1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında


  • Bir kişi Hz Ömer'den halka sabah namazından sonra vaazetmek hususunda izin istedi Hz Ömer onu menetti Adam Hz Ömer'e 'Halka vaazetmekten beni men mi ediyorsun?' diye sordu Hz Ömer 'Süreyya
    57) Buhari
    yıldızına yetişecek kadar kendini büyütmenden korkuyorum' dedi Zira Hz Ömer, o kişide, halkın teveccühünü ve mevkîsinin yükselmesini talep etme emarelerini görmüştü
    Kadılık ve halifelik de dinleri hususunda vaaz, müderrislik ve fetva gibi halkın muhtaç olduğu vazifelerdir Onların her birinde fitne ve lezzet vardır Bu bakımdan aralarında, tehlike bakımından hiçbir fark yoktur
    İtirazcının 'Bu vazifeyi almayı yasaklaman ilmin yok olmasına yol açar!' sözüne gelince, bu söz yanlıştır; zira Hz Peygamberin kadılığı neh-yetmesi58 kadılığın muattal olmasına sirayet etmemiştir Aksine riyasetin sevgisi halkı bunu istemeye mecbur eder Riyaset sevgisi, ilimlerin yok olup gitmesine müsaade etmez Bilakis eğer halk, içinde riyaset ve hürmet görmenin bulunduğu ilimleri kendileri zincir ve bukağılarla bağlanıp hapsedilseler de muhakkak hapisten kaçar, zincirleri kırar, yine de o ilimleri ararlar Kaldı ki Allah Teâlâ'nın, bu dini ahlâksız birtakım kavimlerle teyid edeceğini Hz Peygamber bize va'detmiştir (Nesâî) Bu bakımdan sen halkın işiyle kalbini meşgul etme Kesinlikle Allah onları zayi etmez Sen kendi nefsin için düşün!
    Bununla beraber memlekette vaaz vazifesini yerine getiren bir grup varsa, vaaz etmemek hususundaki yasak ancak onların bazılarının bu vazifeden imtina etmesini gerektirir Biliniyor ki bunların tümü birden o vazifeden imtina etmez ve riyaset lezzetini bırakmazlar Eğer memlekette bir kişiden fazla yoksa, onun da vaaz ve nasihati güzel konuştuğundan dolayı halka fayda veriyorsa, zahirde doğru dürüst görünürse, halka da ¦ 'vaazıyla ancak Allah'ı irade ediyor, dünyayı terketmiş ve dünyadan yüz çevirmiştir' düşüncesini veriyorsa, biz böyle bir kimseyi vaazdan menetmeyiz Biz ona deriz ki: 'Bir taraftan vaazla meşgul ol, diğer taraftan nefsinle mücadele et!' Eğer derse ki: 'Nefsime gücüm yetmiyor!' Bu sefer deriz ki: 'Meşgul ol, mücâhede et!' Çünkü biz kesinlikle biliyoruz ki, eğer o kişi o vazifeyi terkederse, ondan başka o vazifeyi yapan olmadığı için, halkın tamamı helak olacaktır Eğer gayesi dünya rütbesi olduğu halde o vazifeye devam ederse, bu takdirde yalnız kendisi helak olur O halde, bütün halkın dininin selâmeti, bizce sadece o kişinin dininin selâmetinden daha mühimdir Bu bakımdan biz onu halka feda eder ve deriz ki: Bu öyle bir kimsedir ki Hz Peygamber onun hakkında şöyle buyurmuştur:
    58) Müslim, (Ebu Zer'den); 'Sakın iki kişiye emîr olma ve hiçbir yetimin malına veli olma' Ebu Dâvud, Nesâî, İbn Hibban ve Hâkim; 'Ey Ebu Zer! Seni zayıf görüyorum Kendime istediğimi sana da islerim Sakın iki kişiye (dahi) emîr olma ve hiç bir yetimin malına velilik yapma'

    Muhakkak Allah Teâlâ bu dini ahlâkı olmayan birtakım kavimlerle teyid eder59
    Sonra vaiz o kimsedir ki insanları ahirete teşvik eder, konuşmasıyla insanları dünyadan soğutur, yaşantısıyla bu iki hususta tesirli olur Bu zamanda ise vaizlerin ihdas ettikleri birtakım süslü püslü kelimeler, şiirlerle beraber seci'li lâfızlar vardır ki onların içinde dinin herhangibir işinin büyütülmesi ve müslümanları korkutmak yoktur Aksine nükteler savurmak suretiyle günahlara dalmaya cesaret vermek ve ümitler bahşetmek vardır Böyle bir vaize gelince, memleketi böyle vaizlerden kurtarmak idarecilerin boynuna farzdır Çünkü bu tip vaizler deccallerin vekilleri ve şeytanların halifeleridir Biz ancak güzel vaazlı, zahiri dine uygun, kalbinde halk tarafından hüsnü kabul görme sevgisini besleyen ve bundan başka birşey düşünmeyen vaiz hakkında konuşuyoruz Kitab'ul-İlim'de kötü âlimler hakkında vârid olan tehdit hususunda belirttiğimiz hakikatlerde ilmin ve ilim felâketlerinin fitnelerinden sakınmanın lüzumlu olmasını belirtecek durum vardır Bunun için Hz İsa (as) şöyle demiştir:
    Ey kötü âlimler! Oruç tutar, namaz kılar, sadaka verirsiniz Fakat emrettiklerinizi yapmazsınız Yapmadıklarınızı söylersiniz Hükmettikleriniz ne kötüdür Söz ve temennilerle tevbe eder, nefsin hevasıyla amel edersiniz Oysa derilerinizi kalpleriniz kirli olduğu halde temizlemeniz size hiçbir fayda vermez Gerçek olarak sizlere derim ki, elek gibi olmayınız! Elekten güzel un çıkarıyorsunuz, fakat göğüslerinizde hileler kalıyor Ey dünyanın köleleri! Dünyadan şehvetini kısmayan, rağbetini kesmeyen bir kimse, ahireti nasıl elde edebilir? Gerçek olarak size derim ki sizin kalpleriniz yaptıklarınızdan hüngür hüngür ağlamakta Dünyayı dillerinizin, ameli de ayaklarınızın altına koymuş bulunuyorsunuz Hakkıyla size derim ki dünyanızın ıslahıyla ahiretinizi ifsad etmiş bulunuyorsunuz Bu bakımdan dünyanın ıslahı sizin nezdinizde, ahiretin ıslahından daha sevimlidir Acaba sizden daha çirkin kimler bulunabilir? Vay halinize! Keşke bilseydiniz geceleyin gidenlere yolu tarif ettiğinizi ve kendiniz de şaşkınlar mahallinde durduğunuzu ki bu (ne acı bir felâkettir) Sanki siz dünya ehlini, sizler için dünyayı ter-ketmeye davet ediyorsunuzYavaş olunuz, yavaş olunuz! Azap olasıcalar! Karanlık evin dışardan damına çıra bırakmak ne fayda verir! Oysa evin içinde karanlık ve vahşet doludur! Böylece ağzmızdaki ilim nuru içinizde yoksa size ne fayda verir?! Ey dünya köleleri! Siz ne muttaki köleler gibi, ne de hür kimseler gibisiniz Dünyanın sizi temelinizden söküp yüz üstü atıp sonra yüzünüz üzerinde sürükleye sürükleye helak etmesi yakındır! Sonra gü- nahlarmız gelir alınlarınıza yapışır Sonra ilim de sizi arkadan ite-
    59) Nesâî
    ler Sonra sizi götürüp şiddetle cezalandıran padişaha (Allah'a) teslim eder Hem de yalın ayak, beden çıplak, tek başınıza olduğunuz halde! O padişah sizi kötülüklerinizin üzerinde durdurur, sonra kötü amellerinizden dolayı size ceza verirde keşkelerde fayda vermez o gün


    Alıntı
#02.05.2010 19:49 0 0 0
  • Ömründe hiç namaz kılmayanın akıbeti nedir? Hayatıyla inkar etmiş mi oluyor? Namaz kılmayan kafir olur mu?

    Namaz kılmamak büyük günahlardandır Buna rağmen namaz kılmayan kişi kafir olmaz Sadece günahkar olur Allah dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır

    Namaz kılmak, imandan sonra gelen en büyük hakikattir Bundan dolayıdır ki, Kur'ân-ı Kerimde yüze yakın yerde namazdan bahsedilmektedir Hiçbir ibadete bu kadar ehemmiyet verilmemiştir Çünkü namaz, mü'minin Rabbiyle olan en yakın münasebetidir Namaz kılmayan insan bu münasebeti zayıflatmış, kendisini nefis ve şeytan gibi düşmanların arasına atmış olur ki, asıl büyük tehlike budur

    Namazla ilgi bütün âyetler, hep insanları namaza teşvik ederler Bu konuda bazı âyet meâlleri: "O mü'minler ki, gayba iman ederler, namazlarını kılarlar", "Namaz ancak Allah'tan hakkıyla korkanlara ağır gelmez", "Mü'minler namazlarını muhafaza ederler", "Namaz insanı kötülüklerden ve kötü sözlerden alıkoyar", "Benim mü'min kullarıma söyle, namazlarını kılsınlar"

    Hadis-i şeriflerde de aynı hususları görmemiz mümkündür Namazla ilgili hadisleri gözden geçirdiğimizde, hep namaz kılmanın fazilet ve sevabından bahsedildiğini göreceğiz Fakat "İnsan ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır", "Münafıklarla bizim aramızdaki ahid namazdır" meâlindeki hadisleri İslâm âlimleri, "namazın farziyetini inkâr eden, namaz kılmamayı helâl sayan" şeklinde izah etmişlerdir

    İbni Âbidîn ise Reddü'l-Muhtar isimli eserinde namaz bahsinin baş taraflarında, "Namazın farziyetini inkâr eden kâfir olur Umursamayarak, yani tembelliğinden dolayı kasden terk eden kimse ise fasık, günahkâr olur" demektedir
    Yani namaz kılmamak büyük günahlardandır Büyük günahları işleyenin kâfir olacağını sadece bâtıl bir mezhep olan Mutezile mensupları söylerler Fakat "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır" gerçeğinden hareket ederek devamlı sûrette namaz kılmayan insanın zaman içinde îmanının tehlikelerle karşılaşacağını da belirtmek lâzımdır

    Selam ve dua ile
    Sorularla İslamiyet Editör
#02.05.2010 19:43 0 0 0
  • Insanın kabirde birtakım sorulara muhatap olacağı ve durumuna göre azap ve sıkıntı görecegi gerçektir Buna işareten birçok âyet-i kerîme ve bunu anlatan birçok hadîs-i şerîf vardır (Örnek olarak bk Tecrid-i sarîh IV/496 vd) Bu konuda müstakil kitaplar da yazılmıştır (Mesela Kurtubî`nin "Tezkire"si, Suyûtî`nin "Şerhu`s-sudûr"u bunların en meşhurlarındandır)

    Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd)

    Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur Buna göre kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder" (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14)

    Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir

    Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz Peygamber (sas) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu Bunun üzerine Resulullah (sas) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır

    Hz Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, kıyamet, 26)

    Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: "Şu Muhammed (sas) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir "O, Allah'ın kulu ve Resuludur Ben şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O'nun kulu ve elçisidir Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et" derler Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed (sas) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum Başka bir şey bilmiyorum Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir Yer de sıkıştırmaya başlar Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz 70)

    Kur'an'da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın Bilâkis onlar diridirler Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169), "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin Bilâkis onlar dirildirler Fakat siz farkında değilsiniz" (el-Bakara, 2/154)

    Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır Bu azabın hem rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır ancak azabın niteliği hakkında fazla bilgi yoktur Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabiliyeti olan) bir cisimdir Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir Allah, rûh cesette kaldığı sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı ortadan kaldırır Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları gibidir Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir Ehl-i Sünnete mensup bir topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu'l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc Y Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s 259) Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh, Rabbimin bildiği bir iştir Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/85)

    Ebû Hanife'ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar (Alliyü'l-Kâri, age, s 252-253)

