Çocuklar uçurtma uçuruyor tüm sevinçleriyle, herşeyden habersiz , bazıları bisiklet sürüyor o tekerlekler nereye dönüyor , bu yol nereye gidiyor , orta yerde durulmaz mı mutlaka karşıya mı geçmek gerekiyor.
Bakıyorum etrafıma birileri geliyor birileri gidiyor , bir koşuşturmaca
Seyyar satıcılar geçiyor gür sesleriyle , akşama eve gidecek ekmeğin telaşında
Yüzlerde hep aynı ifade memnuniyetsizlik , mutsuzluk , tüm ifadeler birbirine benzemek mi zorunda ?
Aynaya baktığımda kendimde de gördüklerim farklı değil.Çoğu defa kırmak istemem aynayı bu yüzden .Peki kırarsam aynayı ,ben mi parçalanırım ayna mı?
Hergün bir öncekinden farksız , yine dönüyor dünya, ben takvim yapraklarını kopartmıyorum , durur mu zaman acaba
Sancı içinde ayrılıyor dağın bir parçası , ellerimden kayıp gidiyor ellerin , şimdi dağa ne demeli . Bu sızıyı o da hissetmedi mi ?
Ağlak yüzlü bir dilencinin avuçlarına sadaka niyetine , merhametlerimi , zaaflarımı, masumiyetimi ve iyi niyetlerimi bıraktım.Boş bir bedenim şimdi
Neye yarar varlığım bundan sonra .Bir işkence ki doruklarda , kimse bilmez ki bunu senden başka, ayrılık saati diyet diyor buna , öde öde bitmiyor borcum aşkda
Yapman gereken, uzaklarıma düşmek
Ve inadına gülümsemek ...
Benim derdim kemdimle şimdi
Bu suskunluk kendimi kırdığıma ve sağ kaldığıma
Bugün de karanlığı uğurladım.
Sensiz bir birgüne daha merhaba.
Önce yavaş yavaş aydınlandı ortalık,uykudakiler uyandı.Mutfaklarda bardaklara doldurulan çayların sesi duyuldu,aceleyle yapıldı kahvaltılar.Okul servisleri belirdi kapılarda.Anneler çocuklarını uğurladı dualarla.Yeni gün karmaşayla başladı,hızla akıp giden trafik gibi.
Yanından geçen arabanın arka koltuğunda ki kızı gördün mü? Gülerek el salladı sana.
Ya her sabah otobüs durağında bekleyen kız , onun varlığından haberdarmısın?
Sürekli durakta bekler ,bineceği otobüs gelsede binmez ,henüz sen geçmemişsindir çünki.
Peki ya birkaç adım önünde yürüyen kızı fark ettin mi?Hani şu dönüp dönüp arkasına bakan.
Onu da mı görmedin?
Oysa
Birkaç adım atsan kısalacak mesafeler ;atmazsın, duymazsın, görmezsin,söylemezsin
Ayaklarına dolanan ayrılıklar kendi dünyana çeker seni .Renksiz bir kopya gibi dolaşırsın.
Bilsen nasıl özlendiğini ,hergün yolunu gözleyeninin olduğunu renklenirsin.
İzin ver ,bu belirsiz bekleyiş son bulsun, kendimce seveyim seni.İzin ver hüznü sileyim gözlerinden.İzin ver o gün bugün olsun.
Daha nasıl anlatmalı ortada durmanın zorluğunu .Ne yöne gideceğini bilmemenin yarattığı karmaşayı
Belki bana sızı olan zaman acacak gözlerini ,susmaların aklına gelecek,susuşlarına inat haykırmak isteyeceksin ,işte o gün ölü yıldızlar düşecek ellerine.
Çıkmaz yollar da bitti.
Hani hep gelmek istemiştim ya ,hani yolun sonun da sen vardın.Gelmek için düşmüştüm yollara, beni sana getirecekti yüreğim.Çoğu zaman kayboldum ,sis bulutları dağıldığında seni gördüm ,yine düştüm yollara
Şimdi dönüp ardıma bakıyorum meğer yol yokmuş.
Aldıklarımızı verdiklerimizi döktüm ortaya,bir sana bir de bana diye paylaştırıyorum.Payıma en çok susmalar düştü ,oysa ne çok severdim senin sözlerini
Sana da olmayan yollar kaldı ,belki bana görünmeyen yollar sana görünür ya da sen çizersin
Çok mu geckaldım ellerinde ellerimi ısıtmak için
Birbirimizi ararken çok mu yorulduk
Çok yara alıp çok mu kankaybettik
Susma ,bu defa susma ,beni de susturma
Ben sana hiç kızamadım ki,ben hep kendime kızdım ,kendime küstüm.
Biliyorum pencereme konan kuşlar nasılsa uçacaklar, nasılsa ben de kendimi affetmeyeceğim.
Olur da bir gün görünen bir yol bulursan yada çizdiğin yola çıkarsan önceden haber verirmisin? Bu defa hazırlıksız yakalanmak istemem.Nerede durmam ne yöne gitmem gerektiğini bilir dibe çakılmam.
Unutma ki varlığına hep şükrettim.
Şimdi ayrılıksa bunun adı yasını tutayım
Namus görünmez bir cevherdir; çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler. Shakespeare...
Bir şeyler var olmalı ve olması gerektiği gibi idame ettirilmeli insan hayatında. Ve yine, anlamlı ve aydınlıtıcı olarak yansımalı hayata daima. Akıp giden bu fani alem rüyasında yaşayıp giderken,ötede ayık ve baki bir yaşam kazanmak için prensipler edinmeli insan mutlaka.
Günlük hayat içinde ne kadar ilginç ve çok dikkat çekici kareler resmediyoruz görsel hafızamızın her hangi köşesinde bir yerlere. Tıpkı bir film şeridi gibi, evirip çevirip-tekrar tekrar baştan alıp seyrediyoruz bu filmi daha sonra. Günlerce, belki aylarca hatırımız da diri tuyoruz bu sahneleri. Görsellik kimileri için hayatın ta kendisi,kimileri içinse sıradan, aldatıcı ve öylesi.
Ve klişeleşmiş sözlerimiz var tabii ki. "Güzele bakmak sevaptır?!" demek mesela. Ve ya,"üç günlük dünya işte canım,yaşamayıpta ne yapacağım san ki,bir dahamı geleceğim bu dünya ya", dediğimiz aldatmaca sözlerimiz gibi.
"Bakmak mı,görmek mi?" Baktığında gördüğün şey ne peki? Önemli olan işte burası.
Yer Kadıköy bağdat caddesi. Bu caddeyi bilmeyen ve merak etmeyen insan yoktur sanıyorum. Bu cadde öyle bir yer ki,bura da insanın karşısına her han, her köşe başında bir illet,bir musibet ve bir cinayet çımkası sıradan ve olası. Acı ama gerçek olan bu.
Zengin çocukların kirli gururları,yoksul kesimin kaldırımlara dökülen hayalleri ve insanı, iffet süzgecinden geçiren süslü kadınları.
Arabaların en işlek olduğu yer ve tam köşe başından dikilen bir kadın var. Açık yerleri kapalı yerlerinden çok çok daha fazla. Ona göre bu çok normal bir durum ama, başkalarına görede öylemi acaba? Olmasa gerek ki; bütün erkekler çevirmiş kafasını bu kadına bakıyorlar,pür dikkat bir halde. İlginç olan da bu ya, bizde öyle. Ama bir farkla!.. Biz kadına değil, "erkeklerin bu kadına neden böyle baktığına" bakıyoruz,hayretle. Fark işte burada.
Bu suçmudur peki? Yoksa değil mi? Suç değilse insanda uyanan bu sorgu niye?
Veya kim suçlu diye soralım?. Gözünü haramdan sakınmayan erkek mi,yoksa örtüsünü üzerine almadan topuklarını vura vura sokaklarda salınan, kadın mı? Genelleme hiç uymadı öğle değil mi? Ne de olsa suç ortak payda.
Mü'min erkeklere de ki; gözlerini (haramdan) saklasınlar ve ırzlarını korusunlar, bu kendileri hesabına en temiz yoldur. Hiç süphesiz, Allah yaptıklarını iç yüzü ile bilendir.
Mü'min kadinlara da de ki, (onlar da) gözlerini (haramdan) sakinsinlar irzlarini korusunlar. Kendiliginden belirenin disinda ziynetlerini açiga vurmasinlar. Baslarini gögüslerini kapayacak sekilde örtsünler. Güzelliklerini kocalarindan ve birinci sınıf akrabaları dışında kimselere göstermesinler.Sakli güzelliklerini ortaya çikaracak sekilde sesli adimlar atarak yürümesinler.Nur suresi.
Ayet ile sabittir. Ve hiç bir Allah kulu çıkıp buna itiraz etmeye güç yetiremeyecektir. (Gayrı müslimler) dışında.
Evet; şöyle genel bir bakış açısı ile ele alınca konuyu,"başkasına neden baktın" bahanesiyle evliklerin dahi boşanmayla sonuçlandığını görebiliyoruz tolum içinde. İnsanlar arasındaki bu güvensizlik öyle bir hat safaya çıkmışki, akşam erkek eve gelince elbisesini didik didik arayan kadınların sayılarının hiçte azımsanacak bir sayıda olmadığını hepimiz biliyoruz yine.
İş yalnız bununla kalmış olsa iyi. Bir de fuhuş içine sürüklenip yolunu tümüyle kaybeden insanlarımız var. Elbetteki bu insanlar durduk yere o bataklığa sürüklenmiyorlar. İnsanlık; Allahın takdiri ile nasıl bir kadın ve bir erketen yaratılıp dünya hayatına atılmışsa,fuhuş ve benzeri çirkinliklr de yine aynı şekil de, bu iki varlık ile meydana çıkıp hüküm sürmüştür yer yüzünde.
