Düştüğüm yerde bırak beni
Küstüğüm kaderden istemem artık mutluluğu
Kalmadı bir adım atacak halim
Nasıl anlatayım bu yorgunluğu
Düştüğüm yerde bırak beni
Elimden düşürüp son kadehi
Sızdığım yerde bırak beni
Kızdığım sen değilsin asla
Savaşa savaşa bunca acılarla
Tükendiğim, yenildiğim yerde bırak beni
Düştüğüm yerde bırak beni öylece
Uzatma ellerini, dokunma bana
Ayrılığın hüznü düşsün bakışlarına sadece
Acıma olmasın o gözlerde, kaldıramam onu
Kader en baştan hazırlamış bu sonu
Düştüğüm yerde bırak beni
Bitsin artık bu savaş
Olsun
Dünya galip, ben mağlup olayım
Oyuncak etti ya elinde
Öleyim de, oyuncaksız kalsın
Hiç değilse şu kaderden hıncımı öyle alayım
Düştüğüm yerde bırak beni canım
Sana bir anı, bir hatıra olarak kalayım
Bir gece vakti
Başımı kaldırdım
Baktım gökyüzüne
Yıldızların altında
Anladım ki o anda
Bir zerreyim bu alemde
Sensizim hem de
Ne varsa ellerimde
Bekçisiyim, emanetçisiyim sadece
Bir düşün dostum, iyice
İyi, kötü her şey Tanrı'dan emanetse
Emanete hıyanet olur mu sence?
Bir gece vakti
Yüzüme vurdu rüzgar
Kaldır başını, bak diyordu sanki
Şu sonsuzluğa
Bunu bir yaradan var
Koparır ondan kulu, uzaklaştırır
Yanlışlar, günahlar
Yaklaştırır doğrular
Haydi dostum, biz insanız!
İnsanlar doğruyu bulmalılar
Bir gece vakti
Başımı kaldırdım
Baktım gökyüzüne
Gülümsedi yıldızlar...
Bundan aylar önçe,eşimle sirkeciye arabamızla gitmeğe karar verdik.Fakat arabayı park edecek yer bulamadık.Eşim sen arabada bekle ,yarım saatlik işim var dedi ve gitti.Ben radyoyu açtım,bahar havası vardı,camlarıda açtım,gözlerimi kapadım ,tamamen kendimi müziğe kaptırdım.Ama gözzlerimi açtığımda ne göreyim;elleri simsiyah,tırnakları uzun ve sivri,elbiseleri yırtık,kirli,kokulu.......
nefesi alkol kokan,gözleri donuk ve acımasız bir zavallı.
-Tanrım,tanrım ben ne yapacağım dedim ve gözlerimi tekrar yumdum,tekrar açtım
hayal mi acaba diye....
Hayır gördüklerim gerçek,dizlerim titremeğe ve ellerim titremeğe.....başladı...
ve hızlaca düşünmeğe başladım çok hızlıca .evet ona korktuğumu asla hisettirmeyecektim asla,başımı kaldırdım gözlerine baktım....baktım aslında ,o an korkumu yendim ve kalbim sızlamağa başladı ,belli ki karnı aç.
O da benim gözlerime baktı ve
-para ,para ver hemen dedi
-tamam vereceğim dedım ve
çantam arkada,eğildim içinden cüzdanımı aldım ,açtım..... tanrım o da ne*?
içinde hiç para yok kuruş bile yok,hemen göstedım,açtım:
-bak içi boş bende parasızım ,ama söz koçam gelecek sana para vereceğim ,ama az ileri git bekle dedim,ellerini kapıdan çek dedim,
Zavallı adam sallanarak,on adım ilerdeki setin üzerine oturdu ve beklemeğe başladı,
ben hemen arabanın camlarını ve kapıları kitledim,ağlamağa başladım.Hem çok korkmuştum hem de adamın o hali ve bakışları beni üzmüştü....Yarım saat sonra
Koçam geldi, ona olayı kısaca anlattım ,parayı adama kendim verdim,tek kelime konuşmadan,gözlerime baktı,baktı ....ve çekti gitti.
Beni asıl üzen benim karnım tok ve o açtı...ondan korktum ,aslında korkamam gerekirdi ,o sadece karnını doyurmak istiyordu,isteği yemekti.
