Osteoartrit yada OA, eklemlerde kıkırdak yıkımından dolayı oluşan eklem ağrılarına ve tutulmasına yol açan bir hastalıktır. Osteoartrit insan oğlunun bilinen en eski ve en yaygın hastalıklardandır. Ayrıca dejeneratif eklem hastalığı, artros, osteartroz veya hipertrofik artrit gibi bir çok değişik isimleri ile de bilinir. Kıkırdak yıkımına yol açabilen bir çok durum vardır. Bunlar; fazla kilolu olmak, bir eklemde yaralanma, kaslarda zayıflık, eklem bölgesini destekleyen sinirlerde hasar, sinovya zarı hastalığı ve kalıtımdır. Osteoartrit her hangi eklemi etkileyebilir fakat genellikle kalçada, dizlerde ve belkemiğinde oluşur. Aynı zamanda parmak eklemlerinde de, özellikle ellerde tırnağa yakın eklemlerde ve ayakta baş parmak kökündeki eklemde oluşur. Osterioartrit'i geliştirme eğilimi yaşla artar ve hem kadınları hem de erkekleri etkiler.
OSTEOARTRİT'DE NE OLUR ?
Osteortrit, eklem ağrıya neden olan kıkırdak yıkımının bir sonucudur. Normal eklem de her bir kemiğin ucunun sağlam lastik gibi kıkırdak diye adlandırılan madde kaplar. Kıkırdak eklem hareketi için yumuşak, kaygan bir yüzey oluşturur ve kemikler arası yastık gibi hareket eder.
Osteoartrit' te kıkırdak yıkımı birkaç aşamada oluşur.
Kıkırdak yapısı yaşlandıkça değişmeye başlar. Böyle olduğunda, kıkırdak elastikliğini kaybeder ve fazla kullanmadan yada yaralanmadan dolayı daha kolay zarar görür. Bu değişikliklerin meydana gelme süresi ve şiddeti kalıtımda, eklem travması vb faktörlerden etkilenir.
Zamanla, synoviyum adı verilen eklem içinde yapı kıkırdak yıkımına tepki gösterir ve iltihaplanır. Bu iltihaplanma kıkırdağa daha fazla hasar veren sitokin adı verilen iltihap proteinlerin ve enzimleri üretilmesine neden olur.
Kıkırdak yok oldukça alttaki kemik meydana çıkar ve eklem doğal şeklini kaybedebilir. Kemik uçları kalınlaşır ve eklemdeki yumuşak dokuların kemiğe bağlandığı kemiksi kütleler oluşur.
Kıkırdak yıkımının yanında, eklemdeki sıvı, hastalığın ilerlemesinde bir rol oynayabilir. Synovial sıvısı eklemde şok emici ve kaydırıcı olarak görev yapar ve eklemin doğru şekilde işlenmesi için gereklidir. Eklem sıvısı çoğunlukla hyaluronan diye adlandırılan sıvımsı bir maddeden oluşmuştur. Osteoartrit'de hyaluronan yeteri miktarda bulunmayabilir. Eklem sıvısındaki hyaluronanın niteliğinde, bu sıvının şok emici ve koruyucu özelliğini azaltabilen bir değişiklik olabilir. Bu eklemdeki kıkırdak yıkımının ve belirtilerinin sebeplerinden biri olabilir.
Belirtiler
Genellikle etkilenmiş eklemler onları çok kullanmaktan veya uzun süreli hareketsizlikten sonra ağrırlar. Muhtemel etkilenmiş eklemi kolayca hareket ettirmekte zorlanacaksınız. Fakat eklem tamamiyle tutulmayacaktır. Ağrıyan eklemi hareket ettirmez ve egzersiz yaptırmazsanız, eklemi çevreleyen kas zayıflar ve bazen küçülür. Aynı zamanda zayıf kasların eklemleri destekleyememe ihtimali vardır ki buda kullanıldıkça artan eklem ağrısına katkıda bulunabilir. Ayrıca sizin koordinasyonunuz ve duruş şeklimizin eskiden olduğu gibi iyi olmadığını fark edebilirsiniz.
OSTEOARTRİT VE REMATOİD ARTRİT ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
Bazı insanlar osteoartrit ile romatoid artriti karıştırır. Bu iki hastalık aslında oldukça farklıdır. Bazı insanların aynı zamanda hem osteoartriti hem de romatoid artrit olabilir.
Osteoartrit
Genellikle 40 yaşından sonra başlar.
Genellikle uzun yıllar boyunda yavaşça gelişir.
Birkaç eklemi etkiler ve vücudun her iki tarafında oluşabilir.
Eklem kızarıklığı, sıcaklığı ve şişmesi genellikle azdır / minimaldir. Sabah tutulması yaygındır, kısa fakat şiddetli olabilir.
Romatoid Artrit
Genellikle 25 ve 50 yaşları arasında başlar.
Aniden haftalar yada aylar içinde gelişebilir.
Genellikle birkaç eklemi, öncelikle vücudun her iki tarafındaki küçük eklemleri etkiler.
Eklemler kızarıklığa, sıcaklığa, şişkinliğe ve sabahları uzun süren tutulmaya neden olur.
Sadece bazı eklemleri; nadiren el bileklerini dirsekleri veya ayak bileklerini etkiler.
Genel hastalık ve yorgunluk hissine neden olmaz
El bilekleri, dirsekler ve omuzlarla beraber bir çok eklemleri etkiler.
Kilo kaybı ve ateş ile beraber genel hastalık ve yorgunluk hissine sık sık neden olur.
El Parmaklarında OA
El parmak eklemlerindeki kıkırdak yıkımı, ağrıya, şişkinliğe ve sonuçta bu eklemlerde kemik büyümesine sebep olabilir. Bu çıkıntılar el parmaklarının uç eklemlerinde oluşursa, heberden nodülleri olarak adlandırılır. El parmaklarının ortasındaki eklemlerde oluşursa, bunlara Bouchard nodülleri denir. Heberden nodülleri sıklıkla kadınlarda görülür.Bazen 40 yaş bile oluşur.Heberden ve Bouchard nodüllerini her ikisi de ilk önce bir yada birkaç parmakta ve sonra da diğerlerinde gelişebilir. Etkilenmiş eklemde kızarıklığı, şişkinliği, yumuşaklığı ve ağrıyı fark edebilirsiniz. Bu nodüller el parmak eklemlerini ağrıtsa ve genişletse de muhtemelen hala ellerinizde iyi şekilde yararlanacaksınız. Bazı insanlar el parmak eklemleri genişlediğinde her hangi ağrı, kızarıklık yada yumuşaklık görmezler.
Omurgada OA
Belkemiği disklerinin kronik bozulması ve kemiklerin çok büyümesi bunun sonucunda boyunda ve sırtta tutulmaya ve ağrıya sebep olabilir. Boyunda, omuzda, kolda, sırt altında yada bacaklarınızda ağrı hissedebilirseniz. Bu yayılan ağrı kollarınızda yada bacaklarınızdaki zayıflık ve hissizlik hissi ile ilişkilendirilebilir.
Dizlerde OA
Ayağınızı hareket ettirdiğinizde diz bölgesindeki eklem hassasiyeti ve ağrıyı hissedebilirsiniz. Hareket ettiğinizde eklemlerinizde sürtünme veya çekme hissini duyabilirsiniz. Merdivenlerden inip çıkmak veya bir sandalyeden kalkmak ağrı verici olabilir. Ağrı sizin hareketinizi veya ayağınıza egzersiz yaptırmanızı engelliyorsa, bölgeyi çevreleyen büyük kaslar daha da zayıflayacaktır.
Kalçada OA
Kalçalarınız OA'dan etkilendiyse, kalçanızın dış bölümünde yada iç baldırınızda, kasığınızda ağrıyı hissedebilirsiniz. Bazı insanlar dizlerinde veya baldır boyunca bahsi geçen ağrıyı hisseder. Ağrı siz yürürken topallamanıza sebep olabilir.
Ayakta OA
OA ayaklarınızı etkilerse, büyük baş parmağınızın alt yüzeyindeki büyük eklemde ağrı ve hassasiyet hissedebilirsiniz. Sıkı ve yüksek topuklu ayakkabılar giymek bu ağrıyı daha kötüleştirebilir.
OSTEOARTRİT NEDEN OLUR ?
Araştırmacılar sizin osteartritis geliştirme riskini arttıran birkaç faktör var. Bu faktörler kalıtım, aşırı şişmanlık, eklem yaralanması, bazı eklemlerin devamlı fazla kullanımı, kas zayıflı, sinir yaralanmasıdır.
Kalıtım
Bazı ailelerde, osteartrit kollajen adı verilen ve kıkırdağın önemli bir protein bileşeninden sorumlu olan genlerden birindeki kalıtımsal bir bozukluğun sonucu olabilir. Bu da kıkırdakta hızlı bozulmaya yol açar. Böyle sorunlar gençlikte her hangi soruna neden olmayabilir fakat zamanla eklemleri yavaş yavaş yıpratabilir. Kalıtımsal yatkınlığı olan kadınlar parmak eklemlerinde kemikimsi nodüller gelişebilir. Yay bacak veya doğuştan kalça anormallikleri gibi eklemleri yanlış bir araya getiren veya yanlış hareket ettiren bozukluğu olan kişilerde OA gelişme ihtimali daha fazladır. Eklemlerde gevşekliği olanlarda OA gelişme riski yüksektir.
Aşırı Şişmanlık
Çalışmalar aşırı şişmanlığın dizin OA riski arttırdığını gösterdi. Orta ve daha ileri yaşlarda, özellikle semptomlar ortaya çıkmadan önceki 8 ile 12 yıl boyunca OA gelişme riski üzerindeki en büyük etkinin vücut ağırlığıdır. Bu nedenle fazla kiloları vermek dizde osteartrit oluşumunu engellemeye yardımcı olabilir.
Kas Zayıflığı
Zayıf baldır kası olan kişilerin OA'ı geliştirme olasılığı daha fazladır. Uyluk kasları zayıf olanlarda dadiz OA'sı gelişmesi daha muhtemeldir.
Yaralanma Yada Aşırı Kullanım
Aşırı kullanmaya bağlı bazı eklemlerde osteartriti gelişebilir. Dizde yada kalçada ciddi bir yaralanma hikayesi bu eklemlerde OA gelişme riskinizi arttırır. Bir eklemde yaralanma yada travmadan kaçınmak osteartrit oluşumunu önlemeye yardımcı olabilir. Bazı işlerde devamlı kullanılan eklemler osteartrit geliştirilebilir. Sıklıkla dizlerini bükmeyi gerektiren işler dizde osteartrit riskini artırıyor görünmektedir. Aşırı kullanımda dolayı eklemlerde hasarı önlemek için işlerde bazı değişiklikler yapma şansı vardır.
NASIL TEŞHİS KONUR ?
Doktorunuz genellikle sizin tıbbi hikayenize ve fiziksel muayenenizi temel olarak osteartrit teşhisini koyar. Buna rağmen, doktorunuz teşhisi doğrulamaya yardımcı olacak, diğer ağrı sebeplerinin ayırıcı tanısında bertaraf etmek ve ne kadar eklem hasarı oluştuğunu tespit etmek için diğer başka prosedürlere ve / veya röntgen gibi testlere başvurulabilir. Eklem aspirasyonu, şişmiş eklemlerden alınıp incelendiği bir prosedürdür. Aynı zamanda diğer hastalıkların ayırıcı tanısında yardımcı olabilir.
NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
İyi bir tedavi programı eklem ağrısını ve tutulmasını azaltıp eklem hareketlerini geliştirmenize ve günlük hareketlerinizi yapabilme kabiliyetini arttırmanıza yardımcı olabilir. Tedavi programınızı sizin için özel olarak hazırlanacak ve fiziki ve / veya uğraşı terapisi, hafif aerobik egzersiz, kilo kontrolü, hasta eğitimi ve tedavi kombinasyonu oluşturulacaktır. Bu önlemler yardımcı olmadığında ameliyat düşünülebilir. Tedavi programınız, eklemlerin etkilendiği hastalık ciddiyetine, şikayetlerinizin doğasına, yaşınıza diğer sağlık problemlerine ve günlük faaliyetlerinize bağlı olacaktır. Programınız ihtiyaçlarınıza cevap vermesini sağlamak için doktorunuzla ve fizyo ve uğraşı terapistleri gibi diğer sağlık uzmanlarıyla ortak çalışacaksınız.
Fizik ve Uğraş Terapisi
Osteoartriti yürüme banyo yapma, giyinme, merdiven çıkma, tuvalet ihtiyacınızı giderme ve ev işleri gibi bazı hareketleri kısıtladığını tespit edeceksiniz. Fizik ve uğraş terapistleri günlük yaşamınızda bu aktiviteleri sürdürme becerinize şu şekilde yardımcı olabilirler:
Kas gücü ve eklem hareket mesafenizi geliştirmenize yardımcı olurlar
Bastonlar koltuk değnekleri, yürüteçler ayakkabı iç destekleri ve diğer destek maddeleri gibi yardımcı araçlar sağlarlar
Sıcağı ve soğuğu doğru olarak kullanmayı öğretirler (sıcak bazı durumlarda kas spazmlarını ve acıyı azaltır; soğuk bazı durumlarda ağrıyı azaltır ağrılı bölgeyi uyuşturur)
Ağrılı bölgelere splint uygularlar
Doğru eklem kullanımı ve enerji koruma prensiplerini öğretirler
Uygun ayakkabı tavsiye ederler
Fizik ve uğraş terapisinin avantajları eklemlerde daha az ağrı, günlük görevleri yapmada daha fazla kolaylık ve eklemlerde daha az baskı olacaktır.
