1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • Üzüm Çekirdeği Yağı Faydaları

    Üzüm çekirdeği yağı nedir ? Şarap veya meyve suyu üretiminden sonra geriye kalan posa kurutulur ve çekirdekleri ayrıştırılır. Teknoloji gerektiren bir takım işlemlerden sonra yağ elde edilir.
    Üzüm çekirdeği yağının elde edilmesi öbür yağlara nazaran daha güçtür. Üzüm çekirdeği yaklaşık %10-12 oranında sabit yağ içerir. Üzümün türüne ve yetiştiği bölgenin iklim koşullarına göre bu oran değişkenlik gösterebilir.

    Eskiden meyve suyu ya da şarap üreticileri sıkma işleminden sonra çekirdekleri atarlardı. Ancak şimdi sağlık açısından olumlu özellikleri anlaşıldığından üzüm çekirdeğine ve de ondan üretilen birçok ürün çeşidine olan talep artmıştır.

    Üzüm çekirdeği yağı en çok Fransa İtalya ve İspanya da üretilmektedir. Ülkemizde üzüm çekirdeği tozu daha fazla ilgi görmesine rağmen giderek üzüm çekirdeği yağına olan talep de artmaktadır. Üzüm çekirdeğinin yararları hakkında olumlu araştırma sonuçları ortaya çıkmaya başladıkça üzüm çekirdeği içeren ürün çeşitleri de artmaya başlamıştır.

    Üzüm çekirdeği yağı linoleikasit ve oleik asit diye bilinen doymamış yağ asitleri bakımından zengindir.

    Üzüm Çekirdeği Yağı Faydaları Nelerdir?
    Üzüm çekirdegi yağı içeriğindeki E vitamini ve omega 6 kolesterol sağlığı açısından faydalıdır.

    Üzüm çekirdegi yagı kızartma ve salatalarda da kullanılmaktadır. Yanma derecesi 250 derecedir. Zeytinyağının yanma sınırı ise 120 derecedir. Bu yüzden kızartma gibi yüksek dereceye ihtiyaç duyulan yemeklerde öncelikli olarak tercih edilmektedir.

    1 yemek kaşığı yaklaşık 120 kcal dır. Ancak pişirme esnasında diğer yağlardan daha az kullanıldığı için kilosuna dikkat edenler açısından tercih nedeni olabilir.

    Üzüm çekirdeği yağı cilt için koruyucu etkilerde bulunur. Değerli bir cilt bakım üründür. Üzüm çekirdeği yağının faydaları cilt kırışıklıklarını giderici ve cilt sarkmasını önleyicidir. Aromaterapi de masaj yağı olarak kullanılır.

    Üzüm çekirdegi yagı masaj yağı olarak, saç vücut el dudak kremlerinde ve güneş yanığı ürünlerinde kullanılır.

    Masaj olarak eklem ağrılarında kullanılması üzüm çekirdeği yağının bir diğer faydasıdır.

    Saç dökülmesini önleyici etkisi vardır.

    Üzüm çekirdeği yağı nasıl kullanılır?

    Dahili olarak yemeklerde salatalarda kullanıldığı gibi, günde 1-2 çay kaşığı almak şeklinde de tüketilebilir.

    Üzüm çekirdeği yağı kapsül olarak da satılmaktadır. Günde 1 kapsül alınır.

    Harici olarak masaj yağı şeklinde kullanılır.

    Üzüm çekirdeği yağı alırken katkı ve koruyucu madde içermeyen ürünleri tercih edin.

    Üzüm çekirdek yağı 'nın kokusu ve rengi, iklim koşulları, yetiştiği toprağın özelliğine ve kurutulma şartlarına göre farklılık gösterebilir.


    Alıntı
#01.05.2010 21:55 0 0 0
  • Omega 3 Faydaları

    Omega 3 nedir? Birçok araştırmalara konu olan omega 3 yağ asitleri beden tarafından bütün hücrelerin temel yapı taşı olarak kullanılan temel bir yağ asididir. DHA ve EPA olarak ikiye ayrılır.

    Omega 3 sağlıklı nöral yolları oluşturmak için temel teşkil eder.

    Depresyonun engellenmesi ve depresyon tedavisinde işleve sahiptir.

    Depresyonda olan kişilerde omega 3 ün düşük olduğu gözlenlenmiştir.

    Yetersiz Omega 3 alımının depresyon, ankisiyete ve psikolojik prolemlere neden olduğu belirtiliyor.

    Omega 3 kullanımı büyüme devresindeki çocuklarda öğrenme yeteneğini artırır.

    Kalp damar sorunları için koruyucudur.

    Kanı inceltici ve kan basıncını düşürücü özelliği omega 3 yararları arasındadır.

    İyi kolesterolü artırıcı etkisi bir diğer omega 3 faydası olarak belirtiliyor.

    Omega 3 en fazla beyinde bulunur.

    Bebeklerin ve çocukların gelişimi için önemlidir. Bebeklerin merkezi sinir sistemini ve bedensel gelişimi için önem taşır.

    Hamilelikte omega 3
    Gebelerin ve emziren kadınların bebeklerinin beyin gelişimlerini artırmakları için omega 3 tüketmeleri öneriliyor.

    Dikkat eksikliği görülen çocuklar için omega 3 ün yararlı olduğu belirtiliyor.

    Depresyondaki çocuklar için omega 3 ün depresyon seviyelerinde azalmaya neden olduğu yine bir araştırma sonucunun tespitidir.

    Hiperaktif çocukların dikkat eksikliğinden doğan öğrenme sorunlarının giderilmesinde etkinliği vardır.

    Çocuklarda öğrenme kapasitesini artırdığı ve zihinsel gelişimini olumlu biçimde etkilediği belirtiliyor.

    Kanlarında Omega 3 yetersizliği olan çocuklarda öğrenim ve davranış sorunları olduğu yapılan bir araştırma bulgularıdır.

    Bazı kanser türlerine karşı koruma sağlanmasında faydası vardır.

    Alzheimere yönelik koruyucu ve beynin yaşlanma sürecini yavaşlatıcı etkinliği bulunduğu belirtilmektedir.

    Eklem şişliği ve ağrı gibi şikayetleri azaltıyor.

    Amerikada yapılana bir araştırma sonucuna göre omega 3 kullanımı gençlerdeki diyabet olasılığını azaltmaktadır.

    Günlük omega 3 kullanımı için tavsiye edilen miktar 1-3 gramdır.

    Omega 3 besinler;

    Vücudumuz 0mega 3 ü üretemediği için dışardan besinler yoluyla alınması lazımdır.

    Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar ve keten tohumu, ceviz, semizotu omega 3 bulunan yiyecekler arasındadır.

    Civa kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede omega 3 kapsülleri kullanılmalıdır.

    Keten tohumu ise öğütüldükten sonra 24 saat içerinde yenilmelidir.

    Alıntı
#01.05.2010 21:51 0 0 0
  • Zeytinyağının Faydaları

    Zeytinyağı ile ilgili yapılan araştırmalar sağlık açısından bu besinin önemini ortaya koymaktadır. Zeytinyağının sıklıkla tüketildiği yerlerde kalp hastalıklarına daha az rastlanmaktadır.

    İyi kolesterolla kötü kolesterol arasındaki oranı düzeltir.

    Kalp ve damar hastalıklarına yönelik koruma sağlar. Zeytinyağının kalp hastalıklarına karşı koruma sağlayıcı etkisinin HDL ve LDL arasındaki oranı düzeltmesi ve Lipid oksidasyonunu engellemesinden kaynaklandığı belirtiliyor.

    Zeytinyağı içerdiği maddelerle serbest radikalere karşı vücudu korur.

    Zeytinyağındaki fenolik bileşiklerin serbest radikalleri önleyici etkisinin yanında iltihap kurutucu özelliğide bulunur.

    İtalyada yapılan bir araştırma da zeytinyağı ile beslenen kişilerde yüksek tansiyonun daha kolay kontrol altına alınabildiği görülmüştür.

    Zeytinyağındaki Oleuropein maddesinin hücre yenileyici nitelikte olduğu belirtiliyor.

    Melbourne Üniversitesinde yapılan bir araştırma sonucuna göre zeytinyağının beslenmede yer alması cilt sağlığı için olumlu etkilerde bulunmakta ve cilt kırışıklığı daha az meydana gelmektedir.

    Doymuş yağ oranı bakımından yüksek beslenme şekline sahip olanlara nazaran zeytinyağı ile beslenen kişilerin hafıza testlerinde daha başarılı olduğu tespit edilmiştir.

    Gelişme çağındaki çocukların kemik yapısını güçlendirir.