Kaldırımlarda ve ıssız sokaklarda kırmızı topukların ardına düşen akıl,hangi vicdanın vicdansızıdır! Kadınları zayıf bilip sermaye sektöründe ahlaksızca kullanan,hangi şeytanın ayak kiridir? Şeytana da haksızlık etmiş oluyoruz aslında. Çünkü,şeytanı da ürküten, şeytan sıfatlı insanların şerri bu!..
Ne yazık ki; günümüzde Allaha karşı daha o kadar çok saygısızlık ve çirkinlikler yapılıyorki, belki melekler"seni yer yuta kul" diye niyaz etmektedirler her saniyede. Buna rağmen yine de Allah; kendi mülkünde emrine itaat etmeyen bu insanlara, Rahman sıfatı ile mühlet vermekte ve tevbe kapısını açık tutmaktadır daima.
Bu tür olaylar da ve bu çirkin arzulu insalarda ahlak emaresi aramak beyhude. Onlar; kendi ateşinin odununu ,kendi taşıyan kul sınıfındadırlarlar.
Namusun sınıfı olur mu peki? Elbetteki olmaz. Namus kadın içinde,erkek içinde aynıdır. Burada önemli olan, farkında olmamız gereken gerçeklerin, farkında olmaktır.
Evinden sokağa çıkan kadın kim için ve ne amaçla süslenip çıkar? Gayesi kendi için mi güzel olmaktır, yoksa amacı, birilerine mi güzel görünmektir?
Bakan mı suçludur, baktıran mı peki?
Sosyal hayatta evini geçindirmek amacıyla çalışan adam, neden gözlerini başka kadınlara diker? Evdeki kadın mı suçludur,gözü dışarı kayan erkek mi?
Sonuç olarak her ne olursa olsun, "bakan suçludur fakat,baktıran misliyle suçludur."
Birde şu gerçek var ki; İnsan ister açık olsun, ister kapalı,ister mü"min olsun, ister kafir. Hiç fark etmiyor. Gerçek olan ve olması gereken tek şey, her insanda olması gereken bir adab ve edeb sahibi, olma gerçeğidir.
"Allah"tan korkmuyorsan,kuldan utan bari" demek misali...
Yinede insan soruyor şte,insanlar normal dışı birbirine,anormal bir şekilde niye bakar ki ?
Malzemeler:
Kurşun Oksit (180 gr)
Alçı (160 gr)
Tebeşir Tozu (90 gr)
Terebentin (150 gr)
Reçine (250 gr)
Gomalak (50 gr)
Boya (Yeter miktarda)
İşlem:
Bir kap içerisine gomalak, reçine ve terebentin konularak eritilir. Sonra bu karışımın üzerine alçı, tebeşir tozu ve kurşun oksit eklenerek tam olarak karıştırılır ve karışımın homojen olmasına dikkat edilir. Daha sonra karışımın içerisine boya katarak karışım renklendirilir. Sonra bu karışım kalıplara dökülür ve donması beklenir.
Boya Tabancasının Seçimi:
Havalı boya tabancaları, sahip oldukları kompresör sayesinde boyayı püskürtürler. Püskürtülen ürün (boya, vernik, ahşap canlandırıcı) uygulama tabancası aracılığıyla zerrecikler halinde basınçla püskürtülür. Püskürtülen ürün başlıkta bulunan, merkezi (dairesel atış) veya yatay (düz atış) deliklerinden geçerek püskürtme gerçekleşir.
Uygulama yapılabilmesi için şunlara ihtiyaç vardır:
Kompresör:
Ev yenileme işleri için: 50 litre hazneli 1.5 CV kompresör
Oto boyası için: 100 litre hazneli 3 CV kompresör
Üstten Depolu Tabanca:
Daha ziyade hafif boyaların uygulanmasında kullanılır, çünkü boya püskürtme ile yukarı çıkabilir.
Alttan Depolu Tabanca:
Ağır boyaların (Örnek: İç cephe boyası) uygulanmasında kullanılır.
Hortum:
Boya tabancasını kompresöre bağlar. Bu bağlantı üzerinde bir adet hava basınç regülatörü (basıncı 3 bar'lık kullanım seviyesinde tutar) ve bir adet filtre (su, yağ kabarcığı veya yabancı maddeleri engeller) bulunur.
Kullanım Alanları:
- Oto Boyası
- Tekne Boyama
- Ev Yenileme İşleri
- Oyuncak Boyama
- Ahşap bakımı için böcek ilacı uygulaması
Boya Tabancasının Avantajları:
- Çabuk uygulanır
- Mükemmeler bitim elde edilir
- Boyadan tasarruf sağlar
Gerekli Araçlar
- Tercihe göre alttan veya üstten depolu tabanca
- Filtre
- Hava basınç regülatörü
- Hortum
- Kompresör
- Kelepçe
- Başlık
- Meme
- Viskozite Kabı
- Spiral Boru
- Maske
- İş Tulumu
Kullanım Tavsiyeleri
Ev Yenileme İşleri:
Uygulama yapılan alan havadar olmalıdır. Ortamdaki eşyaların üstleri örtülerek korunmalıdır. Dışarıda uygulama yapılacaksa, güneşli bir gün seçilmeli ve uygulama sabah saatlerinde yapılmalıdır. Bu saatlerde fazla böcek olmayacağından ıslak boyaya yapışma riski en aza iner.
Boya değmemesi gereken tüm yüzeyler iyice örtülmelidir. Örneğin: Pencere, pervazları, yerler, duvarlar..vb.
- Kapılar boyanmadan önce sökülmeli ve yatay pozisyonda uygulama yapılmalıdır.
- Kapı pervazları boyanırken, bitişik oldukları duvarlar korunmalıdır.
- Radyatörler boyanmadan önce sökülmeli, boya girmesini önlemek için boru bağlantıları tıkanmalıdır.
- Bahçe çitleri / parmaklıklar boyanırken, sıçramaları önlemek için arkadalarına pano yerleştirilmelidir.
- Pencere kasaları boyanırken, camlar yapışkanlı bant ile korunmalıdır.
Oto Boyama:
Uygulama yapılacak yüzeyi temizleyin. Pürüzlü ve paslı yerleri temizlemek için zımpara kullanın. Yüzeydeki bozuklukları macun ile düzeltin.
Eğer garaj gibi kapalı bir alanda uygulama yapacaksanız zemini temizleyin. Elektrik süpürgesiyle yerdeki tozları çektirin ve yeri ıslatın.
Uygulama yapılacak ortamda hava akımı olmamasına dikkat edin.
Boya uygulanmayacak bölgeleri koruyun (camlar, farlar, kromaj).
Uygulama yapılacak yüzeyi, uygulamadan hemen önce solvent kullanarak temiz bir bezle silin.
Boyanın Hazırlanması
Kullanmadan önce boya karıştırılmalıdır.
Üreticinin talimatları doğrultusunda boyanın kıvamını (viskozitesi) ayarlanmalıdır.
Boya çok kalın olursa, boya yüzeyi pürüzlü olur. Çok ince olursa, boya yüzeyinde akmalar olabilir.
Boyanın kıvamı, viskozite kabı kullanılarak ölçülür.
Kabın hazenisini doldurun ve haznenin boşalma süresini hesaplayın.
Aşağıda belirtilen rakamlara ulaşana kadar inceltici ekleyin. (Bu rakamlar 1litre hazneli viskozite kabına göre hesaplanmıştır.)
Akrilik Boyalar: 13 - 15 saniye
Astar: 21 - 24 saniye
Sanayi tipi püskürtme boyalar: 40 - 45 saniye
Poliüretan Boyalar: 35 - 40 saniye
- Boyayı özel filtreden veya naylon çoraptan süzerek, içinde bulunabilecek partiküllerden arındırın.
Uygulama
1) Hortum vasıtasıyla boya tabancasını kompresöre bağlayın. Filtre ve hava basınç regülatörünü bağlamayı unutmayın. Regülatörün basıncını 3 bar olarak ayarlayın.
2) Daha önceden süzmüş olduğunuz boya ile boya tabancasının deposunu doldurun. Depo, boyanacak yüzeye kesintisiz olarak uygulama yapılmasına izin verecek miktarda boya ile doldurulmalıdır.
3) Bir karton parçası üzerinde boya tabancasının atışını test edin.
4) Boya tabancası üzerinde bulunan düğme yardımıyla tabancayı ayarlayın. Hava vanası ile atış şeklini ayarlayın. Gerekirse hava basıncını ayarlayın.
5) Uygulamaya başlayın. Hava tabancasını uygulama yapılan yüzeyin 15 ila 20 cm mesafeden tutun. Boya tabancası çok yakında tutulursa yüzeye göre fazla boya püskürtülür ve boya akar. Boya tabancası çok uzaksa boya tozyapar ve pürüzlü bir görüntüye neden olur. Tabancayı fazla sıkmadan, serbest bir şekilde tutun ve düzgün hat üzerinde hareket ettirin.
Boya Malzemelerinin Temizlenmesi
Boya malzemeleri, uygulama tamamlandıktan sonra hemen temizlenmelidir.
1) Boya malzemelerinin temizlenmesi, malzemelerin ömrünü uzatır.
2) Seçilen boyaya uygun temizleme ürünü kullanılmalıdır. Su bazlu boyalar için su, selülozik ve sentetik boyalar için tiner kullanın.
3) Temizlenecek malzeme temizleme ürününe tamamen batırılmalıdır.
4) Boya tabancasının deposunda kalan boya boşaltılmalıdır.
5) Deponun 1/3′ünü temizleme ürünü ile doldurun ve püskürtün. Püskürtülen temizleme ürnü tamamen temiz gelene kadar işlem tekrarlanmalıdır.
6) Hava başlığını sökün ve fırça yardımıyla temizleyin. Aynı şekilde boya tabancasının üst kısmını da temizleyin. Tabancayı ve deposunu bir bezle silerek kurulayın ve üfleyin.
Zaman zaman özellikle elektronik eşyalarımızın bir anda çalışmadığını farkederiz, genellikle bu içindeki elektronik devrenin bir yerinde temassızlık olmasından kaynaklanır, yani lehimlerden biri kopmuştur. Bu durumda ya hemen teknik servise başvurmanız gerekir ya da eğer biliyorsanız lehim yapmanız gerekir.
