyle ilgili yapılan araştırmalarda ginkgo özütünün hem yaşlanmaya bağlı hemde gençlerde hafıza ve algılama işlevleri üzerindeki etkisi tespit edilmiştir. Kullanılan ginkgo özütünün sekonder hafıza performansında olumlu gelişme sağladığı belirtilmektedir.
Ginko biloba bitkisi beyindeki kan dolaşımını hızlandırır. Kısa dönem hafızayı artırıcı etkisiyle algılama zorluğunun giderilmesinde yardımcı rol oynar.
Ginkgo Bilobanın günlük kullanım dozu 80-150 mg arasındadır.
Ginkgo bitkisinin çay olarak kullanımının herhangi bir etkisi yoktur. Ginkgo biloba yaprak ekstresi olan kapsüllerin kullanılması gerektiği belirtiliyor. Bazı ginkgo ürünlerinde yaprak ekstresi yerine yaprak tozu bulunmaktadır. Bu tür ürünlerinde gereken yararı sağlamayacağı belirtilmektedir.
Ginseng: Ginseng bitkisin zihinsel yorgunluğu giderici, dikkati artırıcı, hafızayı kuvvetlendirici ve algılamayı hızlandırıcı özellikleri vardır. Yapılan araştırmalar ginsengin dikkati artırıcı ve algılama işlevleri üzerindeki olumlu etkilerini göstermiştir.
Yapılan çalışmalara göre ginseng bitkisi sinir sistemini uyararak refleksleri hızlandırıp, hız ve dikkati artırıcı etki göstermektedir. Ancak kafein gibi fazla uyarılma, sinirlilik ve sonrasında bitkinlik gibi olumsuz etkilere sahip olmadığı belirtiliyor.
Ginseng konsantrasyon bozukluğunda ve iş kapasitesinin artırılması amacıyla yaygın olarak kullanılan bir bitkidir.
Günlük kullanım 200-400 mg ginseng kök özütüdür.
Ginsengin sürekli olarak değil arasıra kullanılması gerektiği belirtiliyor. Rusyada yapılan araştırmalarda 20 gün kullanılıp sonra birkaç hafta ara verilmesi tavsiye edilmiştir.
Hipoglisemi hastaları kullanmamalıdır.
Ginsengin kan sulandırıcı ve kan şekerini düşürücü etkisi olduğundan kan sulandırıcı ve de diyabet ilacı kullananların dikkatli olması gerekir.
Şeker ve boyar madde içermeyen ginseng ürünü tercih edilmelidir.
Fazla miktarda kullanımı sinirliliğe neden olabilir. Nadirende olsa menopoz sonrası kadınlarda vajinal kanamaya neden olabileceği uyarısı yapılıyor.
Ginseng tavsiye edilen doz ve sürelere uyulduğunda yan etkisi yoktur. Ancak ginseng kullanırken kullanılan ürünün kalitesinden emin olmak gerekir. Ginseng etiketiyle satılan birçok ginseng takviyesinin içeriğinde ginseng bazen hiç çıkmadığı gibi bazen de yetersiz oranda çıkmıştır. Bazı ginseng ürünlerinin içerisinde de başka maddeler (kafein) olduğu görülmüştür.
B Vitaminleri: B vitaminleri, beyni strese karşı korur, fiziksel ve zihinsel sağlığı olumlu etkiler. B grubu vitaminlerin eksikliği hafıza ve zeka performansının zayıflamasına yol açar.
B vitamini sinir sistemini koruyucu etki gösterir. Eksikliğinde unutkanlık görülür.
Beynin gıdası olarak adlandırılan folik asit hafıza ve zihni kuvvetlendirir.
B12 vitamini eksikliği unutkanlığa neden olur. Hayvansal besinleri yeterli miktarda tüketmeyenlerde B12 eksikliği görülüyor. B12 hafıza ve konsantrasyonu geliştirmede yardımcıdır. Eksikliği düzeltilemezse sinir siteminde geri dönüşümsüz hasara neden olur.
Araştırmalar B1 vitamininin eksikliğinin yaşlı kişilerin beyin fonksiyonlarında bellek kaybına katkı yapabilecek küçük değişimlere yol açabileceğini göstermiştir.