Ben onu anlayabildim ve iletişim kurabildim gözlerimle ,sadece bakarak...
Evet o beni anladı,bekledi ve kötülük yapmadı,çünki bazı insanlar gibi bağırmadım,aşağılamadım........
O sadece hayat şartlarında dolayı bu hale gelmiş,bizler gibi oda insan,sadece kimsesız ,zavallı,elbiseleri,ayakkalbıları yırtık,berduş ve serseri olmuşş...
Ama o bir yoksul adam...
Bizler ,zavallı insanlara yardım ellerimizi uzatmalıyız,onları anlamalıyız.....
Böyle olaylar karşısında , hoşgörülü ve anlayışlı olalım ve bağırmadan , anlamaya çalışalım.......
Sevgiyle kalınız......
Oğlum ve ben yeni bir köpek sahibi olamanın olmanın tadını çıkaramadık.İkimiz de hem acemi ve hem bilgisizdik.Köpeğimiz geldiğinde 5 aylık idi,simsiyah ve göğsü beyazdı.Çok fazla sevdik ve şımarttık,her isteğini yerine getirdik.Buna rağmen mutlu değildi.Çünkü bana göre onun karekteri farklıydı.O özgür ve başına buyruk yaşamak istiyor hem de asi ..
Ve köpeğimiz devamlı havlayarak ,ne yemek yediğimizden anlyorduk ne de huzurla oturabiliyorduk.Etraftan şikayetler geliyordu,havlama sesinden.
Uzun aşamalardan sonra 2 yaşına geldi,çiftleşme zamanı gelince erkek bir köpekle başbaşa bıraktık fakat istemedi.Biz de köpeğin bu sorununu altı ay sonraya bıraktık ve çiftleşme zamanı gelince bu kez başka erkek köpekle bir kaç gün başbaşa bıraktık.Aslında biraz zorlamayla oldu ve köpek çok mutsuz bir şekilde ve hep başı önünde bir ay boyunca gezindi durdu.Oynamadı,zıplamadı ve kaçmak istedi.
ve veterinere kontrole götürdüğümüzde hamile olduğunu öğrendik,bir süre sonra da rontgen çektirdik,tam 4 yavru görünüyordu.
Ama doğum zamanı geldiği halde bir türlü doğum başlayamadı ve birkaç gün sonra yine veterinee götürmeyi planladık.Fakat sabah kalktığımızda karnı küçülmüştü ve yine soluğu veterinerde aldık,rontgen çekildiğinde ne gördük.....
Yavrular yok....inanamadık gözlerimize...Bakınız bize verdiği cezaya.
Zorla bana bu işi yaptırdınız ben de yavruları düşürdüm ve kaybettim der gibi gözümüzün içine baktı,baktı...
Sanıyoruz bahçenin ya bir köşesine gömdü ya da yedi...gece yarısı o nu kim görecekti ki..
ve Özgür köpek bu olaydan yaklaşık bir sene sonra da kaçtı gitti ..
Çok aradık çok ,ama o özgürlüğünü seçti.
Bu olay bize ders oldu ve aldığımız ikinci köpeği daha otoriteli ve daha bilinçli büyütüyoruz.
En mutlu olduğumuz anlar ne zamandır hiç düşündük mü ? yoksa kaybettiğimiz zaman mı düşünürüz. Ben düşünüyorum kimi zaman acaba mutluluk nedir ?ve kıymetini biliyor muyum diye..ama şimdi daha iyi biliyorum mutluluğun ne olduğunu.
Eğer sağlığım yerinde ve ailem yanımda ise bundan büyük mutluluk olur mu...
Anahtar elimizde. O nu kullanmayı iyi bilirsek neden mutlu olmayalım ki?
Bazı kişiler o anahtarı kaybeder ve ancak aramaya başlayınca farkeder ve o zaman anlar ,kaçan mutluluğu.Mutluluk aslında hem çok yakın hem de çok uzakta. Hayatı güzel yapmak elimizde.
mutluluk başkalarını mutlu etmektir ve değerini çok iyi bilmektir .Bunu yaşayarak anlayabiliriz.Bazılarımız yaşamadan hissetmeden bu dünyayı terkederiz .Her an yeniden doğmuş gibi hissediyorsak ; mutluluğu bulmuşuz demektir.