    Bağırsak, idrar yolları ve safra kesesi sorunlarına karşı yararlıdır.

    Sindirim sistemi için rahatlatıcıdır.

    Bağırsakların çalışmasını düzenleyici ve mide asidini azaltıcı etkisi vardır.

    Saç cilt ve tırnak sağlığı için yararlıdır.

    Zeytinyağı Çeşitleri

    Zeytinyağı naturel, rafine ve prina yağı şeklinde 3 e ayrılır.

    Naturel zeytinyağıyla rafine edilmiş zeytinyağı tad koku, renk ve kimyasal yapısını oluşturan bazı bileşikler açısından değişiklik gösterirler.

    Soğuk sıkım yöntemiyle elde edilen zeytinyağında besin değerleri kaybolmaz. Sıcak sıkım yönteminde ise kayıplar meydana gelir.

    Zeytin ağacının bulunduğu bölge, zeytinin cinsi, toplama ve sıkma arasında geçen zaman ve sıkma yöntemi gibi unsurlar zeytinyağının tadını etkiler.

    En kaliteli zeytinyağı Natürel Sızma Zeytinyağıdır. Soğuk sıkım tekniğiyle elde edilir ve asitlik oranı 1′den daha azdır. Besin değerleri kaybolmaz. Çiğ şekilde yenmesi daha doğru olur. Salata ve soslar için kullanılır.

    Alıntı
#01.05.2010 21:49 0 0 0
  • Balın Faydaları
    Balın içeriği: %17-20 nem, yaklaşık olarak % 70 fruktoz, glikoz, %5-10 oranında sakkaroz, 2.3-2.7 protein, % 0.1-0.2 organik asitler ve % 0.1-0.35 oranında da mineral madde yer alır.

    Balın Yararları Nelerdir?
    Bal vücut tarafından kolayca özümlenir.

    İştahsız ve zayıf kişiler için enerji kaynağıdır. Sindirimi gerektirmediğinden dolayı kolay şekilde kana geçer.

    Antioksidanlar bakımından zengindir. Baldaki antioksidan özelliği balın elde edildiği bölge, çiçek örtüsü ve balın elde ediliş tekniğine göre önemli değişkenlik gösterir.

    Enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidanlar yönünden zengin bir kaynaktır.

    Koyu renkli balın antioksidan kapasitesinin daha yüksek olduğu belirtilmektedir.

    Fiziksel ve zihinsel yorgunluğu giderir.

    Zararlı bakterileri öldürücü etkiye sahiptir.

    Dizanteri tifo gibi birçok hastalık mikrobunu öldürdüğü yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir.

    Bal sahip olduğu özellikler ile ödemli dokulardan suyu emerek yarayı temizleyici ve daha başka enfeksiyonları önleyici etkilere sahiptir.

    Vücud tarafından sentezlenemediği için dışarıdan alınması gerekli esansiyel amino asitlerin hepsi balda bulunur.

    Haricen kullanılan bal romazitmal hastalıklarda rahatlatıcı etki gösterir.

    Kansızlığı önler.

    Karaciğeri korur.

    Kalp adalesine zindelik verir.

    Diş çürüklerini önleyici özelliği vardır. Diş çürüğüne neden olan bakterilerin ürettiği asit miktarını azaltır.

    Ağız, boğaz ve bronş enfeksiyonlarında kullanımı bal yararları arasındadır.

    Zencefille karıştırılıp yenilen bal soğuk algınlığı, grip, nezle gibi sorunlarda yararlı etki gösterir.

    Früktoz ve glikoz balda bolca bulunur.

    Fosfor ve kalsiyum bakımından zengindir.

    Doku yıkımının fazla olduğu durumlarda yara iyileşmesine yardım edici özelliği bulunur.

    Yaraların balla tedavi edilebilceği yapılan araştırmalarda görülmüştür.

    Saç ve cilt sağlığı için olumlu etkilerde bulunur.

    Uygulanacak bal maskesi cildin sarkmasını ve kırışıklıkların meydana gelişini önlemeye yardım eder.

    Yaranın yayılmasını önleyici etkisi bulunur.

    Farklı derecelerde yaraların, yanıkların, kesiklerin, cilt ülserlerin, abselerin ve varikoz ülserlerin tedavisinde olumlu etkiler göstermektedir.

    Bakteri öldürücü madde olan inhibini içerir.

    Balın asiditesi mikrop üreme ve gelişmesine karşı etki gösterir.

    Böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcıdır.

    Yiyeceklerin daha hızlı sindirilmesini sağlar.

    Mide ve bağırsakları yumuşatır.

    Sıcak suyla seyreltilip içilmesi kabızlıkta rahatlatıcıdır.

    Hakiki Bal Nasıl Anlaşılır?

    Gerçek bal buzdolabında şekerlenir.

    Bal kesik kesik şekilde akıyorsa sahtedir.

    Belli bir süre buzdolabında kalan gerçek bal tereyağı kıvamına gelir.

    Alıntı
#01.05.2010 21:47 0 0 0
  • Şalgamın - Şalgam Bitkisi - Şalgam Suyunun Yararları




    Şalgam Suyunun Faydaları

    Şalgam suyu, turpgiller familyasından bir bitki olan şalgam bitkisi nden yapılan bir içecektir. Şalgam nasıl yapılır? Sağlıklı ve lezzetli bir içecek olan şalgam kırmızı havuçtan bulgur unuyla mayalandırılarak üretilmektedir. Şalgam, kırmızı havuç, su, tuz ve mayası kepekli bulgur şalgam suyunun içeriğidir. Acılı ve acısız türleri vardır.

    Şalgamın mayalanması sırasında içindeki kolesterol ve şeker sıfırlanır.

    A vitamini, B grubu vitaminler, C vitamini, magnezyum ve potasyum gibi mineraller içerir.


    Alıntı
#01.05.2010 21:45 0 0 0
  • Üzüm, dut ve incirin ezilerek ve kaynatılmasıyla yapılan bir besin olan pekmez içerdiği mineraller, vitaminler ve organik asitlerle her yaş grubundan herkesin tüketebileceği faydalı bir üründür.

    Pekmez, içinde şeker bulunan birçok meyveden üretilmekle birlikte en fazla üzümden üretilmektedir.

    Pekmezin Yararları Nelerdir ?
    Enerji gereksinimi duyanlar için doğal bir enerji kaynağıdır. Pekmezde yer alan früktoz ve glikoz sindirim sisteminde hemen emilirek ve metabolize edilerek enerjiye dönüşür.

    Ağır işlerde çalışan ve hemen enerjiye ihtiyaç duyan sporcuların kısa sürede enerji gereksinimini karşılar.

    Zengin kalsiyum içerigiyle kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz olasılığına karşı koruyucu özelliktedir. Osteoporozdan korunmak için kalsiyum yönünden zengin olan besinlerin tüketimine dikkat etmek gerektiği uzmanlar tarafından belirtiliyor. Kalsiyum gereksinimi yaşa bağlı olarak değişkenlik gösterir.

    Çocukluk ve ergenlik çağında, hamilelik ve emzirme döneminde, yaşlı erkekler ve menopoz sonrası kadınlarda daha çok oranda kalsiyuma gereksinim duyulur. Vücut için gerekli miktarda kalsiyum alınamadığı takdirde vücud bu gereksinimini kemiklerden karşılar ve bu da osteoporoza sebebiyet verir.

    Kalsiyumun yetersiz alımı kemik ve diş rahatsızlıklarına neden olur.

    100 gram pekmez 400 miligram kalsiyum içerir.

    Büyüme dönemindeki çocuklar için sağlıklı bir besindir.

    Kansızlığı ve yorgunluğu önleyici etkisi pekmez yararları içerisindedir.

    Pekmezde yer alan demir insan vücudunun rahat bir şekilde kullanabildiği (+2) değerli demirdir. Tablet şeklinde kullanılan (+3) değerli demirin, (+2) değerli demire çevrilmesi çin vücut tarafından ayrı bir işleme tabi tutulması gerekir. Bazı durumlarda ise demirin bu dönüştürülme işlemi yapılamaz. Pekmezdeki demir ise vucut tarafından rahat bir şekilde kullanılır.

    Potasyum, demir, krom, magnezyum gibi mineraller bakımından da zengindir.

    Yoğurtla birlikte alınabilir, şerbeti yapılabilir.

    Alıntı
#01.05.2010 21:43 0 0 0
  • Konu: Soya Lesitin
    Soya Lesitin

    Lesitin nedir ? Yağlar ve temel yağ asitlerinin kompleks bir karışımı olan lesitinin kendisi de fosforla birleşmiş bir yağdır. Vücuttaki tüm canlı hücrelerin gereksinimi olan bir lipid çeşididir.