Lehim nasıl yapılır?
Lehim Nedir? : Lehim fazla zorlanmaya maruz kalmayan metallerin, erime noktası düşük olan bir metal kullanılarak birleştirilmesidir. Elektronik, radyo, hi - fi, modelcilik, maketçilik, ahşap yakma sanatı gibi çok çeşitli kullanım alanları mevcuttur. Lehim işlemi için kullanılan havya, havya ucu ve bu ucu ısıtmaya yarayan basit bir rezistantan oluşur.
Gerekli Araçlar
Lehim tabancası (yüksek güçlü)
Kalem havya (düşük güçlü)
Havya uçları
Lehim teli
Lehim yağı
Lehim pompası
Lehim pastası
Havya uçları: Havyanın ucu, gerçekleştirilecek lehim işlemine göre değiştirilebilir. İnce lehimler için ince havya ucu kullanılır.
Düz havya ucu: Gündelik elektrik ve sac lehimleme işleri için uygundur.
Kıvrık havya ucu: Elektrik, radyo, tv için uygundur.
İnce kıvrık havya ucu: Elektronik için uygundur.
Lehim Teli:Lehim teli, kalay ve bir başka metalin karışımından oluşur. Elektronik işlerinde tercihen % 40 oranında kalay içeren lehim teli tercih edilir. Sac lehimleme (drenaj borusu, mutfak aletleri vb) işlerinde ise % 60 oranında kalay içeren lehim teli kullanılmalıdır. Lehim yaparken çıkan duman kesinlikle solunmamalıdır. Lehim yaparken maske kullanımına ve ortamı havalandırmaya dikkat edin.
Lehim pompası: Lehim yapılacak yüzeyde bulunan eski lehimin temizlenmesi için kullanılır. Eski lehim ısıtılarak sıvı kıvama getirilir ve lehim pompasıyla emilir.
Kalem havya ve lehim tabancası:
Kalem havya, en yaygın olarka kullanılan lehim aletidir. 30, 40, 60, 80, 100, 140 Watt'lık olabilen kalem havyalar birkaç dakika içinde ısınırlar.
Lehim tabancaları, yüksek güçlüdürler, birkaç saniye içinde ısınırlar, En yaygın olarak kullanılanları 100 Watt'lıktır.
Kalay Lehimi
Lehimlenecek parça ve yüzeyi tel fırça ve ince zımparayla temizleyin ve tozdan arındırın.
Lehim yapılacak yüzeye bir miktar lehim pastası sürerek, lehimin daha iyi tutması için uygun zemini hazırlayın.
Lehimlenecek parçayı ve zemini ısıtın. Lehim teli, havya ucuna değil, ısınmış parçalara değdiğinde erimelidir.
Lehim soğuduğunda zımpara kağıdı veya eğe kullanarak fazlalıkları temizleyin.
Sac Lehimi
Lehimlenecek parçaları bir araya getirin ve çelik yünü kullanarak hafifçe zımparalayın. Yüzeyi, oluşabilecek tozdan arındırın.
Fırça yardımıyla bir miktar lehim pastası veya lehim yağı sürün.
Lehim yapılacak yuüzeyi mengene kullanarak sabitleyin. Havya ile lehim yapılacak parçaları ısıtın. Lehim telini uygulayın. Havya ucunun keskin tarafıyla lehimin üstünü kapayın. Lehimi soğumaya bırakın.
Elektronik Devre Lehimi
Yapmak istediğiniz lehim işine uygun havya seçiniz. elektronik devreler için düşük güçlü ve ince uçlu havya kullanın. Eğer lehim yapmada tecrübeniz yoksa, eski bir elektronik devre üzerinde denemeler yapın. Elektronik devre lehimlenirken, devrenin ömrünü uzatmak için ısınma süresi mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. Bunun için, hızlı çalışmanıza imkan verecek şekilde çalışma ortamınızı hazırlayın. Mümkün olduğunca az lehim teli kullanın. Fazla lehim, kopma ve kısa devre riski yaratır.
Eski lehimin sökülmesi: Lehimi sıcak havya ucunu kullanarak ısıtın. Lehim eriyerek parlak bir hal aldığında, lehim pompası ile lehimi vakumlayarak çekin.
İki kablonun lehimlenmesi: Kabloları yaklaşık 1 cm kadar soyun ve iki kabloyu üstüste getirin. Kabloların birbirine temas ettiği noktayı ısıtın ve lehim telini bu noktaya uygulayın. Kabloları hareket ettirmeden lehimi soğumaya bırakın.
Elektronik devre üzerine lehim uygulama: Havyayı birkaç dakika ısıtın. Havya ucunu lehim teline sürterek üzerini kaplayın. Havya ucunu lehimin üzerine değdirin. Birkaç saniye ısıtın. Temas noktasına lehim telini uygulayın. Soğumaya bırakın.
Evinizde herhangi bir eşyaya yapıştırdığınız stickerları hiçbir kimyasal kullanmadan olduğu yerden çıkartmanız mümkün. Bunun için ihtiyacınız olan tek şey bir saç kurutma makinesi. Saç kurutma makinesi ile yüzeye uyguladığınız sıcak hava, stickerın yapıştırıcısının yüzeyden kolaylıkla ayrılmasını ve yüzeyin kolay temizlenmesini sağlayacaktır.
Neye ihtiyacınız var?
Saç kurutma makinesi
Nasıl Yapılır?
1) Saç kurutma makinenizi en yüksek ayarda çalıştırın ve yüzeyden çıkarmak istediğiniz sticker'ın üzerine tutun. Eğer cam bir yüzeyde çalışıyorsanız farklı bir yöntem uygulamanız gerekebilir.
Cam Yüzeylerdeki Yapışkanlar Nasıl Çıkartılır?
2) 45 saniye sıcak hava uyguladıktan sonra sticker'ınızın bir köşesinden tutup yüzeyden kolaylıkla ayrılıp ayrılmadığını kontrol edin. Yüzeyden kolaylıkla ayrılmıyorsa, 45 saniye daha sıcak hava uygulayın.
3) Sticker'ınızı çıkartın. Büyük sticker'ları bölüm bölüm çıkartmanız gerekebilir. Büyük boy stickerları çıkartırken kolaylıkla yüzeyden ayrılan bölümü çıkarttıktan sonra geri kalanına saç kurutma makinenizle yeniden sıcak hava tutun ve aynı işlemleri tekrarlayın.
4) Gerekiyorsa yapıştırıcı kalıntılarını nemli bir bezle temizleyin.
"Aslında her kitap yalnızca yazarın dostları ve sevdikleri için yazılmış"-Goethe-
Kaplumbağa gibi başımızı içimize çekerek, kendi kişilik kabuğumuzda sığ düşüncelerden ıraklaşıp aklı zenginleştirmeliyiz. Eski bilgilerimiz paslanmadan, belleğimizi okumayla zenginleştirmeliyiz. Ruhun gıdası olan kitaplar, gerçek dostlarımız olacağı gibi karanlığımızı aydınlatan en iyi yol göstericidirler.
Okumakla karakterimizdeki rengin gök-kuşağı gibi zarafetine kavuşacağımız gibi yakın çevremiz ve sosyal çevremizde de fark-edilecektir. Hem de bir içimlik kahve tadında..Hatta, hoş sohbetli gönül dostlarımızın aranılan konuğu olmayı başarıp, yalnızlıklarımızdan da sıyrılmış da olacağız.
Aksi halde tekrarlar ile zamanı üleşir olur, sığlaşıp, tıkanırız. Üç sözcük sonrası da konuşmanın tadı kaçar, tıpkı sulu yemek gibi
Nedense bir çoğumuz kitap okuma konusunda, batı ve uzak doğu ülkelerine nazaran zafiyet geçirmekteyiz. Ne acıdır ki, zengin Türkçe-miz Türk insanının zamanını tükettiği internet ve görsel medyaya olan bağlılıklarından erozyona uğramaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu dönemin en okuyan padişahı Yavuz Sultan Selim zamanı olmuştur. Uyumaz ve günde en az sekiz saatini kitap okumaya adardı. Kıtaları fetheden ve düşünme yetisi oldukça zengin, hitabet sanatında başarılı olan bir padişah olmuştu.
Ya Atatürk O bir dahi, O bir dünya lideriydi Uyuyan ve gaflete düşmüş, yok olacak bir ulusu kurtarmış ve yaşamasını sağlamış, donanımlı bir kültüre, duru görüsü oldukça yüksek bir potansiyele sahip değil miydi? O muhteşem aklıyla yurtta ve dünyada barışı sağlamış, bir dahi değil miydi?
Neden?
Okurdu Uyumazdı Onun uykusu okumaktı adeta Çünkü okumayla dinlenir ve dahi düşünceleri, fikirleri ile demlenirdi belleğinde
İnsanlığa hükmetmiş dâhileri ve liderleri düşündüm; okumayı seven, tüm yaşamını okuma sevdasına adamış liderler düşü-verdi usumdan ve indiler tek tek sahneye
Örneğin;
Hz. Musa hiç çıkmazmış ki Mısır-daki kütüphaneden Tüm çocukluğunu adeta Mısır-daki kütüphanenin ikliminde solumuş
Uzakdoğu'dan Sidartha- Conficyüs ne çok okuma aşkıyla devirmişler kütüphaneleri
Ya Benjamin Franklin? Onun muhteşem bilgi dolu aklı ve kıvrak zekası şaşırtmadı mı insanları?
Sosyalist devrimci lider Marks-Lenin-de peşinden sürüklemedi mi kitleleri? İdeallerinin izinde binlercesi kan dökmediler mi?
İngiltere-nin lideri Churchill-de "Bir ulusun en değerli hazinesi, onu yükselten yayınıdır. " derken okuma ve okutma aşkları yok muydu yüreklerinde?
