1sidelya

1sidelya

Üye
18.05.2009
Binbaşı
39.617
Hakkında

  • noimage



    Evet seni seviyorum bu iki kelimenin anlamı nedir arkadaşlar acizane biraz içimi dökeyim siz dostlara..Bu deyimin hayatımızdaki yeri nedir?
    Siz siz olun bu sözü o kadar basit sanıpta her an kullanmayın..Birisine seni seviyorum demek sizin için belkide çok basit birşey olabilir lakin karşınızdaki kişi için belki de bir ömür bir hayal ve bin umuttur..
    Sevgi duygusunu yaratan ve kalplere yerleştiren yüce Yaradanımız Allah c.c her insanı sevgiye muhtaç yaratmıştır lakin kadınları ise daha bir şefkate,sevgiye muhtaç yaratmıştır..
    Seni seviyorum öyle zamanımızda olduğu gibi hadi bayy veya kendine iyi bak gibi basit bir söz değildir.Bu söz dillerde sakız olmuş çiğnenir çiğnenmesine de bu sözün sonucunda acaba kaç kişinin umutları hayalleri ayak altında çiğnenip gider ve acaba kaç hayatın sönmesine sebep olur işte bu konunun iyi düşünlümesi lazım gelir..
    Bir insana seni seviyorum dediyseniz o kişinin sizden zaman mekan farkı gözetmeden telefon beklediğini,gözlerinin telefon ekranında,kapı zilinde kalacağını unutmamanız gerekir,
    Birine seni seviyorum dediğinizde;onun için fedakarlıklar yapıp,dertleri ile dertlenip,sevinci ile neşelenip,hüznü ile hüzünlenip herşeyi kısaca hayatı paylaşmanız gerekir,
    Birine seni seviyorum dediğinizde;ona kısa da olsa şiirler,maniler yazmalısınız,ona seni seviyorum derken bunun sen benim sevgilimsin anlamı taşıdığını da bilmelisiniz o size aşkını sunar iken sevgi ayrı aşk ayrı diyemezsiniz,
    Brine seni seviyorum dediğinizde;onu bir ömür boyu olmasa da en azından bu gün yarın seveceğinizden emin olmanız gerekmektedir.
    Ne oldu dostlar çok mu ağır geldi seni seviyorum cümlesinin gerektirdikleri..çok mu eziyetli geldi veya çok mu emek istiyor sizce??Evet sevgi emek ister ,sevgi sulanmak ister,sevgi ışık ister,sevgi umut ister,sevgi sadakat ister,sevgi vefa ister,sevgi aranmak özlenmek ister,
    Belki de aranızda ne var bunda keşke bu cümle daha çok kullanılsa diyenler olacaktır.Hayır arkadaşlar hayır dostlar bu o kadar basit değildir.Seni seviyorum sözünü lütfen kalbinizin ta derinliklerinde hissetmiyorsanız karşınızdaki kişiye söylemeyin.Bunun yerine başka bir cümle kullanın.Unutmayın ki sizin için belki de bir anlık heves,bir anlık macera veya bir anlık menfaat uğruna kullanılmış olabilecek bu cümle karşınızdaki kişi için onun tüm ömrüne bedel olacak kadar değerli olabilir..
    Gerçekten sevenler o halde başka bir söz mü icat etmeliler neden derseniz seni seviyorum sözü haraç mezat pazarlarda,işportada satılır oldu..Lütfen gerçekten sevmeyenler,sevginin anlamından bir haber yaşayanlar bu sözü artık kullanmayın ve başka bir söz bulun kendinize duygularınız ne ise ona uygun bir sözcük mutlaka bulabilirsiniz..

    Gerçekten seni seviyorum diyenlerden olmak temennisi ile..


    Dostuum07

#24.03.2010 13:45 0 0 0
  • noimage


    Selam arkadaşlar bu gün sizler ile kadın erkek yaratılış kavramı üzerinde durmak istiyorum..kadınların erkeklerden beklentileri
    ve aile içi mutlulukların temelinden söz etmek istiyorum..
    Dünya üzerinde yaratılmış canlıların en üstünü insandır ve insan da kadın erkek olmak üzere iki cins halinde yaratılmıştır.
    Kadın ve erkek biri birisini tamamlar.Ne erkek kadın olmadan yapabilir ne de kadın erkek olmadan yapabilir..Rabbimiz Allah c.c erkekleri bazı açılardan kadınlardan üstün yaratmıştır
    Gerek güç kuvvet gerekse daha geniş alanlarda çalışabilme,kadınlara nazaran her türlü ortama girip çıkma açısından biraz daha üstündürler bu da Allah vergisidir.Buna nazaran
    kadınlarımız ise daha az kuvvet gerektiren işlerde çalışırlar,daha narindirler,daha alınganlardır en önemlisi daha duygusal varlıklardır ve Rabbimiz Allah c.c
    biz kadınları sevgi ve şefkate muhtaç yaratmıştır..
    Dünyanın değişen ekonomik yapısı dolayısıyla artık her iş sahasında kadınlarımızı da görmeye alıştık..Bir kadın ne kadar maddi özgürlüğünü kazanmış olsa da ne kadar kendi ayakları
    üzerinde duruyor olsa da bir erkeğe muhtaçtırç.Belki maddi açıdan muhtaç olmayabilir lakin manevi açıdan erkeğin kuvvetli omuzlarına,sevgi şefkat dolu
    kollarına muhtaçtır..
    Geçmişten günümüze kadar sosyal güvencesini kazanmamış ve erkeğinin eline bakan kadınlarımızın sayısı daha fazladır.Bu kadınlarımızın büyük bir çoğunluğu
    kocalarından şiddet,zulum görmekte,toplum içerisinde onur kırıcı rencide edici davranışlara maruz kalmaktadırlar..Getirdikleri ekmeği hanımlarının başına kalkan erkekler gördüm.
    seni doyuramadım gibi sözler kullananlar gördüm..Oysa ki erkekler ancak ve ancak bir vesiledir rızkı veren Allah c.c. dir..
    Değerli erkek kardeşlerim,değerli aile reislerimiz lütfen biraz daha merhamet biraz daha insaf..Bir kadın sizden ne ister bunu hiç düşündünüzmü?
    Bir kadın kocasından en başta sevgi ister,şefkat,merhamet ister..
    Ev kadınları akşama kadar gerek çoluk çocukların sıkıntıları,gerekse ev işlerinin yoğunluğu,yemek telaşı,çamaşırı bulaşığı adeta kendisini harap eder
    bütün bunları sizler için yapar belki de mutfak harçlığı yetmez ve bir şekilde sevgisini de katarak size enfes sofralar kurar.Her konuda fedakarlıklar yapar
    Ve bunun karşılığında ise akşam sizler eve gelince sizlerden güler yüz ile karşık tatlı bir merhaba bekler..Bu o kadının tüm yorgunluğunu alır ve onu mutlu eder.
    Bu kadının sizin için yapmaacağı fedakarlık yok olur ozaman ve ailede mutluluk rüzgarları eser.Böyle bir ailenin meyvesi olan çocuklar da
    hayatta daima başarıdan başarıya koşarlar.Mevkii makam,itibar ve söz sahibi olurlar.
    Fakat bunun tersine asık suratla eve gelirseniz ve onun halini hatrını sormazsanız bu yetmez gibi birde ona şiddet uygular azarlarsanız onun sevgisini
    değil ancak ve ancak nefretini kazanırsınız.Böyle ızdırap içinde geçirilen bu yıllar sonunda o kadın evde bulamadığı mutluluğu ister istemez
    dışarda aramaya başlar.Bu olumsuz sonuçlara ister istemez katlanmak zorunda kalırsınız..
    Kadın nadide,narin bir çiçek gibidir.Onu koklarken incitmemek gerekir sevgi ile tutmak gerekir..
    Unutmayın sizler eşleriniz için sığınacak bir liman,yeri geldiğinde şefkatli bir baba,yeri geldiğinde bir arkadaş,sırdaş,dert ortagı olmalısınız.
    Eşiniz can yoldaşınız,hayat arkadaşınız hüzünlü ,kederli anlarında başını göğsünüze yasladığında tamamen şefkat dolu bir kucakta güvende olduğunu
    hissetmelidir..
    Değerli kardeşlerim gelin bu akşam eve giderken bir farklılık yapın.Eşiniz size kapıyı açınca ona becerebildiğiniz elinizden gelen en içten gülümsemeyi verin
    Öyle güle filan ihtiyaç yok sizin bir içten gülüşünüz,bir içten kucaklamanız onun için tüm gül bahçelerine bedeldir..
    Zararın neresinden dönerseniz kardasınız demektir yoksa bir gün gelir ki değil bir tek gülümseme,bir tek içten sarılma değil dünyaları da önüne serseniz
    kadın için herşey bitmiş olacaktır.Artık ne yalvarmalarınız ne de yapacağınız hiç birşey o kadını size tekrar döndürmeye ve sevgisini tekrar kazanmanızı sağlamayacaktır
    Mutlu ailelerde mutlu ve umutlu nesillerde buluşmak ümidi ile saygılar sunarım..