    Bundan anlaşıldığı ve başka hadîs-i şeriflerde de dendiği gibi kabir, mü`min için açılacak, genişletilecek ve gülistan olacaktır Özellikle Allah yolunda şehid olanlara kabir imtihancıları soru soramayacak ve kişinin yaptığı iyi ameller orada "temessül" edip yardımına koşacaktır

    Mü`minin gördüğü kabir azâbı hatâlarının keffâreti olacak ve mâhşere yükü hafiflemis olarak gidecektir Mü`minlerin bu konunun önemini kavramaları gerekir Allah Rasûlü Efendimiz "lezzetleri parça parça eden (ölümü ve kabri) çok anın" "Kabirden daha korkunç bir manzara görmedim" buyurur "Râbita-i Mevt"in kökeni budur Bu kişinin kendine gelmesinin ve kendini yenilemesinin yollarından biridir



    İslam Fıkhı Ansiklopedisi


#02.05.2010 19:41 0 0 0
  • CAMİİ, MEDRESE VE DERNEK GİBİ TOPLUMA HİZMET EDEN MÜESSESELERE ZEKAT VEYA FİTRE VERİLİR Mİ?
    Camii, Medrese Ve Dernek Gibi Topluma Hizmet Eden Müesseselere Zekat Veya Fitre Verilir Mi?
    Dört mezhebe göre zekat ve fitre, ancak Kur`an-ı Kerim`de zikri geçen sekiz sınıfın mevcutlarına verilir ve temlik edilir Başka yere vermek caiz değildir

    Kur`an`da zikri geçen sınıflar şunlardır: fakir, miskin, zekat memuru, mü`ellefe-i kulub, hürriyete kavuşmak için efendisiyle mükatebe akdini yapmış köle, borçlu, mücahid ve yolda kalmış kimselerdir

    Cami, medrese, okul ve dernek gibi müesseseler bunlardan olmadıklarına göre onlara zekat ve fitre vermek caiz değildir

    Zekatın temel gıdaya sarf edilmesi daha iyidir Fakat bu zekatı, öğrencilerin barındığı yerlerde ki elektrik, su veya doğalgaz faturasına vermek, yine temel ihtiyaçlarına sarf etmek demek olduğundan zekat verilecekler kısmına girebilir

    Zaten zekatı alan hayır kurum ve kuruluşları, verilen zekatı devir dediğimiz işlemi yaparak kullanmaktadırlar Bu nedenle kuruma zekat veren kimse o şahsı veya sorumluyu vekil tayin etmiş oluyor O vekil de kurumda kalanların ihtiyaçlarına sarfedeceği içn hiçbir problem kalmamaktadır

    Zekâtın verileceği yerlerin yedincisi de, Allah yolunda olanlar sınıfıdır İmam-ı A'zam ve Ebû Yûsuf'a göre bu sınıf Allah yolunda cihâd eden mücahidlerin fakir olanlarına şamildir Zekât, zengin olan mücahidlere verilmez

    İmam-ı Muhammed ise, Allah yolunda olanlar sınıfının, hac yolunda fakir düşen hacılar olduğu görüşündedir

    Allah yolunda olanlar sınıfının gazilere ve hacılara hasredilmiyeceği, Allah için yapılan bütün çalışma ve faaliyetlerin; ve bu çalışma ve faaliyette bulunan kimselerin bu sınıf şümûlüne gireceğini söyleyenler de vardır Buna göre amel edenler sorumlu olmazlar




    İslam Fıkhı Ansiklopedisi


#02.05.2010 19:40 0 0 0
  • CENAZE İÇİN ÇELENK GÖDERİLİYOR. İSLAM`DA BUNUN YERİ VAR MIDIR?

    Müslümanlıkta ne çelenk, ne de resim vardır. Bunlar son asırda Hristiyanlardan alınan yabancı âdetlerdendir. İslâm'ın emri, çelenk için verilecek parayı bir fakire vermek, ölenin ruhuna böylece sevap kazandırmaktır. Zira çelenk mezarın başında bir, iki günde solup dökülür, pislik yapar, hiç kimseye bir fayda sağlamaz. Ama çelenge verilen para, bir muhtacın çoluk çocuğunun ciddi ihtiyaçlarını karşılar, fakirin sevinmesi de merhuma sevaplar kazandırmış olur. Bu durumda hem yeşilliklerimiz katledilmemiş olur, hem de sosyal bir yardımda bulunmak suretiyle ölen de sevap kazanır, ruhen rahat bulur.

    Ölülerine gerçek mânâda saygı duyanlar, onun sevap kazanacağı, ruhen istirahat edeceği şeyleri tercih ederler. Resim takmakta, gösterişlerde bulunmakta merhum için sevap yoktur. Belki rahatsız edilmek vardır.

    Ölümden sonrası da ancak din ile izah edildiğinden, neden rahatsız olup, neden huzur bulacağını yine din izah eder. Dinin gösterdiği usulden ayrılmamak gerekir. Ayrılıp Hristiyanları taklid edenler, her halde Müslüman ölülerine Hristiyan âdeti tatbik etmekten sevap kazandırmış olmazlar.

    Diğer konularla ilgili çelenk göndermek:

    İçimize yerleşen pek çok âdetler gibi, çelenk yapma ve gönderme âdeti de Avrupa'dan gelmiştir. Bu âdet, Batı ülkelerinde çok yaygındır. Başta üzüntü ve sevinç ânı olmak üzere her vesileyle birbirlerine çelenk gönderen Batılılar, bu âdeti bize de benimsetmişlerdir.

    Esas itibarıyla, hangi ülke ve milletten gelirse gelsin, yurdumuzka giren âdetler dinen bir mahzur teşkil etmiyor, bir sünnetin unutulmasına sebep olmuyor, İslâmın ruhuna ters düşmüyorsa, meşru olarak kabul edilir ve arzu edilirse tatbik edilip yaşanır. Fakat bunun aksine olarak, dinî bir meseleyi gölgeliyor, Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği bir sünnetin terk edilmesine sebep oluyorsa, o âdet bid'at sayıldığından reddedilir. İslâm topluminde yaşanmasına göz yumulmaz.

    "Çelenk"in ise bir ekonomik yönden, bir de dinî yönden iki mahzuru söz konusu olabilir. Nişan, nikâh ve düğün yapan bir çifte gönderilen çelenk her ne kadar ilk anda onların gönlünü alsa, hatırlanmış olmaktan gelen bir memnuniyet duymuş olsalar da; çelenk için verilen para, yeni kurulacak yuvanın bir eksiğini görecek, bir ihtiyacı karşılayacak şekilde kalıcı bir şeye verilse veya nakdî olarak takdim edilse, daha yerinde ve faydalı olur. Diğer taratan, çelenk kısa bir müddet için gönderildiği yerde kaldığından, merasim bittikten sonra dağılmakta, telef olmaktadır. Böylece binlerce lira israf olmaktadır. Yine cenazeye gönderilecek çelengin parası ölen kimsenin ailesine verilse, yahut vefat eden kişi adına bir fakire veya bir hayır müessesesine hibe edilse, daha yerinde ve isaetli bir hareket olmuş olur.

    Dinî tarafına bakarsak: İslâm topluminde böyle bir âdet olmadığı gibi, sünnette de yeri yoktur. Yani, bir cihetiyle bid'attir. Bu âdet sırf Batılılara, Hıristiyanlara özenildiği ve onlar yaptığı için yapılıyorsa, hâlis bir niyet taşımadığı için, "Kim bir kavme benzemeye çalışıyorsa o milletten sayılır" hadis-i şerifinin şümulüne girer. Yukarıda da belirtildiği gibi, bazı yardım yollarını, sadaka ve hibeleri kaldırdığı için de ayrı bir mahzur teşkil etmektedir.

    Fakat, yardım da yapılıyor, muhatabın —varsa— ihtiyacı da görülüyor, bazı şahsî ve içtimaî münasebetlerin pekişmesi düşünülüyor, kurum kuran, evlenen kimseleri tebrik mahiyetinde bir niyet taşınıyor; bir Avrupa âdeti olarak değil de, sırf iyi niyet belirtisi olarak çiçek veya fazla masraf tutmayan bir çelenk gönderiliyorsa bunda fazla bir mahzurun olmadığı ortaya çıkıyor.

    Çelenkler bazı zamanlar bir reklâm vasıtası da olmaktadır. Müesseseler ve ticaretle meşgul olan şahıslar, yeni açılan bir mağazaya çelenk göndererek aynı zamanda kendi firmalarının ismini de duyurmaktadırlar. Bu cihetten de bir mahzuru olmasa gerektir. Bütün bunlarla birlikte, yine de bu âdetin fazla yayılmasına taraftar olmamak lâzımdır.




    İslam Fıkhı Ansiklopedisi



#02.05.2010 19:38 0 0 0
  • CENAZE NAMAZI VE TELKİNİNE ÜCRET
    Cenaze namazı kıldıran ve telkin okuyanın buna ücret alması câiz midir?


    Cenaze namazını, toplumun yönetimi üzerinde bulunduran mahalli idare âmirleri, yöneticiler kıldırır Çünkü cenazeyi uğurlama, toplumun bir görevidir Yönetici, bu görevi toplum adına uygulamaya en lâyık kişidir Sonra cenaze velisinden daha yetkili birisi olması halinde mahalle imamı, sonra da cenazenin yakınlık sırasına göre velileri gelir Islâmda cenaze yıkayıcılığı ve cenaze imamlığı diye bir meslek yoktur Cenaze üzerine namaz kılmak, cenazeyi yıkamak, defnetmek bütün Müslümanlar için bir farz-ı kifâyedir Bu işleri kendisinden başka yapacak kimse yoksa, kişinin bunlar için ücret istemesi câiz değildir Şart koşulmaksızın verilmesinde sakınca yoktur ama, onun almaması daha güzeldir

    Telkin verene de para vermek doğru olmaz Ancak hediye kabilinden verilmesinin ya da muhtaç ise yardım etmenin bir sakıncası yoktur

    Cenazeyi taşımak ve kabir kazmak için ücret vermek ise câizdir (Bk Bilmen, Ilmihal 248-260 (md 532-604) )



    İslam Fıkhı Ansiklopedisi


#02.05.2010 19:36 0 0 0
  • noimage

    Yapılan araştırmalar bilim adamlarını kökler hakkında çok ilginç bilgilere ulaştırmıştır. Bir mantar türü ve ağaç kökleri arasında yardımlaşma olduğu keşfedilmiştir.

    Kökler, ihtiyaçları olan fosfor ve nitrojeni mantarlar yardımı ile temin ederler. Mantarlar ise, ağaçlardan, fotosentezle temin ettikleri karbon bileşiklerini alırlar. İhtiyacınız olan bir şeyi alması için birisine para verseniz ve o kişi neye ihtiyacınız olduğunu bilmeden tam istediğiniz şeyleri alıp size getirse buna tesadüf demek çok mantıklı olmaz.

    Peki, kendileri için neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilemeyen bu canlılara bu şekilde yardımlaşmayı kim yaptırıyor?

    Ağaçlar, ihtiyaçları olan nitrojen ve fosforun mantarlarda olduğunu nereden biliyor?

    Hiç kuşku yok ki mantarların ağaçların yardımına koşmaları, ağaçların da mantarlara fayda sağlamaları doğadaki yardımlaşmanın güzel bir örneğidir.

    Yapılan araştırmalardan elde edilen çok ilginç bir sonuç daha vardır. Farklı ağaç türleri arasında da nitrojen yardımlaşması vardır ve bu yardımlaşmada da taşıyıcılar yine mantarlardır. Beyni, zekâsı, gözü ve kulağı olmayan bitkiler, sebepsizce birbirlerinin yardımına koşarlar. Bu canlıları bir araya getiren, her ikisinin de ihtiyaçlarından haberdar olan ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratan Yüce Allah'tır.



    İbrahim Akın
#02.05.2010 12:18 0 0 0

  • noimage


    İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut Suresi, 2)

    Yüce Allah, "iman ettim" diyen kulunu dünya hayatında imtihan edeceğini bildirir. İnsanların yalnızca diliyle "ben inanıyorum" demesi yeterli değildir; Allah kullarından samimi bir iman ister. İnsanın dünyadaki görev ve sorumluluğu Allah'a iman etmek, Kur'an ahlakını yaşamak, Rabb'inin sınırlarını korumak ve O'nun rızasını kazanmaya çalışmaktır.