Yine buradan sevgiye geleceğim,çünkü seven kişi mutludur. Mutluluğun ana maddesi sevmek...sevmek...
Niye ?şiirler sevgi üzerine....
Doğayı sevmek,çoçukları, hayvanları, tüm canlıları seven kişi mutlu kişidir.
Canan Demirel
İNSANLAR VARDIR
İnsanlar vardır tek bir sözleriyle
hayalleri ve gönülleri tutuşturan,
bir tebessmleriyle bizi yabancı enlemlere çağıran,
büyülü bir dünyada dolaştıran.
İnsanlar vardır
uzattıkları elle
yalnızlığımızı dağıtan
masayı donatıp karnımız doyuran,
başımıza çelenkler oturtan,
gitara tek bir dokunuşlarıyla
bir sıcak yuva senfonisi çalan.
İnsanlar vardır ağızlarını açtıklarında
ruhumuzun derinliklerinr ulaşan,
çiçekler sulayan,düşler kurduran
küplerdeki şaraba şarkılar söyleten,
sonra da hiç bir şey olmamış gibi susan.
Bu yüzden ıssız bir ölümü defedip
hayatla sözlenir kişi,
bilir ki hayat daima böylesi,nasıl dagerekli
insanlarla karşılaştırır bizi.
HAMLET LIMA QUINTANA
Mutlluluk elimizde ,bunun değerini çok iyi bilelim.
Aslında yaşam o kadar kısa ki, göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor ve arkasından bakakalıyoruz nasıl geçti diye.
Zaman akar gider,günler,aylar geçer ve her saniye geri gelmemek üzere kaybolur.Zamanımızı iyi ,faydalı şeylere ayırıp boşa geçirmeden ve sevdiğimiz işlere yoğunlaştırırsak o kadar güzel geçiririz.Boş kuruntularla zamanı öldürmeyelim.
İyi hayatı,yaşamı istemek için yeteneklerimizi geliştirip sorumluluklarımızı bilmeliyiz.
Ve yaşamı güzel ve mutlu hale getirmek elimizde.
Hayatın hep olumlu yanını görüp,her ne olursa olsun daima dik ve ayakta kalmalıyız
cünkü yaşamak buna değer.Acılar var,hastalıklar,sıkıntılar,olumsuzluklar var hayatımızın içinde ama önemli olan bunları bertaraf edebilirsek yada etmeye çalışırsak yaşam güzel hale gelir.Ve daima hayatımızda arkadaşlarımız olmalı,derlerimizi anlatabilecek ve paylaşabilecek.
Ben inanıyorum iyi düşünen olumlu düşünen insanların hayatı daha mutlu ve iyi,ama olumsuz ve daima söylenen dır dır konuşan ,hoşgörüsüz kişiler mutsuz ve hastalıklı kişilerdir ,üstelik bunlar hiç şükretmeyi bilmezler daima şikayet içindedirler.
Çevremize şükretmeye ne varsa bilincine varalım ve şükran duygularımızı ortaya çıkaralım.Böylece hayatımızı n yönünü güzelliklere doğru çeviririz.
Ben her kötü olayda bile şükrederim ki daha beteri olmasın diye...ve o kötü olay zamanla iyiliğe dönüşür.
Fazla edebiyat yaptım ama bunlar hepimiizn bildiği ve kimi zaman yapmakta zorlandığımız düşünceler.Kendi düşüncelerimizi isteyerek iyiye yönlendirebiliriz yani beynimizi elimize alabiliriz,düşüncelerimizi de alırız.
Şimdi güzel bir şiirle kapayacağim yazımı...
Canan Demirel
geriye dönemezsin artık
çünkü hayat hep ileri savurur seni
tıpkı bitimsiz bir uluma gibi.
insana özgü neşeyle yaşamalı kızım
ağlayıp durmaktansa
çıkışsız bir duvara karşı.
köşeye sıkışmış duyacaksın
yitik,kimsesiz duyacaksın kendini
belki hiç doğmamış olmayı dileyeceksin.
ne diyeceklerinden kuşkum yok sana
bir anlamı olmadığı hayatın
uğursuz bir şey olduğunu söyleyecekler.
o zaman daima anımsa
bir gün seni düşünerek yazdıklarımı
tıpkı şimdi olduğu gibi.