    Dostuum07
#24.03.2010 13:30 0 0 0
  • noimage


    Merhaba değerli dostlar ,
    Dünya denilen bir değirmene gelmişiz,kimimiz değirmen taşı kimimiz ezilen buğday taneleri ,kimimiz değirmenin çalışanları,kimimiz sahibi..Her birimize bir rol verilmiş adına da Rabbimiz Allah c.c kader demiş...
    Bizler bizim için yazılmış kader kapılarını aralamak ve verilen görevi yerine getirmek için ,imtihan için gelmişiz bu dünyaya.
    Hayatın her safhasında önümüze onlarca kapı çıkar kimisi ardına kadar açık olur kolu ile uğraşmakbile gerekmez direk gireriz içeriye.Kimi kapıları ise biz kendimiz açarız elimizdeki anahtarlar ile,kimi kapıya anahtar bile gerekmez kapı kolunu kullanırız açmak için..ve ardından tekrar kapatmak için..
    Hemen hemen her kapının dış taraftan bir kolu ,bir anahtar deliği vardır .
    Dışardan kolu olmayan bir tek kapı vardır dostlar o da kalp kapısıdır..O kapı ancak ve ancak içerden açılırsa oraya girebilirsiniz..Aksi halde ne kadar zorarsanız zorlayın içeriye girmenize imkan bulunmaz..
    Kalp kapısı nasıl açılabilir elbette ki sevgi ile ..Belkide bizlere çok basit gelen sevgi ile..Sevgi bazı insanlara bedava gibi gözükür ama ben dünyada gerçek sevgiyi satın alacak bir hazine tanımıyorum..Bu yüzdendir ki dünya üzerinde her şeye paha biçilebilir,her ürünün bir alış fiyatı bulunabilir,elmasların ,pırlantaların ,yatların,katların,apartmanların,yalıların,mücevherleri şöyle bir tarafa bırakalım da mücevherat fabrikasının bile satın alınabileceği belli bir değeri vardır...
    Bir tek sevgi para ile alınmaz ve onu karşılayacak ,satın alacak bir limit sınırı yoktur.
    Bir kalbe kenarından kıyısından yaklaşabildiyseniz ve girebildiyseniz gelin canlar bunun değerini bilelim ki o kalbin kıyısında kalmayıp asıl gönül tahtına oturabilelim..
    Kalp kapısı dışardan açılmayacağı gibi içerden de kapanırsa size karşı bilesiniz ki tekrar açılmayacaktır...
    Hepinize gönül tahtlarında geçecek bir hayat dilerim...



    Dostuum07
#24.03.2010 13:26 0 0 0

  • noimage


    Ve bugün de...

    Zaman mı bizimle, biz mi zamanla yarışıyoruz belli değil. Akrep ve yelkovan misali düşüyoruz yollara.Her adımda soluklanmak için tutunuyoruz birbirimize ama sonu yine de hep aynı. Ben geride bıraktıklarımı ararken, hayatın gerçeği zamanında yaşamam gerekenleri alıyor elimden. Haber bile vermeden .

    Bir şeylere geç kalmak kaybetmek anlamına mı geliyor .Yaşamadan bilemeyeceğimiz bir soru sanırım.

    Sen...

    Şiirlerimin sahidi , yüreğime sığdıramadığım aşkımın sahibi nerdesin...Hangi denizin dalgası aldı seni, hangi rüzgar bıraktı bilinmeze söylesene.

    B u gün senin doğum günün ve ben bizsizliğin kadehlerine sızmış bir sarhoşum. Bugün senin doğum günün ve sesinde biriken özlemi duymak yeterli gelmeli bana.Oysa ki gece gözlerine hasret doğmalıyım her güne.Umutlarım sabır taşı ile aklanmış birer köle misali. Ne senli günlere adım atabiliyorum nede sensizliği gururuma yedirip vazgeçebiliyorum. Çıkmaz bir yolun başında çaresizliğimle burun buruna savaşıyorum anlayacağın.

    Her gün biraz daha sana çoğalırken birikmiş bütün hayallerim düşüyor gözlerimin önüme . Yataklık yapan gönlüm artık kendini taşıyamaz halde. Payına hep hasret düşmüş, ne kadar gerçeğini gördü o kadar yalanını sindirmiş içine. Olacaklardan habersiz bir gün, hadi bugün de deyip geçirdiği zamanlar hesap sormaya başlamış.