    Dini yaşamaya karar veren insan, şeytanın kendisini saptırmak için göstereceği tüm çabalara rağmen Allah'ın dosdoğru yolunda yürümekte kararlı olduğunu kanıtlamalıdır. Nefsinin bencil tutkularını Rabb'inin hoşnutluğuna tercih etmeyeceğini de davranışlarıyla göstermelidir.

    Peygamberimiz(sav) de bir hadisinde; "İman, kalben bilip tasdik etme, dil ile söyleyip ikrar etme, beden uzuvlarıyla da amel etmektir." (Hz. Ali r.a. Kütüb-i Sitte, 16. Cilt , Sf. 492) buyurur.

    Allah, imanı yaşamayı kabul eden kulunun karşısına sabır göstermesi gereken zorluklar çıkaracak ve göstereceği tepkilerle onu sınayacaktır. Allah Kuran'da Bakara Suresi, 155. ayette, müminleri korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğini bildirir.

    Kur'an'la haber verilmesine rağmen, iman eden insanın karşılaştığı zorluklara şaşırması doğru değildir. Yaşanan zorluklar sıradan gibi görünen günlük sorunlar ya da büyük bir felaket gibi görünen olaylar olabilir. Samimi mümin, tümüne imtihan gözüyle bakar, Allah'a tevekkül eder ve O'nu hoşnut edecek en uygun olan davranışı gösterir.

    Mümin zorluktan, çileden, beladan kaçmaz; çünkü her şey kusursuz olsa, o zaman sınama olmaz. İmanın denenmesi ve yaşanan zorluklar karşısında imanın olgunlaşması/derinleşmesi, kısacası sağlam olabilmek için insanın zorlanması, canının acıması gerekir.

    İmtihan mekanı olarak yaratılmış dünya, yaşadığımız olaylarla sınandığımız, sonsuz yaşamımıza geçiş aşamasıdır. Zorluk yaşamadan ve o zorluk anlarında Rabb'imize sadakatimizi, sabrımızı, tevekkül ve teslimiyetimizi göstermeden sonsuz mutluluğa ulaşamayız. Yaşadıklarımızın imtihan olduğunun bilincinde olur ve güzel ahlak gösterirsek, en şiddetli zorluk zamanında dahi Allah'ın yardımını umut edebiliriz.

    Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)

    Allah'a gönülden yönelen insan, yaşadığı zorluk ne denli büyük olursa olsun, mutlaka bir kolaylıkla karşılaşacak ve Allah'ın dilemesiyle doğruyu bulacaktır. İmtihan dünyasının en büyük kazançlardan biri, iman sahiplerinin sınamalar karşısında gösterdikleri güzel ahlak, cesaret ve sabrın, onların ahiretteki derecelerini artıracak olmasıdır. Bu, imtihanın her zaman müminlerin lehine olan sırrıdır.

    Yaşadığımız her olayda bir İlahi hikmet vardır. Mümin bu gerçeği her zaman aklında tutar ve daima Allah'ın hoşnutluğuna uygun tavırlar sergileyerek imtihanını kazanmaya çalışır. İnanan insan imtihana talip olur; imtihanda Rabb'ini görür ve imtihanını sever. Dünyada yaşadığımız imtihanların ise, umut ettiğimiz sonsuz cenneti düşündüğümüzde hiçbir önemi yoktur.

    "Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" (Al-i İmran Suresi, 142)

    Allah aşkı ile yanan kul, imtihanı, acıları Rabb'ine tam teslim olarak yaşadıktan sonra, alacağı karşılık en güzelidir. Tevekkülünün, sabrının karşılığında sonsuz kurtuluşu kazanır; çile onu cennete ulaştırır.




    FUAT TÜRKER
#02.05.2010 12:12 0 0 0

  • noimage

    Sensizliğin ezberinde sessizlik beni iyi bilir
    Gün mora çaldığında vakit bizizdir
    Bile bile karanlığın gizli kuytularına yürürken
    Değişir iklimlerin hattında sevinç göğüm
    Kat kat yalnızlığı giymeye hazırımdır
    Ve yağmurdan sonra ilk ben sürgünümdür gurbetine
    Korkma seferinden dönen akşamlarda susan düşlerine
    Gül verecek değilim
    Deli tekne yüreğimde bütün yaşamadıklarım
    Alıp başını gitmek isterken
    Kendimi kıyılarına vuracak da değilim
    Ellerimde öfken yüzüme vuran serüven
    Sen yaşadıklarımın ölgün kırmızısı
    Ki ben
    Gün usulca dağılırken geceye
    Ufka süzülen sevince bağladım güneşi



    Çünkü;



    Baharlarım inatçı ayazlarında sen buğulu izler
    Akarken ömrünün içinden siyah saçlarım
    Kaybettim yeşillerimi sağanaklarında
    Yollarda ceketsiz aşk eski bir şarkı sancısında
    Dokunsam ölür
    Dokunmasam büyür
    Bu yüzden kaç solgun yüzle duyarsız kalırım
    İyileşmez anlamsız korkularım
    Yılların ellerimde gezerken
    Çağırmasana beni hüzün
    Her yerde silüetine kilitlenir efkarım
    Kimse bilmez uyurken avuçlarımda ay'ın
    Hayatın yarısısın





    Yaşam tutuklu dilimde duraklarken
    Konuşma sakın mezar uykularımda
    Güneşim oralarda da bir takvim bulur kendine elbet
    Isıtır teni kuytularda gözleri çalıntı gülüşlerimle
    Sıyrılırken terinden biz hiç yokmuşuz
    Artçı depremler gibi yığılır yalnızlık
    Hep adını yazar bir yarayla aşk
    Ve her gün nasıl kanatır canımı
    Kimse bilmez vakitleri vurur
    Hüzünlerim





    Titreyen gölgelerde büyüttüm kendimi
    Gövdesinde oturan kançanağı bakışlarım telaş
    Yansırken ışıklı evler sığınağıma sormam hiçbir şeyi
    İçinde kavgalı hayatlar nehir düşüncelerime tükeniş
    Ey kalabalık ölürsem siz olacağım
    Kederlerde



    Sızmayın çağlayan sularıma / denizlerime
    Denizler vardığım yere bırakıp atlas yüzümü gidecek



    Düşleri avutacağım oyalarken hüzünler beni
    Nereye elimi uzatsam uçurum
    Nereye sesimi duyursam soyunur uzaklar
    Ki yalnızlık toplarken ölüleri bağrıma
    Hiç ölmez




    Hilal.
    Kalbinur
#02.05.2010 12:08 0 0 0
  • noimage


    Bulutlar yolunu şaşırıyor serpilirken gönül cemrelerime
    Umuda boyanık aklım hep böyle ıslak kanatlarında
    Ama yok rüyalarımın kapısını çalan kızgın kabuslar
    Daha yolun başında deliriyor sefil gülüşlü serseriler
    İnerken masallardan ateşimi söndüren melek yüzlü çocuklar
    Ne yapsam da çeksem sizi sürgün yalnızlığıma
    Upuzun bir aydınlığın ucunda şimdi
    Havalanmayı bekliyor kırmızı uçurtmam
    Mevsimlerin adımlarına misafir iz günler
    Tutuyorum gözü açık yüreğimi küstüğüm duvarlarda
    Dağıtsın rüzgarlar hüzünlerin nefesini is gibi şafaklara
    Elbet gün dönüp dolaşıp ılık ılık akacaksın sabahlarıma
    Çalkalanırken güçlü denizler içlerinden tenlerini boşaltacak
    Bomboş sokaklara
    Gelin diyeceğim çiçeklere ağaçlara
    Ve toprağıma
    Gelin




    Gizli bir ışığın gölgesinde saklanan düşler hangi iklimlerin
    Topluyor kimliğime nazlanan aşkları
    Her baktığımda size ihtiyarsınız diyorum
    Ruhumu ememeyen
    Ufukları aldatıyorum beni gözetleyenlerden
    Uyandırmayın çoğalan bekleyişleri
    Gurbetimin bakir vakitlerine




    Duygularımda yıkandıkça sıcak intiharlar
    Dilimde diriliyor toprağımın türküsü
    Uyanıyor güneş geceyi gömdüğüm yerde
    Avuçlarıma
    İrkilin diken üstünde sevişmeler
    Beyaz kelebekler gibi
    Ve biraz önceden bana uçun
    Bu akşam erkencisiniz omuzlarımda
    Döküp alnımdaki siyah terleri
    Nasıl da dua ediyorsunuz pır pır
    Başımda



    Uçun kelebekler sesinizi bırakarak ezgilerime



    Ey kalbim
    Çatlattık bak sabır taşının kör vedalarını
    Selam olsun koca göklere
    Selam olsun doğacak
    Yeni gün çocuklarına