Aerobik Egzersiz
Başarılı osteartrit kontrolünde düzenli aerobik egzersizleri yapmak çok önemlidir. Egzersiz tutulmuş eklemde baskıyı azaltmaya yardımcı olacak, azalmış ağrı gelişmiş fonksiyon ve güçlü kasları kapsayan birçok yarar sağlar. Su içinde yapılan aerobik egzersizleri eklemlerinizde daha az baskı yapar ve genel sağlığınız için iyidir. Kalçalarınız veya dizlerinizde çok fazla hastalık yoksa ve çok ağrılı değilse yürüme iyi olabilir. Tutulmuş eklemlerin etrafındaki kasların gücünü arttıran egzersizler önemlidir.
Kilo Kontrolü
Fazla kilonuz varsa tavsiye edilen kiloda kalmak veya kilo vermenin birçok avantajları olmakla beraber dizin osteartritini engellemeye yardımcı olabilir. Osteartritiniz varsa, kilo - taşıyan eklemlerde (kalçalar dizler, sırt ve ayak) baskıyı azaltarak ağrıyı azaltır. Aynı zamanda iyi görünmenize ve daha iyi hissetmenize yardımcı olur. Kilo vermenin formülü daha az kalorili yemek ve fiziksel aktivitenizi arttırmaktır.
Hasta Eğitimi
Sağlık ekibinizle ortaklaşa çalışmak tedavinizde daha aktif rol almanızı gerektirir. Aşağıdaki bazı öneriler durumunuzu daha iyi hale getirmeyi öğrenmenize yardımcı olabilir.
Osteartrit hakkında öğrenebileceğiniz kadar öğrenin. Ne tür değişiklikler bekleyebileceğinizi doktorunuza sorun.
Artık yapamayacağınız şeyler için kederlenmekte acele etmeyin, sonra ne yapabileceğinize odaklanın ve size zevk ve hissi veren yeni aktiviteler keşfedin.
Hissettiklerinizi ve sorunlarınızı hakkında konuşun böylece aileniz ve arkadaşlarınız anlasın.
Pozitif düşünmeyi öğrenin. Her ne kadar osteartrit geçmeyecek olsa da, bulgularını kontrol altına almakta büyük bir rol oynayabilirsiniz.
İLAÇ TEDAVİSİ
Osteartritin bulgularını kontrol etmek için birçok ilaç kullanılır. Bu ilaçları ağrı duyulduğunda alınır. Doktorunuz hangi ilaç tedavisinin ve programının en iyisi olduğuna sizin semptomlarınıza ve yaşam tarzınıza göre karar verecektir.
AMELİYAT
Çoğu osteoartritli hasta hiçbir zaman ameliyata ihtiyaç duymayacaktır. Fakat, ameliyat daimi eklem ağrısı ve önemli eklem hasarı olduğunda yararlı olabilir. Osteotomi kemiği kesip ve kemikte bozukluğu düzelttip sonra kemiği daha iyi bir pozisyonda tekrar yerine oturtan bir ameliyat yöntemidir. Kaval kemiğin osteotomisi zarar görmemiş kıkırdağa daha fazla yük bindirmek ve diz ağrısını azaltmak için bacağın ağırlık taşıma pozisyonunu değiştirmek için yapılan bir ameliyattır. Bu, diz ekleminin bir tarafı diğerinden daha fazla zarar gördüğünde yapılır. Total eklem arthroplastisi eklemlerin yeniden yapılanmasını sağlayan diğer bir ameliyat işlemidir. Bu kıkırdağın aşındığı ve kemiğin çok zarar gördüğü yerde protez ekleyerek yada yüzeyi yeniden kaplanarak yapılır.Operatörler kullanmaya dayanıklı plastik, metal ve seramikten yapılmış yapay eklemler ile zarar görmüş eklemleri onarır yada yerine bunları yerleştirebilirler. Bugün suni eklemlerin çoğu için insan yapımı maddeler vardır. Bazı suni eklemler kemik çimentosu ile kemiklere bağlanmıştır. Son zamanlarda bu kemik çimentosuna ihtiyacı olmayan yeni suni eklemler kullanılıyor; çimento yerine eklem parçaları kemiğin ekleme birleşmesini sağlayan küçük boşlukları sert yüzeylere veya özel bir kaplamaya sahiptirler. Bu tip eklemlerin daha genç insanlarda özel bir değeri olabilir çünkü kemiğin içine yerleştirilen maddeler daha uzun dayanır.
Doktorunuz ile ve diğer sağlık uzmanları ile açık iletişim, osteoartrit ile başarıyla mücadelede için uygun bir yol olabilir.
Size şikayetlerinizden ötürü öncelikle önerim herhangi bir devlet hastanesi ya da özel hastanede Ramatoloji ve fizik tedavi bölümlerinde muayeneden geçmeniz olucaktır.Geçmiş olsun diyerek aşağıda yeralan sunumlardan faydalabilirsiniz...
Genel Bilgiler
Kemik, organik (%35) ve inorganik (%65) maddelerden oluşur. Organik kısımda Tip I kollagen (%90-95), inorganik kısımda başlıca kalsiyum hidroksiapatit [Ca10(PO4)6(OH)2] bulunur. Vücuttaki kalsiyumun hemen tümü; fosfor, sodyum ve magnezyumun da büyük kısmı buradadır. Kemikleşme, temel olarak, kalsiyum hidroksiapatitin kemik matriksi üzerine çökmesidir. Kemiklerin mineralizasyonunda D vitamininin önemli rolü vardır. Organik kısım, hücrelerden ve proteinlerden oluşur. Başlıca hücreler osteoblastlar, osteositler, osteoklastlar ve osteoprogenitör hücrelerdir. Organik bölümdeki proteinlerin büyük çoğunluğunu oluşturan Tip I kollagen, osteoidin de ana maddesidir. Kemikte; osteokalsin, osteopontin ve osteonektin gibi maddeler de bulunur. Osteokalsinin serum düzeyi, osteoblastik-osteoklastik aktivitenin derecesini yansıtır. Tip I kollagenin parçalanma ürünleri olan piridinolin ve deoksipiridinolinin idrardaki düzeyleri de kemik rezorpsiyonunun değerlendirilmesinde yardımcıdır.
Kemiklerin genetik olarak kodlanmış olan biçimlerini alma sürecine modelizasyon, erişkinlik boyunca görülen ve birbirini izleyen yapım/yıkım sürecine de remodelizasyon adı verilir. Normalde, vücuttaki tüm kemikler sürekli bir yapım-yıkım durumundadırlar. Temel çok hücreli birim tarafından yönlendirilen bu süreç; sistemik hormonal etkilerin yanısıra, yerel olarak üretilen (parakrin) maddelerin kontrolündedir. Osteoblastik aktivite rezorpsiyonu (yıkımı); rezorpsiyon, osteoblastik aktiviteyi (yapımı) uyarır. Bu ilişki coupling olarak adlandırılır. Yapım-yıkım süreci normal kortikal kemikte ortalama 100 gün, trabeküler kemikte 200 gün sürer. Bu sürece trabeküler kemiğin katılımı çok daha yüksek düzeydedir.
Uzun kemikler endokondral kemikleşme ile (kıkırdak taslağın kalsifiye olmasıyla); yassı kemikler ise membranöz kemikleşme ile (kıkırdak aşaması olmadan, doğrudan osteoide kalsiyum çökmesi ile) büyürler. Uzun kemiklerde büyüme, puberteye kadar büyüme plakları çevresinde daha çok olmak üzere devam eder. (Embriyo döneminde, tüm uzun kemiklerin önce kıkırdak taslakları oluşur daha sonra kemikleşecek olan bu taslaklar "primer kemikleşme merkezleri" olarak adlandırılırlar).
Doğumsal/Herediter Hastalıklar
Akondroplazi
Cüceliğin en sık görülen nedenidir. Olguların %80 kadarı yeni mutasyonlara bağlı, diğerlerinin çoğu ise otozomal dominanttır. Homozigotlar en çok bir kaç ay yaşar. Heterozigot hastaların boy kısalığı dışında çok önemli bir sağlık sorunları yoktur. Endokondral kemikleşme aksamıştır. Bu nedenle, uzun kemikler ağırlıklı olarak tutulur; yassı kemikler genellikle normaldir.
Osteogenesis İmperfekta
Tip I kollagen üretiminin bozukluğu ile karakterli bir kemik yapımı bozukluğudur. Çoğu otozomal dominant olan başlıca 4 tipi vardır. Ağır tiplerde in-utero ölüm; hafif tiplerde ise sık görülen kemik kırıklarına rağmen, normale yakın yaşam süresi görülür. Tip I kollagenin yoğun olduğu tendonlar, deri, sklera ve dentin gibi diğer dokularda da lezyonlar görülür. Histopatolojik tanısı için morfometrik inceleme gereklidir.
Osteopetrosis
Osteoklast işlevlerinin aksaklığı ile karakterli herediter bir sendromdur; osteoklastlar sayıca artmış veya azalmış olabilirler. Otozomal resesif (ağır seyirli, ölümcül) ve otozomal dominant (hafif seyirli) tipleri vardır. Kemiklerin biçimlenmeleri ve stres karşısında yeni biçim alabilmeleri için gerekli olan osteoklastik aktivitenin azalmış olması nedeniyle, kırılganlık artmıştır. Kemikte, iliğe yer açılamadığı için, ilik dışı alanlarda hemopoez olur ve buna bağlı bulgular da hastalığa eşlik eder. Kafa kemiklerindeki gelişme kusurları duyma ve görme bozukluklarına neden olabilir.
Metabolik Kemik Hastalıkları
Metabolik kemik hastalıkları, değişik derecelerde de olsa, vücuttaki bütün kemikleri etkileyen, konvansiyonel radyolojik yöntemlerle birbirlerinden kolayca ayrılamayan, çoğu kez birden fazla etkene bağlı olarak gelişen hastalıklardır. Bu hastalıkların ayırıcı tanılarında kemik biyopsilerinin değerlendirilmesinin önemli rolü vardır.
Osteoporozis
Kemik kitlesinin azalması ve kemiklerin bu nedenle kolay kırılabilir duruma gelmesi anlamında genel bir terimdir. Yalnız başına kullanıldığında, primer olarak da adlandırılan postmenopozal ve senil osteoporozu kapsar. Sekonder osteoporozlardan, ilaçlara bağlı veya endokrin mekanizmalar sorumlu olabilir. Tüm kemikleri değişik derecelerde de olsa tutan bu osteoporozlardan başka, yerel osteoporoz biçimleri de vardır. Örnek olarak, yerel osteoporoz bir ekstremitenin kulanılmamasına da bağlı olabilir.
En sık görülen ve morbiditeleri yüksek olduğu için üzerinde durulması gereken postmenopozal ve senil osteoporozlardır. Bunlardan, temel olarak hormonal uyarımın (özellikle östrojenin) ve hareketliliğin azalması sorumlu tutulmaktadır. Postmenopozal osteoporozda yıkım artışı, senil osteoporozda ise yapım azalması patogenetik olarak daha ağırlıklıdır. Postmenopozal dönemde östrojenin azalması, osteoklast uyarıcısı olan interlökin 1'in artışına yol açarak osteoklastik aktiviteyi artırır. (Östrojen, interlökin 1 salgılamasını baskılayıcı etki yapar). İleri yaşlarda osteoporoz sıklığı kadınlarda 1/2, erkeklerde 1/40 olarak bildirilmektedir.
Kadınlar, menopozdan sonra her yıl kemik kitlelerinin %0.5 kadarını yitirirler. Kemik kaybının en hızlı olduğu menopozun ilk yıllarında vertebralarda bu oran %5'i bulabilir. Elli yaşındaki kadınların yarıdan çoğunun, ömrünün kalan kısmında bir kırık geçireceği hesaplanmıştır. Vertebralar ve uzun kemikler farklı derecelerde etkilenebilirler. Uzun kemiklerin kimilerinde kortikal kayıp, kimilerinde medüller kayıp ön planda olabilir. Osteoporotik kemiklerde kırılma riski giderek artar; bu risk, postmenopozal kadınlarda erkeklere göre kat kat fazladır. Postmenopozal kadınlarda bu kırıkların dolaylı olarak neden olduğu mortalite, aynı yaş grubundaki tüm meme ve endometriyum kanserlerinin yol açtığından daha yüksektir.
Tanıda, rutin radyolojik incelemelerin katkısı yok sayılır. Osteoporozun direkt grafilerde tanınabilir duruma gelmesi için, kemik kitlesinin %30 kadarının kaybedilmiş olması gerekir. Yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi, kemik mineral densitometresi ve çift enerjili X ışını absorbsiyometrisi gibi yöntemler kullanılabilir.
Histopatolojik bulgular, tutulan kemiğin cinsine, hastalığın nedenine ve dönemine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Temel olarak, kemik trabekülleri normalden incedir. Kemik dokusunun hücresel öğelerinin birbirine oranındaki değişiklikler çoğu kez ancak morfometrik değerlendirmelerle (nicel patoloji yöntemleri ile) saptanabilecek düzeydedir.
Yüz güldürücü tedavisi olmayan bu hastalıktan "korunma" çok önemlidir. Senil osteoporoz pediyatrik bir hastalıktır sözü, çocukluk çağında yeterli-dengeli beslenme ve uygun fiziksel etkinliklerin önemini vurgular. Yirmi yaşına gelmiş bir kadının, ömrü boyunca sahip olabileceği en yüksek kemik miktarının %98'ine erişmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla, osteoporoza karşı alınacak önlemlerin hedefi, kız çocuklar ve genç kadınlar olmalıdır.