    Bir gönül davasıdır bu yere göğe sığmayan.Bir sevdalının çığlıklarıdır avuçlarımıza düşen dua misali. Bugün İstanbul'un yarısı hüzün.Geceden kalma ağlamaklı gözlerim tek değil biliyorum.Yastığıma düşen her özlem tanesi sızdı içimin içine. Hayalini kurduğum her gerçeğim pembeye boyandı yine. Ben bir kez daha dediğim andan beri hala hasretinle güne gün eklemekteyim.


    Nefesini odamda bırakıp
    Sensizliğin karasıyla düşüyorum yollara

    Yokluğumda sakın üşüme
    Sakın rüzgar ısırmasın tenine
    Yaş değmesin gece gözlerine
    Olur mu?
    Savrulmasın esmer tenin bilinmeze

    ben sevdim mi gök bilir,
    güneş kıskanır yıldız düşerdi.
    ben sevdim mi deniz bilir,
    bulutlar yarışır toprak susardı.

    Ve artık kaçtıklarımla yüzleşme zamanı....

    Galiba'larım keşke'lerimle bir bütün şimdi . Çelme takan gülüşlerine kandım sanırım. Hadi artık tut ellerimden, ilklerin utangaçlığı değsin tenimize.Sabır taşlarımız huzura ersin çatlamak yerine. Hadi bir kez daha kör ve sağır geleceğe sesimizi duyuralım. Adımlarımızın yolunu açalım ve koşalım.


    Islak sokakların örtüsü, bulutlar geçiyor içimden
    Sen gibi dokunup kaçıyor birden
    Aklıma düşüyorsun her seferinde
    Üşüyorum,
    Yoruluyorum ...
    Sensizlik bende bir gece yarısı
    Ve hiç gündüzü görmüyorum .


    Ömrümün dualarında payıma düşen sevgili.... Dünlerimin pişmanlıkları ayak bağı olmadan , yarınların bilinmezi nefesini katmadan gel.Bugün bir ömür daha biçilecek senin adına yap seçimlerini .


    "Tebessümlerden bir çatı , sevgiden bir barınak yetecektir bize."

    Birlikteliğimize düşen hakkımızı yaşamak adına nice yaşlara....


    08/01/2010
    11;11
    Emine
    Gizemli yürek
#24.03.2010 12:58 0 0 0
  • Konu: Koku

    noimage


    Her evin kendine has bir kokusu vardı eskiden. Hatırlarmısınız bilmem. Bazı evler kapısından adım attığınız an sarardı sizi, kucaklardı. Kendinizi evinizde gibi rahat hisserdiniz. O evin kokusuydu size bunu hissettiren. Ve bu koku genellikle evin kadınından kaynaklanırdı.

    Eskiden soba ile ısınırdık. Ana ısı kaynağı salonlarda dururdu. Oradan odalara yayılırdı sıcaklık. Bir tas su sürekli kaynardı üstünde. Çaydanlık hiç inmezdi sabahtan akşama kadar. Ve salonlarımız ya limon kabuğu kokardı ya da karanfil. Yenen meyvelerin kabukları çöpe atılmazdı. Önce sobanın üstüne konur kokusu yayıldıktan sonra içine atılırdı. Evin büyükleri gelip geçtikçe önünden güzel koku verecek bir şeyler koyarlardı sobanın üstüne.

    Mutfakta kuzine kullanılırdı yemek pişirmek için. Mis gibi vanilya kokusu yayılırdı üstünden her yere. Büyük hanımlar zaman zaman tütsü yakarlardı. Evin üstündeki nazarı dağıtmak için. Farklı kokuları yoktu tütsülerin. Lavanta torbaları hazırlanırdı. Çekmecelerdeki çamaşırların arasına konurdu. Odalarımız lavanta kokardı. Gül kokulu sabunlar gardıroplarda saklanırdı.

    Parfüm kullanılmazdı pek. Bir insana sarıldığınız zaman kendi öz kokusunu duyardınız. Ve herkesin kokusu farklıydı. Annem başka kokardı. Babamın kokusu başkaydı. Kardeşimin bambaşka. Gözünüzü açmadan kokusundan anlardınız içeri girenin kim olduğunu. Ya da görmeden bilirdiniz az önce odadan kimin çıktığını, kokusunu duyarak.

    Yaşanan tüm yokluğa rağmen insanlar evlerinin kokularını yaratırlardı. İçinde yaşayanlar arasında en büyük sevgi bağıydı evin kokusu.

    Şimdi çubuk tütsü kokuyor çoğu ev. Ya da kendinden kokulu kimyasal mumlar kullanılıyor salonlarda, odalarda. Ve her ev sanki bir diğerinin koku ikizi. İçinde yaşayanların kokusu ne kadar isteseniz de ulaşmıyor size. Çünkü öyle bir koku yok artık. Kokuların birbirine karıştığı tarifsiz ve anlamsız kokulu mekânlar yarattık ne yazık ki.

    Eskiden kalma kokular geliyor zaman zaman burnuma. Bir özlem sarıyor içimi.

    Koku, yaşamak olarak, sevgi olarak, aile olarak yer etmiş bizlerde, şimdi anlıyorum.

    Yaşanan evlerin güzel kokuları.

    Özlüyorum.

    Eser Aslanlı
#24.03.2010 07:51 0 0 0
  • Çok uzun bir zamandır kendimle konuşuyorum. Kendimle konuşmak sıkça yaptığım bir eylem. Mükemmel değilim, biliyorum. Olabilmeme de imkân yok. İnsan olarak taşıdığım zafiyetlerim var. Yanlış davranışlarım, düşüncelerim var. Bunlar zaman zaman beni, zaman zaman da etrafımdakileri üzüyor, farkındayım. Farkındalıklarımı biriktirip toptan bir hesaplaşmaya giriyorum kendimle. Bazen iç sesimle konuşuyorum. Bazen yeterli gelmiyor, duymak istiyorum sesimi. O zaman da aynanın karşısına geçiyorum, yüksek sesle konuşuyorum, kendimle.

    Her ailenin farklı bir yapısı vardır. Her ebeveyn kendi yaşam görüşleri ile yetiştirir çocuklarını. Büyüdüğümüzde birçoğunu değiştirsek bile temel bazı öğretileri aynı bırakırız. Çokça da farkında olmayız onların. Onlar bizim alışageldiğimiz davranış biçimlerimizdir. Onların öyle olmaları gerekir. Başka şeklini bilmeyiz. O başkalıkları görmez, irdelemeyiz. Sadece öyledirler

    Refleks hareketlerdir bunlar. İstemsiz, bilinçsiz, düşüncesiz yapılan hareketler, hissedilen duygulardır. Yemek piştikten sonra ocağı kapatırız. Bu otomatik bir davranıştır. Ve farkında olmadan yaparız. Evden çıktıktan sonra düşünürüz " Ocağı kapatmış mıydım?" Yanıtını bulamayız. An'a geri döner, düşünürüz. I ıh bilemeyiz. Beyin bile dağarcığından silmiştir, saklamamıştır eylemimizi.