    Artık sularda boğulmuyor cam kırığı bakışlar

    Bulutlar yolunu şaşırdı
    Ve onlara kimse bir şey diyemedi

    Karanlık öldü aşklarda




    Hilal
    Kalbinur
#02.05.2010 12:01 0 0 0
  • Çok güzel bir ilkbahar günü. Tabiat kış uykusundan uyanmış, her yer yemyeşil, gökyüzü masmavi, kuşların cıvıltısı kuzuların melemesine ve derenin şırıltısı çobanın kavalının sesine karışıyor.Tam bir renk ve ses cümbüşü. Ahmet, salmış koyunları çimenliğe, hayvancıklar uzun bir kış boyunca yedikleri kuru samanın hıncını çıkarırcasına çimenlere saldırıyorlar. Ahmet, derenin kenarında taş ve çamurdan inşa ettiği hapishane gibi çukurun içine, yakaladığı böcekleri doldurmakla meşgul. Birazdan Kara Fatma ve atlıkarıncaların savaşı başlayacak. Tam dövüş başlayacaktı ki uzaktan ablası Ayşe'nin sesi duyuldu.
    -"Ahmet, Ahmet!!!"
    -"Abla ne oldu, niye ağlıyorsun? Yoksa, Keles Hastanesi'nden kötü bir haber mi geldi?"
    Ayşe, uzun süre kardeşini sarılıp ağladı, konuşamıyordu. Ahmet, kötü bir şeyler olduğunu anladı ve başka bir şey sormadı.
    -"Abla, hadi koyunları toplayalım da eve götürelim, zaten hava da kararmak üzere! Karabaş, hadi koyunları topla bakalım, gidiyoruz!"
    İki kardeş koyunları kattılar önlerine, ağlaya ağlaya eve doğru gidiyorlar. Eve yaklaştıkça, ağlamalar, bağırmalar ve ağıtlar duyulmaya başladı.
    "Eminem Eminem, güzel Eminem,
    Genç yaşta buldu ecel Eminem!
    Körpe kuzuların kimlere kaldı,
    Taze gelin ecel seni mi buldu?*
    Ev hıncahınç dolu, iğne atsan yere düşmeyecek. Emine gelinin ölüm haberini alan köyün kadınları ve kızları koşuşmuşlar, ağıtlar yakıyorlar, feryâd-ı figân ediyorlar. Ahmet ile Ayşe'nin kapıdan içeri girdiklerini gördük-erinde ağlama ve ağıt sesleri daha da arttı.
    "Göremedin Ahmet ile Ayşe'nin mürüvvetini,
    Nasıl bıraktın gittin Fatman ile Himmetini?
    Eminem Eminem tatlı Eminem,
    Çocukların öksüz kaldı Eminem!"
    Ayşe, yaşlı bir akrabalarının dizinde için için ağladı, ağladı. Biraz sonra kapıdan halaları Gül hanım girdi ve Ayşe ok gibi fırladı ona doğru.
    -"Halam, halam Gül halam! Anamızı aldırdık da öksüz kaldık biz halam!"
    Gül Hanım, kırk yaşın üzerinde, ince uzun boylu, güler yüzlü, tatlı mı tatlı dilli, tam bir Osmanlı kadınıydı. Öksüzlerin, annelerinden sonra en çok sevdikleri insandı.
    -"Kuzularım, canlarım! Allah, ananızı bizden çok seviyormuş ki onu yanına aldı. O şimdi cennette yavrularım! Allahım sizlere sağlıklı uzun ömür versin! Burası çok kalabalık, hadi bizim eve gidelim, ablalarınız da sizi bekliyorlar!"
    Gül halaları, onları evine götürdü, kızlarıyla birlikte onları teselli etmeye, onları yalnız olmadıklarını hissettirmeye çalışıyorlardı ama yine de çocukların ağlamaları birkaç gün sürdü. Emine gelin defnedildi. Bir süre sonra, öksüzlerin babası Mustafa Dayı için helâl süt emmiş bir kadın arandıysa da bulunamadı. Mustafa Dayı, eşi öldükten sonra kendini toparlayamadı, içkide teselli bulmaya çalıştı, sonra alkolik birisi oldu çıktı zavallı. Çocuklarıyla yeterince ilgilenemedi. Seneler seneleri kovaladı. Ahmet, ilkokulu bitirip Keles Ortaokulu'na başladıysa da bitiremedi. Arkadaşlarını da iyi seçemeyince, o da babası gibi alkolik oldu, kumara başladı. Hatta, kumar parası alabilmek için babasını bile dövdüğü söylenir oldu. Köy yerinde, "İçki içip bağırmayınca, sigara içip savurmayınca bir erkeğe adam mı derler hiç!"
    Oniki Eylül öncesi bütün Türkiye'de olduğu gibi, Gevele köyünde de muhtarlık seçimleri yüzünden gruplaşmalar başlamış, kahveler bile ayrılmış birbirlerinin kanlı düşmanları olmuştu insanlar. Muhtarlık seçimini kendi lehlerine çevirmek isteyenler, Ahmet'i içirip içirip rakip grubun üstüne salıyorlar, sonraları eline bir tabanca da tutuşturdular. Zavallı Ahmet, başına geleceklerden habersiz, içkinin ve silahın verdiği cesaretle, diğerlerine ağıza alınmayacak derecede tahammülü imkânsız küfürler ediyor, tehditler savuruyor köy meydanında. Bir yaz günü, tütün dikimlerinin en sıkışık olduğu dönem. Ahmet yine içkili ve ayakta duramayacak kadar kör kütük sarhoş. Rakip partinin muhtar adayı Polat'ın kardeşi Hüseyin de akşamüstü yorgun/argın, yalın ayak başıkabak işten dönüyor. Ahmet, onu görünce küfürlerin arttırmaya, ona doğru silahını çevirmeye başladı. Hüseyin de yabancısı değildi, çok sevdikleri ve anneleri öldüğünden beri onlara kol kanat geren Gül Halalarının damadıydı. Hüseyin hiç cevap vermeden, ondan tarafa başını bile çevirmeden doğru yukarıdaki kahvede oturmakta olan Ahmet'in babası Mustafa Dayı'nın yanına çıktı.
    -"Dayıcığım, Allahını seversen şu oğluna bir şeyler söyle! Bak anama ve avradıma küfrediyor, buna sen olsan katlanabilir misin Dayı? Benim de bir haysiyetim şerefim var canım! Benim başıma belaya sokmayın, ne olur şunu al eve götür Dayı!"
    -"Oğlum ben onu nasıl eve götüreyim, beni dinler mi hiç o namussuz?"
    Mustafa Dayı da biraz içkiliydi, zaten pek ayık gezdiği olmazdı. Hüseyin çaresiz evine gitti ama Ahmet avazı çıktığı kadar, hem de ismini vererek Hüseyin'e küfre devam ediyordu. Dayanamadı, silahını kaptığı gibi öfkeyle aşağıdaki Kahve'ye doğru koştu ve Ahmet de ona doğru silahını çekerek yürüyünce, olanlar oldu ve silahlar ateşlendi. Ahmet, sarhoş olduğu için isabet ettirememiş, Hüseyin de yaralamak maksadıyla ona doğru ateş etmiş ve yere yıkmıştı Ahmet'i. Yaralı Ahmet eve doğru kaçmaya çalışıyor.
    -"Yandım anam! Yetişin beni öldürüyorlar! Yok mu can kurtaran?"
    Kocaoğlanın evinin arkasında yere yığılan Ahmet'in peşinden Hüseyin gitmedi, komşular araya girdi, Ahmet Keles Hastanesi'ne, Hüseyin Ödemiş Hapishanesi'ne. Olayın asıl kahramanları ve kışkırtıcıları iki akrabayı birbirine düşürmenin sevinci içinde kıs kıs gülüyorlardı uzaktan. Bir süre sonra Ahmet Hastaneden, Hüseyin de dışarıdan mahkeme edilmek üzere hapishaneden çıktılar. Çıktılar ama ikisi de birbirlerini, hatta birbirlerinin akrabalarını bile kollamaya başlamışlardı. Sıcak bir Çarşamba günü, köylüler Keles Pazarı'ndan işlerini bitirdikçe köy minibüsünü doldurmaya başlamışlardı. Muhtar seçilen Polat da arabanın ön koltuğuna oturmuş, gece sabaha kadar tütün kırmanın verdiği yorgunluktan bitkin halde, sıcağın da etkisiyle uyuklamakta. Ahmet yandaki kahveden onu gözlüyor. Hızla Çay ocağına girdi, alttaki bölmeden silahını aldığı gibi dışarı fırladı, olacaklardan habersiz arabanın önünde uyuklayan Polat'ın başına silahındaki mermileri boşalttığı gibi kalabalığa karışıp kayboldu. Polat, hastaneye yetiştirilemeden yolda ölmüş ve ertesi gün köy mezarlığına defnedilmiş, Ahmet de birkaç gün sonra yakalanmış hapse atılmıştı. Arkada Polat'ın eşi dul, üç çocuğu da yetim kalmış, Ahmet adam öldürmekten mahkûm olmuştu. 1980 yılına kadar çeşitli cezaevlerinde yattıktan sonra, Nazilli Cezaevi'nden kaçan Ahmet'in, köy civarlarında olduğu, akrabaları tarafından beslendiği ve saklandığı dedikodusu yayılmış, jandarma tarafından akrabalarının evleri basıldıysa da bulunamamıştı. Ahmet'i saklamada köy muhtarının da yardımcı olduğu söylenmekteydi.
    Ahmet, kendini yaralayan ve öldürdüğü muhtar Polat'ın kardeşinin aynı zamanda Gül halasının damadı olmasından dolayı, ona ve ailesine de düşman kesilmiş, yeni cinayetler işlemeye hazırlanıyormuş meğer. Hele hele Ahmet'in amcası Veli'nin, köydeki dedelerinin yıkık evinin yerine, yeni bir ev yapması, açılan davada Gül halasının da amcasının lehinde şahitlik etmesi, bardağı taşırmış ve ölüm fermanı çıkarılmıştır.
    -"Korkma, arkandayız! Seni hapiste aslanlar gibi bakarız! Zaten uzun süre kaçamazsın, yakalarlar seni, bir daha dirin hapisten çıkamaz zaten. Bari şunları temizle de öyle gir cezaevine! Korkma, arkandayız!"
    Ahmet, bir süre başını ellerinin arasına alarak düşündükten sonra .
    -"Tamam be tamam! Geberteceğim! Onların da kökünü kazıyacağım!"
    Artık, Gevele köyünün üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlamıştır. Gül hanım ise, olacaklardan habersiz, köye gelen postacının yolunu gözlüyordu. Nihayet postacı geldi, dışarıda memur olan oğlu Bilgehan'dan bir telgraf gelmişti. Okuma yazma bilmiyordu, bir çok köylü kadın gibi. Genç birini bulup okuttu telgrafı.
    -"Babacığım ve anneciğim! Müjde, kızımız oldu, sizlerin elini öpmek istiyor! Bekliyoruz! Hepinize selam ve saygılarımla! Oğlunuz Bilgehan!"
    Haberi öğrenir öğrenmez eve koştu Gül Hanım. Kocası İbrahim de evin kaldırımasına oturmuş, onu bekliyordu.
    -"Yahu koca karı niye koşuyorsun? Yavaş ol. Şimdi düşeceksin!"
    -"Koca adam, ben nasıl koşmayayım ha nasıl koşmayayım? Bak, Bilgehan'ımdan telgraf geldi, kızımız olmuş kızımız! Bak müjdemi isterim ha!"
    -"Alacağın müjdelik olsun be hanım. Hele getir şu telgrafı bir de ben okuyayım!"
    -"Pekiyi, söyle bakalım ne istersin hanım?"
    -"Beni oğlumun yanına götür, başka hiçbir şeycik istemem senden!"
    -"İstediğin bu olsun be hanım! Zaten ben de şu tütün dikmeleri bitsin gidelim diyecektim sana be!"
    Kocasından bu sözü duyan Gül Hanım durur mu gayri hiç?
    -"Çocuklar, hadi çabuk olun! Karşı yakadaki Sultan ablanıza da haber verin, yarın Fatih'le birlikte yardıma gelsin de şu tütün işini bitirelim. Ben torunumu görmeye gideceğim, torunumu!"
    Sabahın erken saatlerinde kalkan Gül Hanım, evin avlusunu süpürmüş, tavukları yemlemiş, sabah namazını kıldıktan sonra tarhana çorbasını da pişirmiş çocukları uyandırmaktadır.
    -"Hadi kalkın, kalkın! Çorba hazır!"
    Çorba içildikten sonra, bahçedeki ocaktan tütün fideleri sökülüp küfelere dolduruldu, merkebin sırtına yüklendi ve ovaya doğru yola erkenden çıkıldı. Günlerden de Cuma mübarek gündü. Etrafı bir adam boyu buğdayla çevrili tütün tarlasına varıldı, yükler indirildi, hemen işe başlandı. Burhan karık çekiyor çapayla, diğerleri de ellerinde baskı ve birer tutam tütün fidesi dikmeye başladılar. Etraf çok sessiz. Cuma vakti de yaklaşıyor.
    -"Yavrularım, Cuma vaktine az kaldı, karnım da iyice acıktı, şu sıraları çıkalım da yemeğimizi yiyelim. Burhan ile Fatih de Yeniköy'é Cuma'ya gidip gelsinler! Zaten az kaldı, ikindiye bitiririz evvel Allah!"
    Çıkılar açıldı, kuru/yavan, acı/soğan ne varsa konuldu sofraya. Gül hanım daha ilk lokmasını ağzına götürüyordu ki buğdayların arasından kardeşinin oğlu Ahmet elinde silahla göründü.
    -"Çocuklar bakın Ahmet geliyor! Gel yavrum gel, bak kaynanan sevecek seni, sofranın üstüne rast geldin, gel buyur!"
    Ahmet, hiç konuşmadan geldi, Burhan'ın başucuna put gibi dikildi. Burhan ondan tarafa bakmıyor, olacaklardan habersiz yemeğe devam ediyordu. Zaten Ahmet'e karşı koyacak tek erkek de oydu, belki de bilerek Burhan'ın başına gelmişti. Uzun sarı saçlı, annesi gibi mavi gözlü, köyün en yakışıklı delikanlılarındandı Burhan. Ahmet, aniden silahın onun başına doğrulttuktan sonra baklayı ağzından çıkarıverdi.
    -"Hala, hala! Ekmeğinizi değil, canınızı almaya geldim, canınızı! Tak!!!"
    -"Yandım anam!!!"
    Bu arada Fatih hemen sofradan fırladığı gibi, buğdayların arasında kaybolmuştu. Oğlunun vurulduğunu görür de Gül Hanım durur mu, buna hangi ana tahammül eder? Üzerine çullandı Ahmet'in, yardımına kızı Sultan da yetişti, boğuşma başladı. Az sonra bir el silah sesi daha duyuldu. Bu seferki kurşun Sultan'a isabet etmişti. Onun da vurulduğunu gören anne, dişi bir panter gibi katilin üzerine atlamış, yuvarlana yuvarlana tarlanın kenarındaki dereye inmişlerdi ve Gül hanım yavrularının katilini altına almış, ümüğüne çökmüştü ki üçüncü silah sesi duyuldu ve o da cansız yere yığılıvermişti. Altta kalan Ahmet, can havliyle tüfeği ateşlemiş ve öz halasının katili olmuştu. Gül hanım ve kızı katil ile mücadele ederken, Burhan ayılarak kendine gelmiş, ablasına koşmuş, onun öldüğünü anlayınca, annesini aramış, göremeyince, canını kurtarmak için olay yerinden Keles yönüne doğru kaçmaya başlamıştır. Gül hanımın da öldüğüne kanaat getiren katil, Burhan'a doğru koşmuş, o nu göremeyince telaşlanmıştı.
    -"Yahu ben onu öldürmüştüm! Nereye gitti bu şimdi, kuş olup uçmadı ya?"
    Telaşla Burhan'ı aramaya başladı, kanlı izleri takip ediyordu, izler ana yola çıkıyordu. Burhan, yola çıkar çıkmaz bağırmaya başlamıştı.
    -"Can kurtaran yok mu? Kurtarın beni, kurtarın! Öldürüyorlar beni!"
    Burhan'ın sesini yolun kenarındaki evin hanımı duydu, kocası da traktörü çalıştırmış Cuma namazı için karşı köye gitmek üzereydi. Koşuştular, Burhan'ın durumunu görünce, hemen traktöre attıkları gibi Keles'e doğru yola koyuldular. Ardından, Ahmet de çıkageldi.Kadın evde yalnızdı.
    -"Teyze, buralarda bir delikanlı gördün mü hiç?"
    -"Yoo! Ben de şimdi geldim, bahçede incir topluyordum, hiç kimseyi görmedim! Ne oldu, yoksa ava mı gidecektiniz onunla?"
    Katil, kadına cevap vermeden ve başka bir şey sormadan, köye doğru Burhan'ı aramaya devam etti. Oysa, Burhan Keles'ten Ödemiş'e oradan da İzmir'e acilen sevk edilmişti ve komadaydı. Fatih de kan/ter içinde koşarak köye varmış, kahvenin önünde oturmakta olan dedesini görünce dizlerine kapanmış, ağlayarak olayları dedesine ve oradakilere anlatmıştır. Fatih, olay yerinden kaçınca, buğdayların arasından dayısının ve annesinin vurulduğunu görmüştü ama ninesini görememişti. İbrahim Dayı, telaşla eve gidip silahını alıp ovaya gitmek istediyse de köylüler bırakmamıştı.
    -"Yahu sen çocuk musun? Hiç gözü dönmüş caninin üstüne tek başına gidilir mi?"
    Muhtar odasındaki telefondan ilçedeki Jandarma Karakolu aranmış, olay yeri bildirilmiş ve köylüler de olayın olduğu yere doğru yola çıkmışlardı. Olay yeri Keles'e daha yakındı ve köylülerden önce Jandarma gelmişti. Burhan, Keles Devlet Hastanesi'nde biraz kendine gelmiş, olayı anlatmış ve Jandarma bunun üzerine yola çoktan çıkmıştı. Hükümet tabibi ve savcı olay ile ilgili bilgileri toplayıp cenazelerin kaldırılmasına izin vererek ayrılmış Jandarmalar da katilin peşine düşmüşlerdi. Cenazeler, yaz günü sabaha kalıp kokmasın diye, akşamdan defnedilmiş ve Gül hanımın ve kızının evine ateş düşmüştü. Acı haberi alan eş, dost, akraba eve koşuşmuşlardı. Ağıtlar, ağlamalar birbirine karışıyor, gözyaşları sel olup akıyordu. Gül hanım torununu, Sultan da yeğenini göremeden Hakk'ın rahmetine kavuşmuşlardı. Gül hanım ve kızının mezarları yan yana kazılmış, kızı annesinin ayakucunda, birlikte ebedi istirahatgâhlarına çekilmişlerdi, arkada 7 evlat ve 7 de torun bırakarak.
    Gül hanımın gurbette memur olan oğlu Bilgehan, askerliğini yapmakta olan oğlu Galip, ortanca oğlu Canip, diğer üç kızı Fatma, Hatice ve Özen elim olayı duyar duymaz köye koşmuşlar, Bilgehan, Galip, Necip ve Özen'in dışındaki yavruları cenaze namazına yetişmişlerdi. İki kardeşi ağabeyleri Bilgehan'a yalvarıyorlardı.
    -"Abi ne olursun izin ver de annemizin ve kardeşlerimizin öcünü alalım, biz de onların kökünü kazıyalım!"
    Bilgehan, köyün üniversite bitirmiş birkaç gencinden birisiydi. Yerini yurdunu biliyor ve kardeşlerine intikam için izin vermiyor, onları sabra davet ediyordu. Yaşını başını almış köylüler de gençleri kışkırtmaya çalışıyorlardı.
    -"Ben olsam topunu gebertirim bunların! Sizin eliniz silah tutmuyor mu yahu?"
    -"Yeter be, yeter! Siz de yangına körükle gidiyorsunuz! Zaten bizim canımız yanmış, bir de hapislerde mi çürütmek istiyorsunuz siz bizi ha? Bizi yatıştırıp doğru yol göstereceğinize, daha kışkırtıyorsunuz. Bu ülkede kanun ve devlet var beyler! Herkes kendi intikamını kendi almaya kalkarsa anarşi çıkmaz mı? Böyle konuşanlar ve böyle düşünenler asla bizim dostumuz değildir ve olamaz da!" Ortalık birden sessizleşti ve arkadan homurdanmalar başladı.
    -"Vallahi çocuk doğru söylüyor! Kanı kan ile yıkamazlar, kanı suyla yıkarlar canım! Niye çocukları kışkırtıyorsunuz!"
    Daha sonra birer birer taziyeye gelenler evden ayrıldılar ve aile fertleri baş başa kaldılar acılarıyla. Bir hafta sonra, katil başka bir köy civarında yakalanıp adalete teslim edildi, yargılandı ömür boyu hapse mahkûm edildi. Ancak, ölen öldüğü ile kaldı, ateş düştüğü yeri yaktı. Burhan, uzunca bir süre İzmir'de hastanede kaldı, iyileşti taburcu oldu ama çok istediği vatani görevi olan askerliğini yapamayacak derecede sakat kalmıştı. Üç kişiyi öldüren ve birini de ağır şekilde yaralayan Ahmet ve onun gibi katiller/caniler çıkarılan bir genel af sayesinde, hapisten kurtulmuş ve toplumun başına yeni çoraplar örmek üzere, sokağa salıverilmişlerdir. Ne dersiniz böyle bir ülkede huzur ve adalet nasıl sağlanabilir?