Osteomalazi / Raşitism
Osteoid matriksin üretimi ile mineralizasyonu arasındaki sürenin (normalde 1-2 hafta kadar) aşırı uzaması veya mineralizasyonun gerçekleşememesidir. Büyüme döneminde görüldüğünde, uzun kemiklerde eğrilikler ve büyüme bölgelerinde (uzun kemiklerin uçlarında) daha belirgin olmak üzere biçim bozuklukları görülebilir (raşitism). Erişkinlerde oluşan tabloda ise; kemik ağrıları, kırıklar ve kırık iyileşmesinin gecikmesi gibi bulgulara rastlanır. Her iki durumdan da D vitamini eksikliği veya D vitamini metabolizması ile ilgili bozukluklar sorumludur.
Hiperparatiroidizm
Primer olanlar paratiroid hiperplazisi veya neoplazisine bağlıdır. Sekonder (daha hafif seyirli) olanlarda ise, kan kalsiyum düzeyini düşüren nedenlere bağlı olarak paratiroidlerin aşırı aktivitesi ve bu etki ile uyarılan osteoblastların osteoklastları aktive etmeleri sorumludur. Her iki durumda da yaygın osteoklast aktivitesi ve kemik yıkımı (rezorpsiyon) görülür. Rezorpsiyon, kortikal kemiklerde daha belirgindir; radyolojik ve histopatolojik olarak saptanabilen subperiosteal erozyonlar karakteristiktir. Kemikler kolayca kırılır. Histopatolojik olarak, kemik dokusunda çok sayıda osteoklastlar, osteoblastlar ve ilik alanlarında fibrozis izlenir. Uygun tedavi ile lezyonlar tümüyle gerileyebilir.
Renal Osteodistrofi
Kronik böbrek yetmezliği hastalarında görülen kemik dokusu bozukluklarıdır. Klinik ve patolojik bulgular, hiperparatiroidizm ile osteomalazinin karışımı biçimindedir. Mikroskopik incelemede, osteoid lamellerinin aşırı kalın olduğu, lamel yüzeyinin çok geniş kısmını kapladığı, rezorpsiyonun belirgin olduğu ve kemik lamelleri çevresinde bağ dokusu artışı olduğu (paratrabeküler fibrozis) görülür. Hemodiyaliz aygıtlarına bağlanan hastalarda, diyalizat sıvılarındaki aluminyumun yeni üretilen osteoidin üzerine çökmesi nedeniyle kemiğin kalsifikasyonu engellenir. Kronik böbrek yetmezliği ortadan kaldırılamadığı sürece, hastaların tam olarak tedavi edilebilmeleri olası değildir.
Paget Hastalığı (osteitis deformans)
Bazı klinik ve histopatolojik görünümlerinin benzerliği nedeniyle metabolik kemik hastalıkları arasında da ele alınabilen Paget Hastalığı, bulguları ileri yaşlarda ortaya çıkan, paramiksovirüslere bağlı bir yavaş virüs enfeksiyonudur. Olguların çoğunda (%85) birden çok kemik tutulmuştur. Virüsler tarafından enfekte olan osteoblast ve osteoklastların hem aşırı hem düzensiz aktiviteleri nedeniyle, kemiklerde aşırı yapım ve aşırı yıkım bulguları birlikte görülür. Radyolojik olarak, litik (radyolüsent) ve sklerotik (radyoopakt) lezyonlar aynı anda aynı kemikte görülebilir. En sık tutulan, aksiyal iskelet ve pelvis kemikleridir. En sık görülen yakınma ağrıdır.
Histopatolojik olarak, kemik trabeküllerinde sement çizgilerinin oluşturduğu mozaik paterni karakteristiktir. Sement çizgileri, yap-boz oyunu parçaları biçimindeki kemik adacıklarını çevreleyen çizgiler olarak düşünülebilir. Hastalığın dönemine göre, osteoblastların ve osteoid miktarının artışı; osteoklastların sayıca artışı, belirgin rezorpsiyon ve fibrozis görülebilir. Oluşan kemik, anormal yapıda olup, kolayca eğilebilir ve kırılgandır. Ağır, poliostotik olguların bir kısmında (%5-10) lezyon alanlarında sarkoma gelişebilir.
Kemik Kırıkları
Kırıklar, açık-kapalı, basit-parçalı gibi biçimlerde sınıflanırlar. Kırılan kemiğin kırılmadan önce de anormal bir yapısı varsa, patolojik kırık terimi kullanılır.
İdealize bir kırıkta iyileşme, şu aşamaları izler:
Kırık uçları arasında kanama ve fibrin eksüdasyonu
İnflamatuar hücreler, fibroblastlar ve kapiller damarların ortama gelmeleri
Bunların salgıladıkları TGF-beta, EGF ve PDGF gibi büyüme faktörlerinin etkileriyle osteoprogenitör hücrelerin uyarılmaları
Yaklaşık 1 hafta içinde granülasyon dokusuna benzer nitelikte bir "prokallus" oluşumu
Periosteal kısımlarda osteoblast proliferasyonu, osteoid ve immatür kemik üretimi
Kırık uçları arasında fibröz ve hıyalin kıkırdak oluşumu
Kıkırdağın endokondral olarak kemikleşmesi ile sekonder veya kemiksi kallus oluşması.
Kişinin beslenme durumundan kırık alanının hareketsizliğinin sağlanmasına dek pek çok etken kırık iyileşmesi süreci üzerinde etkilidir. Enfeksiyon, kırık iyileşmesini geciktiren en önemli etkenlerden biridir. Yeterli klinik-patolojik iletişim sağlanamadığında, patolojik kırıklarda daha belirgin olmak üzere, bütün kırıkların histopatolojik olarak kötücül kemik tümörleri ile karıştırılabilmeleri mümkündür. Bu yüzden, patolog kemik tümörlerinin tanısında yalnızca histopatolojik bulgulara dayanmaz.
Enfeksiyonlar
Kemik ve kemik iliğinin enfeksiyonları osteomiyelit olarak adlandırılır. Her tür ajan kemikte enfeksiyon etkeni olabilir.
Piyojenik osteomiyelitten hemen her zaman bakteriler sorumludur; bunlar arasında da S. aureus başta gelir. Bulaşma; kan yolu, komşuluk yolu veya doğrudan (açık yaralarda olduğu gibi) gerçekleşebilir.
İnflamasyon, başlangıçta polimorf lökositlerin ağırlıkta olduğu, kemik dokusunun yıkımı ile karakterli süpüratif bir tablo halindedir (akut osteomiyelit). Bu infiltratın oluşturduğu basınç artışı; kemiğin kısa sürede genişlemeye uygun olmayan sert yapısı nedeniyle, iskemik nekroza neden olur. Eksüda, Volkmann kanalları yoluyla periost altına yayılabilir. Burada oluşan basınç, kortikal kemikte de infarktüse neden olabilir. Bu dönemde saptanan cansız (devitalize) kemik parçacıklarına sekestrum, bunu çevreleyen reaktif yeni kemik yapımına da involukrum denir. Zamanla, lenfositler ve plazma hücreleri sayıca artar, çevre kemik dokusunda reaktif değişiklikler oluşur ve osteoblastik aktivite belirginleşir (kronik osteomiyelit). Sklerotik değişikliklerin ön planda, süpüratif inflamasyon bulgularının silik olduğu olgular "sklerozan osteomiyelit" olarak adlandırılır. Radyolojik olarak; çevresinde minimal skleroz bulunan litik bir defekt ve histopatolojik olarak polimorf lökositlerin çoğunlukta olduğu bir infiltrat ile karakterli olgular için Brodie apsesi terimi kullanılır. Kronik osteomiyelit, sinüs oluşturarak deriye açılabilir.
Klinik bulgular, ağrı ve ateş ile karakterli olabileceği gibi, sinsi seyirli de olabilir. Olguların %5-25 kadarı kronikleşir. Enfeksiyonun tanısının geç konması ve tedavisinin yanlış-eksik yapılması kronikleşmenin önemli nedenleri arasındadır. Tüm kronik enfeksiyonların neden olabileceği sepsis ve amiloidoz gibi komplikasyonların yanı sıra, sinüs boyunca yassı epitel hücreli karsinoma oluşumu da görülebilir.
Tüberküloz osteomiyelit, yıkıcı nitelikte, kemiğe komşu yapıları (eklem kıkırdağı, intervertebral disk, tendonlar ve çizgili kaslar) da tutan bir enfeksiyondur. Mantarlara bağlı osteomiyelitler (koksidioidomikoz, aktinomikoz, blastomikoz, kriptokokkoz, sporotrikoz) çok nadirdir.
Osteonekroz (Avasküler Nekroz)
Uzun kemiklerin medüllasında görülen ve temel olarak iskemiye bağlanan bir lezyondur. Diğer organlardaki "infarktüs"ün kemikteki karşılığı olan bu lezyona genellikle küçük arteriyol veya venüllerdeki tıkanıklıklar neden olur. Kanlanmasının özelliği nedeniyle, korteks etkilenmez; subkondral kemik ise sık tutulur. Eklem kıkırdağının altındaki kısımların infarktüsünde semptomlar ve morbidite daha yüksektir. En sık osteonekroz görülen yer femur başıdır. Bunu, femur alt ucu, humerus başı, talus ve skafoid izler. Farklı kemikleri tutan ve değişik yaş-cins dağılımı olan çok sayıda osteonekroz sendromu tanımlanmıştır.
Örnekler:
Legg-Calvé-Perthes sendromu (femur başı epifizi)
Osgood-Schlatter sendromu (tuberositas tibiae)
Freiberg Hastalığı (metatars başı)
Kienböck Hastalığı (os lunatum).
Histopatolojik olarak; nekroz, osteositlerin yer almaları gereken lakünlerin boş olması ile fark edilir. Zamanla, bu nekrotik lamellerin bir kısmı osteoklastlar tarafından rezorbe edilerek ortadan kaldırılır; bir kısmı ise, osteoblastlar tarafından üretilen osteoid ile çevrelenir. Ölü kemik lamelleri üzerinde dalga halinde ilerleyen osteoid, zamanla mineralize olur.
Osteonekrozun nedeni çoğu kez açıklanamaz. Bilinen en önemli risk faktörleri arasında kemik kırıkları, steroid kullanımı, alkolizm ve barotravma gelir. Bazı medüller infarktüs alanlarında sarkomalar gelişebilmektedir.
Tümörler ve Tümör Benzeri Lezyonlar
Vücut ağırlığının önemli bir kısmını oluşturan kemiklerin tümörleri, diğer pek çok organınkilere göre nadirdir. Bunların çok büyük bir kısmını da tümör benzeri lezyonlar ve iyicil tümörler oluşturur.
Kemik tümörleri, kendilerini oluşturan hücrelerin morfolojik olarak benzedikleri normal hücrelerin adlarına göre sınıflandırılırlar. Normal bir hücre tipi ile ilişkilendirilemeyen tümör tipleri de vardır. Hemopoetik ve lenfoid sistemle ilgili neoplazmlar kemik tümörleri arasında sayılmazlar. Kemiğin malign tümörlerinin en sık görüleni metastatik tümörlerdir. Primer kemik malignitelerinin yaklaşık %80'ini üç tümör oluşturur:
Osteosarkoma (%45)
Kondrosarkoma (%25)
Ewing tümörü (%10).
Bu tümörlerin ve pek çok diğerinin klinik-radyolojik bulguları arasında belirgin farklılıklar vardır. Belli tümörler belli yaş gruplarını, belli kemikleri ve o kemiklerin belli yerlerini tutmaya eğilimlidirler. Kemik tümörlerine yalnızca histopatolojik özelliklerine bakarak tanı koymak tehlikeli tanı yanılgılarına neden olabilir; tüm olgularda klinik ve radyolojik bulgular da değerlendirilmelidir.
Tedavi planlaması için gerekli olan evreleme işlemi (cerrahi evreleme), lezyonun tanımlanmış anatomik "kompartmanlar" içinde bulunmasına özel önem veren bir sistem olan "Enneking" sistemine göre yapılır.
Sınıflandırma (kısaltılmış):
Osteoblastik tümörler
Osteoma
Osteoid osteoma
Osteoblastoma
Osteosarkoma
Konvansiyonel
Özel tipler
Kondroblastik tümörler
Osteokondroma
Enkondroma
Kondrosarkoma
Fibroblastik/histiyositik tümörler
Fibröz histiyositoma
Kaynağı belli olmayan tümörler
Dev hücreli tümör
Ewing tümörü
Tümör benzeri lezyonlar
Fibröz displazi
Anevrizmal kemik kisti
Sayfa başına dön!
Osteoma, osteoid osteoma, osteoblastoma
Osteoma, daha çok kafa kemiklerinde görülen, taşıdığı isme rağmen neoplastik olduğu tartışmalı bir lezyondur. Histopatolojik olarak, hiposellüler, disorganize kortikal kemiğe benzer bir lezyon izlenir. Lezyon, klinik olarak şişlik oluşturduğu için farkedilir. Osteoid osteoma, daha çok erkeklerde, genç yaşlarda, hemen her kemikte görülebilen, genellikle kortekste yerleşen, 2 cm'den küçük çaplı, radyolojik olarak nidus ismiyle anılan radyolusent bir nodül ve bunu çevreleyen belirgin sklerotik (reaktif) alanla karakterli bir lezyondur. Histopatolojik olarak, osteoid ve kemik trabeküllerini çevreleyen atipik olmayan osteoblastik hücreler izlenir. Klinik olarak, gece uykudan uyandıran ve aspirin ile geçen ağrı karakteristik olabilir. Osteoblastoma, 2 cm'den büyük çaplı, histolojik olarak osteoid osteoma ile aynı özellikleri taşıyan, karakteristik bir ağrısı olmayan ve vertebralarda sık görülen bir tümördür. Tam çıkarılmadığında yineleyebilir.