    Sorunu yaratan davranışlar değildir. Onlar uyarılara ve öğretiye açıktırlar. Sorunu yaratan duygulardır. Hissedilenlerdir. Hissedilmeyenlerdir.

    Kendimle konuşmamın ana konusu da bu: Bilmediğim, öğrenmediğim, bana öğretilmeyen duygular.

    Fark ettim ki ben, şımarmayı bilmiyorum . Şımarma temel olmak üzere ona ait alt duyguları da bilmiyorum. Nazlanma, kapris yapma, vs gibi. Bunlar şımarmanın alt kolları mı? Ayrı davranış biçimleri mi? Bunlara davranış biçimi mi denir? Duygu mu? Onu bile bilmiyorum.

    Çocukluğuma bakıyorum. Yok. Çocuk olarak şımarmama hiç izin verilmemiş. Yaşadığım aile ortamım içinde bu duygu ya da davranış biçimi yokmuş ki; öğrenmemişim. Anneme sordum: " Anne ben niye şımarmayı bilmiyorum? " diye. " Haklısın, bilmiyorsun. Hiç izin vermedim ki şımarmanıza" dedi.
    Yetişkinliğime bakıyorum. Yok. Sonradan öğrenebilir miydim? Şımarabileceğim biri ya da birileri olsaydı; kendiliğinden ortaya çıkar mıydı? Yani bu her insanda illa ki olan ve şartlara göre ortaya çıkan bir şey midir? Yoksa kişinin karakter yapısı ile mi ilintilidir?

    Fark ettim ki ben, yaslanmayı bilmiyorum. Bana sürekli dik durmak öğretilmiş. Kendine yetebilmek. Olaylara hâkim olmak. Çözümler üretebilmek. Pratik zekâya sahip olmak. Panik yapmamak. "Her sorunun bir çözümü vardır" düşüncesi ile asla pes etmemek. Vazgeçmemek. Sızlanıp, ağlaşıp, dövünmek yerine o çözümü bulup çıkartmak.

    Kendimden memnun muyum? Çok genel anlamda bakarsam, memnunum. Ama çekirdeğime inersem, değilim. Aslında yanlış oldu. Çekirdeğime indiğimde ortaya çıkan kendimden memnuniyetsizliğim değil. Mutsuzluk.

    Mutsuzluğumun kaynağı çelişki. Kadın yanımla yaşamak istediğim duygular da bir sorun yok. Sorun; o duyguların yaşanma şekli ve paylaşımı. Şımarmayı, nazlanmayı bilmediğim için lafımı ya da düşüncemi yumuşatmayı da bilmiyorum. Ya da bir süre kendimde saklayıp, uygun an'ı kollamayı bilmiyorum. Dank diye çıkarıp vuruyorum orta yere. Yaptığım yanlışı fark ediyorum. " Bir daha yapmayacağım " diye söz veriyorum, kendime. Ama yok, olmuyor. Tahminim o ki, o bilmediğim duyguları bilseydim kadın yönüm biraz daha- nasıl denir? Cilveli?-esnek olabilirdi.

    İnsan yanıma gelince. O da ayrı problem. Düşünün ki karşınızda " Sana ihtiyacım yok. Ben sensiz de ayakta dururum. Bunun dışında bana ne verebilirsin? " diyen bir insan var. Direk olarak söylemese de duruşu, davranışı ile size bunu hissettiren biri. Üstelik bu bir kadın. Siz, bir sorunu paylaşmasını beklerken o çoktan çözmüş, halletmiş. Hatta siz paylaşıyorsunuz düşüncesi ile aklınızın erdiği, dilinizin döndüğünce bir şeyler anlatıp, fikir verirken; Atı alan Üsküdar'ı geçmiş bile.

    Böyle olunca da adın " Zor insan " oluyor tabi ki. Maharet mi yani bu? Hayır, hiç değil. Övünme mi? Asla. Yaşamak istediğin, yaşayacağın her şey kursağına dizilip kalıyor. Ya da hep yarım yaşıyorsun.

    Keşke diyorumDemek istemesem de.
    KEŞKE..

    Eser Akpınar
    izmir
    23.03.2010

#24.03.2010 07:48 0 0 0
  • noimage



    Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
    Yüzünde mavi bir gülümseme
    Gözlerinde binlerce yıldız yanar geceyi ağartırmış
    İçinde sevgi tohumları
    Sabahları baharın muştusuna uyanacakmış


    O her karanlık geceye pembeyi beyazı taşımış
    Siyahın çehresine gökkuşağını çizmiş
    Korkularını avuçlarında tutmuş sımsıkı
    Ne uzağına
    Ne içine serpmemiş


    Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
    Hayatı düş düşü gerçek sanan
    Sihirli ayna hışımla atmış kendini yere
    Her kırıntısı mesken tutmuş ruhunu
    Bazen ince, ince sokulmuş biraz daha derinine
    Bezen bir çizik atmış
    İçinde saklı Hayallarının bebek tenine


    Güneşte uzağına düşmüş ayda
    Saklanmak istenen özü
    Karanlığın tüten ocağında karışmış ise
    Sözler yalan
    Kelimeler ifadeden yoksun
    Dil ezberin tekrarından ibaret
    Yürek sözü külmüş



    Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
    Öfkeden bozma sevgilerin damında
    Keskin bir küf kokusu duvarlarında
    Paslanmış hayallerin sureti vururmuş kör bir kuyuya
    Kız gözlerini yummuş hiç uyanmadan korkularına
    Razıymış puslu bir düşün koynuna




    Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
    Satır aralarında silik
    Noktaymış
    Bir ışık vurmuş güzüne
    Bir cemre düşmüş gözüne
    O şimdi koca bir destan olmuş
    Bir yüreğinin gümüş kaplı defterinin içinde
    Çok eski zamanlarda minik bir kız yaşarmış
    Mutluluğun kollarında
    Düşü gerçeğe gerçeği düşe gebe


    Minik bir kız yaşarmış






    Sedanur



#24.03.2010 07:41 0 0 0

  • noimage



    Onun
    Yüzünden
    Sevilmedim
    Onun
    Yüzünden
    Gülmedim
    Onun
    Yüzünden
    Zorda kaldım
    Onun
    Yüzünden
    Yolda kaldım
    Onun
    Yüzünden
    Darda kaldım


    Ondan
    Taviz vermedim
    Ondan
    Sır vermedim
    Ondan
    Yalan söylemedim
    Ondan
    Hep sevdim
    Ondan
    Düşküne sarıldım
    Ondan
    Hep yoruldum


    Onu
    Gördüm doğuştan
    Onu
    Bildim anamdan
    Onu
    Öğrendim babamdan
    Onu
    Aldım atamdan


    Nedir derseniz
    O benim onurumdur
    O benim şerefimdir
    O benim namusumdur
    O benim gururumdur


    Nereden nereye sorarsanız
    Babamın bana mirasıdır
    Benimde çocuklarıma mirasımdır


    CEMAL USTA

#24.03.2010 07:31 0 0 0
  • Cahit Sıtkı Tarancı nın şiirini bilmeyeniniz var mı ? Hani şu horoz şekerli !