Baş ağrıları primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Primerde ağrıyı açıklayacak herhangi bir hastalık bulunmaz. Küme baş ağrısı, migren, gerilim tipi baş ağrıları bu grupta yer alır. Sekonder baş ağrılarının altında ise belirli rahatsızlıklar bulunmaktadır.
Baş ağrısının hangi grupta yer aldığını belirlemek için nörolojik muayene, beyin görüntülemesi, EEG, kan ve idrar tahlilleri gibi uygulamaların yapılması gerekir.
Küme baş ağrıları genelllikle erkeklerde görülmektedir. Saniyeler süren şiddetli ağrı atakları arka arkaya kümeler halinde gelir. Ağrı daha çok göz çevresi ve şakakta yoğunlaşır ve tek taraflı olur. Gözde kızarma, yanma, sulanma gibi belirtiler görülebilir. Küme tipi baş ağrısı geldiğinde 15 dakika - 3 saat devam eder. Ataklar hafta da bir olabileceği gibi gibi yılda bir de görülebilir. Ataklar sigara, alkol ve damarlarda genişlemeye neden olan ilaç kullanımıyla tetiklenebilir.
Küme baş ağrıları geldiğinde her gün birkaç defa çok şiddetli ağrı yapar. Ağrının çoğu defa aynı saatlerde gelmesi en önemli özelliklerinden biridir.
Küme tipi baş ağrısı nadir görülmesine rağmen, geldiğinde kişiyi çok rahatsız eder. Genel olarak hep bir gözün çevresinde görülür.
Küme başağrılarında en etkili tedavi biçiminin 20 dakikalık aralıklarla saf oksijen solumak olduğu belirtilmektedir.
Sinüzit Bitki.
Sinüzit kafa kemikleri içinde burun çevresinde yerleşmiş içi hava dolu odacıkların enfeksiyonlar nedeniyle iltihaplanmasıdır. Sinüs mukozasının iltihabı olan sinüzit sinüslerin burun içiyle irtibatını gerçekleştiren sinüs ağızlarının tıkanmasıyla oluşur.
Sinüzit yalnızca baş ağrısıyla kendini belli etmez. Erişkinlerde burun tıkanıklığı, sarı-yeşil burun ve geniz akıntısı, yüz, göz ağrısı ve öksürükte görülür. Sinüs sorunuyla herkes karşılabilir fakat yapısal burun bozukluğu olan kişiler, alerjisi olanlar, sıkça enfeksiyona yakalananlar ve sigara kullananların bu sorunla karşılaşmaları daha yüksek olasılıktır.
Bitkisel Sinüzit Tedavisi
Umckaloabo: Afrika sardunyası köküyle (Umckaloabo) ilgili yapılan araştırmalar bu bitkinin sinüzitte etkili olduğu sonucunu göstermiştir. Ağız yoluyla alınan solüsyon biçiminde kullanılır. Erişkinlerde ağız yoluyla günde 3 defa 30 damla suya damlatılarak içilir.
Afrika sardunyası köklerinden yapılan damla Umckaloabo adıyla Avrupada sinüzite karşı kullanılmaktadır.
Afrika sardunyası ile ilgili Avrupada yapılan araştırmalar bu bitkinin soğuk algınlığının süresini kısalttığını göstermiştir. Bitki, soğuk algınlığı şikayetleri hissedildiğinde kullanılmaya başlanmalıdır. Yetişkinlerde günde 3 kez 30 damla olarak kullanılmaktadır. Damlalar suya veya meyve suyuna karıştırılarak da alınabilir.
Almanya başta olmak üzere Avrupada senelerdir soğuk algınlığı ve solunum yolu hastalıkları (sinüzit, farenjit, akut bronşit) tedavisinde afrika sardunyası kökü ekstresinden elde edilen bitkisel damla (Umckaloabo-umka) kullanılmaktadır.
Mayıs Papatyası: 1-2 yemek kaşığı papatya 1/2 litre suda kaynama derecesine kadar ısıtılır ve başa büyük bir havlu örtülerek gözler kapatılır ve solunmaya başlanır süresi 10 dakikadır.
Papatya çiçeği burun yıkama ve buhar banyosu şeklinde kullanılmaktadır.