    Yunancada yumurta sarısı manasına gelen lesitinin günümüzde en çok kullanılan kaynağı soya fasulyesidir. Karaciğer tarafından üretilmekle birlikte yumurta sarısında da yer alan lesitin ilk defa 1850 yılında ayrıştırılmıştır.

    En çok bilinen özelliği yağ sindirimini sağlayıcı olmasıdır.

    Kalp damar sağlığını koruyucu etkisi olan lesitin damarlarda biriken kolestrol plaketçiklerini parçalar.

    Kan kolesterolünü azaltıcı ve lipitleri normal seviyeye getirici etkisi lesitin faydaları arasındadır.

    Yapılan bazı araştırmalara göre koroner kalp rahatsızlığı olan kişilerde lesitin düzeyinin düşük olduğu görülmüştür.

    Beyin fonsiyonunu güçlendirici özelliktedir. Soya lesitindeki kolin sinir hücreleri arası iletiminde görev alarak hafıza için yararlı etki oluşturur.

    Karaciğer hücrelerinin onarılmasına yardımcıdır.

    Soya lesitin granül toz yada kapsül biçimde de satılmaktadır.

    Soya enjeksiyonu: Soya fasulyesinde bulunan lesitin maddesi yağ bloklarının çözülmesine yönelik kullanılmaktadır. Selülit ve bölgesel incelme için uygulunan soya enkesiyonu yönteminde soya lesitin bir vücut bölgesindeki eritilemeyen yağlar ya da selülitlere lipoliz iğnesiyle verilir.

    Lipolizis yöntemi denilen bu uygulamada çok ince uçlu iğneyle bölgesel yağlanma olan yerlere, soya fasulyesinden elde edilmiş olan fosfolipid maddesi yağ dokularının içine enjekte edilir.

    Alıntı
#01.05.2010 21:41 0 0 0
  • Soya Faydaları

    Yüksek kalitede protein kaynağı olan soya besleyici özelliğiyle tüketimi artan birbesindir. Soya yaklaşık olarak % 40 protein, % 26 oranında karbonhidrat, %18-24 yağ, B ve E vitaminleri çinko, demir, kalsiyum, fitokimyasal maddeler içerir. Linoleik ve linolenik yağ asitleri bakımından zengindir.

    Soya yada soya yağının damar sertliği ve kroner kalp sorunlarında olumlu etkileri vardır.

    Kandaki kolesterol seviyesini azaltıcı özelliktedir.

    Kalp sağlığını korur.

    Menopozdaki kadınlara soya ürünleri önerilmektedir. Menopoz sonrasında görülen kemik erimesi ve sıcak basmaları gibi sorunları azaltıcı etkinliği olduğu belirtilmektedir.

    Prostat ve göğüs kanserine karşı olumlu etkinliği olduğu ifade edilmektedir.

    Erken yaşlardan itibaren tüketilen soyanın kadınlarda göğüs kanseri olasılığını azaltabileceği ve soya tüketiminin yüksek olduğu japonyada kadınların göğüs kanserine yakalanma olasılığının Avrupalı kadınlara nazaran 4 kat daha düşük olduğu belirtilmektedir.

    Soya Sütünün Faydaları:Karın yağlarını eritmesi için soya sütünün kullanılması yardımcı olabilir. Alabama Üniversitesince yapılan çalışmaya göre soya sütü fazla şekerin yağa dönüşmesini engelleyerek karın yağlarını eritiyor.

    Soya yağı yağ ve lipid metabolizmasını düzenleyen yağ asitleri içerir. Kandaki kolesterolü düşürür. Atardamar daralmasını önler.

    Soya fasulyesi sindirilirken açığa çıkan, equol maddesinin saç dökülmesini önleyebileceğine dair araştırmalar vardır. Saçın dökülmesine sebep olan, doğrudan erkeklik hormonu testesteron değil onun dihidrotestesterona dönüşmüş şeklidir.

    Kelliğe karşı yapılan tedavilerin temeli genellikle testesteron hormonunu ve onun DHT`ye dönüşümünü azaltmaya dayanır.

    Saç dökülmesine karşı testesteron hormonunun dihidrotestesterona dönüşümünü engelleyen ilaçlar kullanılmakla beraber bu ilaçların yan etkileri vardır. (Bitkinlik ve iktidarsızlık riski gibi.)

    Soya fasulyesindeki equol maddesinin ise yan etki oluşturmadan vücutta dihidrotestesteron oluşumunu etkisiz hale getirdiği belirtiliyor.

    Equol soyanın sindirimi esnasında ortaya çıkmasına rağmen her insanda equol üretilemediği de yapılan bir tespittir.

    Soya ile ilgili farklı kaynaklarda farklı bilgiler yer alıyor. Soya ile ilgili olumlu yaklaşımların yanısıra bunun tersini savunan doktorlarda bulunmaktadır. Soyanın sağlıklı bir besin olmadığını ve bu yüzden çok az yenmesini yada hiç yenilmemesi gerektiğini belirtenlerde vardır.

    Hamile kadınların soya tüketmemelerini gerektiğini belirten uyarılar vardır. Amerikada yapılan bir araştırmaya göre hamilelik döneminde soya tüketimi doğacak erkek çocuğun ilerki dönemde cinsel yaşamında sorunlara yol açabilir. Soyadaki östrojen hormonu benzeri kimyasalların buna neden olabileceği düşünülmektedir.

    İngiltere'de King's College de araştırmalar yapan Prof. Dr. Lynn Frasere göre hamile kalmak isteyen kadınların doğurganlığı olumsuz biçimde etkilediği için soya ürünlerini yememesi gerekmektedir.

    Göğüs kanseri bakımından risk taşıyanların soya tüketmemeleri gerektiği söyleniyor. Yine bazı araştırmacılara göre menapozdaki kadınlar soya ve soya içeren tüm doğal hormon takviyelerinden kaçınmalıdır.

    Soya oksalik asit bakımından zengin olduğu için böbrek taşı olanlarında soyadan uzak durmaları gerektiği belirtiliyor.

    Soyanın kısırlık ve adet düzensizliklerine neden olacağına dair uyarılar vardır.

    Harvard Üniversitesinin tespitine göre soya sperm sayısını azaltmaktadır. Connecticut Üniversitesine göre soya testesteron üretiminin düşmesine neden oluyor.


    Alıntı
#01.05.2010 21:39 0 0 0
  • Kefir nedir ve kefirin faydaları nelerdir?

    Kuzey Kafkasya orjinli olan kefir sağlık üzerine olumlu etkileri ve yüksek besin değeriyle birçok araştırmaya konu olmuştur. Kefir inek, koyun, ve keçi sütünden yapılan fermente süt içeceğidir. Yoğurda ya da ayrana benzer ve bekletildikçe tadı ekşir. Kefir ısıya maruz kalırsa içindeki faydalı mikroplar ölür.

    Kefirde doğal olarak bulunan bakteriler ve mayaların simbiotik etkileşimi sonucu meydana gelen yapılar bu besinin düzenli olarak kullanımıyla sağlık yönünden yararlar sağlamaktadır.

    Kefirde yüksek oranda A, B1, B12, D, E, K vitaminleri ve magnezyum, kalsiyum, fosfor, flor, selenyum mineralleri dengeli ve sentezlenmiş olarak yeralır.

    Kefir sütten yapıldığından dolayı, sütteki yağ, laktoz, vitaminler ve minerallerin hepsini içermektedir.

    Kefir ve yoğurdun ikiside sütün fermantasyonu sonucuyla elde edilir. Kefir probiyotik yoğurt ise prebiyotiktir (probiyotiklerin üremesini artırır)

    Kefir faydaları nelerdir?

    Kefir, sütün kefir taneleri ya da kültürü ile fermantasyonu sonucu oluşur.

    Kefirdeki mikroorganizmalar bol miktarda vitamin sentezi yaparlar.

    Kefirdeki faydalı bakteriler sindirimi düzenler ve sağlıklı bir sindirim sisteminin oluşturulmasına yardım eder.

    Bağırsak florasını güçlendirir.

    Kefirdeki faydalı mikroorganizmalar mide-barsak yüzeyini koruyucu etkidedir.

    Kefir sayesinde bağırsaktaki faydalı mikroplar artarken, hastalık yapan mikroplar ise azalır.

    Kronik hepatit gibi interferon tedavisinin kullanıldığı hastalıklarda doğal bir yardımcıdır.

    Bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Kansere karşı koruyucudur.

    Antimikrobiyal Etkisi vardır.

    İştah açıcıdır.