Peki ya Latin lider Che Guevera neden hala seviliyor ve konuşuluyor? Gerilla savaşı başlattığı özgürlük eylemlerinin ilk yıllarında,
"Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür." sözleri ile bir ulusun peşinden gelmesine neden olmuş; ölmeden önce katiline karşı onurlu bir duruşla;
"Vur, korkak herif, sonuçta sadece bir adam öldüreceksin." dedikten sonra unutulmaz bir tarih kahramanı olmuştur.
Beğenilen taklit edilir, sevilenin ardından gidilirmiş
Çünkü insan kişiliği bir sünger gibi bilgileri emer ve bir bukalemun gibi edindiği bilgilere göre beğeni ve algı renkleri değişir... Bulunduğu, yaşadığı, sosyal çevrenin normlarına kısa bir süre sonra alışır ve benimser. Bir süre sonra konuşma ve diksiyonları da yöre lisanına göre değişir. Su göğün rengini alırmış.
"Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır. " derken Franz Kafka insan ruhunun gizemini çözmüştür, sanki.
Beğendiğini almak-tatmak- ve kişilik doğasındaki tek tutku ile kuşanmıştır, "sahip olmak" ister. Bir kez okuma ateşiyle tutuşmaya görsün insan, V.Hugo'nun " barut gibidir okumak, bir kez tutuşunca artık sönmez." Sözlerine katılmamak mümkün mü?
Okuyan insan yalnız kalmaz, düşünür, üretir ve uygular insanlık adına. Ortaçağ kapanmadı mı Fatih Sultan Mehmet İstanbul-u fethettiğinde. Aslında bir gerçek vardı ki o da onu yetiştiren ve ilk çağdaş ve aydınlık fikir ve bilgi tohumlarını eken Lalası Akşemsettin değil miydi? Avrupa-da gelişen kültür ve sanat akımları Rönesans ve gelişen bir dem başlamış, insanlık sürecinde çağa uymuş ve aydınlığa okumakla ulaşılmadı mı?
Okumaktan neden korkulur ki?
Okumak insanı yalnızlıktan sıyırdığı gibi özgürlüğü solumasını sağlar.
Bilgenin biri kitaplarına gömülmüş ve oradan geçen bir dostu;
"Yalnızlıktan sıkılmıyor musun?" dediğinde;
"Sen gelene kadar farkında değildim yalnızlığımın" demiş.
Shakespeare'nin "kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır" sözleri ile kendi duruşunu bizlere ifade ederken;
"Mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim. " Horace'nin sözlerine yabanıl değildir, geçmişteki Beyazıt sahaflarındaki kitap tozlarını koklarken duyumsadığım hazlar
Doğunun usta ve bilge siyasetçisi neredeyse bir peygamber gibi sevilmemiş mi?
" Tanrım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver" derken acaba hangi düşünceye hangi insana ışık tutacaktı.
Seneca'nın "Kitapsız yaşam kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır. " sözleri bana en sadık ve benimsediğim favori düşüncedir. Ve Bacon;
"Okumak bir insani doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır. " derken insanı felsefenin erdem basamağına taşındığını kanıtlar gibiydi.
Aslında "Okunacak en büyük kitap insandır." Diye Hacı Bektaş Veli öğrencilerini okumayla aydınlığa ulaştırırken çok manidar bir sözünü de esirgememiş dobra dobra Özellikle "kız çocuklarını" okula göndermeyen ve "na-mahrem" diyerek, toplumdan soyutlamak isteyen ailelere de asıl olanı betimlemiş.
"Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde/Hakkın gözünde her şey yerli yerinde/Eksiklik de noksanlık da senin görüşlerinde."
Sonuç:
Yeteneklerimizi korumak adına dünyanın neresinde olursak olalım her bilgiyi öğrenmek ve paylaşmak bir indanın en önemli özelliklerinden biri olmalı.
Kitap okumaktan çocuklarımızı korkutan sistemin değişmesi gerekmez mi?
Bunun için eğitim ve öğretim görevlilerine iş düştüğü gibi sistemin de yeniden yapılanması için kökten bir yapılanması gerekiyor. Felsefe ve psikoloji gibi sözel derslerin müfredattan kaldırılması değil kazanılması geliştirilmesi gerektiği kanısındayım.
Çünkü bilgi başarının anahtarı olduğu gibi; kin, kibir, bencillik ve nefretten uzak tutar, sevgiye ulaştırır, kuşkulardan kurtarır ve karanlıktan aydınlığa kavuşturur.
Ve son sözü; İskoçya'nın romantik bir kahramanı, lirik şiirleriyle, felsefi manzum oyunlarıyla tanıdığımız, romantizmin öncüsü şair ve yazar Lord Byron'a bırakacağım:
"Bir Damla Mürekkep Bir Milyon Kişiyi Düşündürebilir. "
Ayşe, daha ellerindeki kınaları solmamış, taze bir gelin. Köy yerinde mal/maşat oğul/uşak her canlının faydalandığı tek çeşme vardı ve evlerine de hayli uzaktı çeşme. Ayşe gelin, küçük sıpacığı Arap'ın sırtına heybeyi vurdu, heybenin iki gözüne testileri yerleştirdi, önüne de koca camızı kattı, çeşmenin yoluna koyuldu. Bir elinde sıpanın yularının ipi, diğerinde kirmanı ve yün torbası, aheste aheste çeşmeye gidiyorlar. Baktı kirmanını rahat eğiremiyor, aklına cin gibi bir fikir geldi Ayşe gelinin.
-"Çeşmeye daha epeyce yol var, hayvancıklar da uslu uslu gidiyorlar. Sıpanın ipini, öndeki camızın kuyruğuna bağlayayım da kirmanı rahat rahat eğireyim çeşmeye kadar!"
Sıpanın ipini, öndeki koca camızın kuyruğuna bağladı, onlar önde gelin hanım arkada çeşme yolundalar. Tam düzlüğe çıkmışlar, çeşme görünmüştü ki kızılca kıyamet koptu aniden. Suyu gören ihtiyar camız, adeta genç ve azgın bir boğaya dönüşmüş, deli danalar gibi çeşmeye doğru koşmaya başlamıştı.
-"Durun, durun! Cavurun malları durun!"
Ayşe gelinin dediklerini duyan yok, dörtnala hücum çeşmeye. Camızın kuyruğuna bağlı sıpacık da ardında. Camızı yetişmek ne mümkün, yerlerde sürüklenmeye başladı zavallı. Ayşe gelin ne yapacağını şaşırmıştı.
-"Durun, kaçmayın, gidinin hayvanları kaçmayın!"
Camız suyu gördü bir kere, dur/çüş dinler mi artık! Neyse ki zavallı sıpacığın ipi koptu da yerde sürünmekten kurtuldu. Kurtuldu ama özellikle ön kısımları ve dizleri kan revan içinde kalmıştı ve yerden kalkamadı. Cmız ise, olanlara aldırmadan çeşme aharına çoktan varmıştı, kuyruğunda ipin yarısı ile. Gelin hanım elindeki kirmanı ve yün torbasını fırlattığı gibi koştu sıpacığın yanına. Kıpkızıl kanayan yaralarını, çeşmenin ayağındaki kara balçık çamurlarla sıvadı, yüzülen derileri temizledi. Çamur tedavisinden sonra sıpacık ayağa kalktı, sendeleye sendeleye çeşmeye vardı, suyu içtikten snra, biraz daha kendine geldi. Ayşe gelin, camızın kuyruğunda kalan ipi de çözdü ama ip kuyruğun sonuna kadar deriyi sıyırmıştı. Kuyruğa da çamur kürü uyguladıktan sonra kırılan testileri heybeden çıkardı, kenara fırlattı, heybeyi de omuzuna attı ve geldiklerinden daha ağır bir tempo ile evin yolunu tuttular. Bereket versin yol tenhaydı, bu hem üzücü hem de komik olayı gören/duyan olmadı. Yoksa, Ayşe gelin kadınların dilinden nasıl kurtulurdu?
-"Kız, bu gelinde de hiç akıl yokmuş! İnsan hiç camıza güvenir de kuyruğuna zavallı sıpacığı bağlar mı? Bundan karı olmaz kız! Adamın iki yakasını bir araya getirmez bu kancık valla!"
Ayşe Gelin, olacakları düşünerek sessizce evine dönmüş, etrafı toparlamış, kuyruğu yaralı camızı karanlık ahıra kapatmış, yemeğini de hazırlamış, çiftten gelecek kocası Köse Ahmet'i bekliyor. İşte, o da göründü. Köse Ahmet, yorgun/argın gün batımına doğru çiftten dönmüştü. Ayşe gelin, elinde sıcak suibriği, kocasının elini ayağına su döküyor. İlk gün Köse Ahmet durumu pek anlayamadı ama ikinci gün camızın kuyruğunu fark etti.
-"Ayşe kız, bu camızın kuyruğuna ne oldu ?"
-"Valla ben de anlayamadım Ahmedim. Kuyruğundaki keneleri atmak için, damdaki taş duvara sürtünmüş herhalde!
-"Yaa!? Demek öyle! Hadi şu ayaklarıma da su döküver, yemeğimizi yiyelim, valla karnım zil çalıyor, zil! Akşama kadar öküzlerin ardında öldüm /bittim be! Bu kızıl topraklı tarlayı sürmek amma da zormuş yahu! O çıkına koyduğun peynirleri de kuşlar aşırmış, bana kala kala iki dilim kuru ekmek kalmış!"
-"Ahmedim, sıcacık tarhana çorbamız hazır! Yanında da acı biberli kuru fasulye ile pilav var. Ayranı da getirdimmiydi!"
-"Tamam! Yemekleri sayıp durma da koy sofraya, koy hadi!"