yalnız bir adam,bir kadın
nedir ki tek başına?
bir toz zerresinden başka
oysa sana seslenirken ben
bu sözleri yazarken sana
diğer insanlar da var benim aklımda.
yazgın sende başlayıp sende bitmiyor
geleceğin kendi hayatın
onurun kendi onuru.
direnmeni umuyor onlar
neşenle güç vermeni
karşmasını şarkının şarkılarına
o zaman daima anımsa
bir gün seni düşünüp yazdıklarımı
tıpkı şimdi olduğu gibi.
ne kendini kaptır,ne dışında kal
ve yarı yolda deme asla
pes ediyorum benden bu kadar.
hayat çok güzel ,göreceksin
herşeye karşın nasıl da
seveceksin,dostların olacak.
sonunda bir bakacaksın ki
iyisiyle kötüsüyle
tüm varlığın olmuş dünya.
bağışla beni.sana başka
ne diyeceğimi bilemediğim için
ama anla lütfen,hala yoldayım ben de
ve daima daima anımsa
bir gün seni düşünüp yazdıklarımı
tıpkı şimdi olduğu gibi.
"O kutsal teraziye konduğumuzda sevaplarımı sana verecek kadar çok sevdim seni..." Günahlarını alacak kadar da yakmıştın zaten... ...ve sonra Cehennemim en dibinde olsam bile... Yüreğinin tebessümünü hissedeyim... "Cennette bile Allah'ım seni korusun" diye dua edebilirim... Gözlerimde bıraktığın kin ile öyle baktım ki insanlara... Bir kere olsun... Bir kere olsun "uslandıracak" bir göz bulamadım... "yaşatacak" bir göz bulamadım... Ayrılık bu mudur?Nefretimde Bile Dualarımla Sevdim Seni...
Paylaşımınız için teşekkür ederim...Emeğinize sağlık...
Bir toplumun ayakta durabilmesi için, olmazsa olmaz dört meslek dalı vardır. Bu meslek dallarının her birinin mutlaka ehil ellerde bulunması gerekir, toplumun huzur ve refahı için.
Bunlar; beslenmemiz için ziraat, barınmamız için inşaat, giyinmemiz için sanat, huzur ve güvenliğimiz içinse siyâset'tir. Ben burada güncelliği nedeniyle siyaset üzerinde duracağım.
Önemine binâen, bir kez daha altını çizerek tekrarlamak istiyorum ki; siyâset; hayatımızın "olmazsa olmaz"larındandır. Öyle ki; güvenliği ve huzuru o sağlar. Her meslek mensubuna o hükmeder.
O hâlde ideal bir siyasetçide hangi vasıfların bulunması gerekir?
İşte bâzı ana kraterler.
-Siyâsetçi; her şeyden önce âdil olmalı.
-Aldığı her kararı istişâre ile almalı.
-İlmi bir kariyere sahip olmalı.
-Kendisine güvenilir olunmalı.
-Asla yalan söylememeli. Siyâsetçinin sözü, kanun hükmündeki kararnâme gibi olmalı.
Halkın tâbiriyle onun her sözü, "buz üzerine değil, mermere yazılmış" gibi olmalıdır.
-İşinin ehli olmalı
-Şahsi menfaatını düşünmemeli.
-Hizmet aşkıyla dopdolu olmalı.
-Herkesi sevgiyle kucaklamalı.
-Seçilene kadar bir partinin mensubu olsa da, seçildikten sonra herkese tarafsız davranmalı.
-Yerine getiremeyeceği hiç bir vaatte bulunmamalı.
-Elindeki imkânları en verimli şekilde kullanmalı.
-Yapacağı her işte; "ehemmi, mühimme tercih etme"li.
-Disiplinli, kararlı ve vakarlı olmalı.
-Dürüstlüğü asla elden bırakmamalı.
-İnsanlara tepeden bakmamalı.
-Karizmatik olmalı, fakat kibirli olmamalı.
-Mütevâzi olmalı.
-Zengin fakir ayırımı yapmamalı.
-Söz ve davranışlarında tutarlı olmalı.
-Taraf tutmamalı, herkese eşit davranmalı
-Yiğit olmalı, kararı doğru vermeli, doğru verdiği karardan da asla dönmemeli.