    Edebiyat dersinde satır satır incelediğimiz bu şiiri öğretmenimizin bütün gayretlerine rağmen tam anlamıyla kavrayamadığımızı , çocukluğuma oldukça uzak düştüğüm bu günlerden daha iyi görebiliyorum . Bu şiirin lisede daha çocukluğu duman duman üzerinde tüten gençliğe okutulup anlatılmaya çalışılması o günkü mevzuatın bazı şeyleri nasıl da gözden kaçırdığını gösteriyor bana sorarsanız . Hala çocuk olan insana elden kaçan çocukluğun kıymeti anlatılmaya çalışılmış . Çok değerli edebiyat öğretmenim Ayhan Hanım ' ın kulakları çınlasın . O kusursuz yorumu ile şiiri okuduktan sonra sınıfça tema ve metin çalışmalarını yaparken ki gayretlerinin hakkını ödememiz mümkün değil .

    Her şeyin bir vakti vardır ve o vakit de bu vakit galiba . Cahit Sıtkı Tarancı ' nın bu şiirinin mısra mısra ne kadar derin ve özel anlamlar taşıdığını anlayacak yaşa - başa geldik şimdi . Şöyle kırk-elli yaşlarındaysanız eminim siz de aynı düşünceleri paylaşacaksınız benimle .

    ÇOCUKLUĞUM diye başlık atarken acaba hangi ruhsal boyuttaydı Cahit Sıtkı Tarancı ? Kaç yaşındaydı bu şiiri yazarken bilmiyorum ama galiba biyolojik yaşının çok çok üzerindeydi . 46 yaşında öldüğünü biliyoruz . "Yaş otuzbeş yolun yarısı eder " dediğinde kendisi için yolun yarısının 23 olduğunu nerden bilecekti . Genç yaşında edebiyatımıza kazandırdığı şiirlerden şairin duygusal derinliğinin kaç fit olduğunu anlıyoruz az çok . " Çocukluğum" diye bir başlık atabilmek için bir şiire belki de bir " Cahit Sıtkı Tarancı" olmak lazım gelir .

    "Affan Dede'ye para saydım
    Sattı bana çocukluğumu" diyor ilk dizelerinde ;

    Geçti mi gözünüzün önünden derin çizgilerle dolu , avurtları çökmüş , sakallı , nur yüzlü dede simalar sizin de ? Ailede ya da komşuda ya da sokakta , camiye giderken , ya da bir parkta yalnız başına oturmuş hayatın neresinde bulunduğunu , bu parkta ne işi olduğunu , buraya kim tarafından ne zaman bırakıldığını , arkadaşlarının nereye kaybolduğunu düşünüp duran bir dede resmi geldi mi gözünüzün önüne ? Ya da sokağın bir köşesinde kalın iç süveterli , çizgili yün bereli kıyafetiyle camekanlı bir el arabasında horoz şekeri satan bir "Affan dede" ?!

    "Artık ne adım var ne yaşım
    Bilmiyorum kim olduğumu"

    Önce içinde yaşadığımız aile , çevre ve toplum tanımlaya tanımlaya bitirememiş bizi . Anne , baba , evlat , kardeş ,hala , dayı , teyze , torun vs. vs. gibi bir sürü ismimiz olmuş . En sonunda da devletimiz vatandaş kimliğimize bir sürü de sorumluluk yükleyerek (11 ) haneli olarak attığı numara ile işi bitirmiş . Hepsini bir kalemde silerek sadece "çocuk" olmayı istemez miydiniz siz de ve bu toplumda çocuk olmanın zorluklarına aldırmadan ?

    "Hiçbir şey sorulmasın benden
    Haberim yok olan bitenden"

    Zihnimin odacıklarına dalıyorum çocukluğuma ait bilgilere ulaşmak için . Önüme çıkan kapıları yokluyorum . Kimisi sıkı sıkıya kapanmış . Halbuki neler vardır o kapıların ardında neler . Hepsi dışarı çıkabilmek için bir anı kırıntısı bekliyor .

    "Bu bahar havası bu bahçe
    Havuzda su şırıl şırıldır"

    Bahar havalarında o bahçeler ve yeşilin her tonunda çimenlerde çiçekler , menekşeler . Bir havuz başı ne kadar da çabucak ele geçirirdi bizi . Hele bir de fıskıyeleri varsa o havuzun .

    "Uçurtmam bulutlardan yüce
    Zıp zıplarım pırıl pırıldır"

    Uçurtmalarımız olmuştu uçurmayı bir türlü beceremediğimiz uzun , püsküllü kuyruklu . Mahallenin ağabeyleri çıtalı , rengarenk , altıgen uçurtmalar yaptılar kardeşlerine o dönemlerde . Bize de gökyüzünün masmavi derinliğinde oradan oraya salınan uçurtmaları , ipi gerdire gerdire ve rüzgarla sıkı bir işbirliği içerisinde uçuran çocukları izlemek düşerdi olduğumuz yerden . Dakikalarca başımızı yukarıya kaldırmış vaziyette , gözümüz uçurtmada boynumuz ağrıya ağrıya seyrederdik . O uçurtmayı uçurmaktan biz de onları yani hem uçurtmayı hem de uçuranı seyretmekten büyük keyif alırdık . Bir uçurtmanın aniden dengesinin bozularak aşağıya doğru hızla düşmesi en az uçuran çocuk kadar üzerdi bizi . Mahallemizde yol boyunca ağaçlara takılmış paramparça olmuş uçurtma görüntüleri hangimizin zihninde yok ki . Bir de defter ve gazete yapraklarından yaptığımız uçaklar vardı hemen yere çakılan . Zıp zıplar ise zaman zaman sokak satıcılarının tezgahında aniden çıkabiliyor karşıma hala ve çocukluğuma bir köprü kuruyorum hemen oracıkta kısa bir süre için bile olsa .

    "Ne güzel dönüyor çemberim
    Hiç bitmese horoz şekerim"

    Çember çevirmedim hiç , ama çeviren çocukları izledim uzaktan . Çember çevirmek genellikle erkek çocukların oynadığı bir oyundu . Biz kızlar çizgi taşlarını sektirirken onlar da kahküllerini savura savura çemberlerini çevirerek çevremizde dönüyorlardı . Yüzlerindeki o sağlık , mutluluk ve başarmaya dair ifadeleri hala hatırlıyorum dün gibi . Evet evet sanki daha dün gibi ! Çeviriyorlar , koşuyorlar , gülüyorlar !