Osteosarkoma
Konvansiyonel olarak adlandırılan en sık rastlanan tipin karakteristik özellikleri; diz ekleminin iki yanında, metafizde, gençlerde görülmesidir. Osteosarkoma tanısı da, diğer pek çok tümörde olduğu gibi, kesin olarak yalnızca histopatolojik inceleme ile konulabilir. Osteosarkoma, neoplastik hücrelerin atipik osteoid ve/veya tümöral kemik ürettiği bir malign mezenkimal tümördür. Osteosarkomada çoğu kez hem osteoblastik, hem fibroblastik, hem kondroblastik alanlar ve belirgin mitotik aktivite ile pleomorfizm ve nekroz gibi malignite bulguları birlikte bulunur. Radyolojik olarak, litik veya sklerotik olabilen tümör, yıkıcı (destrüktif ) niteliktedir. Hastaların önemli bir kısmında tanı konulduğu anda tümör komşu yumuşak dokulara infiltedir. Bu sırada akciğer metastazları da saptanabilir. Konvansiyonel osteosarkoma, malign kemik tümörlerinin en kötü prognozlu olanlarından biridir; kan yoluyla yayılır. Tedavi, önce kemoterapi sonra rezeksiyon biçimindedir. Zorunlu olmadıkça, amputasyona başvurulmaz. Kemoterapiden sonra yapılan rezeksiyonlarda çıkarılan lezyonda kemoterapötiklerin ne derece etkili olduğu histopatolojik inceleme ile belirlenir. Uygulanan tedavi, tümörün %90'ından daha çoğunu ortadan kaldırmış değilse; yeni ajanların denenmesi düşünülebilir.
Osteosarkomanın varyantlarında tanı kriterleri farklılık gösterir. Bunların bir kısmında tedavi ve prognoz da konvansiyonel osteosarkomaya göre değişiktir. Varyantların en sık görüleni olan parosteal osteosarkoma, genellikle femurda ve orta yaşlarda görülür. Kemiğin dış yüzünde bir kitle biçimindedir. Histopatolojik olarak, fibroblastik hücreler ve kalın lameller halinde immatür kemik üretimi izlenir. Pleomorfizm, yükek mitotik aktivite ve nekroz gibi bulgulara seyrek rastlanır. Tedavi konvansiyonel osteosarkomaya göre daha konservatif olabilir; prognoz daha iyidir.
Hastada daha önceden bulunan bir lezyon üzerinde gelişen osteosarkomalar sekonder osteosarkoma olarak adlandırılırlar. Bu durum en sık olarak Paget hastalığının seyrinde, infarktüsler üzerinde ve radyoterapi görmüş alanlarda ortaya çıkmaktadır.
Kemiğin bütün tümöral ve tümör benzeri lezyonları, histopatolojik olarak osteosarkoma ile karıştırılabilmektedir. Özellikle, kırık iyileşmesi süreci, alışık olmayan klinikçi ve patologlar tarafından osteosarkoma olarak yorumlanabilmektedir. Bu yüzden, osteosarkomların ve varyantlarının tanılarının özelleşmiş merkezlerde konulması ve tedavilerinin buralarda yapılması gerekir.
Osteokondroma, enkondroma
Osteokondroma, uzun tübüler kemiklerin metafizer bölgelerinde sık olarak görülen, korteksten dışa doğru bir çıkıntı (exostosis) biçiminde, tümör benzeri (nonneoplastik) bir lezyondur. Genç erkeklerde daha sıktır; epifiz kıkırdağından kaynaklanır. Tek veya çok sayıda olabilir. Çok sayıda olduğunda, lezyonlarda kondrosarkoma gelişmesi riski vardır. Enkondroma, kemiklerin medüller kısımlarında yerleşir. Parmak kemiklerinde sık görülür; genellikle belirtisizdir. Çok sayıda enkondrom ile karakterli sendromlarda kondrosarkoma gelişmesi riski vardır. Enkondroma ve osteokondroma sitolojik atipi göstermeyen hıyalin kıkırdak dokusundan oluşurlar.
Kondrosarkoma
Orta ve ileri yaşlarda, pelvis kemikleri, vertebralar ve kostalarda daha çok görülen konvansiyonel kondrosarkomanın karakteristik özelliği, hıyalin ve miksoid kıkırdak üreten atipik mezenkimal hücreler içermesidir. Atipik osteoid ve/veya tümöral kemik üretimi (tanım gereği) yoktur. Genel olarak osteosarkomaya göre daha yavaş büyüyen ve daha geç metastaz yapan kondrosarkomalarda lezyonun histopatolojik olarak derecelendirilmesi, tedavi ve prognozun bellirlenmesi açısından önemlidir. Kondrosarkomaların çoğu grade I veya II düzeyinde (iyi diferansiye) tümörlerdir. Bu tür lezyonlarda metastaz olasılığı düşüktür. Tam çıkarılmayan tümörler nüks eder. Nükslerde grade yükselebilir; metastaz olasılığı artar.
Fibröz Histiyositoma
Fibröz kortikal defekt, çocukların %10 kadarında görülen, belirti vermeyen, zamanla skleroze olup yerini normal anatomik yapıya bırakan, uzun kemiklerin korteksinde yerleşen tümör benzeri bir lezyondur. Biyopsi endikasyonu yoktur. İncelenen örneklerde, fibroblastik ve histiyositik hücrelerin oluşturduğu "paspas örgüsü" görünümü ve eski kanama bulguları ile çok çekirdekli histiyositik dev hücreler görülür. Benign fibröz histiyositoma, histopatolojik olarak fibröz kortikal defekt ile ortak özelliklere sahip; ancak, ondan daha büyük ve ağrılı olabilen iyicil bir tümördür. Malign fibröz histiyositoma, orta ve ileri yaşlarda görülen, radyolojik olarak litik-destrüktif görünüm ile karakterli, yerel ve uzak yayılım yapma olasılığı yüksek, kötücül bir tümördür. Histopatolojik olarak, fibroblastik hücreler ve histiyosit benzeri hücreler izlenir. Pleomorfizm, mitotik aktivite ve nekroz gibi bulgular vardır. Paget hastalığı, kemik infarktüsleri ve radyoterapi ile ilişkili olarak gelişen sarkomların bir kısmı malign fibröz (sekonder) histiyositomalardır. Tedavi ve prognoz yönünden osteosarkomadan belirgin farkı yoktur.
Dev Hücreli Tümör
Uzun kemiklerin eklem yüzlerine yakın kısımlarda ve epifizlerin kapanmasından sonraki dönemde (20-40 yaşlarında) görülen, yerel yayılımı nedeniyle sorun yaratan, nadiren metastaz yapan bir tümördür. Dev hücreli tümör, ne tam kötücül ne de tam iyicil kabul edilir. Histolojik olarak, osteoklast benzeri dev hücreler yoğun olarak bulunduğu için bu ismi almıştır ancak; neoplastik olan hücreler, osteoklast benzeri hücrelerin arasında yer alan, yuvarlak çekirdekli mezenkimal hücrelerdir. Bu hücrelerin monosit-makrofaj kökenli oldukları düşünülmektedir. Radyolojik olarak, kemiğin eklem yüzü ile ilişkili bir ucunda (epifizer yerleşimli) ve çoğu kez orta hattın bir yanında (eksantrik) yerleşen, hemen hiç mineralizasyon göstermeyen bir lezyon olarak izlenir. Lezyonun çevresindeki kemik dokuda reaktif osteoblastik aktivite artışı (radyolojik olarak skleroz) bulunmaz. Bu, ayırıcı tanı açısından önemlidir.
Tipik yaş ve yerleşim özelliklerini göstermeyen dev hücreli tümöre benzer lezyonlarda hiperparatiodizme bağlı kahverengi tümör akla getirilmelidir. Hiperparatiroidilerin ağır biçimlerine eşlik edebilen bu lezyonlar, mikroskopik olarak dev hücreli tümörden ayrılamayabilirler.
Ewing Tümörü
Osteosarkoma ve kondrosarkomadan sonra kemiğin 3. sık görülen primer kötücül (malign) tümörüdür. Çocuklarda, alt ekstremite ve pelvis kemiklerinde daha çok görülür. Hastaların çoğu (>%75) 25 yaşın altındadır. Tümör, ağrılı, hızla büyüyen bir şişlik biçimindedir. Yüksek ateş görülebilir; belirtiler, klinik ve radyolojik bulgular osteomiyelit ile karıştırılabilir. Tümör hücrelerinde saptanan t(11;22) translokasyonu karakteristiktir. Işık mikroskobu ile incelendiğinde, tümör hücreleri yuvarlak çekirdekli ve dar sitoplazmalıdır. Lenfositlere ve nöroblastomayı oluşturan hücrelere benzetilebilen bu hücrelerin sitoplazmalarında glikojen de saptanabilir. Işık mikroskopu ile yapılan incelemede, tümör hücrelerinde her hangi bir yönde farklılaşmayı düşündürecek bulgu yoktur. İmmünohistokimyasal yöntemler ve elektronmikroskopik inceleme ile daha fazla bilgi elde edilebilmektedir. İmmünohistokimyasal inceleme ile saptanan CD99 dışavurumu ayırıcı tanıda önemlidir. Ewing tümörü, ilkel (primitif) nörektodermal tümörlerin (PNET) en az farklılaşmış olanı olarak kabul edilmektedir. Tümör, kan yoluyla hızla yayılır. Ana tedavi kemoterapidir.
Fibröz Displazi
Bir gelişme kusuru olan fibröz displazi, tek kemiği tuttuğunda tümörler ile karıştırılabilir. Birden çok kemiğin tutulduğu (poliostotik) olguların bazıları endokrin bozukluklarla karakterli bir sendrom oluşturur. Kostalar, kafa kemikleri ve femur sık tutulur. Hastalık genellikle 30 yaşın altında saptanır. Radyolojik olarak, medüller yerleşimli, "buzlu cam" görünümlü, kemiği genişletebilen veya deforme eden bir lezyon izlenir. Histopatolojik olarak, düzensiz, gelişigüzel kemik üretimi ile karakterli, fibroblasta benzer iğsi hücrelerden oluşan fibro-osseöz bir lezyondur. Üretilen mikroskopik boyuttaki kemik parçacıkları normal lamellenmeyi göstermezler. Tek kemiği tutan lezyonların büyümesi genellikle puberte ile durur. Sorun yaratanlar rezeksiyon ile tedavi edilebilirler. Poliostotik olgularda lezyonun büyümesi ve biçim bozukluğu yaratması olasılığı yüksektir. Tutulan kemiklerde kırık riski artmıştır. Nadir olarak, fibröz displazi üzerinde sarkoma da gelişebilir.
Metastazlar
Kemiklerde en sık görülen malign tümörler metastazlardır. Bunların çoğu; daha önce karsinoma tanısı konmuş hastalarda ortaya çıkan, birden çok sayıda olabilen, radyolojik olarak genellikle "litik" görünümlü lezonlardır. Tiroid, böbrek, mide-bağırsak kanserleri ve melanomalar daha çok bu tür metastazlar oluştururlar. Metastazların hem litik hem sklerotik (blastik) alanlar içermesi de mümkündür. Meme ve akciğer karsinomalarında bu durum sık görülür. Daha seyrek olarak, metastazlar hemen yalnızca "sklerotik" nitelikte olabilirler. Prostat kanseri ve karsinoid tümör metastazları genellikle böyledir. Histopatolojik olarak, primer tümörü daha önce tanımlanmış hastaların tanısında büyük zorluk yaşanmaz. Ancak; ileri yaşlarda, önce kemik lezyonu ile gelen olgularda, metastatik tümörün morfolojisi karakteristik olmadığında, ayırıcı tanı güçleşebilir.
İnsanın sımsıkı bağlandığı dünya hayatından bir ayrılıştır ölüm. Sanki derin bir uykudan uyanır gibi
İnsanların konuşmaktan ya da düşünmekten hoşlanmadıkları ölüm kesin olarak yaşanacak, asıl olan ahiret hayatına geçiş gerçekleşecek ve dünyaya dönüş asla mümkün olmayacaktır.
'Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.' (Nisa Suresi, 78)
Ölüm gerçeği belki de insanın üzerinde en çok düşünmesi gereken konulardan biridir. Ölümü düşünmeyen insanın içine düştüğü gaflet, ahirette cehennem azabıyla karşılaşmasına neden olabilir. Ölümü aklına bile getirmeyen insan için hayat yalnızca dünya meşgalelerinin peşinden koşarak, nefsini tatmin ederek, başkalarının rızasını gözetip, çalışarak ve eğlenerek geçer. Hayatın amaçları arasında Allah'ı anmak, Allah'ın rızasını gözetmek ve O'nun için yaşamak yoktur. Bu insanlar sadece belirli zamanlarda yaptıkları ibadetlerle kendi vicdanlarını rahatlatır ve bunun yeterli olduğunu düşünürler. Ölümü çok uzak gören bu insanlar için ibadetler yaşlılık döneminde yapılacak işler olarak görülür. Oysa bir saniye sonra ölümle karşılaşmayacağından kimse emin olamaz. Ölüm anı geldiğinde dünyada sahip olduğunu sandığı hiçbir şey kişiye fayda sağlamayacaktır. 'Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.' (Mümtehine Suresi, 3)
İnsanlar arasında ölümün bir son olarak görülmesi oldukça büyük bir yanılgıdır. Çoğu insan yaşadığı sorunlardan kurtulmak için bir an önce ölmek ister. Ölümle birlikte her şeyin biteceğine ve tüm sıkıntılardan sonsuza kadar kurtulacaklarına inanırlar. Ancak bu çok büyük bir yanılgıdır. Allah dünya hayatını insanları sınamak için özel olarak yaratmıştır ve insan bu sınavı ancak Allah'a sığınarak ve O'nun razı olacağı şekilde yaşayarak verebilir. Bunu yapmayan, Allah'ın kaderinden razı olmayan insanların cehennemde yaşayacakları hissiyat çok ağır olacaktır. 'Elleri boyunlarına bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yok oluşu isteyip-çağırırlar. Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere) yok oluşu isteyip-çağırın.' (Furkan Suresi,13- 14) Cehennemin sonsuz azabından kurtulmak isteyen cehennem ehli dünyaya geri dönmek isteyecek ancak bu gerçekleşmeyecek ve sonsuz azapla baş başa kalacaktır. 'Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." ' (En'am Suresi, 27) 'Keşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi.' (Hakka Suresi, 27)
Ölümü aklından çıkarmayan müminler ise çok kısa bir süre sonra gidecekleri sonsuz mekânın bilincinde olarak yaşarlar. Bu yüzden de tüm planları ve amelleri sonsuz cenneti kazanabilmek üzerinedir. Dünyayla ilgili hırslardan arınmış, sadece Allah'ın razı olacağı bir yaşam sürmeye kendilerini adamışlardır. Hayatları boyunca karşılaştıkları her olayın, her zorluğun Allah tarafından bir sınav olarak yaratıldığını bilerek ve tevekkül göstererek yaşayan müminler hem bu dünyada hem ahirette huzuru, güveni ve mutluluğu yaşarlar. 'Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah Katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için, Allah'ın Katında olanlar daha hayırlıdır.' (Ali İmran Suresi, 198)
Allah çoğu zaman insanlara ölümü hatırlatarak uyarılarda bulunur. Yakınlarının, sevdiklerinin ölümüne şahit olanlar, deprem, sel ya da pek çok doğal afeti yaşayanlar ya da tanık olanlar aslında ölümün ne kadar yakın olduğunu anlarlar. Ancak bu uyanış çok uzun sürmez. Şeytanın telkinleriyle insanlar yeniden hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Ölüme çok yaklaştıklarını düşündükleri anlarda Allah'a yalvaran insanlar, ölüm kendilerinden uzaklaştığında ise yine nankörlük etmeye devam ederler. Üstelik hayatın çok kısa olduğunu düşünüp "doya doya" yaşamak üzere hayata daha da sıkı bağlanarak 'Onlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar.' (Ankebut Suresi, 65)
Ölüm bu dünyadan bir ayrılış, asıl hayata bir geçiştir. Bir yok oluş değil yeni bir başlangıçtır. Bu başlangıç sonsuzluğadır Sonsuz cennet ya da sonsuz cehennem
Öncelikle konuya şuradan başlamak istiyorum, bende 1 aydır işsiz bir gazeteciyim yani yeni mezunum. Tabii ki hedeflerim, gelecekle ilgili planlarım herkesin oldugu gibi benimde var fakat bunları gerçekleştirmek için ne yazık ki ülkemizde hiçbir fırsat bulamıyorum. Yurt dışında üniversite okudum ve benim gibi farklı ülkelerde okuyan herkes gibi okulum bitince yurda dönüş yapıp işe başlama planlarım vardı. Şimdi ise geldiğim yere geri dönme planları yapıyorum cünkü oradan iş teklifi alıyorum. Üstelik kendi alanımda yani iş yok diye geçici olarak bi cafede,mağazada v.b. yerlerde çalışmak üzere değil. Benim etrafımda olan hatta bizzat arkadasım olan yaklasık 10 kişi de aynı fikirde benimle. 2 si Amerika'ya gitti, biri İngiltere'ye gidiyor. Bir kaçı hiç dönmedi Kıbrıs'ta işe başladı ve bunun gibi birçoğu Tabii bu bahsettiklerim maddi ve manevi birçok imkana sahip kişiler.Peki ya olmayanlar? zor sartlar altında üniversite okuyup mezun olan gerçekten işe ihtiyacı olan kişiler onlar ne olacak?
Üniversiteyi gerçekten yüksek derecelerde ve üstün başarılarla bitiren bazı öğrenciler ya yurt dışından ya da Türkiye'deki çoook büyük şirketlerden iş teklifi alıyorlar çalışmaya başlıyorlar. Ama bir de normal statüde mezun olan öğrenciler var.Bu da binlerce hatta milyonlarca işsiz demek oluyor. Arkadaşım olarak bahsettiğim ve o durumda olan birçok öğrenci yurt dışında işe başlıyor ve hayatlarını bir şekilde kurtarıyor bazıları cok büyük yerlere geliyor. Ondan sonra da "doğduğun degil doyduğun yer" mantığıyla bir daha tatiller haricinde ülkemize gelmiyorlar muhtemelen emekli olana kadar. Peki bunun böyle olması şart mı? İmkanı olan ya da ortalaması iyi olan öğrenciler vakit kaybetmemek ya da "bundan sonra üniversite mezunu olmak yetmez" ve "artık bir yabancı dil yetmiyor" laflarını boşa cıkarmamak için eğitimine devam ediyor ya da özel kurslara gidiyor. Maksat belki bir yerden iş teklifi gelir de belki birgün işe başlarız demekten başka bir şey değil eğer üniversitede öğretim görevlisi olmak gibi bir fikirleri yoksa. Gerçekten maddi sıkıntı çeken bazı mezunlar ise yeter ki iş olsun da para kazanayım dediği içinse okudukları bölümle alakası bile olmayan işlere girip çalışıyor. Tabii ki mecburiyetten yoksa kim ister ki 4 sene okula gidip o kadar emek verdikten sonra bu emegin boşa çıkmasını. İş verenlerin de bu durumda yapabilecekleri bir şey var mı bilmiyorum ama mezunları işe alıp sizi bir süre deniyeceğiz taktikleri uygulayıp bir kuruş maaş vermeden 1 yıl sonunda kusura bakmayın diyerek bu durumdan faydalanmaları bana cok da mantıklı gelmiyor.
İmkanı olan bir kişinin mezun olduktan sonra uzun bir süre iş arayıp ondan sonra yurt dışına gitmesinde ben bir yanlış göremiyorum açıkcası.
Burda aklıma şöyle sorular geliyor : Nerede bu devlet? Nerede bu insanlar? buradan bütün ülkeden sorumlu Yetkililere sesleniyorum
İnsanın Allah Katındaki üstünlüğü, Allah'ın gücünü gereği gibi takdir ettiği, Allah'ın hoşnutluğunu gözettiği, Kur'an hükümlerine uyduğu, Allah'ın beğendiği ahlâk özelliklerine sahip olduğu orandadır. Kendisini Rabb'ine yakınlaştıran tüm bu özellikleri insan, Allah'tan korkup sakındığı ölçüde üzerinde taşıyabilir. Kalpte taşınan Allah korkusunun derecesi kişinin Allah Katındaki üstünlük derecesini de gösterir.
Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Allah'ın "Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar" (Enfal Suresi, 29) ayetiyle bildirdiği doğruyu yanlıştan ayıran nur, mümine verdiği akletme yeteneğidir.
Dünyevi korkular hisseden kişi, paniğe kapılır, aklını kullanamaz, çaresiz duruma düşer. Allah korkusu ise, insanın aklını ve vicdanını harekete geçirir.
Doğruları görebilen akıl sahibi insanın genellikle her sözü, her davranışı, her kararı en uygun olandır. Allah'tan korkan insan, bu nur vesilesiyle iyiyle kötüyü ayırt edebildiğinden, her durumda Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek hareket eder. İnsanın böyle bir yetenekten mahrum olması ise kararsızlık, çözümsüzlük, tereddüt, vesvese gibi özellikleri de beraberinde getirecektir.
Kur'an'da, "Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size Kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin" (Hadid Suresi, 28) ayeti, içinde Allah korkusu taşıyan kullara, dünyada ve ahirette maddi - manevi nimetlerin müjdesidir. Allah'ın kendisini rahmetine alması bir mümin için her şeyden önemlidir.
Maide Suresi'ndeki kıssada, "Onlara Adem'in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah'a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: "Seni mutlaka öldüreceğim." (Öbürü de) "Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder." (Maide Suresi, 27) ifadesiyle, Allah'tan korkan kimselerin amellerinin Allah Katında makbul olduğu bildirilir. Çünkü ancak Allah'tan korkup sakınan insan Allah'ın kudretini gereği gibi takdir eder, Allah'a karşı içli bir saygı duyar. Aksi durumdaki kişi zaten yaşamını yanlış temeller üzerine kurmuştur. Allah'ın beğenmediği bir ahlâka sahip olduğundan, yaptığı işler Allah Katında değerli olmayabilir. Bu nedenle insanın Allah sevgisi, korkusu ve Allah'ın hoşnutluğundan kaynak bulan bir ahlâk edinmesi gerekir.
Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 109)
Ayrıca, Allah korkusu olmayan kişinin ibadetlerinin altında gösteriş, büyüklenme, başkalarının hoşnutluğunu arama gibi çarpık arayışlar bulunur.
Yüce Allah, " Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir. (Talak Suresi, 4) ayetiyle, sınırlarını koruyan müminlere rahmetini, korumasını ve yardımını vaat eder. Onları "kolay olanda başarılı kılar" (Ala Suresi, 8) Açık ya da gizli her an samimi kullarına desteğini ulaştırır.
Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir. (Talak Suresi, 2)
En zorlu zamanlarda dahi Allah, Kendisinden korkup sakınan kulları için bir çıkış yolu gösterir, onları en güzel yere ulaştırır.
Dünya hayatını Allah'ın kendilerinden istediği gibi yaşayan müminlere, Allah "Bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür." (Talak Suresi, 5) hükmüyle, bir başka önemli müjde daha verir. Hata yapmış, günah işlemiş de olsalar, merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah, rahmeti üzerine yazmıştır ve içi titreyerek Kendisinden korkan kullarını bağışlayacağını haber verir.
Allah'ın sonsuz rahmeti, müminler üzerinde dünyada da tecelli eder. Kendisine gönülden bağlı olan kullarının yaptıkları güzel ve iyi işlerin karşılığı olarak, Allah ecirlerini kat kat artırır. İnsan, kendisine can veren, sayısız nimet ve güzellikle ödüllendiren Rabb'ine kullukla zaten sorumludur. Allah'ın ödüllendirmesi ise, sonsuz lütuf sahibi olmasından ve karşılıksız ihsan etmesindendir.
Allah emaneti dağlara, göklere verdiğini, onların korkup almadığını, insanın aldığını haber verir. O zaman yerine getirmemiz, aldığımız emanetleri gereği gibi yüklenmemiz, ona uygun hareket etmemiz gerekir. Ahirette pişmanlık ve çaresizlik dolu korkuyu yaşamamak için
Dünya üzerindeki bilinen bitkilerin yaklaşık 2000 türü lastik maddesi içerir. Ancak bu bitkilerin yalnızca bir kısmından lastik üretiminde faydalanılır. Bunlardan biri olan Guayule bitkisi, Kuzey Amerika'daki yarı kurak bölgelerde bulunur. Bu bitki özellikle tekerlek lastiği yapımında kullanılır. Görünümü çalı şeklindedir ve 60cm yüksekliğindedir. Uzun yaşayan dayanıklı bir bitkidir.
Yıllık yağmur miktarı düşük olan çöllerde yaklaşık 30-40 sene yaşayabilirler. Bu bitkilerin kökleri 6 metreye kadar iner. Ana köklerin üzerinde de yoğun lif şeklinde yan kökler bulunur. Bu yan kökler vasıtası ile yana doğru 3 metre kadar yayılabilirler. Kökleri geniş alana yayılan guayule bitkisi bu sayede çöl toprağından ihtiyacı olan nemi elde eder ve kurak dönemlerde yaşamlarını sürdürebilme olanağı elde ederler. Böyle kurak koşullar olduğunda bitki diğer koruyucu mekanizmasını aktif hale getirir ki, bu da uyku halidir. Meksika'nın bazı bölgelerinde guayule bitkisi, yıllarca yağmur almadığında dahi yaşamını bu yöntemle sürdürmektedir.
Guayulede lastiğin üçte ikisi gövdesinde ve dallarında yer alır. Kalanı da köklerindedir. Guayule bitkisinin kuru olarak ortalama ağırlığının % 10'u lastik içerir. Eğer bitki bir baskı altında ise, büyüme yavaşlar ve fotosentez ürünleri lastik üretimine dönüştürülür. Hava soğuduğunda ve nem düştüğünde büyüme yavaşlar ve lastik içeriği artmaya başlar. Yapılan gözlemlerde bitkinin lastiği hiç kullanmadan en az on yıl bünyesinde bulundurduğu tespit edilmiştir.