-Fikrinde, sözünde ve yaptığı her şeyde samimi olmalı.
-Siyâsetçinin dâima; eli ve sofrası açık olmalı.
-Ayrıca; bir siyâsetçinin başarılı olabilmesi için, hayatının her dönemini ve her gününü yarın seçim olacakmış gibi değerlendirmesi ve ona göre hareket etmesi gereklidir.... diye düşünüyorum.
Kısacası; halkının derdiyle hem hâl olmalı, tasada ve kıvançta onun yanında yer almalıdır...
Nasrettin Hoca'nın fıkrâsında da ifâde edildiği gibi, elbette bu söylenenlerin de bir de tersi vardır. Biz müspet bir siyâsetçide bulunması gereken vasıfları saydık. Menfilerine dokunmadık. Onları da; "mef'ulü muhâlifinden" siz çıkarınız.
Bir gün Nasrettin Hocaya sorarlar.
"Hocam kuyu nedir?"
Hoca; cevâben,
"Minârenin tersidir" der...
"At izinin, it izine karıştığı" puslu seçim ortamlarında Allah; hem seçene, hem de seçilene yardım eylesin...
An gelir bir hüzün kaplar önce yüreğinizi sonra içinizi ve tüm gövdenizi sarıverir. Sebebi yoktur ama daralıverirsiniz. Hani küçük rahatsızlıklar geçiririz de geçmiş olsun derler ya.. Bazen yaşadıklarımızı hafif ayakta atlatırız, bazılarını da ağır geçiririz neredeyse yatak döşeklik oluruz.
Zaman zaman of çekerim mutsuz muyum?" Kesinlikle hayır". Aslında her şey normal.. Peki neden o zaman insan durup dururken içinde patlamaya hazır bir bomba varmış gibi hisseder ki... Böyle zamanlarımda sevdiklerimi üzmek istemem. Ne olur uzak durun, elimden olmadan üzmeyeyim sizi demek gelir içimden... Böyle anlarım nadirdir ama insanız işte bazen oluyor elde değil ki...
Yaşadığımız sürece nelerle karşılaşıyor. Bazen otobüste, bazen yolda, bazen işyerinde bazen apartmanda iyi niyetiniz suistimal ediliyor siz kimseyi kırmak istemedikçe birileri gelip salına salına rahat rahat kırıp, yıkıp, döküp geçiyor. Hele siz böyle yapmıyorsanız ne kadar zeki de olsanız kala kalıyorsunuz bir de bakıyorsunuz yapılan davranışa tepkisiz kalmışsınız. Ah kafam neden o anda söylemedim neden buna müsaade ettim diye hayıflanıp duruyorsunuz.
Ben bunu maalesef yaşıyorum art niyetli bir insan olmadığım ve durduk yere bir kişiyi iğnemediğim için iğnelendiğim zaman acısı derin oluyor. Kim bilir belki zamanında veremediğim bir tepki, keşke şöyle davransaydım gibi yapamadığım şeylerin küçük küçük olup da sonra biriken yansımalarıdır bu of'lar...
Mesela çalışma hayatımın o yoğun koşuşturması içinde apartman toplantısı duyurusunu görmemişim. Yöneticinin bana söylediği sözü aynen aktarıyorum "Neden gelmediniz dünkü toplantıya" ben gerçekten habersizim "Toplantı mı vardı" diyorum adam pişkince "Senin okuman yazman yok mu? asılıydı okumadın mı?" ve demiş gitmişti. Kızımın sözünü unutmuyorum anne neden cevap vermedin. Ama adam yüzünde bir gülümse ile yaklaşıyor ve usuldan hakaret ediyor ben böyle bir şeyi tahmin edemiyorum ki... Yavaş yavaş üzen insanlara ben de hazır cevap olup karşılık vermeye çalışıyorum. Ama yapım ve tarzım değil. Ben dostluk, kardeşlik ve sevgiden yana bir insanım. Hep teyakuz durumunda olamam ki...