    Dişlerimizle kıra kıra , çenelerimizi boyaya boyaya , elimiz yüzümüz yapış yapış yediğimiz kırmızı horoz şekerlerinin tadı ise hala damağımda ! İşte o dede , o horoz şekerlerini hala o köşede satıyor biz yaştakilere ; ama bedelini ödeyebilene aşk olsun ! O yüzden büyüdük belki de !


    14 ekim 2009


    Darbe
#24.03.2010 07:18 0 0 0
  • Konu: Eğer
    Farkında olduğumuz kadar yaşıyoruz hayatı .

    Keşiflerimiz fark ettiklerimizle giriyor hayat sahamıza. Farkına vardığımız her durum bilinç duvarımızda açtığımız bir gedik oluyor . Her farkına vardığımız konu hayat kalesine attığımız bir gol , farkına varmadan yaptığımız hatalar ise kendi kalemize yediğimiz goller oluyor . O golleri yemeden de hayat maçına asılamıyoruz bir türlü .

    Ben bu satırları karalarken kim bilir kimler nerelerde ve ne şekillerde bir şeylerin farkına varıyorlar . Bir çocuk annesinin bütün ikazlarına rağmen bağlamadığı ayakkabısının bağcıklarını ilk sendelemeden sonra bağlaması gerektiğinin farkına varıyor ; sular kesildiğinde yedek kaplarda su bulundurmanın ne kadar önemli olduğunun farkına varıyor henüz yeni evlenmiş ve bütün bir evin sorumluluğu altına birden bire girmiş genç bir kadın ; sınavda kırık not alan bir öğrenci öğrenmediği konuları cevaplayamadığı sorularla fark ediyor ; bir baba , çocuğundan işittiği bir eleştiri ile kendi babasını eleştirdiği zaman onu nasıl yaraladığını fark ediyor ; ya da bir anne kızı kendisini yargıladığı zaman kendisinin de annesini yargıladığında neler hissettiğini fark ediyor olabilir .

    Salonun tam ortasında kocaman bir akreple karşılaşıncaya kadar eşiklerin bir evin muhafazası için ne kadar önemli olduğunun çok da farkında değildim . Berbat bir duyguydu ama bu karşılaşma bir yandan da farkındalığımı arttırmıştı . Eşikler çok önemliydi . Görünen ve görünmeyen eşikler var hayatımızda . Oldukça korumalı yaşamaya çalıştığımız aile hayatımızın içine görünmeyen eşiklerden sızabilecek "nefs" kaynaklı kötülükler var . O eşiklerin altından , bir "akrep" karalığında ve sinsiliğinde iş ve aile hayatımıza sızabilecek ve huzurumuzu bozabilecek mevzular var . Dedikodular , iftiralar , çekememezlikler , kıskançlıklar , iki yüzlülükler ...

    Farkındalıklarımızı şöylece bir gözden geçirmek maksadıyla birkaç soru sorsam cevaplarınız neler olurdu acaba . Mesela ;

    1-Evde hayvan yetiştirmenin zorluğunu ama diğer bir yandan da hayvan sevgisinin insan sevmeyi öğrettiğini fark ettiniz mi ?
    2-Hayatı tam kendimiz için yaşayacakken hayatın sonuna geldiğinizi fark ettiniz mi ?
    3-Hepimizin bir türkünün baş kahramanı olduğumuzu fark ettiniz mi ?
    4-İnsanın kendi hayatını yönetemediğini , hayatın insanı yönettiğini fark ettiniz mi ?
    5-Çal kapı ziyaretlerin ancak gönül dostlarına yapılabileceğini ve o kapıların da ne kadar az olduğunu fark ettiniz mi ?
    6-Paranın peşinde ne kadar koşulursa , o kadar hayattan geri kalındığını fark ettiniz mi ?
    7-Namazların hiç aksatmadan ve vaktinde kılındığında ruhu bir ton yükten kurtardığını fark ettiniz mi ?
    8-Kur ' an ' ın hayatın tek rehberi olduğunu gerçekten fark ettiniz mi ?
    9-Hadislerdeki öğretilerin üzerine öğreti olmadığını fark ettiniz mi ?
    10-Öğreneceğimiz ne çok şey olduğunu , aynı zamanda öğrendiklerimiz kadar unuttuğumuz ne çok şey olduğunu fark ettiniz mi ?
    11-Aynadaki suretimizle , bu sureti giyinen ruhumuz arasındaki bağın ne kadar zayıf olduğunu fark ettiniz mi ?
    12-Hem ruh hem de beden sağlığımızı ne kadar ihmal ettiğimizi fark ettiniz mi ?..
    13-Sevgi diyarlarına hem çok uzak ,hem de çok yakın olduğumuzu fark ettiniz mi ?
    14-Hayatta olmaz , olmaz diye bir şey olmayacağını fark ettiniz mi ?
    15-Kınadığımız şeylerle günün birinde kınandığımızı fark ettiniz mi ?
    16-Söylediğimiz sözlerin , bir de söyleyemediğimiz sözlerin manevi yükünü ruhumuzda taşımaktan ne kadar da yorulduğumuzu fark ettiniz mi ?
    17-Güzel günlerin geride kaldığını , önümüzde çetin günlerin bizi dört gözle beklediğini fark ettiniz mi ?
    18-Kitap okumaya gereken önemi vermediğimizi ve bunun bizlere neler kaybettirdiğini fark ettiniz mi ?
    19-Bence en önemlisi de , küçük meseleler yüzünden büyük bir meseleye talip olamadığımızı fark ettiniz mi ?
    20-Ya bütün bunların farkında olsaydık nasıl bir aile , nasıl bir toplum , nasıl bir dünya olabileceğimizi fark ettiniz mi ?

    Eğer farkında olsaydık ...



    5 Kasım 2009


    Darbe
#24.03.2010 07:15 0 0 0
  • Hızla dönüşüyor tabiat . "Nevruz" baharı getirdi bıraktı günlerimize , şimdi sıra yaz mevsiminin habercisi "Hıdırellez" de .

    Her insan kendi kişisel tarihini yaşayarak yazıyor . Doğrularıyla , yanlışlarıyla , günahlarıyla , sevaplarıyla , kazandıklarıyla , kaybettikleriyle , sevinçleriyle , hüzünleriyle , pişmanlıklarıyla Bir jenerasyonun yaşayıp bitirdiği dönemleri bir diğer jenerasyon farklı sosyal , siyasal , kültürel , ekonomik vs. koşullarda yaşamaya başlıyor yeniden . Babaannemin (Rahmetli) "unumu eledim , eleğimi duvara astım" dediği noktaya doğru yol alıyoruz . Varır mıyız varmaz mıyız orası meçhul ..