Aradan bir ay kadar geçmişti, sıpanın yaraları çabuk iyileşti ama ihtiyar camızın kuyruğu kangren olmuş kapkara kesilmişti ve bir süre sonra ucundan kopuvermişti. Ayşe gelin, camızın düşen kuyruğunu eline almış, uzunca bir süre için için ağlamıştı, çok üzülmüştü zavallı camıza. Hele camızın yan yan kendisine bakıp, "Kuyruğumu geri istiyorum!" dercesine acı acı bağırması yok mu, unutulacak gibi değildi. Kocasına da söyleyemezdi ki. Söylese, eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyebilirdi. Bu çeşme macerasında olan, ihtiyar camıza oldu. Ahir ömründe yeni bir lâkabı olmuştu.
-"Güdük aşağı, Güdük yukarı!"
Olayın üzerinden yıllar geçti, çoluk/çocuğa karıştılar ve ihtiyar camızda öldükten sonra, Ayşe gelin daha fazla kendini tutamadı ve acı gerçeği kocasına anlattı, o da olgunlaşmış, o eski gençliğindeki gibi sabırsız değildi.
-"Olur be hanım! Sen benim başımdan neler geçti bir bilsen? O sıpacığın anası, nasıl öldü zannediyorsun? Sırtına odun sararken, huysuzluk edince elimdeki sopayı öfkeyle bir vurdum ki! Allah taksiratımızı affetsin!"
-"Âmin!"
-"Ben, Yörük Ali Efe'nin kızanı iken neler gördüm, neler geçirdim bir bilseniz? Yunan gavuruna ne baskınlar yaptıydık be! Hele Erbeyli Köprüsü baskını! O ne vuruşmaydı ağalar, bir görseydiniz!"
-"Palavra bunların hepsi,palavra! Kadı İbrahim kim, Yörük Ali'nin kızanı olmak kim? Yıllardır bu masalı anlatır durursun, halâ bıkmadın mı be adam?"
Herkes o gür sesin geldiği yöne doğru çevirdi başını, konuşan Besim Dayı idi. Ardından kalktığı gibi kapıyı hışımla çarparak kahveden çıktı gitti. Onu diğer müşteriler izledi. Sonunda Kadı İbrahim, kahveci Camali'nin İsmail ve oğlu kaldılar. Kadı Dayı, gidenlere aldırmadan anlatmaya devam etti hikâyesini.
Birinci Cihan Savaşı bitmiş, Osmanlı Devleti de müttefikleriyle birlikte yenik sayılmıştı. Yapılan anlaşma ile askerlerimiz terhis edilmekte, silahlarımız toplanmaktaydı.Komutan,Kadı İbrahim ve arkadaşlarını toplamış şu veciz konuşmayı yapmıştı.
-"Evlatlarım! Bildiğiniz gibi, hiç bir cephede yenilmediğimiz halde, müttefiklerimiz yenildiği için, biz de yenik sayıldık! Ordumuz dağıtılıyor, elimizden silahlarımız alınıyor! Korkarım ki pek yakında bu cennet vatanımızı da paylaşacaklar, adım adım işgal etmeye yelteneceklerdir. Milletçe, bu işgale karşı direnmek üzere, hazırlıklı olmalıyız! Bu hususta en büyük görev, eğitimli birer Türk genci olarak, sizlere ve bizlere düşecektir. Hepiniz memleketinize döndüğünüzde, orada eli silah tutan genç ve ihtiyar herkesi uyarın, durumun vahametini anlatarak, onları işgale karşı direnmek için hazırlamalısınız. Şair ne güzel söylemiş bakın, 'Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır!'
Biz de bu cennet vatan için canlarını vermiş şehitlerimizin ve gazilerimizin mezarlarını düşmana çiğnetmemeliyiz! Atalarımızın kemiklerini sızlatmamalıyız! Haydi, yolunuz açık olsun, gazanız mübarek olsun!"
Kadı İbrahim, yayan/yapıldak Ödemiş'e gelmiş, dinlenecek ve ertesi sabah Keles'e, oradan da köyü Gevele'ye gitmek için yola çıkacak. Hacı Nuri'nin Hanı'na yerleşti. Hanı işleten de eski emekli komiser Hamdi Bey'dir. Hamdi Bey ile sohbet sırasında, komutanının söylediklerini anlattı. Hamdi Bey onu dikkatlice dinledikten sonra söze başladı.
-"Evladım! Köyünde kimin kimseciğin var mı senin?"
-"Hiç kimsem yok sayılır. Babam, Çanakkale'de şehit düşmüş, annem de ben askerdeyken ölünce!"
-"Tamam evladım, anlaşıldı, anlaşıldı! Madem kimin kimsen yok köyünde, üstüne üstlük bir de şehit oğlusun, sen de bize katılsana! Bak biz Ödemişliler olarak Kuvayı Milliye teşkilatı kurduk, senin gibi eğitimli insanlara da çok ihtiyacımız var!"
Kadı İbrahim bir süre düşündükten sonra, komisere hak verir ve teşkilata katılır. Sayıları ikiyüzü aşmıştır ve Hamdi Bey onları bir gece toplar, konuşur.
-"Arkadaşlar, artık harekete geçme zamanı gelmiştir! Nazilli yüzünde Yörük Ali Efe diye bir yiğit çıkmış, Yunan'a karşı savaş başlatmış, kızanlarının sayısı da bini aşmış diyorlar. Düşündüm ki biz de ona katılsak, güçlerimizi birleştirsek, daha iyi olacak. Ödemişli Gökçen Efe de onun yanında ve en sadık adamlarındanmış.
-"Biz de Yörük Ali'ye katılalım, biz de!"
-"Öyleyse, şimdi gidip hazırlıklarınızı yapın, yarın sabah erkenden yola çıkacağız!"
Üç günlük yaya yürüyüşünden sonra, Nazilli yakınlarında Yörük Ali Efe kuvvetleriyle buluştular, ertesi gün Binbaşı Hakkı Bey de adamlarıyla birlikte katılınca, sayıları ikibine yaklaşmıştı. Yunan askerleriyle ilk sıcak temas, bir Haziran gecesi Erbeyli Köprüsü'nde yaşandı. Düşmanın bu köprüyü geçip, Nazilli'ye doğru ilerleyeceği haberini alan Yörük Ali Efe, Köprü etrafında pusu kurmuş, tam düşman askerleri köprünün üzerine geldiğinde, emri vermişti (21 Haziran 1919).
-"Ateeeeş!!!"
Çatışma, gece yarısından gün ışıyana kadar sürmüş, düşman, bu ani baskınla neye uğradığını anlayamamış, adeta çil yavrusu gibi dağılmıştı ve üçyüze yakın ölü bırakarak kaçmak zorunda kalmıştı. Türklerden de beş şehit verilmişti, on kadar da yaralı vardı. Şehitlerimizden birisi, Yörük Ali Efe'nin can dostu Ödemişli Gökçen Efe idi. Yörük Ali çok üzülmüştü ama kader. Ne yapabilirdi ki. Adamlarını toplayıp, Tire yönüne doğru hareket emri verdi, oradan da Gökçen Efe'nin köyüne vardılar. Onu defnettikten sonra, arkadaşının eşini ve çocuklarını da yanına alarak, Nazilli'ye doğru yola koyuldular.
Yunan askerleriyle ikinci çatışma, Torbalı-Selçuk arasındaki demiryolu üzerinde oldu. Yunan askerleri'ni Aydın'a götürecek tren, Torbalı'dan hareket etmişti. Tren yolu üzerindeki keskin bir virajda bulunan raylardan bir kısmı, Yörük Ali'nin adamları tarafından sökülmüş, pusu kurulmuş ve terenin gelmesi beklenmektedir. Tren, gün batımına doğru ileriden göründü, sökülmüş rayları fark edince, makinist treni durdurdu. Askerler panik içinde trenden atlamaya ve bizimkilerin atış menziline girmeye başlamışlardı ki o gür ses yine duyuldu.
-"Ateeeş!!!"
Yörük Ali Efe'nin emriyle başlayan yaylım ateşi karşısında, Yunan askerleri ne yapacaklarını şaşırmış, kaçacak delik arıyorlardı. Sabaha karşı silahlar susmuş, sağ kurtulanlar geriye doğru kaçmış, arkalarında ikiyüzü aşkın Yunan askeri bırakmışlardı. Bizden de 8 kişi şehit olmuş, bir o kadar da hafif yaralı vardı.
Yunan askerleriyle üçüncü ve en önemli çatışma, Alankova Deresi kenarında meydana geldi. Yunan işgal askerleri, bu sefer yaya olarak hareket ediyorlardı, istikametleri Nazilli idi. Alankova'nın yatağı çok geniş bir alana yayılmıştı, dere kenarları bir adam boyu hayıt ve ılgınlarla kaplıydı. Burada pusu kuruldu, başka geçebilecekleri yer de yoktu zaten.
-"Ateeeeş!"
Alankova çatışması da kuşluk vaktine kadar devam etti. Yunan askerleri, Yörük Ali ve adamları karşısında yine tutunamadılar ve arkalarında beşyüze yakın ölü bırakarak, geriye doğru kaçıştılar. Gerçi, kaça bilenlerin sayısı da bir o kadarcıktı. Yörük Ali'nin kızanlarından da altmışa yakın şehit, yüze yakın da yaralı vardı. Yörük Ali Efe, bu zaferden sonra yüksekçe bir yere çıkarak şu veciz konuşmasını yaptı.
-"Arkadaşlarım, kızanlarım, can dostlarım! Allah'ın yardımıyla, Yunan askerlerinin tamamına yakınını tepeledik! (O sırada çok şiddetli bir yağış başlamıştı) Gördüğünüz gibi, Yüce Allah öyle bir rahmet yağdırdı ki düşman askerlerinin kanıyla Alankova Deresi, kıpkırmızı akmaya başladı! Yüce Allah, değil düşmanın kendisini, kanını bile bu aziz topraklarda istemedi! Göreceksiniz ki çok yakında, Ankara'da Mustafa Kemal Paşa komutasında kurulan nizami Türk ordusu,düşmanı ülkemizden söküp atacaktır. Alankova'nın adı, bundan sonra Alkankova olarak anılsın, şanlı direnişimizin canlı bir şahidi olarak kalsın! Gazanız mübarek olsun!"