Bir kere de eşim hastanede yatıyordu, çamaşırlarını yıkamış, ütülemiş ve büyük bir çantaya koyup hastaneye götürmek üzere otobüse binmiştim. Parayı uzatırken elimdekileri yere koymak gerekti ve arkamda genç bir kız "hanımefendi iki saat sizi mi bekleyeceğim yürüyün" dedi bana. O kadar yorgun, canım sıkkın ve üzgündüm ki inanın gözlerimden boncuk boncuk gözyaşlarımın döküldüğünü bilirim. İnsanlar neden bu kadar sabırsız, acımasız ve karşısındaki üzmeye programlanmış olur ki... Söyledim saniyelik bir olay elim dolu, zaten hastam var dedim bana ne dedi kız biliyor musunuz? "Banane varsa var siz yürüyün"... Toplumumuz iyice kabalaşıyor ve yufka yüreklilik, iyi niyet sanırım azalıyor. Buna üzülmemek elde değil...
OF OF
Bir of çektim,
Derinden ta içimden,
Ne yıkılacak dağlar vardı,
Ne çekilecek deniz ....
Benimkisi iç döküşüydü,
Bir nefeslik,
Bir hecelik,
İki harflik,
Duysaydı beni annem,
Aç gönlünün pencereni derdi,
Açtım odanın penceresini,
İki harflik rahatladım anne....
Ne yapmak istediğinize karar verdiniz fakat bir de bunun için onay almanız gerekecek. Kendimizden değil elbette. Başta ailemiz olmak üzere, arkadaş ortamımızdan, sözüne güvendiğimiz akıl danıştığımız kişilerden son olarak duygusal bağımız olan kişilerden, yapmak istediklerimiz için onaylanmak isteriz. Sorumluluk anlayışı gereği yapmayı düşündüğümüz hedeflerimizi, daha sonra ters tepki almamak için konuyu açtığımızda her nedense ters tepki alıyoruz. Biraz da bunun üzerine kafa patlatalım sevgili okuyucular.
Ne istediğimizi netleştirmişken ve hevesimizin doruklarındayken neden hayal kırıklığına uğratılıyoruz. Fikirlerimizi açtığımız kişilere göre onların karşı çıkma nedenlerinden ilki , tecrübesizliğimizin yetersizliğinden endişelenmeleri olabilir yahut oldukça saf birisi olarak göründüğümüzü düşünüp, her söylenene inanacağımızı düşündüklerindendir. Muhtemelen bu kimselerin beklentileri ; sadece bildiğimiz işi yapmamız ve kimsenin etlisine sütlüsüne karışmadan dizlerinin dibinde oturmamızı can-ı gönülden arzu etmeleri diyebilirim.
Bu kısma kadar kendinizi tamamen suçsuz hissetmeyi başardıysanız devam edebilirim ... Şimdi de gelelim kabahatlerimize. Çevremizdeki kişilere, hedeflerimize ulaşabilecek kararlılığımızı ve potansiyelimizi sadece kendi isteklerimiz doğrultusunda gösteriyor olabiliriz. Kendi çıkarlarımız doğrultusunda yaşayarak bu kişilere bir katkımız olmadığı için onların bize güven duymalarını da iyice zorlaştırmış oluruz. Bu kişiler, hatalarımızı telafi etmek sanki onlara düşecekmiş gibi düşüncelere kapılarak stress'e girebilirler ve daha önceki olumsuz örnekleri falanca ve filanca şeklinde yapıştırırlar tam alnımızın ortasına. İki tarafta birbirini dinliyor gibi gözükse de aslında soğuk bir savaş başlamıştır.
Bu gibi durumlarda, konuştuğumuz kişinin tepkisinin bize değil sadece fikirlerimize karşı olduğunu lütfen bir kez daha düşünün. Bu konuşmadan evvel normal bir şekilde sohbet edip şakalaşabiliyordunuz. Sizinle aynı fikirde olmayan insanlara karşı ses tonunuzu yükseltmek yada alaycı bir tavırla konuşmak , sizi konunuzdan saptıracak ve karşılıklı bir ağız dalaşına girmenize neden olacaktır.Her zaman fikir alış-verişlerinizde ses tonunuzun yumuşak tonda olmasına dikkat edin. Karşınızdaki kişinin konuşma hızına uyum göstermenizde çok önemlidir. Mesela yavaş konuşan birisi ile hızlı ve seri bir şekilde konuşmak, anlattıklarımızı anlamasını zorlaştırır ve sizi kendisinden uzaklaştırmak için bahane aramasına yol açabilir.