    Zihnimiz geçen günlerin bıraktığı izlerle dopdolu . Şimdi çok uzaklarda kalan o günlere gittim , bugünlerde gündeme düşen bir haberle .. O habere gelmeden önce geçmişe bir göz atmak istiyorum kısaca .

    2002 yılında , 20 günlük Macaristan gezisinde , en etkileyici ve en iz bırakan ziyaret Köszeg kalesine yaptığımız ziyaret olmuştu . Kaleye giden yolun alt kısmında küçük bir yol üstü tezgahı dikkatimizi çekti . Yaklaştık . Etrafta kimseler yoktu . Bizim yol üstlerinde satılan sebze , meyve tezgahları gibi düşünebilirsiniz . Tek fark bizim tezgahların başına kız ya da erkek çocuklar dikilir anne - babaları tarafından . Plastik kaplara doldurulmuş dalından yeni koparıldığı belli olan taze ve simsiyah böğürtlenler hala gözümün önünde . Hemen bir köşesinde de içinde bozuk paralar olan , üzerinde not yazan bir kumbara vardı . Bize eşlik eden rehberler , notta böğürtlenlerin fiatının ve ücretinin kumbaraya atmamızın istendiğinin yazılı olduğunu söylediler .

    Bunun üzerine hemen o anda , Yavuz Sultan Selim ' in Macaristan seferinde Osmanlı askerlerinin üzüm bağlarından geçerken dallara , yedikleri üzümlerin bedeli olarak altın keselerini astıklarını hatırladık . Hatta eşim bir ağacın dalına 25 Türk Lirası asarak tarihi canlandırdı oracıkta .

    Beni o günlere götüren olay ise aynen şöyle : "Temizlik yaparken , altınlarını örtü ile birlikte sokağa silkeliyor kadın . Yoldan geçen iki çocuk altınları buluyor ve eve götürerek annelerine veriyorlar . Anne de altınları alıp doğruca polise teslim ediyor . Ve sahibine hiç sekteye uğramadan kısa sürede ulaşıyor altınlar ."

    Dün den bugüne insani duyguları öne çıkaran örnekleri zihnimde buluşturmuş oldum böylece . Bunca keşmekeş gündemden çıkan , olması gerektiği gibi düzgün bir haberi nereye koyacağınızı bilemediniz belki siz de benim gibi . Farkettim ki böyle haberler insanın ruhuna da çok iyi geliyor . Aslında olması gereken olduğunda şaşırmaya başladıysak eğer , olması gerekenle olan biten arasındaki mesafe çok fazla açılmış demektir .

    Daha fazla açılmadan kapanır mesafeler ve gündemimize insanlığımızı hatırlatan , böylesine güzel haberler daha çok düşer inşaallah .

    23 Mart 2010



    Darbe
#24.03.2010 07:12 0 0 0
#24.03.2010 07:00 0 0 0
  • "Kökenbilim" (etimoloji) üzerine yapılan çalışmalara bakıldığı zaman hem verilen yapıtların niceliği hem de niteliği insanı üzmeye yetiyor. Bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi olmayan pek çok bilgi içeren bu tür yapıtların, bu yolda çalışmak isteyen dil sevdalılarına yol göstermek yerine, onları yanıltmakta ve onların çalışma isteklerini azaltmaktadır. Çünkü bu yapıtlardaki açıklamalar, bilimsel görüşlerin yanında inandırıcılıktan uzak bilgiler de içermektedir. Bu yönden, araştırmacı insanların güvenini kazanamayan bir yapıtın yol göstericiliği, her zaman tartışmaya açıktır.

    Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü (İsmet Zeki Eyuboğlu- Sosyal Yayınlar, İkinci Basım, Şubat 1991, İstanbul) bu yönden dikkate değer bir yapıttır. Bir gün öğrencilerime "yansıma sözcükler"le ilgili bilgi verirken "parlamak" sözcüğünün ışık yansımasından türediğini belirttiğimde bu görüşüme karşı çıktıklarını gördüm. Onlara verilen bilgilere göre yansıma sözcükler, yalnızca "ses yansıması"ndan oluşturulurdu. Bu yanlışı düzeltmek ve kendi görüşümü desteklemek için birçok kaynağı taradım. Pek çok bilimsel yapıt beni destekliyordu. Fakat etimoloji sözlüğünün bu konuda daha açık bir bilgi vereceğini düşünüp "Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü"ne başvurunca bir hayal kırıklığı yaşadım. "Parlak" sözcüğüyle ilgili bilgi, sözlükte şöyle yer alıyordu:"PAR (doğal sese öykünme)dan -lak ekiyle parlak (parlayan, ışık saçan, aydınlanan)."

    Bu açıklamada ne var diyeceksiniz? Dikkat edilirse burada iki önemli yanlış var: 1) Işık kavramının sesle ilişkisi olamaz. "Işık", ses çıkarmaz, böyle bir anlam ilişkisi kurmak mantıksızdır. 2) "Par" köküne gelen ek "-lak" değildir. Çünkü iki ek vardır sözü edilen bu bölümde:-la, -k. Yani sözcüğün etimolojik ayrılışı şöyle olmalıdır: par-la-k.

    Bu kez merak edip "başarmak" maddesine bakıyorsunuz. Aynı hüzün içinize oturuyor: "Baş-a-r-mak" diyerek kökünü doğru gösteriyor, buna gelen yapım eki de addan eylem türeten -ar eki oluyor; fakat benzer örnekler verilirken yanlışlar başlıyor:" çık-ar, yak-ar" örnekleri benzer örnek değildir. Neden? Çünkü bunlara getirilen -ar eki, eylemden eylem türetmektedir. İşte güvensizliklerin başlangıç noktası budur bu tür yapıtlarda. Gezimize devam edelim yapıtta daha neler var bakalım: "Eleştirmen"sözcüğünün etimolojisi "el-e-ş-tir-men" diye veriliyor ve kök doğru gösteriliyor. Fakat benzer türetme örnekleri verilirken yalnızca ses benzerliği taşıyan ve konuyu ilgilendirmeyen sözcük ve türetme örnekleri görülmektedir:"küçümen,delişmen"

    Bir başka örnek daha: "sıcak" sözcüğüne bakıyorsunuz, kök doğru düşünülmüş ve "ısı" köküne "-cak" ekiyle türetildiği belirtilmiş. Bu çok doğru bir yaklaşım. Ne var ki benzer yoldan türetilen sözcük örnekleri verilirken inanılmaz hatalar yapılıyor yine ve: "al-acak, sal-acak" örnekleri verilmektedir. Oysa maddeye konu olan sözcüğün kökü bir "ad" ve aldığı yapım eki addan ad türetmekteyken, alt örnekteki "alacak" sözcüğünün kökü fiildir ve aldığı ek de " -acak, ecek"tir.