    MEZARLARI YANYANAYDI
    İKİSİ DE ANAYDI

    Ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum.
    Gözyaşlarım düğüm düğüm boğazımda.
    Kızılca kıyamet kopuyor,

    Barut kokuyor, ağıt kokuyor her yer.
    Kabirleri kalbime kazılıyor sanki,
    Başıma iniyor kazmalar,
    Kürekle atılıyor acılar içime.

    Çileyle geçti ömürleri,
    Yoksullukta yeşerdi ümitleri.
    Yine de mutluydular, umutluydular.
    Güneşin altında, tütün tarlasında,
    Yer sofrasındaydılar.
    Sefer tasında yemekleri,
    Sıcaktan kupkuru ekmekleri.

    Vakit öğle,
    Başlarına dikildi kapkara bir gölge.
    Sofradaydılar, buyur ettiler.
    Yabancı değildiler.
    Gözü Adnan'daydı,
    Bastı tetiği aniden, lokması ağzındaydı.

    Hepsi katilin üstüne çullandılar,
    Gırtlağına sarıldılar.
    Yorgundu bilekleri, yanıktı yürekleri.
    Katil doymamıştı kana,
    İkinci kurşun ablama.
    Titriyordu, daha çok kan istiyordu.

    Katil baş başaydı halasıyla,
    Deneyimliydi, Muhtar Murat'ın da katiliydi.
    Firardaydı, aylardır dağlardaydı.
    Saçsaça başbaşa, yolmak-yapak,
    Kanla sulandı toprak.
    Katil altta, gözü silahtaydı.
    Üçüncü kurşun halasınaydı.
    Kızılca kıyametti,
    Katil, dayımın oğlu Ahmet'ti.

    Adnan yaralıydı, kaçmıştı,
    İzmir'e bir ambulans uzaklaşmıştı.
    Ölüm yakında, yoğun bakımdaydı.
    İkisi şehit, ikisi şahitti.
    Avını kaçırmıştı, çıldırmıştı.
    Feridun köye ulaşmıştı,
    Dedesine koşmuştu.

    Eserler Deresi yıkılıyor,
    Ağıt üstüne ağıtlar yakılıyordu.
    Tekke Yeri'nde yakalanmıştı ölüm timi,
    Arkada bırakarak onüç yetimi.
    Hüküm verildi, kalem kırıldı.
    Derken tam yaralar sarıldı,
    Ardından af çıkarıldı.
    Katil akrabaydı.
    Mezarlar yan yanaydı,
    İkisi de anaydı.



    Ali Aksakal

#02.05.2010 08:55 0 0 0
  • Yıl 2221, mevsimlerden kış. Köylüleri kuraklık ve kriz vurmuş, traktör mazotsuz kalmış, yerini karakaçan ile koca öküze kaptırmış. Elektrik sizlere ömür, idare lambası sağ olsun. Telefon mu? O çoktan unutulmuş. Eskiden olduğu gibi, başı selâm sonu selâm, kenarları süslü, ortası çiçekli mektuplara merhaba. O 2199 depreminden sonra, daha iyisi mümkün değildi, herkes bu duruma da şükrediyor. Bir çoğunun ailesinden hiç kurtulan olmamıştı bile.
    İşsiz ve parasız köylüler, aylaklar evine (kahvehaneye) dolmuş, içerisi tilki ini gibi, dumandan göz gözü görmüyor. Sanki, Sinan Dayı kara kovandan bir apaz bal alabilmek için tütsü vermiş. İhtiyarlar, odun ateşinden nar gibi kızarmış sobanın etrafını kuşatmışlar, iki beşlik bozuyorlar. Kocaoğlan, elleriyle yetiştirip kıydığı tütünle doldurmuş kalağını (piposunu) tepeleme, bir fırt çekip iki öksürüyor. Camali'nin İsmail, dizine koyduğu tabakasından incecik bir sigara sarmakla meşgul. Anlayacağınız, halk eski günlere geri dönmüş, hazır sigara unutulmuş, yerini tütün almış.
    Besim Dayı, diğer bir köşeye sıkışmış, torunu yaşındaki Aşığın Çılı ile kılınç (kağıt oyunu) oynamakta. İkisi de birer dizlerini göğüslerine doğru dikmiş, adeta sandalyelerinin üzerine tünemişler, avının üstüne atlamak için fırsat kollayan kartallar gibi. Etraflarını da şakşakçılar sarmış, durmadan gaz veriyorlar. Yan masada Kelin Kamil, Yılık İzzet, Kirli Mehmet ve Arap Sami, diğer masada Yığmanın kocası Kadı, Azmanın kocası Mustafa, Giritli Hüseyin ve Koreli var. Masalar paylaşılmış, Kahveci Nuri'nin taşocağında harıl harıl çalışıyorlar. İkramiyeleri bir bardak sıcak adaçayı ya da kekik. Eskisi gibi kara çay, kahve, tarçın, somata, salep, limon, portakal, vb. içebilen yok artık.
    Herkes oyuna ve muhabbete tam dalmışken, Kara Durmuş'un gür sesi duyuldu.
    -"Abilerim, amcalarım, dayılarım! Bir dakikanızı istirham ediyorum sizden! Şu elimde görmüş olduğunuz asrın mucizesi aleti, çakı deyip geçmeyin! Fabrika fiyatına, reklam amacıyla ayağınıza kadar getirmiş olduğumuz bu aletin marifetleri saymakla bitmez! Bu bıçkı ağzı! Bileğim kalınlığındaki dalları bile, bir çekişte jilet gibi yere indirir! Bu ağzı ile asma, armut, elma, karadut, çitlembeğe fındık, deliceye zeytin aşıla! Bu kısmı, tam bir tırnak canavarı! El, ayak ayrımı yapmaz, kesilmedik tırnak bırakmaz! Görmüş olduğunuz şu kısmı ile şarap şişelerinin mantarlarının ciğerini sökersiniz!"
    Kahvedekilerin henüz bir tepkisi yok. Gösteriyi ilgiyle izliyorlar.
    -"Abilerim bitmedi! Yengeme, teyzeme, ablama ve bacılarıma aynalı bir tarak da bizden hediye! Bitmedi! Bebelere birer kalem! İşte görmüş olduğunuz bu hediye paketinin hepsi 5 kuruş değil, 3 kuruş değil! Durmuş kardeşiniz size bunların hepsini 2 kuruşa bırakıyor!?"
    Para lafını duyan köylüler, tam oyunlarına geri dönmeye hazırlanıyorlardı ki Durmuş olaya yeniden el koymuştu.
    -"Abilerim, amcalarım, dayılarım! Para dediğin de nedir ki? İnsanın elinin kiri. Köpeğin önüne atsan, başını çevirip bakmaz bile! Zaten benim paraya değil, zeytinyağına ihtiyacım var. Hadi, her paket l okka zeytinyağına! Geç kalan alamaz, sonra Durmuş kardeşinize gücenmeyin!"
    Köylülerin ilgisini çekmeyi başaran Durmuş keyiflenir.
    -"Aşık Dayı, al bakalım hediyeni! Gökçen Emmi, sana iki paket yeter mi?"
    -"Ulan Durmuş, hani bunun tarağı nerde?"
    -"Tamam Veli Dayı, hallederiz, kafamı kırarım ama senin hatırını kırmam vallahi! Al bakalım aynalı tarağını, yengemden dayak yeme!"
    Durmuş bir çanta malı beş dakikada Beşiktaş ediverdi.
    -"Yarın sabah, yağları bizzat gelir alırım ağabeylerim! Siz buraya kadar zahmet etmeyin!
    Durmuş, yağları götürüp İzmir'de satacak, bakalım geriye hangi mucize aletle dönecek? Bu sefer de yazdan kurutulup kaynatıldıktan sonra sandıklara bastırılan incir, üzüm, pestil, küplere doldurulmuş pekmez ya da şırada mı sıra? Hadi hayırlı pazarlar!