    Kolesterolü düşürücü özelliktedir.

    Karaciğer açısından yararlıdır.

    Ülser yapıcı bakterileri yok edici etkinliktedir.

    Antibiyotik ve antifungal özelliği bulunur.

    Yüksek triptofan, magnezyum ve kalsiyum içeriğiyle depresyona karşı rahatlatıcı özelliği vardır.

    Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci artırır.

    Kronik yorgunlukta kullanılabilir.

    İlkin çay bardağı içilir sonra miktar gittikçe arttırılır. Genel olarak 250-1000 mL kadar tüketilmektedir.

    Günde en az 100 mililitre tüketilmesi gerektiği belirtiliyor.

    İyi bir kefir akıcı kıvamda, içildiğinde hafif maya tadı olan ve serinletici etkide olmalıdır.

    Kefirin sıcak yemeğe ilave edilmesi kefirdeki probiyotik mayaların ölümüne neden olur.

    Alıntı
#01.05.2010 21:36 0 0 0
  • Likopen Nedir
    Karotenoid ailesinin bir üyesi olan likopen güçlü bir antioksidandır. Likopen domates karpuz, pempe greyfurt gibi besinlerde yer alıyor. Domates en güçlü antioksidan karotenoitlerden biri olan likopen`in başlıca kaynaklarındandır.

    Likopenin Faydaları Nelerdir?
    Yapılan araştırmalar yüksek likopen alımının kardiovasküler sağlığa olan olumlu etkilerini göstermektedir.

    Journal of Nutrition adlı dergide yayınlanan bir araştırma sonucuna göre likopen bakımından zengin domates ürünlerinin yüksek oranda tüketilmesi kadınlarda kalp ve damar sağlığını koruyucu etki göstermektedir.

    Serbest radikallere karşı koruyucu etkisi vardır.

    Rahim, prostat, servikal, mide, meme, akciğer kanserine yönelik koruyucu etki sağladığını gösteren araştırmalar vardır.

    Ulusal Kanser Enstitüsünce yürütülen çalışmaya göre Her gün 1 porsiyon domates ya da domates ürünleri yemek prostat kanserine sebep olan DNA hasarına karşı koruyucu etki göstermektedir.

    İtalya`da yapılan bir araştırmaya göre yüksek oranda domates tüketilmesi sindirim sistemi kanser olasılığını azaltabilmektedir.

    Likopenin osteoporoz oluşumunu geciktirici etkisi olduğu belirtilmektedir. Likopen kalsiyum ve D vitaminiyle oluşan kemik güçlenmesini daha çok artırmakta, kemik yıkımını yavaşlatıp geciktirmektedir.

    Likopenin meme kanseri olasılığını azaltıcı özelliğe sahip olduğu belirtiliyor. Meme dokusundaki likopen artışının meme kanserine yönelik ciddi bir koruma sağlayabileceği yapılan araştırma tespitleridir. Yağ açısından zengin bütün dokular gibi meme dokusu da likopenin yoğun depolandığı bölgelerdendir. Yine likopenin rahim ağzı ve rahim kanserine yönelik de koruma sağlayabileceği belirtiliyor.

    Likopen yağlı cilt dokusunda birikebilen güçlü bir antioksidandır. Likopenin cilt dokusundaki yoğunluğu fazlalaştıkça güneş ışıklarının sebep olabileceği serbest radikal bazlı hasarlar ve cilt yaşlanması da azalmaktadır.

    Tip 2 diyabet hastalarında domates suyunun kullanılmasıyla plazma likopen seviyesinde gözlenen belirgin artışa bağlı olarak kötü huylu kolesterolün oksitlenerek damarlar için zararlı ürünlere dönüşümü belirgin bir biçimde azaltılabildiği görülmüştür.

    Domates ve domates ürünlerindeki likopen kan basıncını düşürücü etkiye sahiptir.

    Yapılan bir araştırma likopenin kadınlarda şiddetli karın ağrısının nedenlerinden endometriyozisin tedavisinde kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Amerikadaki Wayne Eyalet Üniversitesinden araştırmacılar likopenin endometriyoziste görülebilen normal dışı doku yapışmasına neden olan proteinleri engelleyebildiğini belirlediler.

    Likopen, hücreleri serbest radikal hasarından korumasının yanında, hücreler arasındaki bağları kuvvetlendirmekte ve hücre metabolizmasını geliştirmektedir.

    Daha çok likopen almak için ketçap, domates suyu, domates sosu, ve diğer domates ürünleri kullanılabilir. Domatesin dışında domates salçası, ketçap, domates sosu, domates püresi gibi domates ürünlerinde de likopen yüksek miktarda yeralır

    Uzmanlara göre domates piştikçe likopen artmakta ve zeytinyağı ile beraber yendiği takdirde vücut tarafından daha kolay özümsenmekte.

    Alıntı
#01.05.2010 21:33 0 0 0
  • Ekmek mayası mantarından elde edilen, doğal ekmeğin kabuklarında da yer alan beta glukanla ilgili yapılan araştırmalar bu maddenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini göstermektedir. Bağışıklık sisteminin gücünü hücresel düzeyde artırıcı etki gösterir.

    Beta-Glukan 1960da Amerikadaki Tulane Üniversitesinde Prof. Dr. Nicolas Di Luzio tarafından bulunmuş ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi açıklanmıştır.

    Mayo Klinik, Harvard ve Johns Hopkins Üniversitelerinde yapılan araştırmalar beta glukanın bağışıklığı kuvvetlendirici etkisini onaylamıştır. Beta glukanın herhangi bir yan etkiye sebep olmadığı belirtilmektedir.

    Beta glukan ekmekmayası haricinde birçok tahıl ve mantar gibi farklı kaynaklardan da elde edilebilir.

    Bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olan durumlarda vücut direncini arttırarak hastalıklara karşı koruyucu etki gösterir.

    Enfeksiyona yakalanma tehlikesinin yoğun olduğu günlerde vücut direncini artırmak için kullanılabilir.

    Vücudu serbest radikallerin zararlı etkilerine karşı korur.

    Sık sık enfeksiyona yakalananlar, sigara kullananlar, yoğun tempo ve stres altında çalışanların kullanımı için uygun bir doğal destektir.

    Beta glukanın düzenli olarak kullanılması savunma sistemini destekler. Beta glukanın çinko mineraliyle beraber kullanımı tavsiye edilmektedir.

    Ekmek mayasından elde edilen doğal bir madde olan betaglukan ( İmuneks) tablet olarak eczanlerde satılmaktadır.

    Alıntı
#01.05.2010 21:31 0 0 0
  • Beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormon olan melatonin normal vücut ritimlerini korumada büyük önem taşır. Melatonin üretimi yaşla birlikte düşer.

    Yeterli bir melatonin salınımı için, karanlık ortamda uyunması gerekir. Melatonin her zaman karanlıkta sentezlenir ve kana salgılanır. Karanlık periyoda ne zaman girilirse o zaman üretilmeye başlanır ve de karanlık sürdükçe üretimi devam eder.

    Melatonin üretimi, gecenin uzunluğuyla ilgilidir, gece ne kadar uzarsa üretim de o kadar uzar. Melatonin üretimi kışın artar, yazın ise azalır.

    Vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlar.

    Hücre yenileyici ve bağışıklık sistemini düzenleyici etkisi vardır.

    Bilinen en güçlü antioksidanlardan biridir.

    Melatoninin bağışıklık sistemini olumlu etkileyerek ve stresi azaltarak yaşam süresini artırdığına yönelik tespitler vardır.

    Melatoninin kanser engelleyici bir ajan olduğuyla ilgili çok sayıda bilimsel araştırma bulunmaktadır. Melatoninin birçok tümör tipinde büyümeyi sınırlandırdığı tespit edilmiştir.

    Tedavi edici dozlarda verildiğinde melatonin direkt olarak tümör hücrelerini öldürücü etkiye sahip olduğu belirtilmektedir.

    Depresyonda melatonin seviyesi düşük, kortizol seviyesi yüksek bulunmuştur.

    Uyumadan 30-60 dakika önce melatonin alımının uykuya dalma süresini kısalttığı ve uyku süresinin uzatabildiği yönünde araştırmalar bulunmaktadır. Melatonin kapsül ve tablet olarak olarak alınabilmektedir. Dil altından alınan formu da vardır.

    Yapılan bazı araştırmalara göre uykusuzluk sorunu olan yaşlılarda uykuya yatmadan önceden alınan melatoninin uykuya dalma süresini kısalttığı ve uyku kalitesini düzelttiği belirtilmektedir.