Karşımızdaki kişinin düşüncelerini dinlerken göz temasını kaybetmemeli, başınızı onayladığınızı gösterir şekilde belirli aralıklarla hareket ettirmeli ve konuşan kişinin nefes aldığı zamanlarda sizinde nefes alarak paralellik göstermeniz çok faydalı olacaktır. Konuştuğunuz kişinin yanına oturmak yerine birbirinizi rahatlıkla duyabileceğiniz bir mesafe de karşısına oturmalısınız. Konuşan kişiyi dinleme esnasında,
- ellerimizi belimizin iki yanından tutarak
- yine ellerimizi arkamızda kavuşturarak
- göğüs hizasında kenetleyerek dinleme
- konuşmacının arkasında bulunan objeleri incelemek
gibi hatalara asla düşmemenizi tavsiye ederim. Beden diliniz karşınızdaki kişiye olan güveninizin eksikliğini ve üstünlük taslamak gibi olumsuz mesajlar vereceği için, sizin açınızdan sonuçlar aleyhinize olabilir. Bahsettiğim hususları zaten bildiğinize eminim fakat şimdiye kadar duygularınızın kontrolüne kapılarak, tartışmalarınızda yüksek ses tonu ve asabi bir tablo çiziyor olabilirsiniz. Bundan sonra ki davranışlarınızda, belirttiğim hususları dikkate alarak öncelikle olumlu bir dinleme sürecini tamamlarsanız, karşınızdaki kişinin de sizin gösterdiğiniz davranışları tekrar edeceğine inanabilirsiniz. Aksi halde sürekli ani çıkışlarla ve sözlerin yarım kalıp , konudan konuya geçilen bir tartışma hiçbir yere varmayacaktır.
Önceki tartışmalarınıza nazaran daha etkili geçecek yeni fikir paylaşımlarınızda, yapmayı düşündüğünüz işin olumlu ve olumsuz yönlerini daha rahat ifade edebileceksiniz. Kendinize olan güveni, gereksiz tartışmalarla zedelemeyecek ve motivasyonunuzu bu tip ortamlarda daha uzun süre devam ettirebileceksiniz.
Son olarak fikirlerimiz için onay beklediğimiz kişilere daha çok ilgi göstermemiz gerekiyor. Aynı evi, aynı işi paylaşıyor olsak da hepimizin birbirine destek olması ihtiyacı belli edilmeyen ama kolay kolay yerine getirilmeyen büyük bir istektir. İçinizdeki bu isteği sadece belirli durumlarda hatırlarsanız çıkarcılıktan öteye gitmeyecektir. Kendinize değer vermeyi unutmayın. Çünkü çevreniz bunu size hissettirmek için fırsat kovalıyor.
Her zaman ki gibi ya geç kaldım, ya da erkenciyim. Dünya ya gelmek için dahi acele etmişim.Hayata erken merhaba demişim, erken tanışmışım.Hayat beni tanıyor da ben hala ona geç kalmışım.
Her insanın bir öyküsü var/ ya.Benim öyküm de, burda son buluyorsun sende.Kendimle, gölgemle devam ediyorum yoluma...
Çok önce alınmalıydı bu karar.Ve uygulanmalıydı.Hep etrafıma baktım, küçük bir köz kalmıştır diye.Olmayan közü aradı, gözlerim...
Bu gece bu öyküyü okuyup/ okuyup son defa ağladım.Mutlulukla bitmeyen bir öykü daha, son buldu.Saat oniki yi çoktan geçti, büyü bozuldu.Kaldırıyorum bu kitabı,açılmasın bir daha.
Bu şehirde birden yanlız kaldım.Işıklar söndü, ağladım ağladım.Kimseler görmedi.
Ne çok gözyaşı bu, neden bitmiyorlar.Nefes alamıyorum yine.Konuşmaya ihtiyacım var.Bazen yazmak yeterli gelmiyor.Dostlarım nerelerdesiniz.Kötüyüm bu gece duymaz mısınız sesimi ? Hissetmez misiniz yüreğimin çırpınışını ? Sol yanım dediklerim, can dediklerim nerelerdesiniz ?
Korkuyorum.Şehrimi vuran selden sonra, çamur yığınına saplanmaktan.Sirenler çalıyor düşüncelerimde.Hep kırmızı ışık, hep kırmızı ışık...