    Ali Aksakal/yeni Hikâyeler
#02.05.2010 08:53 0 0 0
  • Kırmızı Ginseng

    Uzak doğunun efsane toniği kırmızı ginseng, ginseng çeşitleri arasında en fazla ilgi göreni olmuştur.
    Kore de devlet kontrolünde üretimi yapılmaktadır. Ginseng türleri arasında en etkin ve en değerlisi olarak kabul edilir ve panax ginseng olarak adlandırılarak diger ginsenglerden ayrılır.

    Kore ve Çinde yetişir. Kırmızı kore ginseng içerisinde yer alan en etkili madde ginsenoit olarak tespit edilmiştir Kore ginsenginde yer alan ginsenoside oranı diğer ginseng türlerine göre daha fazladır. Ginseng kökü görünümü insana benzediği için adamotu olarak da adlandırılır.

    Bu ginsengin üretimi ve satışı korede kore resmi tekel idaresi tarafından yapılmaktadır.

    Ülkemizde ginseng bitkisi yetişmemektedir.

    Ginseng Çeşitleri
    Asya Ginsengi: Kore ve Çinde yetişir Asya ginsenginin diğer adları kırmızı veya kore ginsengi, çin ginsengidir. Ginseng kökü yaklaşık 6 yılda yetişir. Yabani olarak yetiştiği gibi kültürüde yapılmaktadır. Ginseng kökü hasat edildikten sonra kurutuluş biçimine göre kırmızı veya beyaz ginseng adını alır.

    Uyarıcı ve enerji verici etkisi en fazla olan ginseng çeşidi kırmızı kore ginsengdir. Kırmızı kore ginseng fiyat olarak diğer ginseng türlerine göre daha pahalıdır. Asyada yaşlılar için kuvvetlendirici olarak ginseng kullanımı yaygındır. Ginseng uyarıcı etkisiyle dikkati ve motivasyonu artırır ama kafein gibi uyarıcıların neden oldugu yan etkilere sebeb olmaz. Ginseng cinsel gücü artırmak içinde başvurulan bir bitki olmuştur.

    Alman Sağlık Bakanlığının bitkisel preparatların hazırlanması ve ruhsatlandırılmasından sorumlu E Komisyonu ginsengin (Panax ginseng-Asya ginsengi) dış stres faktörlerine karşı vücut direncinin yükseltilmesi amacıyla kullanılabileceğini belirtmiştir.

    Amerikan Ginseng (Panax quinquefolium): Amerikan ginseng kore ginsengine göre etkileri daha hafif sayılır.

    Sibirya Ginseng: Sibirya ginsengi kökünde "ginsenoit" olarak adlandırılan etken maddeyi içermediği için gerçek anlamda ginseng sayılmaz ama benzer ginseng faydaları sağlar. Özellikle strese karşı dayanıklılığı ve konsantrasyonu artırmada kullanılır. Eski sovyetler birliği döneminde ginseng sporcular ve askeri personel tarafından dayanıklılığı artırmak amacıyla yaygın olarak kullanılmıştır.

    Ginseng türleri arasında kişinin kendi ihtiyaçlarına göre tercih yapılabilir.

    Kullanım süresi 3 hafta ve 3 ay olarak tavsiye edilmektedir.

    Hamileler ve emziren kadınlara tavsiye edilmemektedir.

    Şeker hastaları sentetik bir ilaç tedavisi görürken doktora danışmadan kullanmamalıdır.

    Ayrıca dikkat edilmesi gereken önemli bir hususda kullandığınız ürünün gerçekten ginseng içerip içermediğinden emin olmaktır. Yapılan araştırmalarda piyasada bulunan ürünlerin içeriğinde ginseng oranı ya çok az çıkmış ya da hiç çıkmamıştır. Ayrıca bazı üreticilerin ginseng etiketli ürünlerde kafein kullandıkları belirlenmiştir.Yüksek oranda ginsenosidin yanında başka içerik maddelerinin asgari miktarlarını da içeren ekstreler tercih edilmelidir.

    Alıntı
#01.05.2010 22:22 0 0 0
  • Lifli Gıdalar Nelerdir

    Lifli gıdalar nelerdir ve lifli gıdalar listesi.
    Günlük olarak yeterli oranda lifli gıdalar tüketmek birçok hastalığa karşı koruyucu etki taşır. Lifler ince bağırsakta sindirilmeyen ve emilemeyen karbonhidrat bileşenleri taşır.

    Lifli besinler mide, ince bağırsaklar ve kalın bağırsakların daha sağlıklı olmasında rol oynar. Sebze, meyve ve tüm bakliyatlarda yer alan doğal lifler kalın bağırsakta mayalanır ve kalsiyum gibi önemli minerallerin emiliminde vücudumuza yardım eder.

    Lifli yiyecekler kalp sağlığı bakımından önemlidir. Yapılan çalışma sonuçlarına göre günlük olarak 12-33 gram lif tüketimi kan basıncını düşürmektedir.

    Çözünebilir lifler, kandaki kötü kolesterolün düşürülmesinde yardımcıdır. Elma, yulaf, arpa, fasulye ve öteki kuru baklagiller, sebze ve meyveler, guar gum, pancar lifi, pektin, psilyum çözünebilir lif kaynaklarıdır.

    Günlük 10 gram çözülebilir lif tüketiminin LDL kolesterolünü %5 oranında azalltığı belirtiliyor.

    Çözünemeyen lifler, ince bağırsaklar, kalın bağırsakların, midenin çalışmasını güçlendirici etki gösterirler. Buğday ekmeği, kahverengi pirinç gibi tohumlu, taneli gıdaların tamamı çözünemeyen lif kaynağı olan besinlerdir.

    Lif bakımından zengin olan yiyecekler arasında elma, portakal, greyfurt, brokoli, domates, havuç, pırasa, marul, sebze ve meyveler yer alıyor.

    Lifli gıdalar diyabetin kontrol altında tutulmasını destekler. Lif açısından zengin olan beslenme kan şekerindeki artışın daha yavaş olmasını sağlar.

    Tahıl ürünlerinin lif değerinin korunabilmesi için, tahılın saflaştırılmamış olması gereklidir.

    Buğday tanesinin kaba kepeği ve özünü ayrıştırmadan yapılmış ürünler, lif bakımından oldukça değerlidir.

    Lifli besinler tok tutucu özelliktedir.

    Lifli yiyecekler hacimsel olarak büyük, kalori olarak ise küçüktür. Bu tür besinler aynı zamanda geç acıkmayı da sağlar. Lifli besinler tüketirken bol su içmek sindirim sistemini hızlanlandırır.

    Tavsiye edilen lif tüketimi yaklaşık olarak erkekler için 35 gram, kadınlar içinse 25 gram dır. 2 yaşın altında olan çocuklara lifli besin önerilmiyor.

    Lifin diyette yavaş yavaş artırılması gerekir. Yüksek oranda lif çok hızlı yenirse kramp ve gaz oluşabilir.

    Alıntı
#01.05.2010 22:17 0 0 0
  • Yeşil Besin Takviyeleri

    Yeşil besin takviyeleri alabileceğiniz en şaşırtıcı ve tamamen doğal olan besin takviyelerinden biridir ve ayrıca günlük olarak bu sağlıklı doğal besin takviyesini almanın mükemmel yararları vardır. Gıda takviyeleri sağlıklı beslenme ve hastalıkları önlemede önemli bir destektir.

    Bu tamamen doğal besin takviyeleri vücudunuzun şiddetle ihtiyaç duyduğu vitaminleri, mineralleri ve enzimleri sağlamak için doğanın gücünü kullanan takviyelerdir. Bu sağlıklı yiyecekleri sadece diyetten sağlamak oldukça zor olabilir dolayısıyla bu ilaveleri almaya değer.

    Yeşil Besin takviyelerinde neler bulunur?
    Yeşil besin takviyeleri vücudun hücrelerini alkalize etmeye, enerji vermeye aynı zamanda vücudun pH düzeyini dengelemeye yardımcı olan süper yeşil besinlerden meydana gelirler. Aşağıda yeşil besin takviyelerinde bulunan bazı başlıca maddeler listelenmiştir.

    · Bitkilerin yeşil kısımlarında bulunan Klorofil in bağırsak ülserleri, karaciğer bozuklukları, egzama, gastrit, astım, kabızlık, dişeti kanamaları ve yanıkların tedavisinde yardımcı olduğu bulunmuştur.

    · Alfalfa mineral bakımından en zengin hepsi sağlıklı bir bedenin gereksinimi olan A ve C Vitaminlerini, tiamin, riboflavin, niasin, kalsiyum, demir, magnezyum, potasyum ve fosfor içeren yeşil besinlerden biridir.

    · Arpa otu bütün bu doğal besin takviyelerinde kullanılan süper yeşil besinlerden bir başkasıdır. Arpa otu klorofil kaynağıdır ve vücudun bağışıklık sistemini destekler ve temizlenmesine yardımcı olur.

    · Yeşil çay da kullanılır. Çok güçlü bir antioksidandır ve şekere faydalı olduğu belirtilmiştir.

    · Esmer Suyosunu yeşil besin takviyelerinde kullanılan bir deniz yosunudur. Esmer suyosunu zengin bir vitamin ve mineral kaynağıdır ve bu deniz yosunu eksik tiroit faaliyeti sorunlarının tedavisinde kullanılmıştır.

    · Spirulina yüksek protein içeriklidir ve vücudun bağışıklık sistemini korumaya ve aynı zamanda kolesterolü düşürmeye ve kan şekeri düzeylerini dengelemeye yardımcı olur.

    · Hint safranı kökü mantarlara ve parazitlere karşıdır. Kanı temizlemeye yardımcı olur ve birçok bitkisel ilaçta kullanılmıştır.

    · Buğday çimi bakteriler için çok olumuz bir ortamı yaratmak için yardımcı olan süper yeşil besinlerden bir başkasıdır.

    Alıntı
#01.05.2010 22:14 0 0 0
  • Günümüzde kullanımı giderek artan doğal ürünler ile ilgili birçok farklı görüş mevcuttur.