    Kanserin her türüne karşı koruyucu etkisi vardır özellikle de meme kanserine karşı.

    Hipertansiyon, diyabet, karaciğer yağlanması, damar sertliği gibi tüm uzun süreli hastalıklardan karşı koruyucudur.

    Stres, alkol, sigara, fazla kahve ve çay, bilgisayar başında uzun süre geçirilmesi, ışık, ses, yatmadan önce karnın tok olması gibi faktörler melatoninin azalmasına neden olur.

    Kızılcık ve vişne şerbeti, rezene, anason, sarıkantaron, papatya çayı, ayçiçeği, badem ve fındık gibi besinler melatonini artırıcı etki gösterirler.

    Alıntı
#01.05.2010 21:28 0 0 0

  • Ananasta bulunan protein sindiren enzimlerin karışımı olan bromelain sindirime ve enflamasyonun giderilmesine yardımcıdır.
    Bromelain enzimi, ananasın proteolitik enzimleri olan bromelin A ve B nin karışımıdır. Protein ayrıştırıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı bir enzimdir. Bromelin enzimi etten alınan proteinlerin vücutta kullanılabilir hale gelmesini sağlar.

    Enfeksiyonlar ya da fiziksel zedelenmeler sonucu meydana gelen iltihapların giderilmesinde destekleyicidir.

    Yapılan araştırmalara göre bromelain fiziksel yaralanmalar, spor yaralanmaları, operasyon sonrası meydana gelen ödemler gibi proplemlerde inflamasyon, yanma ve ağrıyı azaltıcı etki gösterebilir ve zedelenmiş dokuların iyileşme süresini azaltabilir.

    Kan damarlarında depolanan ve dolaşımı azaltıp pıhtılaşmaya neden olan fibrinleri parçalayabilir.

    Avustralyalı bilim adamlarınca yapılan araştırmaya göre ananas taki bromelain enzimi kansere karşı etkili olabilir.

    Yapılan bazı araştırmalar ananastaki bromelain enziminin anjin, astım ve bronşit gibi rahatsızlıkların olumsuz etkilerini azaltabileceğini göstermiştir.

    Almanya Sağlık Bakanlığının bitkisel preparatların hazırlanması ve ruhsatlandırılmasından sorumlu E Komisyonu bromelainin lenf ödeminde kullanılabileceğini belirtmiştir.

    Standardize preparat olarak eczanelerde satılmaktadır. Günde 1 tablet alımı önerilmektedir.

    12 yaşından küçüklerde kullanılmaz.

    Hamilelik ve emzirme döneminde alınmamalıdır.

    Kan pıhtılaşmasını önleyen ilaç kullanlarda kanama eğilimini artırabilir.

    Alıntı
#01.05.2010 21:25 0 0 0
  • boza nedir - bozanın faydaları - boza kıvamı - boza kıvamı nedir


    Boza nedir ve bozanın faydaları.

    Genel olarak kış döneminde tüketilen boza, darı irmiği, şeker ve sudan yapılır. Mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olduğundan dolayı muhafaza koşulları önemlidir. Şişelenmesi esnasında fermantasyonu süren bozanın çok hızlı olarak tüketilmesi gerekir.

    Mayalanma anı esas tadın ortaya çıktığı andır.

    A, B , C ve E vitamini içerir.

    Enerji vericidir.

    Mayalanması esnasında ürettiği laktik asit hazmı kolaylaştırıcı özelliktedir.

    Bağırsak florasını düzenler.

    İçindeki aktif mayalarla probiyotik özelliği vardır.

    Bozanın bir müddet bekledikten sonra üzerinde kabarcıklar oluşmaya başlaması ekşimiş olduğu manasına gelir.

    Bozanın hafif ekşimiş olanı, tatlı olanlarına nazaran laktik asit bakımından daha zengindir.

    Soğuk olarak ve üstüne tarçın serperek içilmesi tavsiye ediliyor.

    Uygun koşullarda muhafaza edilirse bozanın içilebilecek kıvamını koruduğu süre 6 veya 7 gündür.

    Ülkemizde genel olarak darıdan yapılan boza arpa, mısır, buğday kullanılarak da yapılmaktadır.

    Alıntı
#01.05.2010 21:22 0 0 0
  • Biyoenerjist Kimdir

    --------------------------------------------------------------------------------

    Biyoenerji uzmanları, yüzyıllardır zaman zaman kullanılan ancak unutulmaya yüz tutmuş olan Şaman iyileştirme yöntemlerini modernize ederek günümüz şartlarında uygulayan şifacılardır.
    Biyoenerjistler ise bu olayları, ciddi bir şekilde benimseyen ve ayrıca bilimsel çalışmalara doğru kendini yönlendiren kişilerdir. Bu kişiler daha çok uygulamalı araştırmaya yönelik olarak çalışırlar.
    Modern tıbbın olmadığı, insanların korkunç hastalıkların pençesinde kıvrandığı o yıllarda, Şaman rahiplerinin uyguladığı bir iyileştirme yöntemi olarak bilinmektedir.
    Bu olayda en önemli nokta kişinin inanç ve teslimiyetidir. KAM denilen rahipler; bu olayı dinsel bir şov görünümünde sunarlarmış. Bunun için hastayı aldıkları odayı tamamen karanlık yaparak, sadece mumlarla aydınlatırlarmış. Rahiplerin kıyafetleri de ortamla özdeşleşerek, ilginç bir atmosfer yaratırmış. Böylece hasta, Kam 'ın iyileştirme gücünün çok yüksek olduğuna ve hastalığı kendisinden uzaklaştıracağına inanarak, kendisini Kam' ın şifalı ellerine bırakırmış.
    Oysa günümüzde, kişinin bu olaya konsantre olabilmesi için mayalanma safhası dediğimiz, bir safhadan geçmesi gerekir. Buradaki amaç beyni tüm düşüncelerden arındırarak, dikkati bir noktada toplamaktır. Bu da kişinin, düşüncesine konsantre olmasını sağlar. Bu başlangıç için şarttır. Avusturyalı Dr.Anton Mesmer; Şamanların hastayı iradeleri altına alarak kendi enerjisini ona aktarmak suretiyle yapılan rahatlatma yönteminden çok etkilenmiş. 18.yüzyılda Mesmerizim adıyla bilinen ve tedavi manyetizması olarak uygulanan bu yöntem batı ülkelerini de etkisi altına almış oldu. Akabinde de Hipnoz' un babası oldu.
    İçinde bulunduğumuz yüzyılda, bu rahatlatma yöntemiyle, insanların şifa bulmalarına başlanmış ve 1970'li yıllarda temassız masaj ismiyle araştırmaların içine katılarak; insan vücudundaki elektriğin ve manyetik alanın ölçülmesi ile bu olay daha elle tutulur bir hale gelmiştir. Bu konuda öncülüğü S.S.C.B. yapmış olmasına karşın; daha önce bahsettiğim gibi batılı ülkeler de bu konuya çok ilgi göstermişlerdir. Temassız masaj yani biyoenerji konusunda faydalı olabilecek insanları yetiştirmek amacıyla üniversitelerinde Biyoenerji (Batılı ülkeler bu enerjiye çok değişik adlar vermişlerdir.) ile ilgili kürsüler açmışlardır. Bu gün artık bu konuda bir hayli yol alınmıştır.
    Geçenlerde, ulusal bir kanalda bir Fransız Biyoenerjistle yapılan programda; Biyoenerjistin binlerce hasta üzerinde çalıştığını söyledi. Bunu yaparken gözlerini kapatarak, ellerini hastanın vücudu üzerinde dolaştırarak kist, kırık veya her türlü rahatsızlıkları ve hatta röntgen ile dahi görülemeyecek, kadar küçük olan tahribatları tespit ettiğini açıkladı. Bu işi yaparken, sürekli bir hekim nezaretinde çalıştığını ve birbirlerine çok yardımcı olduklarını, hatta birbirlerini tamamladıklarını söyledi. Daha sonra bu yeteneğinin kendisine ailesinden miras geldiğini, çünkü dört nesilden bu yana bu işi sürdürdüklerini de ifade etti.
    Yukarıda bahsettiğimiz bu biyoenerjist, gerçekten üstün yeteneklere sahip olan bir kişi. Bu insanın; sahip olduğu doğa üstü gücü kullanarak, insanlara şifa vermesi olması onun bir peygamber gibi algılanmasını hiç bir zaman gerektirmez. Şu bir gerçek ki, insan henüz beyin gücünün nelere kadir olduğunun pek farkında değil. Çünkü, bu olay bir mucize değildir. İnsan, beyin gücünü kullanarak bu yeteneklerini geliştirebilir.
    Günümüzde Biyoenerjistler, insan anatomisi konusunda eğitim görmüş, enerjinin nasıl ve nerelerden verileceğini, hangi hastalıklara iyi gelip, hangi hastalıklarda etkisi olmayacağı konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip olan uzmanlardır.
    Doğal şifacılar Biyoenerjilerini kontrol etme yeteneğine sahiptirler. Bu durumu uygulama ve eğitimle kazanmışlardır. Bedenin belli bölgelerindeki enerji akışı ve alanlarını güçlendirmek için sık sık doğal bitki yağları kullanmışlardır.
    Ellerle ve Akupunktur ile, Home. pathy, Aromaterapi ve diğerleri olmak üzere daha pek çok uygulama, biyoenerjide kullanılabilir.
    ŞAKRALAR:
    Evrenden gelen enerjinin canlı vücuduna girdiği noktalardır.
    İnsanda 7 ana şakra mevcuttur:
    1-Taç şakra'sı mor renkte olup bıngıldağın olduğu yerde.
    2-Üçüncü Göz şakra'sı lacivert renkte iki kaşın ortasında
    3-Boğaz şakra'sı mavi renkte boğazın olduğu yerde.
    4-Kalp şakra'sı yeşil renkte.
    5-Karın şakra'sı sarı renkte, mideyle omurga arasındaki boşlukta yanlarda.
    6-Hara şakra'sı turuncu renkte, göbekte hafif solda.
    7-Kök şakra'sı kırmızı renkte, omurilikte kuyruk soku-munda
    Yeni doğan bebekte; mavi-grimsi renktedir.
    Şakra kapanması o bölgeye enerji gelmesinin önlenmesi ve dolayısıyla de bölgede negatif enerji oluşmasına yol açar. Daha sonrada o bölgede fiziksel rahatsızlıklara neden olur.
    Ölümde ise Parlak ışık taç şakrağından çıkar.
    Biyoenerjide üç tip enerji nakli ve kontrolü vardır.
    1-Eller Detektör
    Sol el şakranın 15 cm üzerinde ,terapisel dokunarak.
    2-Bakışla
    Yüksek seviyedeki kişiler (Biyoenerjiyi çok iyi düzeyde yapabilenler)
    3-Sarkaçlı
    Beyaz kuvars kristalinden yapılmış sarkaç.
    Yeniler için çok iyidir.
    Dairesel sallanır. Açık şakra saat yönüne, kapalı şakra ters yöne gider.