    ÖSS ve OKS hazırlık kaynaklarına bakıldığında da bu tür kaynakların esas alınması sonucu, bilimsellikten uzak görüşlerin ve dikkat dağınıklıklarının etkili olduğu görülmektedir. Böylesi tutumlar, doğal olarak pek çok yanlışı da genç kuşakların beynine taşımakta, yanlış bilgilerin yayılmasına neden olmaktadır. Bu da eğitimde bilgisizliği gidermeye çalışan gerçek öğretmenlerin karşılaştığı öğretme zorluğunu iki katına çıkarmaktadır. Çünkü bu kez öğretmenler, bir yandan müfredat bilgilerini öğrenciye kavratmaya çalışırken bir yandan da bu yaygın yanlışları düzeltmekle uğraşmaktadır.

    ÖSS ve OKS yayınlarının hiçbir bilimsel denetim mekanizmasından geçmeden yayımlanmasının doğurduğu bu ciddi sakıncaları MEB, on yıllardır seyretmek durumunda kalmıştır. Oysa bilimselliği tartışmaya açık bu tür yayınların on yıllardır yaydığı zehir, bilimselliği gölgeleyecek kadar tehlikeli boyutlara ulaşmıştır ve bunun mutlaka önlenmesi gerekmektedir.

    Bu türden birçok yayında "savaş", "sıcak", "başarmak", "başak", "başka", "yatkın" sözcüklerinin etimolojisi incelenirken bunların "KÖK" olarak adlandırıldığı ve yapıca birer "basit sözcük" sayıldığını görmekteyiz. Oysa bunların hepsi de birer "türemiş sözcük"tür. Hadi bakalım buyrun, bu gerçeği anlatabilirseniz anlatın genç kuşaklara.

    Sözcüklerin çok anlamlılığı üzerinde bütün dilbilgisi kaynakları durur. İlköğretimin birinci kademesinden başlanarak bu gerçekler öğrenciye anlatılır. Sözcüklerin "temel anlam", "yan anlam", "mecaz anlam" özellikleri ezberletilir. Fakat sözcüklerin bu anlamsal özelliklerini uygulamaya gelince öğretmen de teklemeye başlar. Bir konudan başka bir konuya geçtiğinde bilgi transferini öğretmen, genellikle es geçer. Şimdi aynı kökten türemiş olabileceği düşünülen şu sözcüklerin köklerini düşünelim:

    1- yatak, yatık, yatalak, yatılı, yatırımcılık, yatkınlık
    2- başlık, başkan, başak, başkalaşım, başka, başkalaşmak, başarısızlık, başat, başlangıç
    3- sürü, sürgü, sürgün, süre, süreklilik, sürme, sürücü, sürünmek, sürüm
    4- öncü, önder,önlem, öneri, önermek, önemsemek,önemli, önlük,öncelik

    Bu örnekler incelendiğinde 1. maddedekilerin hepsinin "yat-", 2. maddedekilerin "baş", 3. maddedekilerin "sür-", 4. maddedekilerin de "ön" kökünden türediği anlaşılacaktır. Bunu kavramak için, sözcüklerin anlamsal özelliklerini kavramış olmak gerektiği kendiliğinden anlaşılır.
    ,

    Nuri SAĞALTICI
#23.03.2010 19:08 0 0 0
  • Emeğine sağlık Ozan teşekkür ederim Top Gun sözlerini bizlerle paylaştığın için...
#23.03.2010 17:12 0 0 0
#23.03.2010 14:46 0 0 0
#23.03.2010 14:41 0 0 0
#23.03.2010 14:30 0 0 0
  • Konu: Kul Hakkı
    noimage




    ....................Kalpleri tarumar eden bitiren sineyi daraltan başkasına yüksekten bakmak..
    Yapanı belki egosunu tatmin eder görünsede aslında kendisini alçalttıkça alçatır bir başkasını rencide edenler..
    ..............Ezilmişliklerini unutmak için başkasını üzerler çoğu zamanda kendilerine en candan olanları incitirler..
    ................Sabır ettikçe dalga geçilen kişi daha da artırırlar..Aslında karşıdakini rencide ederken kendilierini tarif ederler ..
    ..........İncittiklerini sanarlar ama aldanırlar..
    ...............Kul hakkıda cabası ..Alta düşen yaprağın üzerine düşen yapraktan hak isteyeceği..Karıncanın bile kendisini ezenden hak isteyeceği ..An gelecek..
    ...........Şehitlerin dahi kurtulamadıkları kul hakkı..
    ..............Ne kadar bakıyoruz önem veriyoruz kul haklarına yazarken konuşurken imalı hallerle ezerken ..Hiçte dikkat edilmez çok defa ..Hayatı eğlenci gibi görenlerde..
    ................Bizler boşuna yaratılmadık başı boşta değiliz..
    ...........Ne zaman en ufak bir şey duysam HZ AYŞE ANNEMİZİ VE PEYGAMBER s.a.v EFENDİMİZİN ONA SÖYLEDİĞİ SÖZ GELİR AKLIMA..
    Bir gün bir hanım gelir konuşur gider AYŞE annemiz rivayete göre boyu ne kadarda kısa idi der ..
    .........Efendimiz kardeşinin ölü etini yedin der..Ve okyanusa atılsa o söz bulandırır dı..
    Sonra annemiz üzülür ..Bir daha yapmam der ..
    ......Düşünüyorumda boy veya diğer şeyler bize gerçeğini söylüyoruz dense..Söylediğinde din kardeşini inciten söz gıybettir..O hal onda yoksa hem gıybet hemde dedikodudur..Allah her iki haldende saklasın bizleri..
    ...........................Bugün bu geldi aklıma muharrem ayındayız her gün her an aslında çok değerli ömrüzümden eksilmekte..
    ..............Ahrete yaklaşmaktayız an be an ecel nerde ne zaman gelir belli olmaz..
    .............En güzel libas edep elbisesi..En güzel mülk güzel huydur taşıyanı değerli yapar..
    ........Heryerde aranan olur kimseyi incitmeyenler iyi huylular..
    ........Allahım her iki cihanda da bizlere iyi huylu hayırlı komşular ihsan eylesin..
    .......Allahım bizi bize bırakma..Gönülleri yıkan değil kazananlardan eyle..
    .........Rabbim aşk ve muhabbetinle kalbimizde güller açtır..
    ......Bizleri salih kullarından eyle..
    Allahım iki cihanda da kul hakkıyla kıvrandırma bizleri..
    Allahım sev sevindir bizleri..Güzel huylarla huylandır..
    Ayaklarımızı kaydırtma ..Senin her şeye gücün yeter..
    Allahın selam ve rahmeti üzerinize olsun ..
    Selam ve dua ile.

    ÜLKÜ BAHÇESİ
#23.03.2010 14:18 0 0 0