Kuşkusuz guayule bitkisini kusursuz özelliklerle, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları örneksiz yaratan Yüce Rabbimiz yaratmıştır ve bu, O'nun sayısız yaratılış delillerinden yalnızca biridir. "Allah, herşeyin Yaratıcısı'dır. O, herşey üzerinde vekildir." (Zümer Suresi, 62)
Çocukları için yaşayan aile fertlerinin attığı tohumlar yeşerdi yeşerecek derken, anne sevgisi ile sağlıklı filizlerin boy attığını görmekten başka bir şey istemediğimin altını çizmem gerekir. Çocuklarımıza verdiğimiz değerin yansıması olan eğitim, daha ilk günlerde Anne kucağında başlar. Sevgi yumağının pozitif etkisiyle yoğurduğumuz ilginin saf istekleri, sadece yeni dünyalara henüz yeni adım atan çocuklarımız için olduğunu biliyoruz.
Dünden bu güne kadar yaşadığımız gerçek hayatın acımasızlığından etkilenmemesini istediğimiz çocuklarımızın gelişimi için, bildiklerimizi öğretirken bilmediklerimizi öğrenmeye devam edeceğiz. Çocukların ailede öğrenim gücü gelişimi üzerine, yeni evliler yaşamına ait gelişim kitapları okuyan eğitimci annelerin kendini yetiştirme sanatını doğuştan var olarak kabul etmek yetersiz olabilir.
Yemeden yediren anneler, giymeden giydiren yeni eğitimci babaların anlayışı hâkim olduğu mantığın sahibi olan Anadolu insanı çocuklarına verdiği değeri dünyada hangi toplumda görebilirsiniz? Dünden bu güne eğitim ve aile ilişkilerinde değişen çok şey oldu. Özellikle genç beyinlerin yetiştirilme farkı gittikçe değişmeye başladı. Rahat yaşamın etkisiyle zayıflayan birlik beraberlik ilkeleri hasara uğramaya başladığını söyleyebilirim.
Konuyla ilgili uzmanların yazdığı aile gelişimi kitaplarından faydalanmak isteyen aile reislerinin, ileriye dönük oluşumda olumlu yönde olgunlaşmalarını kendileri sağlayabilirler.
Evlenelim çocuklarımız olsun diyen gençlerin hazırlıklarını, çocuklar üzerine yaptıklarını söylemek yanlış olmaz sanırım. Henüz çocukları olmayan yeni evli genç çiftlerin burnunda tüten özlemi, eğitimci nitelikli çocuk sevgisinden başka bir şey olmadığı üzerine söz söylemenin doğru olduğuna inanmama müsaade edin lütfen.
Aranılan mücevherin bulunacağı zamanı, takdirin gücüne bırakmanın gerekliliğini bilmek erdemliğin üzerine yazılmış olsa gerek. Birimizin çocuğu, hepimizin aile çocuğu olduğuna inanan felsefenin beşiği olan Anadolu topraklarında çocuklara olan ilginin önemini her aile çok iyi bilir.
İlkokula daha dün gönderdiğimiz çocuklarımızın eğitimi için, annelik yapan öğretmenlerimizin şefkatli ellerinde öğretim hayatına başlayan minik eller; anne sevgisine eşdeğer ilgiyi asla unutamayacaklardır. Anadolu insanı için, sevgi denizinde yüzerek gelişim çağına giren çocuklarımızın aile eğitimine çok önem verilir. Anneler, babalar, yeni evliler ve öğretmenlerin bilgelikleri, çocuklarımızın eğitimi açısından gerekli olduğunu zaten biliyoruz sanırım. Günün birinde aile fertlerinin attığı yeni tohumlar yeşerecek kadar ilgi görürse, geleceğe ümitle bakan; kendine özgüveni olan bireyler yetiştirmiş oluruz. Anne sevgisi her şeye kadirdir diyenlerin sözlerine kulak kabartalım derim. Çocuklar üzerine yazılan yeni eğitimci hikâyelerin gelişim kitapları mutlaka ebeveynler tarafından okunmalıdır.
Öğrenim merakıyla bilgi hazinesine erişmek ve gelişimin duygusal gücünü hissetmek biz aile reislerinin görevi sayılır. Genç çiftlerin yeni tecrübelerini arttırmak için büyüklerin tecrübelerinden yararlanmaları, biz Anadolu insanında gelenek haline gelmiştir. Dünden bu güne kadar etkilenen aile yapısı, olumlu yönde gelişimi sürdürürken manevi duyguları da eksilmeye başladı sanırım. Bu tür rahat yaşam gelişimleri, insani olarak yükselişe geçilen zaman dilimindeki öğrenim gücünde ortaya çıkan dezavantajlar olarak nitelendirebiliriz.
Zaman yolcuları olan genç beyinlerin üstün meziyetleri, eğitimin yardımıyla anne kucağında ortaya çıkar. Modern yaşam dünyasının maddesel iletişimlerinden uzak tutmamız gereken çocuklarımızın duygusal zekâsını geliştirmek adına, sevgi deryası olan annelerin şevketinden mahrum bırakmamak gerekir diye düşünüyorum. Maddesel sıkıntılarımız olduğu dönemlerde çocuklara belli etmediğimiz zor günlerde, her ihtiyacını karşılamak için gayret göstermemize sebep ne idi? Biz eğitimci ve büyük aile reisleri olarak yeni dertlere göğüs gerebiliriz. Çocuklarımız daha çok küçük durumu anlamalarını istemiyoruz diyen zihniyetin sebebi ne olabilir? Yeni evli çiftlerin çocuk eğitimini iyice öğrendikten sonra çocuk yapmaları daha akılcı olabilir. İnsanı ansan yapan özelliklerin manevi duygular eşliğinde artacağımı da asla unutmamamız gerekir.
Çağdaş yaşam dünyasında eğitimden payını alması gereken çocuklarımızın eğitimi aile yapısı içinde, anne şefkatiyle birlikte başlamalıdır (eğitim dergilerinde makaleler yazıları bölümünden alınmıştır). Elbette biliriz ki onlar her şeyin en iyisine laiktir.
Zaman yolcuları eşliğinde eğitim diye söze başladık. Öğrenimin gücü ile çocuk eğitiminin önemine vurgulamaya devam edelim isterim tabi ki. İzin verirseniz gelecek yazımda, annelerin aile ve eğitimi konunun detaylarına inelim, müsaade ederseniz saygılarım tüm yeni eğitimci aile fertlerinin olsun.
Sanat Danışmanı: Ahmet Nuray
Kaynakça: Zaman yolcuları makale dizisi içinde yer alan, çocuklar üzerine genç beyinlerin öğrenim gücü yazılarından alıntıdır. Yazının tamamı, eski eğitim ve aile makalelerinde yer almaktadır.
Ben Kedileri çok severim. Şimdi kiminiz ay onlar nankör ya, diyecek kiminizde Köpekler daha sadık diyeceksiniz.
Bende İnsanlar daha da nankör diyeceğim. Hem nankör hem yalancı, genellikle demek istedim elbette.
Hayvan sevgisi insanın negatif elektriğini alıyor neşelendiriyor güldürüyor ve arkandan dolaplar çevirmiyor. En saf en doğal halleriyle davranıyorlar insana. Kızıyorsa bunu açıkça belli ediyor saklamıyor seviyorsa da belli ediyor sevmiyorsa da. Ben bir dönem Sincap besledim. İlk karşılaştığı insanı tanımak için ısırırmış. Cidden de öyle yaptı dişi ile parmağımı deldi kanattı acısı bir hafta geçmedi sonra bir daha da hiç ısırmadı. Hayvanlar bile önce tanıyıp güven duymak istiyor. Sonra kendilerini sahiplerine bırakıyorlar tamamen.
Onu oynarken ya da yemek yerken seyretmek müthiş eğlence idi. Yemek yerken arka İki ayağı üzerinde durur ön iki ayağıyla ceviz ya da fındığı tutarak ağzına götürür kabuğundan ayırarak yerdi. En çok ona dondurma yedirmeme bayılırdı. Elime dondurmayı aldığım anda göğsüme çıkardı bende kaşıkla ağzına verirdim. O şahane boncuk, boncuk bakan kara gözleri ile bana çok güzel bakardı.
Bir ara adı Yılışık olan bir muhabbet kuşum vardı. Bana ne çay içirirdi ne de rahat, rahat bir şey yememe izin verirdi. Omzuma konar tam çayı ağzıma götürürken kafasını bardağımın içine sokup kendisi içmeye çalışırdı ya da elimde bir şey yiyeceğim, hemen pıtı, pıtı omzumdan elime iner, elimde ne varsa onu kemirirdi. Üstüm başım kırıntı içinde olurdu. Evin içinde omzumda Yılışık ile dolaşırdım. Bazen yan komşuya da o, omzumda geçerdim Bırakmazdı ki hiç peşimi ben nerede isem o da orada olmaktan hoşlanırdı. Tam adı gibi yılışıktı. Gözünüzde canlandırın; minicik yavru tuvalette, apartmanda, yan komsuda yapışmış gibi hep omzumda muhabbet kuşu. Ondan gizli ne bir yere gidebilir nede yemek yiyebilirdim hareket ettiğim an benden önce davranırdı. Birde rahat dursa bari kulağımı, boynumu, dudağımı, burnumu ısırıp dururdu. Kaç kere kanattı yara etti dudağımı minicik yavru çok sert öperdi kendisi. İşten eve gelince hemen onun yanına gider konuşur, elime alır öperdim (Hayvan Sevgisi). Sesimi duyduğu an, al beni diye kafeste çırpınır dururdu.
Bir tek yıkanmaktan hoşlanmazdı, bazı muhabbet kuşları yıkanmayı sever bizimki sevmiyor. Bende avucumun içinde yıkardım onu. Tüyleri ıslanınca çok komik oluyordu. Silkelendiğinde de ben komik oluyordum. Bütün sular yüzümde, gözlerimde, her yerimde. Birlikte komik olmak güzel bir duygu olmalı.
Günler, aylar birbirini kovaladı. Mutluluk günleri birbiri ardından eriyip, geçip gitti. Ayrılık vakti gelip çatmıştı. Hayatın acı tarafı yüzünü göstermiş, ölüm vakti kapıyı çalmıştı. Öldüğünü bana haber verdiklerinde iş yerindeydim. Verdiğim tepki yüzünden iş arkadaşlarım ailemden birini kaybettiğimi sanmışlar. Çok fazla üzülmüş, günlerce ağlamıştım. Bu yüzden bir daha kuş almadım eve.
Onu Çok seviyordum. Öldüğünde Annem kardeşime şimdi söylemeyin iş yerinde duramaz kalkar gelir demiş, kardeşimde eve gelene kadar yolda biraz sakinleşir o yüzden şimdi söyleyelim demiş Değişen bir şey olmadı eve gelip kafesine bakınca kıyameti kopardım. Görüntüde masumca uyuyor gibiydi ama sesimi duyunca beni al omzuna der gibi yattığı yerden kalkıp çırpınmadı hiç. Gizem ile birlikte, bahçemizde bol gözyaşlı bir mezar yapıp içine koyduktan sonra, muhabbet kuşumun sevgisini orada bırakıp evime çıktım. Uzun zaman onu düşündükçe içim acıdı.
Eski iş yerimde bahçeye bakan büyük bir balkon vardı. Bahçedeki kediler bu balkona çıkardı. İş arkadaşım Tülay da Allah tan benim gibi kedi seviyordu. Birlikte adını Yumoş koyduğumuz düzel kediye bakmaya başladık. Tüyleri yerlere kadar uzun çok güzel kedi idi. Bütün bir gün ofisin içinde dolanır, boş bulduğu sandalyeye kıvrılırdı. Karnı büyüyünce hamile olduğunu anladık. Birden fazla yavru kedi geldi gelecek beklemeye başladık.
Doğumu yaklaştığında yanımıza gelip kıvrıldı doğum saatini geldiğini o zaman anladık.
Hemen karnını ovmaya başladık. Bir süre sonra iki tane minicik yavru doğdu. Hem de parmak kadar minicik yavru. O anı görmenizi isterdim. Harika bir olaydı. Hayvan sevgisini bilmeyenlerin yaşaması gereken bir olay olduğunu söylemeliyim.
Minicik yavrulardan birinin adını (Çomçom), diğerinin Tombalak koyduk. Bütün gün ofiste yan gelip yatıyor, sürekli süt emiyor ya da uyuyorlar. Onlar daha küçücük, minicik yavru bebek. Anne Yumuş balkona hiçbir kedinin çıkmasına müsaade etmiyor. Kovalıyor onları. Sanıyor ki başka kediler yavrularına zarar verecek. Bir gün balkona çıkan başka bir kediyi bu gördü, yavrularının üzerinden bir fırladı, camdan dışarıya çıktı. Tabi bu hareketi yaptığında cam kapalı idi. Yabancı kedi korkup kaçmıştı ama hem cam kırılmış, hem o minicik patisi kesilmişti.
Yavru kediler üç ay sonra kocaman dev gibi oldular. Minicik yavruları İyi beslemişim, yeğenim gizem sırf onları görmek, sevmek için sabahları benimle işe geliyordu ama onların kocaman iri cüsselerini görünce de korkup kucağına alamıyordu. Şişko cüsseleri yüzünden, alsa bile taşıyamıyordu. Boynundan, sırtından tutup kaldırmaya çalışıyor, bakıyor çok ağır teyze ben oturayım sen kucağıma ver diyordu.