    Son zamanlara kadar çoğu hekim ve tıp kuruluşları çok değişik besinlerden oluşmuş yiyeceklerle dengeli bir şekilde beslenen kişilerin sağlıklarını desteklemek için bu tür sağlık ürünleri almalarına gereksinimleri olmadığını belirtmekteydiler. Fakat iki yılı aşkın bir süreden beri, Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi ve Amerikan Tıp Derneği bile artık sağlıklı beslenmenin vitaminler, mineraller, doğal ürünler ve diğer alternatif ek sağlık ürünleri ile takviye edilmesinin gerekli olabileceğini kabul etmişlerdir.

    Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi doğal ürünleri sağlıklı beslenmeye destek olması açısından çoğu kişiye tavsiye etmektedir.

    Amerikan gıda ve ilaç Yönetimi'nin Internet sitesini ziyaret ettiğinizde, beslenmeyle ve doğal sağlık destek ürünleriyle ilgili yeni görüşlerini okuyacaksınız. Kuruluş, vitaminler, mineraller ya da lif desteklerinin özel beslenme gereksinimlerini karşılamaya da yardımcı olabileceğini belirtmektedir. Bu gibi destek ürünlere ihtiyacı olanlar, yaşlılar, çocuklar, hamile kadınlar, astım, şeker, kalp, hipertansiyon ve yüksek kolesterol gibi değişik hastalıkları olanlar, stres altındakiler, yiyeceklerini metabolize etmede etkili olan ilaçları alan insanlardır.

    Diğer bir deyişle; çok sağlıklı olup sağlıklı ve her gruptan doğru oranlardaki değişik besinlerle beslenen genç erişkin erkekler dışındaki hemen hemen herkes, sağlıklı beslenmeye destek amacıyla doğal beslenme ürünlerinden faydalanabilirler.

    Doğal Ürün Destekleri Sağlıklı Bir Beslenmeyi Tamamlar
    Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi " Destek ürünler sağlık için önem taşıyan yiyeceklerde bulunan besinler ve maddelerin hepsini sağlayamazlar" ifadesini ısrarla eklemeye devam etmektedir.

    Biz de sağlığa faydalı yan ürünlerin sağlıklı beslenmenin yerini tutamayacağı konusunda tamamen aynı fikirdeyiz.

    Yiyeceklerimizi TÜM yiyecekleri kapsayan yiyecek gruplarından seçmek ve bu seçtiğimiz yiyecek gruplarındaki yiyeceklerden çok değişik yiyecekler seçerek beslenmek tepeden tırnağa sağlıklı olmamız için gereklidir. Ne yazık ki; günümüzün modern dünyasındaki basit yaşam tarzı, sadece beslenme yoluyla vücudumuzun gereksinimi olan besinleri alabilmesini hemen hemen imkânsızlaştırmaktadır. Kaliteli Doğal sağlık destek ürünleri, hayatımızdaki modern beslenme noksanlıklarını tamamlayacak ek besinlerin gerekli kaynaklarını sağlayacaktır.

    Modern zamanın ortalama beslenmesinin, tüm besinleri vücudumuza sağlayamadığını ve beslenmemizdeki değişik besin ve vitaminlerin önemini belirten düzinelerce araştırmalar yapılmıştır. Bunların nedeni ise:

    · Daha sık ekerek toprağın yararlı besinlerini azaltmak

    · Besinlere zararlı kimyasallar karıştıran böcek ilaçları kullanmak

    · Toprağı gübrelerken nitrojen ve yapay besinleri kullanmak - sağlığımıza zarar verdiğini bile bile

    · Vücudumuzun gereksinim duyduğu besinleri yok ederek güzel görünmeleri için genleriyle oynamak

    Yediğimiz yiyecekler artık vücudumuzun sağlıklı kalması için ihtiyaç duyduğu tüm yaşamsal besinleri içermiyor.

    Doğal Ürün Destekleri Vücudumuzu Kirleten Faktörlerden Korunmamıza Yardımcı Olurlar
    Endüstrileşme, aynı zamanda yeryüzü, sular ve gökyüzünün kirlenmesine neden olmuştur. Bu kirlilik beslenmemizdeki en sağlıklı yiyecek seçimlerimizin bazılarını hemen hemen yok etmiştir. Balıklarımız zehirli cıva ile zehirlenmiştir. Bitkilerimizin besinlerini sağladıkları yeraltı sularımız kimyasallar ve diğer zararlılarla kirletilmiştir. Soluduğumuz hava, sis, duman ve yediğimiz yiyecekler, deri ve ciğerlerimiz yoluyla vücudumuza sızan diğer zehirli kimyasallar ile doldurulmuştur.

    Hemen hemen her ülkede yapılan çalışmalar ve araştırmalar, beslenmemizde yer alan ve artık çoğu ya iyice azalmış ya da tamamen yok olmuş besinlerin çoğunun vücudumuza hayati destek sağladığını ispatlamıştır. C, D, E ve B kompleks grubundaki vitaminler, CoQ 10 benzeri enzimler ve bazı sebze ve balıklarda bulunan gerekli yağ asitlerinin hepsi antioksidan depolarıdır. Bu antioksidanlar, kirlilik ve metabolizma yoluyla vücuda gelebilecek zararları önleyici hayati bir rol oynamaktadırlar.

    Doğal Ürün Destekleri Gerekli Besinleri İçeren Yiyeceklerin Yok Olmasına Yol Açan Yöntemleri Etkisiz Hale Getirirler
    Modern yiyecek üretim metotları ilave besinlerimizi yok etmektedir. Yiyeceklerimizin çoğu tabaklarımıza gelinceye kadar, aynı besinin bundan 50 ya da 100 yıl kadar önceki besin değerinin sadece küçük bir parçası kalmıştır. Bu çok işlenmiş yarı hazır yiyeceklerimize kendi kişisel tat tercihlerimizi de ekleyince, kötü beslenmeyle bağlantılı hastalıkların oranlarının neden bu kadar fırladığına şaşmamamız gerekmektedir.

    Kaliteli Doğal Ürün Destekleri Modern Beslenmenin Yokettiği Besinleri Yerine Koyar
    Yiyeceklerimizde eksik olan ve yüksek kaliteli doğal sağlık destekleri arasında, biotin, lutein, C, D, E vitaminleri ile bütün B vitaminleri, alfa lipoik asit ve dehidroepiandrosteron'u (DHEA)sayabiliriz.


    Alıntı
#01.05.2010 22:11 0 0 0
  • arı poleninin yararları - arı poleni nedirArı Poleni Faydaları

    Arı poleni faydaları açısından öncelikle güçlü bir besin olma özelliği ile karşımıza çıkar. Arı poleni 96 çeşitten daha fazla besini kapsar ve bu besinlerin her biri, insan yaşamını desteklemek için gereklidir.

    Arı poleninin %40'ı proteinden oluşur ve yaklaşık olarak tamamı herhangi bir bozulmaya uğramadan ya vücudumuz ya da metabolizma tarafından kullanılabilir durumdadır.

    Arı Ürünleri ve Polen
    Arı ürünleri olarak bilinen propolis bal, polen, arı sütü, arı zehiri gibi ürünlerle hastalıkların iyileştirilmesi yönündeki çalışmalar apiterapi olarak bilinmektedir. Arı ürünleri tedavisi anlamına gelen apiterapi ile hastalılıkların iyileştirilmesi ve sağlığın korunması amaçlanır.

    Özellikle japonya gibi uzakdoğu ülkeleri başta olma üzere bugün bir çok ülkede apiterapi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Son yıllarda hastalıkları arı ürünleri ile tedavi eden apiterapi merkezleri hızla artmaya başlamıştır.

    Arı poleni faydaları açısından bin yılı aşkın bir süreden beri bilinmektedir. Çinlilerin geleneksel bitkisel ilaçlarının temeli olan arı poleni, son yıllarda da batılı hekimler arasında büyük çapta saygı duyulan bir öğreti olmuştur.

    Arı poleni 22 çeşit amino asit, C vitamini, B-kompleks ve folik asit, doymamış yağ asitleri, enzimler ve karotinle, günümüze kadar hemen hemen hepsi keşfedilmiş olan ana anti oksidanları içerir. Arı poleni zaman zaman "en mükemmel besin" olarak da anılır.

    Bunlara ilaveten, arı poleninin, kendi başına bir varlık gösteremeyen, fakat sağlıklı kalmak için ihtiyaç duyulan ve çok gerekli olan bir miktar eser elementlerle vücudumuza sağladığı faydalar da vardır. Bu belli başlı elementler ise demir, çinko, manganez, bakır, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi sağlığa faydası ispatlanmış olan tüm minerallerdir.

    Bilim adamları boş yere sentetik arı polenini üretmeye çalıştılar. Her ne kadar sentetik arı poleni görünüşte doğal arı polenine benzemekteyse de, bilim adamlarının bunu işçi arılara aşılayarak denemeler yapmaları sonucunda, arılar bir hafta gibi bir sürede ölmüşlerdir.

    Arı Poleni Kullanımı
    Günde alınacak 35 gr. Arı poleninin insan vücudunun yaşam savasında gerek duyduğu tüm besinleri içerdiği çoğu hekim ve besin uzmanları tarafından kabul edilip önerilmektedir. Çünkü arı poleni vücudun gerek duyduğu bütün bilinen besinleri içermektedir. İdeal beslenme şartlarından uzak kaldığınızda vücudunuzda oluşacak çatlakları doldurmak amacıyla tavsiye edilebilecek en iyi sağlık ürünü arı poleni olacaktır. Aslında, arı poleni ürünleri, açlığa maruz kalmış bölgelerde yaşayan insanlara beslenmelerinde destek olmak üzere sık sık kullanılan bir üründür.

    Bu kadar apaçık sonuçların yanı sıra, arı poleninin sağlık üzerinde kendine has etkileri vardır.

    Polenin Faydaları
    · Arı poleninin bağışıklık sisteminize yararları vardır. Arı poleninde proteinler, mono ve doymamış yağlar, B, C, D, E vitaminleri, beta karoten, kalsiyum, magnezyum, selenyum, nükleik asit, lektin, sistein maddeleri bulunmakta olup bunların hepsinin bağışıklık sistemimizi kuvvetlendirdiği ispatlanmıştır.

    · Arı poleni alerjilere karşı dirençli olmamızda yardımcıdır. Çünkü arı poleninin içinde saman nezlesini tetikleyebilen eser maddelerden bulunmaktadır ve bazı alerji uzmanları arı polenini yöresel bitki alerjisine duyarlılığın azalmasına yardımcı olması için önerirler.

    · Arı poleni stresle mücadelede size yardımcı olur. Amino asitlerin tamamını, gerekli yağ asitlerini ve ruh halini düzene sokacak vitaminleri içerir. Arı poleni ürünlerini almanız ise yaşantınızda karşılaştığınız streslerle savaşmanıza yardımcı olacaktır.

    · Atletler yüzyıllardan beri enerjilerini ve dirençlerini arttırmak için arı polenini kullanmaktadırlar. Bu konuyla ilgili araştırmalar halen sürdürülmekteyse de, arı poleni ürünlerinin kullanımının uzun süreli etkilerinin, atletlere büyük çapta faydalı olacağı mantıklı bir anlam taşımaktadır. Arı poleninin sağladığı besin yelpazesi düşünüldüğünde, uzun süreli arı poleni ürünlerinin kullanımı vücutlarındaki gerekli besinleri düzenli bir konu için harcayan atletlere ne kadar faydalı olacağı anlam kazanmaktadır.

    · Polen iştah açıcı özelliği sebebiyle zayıflık sorununda kullanilabilir.

    · Arı poleni kansızlık sorununun giderilmesinde yardımcıdır.

    · Güçlü besleyici özelliği sebebiyle hastalıktan kalkanları en kısa zamanda eski gücüne ve enerjisine kavuşturur.

    Arı zehirine karşı hassasiyeti ve alerjisi olanların arı poleninden kaçınması gerekir. Arı zehirine karşı alerjisi olanlara verdiği kötü sonuçlardan başka bazı yan etkileri de vardır.