    Yazan:Kemal Haluk CEBE
#01.05.2010 21:04 0 0 0
  • Sevginin Gücü

    --------------------------------------------------------------------------------

    EN BÜYÜK POZİTİF ENERJİ; SEVGİDİR.

    İnsanlar yüzyıllar boyunca kendilerini ifade etmek ve varolmak için bir şeyler yapmaya ihtiyaç duymuşlardır. Bu ihtiyaç, insanları birbirlerine yaklaştırmıştır. Bu yakınlığın adı sevgidir. İnsanların yalın olarak bulabilecekleri tek şey odur. Sevgi para ile satın alınamayacak tek şeydir. Sevginin en yücesi, en kutsalı, anne ile çocuk arasındaki sevgidir.
    Değil midir ki, düştüğünde herhangi bir yeri kanadığı zaman, annesinin yanına ağlayarak gelip, annesinin şefkatli öpücüğünü bekleyen. Daha sonra anne tarafından öpülerek iyileştiren. Bu sihirli şey nedir? Evet, bu sihirin adı Biyoenerji denen enerjidir. Buradan anlaşılmaktadır ki, en güzel pozitif enerji sevgidir. Dikkat ederseniz, rahatsızlandığınızda gittiğiniz hekim size çok iyi davranır ve yakınlık gösterirse iyileşme şans yüzdeniz çok fazla olacaktır.
    Sabah gazetesinde, Sayın Ayhan Atakol' un hazırlamış olduğu ve yönettiği TOPLUM bölümünde,SEVGİSİZLİK HASTA EDİYOR başlıklı yazıyı, sizlere anlatmak istediğim sayfalar dolusu tutabilecek düşünce ve fikirlere son derece uygun ve güzel ifade edildiği için aynen aktarmayı uygun buldum:
    Her insanın en büyük sağlık kaynağı, yaşamın da özü olan sevgi. Sevgisiz kalmak, uzmanlara göre en büyük hastalık nedeni. İster sevgilinin terk edişi olsun, ister iş yaşamında mesai arkadaşları tarafından dışlanmak olsun, sevgi iletişimin olmaması, çeşitli ruhsal ve fiziksel hastalıklara yol açıyor.
    Sevgiden yoksun olmak, insanları tehdit eden en büyük stres faktörü, sinir sistemi aracılığıyla alarm durumuna geçen vücut, kalbin daha hızlı atmasına, damarların daralmasına, tansiyonun yükselmesine, beyin ve kasların daha fazla kanla beslenmesine neden oluyor. Ayrıca solunum da hızlandığı gibi, göz bebekleri de büyüyor.
    Bunun yanı sıra böbrek üstü bezleri, stres hormonları olan adrenalin, noradrenalin ve kortizon salgısını artırıyor. Bunun sonucunda da bağışıklık sistemi, kandaki adrenalini algılayıp enfeksiyonlara karşı koruyucu görevi olan akyuvar üretimini hemen azaltıyor. Kortizon da bağışıklık sistemini en zayıf noktasına düşürüyor. İşte tüm bunların sonucunda da uzun süre yaşanan sevgisizlik, kişiyi yatağa düşürüyor. Bilim adamları, sevgisizliğin vücutta şu hastalıklara neden olduğunu belirtiyorlar:
    Baş: Baş ağrısı ve migren, sevgisizlik sonucu en sık görülen hastalıklar. Ani şoklar, endişe, depresyon, bunalım ve stres ise diğerleri.
    Kalp: Psikolojik kaynaklı stres, kalp atışlarını hızlandırıyor. Nabız 150'ye fırlıyor. Tansiyon yükseliyor. Solunum zorluğu, ter boşalması, panik derecesinde korku görülüyor. Ayrıca basınç, göğüs kafesi üzerinde yanma, sol kola ve alt çeneye sancı girme gibi enfarktüs belirtileri görülüyor.
    Cilt: Sevgisiz bir ortamda en önce cilt ağlıyor. Alerji, egzama, sivilce, sedef hastalığı, kaşıntı gibi şikayetler hemen ortaya çıkıyor.
    Kulak: Kulakta basınç meydana geliyor. Bu durum, paslı işitmeye, bazen ıslığımsı bir ses duyulmasına neden oluyor. Kulaktaki bazı küçük damarlar daralıyor, işitme hücreleri oksijensiz kalıyor ve ölüyor. İşitme zayıflıyor veya işitme kaybı meydana gelebiliyor.
    Sırt: Sevgisizlik, gerginliğe neden olduğundan ense, omuz ve sırttaki kaslar geriliyor. Ağrılar ortaya çıkıyor. Aşırı yüklenme sonucu fıtık bile meydana gelebiliyor.
    Mide: Gastritin başlıca nedeni, stres. Sevgisiz bir ortamda en büyük stres kaynağı. Böylece mide ağrısı, bulantı ve kusma ortaya çıkıyor.
    EN GÜZEL ÖRNEK
    Bilim adamları, sevgisizliğin hasta ettiğine ilişkin en güzel örnek olarak ,dünyanın en tanınmış insanlardan birini, Prenses Diana' yı gösteriyorlar. Kocası Prens Charles' ın bir sevgilisi olduğunu gazetelerden öğrenen genç kadın, zaten kraliyet ailesi tarafından çoktan dışlanmıştı.
    Bunun başlıca nedeni de kendine fazla güvenen kamuoyunca çok sevilen ve çok açık davranan biri olmasıydı. Prenses Diana, çok değil, 3 ay içinde tipik sevgisizlik semptonları gösterdi.
    Genç kadında aşırı yemek isteği, her yemekten sonra kusarak günden güne erime, depresyon belirtileri görüldü. Alışveriş hastalığı, intihar girişimleri, Prenses Diana'nın peşini bırakmadı. Hatta uzmanlara göre, kocası Prens Charles'ın gözleri önünde merdivenlerden düşmesi,sevgi arayışı çığlıklarından başka bir şey değildi.
    Yukarıda sizlere aktardığım yazı gerçekten sevginin gücünü ve pozitif enerjisini en güzel anlatan örnekti.
    İnsanların birbirine yakınlık göstermeleri bile aralarında bir enerji oluşturur. Aşk nedir? Tabii enerjinin insanlar üzerinde bıraktığı bir tesirdir. Bazı insanlar; aşık insanlara kızarlar ve kınarlar. İşte yanlış buradadır. İnsanların enerji nakilleri için dokunmaya ihtiyaçları yoktur. Burada sadece bakarak bile enerji nakli yapmak mümkündür. Hatta enerji insan beyninin ürettiği bir olay olduğu için, çok güçlü olarak düşünerek de enerji nakli mümkün olabilir.
    Son yıllarda gerek medya, gerekse bir çok kuruluş tüm insanları sevgi ve kardeşlik için birleşmeye davet ediyor. Bu türde birleşme bize neyi kazandırır biliyor musunuz? POZİTİF ENERJİ' yi, işte o zaman, mutlu ve huzurlu bir yaşamın sırrını, sağlıklı bir yaşamın değişmez reçetesini de böylelikle keşfetmiş oluruz. Hiç düşünebiliyor musunuz? Sabah yataktan kalktınız yüzünüzü yıkamak üzere lavaboya gittiniz. Aynaya baktınız. Kendi yüzünüzü gördünüz. Tebessüm ettiniz. Kendinize Günaydın, hayırlı günler diyorum dediniz. İşinizi bitirip, kahvaltınızı yapmak üzere sofraya oturdunuz. Bu arada ailenizin ;görebildiğiniz kadarıyla selamlaştınız. Ev halkıyla, güzel sohbet ederek, kahvaltınızı bitirdiniz. Vedalaşarak evden ayrıldınız. Arabanıza bindiniz. Bu arada görebildiğiniz, komşularla tebessüm ederek iyi günler temennisiyle selamlaştınız. Bir kavşağa geldiniz. Kavşakta hak sizin olmasına karşın; işine acele gitmek isteyen ve acelesi sizden daha çok olan insanlara yol verdiniz. Trafik yoğun olmasına rağmen, bazen tebessüm ederek, bazen de gülerek seyahat etmeye başladınız. Bu arada oldukça sık, hatta biraz sonra bayağı kahkaha ile gülmeye başladınız. Niye güldünüz? Hata yapan, üstelik hata ve suç yüzde yüz kendinde olmasına karşın; etrafına bağırıp çağıran insanları gördünüz. İşte bunlara gülüyordunuz. Zira artık onlara rahatsız insan gözü ile bakmaya başladınız. Sabah uyandığınız andan itibaren pozitif enerji ile dolduğunuz için artık çevrenizdeki tüm gerçekleri görüyorsunuz. Ama, artık son derece pozitif bir insan oldunuz. Çok büyük bir hoşgörüye sahipsiniz.
    Daha sonra işinize gittiniz. Çalıştığınız iş yerinde tüm insanlara karşı çok sıcak davrandınız. Bütün bunlardan sonra, performansınızın arttığını hissedecek, çevrenizde-kilerle iletişiminizin arttığını, güçlendiğini ve buradan itiba-ren pozitif enerjinin mucizesini gösterdiğini göreceksiniz. Beyniniz, bu andan itibaren sürekli olarak pozitif enerji üretmeye başlayacak. Hem ruh, hem de beden sağlığınız açısından kendinizi daha iyi hissetmeye başladığınızı fark edeceksiniz.
    ÖNCE, MODERN TIP