İki minicik yavruya ben yavru kedi diyorum da, cüsselerini görseniz yavru kedi demeye bin şahit ister. Kocaman görünseler de daha üç aylık bebek yavrular. Oyun oynamaya başladılar mı, gürültüden durulmuyordu. Sanki ofisin içinde at koşturuyor. Alt kattaki firma sahipleri '' kedi değil at koşturuyor gibi gürültü çıkarıyorlar senin çocuklar '' diyorlardı.
Tombalak kedicik duygusal, sessiz, sokulgan, sürekli ilgi bekleyen bir bey, Çomçom kedicik çok asil, ağır bir hanımefendi.
Asil olan Çomçom bir köşede uyurken, Tombalak bacaklarıma dolanır, sırnaşır patilerini yukarı doğru kaldırır kucak ister. Kucak istediğinde uyku saati gelmiştir demek oluyor. İlla ki kucağımda uyuyacak. O uyuyunca bende yerimden kımıldamıyorum uyanmasın diye. Böyle olunca da oturduğum yere esir olup kalıyorum o uyanana kadar. Ya da oturduğum sandalyenin arkasında uyuyacak. Yanlışlıkla sırtımı sandalyeye yaslayıp ezeceğim diye ödüm patlardı. Sandalyenin arkalığı ile sırtımın arasında uyurdu serseri kılıklı bebek kedi.
İnsan gibi yüzüme bakar, ne demek istiyorsa anlatırdı. Arkadaşlarım sen bize inanmıyorsun ama bu kedi sana âşık diyorlardı. Bütün gün tek yaptığı yüzümü seyretmek, omzumdan yaka şalı gibi sarkarak durmak ve kucağımda uyumak. Yâda ben tuvalette isem, kapıdan çıkmamı beklemek onun alışkanlığıydı. Yanımdan bir tek acıkınca kalkardı. Mutfak kapısına gider başlardı miyavlamamaya, eğer duymamışsam yanıma gelir bacağıma sürtünür dikkatimi kendine çeker ve tekrar mutfak kapısına giderek beni beklerdi. Hayvan sevgisi bu deyip geçmeyin, sevince tam sever.
Ona ne yaparsam yapayım hiç sesini çıkarmazdı hırpalaya, hırpalaya evire çevire mıncıklayarak severdim gık demezdi. Ben yeğenlerimi de öyle seviyorum ama onlar tepki veriyor ne de olsa insanoğlu.
Her sabah işe gelişimi bekler, merdivenleri çıkıp ofise benimle birlikte girer, her akşam ben araca binene kadar yanımda durur, ara sırada bindiğim aracın arkasından koşardı. Bir dönem mahallemizde beslediğim köpek vardı, oda aynını yapardı her sabah durağa kadar götürür ve bindiğim araç gözden kaybolunca geri dönerdi.
Kedime benden başkası yemek verse asla yemezdi. Ne kadar aç olursa olsun, bana olan sevgisi yüzünden asla başkasının verdiği bir şeye ağzını sürmezdi. İnanılır gibi değil ama gerçek hayvan sevgisi bu olsa gerek. Sadece ben ne verirsem onu yerdi. Bir gün Üç gün işe gidemedim. Benim işe geldiğim Kapıda akşama kadar aç susuz beklemiş. İş arkadaşlarım, apartmandaki komşular karşı binadaki ofistekiler aç susuz yerinden kımıldamadan seni bekledi diye anlatmıştılar. Beni gördüğünde ise resmen ağlamıştı. Asla gözümden gitmeyen bir sahne idi onun beni gördüğü an. Kedi görüntüsünde insan olmuştu benim sevgili tombalağım.
Bir gün Tombalağım rahatsızlandı. Tülay ile veterinere alıp götürdük. Muayeneden sonra veteriner '' bağırsaklarında problem var, açıp bakmalıyız. Ameliyat edebilecek gibiyse edeceğiz, eğer bağırsakta incelme varsa uyuturuz'' dedi. Uyuturuz anlamını geç anladım. Hemen gözyaşı musluklarım açıldı. O benim çocuğum gibi olmuştu. Böyle bir şeye evet diyemezdim. Yaşadığı kadar yaşamalıydı, ilaçla asla uyutulmamalıydı.
Bir takım ilaçlarını alarak ve Tülay la yıkılmış olarak işe geldik. Birkaç gün ruh gibi dolaştıktan sonra kendimi, sevgili kedimin düzeleceğine inandırdım. Ona hep sıvı şeyler veriyordum. İlaçlarına da dikkat ediyordum. Bu arada başka veterinere de götürdüm elbette. Sonuç aynı.
Aradan bir yıl geçti. Eskisi gibi koşup, zıplayamıyordu. Hatta yürümekte bile zorlanıyordu. Ama O koca haliyle hala omzumda yatmaya çalışıyordu.
Kuş gibi omzuma çıkıyor orda çömeliyor, sevgisini belli eden mırıltılarla uyuyor. Hafif öne doğru eğilsem düşecek. Kendini hala bebek kedi sanıyor.
İlaçlarını hiç ihmal etmediğim halde her geçen gün biraz daha hareketleri ağırlaşıyor sanki kendini taşıyamıyor gibi yürüyordu. Bir sabah işe geldiğimde beni kapıda beklemiyordu... Şaşılacak bir durum. Hem de çok şaşılacak bir durum mümkün olmayan bir şey.
''Tombalak'' diye birkaç kez seslendim ortaya çıkmadı. Sesimi duysa yarış atı gibi koşup gelir bacaklarımın önünde fren yapar yüzüme bakarak patileriyle belime kadar uzanır kucak ister ya da bacaklarıma dolana, dolana benimle merdivenleri çıkardı. Bu sefer öyle olmadı.
Ofise çıktım orda da yok, kimsede görmemiş. Tekrar bahçeye inip aradım, seslendim. Yoktu.
İçimi bir huzursuzluk kapladı, sonra yerini korkuya bıraktı, sonrada telaş. Her yere baktım. Ofisin, bahçenin tüm çevresini dolaştım ama yoktu.
Onu bir daha hiç görmedim. Kaç kez, ona benzeyen güzel kedi gördüm mü arkasından o sanarak koştum seslendim onun sevgisi içimde, koca bebeğim artık yoktu. Hiç biri o değildi, sadece benziyordu. O hiç gelmedi bir daha,
Büyüklerin dediğine göre hayvanlar öleceklerini anlarmış ve sahipleri görüp üzülmesin diye uzaklara gidip orada ölürlermiş.
Tombalağımda öyle yaptı.
Ondan sonra da bir daha hiç hayvan beslemedim (Ne kuş, ne kedi, ne sincap) hatta elime alıp, bebek kedilerin resimlerinden bile sevmedim.
Polis Akademisi Emniyet Teşkilatının orta ve üst kademe yöneticilerini yetiştirmek üzere, Polis statüsü adı altında 1 yıllık meslek içi yüksekokul olarak 1957 yılında halen bulunduğumuz binada kurulmuştur.
Polis Enstitüsü ilk mezunlarını 1957-1958 eğitim-öğretim yılında (25) kişi olarak vermiş ve 1940-1941 eğitim-öğretim yılından itibaren 2 yıllık yüksekokul daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunca 1962 yılında 3 yıllık genel yüksekokullar içerisinde yer almıştır.
Polis Enstitüsü 1980 yılında 4 yıllık, 1984 yılında da lisans eğitim-öğretim veren bir yükseköğretim kurumu haline getirilerek Polis Akademisine dönüştürülmüştür.
POLİS AKADEMİSİNİN AMACI
Polis Akademisi Emniyet Teşkilatının orta ve üst kademe amir ve yönetici adaylarını Atatürk İlke ve İnkılaplarına ve Atatürk Milliyetçiliğine bağlı Türk Milletinin milli, ahlaki insani manevi ve üstünde tutan aile, ülke ve millet sevgisiyle dolu, Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren, beden, zihnen , ruh, ahlak ve duygu bakımından dengeli sağlıklık şekilde gelişmiş, hizmetin kanunlarına uygun olarak yapılması ve arzu edilen neticeye ulaşması için inançlı ve şuurlu bir şekilde meslek disiplin gerektirdiği saygınlığı yaratabilen kişi ve meslek mensubu olarak yetiştirmektir.
EĞİTİM ÖĞRENİM DURUMU
Lisans Düzeyinde Öğretim
Ders programları ilk üç sınıfta mesleği için gerekli genel bilgileri son sınıfta da Emniyet Genel Müdürlüğünün belirleyeceği türde ihtisas bölümleri için özel bilgileri kapsayacak şekilde düzenlenir.
Eğitim Öğretim süresince Atatürk İlkeleri ve İnkılap tarihi, Türk Dili, Yabancı Dil ve Beden Eğitimi zorunlu ders olarak okutulur. Diğer zorunlu ve seçmeli dersler ve Anabilim Dallarda, mesleki ağırlıklı olanlar, Emniyet Genel Müdürlüğünce belirlenir. Lisans derslerinde okutulacak derslerin günlük ve haftalık saatleri, çeşitleri öğrencilere yaptırılacak seminer ve uygulama çalışmaları, konferanslar bir programla düzenlenir.
Öğretim Süresi
Akademide öğretim süresi ders geçme esası ile 8 yarıyıl, sınıf geçme esası ile 4 öğretim yıldır. Öğrencilere 2 yarıyıl veya 1 öğretim yılı ek süre tanınır. Bu süre sonunda da başarısız olanla, istekleri halinde sınava tabi olmaksızın durumlarına uygun Polis Kadrolarına atanırlar.
Uygulamalı Eğitim
Polis Akademisi birinci sınıftan ikinci sınıfı, ikinci sınıftan üçüncü sınıfı geçen veya bu sınıfı tekrarlayan öğrenciler Emniyet Genel Müdürlüğünce aksine bir karar verilmedikçe Aydın Didim Uygulamalı Eğitim Merkezi Tesislerinde en az bir en çok iki ay süreyle mesleki atış tatbikatı fiziki kondisyon ve ilk yardım konularında uygulamalı eğitime alınırlar.
Öğrenciler, uygulamalı eğitim konularının her birinden, görevli öğretim elemanlarınca değerlendirilmeye tabi tutulurlar. Başarılı sayılan öğrenci yeterli başarısız sayılan yetersiz olarak değerlendirilir ve sonraki uygulamalı eğitimin yetersiz durumdan yeterli duruma gelemedikçe sınıfta kalmış sayılır.
Akademi son sınıfa geçen ve uygulamalı eğitime katılan öğrenciler, mezun olduktan sonra görev alacakları birimlerde, görevleriyle ilgili olarak işlemleri öğrenmek amirlik vasıflarını kazanmalarını sağlamak amacıyla, kendi istekleri ve Emniyet Genli Müdürlüğünün uygun göreceği il ve ilçelerde; uygulamalı mesleki; eğitime tabi tutulurlar.
MEZUNİYETTEN SONRAKİ İMKANLAR
Polis Akademisi Mezunları
Akademi lisans Diploması alarak Emniyet Teşkilat Kanunuyla tespit edilen Komiser Yardımcısı rütbesiyle amir sınıfına terfi-ettirilip ihtisas duyulan kadrolara atanırlar.Emniyet Teşkilatının her türlü sosyal imkanlarından (lojman, dinlenme tesisleri ve Polisevleri) , sağlık hizmetlerinden, (bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil) yararlanabilirler. Emniyet Teşkilatının yurtdışı yabancı dil, mesleki eğitim kursu ve misyon koruma görevi için geçici görevle yurtdışına gidebilirler.
Tarih: Eski çağlardan biri
Konu: Sarı top'un takibi.
Kişiler: İki arkadaş; A ve B
A ve B o sabah erken kalkmışlardı. Avlanmaları gerekiyordu. Mağarada yiyecek hiçbir şey kalmamıştı. Kalkar kalkmaz yola koyuldular. Sabahın erken saatinde, hava henüz aydınlanmamıştı ve oldukça da serindi. Sonra gitgide aydınlanmaya ve ısınmaya başladı. Tepelerinde sarı bir top hiç durmadan ısı yayıyordu. Terlediler. Top yavaş yavaş alçalırken, hava tekrar kararmaya ve soğumaya başladı. İşte tam bu sırada onlar da mağaralarına geri döndüler.
Yakaladıkları hayvanların derilerini yüzmeye, etlerini ayırmaya başladılar. Çok acıkmışlardı. Hemen ateşi yaktılar ve kestikleri, büyükçe bir parça eti pişirmeye başladılar.
Bir yandan yemeklerini yerken, bir yandan da sohbet ediyorlardı:
A-"Farkında mısın? Sabah kalktığımızda önümüzü görebiliyorduk. Ama şimdi ateş olmasa seni bile göremeyeceğim"
B-"Evet, haklısın. Üstelik hava sıcaktı şimdi soğuk."
A-"Hani o sarı top var ya? O ortaya çıktığında oluyor bütün bunlar."
B-"Hııı..Haklısın. Gidiyor, biz uyuyoruz. Uyanınca bir bakıyoruz tekrar gelmiş."
A-"Şunu bir takip edelim bakalım."
Yuvarlak bir tahtanın üstüne üçgen bir başka tahta dikerler. Sarı topun gelişini ve gidişini takip etmek için. Farkında mıdırlar? Bilinmez ama yaptıkları ilk saattir. Güneş saati.
/
İnsanlar, tarihler boyunca saati ölçmeye çalışmışlar.
İlk su saati, milattan önce1500'de gömülen firavun 1. Amenhotep'in mezarında bulunmuş.Antik Yunanistan'da da milattan önce 325'ten beri su saatleri yapılırmış.
1550'lerde piyasada Almanya ve Fransa üretimi saatler dolaşmaya başlamış. 1575'te İsveç ve İngiliz üreticiler ortaya çıkmış.