    Arı poleninin inanılmaz potansiyeli ve düşük risk taşıyan yan etkileri yüzünden size günlük beslenmenizi destekleyici arı poleni ürünlerini tavsiye ediyoruz. Bu arada bir küçük problemimiz var: arı poleni büyük ölçüde hazmı zor (kabuk)lardan oluşur. Arı poleninin faydalarından yeteri kadar yararlanabilmek için muazzam miktarda yemeniz gerekir. Toplam birimin sadece yaklaşık %5'i vücudunuza biyoyararlanım sağlar.

    Polenin faydalarından yüksek düzeyde yararlanabilmek için uygun koşullarda elde edilmiş olması gerekir. Çeşit bakımından çok zengin çiçekli bitki ortamında elde edilmiş olan polen şifalı olma özelliğini taşır. Arı ürünlerini kullanırken bu açıdan dikkatli olmak gerekir. Bal polen gibi arı ürünlerinin elde edilmesi zahmetli bir iştir. Ancak çok kısa bir sürede bol miktarda üretilen ve besin değeri açısından önemi olmayan ballar gibi yine bu şekilde üretilen polenlerde doğal tedavi açısından bir anlam taşımaz. Polenin arısütünün ya da balın faydaları öncelikle onların nasıl ve hangi ortamlarda üretildiği ile ilgilidir. Bu yüzden polen ya da arı sütü bal polen karışımı gibi arı ürünleri kullanırken aldığınız ürünün güvenilirliğinden ve kalitesinden emin olmalısınız.

    Alıntı
#01.05.2010 22:07 0 0 0
  • Balık Yağının Faydaları - Balık Yağı Çeşitleri - Balık Yağı Kullanımında Nelere Dikkat Edilmeli

    Balık yağı kullanımı son yıllarda giderek artan ve ilgi gören bir beslenme desteği olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Balık yağıyla ilgili çok sayıda araştırmalar yapılmış ve balık yağının faydaları üzerine önemli tespitler elde edilmiştir. Kalp hastalıklarından depresyona kadar birçok hastalıkta balık yağının yararları daha fazla bir şekilde gündeme gelmektedir. Balık yağın faydaları içerdiği omega 3 yağ asidinden kaynaklanmaktadır. Balık yağının içinde EPA ve DHA adı verilen Omega-3 yağ asitleri vardır.

    Balık yağı çeşitleri: Balık yağı çeşitleri 2 şekildedir.

    1-Fish body oil: Balığın gövdesinden elde edilen balık yağı.
    2-Cod liver oil: Balığın karaciğerinden elde edilen balık yağı.

    Her ikisinde de omega 3 bulunur. Cod liver oil A ve D vitamini bakımından da zengindir.

    Balık Yağı Faydaları
    Balık yağı faydaları denilince ilk akla gelen kalp damar hastalıklarına olan olumlu katkılarıdır. Balık yağının içinde bulunan omega 3 yağ asitleri kalbi korur, kanı inceltici, kolesterolü düşürücü ve kalp ritmini düzenleyici etkisi balık yağı yararları arasında en fazla bilinenlerdir.

    Omega 3 yağ asidinin beynin yaşlanma sürecini azaltıcı etkisinin olduğu ve de Alzheimere karşı koruyucu özellik taşıdığı belirtilmiştir.

    Omega 3 sağlıklı nöral yolları oluşturmak için temel teşkil eder. Yeterli omega 3 yoksa depresyon, bipoler bozukluk ve birçok başka psikolojik rahatsızlıklara yol açar.

    Çocuklarda balık yağı kullanımı: Omega 3 ün çocuklarda zihinsel gelişimlerini olumlu etkilediği ve öğrenme kapasitesini artırdığı gözlemlenmiştir.

    Hiperaktivite görülen çocuklarda, omega 3 bu sorunun giderilmesinde önemli katkılar sağladığı tıp adamlarının dile getirdiği bir tespittir.

    Diyabetin neden olduğu hasarları önleyici etkisi bir diğer balık yağı faydaları arasında yer alır . Yaşlılıkta görülen göz bozukluğu(maküler dejenerasyonu) görülme oranını azaltır.

    Omega 3 kansere karşı koruyucu ve önleyici nitelik taşıdığı yapılan çalışmalarda ifade edilmiştir.

    Balık yağının faydaları arasında romatizmal artritte görülen eklem şişliği ve ağrı gibi şikayetleri hafifletme etkisi de bulunmaktadır.

    Gebelikte balık yağı kullanımı: Vitamin mineral takviyelerin yanında omega 3 kullanımı da hamile bayanlara tavsiye edilmektedir. Hamilelikte balık yağı kullanımı gebeliğin son üç ayında ve de doğumdan sonraki ilk birkaç ayda emziren annelerin kullanması için önerilmektedir. Gebeliğin son aylarında anneden bebeğe fazla oranda omega 3 geçer. Balık yağının bebeklerin merkezi sinir sistemine ve bedensel gelişimine olumlu katkı bulunduğu dile getirilen bir tespittir.

    Uyarı:
    1-Balığın karaciğerinden üretilmiş olan balık yağlarını hamileler kullanmamalıdır. Çünkü bu balık yağı çeşidinin içinde (retinol) A vitamini yüksek oranda bulunur ve de A vitamini vücutta depo edilen bir vitamin olması sebebiyle yüksek dozları anne karnındaki bebeğe zarar verir. Hamileler Balığın gövdesinden üretilen ve A vitamini içermeyen balık yağı çeşidini kullanmalıdır.

    2-Balık yağının yararlarından faydalanmak için civa kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede balık yağı kullanmak gerekir.

    Kullandığınız balık yağının bu tür zararlı maddeler içermediğinden emin olmalısınız. Kalitesinden emin olmadığınız balık yağı takviyesini kullanmayınız. Aynı risk besin olarak tüketilen balıklarda da olabileceği için aynı uyarı bunun içinde geçerlidir. Bu tür maddeler beyin gelişimine zarar verir.

    Her balıkta omega 3 bulunmaz. Somon, uskumru, ringa balığı, sardalye, alabalık omega 3 içeren balıklardır. Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar da omega 3 yağ asitleri daha fazladır. Balıklar bu maddeyi planktonlardan üretirler.

    Diğer omega 3 kaynakları ceviz, semizotu, keten tohumudur.

    Balık Yağı Takviyesi Nasıl Seçilmelidir?
    Besin uzmanlarının omega 3 ihtiyacınızı balıktan karşılamanıza nazaran balık yağı takviyesi almanızı önermelerinin bir nedeni balıkta bulunan yüksek düzeyde cıva ve diğer tehlikeli kimyasallardır. Maalesef, aynı toksik düzeyler de kirleticiler bazı balık yağlarında ve balık yağı takviyelerinde bulunabilirler.

    Balık yağından gerçek anlamda sağlığa yarar elde etmek için cıva, kurşun veya diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede balık yağı ile yapılmış bir balık yağı desteği seçmek önemlidir. Buna ilaveten, balık yağı toplanıldıktan sonra da şayet nakledilmişse veya şişe ile balık arasında başka şekilde işleme tabi tutulmuşsa kirletilmiş olabilir. Süreç de ne kadar az el devreye girerse, kirletilme ihtimali o kadar azdır.

    Farmasötik Kalite Balık Yağı Neden Seçilmelidir?
    Araştırmalar balık yağı takviyelerinin başlıca sağlık için yararlarının docosahexaenoic asit (DHA) ve eicosapentaeonic asitten (EPA) kaynaklandığını belirlemiştir. Bedeniniz fiilen balık yağının faydalarını kullanmaya başlamadan önce, DHA ve EPA 'yı çıkarmak için balık yağını bileşenleri olan esterlere ayırması gerekmektedir.

    Piyasadaki balık yağı takviyelerinin birçoğu, doğal olarak yüksek düzeylerde DHA içeren bir balık yağı desteğine nazaran daha az etkili kılan çok düşük düzeyde DHA içermektedirler.

    Omega 3 'ün sağlığa olan yararları tartışılmazdır, fakat balık yağındaki bütün omega 3 bedeninizin kullanımına hazır durumda değildir. Farmasötik sınıf balık yağı her türlü kirleticiden arınmıştır ve vücudunuz için yüksek omega 3 kaynağı sağlamak için rafine edilmiştir.

    Balık yağı kullanımı: Günde 1-3 gr tavsiye edilmektedir. Bazı durumlarda daha fazla miktarda da kullanılmaktadır.

    Kan sulandırıcı sentetik ilaç kullananlar doktora danışmadan balık yağı takviyelerini kullanmamalıdır.

    Ameliyat olacak kişiler ameliyattan önce balık yağı kullanımını kesmelidir.

    Zararlı PCB'ler-kanserojen kimyasallar- ve cıvaya maruz kalmayan balıklardan elde edilen balık yağı takviyeleri kullanılmalıdır.

    Balık yağı takviyeleri balık yağı kapsülü ve balık yağı şurubu olarak satılmaktadır.

    Alıntı
#01.05.2010 22:00 0 0 0
  • Alfa Lipoik Asit Nedir ?

    Alfa Lipoik Asit veya bazen anıldığı gibi ALA 1980 lerin sonlarında keşfedildi. Başlangıçta vitamin olarak nitelenen alfa lipoik asidin yararları son yıllarda birçok araştırmanın merkezi olmuştur.

    Şaşırtıcı antioksidan özellikleri ile vitamin benzeri olan bu bileşim, vitamin C ve vitamin E gibi diğer antioksidanlardan çok daha güçlü olduğunu kanıtlamıştır.

    Alfa Lipoik Asidin Kaynağı Nedir?
    Alfa lipoik asit bilgisi bize bu antioksidanın, ıspanak, karaciğer ve bira mayası gibi besin kaynaklarında bulunabileceğini söylemektedir ve bilim adamları vücudumuzun da küçük miktarlarda ürettiğini keşfettiler. Mamafih, takviye şeklinde alfa lipoik asit ürünleri özel hastalıkların tedavisi için önerilmiştir.

    Alfa Lipoik Asitin 10 Şaşırtıcı Yararı
    Alfa lipoik asidin birçok yararı vardır ve bunların en başındaki 10 tanesi aşağıda listelenmiştir.

    1. Alfa lipoik asit bilgisi aynı zamanda ALA nın vücudumuzun gıdalardan tükettiği karbonhidratlardan, yağlardan ve proteinlerden enerji üretmesinde B vitaminlerine yardımcı olduğunu gösterir.

    2. ALA hastanelerde karaciğeri etkileyen akut zehirlerin tedavisinde damar yoluyla kullanılır.

    3. Alfa lipoik asit ürünleri diyabetik nöropati tedavisinde kullanılır. (Tip 1 ve tip 2 diyabetlilerde sinir hasarı)

    4. Çalışmalar ALA takviyelerinin HIV, glokom ve karaciğer hastalıkları dâhil çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde de faydalı olduğunu göstermiştir.

    5. Alfa lipoik asid diyabetlilerde sinir bağlantılı kalp hasarlarından kaynaklanan ani ölümleri önlemede yardımcı olur.

    6. Alfa lipoik asit yararları yaşlanan erişkinlerde beyin işlevlerinin korunmasını da içerir ve aynı zamanda Alzheimer gibi hastalıklarda uzun sureli belleği de geliştirebilir.

    7. ALA inmeyi takiben beyin hücrelerinin muhafazasına yardım eder.

    8. Alfa lipoik asid bir antioksidan olarak vücudu kanserden korumada da yardımcı olabilir ve bu konudaki araştırmalar sürmektedir.

    9. Karıncalanma veya uzuvlarında uyuşmalardan şikâyetçi olan herhangi birisi için, ALA sinirlere kan akışının artmasına yardımcı olabilir ve böylece bunları önleyebilir.

    10. Karaciğer Sağlığı İçin : Alfa lipoik asitin yararlarından bir başkası, hepatit vakalarında ve diğer karaciğer hastalıklarında karaciğerin korunmasıdır. ALA karaciğeri zararlı hücre değişimlerinden korur ve toksinlerin vücuttan atılmasında yardımcı olur.

    Alıntı
#01.05.2010 21:57 0 0 0