    Yazan:Kemal Haluk CEBE
#01.05.2010 21:00 0 0 0
  • Suyun mucizesi

    --------------------------------------------------------------------------------
    Su Mucizesi Bilimsel olarak İslam en doğru din Japon bilimadamı İslam üzerine bir araştırma yaptı. Kuran okunurken moleküllerin en doğru dizilime kavuştuğunu gördü! İslam'ın en mükemmel ve doğru din olduğu "moleküler" olarak saptandı! Japon bilim adamı Masaru Emoto, su molekülleri üzerine yaptığı araştırmalarda Kuran okurken veya hoca ezan okurken, sudaki moleküller meydana gelen titreşimle mükemmel bir altıgen dizilime ulaştığını saptadı. Emo kısa bir süre önce Mısır'a giderek Kahire Üniversitesi'nde yaptığı araştırmanın sonuçlarını meslektaşları ile paylaştı. "İSLAM EN DOĞRU DİN" Mısır devlet televizyonunda Japon bilim adamının elde ettiği bulgular profesörler tarafından tartışmaya açıldı. Kuran okunurken suyun nasıl değiştiğini tartışan bilim adamları, insan vücudunun yüzde 70'inin sudan oluştuğundan yola çıkarak İslam'ın en doğru din olduğu sonucuna vardı. Ayrıca Kuran okuyan ve Allah'a duan eden insanların huzur ve mutluluk duymasının sebebinin de bu olduğu öne sürüldü. Bu konuda daha fazla araştırmalar yapılması gerektiğine işaret eden Mısırlı akademisyenler, Kuran sesinin su moleküllerini değiştirmesi ile ibadet edenlerin şiddetten uzak durması arasında da bir bağlantı olduğunu savundu. Fransız bilimadamı Dr. Jacques Benveniste yaptığı araştırmalarda DNA hücrelerinin belli bir frekansta foton (ışık) yaydığını, farklı hücrelerin farklı frekansta titreştiğini, farklı titreşimdeki iki hücre yan yana geldiğinde yeni bir frekans oluşturup birlikte bu frekansta titreşmeye başladıklarını ve elektro manyetik dalgalar ile bir çağlayan yaratıp ışık hızında yolculuk ettiğini keşfetmiş. 1980'lerde başlattığı çalışmalarında suyun hafızası olduğunu anlamış. Suya bir madde ekleyerek bunu 1 milyon kez sulandırmış ve özel bir alet ile aşırı hızda sallayarak o maddenin yok olacağını tahmin etmiş ama hala maddenin suda mevcut olduğunu görünce deneylere defalarca milyonlarca kez daha sulandırarak devam etmiş. Ancak ne kadar sulandırsa da suyun içine en başta eklenmiş olan maddenin yok olmadığını tespit etmiş. O zaman suyun yüklenen maddeyi bir şekilde hafızaya kaydettiğini anlamış. Bir başka deneyinde suya bir zehir yerine sadece zehirin frekansını yüklemiş ve aynen zehirin kendisi eklenmiş gibi içine koyulan sinekleri öldürdüğünü görmüş. Benvenistenin araştırmalarını şüphe ile karşılayan Queens Belfast üniversitesi Profesörü Madeleine Ennis Avrupa ülkelerinde yelpazelenen bir araştırma grubuna katılmış. Fransa, İtalya, Belçika, ve Hollanda'dan oluşan ekip Profesör M. Roberfroid tarafından koordine edilmiş. Belçika Katolik Üniversitesinde Benvenistenin kullandığı orijinal deneyin daha rafine edilmişini kullanarak yapılan uygulamayla ilgili her dört laboratuardaki bilim adamları deney solüsyonlarının içinde ne olduğunu bilmeden çalışmışlar. Hatta tüplerin bazılarında sadece saf su varmış. Tüm deney bağımsız bir bilim adamı tarafından koordine ediliyormuş. Bu kişi tüm solüsyonları kodluyor ve bilgiyi topluyormuş ama deneylerde bil-fiil çalışmıyormuş, bu yüzden yalan ve dolana yer kalmamış.Yapılan tüm deneyler Benveniste'nin sonuçlarını desteklemiş. Benveniste buna karşılık "12 sene önceye, bizim başladığımız noktaya gittiler" demiş. Benveniste ayrıca "Biokimyevi maddelerin yaydığı sinyal kaydedilip internet aracılığı ile dünyaya yayılabilir ve bu sinyal biyolojik hücreleri sanki gerçekte o madde varmış gibi etkileyip değişim yaratır" da demiş. Unutmayalım ki; insan bedeninin %85'i sudur. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı. Masaru EMOTO "İÇİNDE SU OLAN ŞİŞENİN ÜSTÜNE YAZILMIŞ VEYA SÖZEL SÖYLENMİŞ OLAN SÖZCÜKLER, DÜŞÜNCELER, SUYA ÇALINMIŞ OLAN MÜZİK VEYA OYNATILMIŞ FİLM İLE SUYUN YAPISAL ÖZELLİĞİ DEĞİŞİR." Yaratıcı Japon bilim adamı Emotonun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir. Su bu gezegendeki yaşamın kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur. Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direk bağlantı halindedir. Su son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir. Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir. Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır. Bay Emoto görsel anlamda bu moleküler değişimi belgelemekte. Su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında inceliyor. Yapılan çalışmalar çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi açıkça ortaya koymakta. Bay Emoto dünyanın değişik kaynaklarından alınan ve değişik durumlarda olan suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ve su borularında, depolarda bekletilen durgun su kesin olarak şekilsel bozukluk ve rastgele oluşmuş kristal şekiller oluşturuyor . Bu fotoğraflar suyun inanılmaz yansıtmalarını gösteriyor. Canlı ve her duygu ve düşüncemize tepki veren bir madde. Suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığı açıkça ortada. Su, bir şey söylendiğinde, aktarıldığı anda, anında etkilenmekte. Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara fotoğrafları çekilmeden önce ya sözel olarak veya şişenin üstüne yazılarak resimlerin altındaki kelimeler yüklenilmiş. Suyun kelimelerin manalarının enerjisini kopyalayıp, görüntü olarak verdiği yansımanın gerçekliği şaşırtıcı. Yapılan araştırmada suya müzik de çalınmış, film de oynatılmış. Örneklerde kelimelerin ve müziğin etkisini görebiliyorsunuz. Film oynatıldığında da korku filmlerinin, şiddet içeren filmlerin kötü bir etkisi olup şekil bozuklukları oluşmuş. (Bu yüzden sizlere bu tarz filmleri hiç seyretmemenizi veya mümkünse hiç olmazsa hemen uykudan önce seyretmemenizi tavsiye ederim. Uykudan hemen önce yapılan şeyler bilinçaltına daha çabuk yerleşir ve etkiler.) Su hücreler arası bilgi alış-verişini sağlar. Bu şekilde var olabiliyoruz. Sizin gün içinde düşündüğünüz ve söylediğiniz her şey tüm hücrelerinizi etkiler, çünkü bedeninizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır. Dolayısı ile siz bir bakıma düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeyler olursunuz, bedeninizi de etkilersiniz. "Ben hep hasta olurum." dediğinizde içinizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. "Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim" cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına bakınız. Düşündüklerinizin ve konuştuklarınızın kalitesinde yaşarsınız. Tüm hayatınız ve sağlığınız hücrelerinizde var olan, atalarınızdan aktarılan ve kendi geçmişinizden gelen bedeninizdeki sudaki bilgilerin kaydıdır. Aşağıda da bir başka örnek var: Burada iki ilk okul talebesi, okul için bir deney yapmışlar. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine "Teşekkür ederim!" diğerine ise "Seni Aptal!" diye tekrarlamışlar. Bir ayın sonunda "Teşekkür ederim!" denilen pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve "Seni Aptal!" denilen pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve birçok insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler. Siz de deneyebilir, farklı kelime veya cümlelerle ne tür netice elde ettiğinizi görebilir, söz ve düşüncenin etkisini bizzat gözlemleyerek yaşayabilirsiniz.