-"Sağ ol!!!"
-"Yaa! İşte böyle evlatlarım! Daha çok anlatacaklarım vardı ya, evde koca karı merak eder şimdi! Gece yarı oldu zaten. Haydi oğlum,şu bizim feneri yakıver de gidelim artık!"
Köylülerin çoğu gibi, ben de Kadı İbrahim'e inanmaz, bunları uydurduğunu sanırdım. Taa ki Ali İhsan Usta'nın "Efelerin Efesi Yörük Ali Efe" adlı kitabını okuyuncaya kadar. Kadı Dayının anlattıkları ile kitaptakiler ne kadar da uyuşuyordu. Bu olayları, ancak bizzat yaşayanlar böyle net olarak hatırlayabilirdi. Özür dileriz senden kadı İbrahim Dayı, bizi affet ne olur!
Stopmotion filmleri her zaman çok severim, zamanında benim de bir kaç denemem olmuştu. Gerçekten bu iş için ciddi bir zamana ihtiyacınız var. Bunun planlanması, bilgisayar işleri derken bu hayat kargaşasında pek vakit ayıramıyorum artık. Ama her zaman sadece bu iş vakit ayırmak istiyorum, şimdiye kadar kısmet olmadı ama bunun için çalışıyorum, hatta nasilyap.com 'un logo karakteriyle ve site bütünlüğüyle ilgili bir senaryo var kafamda ama bunun için biraz daha zamana ihtiyaç var. İş yoğunluğundan ve stresinden uzaklaşıp kendime ayıracağım bir sürede bir kaç film çekmek istiyorum. Şimdi ise sizlere stopmotion nedir, ne değildir, nasıl yapılır, tekniği nedir, püf nokları var mıdır hepsini bilgim dahilinde anlatmak istiyorum.
Stopmotion nedir?
Bilgisayar öncesi en basit tabiri ile kağıda çizilen karakterlerin, sayfaları hızlıca döndürülmesiyle oluşturulan ufak animasyonlar diyebiliriz. Herkes hayatında mutlaka ilkokul yıllarında defterinin ya da bir kitabın köşesinde bunu denemiştir. Hatta hatırlıyorum da böyle üretilmiş not defterleri vardı, köşesinden tutup sayfaları hızlıca çevirdiğimizde resmen bir film izliyorduk. İşte bu mantıkla fotoğraf makinasından çektiğiniz her saniye kare görüntünün, bilgisayar ortamında bir araya getirilmesiyle oluşturulan işlere stopmotion deniliyor. Tabii herşey bu kadar basit değil bu konuda çok ciddi işler var. Çeşitli oyuncaklarla (Örneğin; lego) her hareketini fotoğraflayıp dizmekle oluşan bu görüntülerde eğer oyun hamuru ya da kil kullanıyorsanız bu işe de Claymotion deniliyor. Kille yapılmış en ünlü karakterler ise Wallace ve Gromit 'tir.
Bu konuda tek ihtiyacınız olan şey sabırdır, işte malzemelerimiz:
Biraz sabır
Oyuncak (stopmotion için) veya Kil (Claymotion için)
Biraz daha sabır
Arka plan için tercih ettiğiniz renkte bir karton
Mutlaka bir senaryo
İyi bir iş için mutlaka bir storyboard
Bolca sabır
Dijital Fotoğraf Makinası
Tripod
Bilgisayar
ve görüntüleri birleştireceğimiz ücretli ya da ücretsiz bir program.
Adım 1) Planlama
Bu işe başlamadan önce gerçekten çok iyi düşünmeniz gerekmektedir. Belki ortaya çıkacak işe 2-3 dakikalık bir film de olsa, binlerce fotoğraf karesi çekeceksiniz. İyi planlanmayan iş boşa giden zaman demektir. İyice bir düşünün, karakteriniz elini kaldırmak istediğinde ne yapacaksınız? Sadece bu hareket için en az 30 kare fotoğraf çekebilirsiniz. Bu karakter gülecekse, atlayacaksa, kaçacaksavs yüzlerce pozisyon olacak. Başka başka karakterler olacak, planda yanlış kurgulanan bir kare sonucu izlediğiniz zaman sizi üzebilir. Her hareketinizi önceden planlayın ki boşuna fazla fotoğraf çekmeyin. Aynı şekilde eksik çekilen bir sahne için geri dönüş çok zordur, çünkü aynı ışık şartlarını, aynı kadrajı, aynı netliği tekrar yakalamak zorundasınız. Plan yapmak çok zahmetli bir iş ama eminim buna değecektir.
Adım 2) Storyboard
Kafanızda oluşturduğunuz ya da notlar aldığınız plan her zaman için size iyi sonuç vermez, planlama yaparken mutlaka öykü çizelgesi tutun. Çizim yeteneğiniz olmasa bile en azından çöp adamlarla sahnenizi çizmeye çalışın. Storyboard'ın oluşturulması size büyük zaman kazandıracaktır. Planlama yaptıktan sonra bir kez de storyboard üzerinde filmi üç aşağı beş yukarı gördüğünüzde artık herşey belirlenmiş olacak. Bütün bunlar en az hamle ile, en iyi görüntüyü yakalayabilmek için gereklidir. Storyboard üzerine çizilen her sahne hem önceden çıkacak sonucu öngörmenizi sağlar, hem de hataları yok eder. Bu konuda da çeşitli ücretli ve ücretsiz programlar var aramanın gücüne inanın.
Adım 3) Oyuncu Seçimi ve Sahne (Oyuncaklar ve Fon Kağıdı)
Nasıl ki bir filmin oyuncuları önemlidir, sizin stopmotion filminizde de oynatacağınız karakterler de çok önemlidir. Oyuncaklardan seçtiğiniz modeller ya da oyun hamurundan yaptığınız karakterlerin her detayı filminiz için artı bir puandır. Duygu ifadeleri için düzgün bir surat, durumu anlatmak için kullanılacak renkler, arka plan rengi gibi herşey çok önemlidir. Kullanacağınız nesneler genelde küçük boyutlarda olduğu için çok meşakkatlı bir iş olduğunu baştan kabul etmelisiniz. Eğer oyun hamurundan karakterler yapmak istiyorsanız ve küçük parçalarla ilgilenmem diyorsanız büyük parçalarında zor ayakta durduğunu hesaplamalısınız. Bu sefer tel bir iskelet üzerine kurduğunuz karakterinizin hareketleri de zaman zaman kısıtlı olacaktır.
Bu konuda size Wes Fryer 'ın stopmotion hakkındaki deneyimleri yardımcı olabilir.
Ve Kevin Hodgson 'da çok faydalı bilgiler veriyor.
Adım 4) Fotoğraf Çekme Zamanı
Işığımızı kurduk, fonumuzu hazırladık, oyuncularımız hazır, planımızı yaptık, storyboard'ı elimize aldık ve artık objektife basmanın vakti geldi. Fotoğraf çekme sırasında unutmamanız gereken en önemli konulardan biri de fotoğraf makinanızın ayarıdır. Asla fotoğraf makinanızı otomatik modda kullanmayın. Eğer kullandığınız makina buna izin vermiyorsa mutlaka sabit bir mod seçin. Çünkü otomatik ayarla çektiğiniz zaman, fotoğraf makinası o anki duruma göre ayar yapacağı için her karede farklı renkler elde etmesi söz konusu olabiliyor. Bütün fotoğrafları birleştirip, izlediğimizde aralarda farklı renk tonuyla çekilmiş kareler çok göze batabiliyor ve böyle bir sonuçla karşılaştığınızda üzülebilirsiniz, daha önce de dediğim gibi aynı kadrajı tekrar kurup çekmek çok zordur. O yüzden mutlaka baştan ayarlarınızı iyi yapın ve çekim sonuna kadar bu ayarı korumaya gayret gösterin. Ve bu işi mutlaka ya gece ya da gündüz yapın. Akşam üstü başladığınız bir işin başında görüntülerin aydınlık, filmin sonlarına kadar görüntünün koyulaşmasını istemezsiniz. 2-3 dakikalık bir film dahi olsa, binlerce kare çekerken saatler geçiyor. Siz aydınlıkta başlamışken hava kararabilir ve başlangıçtaki ışığı tekrar yakalayamazsınız. Güneş ışıklarından etkilenmeyecek bir yerdeyseniz sorun yok ama kullandığınız ışığın türü bile önemli olabiliyor, çünkü bazı beyaz enerji tasarruflu ampuller vakit geçtikte daha çok ışık vermeye başlıyor yine aynı durumda ilk sahnelerde yaptığınız ayarlar bir kaç saat sonra ışığın artmasından dolayı berbat hale gelebilir.
Ve unutmamanız gereken bir diğer en önemli unsur ise, mutlaka fotoğraf makinanız sabit bir yerde olsun. Yani mutlaka tripod kullanın. Elle çektiğiniz zaman aynı kadrajı hiç bir zaman koruyamazsınız böylelikle fotoğrafları sıralayıp izlediğinizde kadrajın sürekli hareket halinde olduğunu ve acemi bir kameraman tarafından bolca titreterek çekilmiş berbat bir görüntüyle karşılaşırsınız. Hem zaten tripod kullanmak doğru ışık ayarı ve netlik için de gereklidir.
Her hamleyi mutlaka fotoğraflayın.
Karakterin göz kırpmasının iki hamleden oluştuğunu düşünmeyin, daha gerçekçi sahneler için mutlaka her hareketi daha kaliteli olması için bolca çekin. Yani karakter gözlerini ilk önce yarıya getirdiğinde bir kare çekin, kapattığında çekin, gözlerini açarken bir kez daha yarıda çekin ve gözlerini açık hale getirip çekin böylelikle basit bir pozisyonu bile 5 hamlede çekmiş olursunuz, size bolca sabıra ihtiyacınız olacağını söylemiştim
Adım 5) Hareketlendirme Zamanı
Buraya kadar sabredip herşeyi yaptıysanız, planlarınız doğruysa ve storyboard'a sadık kalarak hiç hatasız, herşeyi çok iyi çektiğinize inanıyorsanız şimdi çektiğiniz görüntüleri birleştirerek filminizi izlemenin vakti geldi. Aslında işin en eğlenceli kısmına geldik. Çektiğimiz bütün görüntüleri bilgisayarımıza yükleyip, çalışacağımız programı açıyoruz. Bu işi bütün video montaj programları yapabilir. Hatta sırf stopmotion için yapılmış yazılımlar bile var. Tercih tamamen size ait ve yine aramanın gücüne inanın.