1656'da ilk sarkaçlı saat üretilmiş. Sarkaç mantığını Galileo'nun bulduğu düşünülür, hatta çizdiği ama yapamadığı bir tasarımı olduğu söylenir.
1800'de ilk kez bir cep kronometresi yapılmış. 1952'de ilk kez kurulmayan bir saat üretilmiş. Bu saat, "pil" denen mucize sayesinde çalışıyormuş ve hiçbir kurmalı saatin ulaşamadığı dakikliğe ulaşıyormuş. 1970'de elektronik saatler piyasada ilk kez görülmeye başlanmış.
/
Zaman; sözlük anlamı ile, iki hareket arasındaki süredir.
Ve biz insanlar modern hayat içinde, sürekli, zamanı suçlarız.
Zamanın akıp gitmesinden yakınırız. Koşsak da yetişememekten.
Onu en hassas ölçecek saati üretmeye çalışırız.
Zaman ilerliyor. Biz de birlikte, aynı yöne ilerliyoruz.
Gittiğimiz yön aynı ise; O zaman" gelecek "dediğimiz şey nedir?
Zamanla birlikte ilerlediğimize göre gelecek diye bir şey yok.
Tüm yaşam kurgularımızı planladığımız zaman dilimi; Gelecek yok.
Sürekli ertelediğimiz şeyleri, yapmayı düşündüğümüz; Gelecek yok.
Tek bir zaman dilimi var, yakalayabileceğimiz; Şimdi.
Zamanla yan yana durabildiğimiz tek yer; Şimdi.
"Cennetle cehennem -deniz gibi- asla bölemeyeceğimiz uyumlu bir çift'lik, bugünle yarın kadar iç içe. Unutmayın, yarın dediğimiz aslında geleceğin bugünü değil mi?" Mehmet Eroğlu.
İnsan olmak. Oldukça zor bir zanaat. Çabalarız ama tam anlamı ile başarmamız mümkün değil. Başarana " Mükemmel insan " diyoruz. Ve bence mükemmeliyet, insanın yaradılış doğasına aykırı.
Bir düşünsenize: Herkesin mükemmel olduğu bir dünya. Bana yazarken bile sıkıcı geldi. Birlikteliğiniz boyunca- evli, sevgili, arkadaş, ebeveyn-çocuk- hiç kavga etmiyorsunuz. Hani şu gençlerin dediği gibi " Sevgi böceği " durumları? Samimi düşünün ama lütfen. Kendi adıma yanıtlayayım; Patlardım.
Ama bu kavgacı bir ruhum olduğu için değil. Öyle olsam bile. Kulağıma bile hoş gelmediği için. Eğer iki insan kavga etmiyorlarsa- yumruklaşmadan bahsetmiyoruz tabi ki- biri ya da ikisi de yalancıdır. Ya yalancıdırlar ya da çoktan silmişlerdir birbirlerini.
Not:" Kavga " sözüne takılırsanız yerine "tartışma" sözcüğünü kullanın. Ben o anlamda yazdım, çünkü.
Bir toplulukta çok seslilik yoksa eğer, o topluluk yarım yamalak kalmış demektir.
Bu sözden yola çıkalım, sitemizin kapısından içeri girelim. Kaç kişiyiz? Çok kişiyiz diyelim. Toplumun hemen her kesitinden vardır aramızda değil mi? Türlü çevre ve aile koşullarından çıkıp, bir araya gelmiş insanlarız. Hepimiz bir şeyler yaşamış, yollardan geçmiş, doğrular ve yanlışlar oluşturmuşuz. Her birimizin kendi bakış açılarımız, kendi pencerelerimiz var.
Tek sabitimiz: Hepimizin okur-yazar olduğumuz.
Ne yapıyoruz burada? Dertleşiyoruz, sohbet ediyoruz, tartışıyoruz. Bir konuyu ele alıyoruz, şiir ya da düz yazı aracılığı ile duygu ve düşüncelerimizi aktarıyoruz, birbirimize.
Çokça da " Sevgi " oluyor gündemimiz. Google'ı açtım, aynen " Sevgi nedir? " diye yazdım. Bir sitede şöyle yanıtlar vermişler:
-Sevgi nedir?
-sevgi insanlara sunulmuş en değerli cevherlerden biri olup, insanı hayata bağlayan, insanları olduğu gibi benimsemeyi sağlayan, başarı ve zenginliğe götüren şu hayattaki en yegâne hissiyattır... Ağlatır ama kolay kazanılmış sevgi, sevgi değildir. Zahmetlidir ama mükâfatı büyüktür*
-sevgi nedir?
-aşk zeytin sevgi onun çekirdeğidir.
-sevgi nedir memeeeet?
-halkın kendi kendini yönetmesi yönetime katılması, orada söz sahibi olması sevgilim.
- salak o demokrasi.
- sevgi bu sevgilim. ben bunu seviyorum.
-sevgi nedir?
-Haydar Dümen'e sor..
-sevgi nedir?
-teyzemin kızıdır.
-sevgi nedir?
-sevgi insanin kendisine yakışanı giymesidir.
Çeşitliliği gördünüz mü? Tabi ki hemen hepsi espri ama olsun. İşte, Sevgi dediğimiz şey aynen böyledir. Kalem kimin elindeyse, kime sorulmuşsa o kişinin şeklini alır.
Sadakat de aynen böyle bir şeydir. Onu da araştırdım.:
-Empatidir, İğneyi kendine çuvaldızı ele batırmaktır.
-Sadakat dürüstlüktür, vefadır, şefkattir. İnsanın yeri geldiğinde nefsine hâkim olmasıdır gözünün ve gönlünün gördüğü, işittiği tek sestir.2 sevdanın tek yürek olmasıdır
-Birine, bir olguya, bir düşünceye, yaşamını idame ettirdiği ortama ve yere canla, başla bağlılıktır. Ahde vefadır.
-Sadakat, hissedildiği kadar vardır. Kimi zaman bir aferin yeterken kimi zaman bu devirde ne gerek diye tokat gibi çarpandır.
Sevgi dendiğinde espri yapanlar bir anda nasıl da ciddileşmişler, fark ettiniz değil mi? Demek ki; Sadakat daha ciddi, daha önemli bir kavram.
Sonra, sıra geldi " Aldatma" ya. Bir de onları okuyalım bakalım:
-Bir arkadaşım vardı. 'Kocam her gün başka kadınla eve gelsin; ama bir kadını 2 gün üst üste eve getirmesin.' Derdi
-amaçsızca yapılan sırf değişiklik heyecan için tadılan duygu isteği bence
-henüz oturmamış kişilik sendromu dur
-oruçluyum küfür edemem şimdi sonra derim ne olduğunu
-Her zevk çığlığında bir şehir, şehirin içinde bir ev, evin içinde bir oda, odada bir kadın, kadının kucağında bir çocuk, çocuğun içinde bir umut. Söyle be adam aynı anda neleri ve kimleri aldatıyorsun?
-poposu ( kelime farklıydı değiştirdim ) kaşınıyordur. rahat batmıştır
-burada ayak yapmayalım arkadaş..genellemeye vursak %80 insan bunu yapmıştır...bırakalım yalanı dolanı...kendimizi oldu gibi kabullenelim.olmak istediğimizi olmuş gibi yazmayalım..ii geceler =)
-seviyorum ve seviliyorum diye kendini kandırmaktır uyan uyan sabah oldu
-öküzlüğün önde gideni!..
-nankörlük
-ben malım diye haykırmak
-adiliğin ve şerefsizliğin tarifi olsa gerek
-Günümüzde miş'li geçmiş zaman
Öfkeyi algıladınız mı?
Şimdi ne oldu? Bir toparlarsak:
Sevgi dedik; insanlar çok üstünde durmadılar, dalga bile geçtiler.
Sadakat dedik; bir anda ciddileştiler ve oldukça felsefi yorumlar yaptılar.
Aldatma dedik; öfke patlamaları yaşadılar.
Hepsini alt alta topladık; her üç duygunun da bir tarifi yok. Yazılı kuralları ve açıklamaları yok. Somut değiller. Var'lar ama elle tutulup, gözle görülemiyorlar. İlla ki olmalılar mı? Evet.
Bu duyguların hayata geçirilmesi aşamasında briç oyuncusuna benziyorsunuz. Yerinize göre konuşmanız da oyununuz da değişiyor. Ya oyun açıcı oluyorsunuz ya da araya giren
Seni yazmak için açtığım bu sayfa, saatlerdir boş. Elim klavyenin üstünde. Beynimden sözcükler geçiyor, ard arda. Ama beynim hükmedemiyor ellerime. Yazamıyorum. Sadece bakıyorum. Sayfa bana bakıyor. Ben sayfaya.
Yazacak bir şey mi bulamıyorum?
Yok, canım, ne alakası var? Tam tersi. Yazacak o kadar çok var ki. Hangisinden başlamalıyım? Bilemiyorum.
/
Seninle tanıştığımızda çok soğuk olduğunu hatırlıyorum, havanın. Kat kat giyinsem de ısınamıyordum bir türlü. Bedenim ısınsa da içim üşüyordu. İçimi ısıtamıyordum.
Boşluk öylesine sarmıştı ki her yanımı. Ve ben öylesine alışmıştım ki yalnızlığa. Bunu sana da söylemiştim değil mi?
Öncesini, önceni, hiç anlatmış mıydım sana? Anlatmamışımdır, eminim. Çok açık olmayı sevmem, biliyorsun.
Biliyor musun?
Sahi sen benimle ilgili ne biliyorsun?
Ben kimim?
Hiç sormuş muydun bunu?
" Sen kimsin?" Demiş miydin bana?
Hatırlamıyorum.
/
Şimdi, anlatabilirim. Nasılsa duymayacaksın.
Senden önce sevgilerim olmuştu. Sevmiştim, çok sevmiştim, en çok sevdim.
Sevmiştim: Bir hataydı. Bittiğinde anladım. Güven'i ilk kaybedişimdi. Öylesine bitmezmiş gibiydi ki. Masumdum. Sözlere inandığım günlerdi. İnsanlara. Duygulara. Mutluydum. Mutlu sanıyordum. Yetiyordu. Yettiğimi sanıyordum. Aldattığı sadece yüreğim olsun isterdim. Aldattı. Aldatıldım. Sadece yüreğim değildi aldatılan. Bedenim. En çok bedenim acımıştı.
Çok sevmiştim: İkinci kez hataydı. Gittiğinde anladım. Duygularımı ilk kaybedişimdi. Anlatmıştım. Anladı sanmıştım. Ne oldu biliyor musun? Bu gün şaka gibi geliyor. Hatta gülüyorum, kendi kendime. Aynısını yaptı. Sen de gülerdin, duysaydın. Eminim.
Bir hata ilk yapıldığında adı hatadır. İkinci kez yapılıyorsa; aptallık denir. Aptal olduğumu anladım.
En çok sevdim: Sendin. Ama sen hata değildin. Sen, en çok sevilendin. Sen, öyle bir zamanda geldin ki, sevilen. Tamamen elimi çekmiştim, her şeyden. Kocaman bir defteri kapatmıştım. " Bitti " demiştim. Öylesine hazırlamıştım ki kendimi yalnızlığa, sessizliğe, yokluğa." Üzülmeyeceğim" artık demiştim." Üzemeyecek beni kimse" demiştim. Öyle fazlaydı ki kayıplarım. Kaybedecek bir şeyim kalmadı sanıyordum. Daha ne kaybedebilirdim ki? Sevgi. Hiç aklıma gelmemişti biliyor musun en çok sevilen? Sevgi'nin hala içimde bir yerlerde durduğu. Ve henüz onu kaybetmediğimi fark etmemiştim.
/
Bahar geldi. Bütün doğa tazeliyor kendisini. Sen geldiğinde kıştı. Ve ben çok üşüyordum. Mevsim değişti. Kış gitti. Sen de geldiğin mevsimle birlikte gittin. "Giderim" dememiştin be sevgili. Keşke geldiğinde söyleseydin. Hazırlanmazdım Bahar'a. Tazelenmeye. Sevgi tomurcuklarım aldanmazdı bademler gibi. Her sene Baharla aldanan bademlere ne derdim biliyor musun? " Aptal "derdim. " Her Bahar da aldanılmaz ki" derdim.
Aldanılıyormuş, en çok sevilen. En çok sevdiğinde aldanılıyormuş.
Ölüme gülümserken
Ayrılığa ağıtlar yakıyoruz
Sıkı tut ellerimden düşüyorum avuçlarından bilinmezliğin isli bacalarına
Yokluğunun külleri dilimin üstünde yeniden tutuşuyor sana hasretle
Vakitsiz gelişlerin
Gün batımı gidişimiydin ömrümden
Satır aralarım değildin
Virgüllerim
Noktalarım
Seni anlatıyordu her söz
Dilin kelamı anlamı sözün tanımı sendin bende
Gurbet yollananı beklemek vardığın yerden dönüş değil
Yüreğinden ırağa düşmek
Düşlerinin gölgesinden kaybolmak
Soluğumda sensizlik
Miadını dolduran arkada bırakılan gömülen zamana
Körelen bir bıçağın elinde liğmelenen
Hasta yatalak düşlerimin avuçlarında sakladığı umut çizgileri
Yön değiştirmiş uzaklaşan vuslatın keskin virajında
Yağmurun damlarına karışan beni terk eden sen yaşlarım
Göklere ekilen düşlerin dökülüşü damla, damla toprağa
Ruha dogmadan ölümdü sensizlikle düşen paya.....