    Yazan:Kemal Haluk Cebe
#01.05.2010 20:57 0 0 0
  • Propolisin yara iyileştirme özellikleri eski çağlarda Avrupa ve Kuzey Afrika'da ,Mısır,Yunan ve Romalılarca bilinmekteydi.12.Yüzyıl kayıtlarında propolisin boğaz ve ağız enfeksiyonlarının iyileştirilmesi için kullanıldığı ifade edilmektedir.

    PROPOLİSİN BİYOLOJİK AKTİVİTELERİ

    Arılar tarafından doğadan toplanan propolis, insan sağlığı ve yaşam açısından son derece önemli bir maddedir. İnsanlar eski çağlardan günümüze kadar çeşitli enfeksiyonların tedavisinde doğadan toplanan propolisten yararlanmayı bilmişlerdir. Propolisin cerrahi müdahalelerde tıbbi mum yerine, savaşlarda yara ve dokuların iyileştirilmesinde vazelinle karıştırılarak merhem olarak kullanıldığı bildirilmektedir.

    İnsanların üretemediği önemli ürünlerden olan propolis, bu yüzyılda keşfedilen en mükemmel doğal ilaçtır. Tıp alanında çeşitli amaçlarla kullanılmaktadır. Propolis tıbbi etki açısından antibakterial, antiviral, antiseptik, antifungal ve antibiyotik özellik taşıması yapılan bilimsel çalışmalarla belirlenmiştir. Propolisin yapısında bulunan ve büyük önem taşıyan flavanoidler ve terpenler oldukça kuvvetli antioksidan ve antisteril etkili bileşiklerdir.Organik çözücülerde çözülen bileşik guruplar içerisinde flavanoidler en önemli gurubu oluşturmaktadır. Flavanoidler, bitkilerin hemen her kısmında ve çok fazla sayıda bulunan pigment içeren maddedir. Bazı flavanoidler arının tükürük salgılarına karışan enzimlerle değişikliğe uğramaktadırlar. Flavanoidlerin bazıları çok çeşitli bakteri türlerine etkili olmaktadır. Flavanoidlerin kalp-damar sistemi üzerine olumlu etkileri olduğu; kan dolaşımını düzenlediği; kılcal damar çatlamalarını azalttığı; mide mukozasını ülsere karşı koruduğu; mide yaralarını küçülttüğü; iç salgı sistemini düzenlediği ve halsizliğe karşı olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir.

    Organik çözücülerde çözülen önemli diğer bir gurup sinamik asit ve türevleri oluşturmaktadır. Bunlardan fülerik asit, gram (+) ve gram(-) bakterilerine karşı güçlü antibiyotik özelliği göstermektedir. Pıhtılaşmayı hızlandırarak yaraları hızla iyileştirdiği, cilt rahatsızlıklarında merhem şeklinde kullanımın çok olumlu sonuçlar verdiği ortaya konulmuştur.

    Tropik propolislerde bulunmayan kafeik asitin, antimikotik,a ntiviral etkileri yanında kuersetin ve luteolin maddeleri ile birlikte kansere karşı etkili olduğu bildirilmektedir. antibiyotiklerle birlikte kullanıldığında bu ilaçların etkisini artırdığı, anestetik, antioksidatif etki gösterdiği, ikinci derecede yanıkların tedavisinde olumlu sonuçlar verdiği ,çimlenmeyi engellediği ve güçlü bir antiseptik olduğu belirlenmiştir. Propolisin içerisinde bulunan kafeik asit başta olmak üzere bazı bileşiklerin özellikle uçuk ve grip etmeni bazı virüs türleri üzerinde etkili olduğu; kafeik asittin antitümer özellik taşıdığı ve bu nedenle akciğer kanserine karşı etkili olduğu bulunmuştur.Özellikle üst solunum yolları ve orta kulak enfeksiyonlarında, ağız yaralarında , mide gastrit ve on iki parmak bağırsağı ülserinde tedavi edici özellik gösterir. Propolis vücut fonksiyonları için gerekli bakterilere zarar vermeden enfeksiyonlara karşı , virüs öldürücü ve bakteri saldırılarını önleyici olarak insan ve hayvanlar üzerinde etkili olmaktadır.

    Propolisin içerdiği bioflavoidin iltihaplara karşı etkili olduğu ve vücudun güçlenmesinde önemli bir rol oynadığı Avrupa' da yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.Japonya'da yapılan klinik çalışmalar sonunda propolisin 3-12 ay süre ile sürekli alınmasının çeşitli internel kanser hücrelerini devitalize ettiği saplanmıştır. Bu nedenle propolis canlılar için büyük tehlike yaratan kanser hastalıklarının önlenmesinde önemli bir yere sahiptir.

    Propolisin kanserin semptomatik koşullarından olan hücre bölünmesinin kontrolünde önemli rol aldığı belirlenmiştir. Hipertansiyon,damar sertliği ve kron er kalp hastalıklarının tedavisinde 30 gün süre ile 3 kez alınan 300 mg propolisin olumlu etkiler verdiği yapılan klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. Eski Sovyetler Birliği'nde verem hastalığının iyileştirilmesinde hastalara 4 aydan 10 aya kadar 3 kez propolis verilmiş olumlu sonuçlar alınmıştır. Romanya'da ülser tedavisinde, Rusya da ameliyat öncesi ve sonrası enfeksiyonu önlemek ve ateş yükselmesini önlemek için hastalara propolis verilmektedir.Propolis histamin ve serotonin kaynağı olarak, vücudun herhangi bir alerjiye karşı mücadelesi için gereklidir. Histamin ve serotonin doku hormonları olup, direkt hücrelerde kalır. Alerji yapan madde hücre dışında kendisini bağladığında, bu iki madde alerjik reaksiyona neden olmaktadır. Yapılması gereken bu maddelerin sızıntısını engellemektir ve bu da propoliste bulunan biofalavoidin alınması ile gerçekleşmektedir..


    Alıntı
#01.05.2010 20:51 0 0 0
#01.05.2010 20:11 0 0 0