En başta da söylediğim gibi mantık aslında çok basit, defter köşelerine çizdiğimiz işin aynısı. Çektiğimiz tüm fotoğraflar bir bilgisayar programında dizilecek ve play tuşuna bastığımızda filmimizi izleyeceğiz. Bunun için Picasa programını önerebilirim. Picasa programının slayt mantığı ile çözüme ulaşabiliriz.
Hatta bu programda karelerin yayınlanma hızlarını bile çok rahat ayarlayabiliyoruz.
Tabii yine de tercih sizin, bu fotoğraf dizme işini bir çok program ile yapabilirsiniz. Umarım anlattıklarım sizlere yardımcı olur ve birşeyere başlamak için bir heyecan vermiştir. Eğer gerekli zamanınız ve sabrınız varsa mutlaka birşeyler deneyin. İlk filminiz belki çok güzel olmayacak ama hatalarını görmek için size çok yardımcı olacaktır. Bizlere görüntülerinizi gönderebilirsiniz, böylelikle eksikliklerini güzel yönlerini tartışıp çok daha iyi filmler çekmeniz için yardımcı olabiliriz.
Malzemeler :
Potasyum Dikromat (100 gr)
Okzalit Asit (100 gr)
İşlem :
Yukarıdaki iki madde bir kap içerisinde birbirleriyle karıştırılarak homojen bir yapı elde edilir. Bu karışımı belli bir miktar su ile karıştırılarak radyatöre doldurulur ve motor bir saat süre ile çalıştırılır. Daha sonra su boşaltılarak temiz su takviyesi yapılır.
2.
Malzemeler :
Potasyum dikromat (300 gr)
Sodyum Hidroksit (5 gr)
İşlem :
Yukarıdaki iki madde bir kap içerisinde karıştırılarak homojen bir yapı elde edilir. Bu karışım belli bir miktar su ile karıştırılarak radyatöre doldurulur ve motor bir saat süre ile çalıştırılır. Daha sonra su boşaltılarak temiz su takviyesi yapılır.
Nemli, yumuşak dokulu ve güzel kabarmış topkeklere kim hayır diyebilir? Peki yapmak ister misiniz? Sadece aşağıdaki aşamaları gerçekleştireceksiniz ve bu sayede yiyenleri şaşırtacak lezzette ve güzellikte topkekleri yapmak sizin için çocuk oyuncağı olacak;
Malzemeler (12 adet top kek için)
2 su bardağı kek unu
1 adet yumurta (Hafif çırpılmış)
3/4 su bardağı şeker
3/4 su bardağı süt
1/2 su bardağı doğranmış beyaz çikolata
1/2 su bardağı doğranmış fındık
1/2 su bardağı fındık yağı
1/2 adet limonun suyu
1.Aşama:
Bütün kuru malzemeler bir kabın içinde karıştırılır ve ortası havuz şeklinde açılır. Sıvı olan malzemeler ise başka bir kabın içinde karıştırılır. Kuru malzemelerin olduğu havuzun içine boşaltılır. Kenardan merkeze doğru karıştırılarak bütün malzeme birbirine iyice yedirilir. Yumuşak kıvamda bir hamur elde edilecektir.
2.Aşama:
Elde edilen yumuşak hamurun içine arzu edilen çikolata, kuruyemişler ve kuru meyvalar eklenir ve karıştırılarak hamurla bütünleşmesi sağlanır.
3.aşama:
Hazırlanan kalıbın içi sıvıyağ ile yağlanır veya uygun kağıtlar yerleştirilir. Hazırlanan hamurdan tatlı kaşığı ile parçalar alınır ve kalıplar 2/3 oranında doldurulur. Yani üsten bir parmak kadar boşluk kalacak şekilde. Fırınlanmaya hazırdır.
Ön ısıtma yapılmış 175 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar yaklaşık 35-40 dakika pişirilir. Süre sonunda kürdan veya bıçak ile topkeklere batırılarak kontrol edilir. Eğer üzerinde kalıntı kalıyorsa 5 dakika daha pişirilir. Temiz çıkana kadar bu işleme devam edilir. Fırından alınır ve soğuduktan sonra servis yapılır.
Binalarda ısı yalıtımı en az binanın temeli kadar önemlidir. Nasıl ki temeli sağlam olmayan bir ev bizim için tehlike arz ediyorsa, yalıtımı olmayan bir ev de çok tehlikelidir. Soğuk algınlığı gibi hastalıklardan öteye bütçeye büyük zararı vardır. Yalıtımsız bir ev daha çok doğalgaz harcar ve masrafı çok olur. Ama bir kere masraf ederek evinize ısı yalıtımı yaptırırsanız faydalarını kısa sürede görebilirsiniz. İşte ısı yalıtımı için bir kaç ip ucu:
Türkiye'de pek uygulanmasa da binalarda cam kalınlığı çok önemlidir. Güneye bakan camlar ince, kuzeye bakan camlar kalın olmalıdır. Eğer ne de olsa kışın dışarısı soğuk diye bütün camlar kalın olursa, gelen güneş ışınlarını tepmiş olursunuz. Sıcak diye de ince cam kullanırsanız, soğuk olan kuzey cephesinden soğuk almanız kaçınılmazdır. Bu sebeple evinizdeki camların konumları, güneş alma süreleri çok önemlidir. Camlarınızı taktırmadan önce bu hesaplamaları yapmanızda fayda var. Evinizdeki bütün camları aynı model takıp da paranızı boşa harcamayın.
Camlardan bahsederken, tabii ki mutlaka hem ısı hem de ses yalıtımı için çift cam kullanın.
Camlarınızın pencere bantlarını 2 yılda bir yenileyin. Ucuz macun ya da pencere bandı kullanmayın. Ucuz diye çekeceğiniz ince pencere bandını takmasanız daha iyi. Kaliteye önem verin.
İnşaat öncesi mutlaka iç yalıtım yaptırın. Özel alışımlı köpük kullanın.
Çatınız için bulunduğunuz çoğrafyayı iyi tanıyın. Çok rüzgar alan yerse, kiremit çatı yaptırmayın. Kaplama çatı malzemeleri kullanın. Ve mümkünse açık renkli malzemeler seçin. Biliyorsunuz ki açık renk güneş ışınlarını emer. Sırf göze hoş gelsin diye (en çok satılan modeller koyu renklerdir) yalıtımınızda hata yapmayın.
Evde yer halısı kullanın. Halı taban sıcaklığını tutar.
Isınırken tek bir odayı ısıtmayın, 4 duvar ısınmadıkça yakılan gaz boşa gider.
Alt kat ve üst kat komşunuzla ısı programlaması yapın. Siz kendi dört duvarınızı ısıtırken, alt kat komşunuzun evi soğuksa, tabandan sizin eviniz de soğuyacaktır. Isıtma sistemlerinizi aynı anda açmayın, açma ve kapama saatlerini yarımşar saat farklarla oluşturun. Herkesin alt komşusu bu hassasiyeti gösterirse ısı yalıtımında büyük katkı sağlamış olur.
Kullanılmayan tavan arası varsa en iyi ve ucuz yalıtım buraya serilecek yorgan veya şilte halindeki camyünü ile yapılabilir. Bu hususu herkes bilir ama en çok hata da burada yapılır. Çünkü Türkiye'de "çatılar akmak için yapılmıştır" diye bir söz vardır. Tavan arasına camyünü serilir ve üzerine yağmur yağmasın diye naylon örtü yayılır. İşte en büyük yanlışlık da buradadır. Tam tersinin yapılması gerekir. Yani naylon örtü yere serilecek ve üzerine camyünü konacaktır. Neden böyle yapacağız inceleyelim.
Nefes aldığımız havada gözle görmediğimiz şekilde su bulunmaktadır. Nefes verdiğimiz zaman havaya bol miktarda suyu buhar halinde vermekteyiz. Soğuk havalarda bu su buharını gözle görebilmekteyiz. Diğer yandan yemek pişirirken, çay demlerken de havaya bol miktarda su buharı veririz. Hatta yerleri sildiğimiz ıslaklık bile bir müddet sonra buharlaşarak havaya karışır. Ayrıca çamaşır kurutmayı da unutmayalım. Peki devamlı surette havaya su buharı ilave ediyoruz da niçin doğada olduğu gibi evimizde yağmur yağmıyor? Bunun nedeni gözümüzle görmediğimiz bu su buharının hayaletler gibi duvarlardan geçip gidebilmesidir. Hatta sizin evinizi ayakta tutan betonarmeden bile geçerler. Tavanınızdan kaçıp giden bu su buharının camyününe ulaştığını bir düşünün. Betondan geçen su buharına kabarık yapıdaki camyünü nasıl mani olacak? İşte evinizde yağmayan yağmur cam yününün içinde yağacak.Çünkü soğuğa doğru ilerleyen su buharı bir noktada yoğuşmaya başlayacaktır. Peki nerede birikecek? Camyününün içinde birikecektir. İçinde hapsolmuş hava marifetiyle ısı yalıtımı yapan camyününün içi su dolunca ısı yalıtımı yapamaz hale gelecektir. Halbuki naylon alta serili olsaydı böyle olamayacaktı. Çatınız akarsa onu önlemek için yazımızı okuyabilirsiniz.
Isı yalıtımını düşünürken sadece kış dönemini düşünmeyin. Kışın içerden dışarıya kaçan ısı yakıt parası olarak sizi zorlarken hiç yazın ne olacak diye düşündünüz mü? Dikkat ederseniz son senelerde herkes klima cihazı almak peşinde. Neden? Çünkü sadece kış şartlarına göre ısı yalıtımı yapıyorlar da ondan. Yani kışın ısı dışarı kaçamıyor ama yazın da içeriye giren dışarıya kaçamıyor ve bunalıyorsunuz. İşte çatı arasına serdiğiniz cam yünü üstünden havalandırma yapılabilinmelidir. Normal kiremit örtülü çatınız varsa bu havalandırma kendilinden olabilmektedir. Ama bizim ülkemizde kitabına göre döşenen kiremit örtülü çatı görmek çok zordur. İnşaattan artan tüm hasarlı tahtalar çatıya çakılır bir de üzerine membran serilerek üzerine kiremit döşenir. Tamamen yanlış bir uygulamadır. Düz kapak tahtaları yerine sadece çıtalar üzerine döşenen kiremit çatının akıtma problemi olmaz. Tabi burada anlattığımız kiremit, Marsilya tipi denilen ve alt kulağı ile çıtalara tek tek vidalanabilen kiremitler içindir.
Son senelerde çatıda kaplama malzemesi olarak şingıl (SHINGLE) kullanılmaktadır. Hafifliği ile bizi cezbeden bu malzemenin uygulamada bir çok problemi olmaktadır. Şayet bu malzemeyi kullanarak sadece bir çatı teşkil edecekseniz size tavsiyem çatınızda keskin köşeli hiçbir yeriniz olmasın. Zira sıcakta yumuşak olan bu malzeme soğukta kırılgan olmakta ve bu keskin köşelerde kolayca çatlayabilmektedir. En kötü kenarınız şişe yanı gibi yuvarlak olsun.
Ama şingıl çatı yapacağım ve ısı yalıtımını da bunun altında gizleyeceğim derseniz işler zorlaşır. Bilhassa kullanılan tavan aralarında bu yola gidilmektedir. Çatınızı taşıyan ana sistem ahşap veya demir kutu profillerden olabilir. Genellikle şingılın altına OSB denilen hafif ahşap yonga plakalar kullanılmaktadır. Bu taşıyıcı malzemeyi ana taşıyıcının üzerine hemen vidalamayın. Yaklaşık 2 cm kalınlığında bir havalandırma boşluğu yaratmalısınız. Saçak ucundan girecek olan hava bu OSB nin altından geçerek yukarıya doğru çıkabilmeli ve tepe noktasından ısınmış olarak atılabilmeli. Bunun için yukarıya doğru giden çatı taşıyıcıların üzerine 2 veya 2,5 cm kalınlığında çıtalar vidalanır. Yatay taşıyıcıların üzeri boş kalmalıdır. Yaptığımız bu işlem çatı ana taşıyıcılarının hemen altından döşeyeceğimiz ısı yalıtım malzemelerinin zorlanmasını önleyecektir. Burada kullanılacak ısı yalıtım malzemelerinin cinsi hiç önemli değildir. Şöyle fikir yürütücü bir örnek verebiliriz. Dış hava sıcaklığı 35 derece ise ve siz koyu renkli bir şingıl kullanmışsanız OSBnin altında yaklaşık 70 derece sıcaklık oluşabilir. Dolayısıyla saçak ucundan giren hava tepe mahyasından çıkarken işte bu aşırı ısınmış havayı ortamdan uzaklaştıracaktır. Tabi hem saçak ucu hem de çatı tepe noktasında içeriye böcekler giremesin diye tel kafesler kullanılmalıdır.
Şingıl çatı üst kaplamasını yaparken demek ki keskin köşesiz ve açık renk olanları tercih edecekmişiz.
Çatı ana taşıyıcıya alt tarafından döşeyeceğiniz alüminyum baraklı cam yünü ile en iyi neticeyi alabilirsiniz. Unutmayın ki en az kalınlık 8-10 cm olmalıdır. Çatı ana taşıyıcısı ahşap kalaslardan oluşmuş ise büyük bir ihtimalle 5X10 cm ebadında kalaslar dikine döşenmiştir. Dolayısı ile bir problem olmaz. Ama demir kutu profil kullanılmışsa en iyi ihtimalle 6 cm yüksekliği vardır. Ve 8 ila 10 cm lik camyününü sıkıştırarak kullanmağa kalkarsanız verdiğiniz paraya yazık olur. Unutmayın ki cam yünü ne kadar kabarık olursa o kadar iyi ısı yalıtımı yapar. Aynı zamanda demirin iyi bir ısı iletici olduğu düşünülürse alttan 3-4 cm kalınlığındaki ahşap çıtalarla kaplanması halinde hem yükseklik hem de ısı köprüsü problemi halledilmiş olur.
Ben şahsen çatıda cam yününü öneriyorum. Sentetik esaslı halk arsında köpük dediğimiz poliüretan, polistiren vb malzemeler yıllar içinde kimyasal ayrışmaya uğruyor kanaatindeyim. Hele çokça kullanılan 4 cm lik alüminyum sandviç paneller ısı yalıtımı olarak sıfırdır. Yaz şartlarında güneş ışınları vurduktan 2 saat sonra paneller alttan ateş gibi oluyor. Şunu unutmayınız ki ısı yalıtımı sadece ısı geçimini yavaşlatır, durdurmaz!
Low E ısıcamlı, hava geçirimsiz, ısı köprüsüz nefis bir pencere yaptırıyorsunuz. Bu kadar basit. Yaklaşık 3 sene içinde size ısı tasarrufu olarak geri ödemesi vardır.
Pencereci sizden, önce alt tabana mermer koydurmanızı istiyor. Dışarıdaki damlalıklı çıkıntıdan içerideki radyatörün de üzerini örtecek şekilde 3 cm kalınlığında yekpare bir mermerde anlaşıyorsunuz. Bu konuda başka hiçbir şansınız yok. Çünkü mermeri kısa yaptırırsanız, "perdelerinizi islendiriyor.(!)" şeklinde bilgilendiriliyorsunuz. Burada mermercinin daha büyük ve yekpare mermer satarak kazancı en az 3 misline çıkıyor. Siz de sözde kazançlısınız. Zira hem perdeleriniz islenmeyecek, hem de pencere önüne saksı koyabileceksiniz.(!)
PVC pencereci geliyor, kolayca montajını yapıyor. Çünkü alttaki yekpare mermer ona düzgün bir zemin hazırladığı için pencereyi gönyesinde monte edebiliyor. İşlemler bitiyor, eviniz çok güzel oldu Isı tasarrufu (!) yapıyorsunuz. Eskiden beri bizim insanımız pencereden dışarıyı seyretmeyi sever. Sabah kalkıp pencerenin önüne geliyorsunuz. Ellerinizi mermere dayayarak dışarı bakmak istiyorsunuz Mermere değmenizle, ellerinizin donması bir oluyor. Aman Tanrım bu ne soğuk! Öğleye doğru alttaki radyatörün etkisiyle mermerin ucu biraz ısınıyor. Ama yine soğukluk müthiş. Acaba diyorsunuz, pencerenin altından hava mı üflüyor?
Isı transferi dersini okuyarak mezun olan mühendisler Kalkın bakın ısı tasarruflu pencerenize. Altındaki mermer dışarı ile içerisi arasında ısı köprüsü yapacak şekilde "dekoratif" mi yapılmış?
Ve sayın pencere montajcıları: Pencerenin altına yekpare mermer koydurarak, ısı tasarrufu için sattığınız mamule söz getirmeyin. Ben inanıyorum ki sizlerde iç ve dış denizlikler için özel profiller var. Bunları geliştiriniz.
Isı camlı pencereler PVC, ahşap veya alüminyum olabilir. Alüminyum olanlarda ısı köprüsünü kıracak çiftli sistemler var ama aynı mermerde olduğu gibi iyi iletken alüminyumdan pencereyi pek tavsiye etmem.
Bu arada en başta yazdığım "low E" meselesine gelelim. Isı camlı pencere yaptırdığınızda bir de yaz şartlarını göz önüne getirin. Güneş ışınları pencere camından kolayca geçer ve odanız çok sıcak olur. Bunu önlemenin en iyi yolu pencerenize dışarıdan gölge yapacak elemanlar kullanmanızdır. İçeriye güneş ışınları direkt olarak giremeyecek ama içerisi aydınlık olacak ve siz dışarısını rahat görebileceğiniz şekilde seyrek elemanlardan yapılmış panjur bu işinizi görür. Kışın panjurları kaldırabilirsiniz. Ama low E'li ısı cam kullanırsanız güneş ışıklarının ısıtan kısmı içeriye az girer. Bu arada sakın içeriden ısı cama yapıştırılan koyu renkli filmleri asla kullanmayınız. Yazın güneş vurduğu zaman odanızı soba gibi ısıtır. Film kaplanmış bir ısı cama güneş ışını vurmuşken içeriden elinizi değdiremezsiniz. Zira eliniz yanar!
Diğer bir husus da pencere kenarlarıdır. Montajdan kısa bir süre sonra duvar veya mermer bağlantılarında çatlaklar oluşur. Onun için duvar kenarlarında kullanılan pervaz tabir edilen çıtalar takılmadan önce buralarını silikon veya akrilik mastik sürün. Pencerenin mermerle birleştiği yere de sürün.
Pencerenin iç duvara ne kadar yakın olursa o kadar iyidir. Şayet radyatörle ısınıyorsanız asla üstünü kapatmayın. Eskiden sobalarla ısınırdık. Siz hiç üstü kapalı soba gördünüz mü? Radyatörden çıkan sıcak hava pencerenizi yalayarak tavana yükselirse konfor şartlarınız nefis olur.
Perdelerim kararacak diye korkmayın. Evinizde tekniğine uygun şekilde ısı yalıtımı yaparsanız en fazla 60 derecelik kalorifer sıcaklığında perdeleriniz islenmez. Ama 60 dereceyi geçerseniz perdeleriniz kararacaktır. Genellikle ortak ısıtılan apartmanlarda bu durum çokça gözlenir.